![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Mar 2008
Bulunduğu yer: orda
Mesajlar: 1.187
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() |
[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] Tarih: 1 Kasım 2008 Cumartesi Hasan Bildirici: Kürt sorunu her zamankinden daha yakıcı bir halde gündemde olmasına rağmen, Kürt taleplerinde bir gerileme var. Gerileyen Kürt talepleri midir yoksa Kürt sorunu mu? Kürtler, Türk düşüncesiyle hareket ediyor İsmail Beşikçi:Kürtlerin mücadelesi her zaman büyük bir mücadele olmuştur. Kürt mücadelesi günümüzde de büyük bir mücadeledir. Fakat Kürtlerin talepleri her zaman çok küçük kalmıştır. Günümüzde Kürt taleplerinde ciddi bir kısalma vardır. Bunun başlıca nedeni, kanımca, Kürtlerin, kendi akıllarıyla değil, Türk düşüncesinin, Türk solunun, Türk sağının, Türk dinsel akımlarının akıllarıyla hareket etmeleridir. Halbuki, Kürtler, Kürtleri, Kürdistan’ı, Kürtçe’yi kendi akıllarıyla değerlendirmek durumundadır. 1960’larda Kürtler Türk solu içinde örgütleniyorlardı. O zamanlar, Türk solunda, Türkiye İşçi Partisi ve Milli Demokratik Devrim anlayışı iki güçlü akımdı. Kürtler daha çok Türkiye İşçi Partisi’nde örgütleniyorlardı. Kürtler,1960’ların sonlarında, 68’ler Hareketi’nin cereyan ettiği günlerde, Türk solundan ayrılıp kendi örgütlerini kurma çabasına girdiler. Devrimci Doğu Kültür Ocakları bu örgütlerin başında gelir. Kürtlerin Türk solundan ayrılıp kendi örgütlerini kurma çabasına girmeleri şüphesiz Kürtlük bilincinin yükselmesiyle ilgili bir olaydır. Fakat, şöyle bir süreç de yaşanmaktadır. Kürtler, Türk solundan ayrılıp kendi örgütlerini kurma, örneğin, Devrimci Doğu Kültür Ocakları içinde örgütlenme gereğini duyuyorlar ama, Türk solunun kullandığı sloganları aynen kullanmaya devam ediyorlar. O sloganlardan kopuş yok. O dönemde, “Bağımsız Türkiye”, “emperyalizme karşı mücadele” kullanılan çok temel sloganlardı. Bu sloganlardan kopamama, Kürtlerin kendi akıllarıyla değil, Türk solunun, Türk düşüncesinin aklıyla hareket ettiğini gösterir.: Birinci Dünya Savaşı sonlarına, 1920’lere, Kuvayı Milliye hareketi günlerine, Milletler Cemiyeti dönemine bakalım. O dönemde, en kalıcı, en kapsamlı emperyalist müdahale Kürtlere, Kürdistan’a yapılmıştır. Kürtler ve Kürdistan, ulusların kendi geleceklerini belirleme ilkesinin en coşkulu bir şekilde savunulduğu, yaşama geçirilmeye çalışıldığı bir dönemde bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır. O dönemde, dünyaya nizam vermeye çalışan emperyalist güç Büyük Britanya idi. Fransa ikinci derecede geliyordu. Ama, büyük Britanya ile Fransa arasında çok büyük bir mesafe vardı. Fransa ikinci derecede geliyordu ama, Büyük Britanya’ya nazaran, dünyaya nizam verme etkisi, potansiyeli çok küçüktü. O dönemde çok dikkate değer bir süreç de Sovyetler Birliği yöneticilerinin anti-Kürt bir tutum içinde olmalarıdır. Kürdistan’ın ve Kürtlerin bölünmesinde, parçalanmasında ve paylaşılmasında Büyük Britanya ve Fransa rol sahibi iki büyük güçtür. Fakat bu süreçte, Moskova’nın da, Londra gibi, Paris gibi anti-Kürt bir tutum içinde olduğunu görmek gerekmektedir. Bir de şu var: “Emperyalizme karşı mücadele” kavramını dilinden düşürmeyen Türk düşüncesi, Türk solu, Türk sağı, Türk dinsel akımları, Kürtlere ve Kürdistan’a dayatılan kimliksizleştirme sürecini görmemekte büyük bir ısrar içindedir. Kürtlerin, bu dönemi sağlıklı bir şekilde algıladıkları kanısında değilim. Bu dönem, Türk düşüncesinin, Türk solunun, Türk sağının, Türk dinsel akımlarının kavramlarıyla, terminolojisiyle kavranılamaz. Bu dönemi Kürtler kendi akıllarıyla kavramak, değerlendirmek durumundadır. O dönemde, “düşmanın elinde esir olan Padişahı kurtarma”, İslamı kurtarma”, “İslamın, İslam ülkelerinin, düşmanın ayakları altında çiğnenmesine karşı olma”, gerek Mustafa Kemal tarafından, gerek Kuvayı Milliye tarafından, Kemalist hareket tarafından sık sık dile getirilen bir düşünceydi. Fakat, İslamın kurtarılmasına böylesine vurgu yapanlar, sıra, Kürtlerin haklarına, hukukuna gelince, Büyük Britanya ve Fransa gibi emperyal devletlerle bir olup Kürtlerin başına lanetli bir çorabın geçirilmesini sağladılar Bu da saptanması, izlenmesi gereken bir süreçtir. Bu süreci Kürtler, ancak, kendi akıllarını kullanarak kavrayabilirler. Türk düşüncesini, Türk solunun, Türk sağını, Türk dinsel akımlarının aklıyla, terminolojisiyle bu temel süreç kavranılamaz. “Kardeşlik” anlayışı, mücadelenin yükselmesine engel Türk düşüncesinin, Türk solunun, Türk sağının, Türk dinsel akımlarının aklıyla hareket edince “kardeşlik” gibi bir slogan belirleyici ve yönlendirici bir hale geliyor. Bu da Kürt taleplerinin kısılmasına neden oluyor. Bu “kardeşlik” anlayışı aynı zamanda mücadelenin yükselmesine de engel oluyor. Günümüzde “Türkiye Partisiyiz” anlayışı, “Çatı partisi kuruyoruz” çabaları bu sağlıksız kavrayışın ve değerlendirmenin devam ettiği anlamına gelmektedir. Türkiye’deki bütün partiler Türk partisiyken, Kürtlerin bir Kürt partisi kurmaktan kaçınmaları, “Türkiye partisiyiz” anlayışına sarılmaları hem mücadelenin yükselmesini engellemekte, hem de Kürt taleplerinin seviyesinin düşmesine neden Devam edecek.... İsmail Beşikçi alıntı: [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 101
Thanks: 0
Thanked 9 Times in 8 Posts
Tecrübe Puanı: 1 ![]() |
İsmail Beşikçi’nin Kürt ulusal hareketine siyasal ve ideolojik katkılarını yadsımadan haklı ve haksız olduğu kimi noktalara değinmek istiyorum.
Murat Karayılan’ın bir söyleyişinde “bu topraklarda ilk olarak sol bir mücadele verdiklerini fakat daha sonra Kürt ulusal mücadeleyi kucaklarında gördüklerini” ifade etmişti. Kürt halkının yüzyıllardır süren savaşı inişli çıkışlı olmasına rağmen her daim devrimci dinamikleri içinde barındırmıştır. Emperyalistlerin ve Türkiye’nin Kürt halkını asimilasyon etme çabaları sonucu bir çok Kürt göçe zorlanmıştır. Türkiye’de cumhuriyeti kurulurken başta Kürtler olmak üzere halkalara uygulanan katliamların üzerine kurulmuştur. İster buna Türk solu densin ister başka bişey densin Kürtlerin ulusal ve siyasal duruşunun kavranmasında solun her daim sıkıntıları olmuştur. Bunlardan biri o dönem Sovyetlerin Şeh Sait isyanını “feodal ve aşiretsel” bir ayaklanma olarak değerlendirmesi Kürt halkının uslusal gerçeğini ne kadar az kavradığını göstermiştir. Kürt hareketinin önderlik kadrolarının sosyalist hareketin içerisinden geldiğini düşünürsek, İsmail Beşikçi’nin Türk bilincini Kürtlerde yaşatıldığı eleştirileri belki anlaşılabilinirdir. Oysa sosyalist fikirlere sahip, Kürt tarihi konusunda ciddi araştırmalar yapmış İsmail Beşikçi’nin Kürt halkının mücadelesini ulusal zemine sınırlamasını anlayamadım. Türkiye partisi iddiası başka bir gerçeği işaret ediyor asıl olarak. Kürt halkının sadece ulusal bilinç ve taleplerle bu mücadeleyi daha fazla ileri götüremeyeceğini gösteriyordu. Bu yüzdendir ki Kürt ulusal mücadelesi uluslar arası bir mücadelenin bir parçası haline dönüşmüştür. Dört ayrı coğrafyaya bölünen Kürdistan topraklarını birleştirebilmek ve buradan eski tarzdaki devletleşme süreci Abdullah Öcalan’ın konferedalizm tezleriyle birlikte geri plana atılmıştır. Türkiye coğrafyasında Kürt ulusal bilincin yükselmesi, demokratik ve siyasal haklarının kazanılması aynı zamanda Türkiye’de sınıf ve diğer azınlık çelişkileriyle harmanlanmasın bir sonucudur Türkiye Partisi iddiası. Kürt sorununda “emekçi çözüm” bu anlamda daha güncel bir yerde duruyor. Barışın tartışıldığı bir zeminde kimle ve hangi bir zeminde olacağını mücadele belirleyecektir. Bütün bunlardan çıkarmış olduğum sonuç şudur. Ya Kürt ulusal hareketi batıda işçi-emekçi halkın sorunlarına eğilecek ve buradan mücadeleyi büyütecek, yada şovenist duygulardan arınmış olan sosyalist hareketler yüzünü işçi-emekçilerle Kürt halkının mücadelesini birleştirecektir. Özellikle bu noktada ESP ile SDP gibi partileri eleştirmek istiyorum. Emekçi çözüm politikalarıyla Kürt şehit ailelerinden çok, ölen asker ailelerini bu mücadeleye katmalıdırlar. Kürt halkı kazanılmıştır, kazanılmayan Türk halkıdır. Kürt sorunuyla ilşkilenmeye çalışan sosyalist hareket buradan ilişkilenmelidir. Asıl kazanılması gereken mücadele alanları oralardır ve oralarda birer mevziler yaratılmalıdır. Yıllardır Kürtlere düşman edilmeye çalışılan Türk halkı, Kürt hareketi ve sosyalist hareketi tarafından boşa çıkarılmalıdır. Bunun adı Türkiye Partisi olma adına değil, işçi ve emekçilerin mücadelesi ile Kürt halkının mücadelesinin birlikte örülmesi gerektiğidir. Birlikte yaşayabilme olanakları yaratılmadan önce ne BDP Türkiye partisi olabilir, nede Kürt hareketi Kürt halkı adına ciddi kazanımlar elde edebilir. Beşikçi’nin savunduğu düşünce Kürdistan devletini işaret ediyor fakat halkın taleplerini görmezden geliyor.
__________________
Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin... Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi... |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: besikcikardelik, engel, ismail, mcadeleye, sylemi |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Barış ve Kardeşlik haftası | Deno# | Özel Günler | 1 | 08-29-2008 04:13 |
| Kardeşlik Bombaları! KEMAL OKUYAN | SİTARE | Serbest Başlık ( Siyaset ) | 0 | 07-29-2008 18:01 |
| Hep beraber mücadeleye! | by_deli | Serbest Başlık ( Siyaset ) | 1 | 05-12-2008 11:54 |
| Kardeşlik için her yer Çağlayan! | Korçagin | Eylem ve Mitingler | 3 | 12-10-2007 18:17 |
| Mücadeleye devam! | cark_che_kic | TKP | 0 | 05-07-2007 23:05 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 20:01 .