![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 501
Thanks: 38
Thanked 99 Times in 65 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | Devlet nasıl yenildi? 22.07.2009 - ahmet altan.. taraf Silahla olmadı bu. Sadece PKK’nın “var olması” yetti devletin yenilmesine. Aslında PKK’nın devleti silahla yenmesi mümkün değildi. Devlet, devlet gibi durmayı becerebilseydi böylesine ağır bir yenilgiye uğramazdı. Ama bizim devletin bütün “bozuklukları”, PKK’nın başlattığı Kürt savaşıyla birlikte gün yüzüne çıktı. Kendini “ağa”, halkı da “yanaşmalar” olarak gören bir anlayışın sonucu olarak geldi bu yenilgi. Bir “yanaşmanın” her türlü talebini “küstahça bir saygısızlık” gibi gören bizim “ağa devlet”, Kürtlerin istekleriyle karşılaşınca tam bir “asabiyete” kapıldı. Çok haklı, çok yerinde olan bu istekler, işin içine hiç silah karıştırılmadan çözülebilirdi. Ama 12 Eylül denilen o korkunç felaket, Kürtlerin mırıltı halindeki isteklerine bile tahammül edemedi. Bir ölüm makinesi gibi saldırdı o insanların üstüne. Diyarbakır hapishanesi, Kürtleri “öfkeden ve acıdan” çıldırtmak için sanki bilinçli bir şekilde kullanıldı. O hapishanede öyle acılar yaşattılar, öylesine korkunç işkenceler yaptılar, insanları öylesine aşağıladılar ki Kürtlere “dağlara gitmekten” başka yol bırakmadılar. Kürtler silaha sarılınca da devlet zıvanadan çıktı. Bu isyanın nedenini hiç düşünmedi, bir çözüm yolu aramadı, insanların şikâyetlerine kulaklarını tıkadı, isteklerini elinin tersiyle itti. Onların “Kürt” olduğunu bile inkâr etti. Tek bir amaç seçti kendine. İsyanı ne olursa olsun bastırmak. “Bunun başka bir çözüm yolu var mıdır” diye bakmadı bile. PKK’nın çok sağlam bir halk desteği vardı, dışardan da destek buldu. Devlet, PKK’yı silahla yok etmeyi, isyanı bastırmayı beceremeyince kendisi için büyük yenilginin yolunu açan hatayı yaptı. Bütün kurumlarıyla birlikte “hukukun” dışına savruldu. Bugün Güneydoğu’nun neredeyse her yanından öldürülmüş insanların kemikleri çıkıyor. Bu korkunç katliamı devletin görevlileri işledi. Devlet, oralarda görevlendirdiği subaylarını birer “katile” çevirdi. Hukukçularını “cinayetin suç ortağı” yaptı. Siyasetçilerini, “cinayet teşvikçileri” haline getirdi. Polisini “işkenceci” olarak kullandı. Hukukun ve yasanın bekçisi olması gereken devlet hukukun dışına çıkınca, o koskoca örgüt bir çeteye dönüştü. Susurluk çetelerini, Ergenekon’u düşünün. Mafyayla yapılan işbirliklerini, cinayetleri, uyuşturucu kaçakçılıklarını, haraç çatışmalarını düşünün. Zaten sakat bir biçimde kurulmuş olan devlet, “devlet” olma işlevini yitirdi. “Suç özgürlüğü”, kanserli bir hücre gibi girdiği devletin bünyesinde büyüdükçe büyüdü, bütün yapıları kemirdi. Etleri döküldü devletin. Bugünkü haline geldi. Anayasa Mahkemesi’nin bile anayasayı çiğneyebildiği bir ülkeyiz. Adlî Tıp, Cumhurbaşkanı’nın bile dikkatini çekecek kadar tuhaf işler yapıyor. Devletin içinde JİTEM denen ve varlığı sürekli inkâr edilen bir cinayet örgütü var. Bu yapısıyla, bizim devlet, bir devlet değil artık. Zaten PKK karşısında yaşadığı büyük yenilgi de bu işte... Artık devlet olmaması. PKK’yı hukuk dışı yollarla yok edeceğim derken, kendini, meşruiyetini, varlık nedenini yok etti. PKK hâlâ duruyor. Ama bizim devlet kalmadı. Şimdi bu devletin yeniden kurulması gerekiyor. Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya saygılı olduğu, subayların sadece askerce işler yaptığı, polisin asayişi sağladığı, devletin halkın isteklerine saygı gösterdiği, insanlarına hizmet ettiği bir devleti yeniden inşa edeceğiz. Devletin “ağalığı” bitti. Bu halk da “yanaşma” değil artık. Devletin büyük yenilgisi, aslında çoktan yaşamamız gereken bir dönüşümün yolunu açtı. Devletin ve halkın rolleri yeniden belirleniyor. Hâlâ eski alışkanlıklarını sürdürmek isteyen, “ağalık” taslamaya uğraşan birileri var tabii ama onların gücü bu ucubeyi insanlara bir “devlet” olarak kabul ettirmeye yetmiyor. Yeni bir devlet kurabilmek için önce Kürtlerle barış yapılacak. Sonra devlet, bu ülkenin asıl sahibi olan halkı, “türbanlı türbansız”, “sağcı solcu”, “Sünni Alevi” diye ayırmaktan vazgeçecek. Geçmiş günahlar bir bir ortaya çıkacak, suçlular yargılanacak, devlet ve toplum ciddi bir özeleştiri yapacak. Sonra yeni bir devletimiz ve yeni bir toplumumuz olacak. Bir daha hiçbir vatandaşını “silaha sarılmak” zorunda bırakmayacak, onlara işkence etmeyecek bir devlet kuracağız. Sakat bir devletin yenilgisi, gürbüz bir toplumun doğuşuna yol açacak 22.07.2009 - ahmet altan.. taraf bu yazıyı yanlış algılamayalım.. burada pkk güzellemesi yada övgüsü yapılmıyor.. geleneksel devlet yapısı ve işleyişinin zaten cürüdüğünü ve değişmesi gerektiğini vurguluyor.. burada pkk ye atfettiği tek olumlu şey ..; bizim devletin bütün “bozuklukları”, PKK’nın başlattığı Kürt savaşıyla birlikte gün yüzüne çıktı. budur... sayın altan bu mantığını 68 çıkışları ve 75-80 iç-savaş süreci ile birleştirip koysaydı anlardım.. sayın altanın ve çevresinin kürd ulusal sorunu başlamadan önce..(80 öncesi) süreçlerdeki bakış açılarını da biliyoruz.. sağ-sol çatışması olarak bakardı.. devletin bu geleneksel yapısının sonucu olduğunu söylemez di.. hoş.. kürt ulusal sorununda da söylemedi.. uzun süre pkk için demediğini bırakmadı.. şimdi bu çürümüşlüğü pkk açığa çıkardı sona getirdi diyor.. bu söyleminin aynı zamanda pkk sürecinin bir demokratikleşmeye zorlama süreci olduğunun farkında değil olsa idi.. az da olsa bir özeleştiri verme gereğini duyardı.. bukadarına da.. eyvallah diyelim.. anlaşılan sayın altanın derdi başka.. Bir daha hiçbir vatandaşını “silaha sarılmak” zorunda bırakmayacak, onlara işkence etmeyecek bir devlet kuracağız. sayın altan devleti uyarıyor.. bu gidişle sadece pkk ve kürt ulusal sorunu çerçevesinde sorun yaşamayacaksınız.. diğer sorunlar ve dinamikleri de sürece müdahil olacaklardır diyor.. kürt ulusal sorunundaki çözümsüzlük(direk tasfiye çözümü anlamında) diğer sorunları da körükleyecektir diyor.. yani bu gidişe bir an evvel çözüm üretin diyor... işin bu yanını açıklamakla birlikte yargılama yada dışlama mantığı ile yaklaşmıyorum.. elbette silahlı çatışma alanından siyasi alana taşıracak her türlü öneriye, bakışa kaba bir mantıkla karşı çıkmam. toplumsal mücadelede.., uzlaşma ve silahın dışında alan açılıyorsa bunu dışlamak anlamsızdır.. benim asıl değinmek istediğim ise..; sayın altanın yaklaşımının altındaki çözüm önerileri ve çözüm güçleri ile ilişkindir.. sayın altan bu ülkede yaşıyor.. bu sistemi iyi biliyor.. bir güvencesi olmadan bu derece de açık ve net dil kullanamaz.. akp ye güvenerek adım atacağını da sanmıyorum.. anap-özal dönemini yaşadı.. nasıl tasfiye edildiğini gördü.. arkasında küresel bir güç olmadan bu tarz siyasi-politik odaklar efelenemez.. sayın altanın arkasında..; ne silahlı bir güç ne bir halk nede bir ispatlanmış direniş var.. gazetesinden başka görünen bir şeyi de yok bir günde toplar leblebi külahı yaparlar... ![]() demekki sayın altan küresel bir odak adına konuşuyor.. bu noktayı asla atlamayalım.. ama dışlamayalım da.. ortada bir sosyal-siyasal çatışma varsa.. bunun, tarafları ve tarafların süreci yürütüş biçimleri de vardır. savaş silahla yürür, barış ise uzlaşma ve argümanları ile yürür.. bu içiçe de olabilir.. 30 yıldır süren bir savaşın sonunda.. süreç bir noktaya gelip dayanmış ise.. ve bu noktada tarafların bazıları barışın zeminini zorluyorsa.. buna red mantığı ile yaklaşılmaz.. koşullar görüşülür.. ben sayın altanın bu yaklaşımını bu anlamda ele alıyorum.. arkasındaki gücün ise sadece türkiyenin değil bölgenin de asıl yürütücüsü olduğunun farkındayım.. sayın altan..; artık red edilmez hale gelmiş bir gerçekliği vurguluyor.. sürecin çatışma tarzında zorlanması sonucu gerek ülkede(diğer toplumsal sorunların ve dinamiklerin denetiminin zorlaşması) gerek ise bölgede(güney oluşum sürecinin zorlanması) yaratacağı sonuçlara vurgu yapıyor.. türkiyede... devletin bütün “bozuklukları”, PKK’nın başlattığı Kürt savaşıyla birlikte gün yüzüne çıktı. bunu başaran pkk..; güneyde ne yapar siz değerlendirin.. seçim yasağı ve seçim sürecindeki karmaşa biliniyor.. ek bir yazı daha var .. bunuda solda kendine bir mevzi arayan bir "taraf"ı göresiniz mantığının nereye doğru şekillendiğini anlayasınız diye örnekliyorum.. elbette tartışmaya açık bir algılamadır benimkisi... PKK’nın silahla sağladığı etkinliği kırmak için ondan daha fazla eylem yapmak JİTEMcilerin bulduğu bir yöntemdi. Yok etme gücü o kadar yükselmişti ki, kendi kendini bile başarıyla yok edebiliyordu! JİTEM’in en parlak savaşçısı Binbaşı Cem Ersever’in JİTEM tarafından öldürüldüğüne OHAL Bölgesinde yaşayan, o bölgeyi izleyen, orası hakkında bilgi sahibi olan herkes tarafından inanılıyordu. Aradan yıllar geçtikten sonra Hanefi Avcı verdiği ifadede şöyle diyor: -Cem Ersever’in kullandığı cep telefonunun Yeşil’e (devlet militanı Mahmut Yıldırım) geçtiğini tespit ettik. Hanefi Avcı devam ediyor: -Cem Ersever, sevgilisi Neval Boz ve Mustafa Deniz’i JİTEM öldürdü. Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, “olmayan bir teşkilatı varmış gibi gösterdiği” gerekçesiyle Hanefi Avcı hakkında dava açınca o da neler yaptığını şöyle anlatıyor: -JİTEM Grup Komutanı adıyla Cem Ersever’e verilmiş taktirnameleri, jandarma resmi telefon rehberindeki JİTEM birimlerine verdim! Bir devlet eli kanlı katillerle bu kadar içli-dışlı olabilir mi? Eğer olursa, o yapıya hukuk devleti denilebilir mi? Terör yıllarında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde işlenen kirli cinayetler, faili meçhuller, baskınlar, katliamlar sıralansa korkarım ki “terör örgütü” PKK, terör konusunda devletin yanında yaya kalabilir!Baksanıza devletin resmi ağızlarından çıkan itiraflara… Ergenekon soruşturması gele gele Prof. Dr. Türkan Saylan ve onun gönüllüler ordusuna kadar gelip dayanmıştı. Düzenli işleyen bir cinayet şebekesiyle Saylan Hoca’nın nasıl bir ilgisi olabilir ki? Aynı ülkede bulunmanın ötesinde bir yakınlık kurulabilir mi? Bu tür işgüzarlıklar olsa olsa Ergenekon teşkilatının katilleri için ortaya atılan iddiaların ciddiyetine karşı kuşku yaratır. nazıp alpman [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] terör örgütü kelimesini tırnak içine almasına yanılmayın.. güneydoğu anadolu kelimesi ve terör yılları değimi ile birleştirin.. ve pkk nin terör konusunda devletin karşısında yaya kalması!!! süreçde neler tartışılıyor ve duruşlara bakın hadi bu "taraf"da burjuva liberalleri... ya bu "taraf"dakiler ne oluyor... ulusalcı mı yoksa... yorum sizin... dostlukla suat
__________________ KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin.... |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 501
Thanks: 38
Thanked 99 Times in 65 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | Abdullah Öcalan, 1999’da Nairobi’de yakalandığında, sonunun, Peru makamlarının 1992’de ele geçirdiği Guzman gibi olacağını düşünenler çoktu. Ben o sırada Washington’da gazetecilik yapıyor, içinde “Öcalan” geçen her soruma içinde “Guzman” geçen bir cevap alıyordum. Amerikan Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) elini çabuk tutmuştu... Öyle ki, Clinton yönetiminin Kürt meselesi üzerine çalışan kadroları, Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle eş zamanlı olarak iletmek için hazırladıkları “tavsiyeler metni”ni henüz tamamlayamadan bitmişti operasyon. Türkiye Öcalan’ı almış, Kürt meselesi konusunda Ankara’ya yapılacak tavsiyeler ise Washington’daki bir masanın çekmecesinde kalmıştı. Sonradan, dönemin başbakanı Ecevit, “Amerika, Öcalan’ı verirken idam edilmemesi dışında koşul dayatmadı” diyecekti hayretini gizlemeksizin. Washington, Öcalan’ın “adil yargılanması” ve “sağ kalması” dışında Ankara’ya “koşul” dayatmayı düşünmemişti gerçekten de ama çekmecede kalan “tavsiyeler” arasında, Kürt meselesine barışçı çözümü kolaylaştırabilecek adımlar vardı. taraf... y. çongar... [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] Washington, Öcalan’ın “adil yargılanması” ve “sağ kalması” dışında Ankara’ya “koşul” dayatmayı düşünmemişti gerçekten de ama çekmecede kalan “tavsiyeler” arasında, Kürt meselesine barışçı çözümü kolaylaştırabilecek adımlar vardı. önce bu sözünü deşifre edelim.. waşintonun çekmecede unuttuk yahu.. neyse kalsın diyeceğini sanmıyorum.... eceviti bende tv de izledim.. yüzünde şakkınlıktan ziyade bir korku ile karışık ne yapacağım şimdi ifadesi vardı.. aklına gelen başına da geldi zaten....![]() bu anlamda çekmecede saklı durduğu yalanını geçiyorum.. koşullar hazırlanıyordu.. bunu voıce of abd yasemin hanım.. belirtiyor zaten.... Abdullah Öcalan, 1999’da Nairobi’de yakalandığında, sonunun, Peru makamlarının 1992’de ele geçirdiği Guzman gibi olacağını düşünenler çoktu. Ben o sırada Washington’da gazetecilik yapıyor, içinde “Öcalan” geçen her soruma içinde “Guzman” geçen bir cevap alıyordum. yani abd de yaşayan bu hanım guzman sürecinin başlatıldığından çok emin.. kısınger öğrencisi ecevitt de emindi.. ama başarızlığının sonuçları onu korkutuyordu.. korktuğu da başına geldi.. ![]() yine voıce of abd yasemin hanımla devam edelim... Washington, Öcalan’ın “adil yargılanması” ve “sağ kalması” dışında Ankara’ya “koşul” dayatmayı düşünmemişti gerçekten de ama çekmecede kalan “tavsiyeler” arasında, Kürt meselesine barışçı çözümü kolaylaştırabilecek adımlar vardı. PKK’nın dağdan indirilmesi için Öcalan’dan yararlanılması bunlardan biriydi. Peru’da Guzman’ın yakalanması Aydınlık Yol’u etkisizleştirmişti; şimdi PKK da etkisizleşebilir ve bu aşamada Öcalan, tıpkı Guzman gibi, yapacağı çağrıyla savaşın bitmesini sağlayabilirdi. Aydınlık Yol’u 1960’ların sonunda kuran, 1980’de Peru devletine karşı Maocu bir gerilla savaşı başlatan Guzman, 1992’de yakalanınca Lima’daki Fujimori yönetimi onu küçük düşürmek için her şeyi yaptı. Üzerinde, siyah beyaz çizgili, Daltonvari cezaevi giysileriyle bir kafesin içine koyup teşhir ettiler Guzman’ı... Askerî bir mahkeme müebbet hapis verdi ona. Bir yandan da, Fujimori’nin bir danışmanı, Guzman’la pazarlık yürüttü. Hayatta kalması karşılığında, 1993’te televizyona çıkıp “barış” ilan etmesi sağlandı. Bu çağrı, Aydınlık Yol’u ikiye böldü; dağdaki gerillaların altı bin kadarı teslim oldu, kalanlar Oscar Ramirez’in liderliğinde silahlı mücadeleyi sürdürdü. Yedi yıl sonra ise bu kez Ramirez yakalandı; Aydınlık Yol tümüyle bitmese de etkisizleşmişti artık. peki bir çok keskin yada entellektüel solun iddia ettiği gibi bizde de aynısı oldumu...?? bence olmadı.. olmadığını ispat için çatlatacak göbek kalması hz. eyüb ü bile çatlattık... nasılsa bu keskin ve entel solumuz sistem basınından argümanlarla geliyor bizde işi kaynağından ispatlayalım... Öcalan’ın yakalanması, Guzman’ın yakalanmasına benzemedi. Mahpusluk, Guzman’ın aksine, Öcalan’ın tabandaki etkisini azaltmadı. PKK, Aydınlık Yol’un aksine, lideri yakalandıktan sonra stratejik bir yenilgi yaşamadı; dağdaki varlığını, nispî gücünü ve popüler desteğini korudu. Belki bunda, Türkiye’nin “Öcalan’dan yararlanmayı” bilmemesinin ya da “Öcalan’ın kendisini kullandırmamasının” da payı vardır... Nitekim 20 Aralık 2006’da avukatlarıyla yaptığı görüşmede şöyle demişti Öcalan: “Guzman tarzını uygulayarak, beni kullanmak mümkün değil. Bunu akıllarından çıkarsınlar. Tamam, benden faydalanabilirler. Benim de yapmak istediğim bu ama bu şekilde basit yaklaşılamaz. Böyle düşünenleri ciddi olmaya davet ediyorum. Barışçıl ve demokratik çözüm için 15 yıldır çaba harcıyorum. Bu konuda hâlâ iddialıyım. İnisiyatifim var, kullanabilirim.” Böyle düşünenleri ciddi olmaya davet ediyorum.[/U] Barışçıl ve demokratik çözüm için 15 yıldır çaba harcıyorum. [U]Bu konuda hâlâ iddialıyım. İnisiyatifim var, kullanabilirim.” evet bende bazı solu ciddi olmaya davet ediyorum.. aradan tam 10 yıl geçti.. kim teslim oldu kim tasfiyeye uğradı.. osman olayı bile buna yeterli örnektir.. abd ye teslim olma çizgisinin ta en ufak hücrelere kadar yayılması operasyonudur.. bunu ve sıkıntısını alanlarda yaşayanlar bilir.. yılların birikimi göz göre göre abd ye teslim ediliyordu.. bunu engelleyen yine önderlik oldu.. ""beni temsil edecek sesim olacak kimse de yok mu kaytan neden susuyor"" seslenişinden sonra a.h. kaytanın vicdan ve tarihsel temsil anlamında bir yazısı çıktı.. yaşayanlar bilir.. ve .. asıl olarak pkk de kalanlar eleştirildi.. sayın öcalan.., osman için "mayın eşşeği" dedi bu bile anlamlıdır.. tüm bunlara karşın keskin sol ve entel sol hala anlamsız iddialara devam etmektedir.. bu aşamada bile bunu sürdürüyorlar.. çözüm(elbette nihai değil) sürecine girilen bu hassas ortamda bu gerçeklik bilinsin anlamında bu yazıyı astım.. iyi niyetli arkadaşlara bir sözüm yok ama artık bazılarını sistemin soldan uzantısı olarak görüyorum.. ilerde birlikte yaşayacağız.. çok örnekleri var.. dostlukla suat not.. link verdim yazının bütününü okumanızı öneririm.. [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
__________________ KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin.... |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| çözüm, kürt, mantıkları, sorununda, ulusal |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kürt Sorununda ‘Tarihsel Fırsat’'ın Anlamı | Gelenek | TKP | 1 | 06-29-2009 13:16 |
| Kürt sorununda çözümsüzlük politikası sürüyor | dev_kom | Makaleler | 0 | 06-21-2009 23:26 |
| Milli Görüş: Kürt sorununda cesur adımlar atılmalı | ziba21 | Dış Politika | 0 | 06-02-2009 17:37 |
| Devrimci tutsaklar: Kürt ulusal mücadelesinin yanındayız | BABİL | KomünistForum Haber Servisi | 0 | 05-03-2009 15:38 |
| kürt ulusal hareketine marksist bakis | dev_kom | Siyaset | 6 | 07-30-2008 15:28 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 21:55 .