Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Partiler-Örgütler-Sendikalar > TKP

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 06-08-2007, 20:35   #1 (permalink)
KomunisT
 
Dr_Asfur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 322
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 3
Dr_Asfur Seçkin bir yolda.
Standart Türkiye Komünist Partisi-PROGRAMI, AMAÇLARI ve HEDEFLERİ

Çağrı
Kardeşler,
Kapitalizm her tür eşitsizliğin, adaletsizliğin ve zorbalığın hüküm sürdüğü bir sömürü düzenidir.
Bir yanda, dünyayı tüm insanlar için yaşanası hale getirecek maddi ve teknik olanaklar, öte yanda eşitsizlik ve adaletsizliğin kaynağı geri ve gerici toplumsal ilişkiler... Bu çelişkili durumun bir tek açıklaması var: Kapitalizm koşulları altında sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda gerçekleşen "ilerlemeler", insanlığın büyük çoğunluğu için daha fazla sorun ve acı anlamına gelmektedir.
İnsanlığın bütün değer ve kazanımlarına savaş açan, ezilenlerin savunma mekanizmalarını ellerinden almaya çalışan emperyalizm ekonomik, ideolojik, siyasal ve kültürel tekelciliğe dayanan en tehlikeli gericiliktir.
Kapitalizm koşulları altında bazı önemli teknolojik gelişmeler sağlanmıştır. Ancak, kapitalizm döneminde birikmiş bilimsel ve teknolojik olanaklar tam kapasiteyle kullanılamıyor ve insanın mutluluğuna hizmet etmiyor. Kapitalizm, teknolojiyi, kapitalistlerin kâr amacına hizmet edecek yönde biçimlendiriyor; emekçilerin payına ise teknolojinin kâr amacı doğrultusunda kullanılmasının yıkıcı sonuçları düşüyor.
Kapitalist sömürünün egemen olduğu bir toplum, insanlığın bilimsel ve teknolojik birikiminin yarattığı gelişme olanaklarını değerlendiremez. Kâr güdüsüyle işleyen bir düzen, maddi-teknik olanakları toplumun bütününün hizmetine sokamaz.
Bugün, dünyada kıtlığın ortadan kaldırılmasını olanaklı kılan bütün nesnel koşullar vardır. Üretim güçleri, insanlığın beslenme, giyinme, barınma, ulaşım, eğitim ve sağlıkla ilgili tüm temel gereksinmelerinin kolayca karşılanmasını sağlayabilecek ölçüde gelişmiştir. Oysa yeryüzü nüfusunun büyük bölümü açlıkla, yoksullukla boğuşuyor.
Kapitalizm, işçi sınıfının yarattığı bütün zenginliklere küçük bir azınlığın el koyduğu bir düzendir. Bu hırsızlık nedeniyle, insanlığın karşı karşıya kaldığı temel sorunların çözülmesi bir yana, bu sorunlara her geçen gün yenileri eklenmektedir. Kapitalizmin kendisi bugün insanlığın temel sorunudur ve bu nedenle ortadan kaldırılmalıdır.
İnsanlık, bilimin hızla geliştiği, her türlü bilginin en kolay ve hızlı biçimlerde aktarılabildiği bir çağda akıl almaz bir bilgisizlik ve eğitimsizlik dönemi yaşıyor. ABD, Almanya, Fransa gibi emperyalist ülkeler de içinde olmak üzere, dünyanın her yerinde milyarlarca insan bilgiden ve temel eğitimden yoksun kalıyor. Kapitalist eğitim ise, büyük çoğunluk için makine gibi, bilgisayar gibi davranma eğitimidir. İnsan tek tipleştirilmekte, sıradanlaştırılmakta ve yalnızlaştırılmaktadır.
Burjuvazi, dünyanın her yerini sömürü sisteminin içine katarak dünya pazarını oluşturdu. Ama bu süreç, ulusal sınırların, uluslar arasındaki düşmanlıkların yok olmasına değil, ulusal devletin sağladığı savunma mekanizmalarının emperyalist ülkeler lehine zayıflatılmasına, bağımlı ülkelerin daha yoğun bir emperyalist sömürüye maruz kalmalarına, ulusların birbirlerine düşman edilmesine yol açtı. Dünyada sınıflar ve sömürü ortadan kaldırılmadıkça, uluslar arasındaki düşmanlıklar ortadan kalkmaz ve dünya barışı gerçekleşemez.
Kapitalizm, kriz üreten ve ömrünü krizlerden beslenerek uzatan bir düzendir. Ekonomik krizler, üretimin doğasından gelen bir sorun değil, kapitalizmin anarşik, plansız yapısından kaynaklanan bir hastalıktır. Krizin bedeli ise her zaman dünyanın az gelişmiş bağımlı ülkelerine, işçi sınıfına, emekçilere ödetilir.
Kapitalizmin egemenliğinde insanın doğa üzerindeki etkinliği doğanın bozulması, kirletilmesi, yaşanır olmaktan çıkarılması yönünde kontrolsüz bir gidişe dönüşmüş durumdadır.
Kapitalizm aile kurumuna bile parayı, piyasayı, yabancılaşmayı sokmuş ve böylece aileyi, sevginin bunlar tarafından tutsak edildiği bir şirkete dönüştürmüştür.
Üretim kapasitesini insanın gereksinimleri için seferber etmek yerine, birikmiş kaynak ve olanakları toplumsal refaha hiçbir katkısı olmayan asalak "faaliyetlere", silahlanmaya, savaşa, doğanın yıkımına yönelten kapitalizm, akıl ve insanlık dışı bir düzendir.
Bu akıl dışı düzen ancak, kendi mezar kazıcısı olan işçi sınıfını siyaset dışında tutarak ayakta kalabilir.
Nitekim genel oy, seçim, parlamenter işleyiş, bütün bunlar kapitalizm koşullarında katılım ve temsil işlevlerinden uzaklaştırılan ve yalnızca sermaye sınıfı yararına kullanılan yönetim araçlarıdır. Kapitalizmin yönetmek için başvurduğu temel yöntem, kitlelerin edilgenleştirilmesi, siyasetsizleştirilmesidir. Günümüz kapitalizminde bir eğilim olarak temsili organlar ağırlık ve önem yitirmekte, bunlar yerine yürütme organları öne çıkmaktadır. Yalnız yurttaşlar değil, seçilenler de edilgen ve işlevsiz hale getirilmişlerdir.
Burjuva devrimleriyle gelen temel hak ve özgürlükler tarihe karışıyor. Bugün, özel yaşamın ve haberleşmenin gizliliği, konut dokunulmazlığı, anlatım, çalışma, örgütlenme hak ve özgürlükleri, tekelci kapitalist devletin kesin denetim ve sınırlaması altında, hak ve özgürlük olmaktan çıkarılmışlardır. Devletler arası ilişkiler orman yasalarına tabidir.
Kapitalizm egemenliğini, çıplak zor ve şiddete eşlik eden ideolojik ve siyasal saldırı ve kuşatmalarla korumaya çalışıyor. Geniş kitleleri toplumsal gelişmelere karşı duyarsızlaştırmanın en etkili araçlarından birisi olan medya, mutlak bir denetim altında tutulan eğlence ve boş zaman geçirmeye yönelik kültür örgütlenmeleri, tekellerin uzantısı durumuna getirilen üniversiteler, gerici düşüncenin bezirganlığını yapıp yayan her türden tarikat, burjuva ideolojisini her gün yeniden üretip kitlelere dayatan araçlardır. Hepsi aynı şeyi amaçlamaktadır: Topluma hizmet anlayışını, "kamu hizmeti" kavramını gözden düşürmek, tüketimciliği, bireyciliği, sürüleşmeyi egemen kılarak insanın bu düzenin akıl dışı karakterini anlamasını ve onu değiştirmek üzere harekete geçmesini engellemek.
Bu nedenle herkese, aklını kapitalizmden özgürleştirme çağrısı yapıyoruz.
Komünistler ve işçiler 150 yılı aşkın bir süredir bu akıl dışı düzene karşı mücadele ediyorlar. Emekle, özveriyle mücadele edenlerin yaşamları pahasına yazılan bu tarih, yükselişleri düşüşlerin, sıçrayışları gerilemelerin izlediği zorlu yollardan ilerledi.
Bu ilerleyişte iki büyük devrimci atılım özellikle önem kazandı. 1871 Paris Komünü ve 1917 Ekim Devrimi, işçi sınıfının siyasi iktidarı alarak sosyalist kuruculuğa giriştiği büyük tarihsel meydan okumalardı. Birincisi yalnızca 70 gün, ikincisi 70 yıldan fazla süren bu iki cüretli girişim ve özellikle de ikincisi eşsiz değerde bir deneyim hazinesi oluşturdu.
Kapitalizmden komünizme geçiş, içinde pek çok dönemeçler bulunan uzun ve karmaşık bir süreçtir. Dünya, bu sürecin henüz başlarındadır. Ekim Devrimi, sosyalizm adına söylenmiş bir ilk sözdür. Tarih içinde söylenmiş hiçbir söz, söylenmemiş sayılamaz. Ekim Devrimi ve ardından yaşanan sosyalizm deneyimi, başarıları ve kazanımlarıyla olduğu kadar, eksiklik ve zaaflarıyla da geleneğimizdir. Ekim Devrimi'nden başlayarak, Avrupa, Asya ve Latin Amerika'da gerçeklik kazanan sosyalist kuruluş pratiklerini, sosyalist mirasın dışına atma girişimlerine karşı duruyoruz.
Emperyalist kuşatma altındaki Sovyet sosyalizminin çözülmesi, komünistler için yaşamsal önemde büyük dersler içermektedir. Komünistler, temel olarak ideolojik ve siyasal zaaflardan kaynaklanan çözülme sürecinin derslerini, bundan sonraki mücadele pratiklerinde zayıf düşmemek ve sosyalist kuruluş sürecini daha sağlam temellere oturtmak için değerlendireceklerdir.
Sosyalist ülkelerde yaşanan çözülmenin ardından, bu deneylerin gerçek eksiklik ve sorunlarına işaret etmek yerine, bu deneylerin önemli kazanımlarını sorgulayan eğilimler ortaya çıkmıştır. Sosyalist ülkeler sağlık, eğitim, toplu taşıma ve benzeri alanlarda hiçbir kapitalist ülkenin bugüne kadar elde edemediği başarılara ulaşmış, daha da önemlisi, toplumdaki eşitsizlikleri ciddi ölçülerde azaltmışlardır. Açlık, cehalet, işsizlik gibi bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerde bile kanıksanır hale gelen olgular, sosyalist ülkeler tarafından bertaraf edilmiştir.
Bu kazanımların temelinde üretim araçlarının bütün toplumun malı haline getirilmesi ve planlı ekonomiye geçiş yatmaktadır.
Ekonominin, üretimin toplum çıkarına akılcı biçimde örgütlenebileceği düşüncesini yadsımak, sonuç olarak, üretim ve değişimi düzenleyecek tek mümkün mekanizmanın "piyasa" olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Komünistler kendilerini öteki sol akımlardan yalnız kapitalizmi reddetmeleriyle değil, kapitalist ilişkilere ve ekonomiye alternatif olumlu bir programa sahip olmalarıyla ayırıyorlar. Bize yöneltilen en haksız eleştirilerden biri, komünizmin bir "yoksullukta eşitlik" tasarımı olduğu suçlamasıdır. Komünizm, yalnız bugün var olanın daha hakça paylaşılması değil, insanlığın biriktirdiği üretici kapasite ve gizil gücün eşitlik ve özgürlük amaçlarının buyruğuna sokularak bir zenginlik ve bolluk toplumu yaratma tasarımıdır. Komünizm, bu toplumsal amacın bugünkü toplumun olanaklarıyla nasıl gerçekleştirileceği sorusuna somut ve uygulanabilir yanıtlar verebildiği için gerçekçi ve gerçek bir harekettir.
Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, komünizmin dünyada işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm insanlığın evrensel kurtuluş seçeneği, umudu olma özelliği yara almıştır. Oysa umutsuzluğa kapılmak için bir neden bulunmamaktadır. Sosyalizm, bugünkü karabasandan kurtuluşun tek yoludur ve bu yolun önü açıktır.
İnsanlığın yeni ve daha ileri bir sosyalizme ihtiyacı var.
Bu yolda örgütlü mücadele vererek ilerleyeceğiz.
Sömürü, sınıf mücadelesi ve sınıfsal kurtuluş, üç temel kavramımızdır: İnsanın insanı sömürmesini ortadan kaldırmak için savaşıyoruz; sömürünün ancak sınıf mücadelesiyle ortadan kaldırılacağını söylüyoruz ve sınıfsal kurtuluşu evrensel kurtuluşun koşulu olduğu için öne çıkarıyoruz. Komünizm, insanlığın evrensel kurtuluş ideolojisidir.
Üretimin ve emeğin örgütlenmesi ile yönetimine ilişkin kapitalist yöntemlerdeki herhangi bir değişiklik, bu sistemin özünü ve kapitalistlerin işçi sınıfına mahkum olma özelliğini ortadan kaldırmıyor. Emek gücü, kapitalist üretim biçiminin vazgeçilemez bir öğesi olmaya, işçi sınıfı ise sistemin "mezar kazıcılığı" işlevini üstlenmeye devam ediyor.
Kapitalist sömürü evrenseldir. Kapitalizm, emek gücünü satmak zorunda kalanları cinsiyetlerine, yaşlarına, renklerine, etnik kökenlerine bakmadan sömürüyor. İlişkileri emek-sermaye, sömüren-sömürülen ekseninde evrenselleştiriyor. Kapitalizm, aynı zamanda söz konusu cins, yaş, renk ve köken farklılıklarını sınıfı bölmenin, sömürüyü yoğunlaştırmanın, insanı aşağılamanın aracı olarak kullanıyor. Kapitalist sömürünün olumsuz evrenselliğine, ancak olumlu bir evrensellikle yanıt verilebilir. Bunu yapabilecek tek sınıf işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı evrensel sınıftır; üretim araçlarının mülkiyetinden yoksundur; hiçbir özel çıkara sahip değildir. İşçi sınıfı, insanlığın kurtuluşuna öncülük edecek sınıftır.
Komünistler, bu nedenle işçi sınıfının siyasal mücadelede örgütlenmesi, burjuva egemenliğine işçi sınıfı öncülüğünde son verilmesi ve işçi sınıfının kendi iktidarını kurması için savaşıyorlar.
Kapitalizm, toplumsal işbölümünün, sınıfsal zorun, sınıf farklılıklarının kaynağı ve pekiştiricisi olan özel mülkiyet üzerinde yükseliyor. Sınıflı toplumlarda, mülk sahipleri yönetiyor. Sınıflı toplumu ve zor kullanarak yönetme durumunu yok etmek için özel mülkiyeti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kaldırmak istediğimiz özel mülkiyet, insanın insanı sömürmesine, mülk sahibinin başkasının emeğine hükmetmesine olanak veren; eşitsizliğin, zorun, bencilliğin ve bireyciliğin kaynaklandığı bataklık olan üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Fabrikaların, iş makinalarının ve diğer üretim araçlarının küçük bir azınlığın elinde bulunması, ücretli emek sömürüsünün başlangıç noktasıdır. Eşitsizliklerin ortadan kalkması için bu büyük haksızlıktan kurtulmalıyız.
Bunu yapacağız.
Biz, tüm insanların zenginliğe, bolluğa ulaşmasını savunuyoruz. Bu amaca ulaşıldığında, insanın değişmez özelliği olduğu iddia edilen, ama aslında binlerce yıllık eşitsizliklerin birikimine dayanan, üstelik her gün sermaye egemenliği tarafından körüklenen mülkiyetçi, tüketimci ve bencil ideolojilerin yerini, eşitlik ve dayanışmanın alması da mümkün hale gelecek. Zenginliği çoğaltmak ve tüm insanlığa yaymak için zorunlu olanı yapacağımızı ise açıkça ilan ediyoruz: Üretim araçları üzerindeki mülkiyeti elinde tutan bir avuç kapitalisti mülksüzleştireceğiz! Toplumsal zenginlikleri insanca, kardeşçe paylaşacağız.
Eşitlik ve özgürlük için mücadele ediyoruz.
Sömüren-sömürülen, ezen-ezilen, yöneten-yönetilen ilişkisine son vereceğiz.
Komünizm, insanın tüm yaratıcılığıyla ve kapasitesiyle kendini gerçekleştireceği bir özgürlük toplumudur.
Komünizm, üretimin, ilerlemenin, kısaca her şeyin insan için olduğu bir toplumdur. Yeryüzündeki tüm insanlara yeterli miktar ve kalitede giyecek, yiyecek, içecek, barınak sağlanmadıkça ve tüm insanların kültürel gereksinimleri karşılanmadıkça tek bir insan bile özgür olamaz. Bu anlamda eşitlik, insan ve özgürlük sorununun en kritik eşiğidir. Bu eşik geçilmedikçe, insanlık gerçek özgürlük ve kardeşlik yolunda ilerleyemeyecektir.
Özgürlüğe eşitlik yolundan ilerleyeceğiz!
Kardeşler,
Bütün uluslar özgürlük ve eşitliğe layıktır. Komünistlerin mücadelesi yeryüzünde tek bir sömüren ve tek bir sömürülen kalmayıncaya kadar devam edecektir. Ancak biz Türkiye Komünist Partisi'yiz. Biz Türkiye'de yaşayan bütün uluslardan emekçileriz, aydınlarız. Bizim öncelikli görevimiz kendi topraklarımızda eşitlik ve özgürlük bayrağını dalgalandırmaktır.
Ve biliyoruz ki, bu topraklar bereketlidir. Bu topraklarda umut ve direniş hiçbir zaman yok edilememiştir. Emperyalistlerin ve Türkiye egemen sınıflarının onca çabasına rağmen, ülkemiz sömürenler için asla bir dikensiz gül bahçesi haline getirilememiştir.
Nüfusun büyük çoğunluğu için yoksulluk, işsizlik ve baskıdan başka anlam ifade etmeyen sermaye düzeninin sahiplerinin büyük korkusu emekçilerin örgütlenmesi, güçlerini birleştirmesi ve iktidara yürümesidir.
Bu iktidar yürüyüşünü engelleyecek hiçbir güç yoktur. Türkiye'de gelişmiş bir işçi sınıfı, örgütlü mücadeleye ortak olduğunda ayağa kalkacak bir aydın birikimi vardır. Türkiye'nin şimdiye kadar emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından talan edilen zenginlikleri, işçi sınıfımız ve devrimci aydınların bu yürüyüşü sonucunda, sosyalist bir toplumun kuruluşuna kaynak oluşturacaktır.
Çözümün ayrı yollardan gitmek olmadığını her geçen gün daha iyi anlayan Kürt ve Türk yoksulları ortak bir yurtseverlik kültürü geliştirdikçe, hedef daha da yakınlaşmaktadır.
Türkiye'de bütün ezilenler için büyük bir fırsat vardır. Bunun bir diğer anlamı şudur: Türkiye insanlık için büyük bir fırsattır. Yıllar boyu emperyalistlere boyun eğme ile, ırkçılık ve gericilik ile, yolsuzluk ve çürüme ile, faşist çeteleri ve halkları birbirine kırdırmayı hedefleyen kirli politikalar ile tanınan ülkemizde madalyonun öbür yüzünü çevirme zamanı gelmiştir.
Sosyalist Türkiye hepimizin eseri, insanlığın onuru olacaktır.
Yola çıkışımız yeni değildir; 1920 yılından bu yana yürüyoruz. Zorlu mücadeleleri, dünyada ve Türkiye'de yaşanan karmaşık gelişmeleri geride bırakarak bugüne geldik.
Şimdi kapitalizmi geride bırakmanın zamanıdır.
Bunun için gereken her şeye sahibiz. Sahip olduklarımızın en değerlisi ise, hepimizin ortak aklı ve vicdanı olan Türkiye Komünist Partisi'dir.
Çağrının sahibi Türkiye Komünist Partisi'dir. TKP işçi sınıfımızı, emekçi halklarımızı, onurlu aydınlarımızı, gençlerimizi; yokluğu, kıtlığı, yoksulluğu, sömürüyü, her türlü baskıyı, zulmü, gericiliği ve zorbalığı ortadan kaldırmak için, sosyalist Türkiye için örgütlenmeye ve mücadeleye çağırmaktadır!


Sosyalizm Programı
I. Temel tanımlar ve amaç
A. TKP'nin niteliği, kimliği

1. TKP, sosyalist devrimin öncü gücü olan işçi sınıfının siyasal mücadele aracıdır.
2. TKP, diğer toplumsal sınıflara işçi sınıfının tarihsel perspektif ve çıkarları doğrultusunda yaklaşır.
3. TKP, hangi sınıfsal kökenden gelirlerse gelsinler, bu perspektif ve çıkarların siyasal mücadelenin belirleyici öğesi olduğunu kabul eden komünistlerin partisidir.
4. İşçi sınıfımız, Türkler, Kürtler ve diğer ulusal, etnik öğelerden oluşan bir bütündür. TKP bu bütünlüğü esas alır ve her tür ayrımcılığa karşı işçi sınıfının siyasal ve örgütsel birliğini temsil eder.
5. TKP, evrensel bir karaktere sahip olan marksizm-leninizmi bütün çalışmalarında kılavuz edinirken, bu öğretinin her ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de yeniden üretilmesinin bir zorunluluk olduğunun bilinciyle hareket eder.
6. TKP'nin varlığına temel oluşturan amaç, Türkiye'de sosyalist iktidar mücadelesi vermek ve sosyalizmi kurmaktır. TKP aynı zamanda dünya komünist hareketinin bir parçasıdır.
7. TKP, uluslararası devrimci hareketin tarihsel birikimini Türkiye toprağının kendine özgü dinamikleriyle harmanlar, sosyalizm mücadelesinde bu sentezi görmezden gelen şabloncu, dogmatik ve milliyetçi yaklaşımlara karşı mücadele eder.

B. TKP'nin amacı

1. TKP'nin amacı, sosyalist devrim ve sosyalizmin kuruluşudur.
2. a. Sosyalizmin kuruluş sürecinin başlangıç noktası bir siyasal devrimdir. Bu siyasal devrimin öncü gücü, siyasal ve ideolojik olarak, işçi sınıfıdır.
b. Sosyalist kuruluş için başlangıç noktası olan sosyalist iktidar, bu siyasal devrimin sonucu olarak ortaya çıkacaktır.
c.Sosyalist iktidar, işçi sınıfı ve onun siyasal etki alanında bulunan toplumsal güçlerin kitlesel mücadelelerinin eseri olacaktır.
d. Sosyalist iktidarın nihai hedefi, başka sosyalist toplumlarla birlikte, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın yaratılmasıdır.
3.TKP programı, işçi sınıfı öncülüğünde gerçekleşecek devrim döneminin programıdır. Kapitalizm koşulları altındaki mücadele döneminde, partinin tüm siyasal açılımları bu programın yaşama geçmesinin zorunlu koşulu olan sosyalist iktidar perspektifi doğrultusunu gösterir. İşçi sınıfını örgütlü mücadele içinde siyasallaştırmak, eğitmek ve iktidar odağı durumuna getirmek bu dönemin temel görevidir. TKP, işçi sınıfının ve emekçilerin ekonomik, toplumsal hak ve istemleri için yürüttükleri mücadeleyi, sosyalist iktidar mücadelesiyle bağını kurarak ve kapitalizm koşullarında bu istemlerin ya yalnızca kısmen karşılanabileceğini ya da hiç karşılanamayacağını açığa çıkaracak bir şekilde destekler ve örgütler.
TKP bu görevden hareketle, sosyalist devrim öncesinde,
i. Burjuvazinin her türlü siyasal ve ideolojik saldırılarını püskürtmeye çalışır;
ii. Dünya kapitalist sistemi içinde Türkiye'ye düşen ve düşecek misyonlara karşı durur;
iii. Emperyalizmin ekonomik, siyasal ve kültürel saldırılarına karşı yurtseverlik bilincinin işçi ve emekçi kitlelerde gelişmesine çalışır;
iv. Dinci gericiliğin siyasal ve ideolojik olarak geriletilmesi için işçi sınıfı aydınlanmacılığının güçlenmesine öncülük eder;
v. İşçi sınıfı içerisinde milliyetçi ve faşist ideolojilerin yer edinmesini engellemek için halkların kardeşliğini propaganda eder;
vi. Uluslararası devrim dinamiklerinin çıkarlarını gözetir;
vii. İşçi sınıfının enternasyonalist bilinçle eğitilmesi için çaba gösterir;
viii. Kapitalist sömürünün ürünü bütün çelişki ve sorunlara karşı toplumsal duyarlılığın artırılması ve tepkilerin mücadele kanalına akıtılması için öncülük eder;
ix. Kapitalizmin bütün boyutlarıyla teşhir edilmesi için ideolojik ve siyasal araçlar geliştirir;
x. Sosyalizmden yana güçlerin uyum, birliktelik ve eşgüdümünün sağlanmasına öncülük eder;
xi. Her türden ulusal baskıya karşı mücadele eder ve bu mücadelenin sınıfsal temellere oturtulmasına, ulusal ve sınıfsal dinamiklerin ortaklığının yaratılmasına özen gösterir;
xii. Sosyalizm mücadelesinin önündeki yasal engellerin kaldırılması, bütün antidemokratik uygulamaların işlevsiz kılınması ve emekçi sınıfların örgütlenmesini kısıtlayan her tür düzenlemenin etkisizleştirilmesi için olanaklarını seferber eder.


II. Sosyalist İktidarın Programı
A. Siyasal Yapı

1. İktidar, bir sosyalist demokrasi olarak örgütlenir.
2. a) Sosyalist demokrasi, iktidarın başta üretim süreci olmak üzere, toplumsal yaşamın tüm dokusuna yayılmasıyla mümkündür. Sosyalist demokraside işçi sınıfı, toplumsal örgütlenmeleri aracılığıyla yönetimdedir. İktidar organları, fabrikalar, atölyeler, bürolar, çiftlikler, okullar ve kışlalardan başlayarak yukarıya doğru uzanır.
[img]/cool.gif[/img] TKP, toplumun bütün kesimlerini yönetime katacak yerel iktidar organlarının yaratılmasını ve bu organların yetkinleşmesini özendirir ve güvenceye alır.
3. a) Yönetim kademelerini aşağıdan yukarıya oluşturan bütün örgütlenmeler, kendi yönetimlerini özgür seçimlerle belirler. Seçmenler, bütün organlara seçtikleri temsilcilerini, görev dönemleri tamamlanmadan "geri çağırma" hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanımı yasalarla düzenlenir ve güvence altına alınır.
[img]/cool.gif[/img] 16 yaşına girmiş her yurttaş, bütün yönetim kademeleri için seçme ve seçilme hakkına sahiptir.
c) Sosyalist iktidarda yasama, hükümet oluşturma ve yürütmeyi denetleme konularında en yüksek organ Meclis'tir.
d) Meclis, yerel iktidar organlarıyla bağlantılı olarak çalışır ve onlarla bir bütün oluşturur.
e) Yerel örgütlenmeler, sorumluluk alanlarından seçilen ya da atanan yöneticileri gerektiğinde görevden alma hak ve sorumluluğuna sahiptir.
f) Toplumun tüm birimlerinde ve toplumsal faaliyet alanlarında kurulan yerel örgütlenmeler, kendi birimleri ve alanları içinde yasalar çerçevesinde karar alma ve uygulama organlarıdır. Yerel örgütlenmeler, bireye, bizzat içinde yaşadığı en küçük birimden başlayarak toplumsal yaşama müdahale etme olanağı sunar, sosyalist insanın bütünsel gelişimi için uygun ortamı sağlar, kitlelerin siyasal ve hukuksal karar alma ve uygulama mekanizmalarıyla (tüm devlet organları ve Meclis) sürekli bir iletişim, etkileşim ve denetim ilişkisi içinde bulunmalarını güvence altına alır.
g) TKP, Meclis'e ve diğer yönetici kademelere seçilen temsilcilerin bağlı bulundukları üretim ya da hizmet kollarından kopmamaları için özel önlemler alır. Sosyalist demokrasinin, üretim ve karar mekanizmaları arasındaki bağların dolayımsız duruma getirilmesiyle mümkün olacağını her zaman hesaba katar.
4. a) Yönetim mekanizmalarının ve buradaki görevlilerin işçi sınıfından kopmalarını ve toplum çıkarlarına yabancılaşmalarını engelleyecek önlemler alınır.
[img]/cool.gif[/img] Devlet örgütlenmesinde yöneticilik sorumluluğu olan kişilerin bütün toplumsal örgütlenmelerin gereksinim ve sorunlarından düzenli biçimde haberli olmalarını sağlayacak, toplumsal olarak denetlenen iletişim mekanizmaları kurulur.
c) Yöneticilerin görevlerini yerine getirebilmeleri için onlara sağlanacak olanaklar toplumsal olarak izlenebilir ve denetlenebilir saydamlıkta olacaktır. Bu olanakların kişisellikten uzak, yöneticilerin kolektif çalışma bilinçlerini her zaman diri tutacak nitelikte olması zorunludur.
5. Türkler ve Kürtler sosyalist Türkiye'nin eşit kurucu unsurlarıdır. Kapitalist Türkiye'nin baskın özelliği olan ayrımcı, şoven uygulama ve yaklaşımların bütünüyle tasfiye edilmesi için önlem alınır.
6. TKP, sosyalist demokrasinin gereği olan devletin her yurttaşı kapsaması hedefini göz önüne alarak, devlet mekanizmasının etkili ve üretken olmasını sağlayacak politikaları geliştirir; devlet-toplum ayrımının bu biçimde ortadan kaldırılacağını savunur. Devletin nihai olarak sönümleneceği göz önünde bulundurulduğunda ve bu doğrultuda, sömürücü sınıf ve ideolojilerin varlık zeminlerinin de ortadan kalkmasıyla birlikte, devletin baskıcı işlevleri tasfiye olacaktır.

B. Temel Özgürlükler

1. Anlatım, propaganda ve örgütlenme özgürlükleri, sosyalist toplumun kuruluşu ve yetkinleşmesi için vazgeçilmezdir.
2. İnsanın insanı sömürmesini açık ya da dolaylı biçimde savunan, savaş kışkırtıcısı, din istismarcısı, ırkçı ve faşist düşünceler toplumun özgür gelişiminin önünde engel oluşturdukları için propaganda ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanamazlar.
3. Sosyalist toplumun gelişimine engel oluşturan, ahlaki çöküntü ve yabancılaşmaya yol açan insan kaçakçılığı, fuhuş, kumar ve uyuşturucu madde ticareti yasaklanır.
4. Ulusal ve etnik köken hiçbir biçimde bir ayrıcalık ya da dışlanma-ezilme nedeni olamaz.
5. Yaşayan dil ve kültürlerin korunup geliştirilmelerine olanak sağlanır.
6. Cinsiyet farklılığının ayrımcılığa yol açmasına karşı ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel önlemler alınır.
7. Aşiret yapıları tamamen ortadan kaldırılır ve bu yapıların kültürel ve ideolojik alanlardaki izlerinin bütünüyle silinmesi için çaba gösterilir.
8. Temel özgürlüklerin yaşama geçirilmesi için yazılı ve görsel iletişim, toplantı ve gösteri yapma olanakları bütün toplumsal örgütlenmelerin hizmetine verilir.
9. Seyahat etme serbestliği, konut dokunulmazlığı, haberleşme gizliliği sağlanır.
10. a) Adalet mekanizması en küçük yerellikten başlayarak toplumsal iktidar organlarının katılımıyla oluşturulur. Mahkemelerde gerek bu organlarca belirlenen yurttaşlar, gerekse meslekten yargıçlar görev alır. Hukukun üstünlüğü sağlanır.
[img]/cool.gif[/img] Ceza ve infaz yasaları, suçların önemli bir bölümü toplumsal kaynaklı olduğundan, toplumun suça karşı korunması gereği göz ardı edilmeksizin, bireye sosyalist toplumda yer alma bilincinin ve yeteneklerinin sağlanması doğrultusundaki politikaları içerir.
c) Savunma hakkı, suçlama başladığı andan itibaren devlet tarafından korunur.
d) İç güvenlik örgütlerinin sosyalizmin ideallerine uygun ve emekçi halkın denetimine açık olarak düzenlenmeleri sağlanır.
e) Gözaltındaki, ya da cezaevindeki kişilere fiziki veya manevi baskı yapılamaz. Hiç kimseye, hiçbir koşul ve durumda işkence uygulanamaz.
f) Hiçbir durumda ölüm cezası verilemez.

C. Ekonomik Yapı

1. TKP, toplumdaki eşitsizliklerin temel kaynağı olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti, belli bir program çerçevesinde tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik bir ekonomik politika izler.
2. a) Toprak da içinde olmak üzere bütün üretim araçları, doğal kaynaklar ve yeraltı zenginlikleri kamu mülkiyetindedir.
[img]/cool.gif[/img] Üretim araçlarında kamu mülkiyetinin dışındaki biçimlerin tasfiye sürecinde, üretimin sürekliliğinin sağlanması ve emekçilerin siyasal ve ideolojik inisiyatifinin, tasfiyenin temel gücü olması için gerekli önlemler alınır.
c) Değişik mülkiyet biçimlerinin bir arada var olacağı geçiş dönemi boyunca, ekonominin sosyalist öğeleri, yasalar ve siyasal iktidarın gündelik politikalarıyla ayrıcalıklı duruma getirilir, diğerleri karşısında korunur.
3. Sosyalist ekonominin temel amacı, tüm toplumun refah içinde yaşaması, yurttaşların yaşama koşullarının her geçen gün iyileştirilmesidir.
4. Bütün ekonomik etkinlikler toplumsal denetime açık duruma getirilir ve toplumsal kaynakların israfı, rüşvet, yetkilerin kötüye kullanılması, disiplinsizlik ve tembellik gibi olgulara karşı etkin yönetsel, ideolojik, ekonomik ve hukuksal önlemler alınır.
5. Bankalar, sigorta şirketleri ve tüm diğer finans kuruluşları kamulaştırılır, sosyalist ekonominin gelişimi açısından gereksiz olanları tasfiye edilir.
6. Dış ticaret yalnız devlet eliyle yürütülür.
7. a) Ekonomik gelişme, işçi sınıfı iktidarında planlanabilir bir süreçtir. Sınıf çelişkilerinin tasfiyesi sürecinde ekonominin bütün öğelerinin uyumlu birlikteliğini ve üretimin toplum yararına gerçekleşmesini sağlayacak olan unsur, merkezi planlamadır.
[img]/cool.gif[/img] Planlama, tabandan başlayarak emekçi inisiyatifinin gelişmesi ve üretim sürecindeki karar mekanizmalarının demokratikleşmesi ile birlikte yaşama geçer.
8. Sosyalist planlama, bilimsel ve teknolojik birikimin toplumun yararına kullanılmasına ve geliştirilmesine öncelik verir.
9. a) Sanayileşme ve kalkınmada, Türkiye'nin yeterli düzeyde sahip olduğu kaynaklara (madenler, toprak, enerji, nitelikli emek gücü) dayanılarak bir atılım örgütlenecek, ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına son verilecektir.
[img]/cool.gif[/img] Sosyalist ekonominin kendi gücüne dayanarak ayakta kalması, onun içe kapanması anlamına gelmez. Ekonominin bağımsızlığı, onun sınıf karakteriyle ve emperyalist dünyanın bir parçası olmaktan çıkması ile sağlanır. Bağımsızlığın ve ülkedeki sınıf çıkarlarının gözetildiği dış ekonomik ilişkiler, sosyalist ekonominin gelişimine hizmet edecek biçimde düzenlenir.
c) Emperyalist ülkelerle yapılmış, ülkemiz emekçilerini büyük bir borç yükü altına sokan, ülkeyi bağımlı duruma getiren bütün anlaşmalar geçersizdir, tek yanlı olarak feshedilir.
d) Diğer sosyalist ülkelerle kalıcı, uyumlu ve enternasyonalizmin ruhuna uygun bir ekonomik bütünleşme sürecinin gerçekleşmesi için çaba gösterilir.
10. Sosyalist ekonomik yapıda üretilen tüm zenginlik, toplumun kolektif gereksinimleri için gereken miktar ayrıldıktan sonra emekçilere ücret olarak geri döner. Ücretlerin belirlenmesinde "herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre" ilkesi, sınıfsız topluma giden yolun ilk aşamalarında geçerliliğini sürdürecektir. Bununla birlikte, asıl hedef olan "herkese ihtiyacına göre" ilkesinin giderek öne çıkmasını gözeten politikalar geliştirilecektir.
11. Çalışma süresinin kısaltılması, yeni insanın yaratılmasında en önemli araçlardan ve sosyalist toplumun temel hedeflerinden biridir.
12. Fiziksel emek kullanımını en aza indirmek ve tüm insanların zihinsel üretim potansiyelini harekete geçirmek, sosyalist toplumun bir diğer temel hedefidir. Tarım ve sanayi üretiminde ileri teknikler kullanılarak, öncelikle insana yakışmayan koşullarda gerçekleşen işlerin makineler tarafından yerine getirilmesi sağlanır.
13. Sosyalist ekonomide çalışabilir durum ve yaştaki tüm yurttaşlara iş güvencesi ve çalışma hakkı sağlanır. Devlet bu iki temel hakkı hiçbir durumda ortadan kaldıramaz.
14. Çalışamayacak durumda olanlar, yaşlılar ve emekliler sosyalist devletin güvencesi altındadır. Bu yurttaşlara insanca bir yaşam düzeyi ve eşit olanaklar sağlanır.
15. Sendikalar sosyalist kuruluş sürecinde işçi sınıfının yönetime katılma, sosyalizmin temellerini sağlamlaştırma ve onu koruma araçlarından bir tanesidir.
a) Sendikalaşma ve grev hakkı, tüm emekçileri kapsayan bir biçimde yasalarla güvence altına alınır.
[img]/cool.gif[/img] Sendikalar ve işyerlerindeki iktidar organları, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçilerin dinlenme, kültür ve spor olanaklarının genişletilmesi için yetkilidirler.
16. a) Tarım emekçilerinin, özgür çiftçiler olarak kolektif çiftliklerde ve tarım proleterleri olarak devlet işletmelerinde toplanmaları için siyasal ve ideolojik mücadele verilir. Kolektif çiftliklerin kamu mülkiyetine uyumlu ve onunla çelişmeyecek biçimler bulması sağlanır.
[img]/cool.gif[/img] Tarımsal üretimde değişik kolektif biçimlerin uyumu gözetilirken, gelişkin biçimlere yönelinmesi için çaba gösterilir.
c) Toprakta özel mülkiyetçi ideolojiyi besleyen her tür dinamiğe karşı mücadele edilir.
d) Tarımsal üretimde dışa bağımlılığa son verilir.
17. TKP, ekonomik politikaların kentler ile kırlar arasındaki ayrımları azaltma hedefi ile uyumlu olmasına dikkat eder.
18. Üretim sürecinde ortaya çıkan her tür yabancılaşmaya, özellikle işçi-makine, işçi-ürün yabancılaşmasına karşı önlem alınır.

D. Dış Politika ve Savunma

1. Emperyalizmin bütün askeri, ekonomik, mali, kültürel ve siyasal örgütlenmelerinden çıkılır. Bu örgütlenmelerle geçmişteki ilişki ve bağların yol açtığı ülke çıkarlarına aykırı bütün anlaşma ve yükümlülükler geçersizdir.
2. Eşit katılımı sağlayan, karşılıklı çıkarları koruyan ve barışa hizmet eden bütün uluslararası kuruluşlarda yer alınır. Bu kuruluşların uluslararası ilişkilerin iyileştirilmesi, emperyalist ülkelerin hareket alanının daraltılması ve uluslararası gericilikle mücadele amaçlarına hizmet etmesi için etkin bir çaba gösterilir.
3. Bütün sosyalist ve devrimci iktidarlarla dayanışmaya gidilir. Emperyalizmin gücünü ve etkinliğini geriletici bölgesel/uluslararası birlikteliklerin oluşturulması ve güçlendirilmesi için girişimci ve destekleyici tutumlar sergilenir.
4. a) Toplumda enternasyonalist bilincin gelişmesi ve süreklilik kazanması için gereken önlemler alınır.
[img]/cool.gif[/img] Kapitalist ülkelerdeki devrimci ve komünist hareketlerle dayanışma geliştirilir.
c) Komünist, sosyalist, anti-emperyalist, anti-faşist, savaş aleyhtarı görüşleri nedeniyle kendi ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan kişiler, sosyalist toplumumuzun ve yasaların güvencesi altındadır.
5. a) Ülkenin temel savunma unsuru, silahlı kuvvetlerdir.
[img]/cool.gif[/img] Silahlı kuvvetler, sosyalist toplumun hizmetindedir. Silahlı kuvvetlerin topluma yabancılaşması önlenir. Silahlı kuvvetler barış zamanlarında üretim sürecinde görev üstlenir.
c) Askerlik, kadın ve erkek bütün yurttaşlara zorunludur. Askerlik süresi uluslararası ilişkilerin durumuna göre belirlenir.
d) Silahlı kuvvetler çağın gereklerine uygun bir örgütlenme ile teknolojik gelişmelere uyum sağlar. Ülkenin savunma gücünün ayakta kalması için her tür önlem alınır. Silah sanayisinin ulusal karakteri geliştirilir ve titizlikle korunur.
e) Savaş hali uygulamasına karar verecek tek organ Meclis'tir.
f) Emperyalist bir saldırı karşısında ülkenin bütün siyasal, örgütsel, ekonomik ve beşeri potansiyeli harekete geçirilir ve savaş, tüm halkın katılımıyla, devrimci ve yurtsever bir savaşa dönüştürülür.
g) Silahlı kuvvetler içinde ast-üst ilişkilerinde demokratik normlar yerleştirilir, hiyerarşik düzen kültürel ve ideolojik eğitim süreçlerinin yardımıyla sağlanır. Silahlı kuvvetlerin daimi personeli, yalnız askerlik alanında değil, sosyalist toplumun gereksindiği bireyler olarak yetiştirilir.
h) Silahlı kuvvetler mensupları, seçme ve seçilme hakkı dahil olmak üzere, diğer yurttaşlara tanınan bütün siyasal ve sosyal haklara sahiptir.
i) Silahlı kuvvetlerin enternasyonalist karakteri korunur ve güçlendirilir.
j) İç güvenlik gerksinmeleri, silahlı kuvvetler bünyesinde kurulan halk milisleri ile karşılanır.

E. Yeni İnsanın Yaratılması

1. Yeni insanın yaratılması, sosyalizmin kuruluşunun hem bir göstergesi, hem bir sonucu, hem de aracıdır. Yeni insan, ideolojik, kültürel ve fiziki varlığıyla bir bütündür. Toplum ve devlet, bu bütünün uyumlu ve sağlıklı gelişmesinden sorumludur.
2. TKP, bireylerin kendilerini toplumsal olarak ifade edebilmeleri, kolektif bilince sahip, insanların ve bütün ulusların eşitliği ve kardeşliğine inanan kişiler olarak yetişmeleri için eğitim, kitle iletişimi, siyasal ve kültürel yaşam, sağlık, spor etkinlikleri gibi alanları ayrı ayrı değil, bir bütün olarak değerlendirir.
3. Bütün yurttaşları kapsayan ve her tür insani gereksinimi içeren bir sosyal güvenlik sistemi oluşturulur.
4. a) Eğitim, bütün aşamalarında parasız sunulan kamusal bir hizmet olarak toplumun çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenir. Bütün özel eğitim kurumları kamulaştırılır.
[img]/cool.gif[/img] Eğitim, insanın yetenek ve yaratıcı gücünü ortaya çıkaran, geliştiren bilimsel içerikli bir etkinliğe dönüştürülür.
c) Anadilde eğitim, sosyalist devletin güvencesi altındadır. Ülke ve bölgede yaşayan halkların birbirlerinin dil ve kültürlerini daha yakından tanımaları eğitim sisteminin amaçları arasındadır.
d) Yabancı dil eğitim politikası, insanlığın kültürel ve bilimsel birikiminden azami ölçüde faydalanmak ve halklar arası kardeşliği güçlendirmek hedefi doğrultusunda belirlenir.
e) Herkesin istediği alanda öğrenim görebilmesi, toplumun gereksinimleri de gözetilerek sağlanır.
f) Eğitim politikalarında öğrenim kurumlarının bütün öğeleri söz sahibidir. Öğretmenler, öğrenciler, veliler ve eğitim kurumlarındaki hizmet işçileri ayrı ve birleşik örgütlenmelerle eğitim politikalarının oluşturulmasına katılırlar.
g)Yeni insanın sınıfsız topluma giden süreçte, aynı zamanda "mücadele eden insan" olduğundan hareketle, eğitim, sınıfsız-sömürüsüz bir dünya için verilen mücadeleye bilimsel ve ahlaki açılardan yardımcı olur.
h) 18 yaşın altındaki çocuk ve gençlerin, eğitim süreçlerinin bir parçası olmayan işlerde çalışmaları/çalıştırılmaları yasaktır.
i) Okuma, yazma bilmeyen tek bir yurttaşın kalmaması sosyalist toplumun en temel görevlerinden birisidir. Ayrıca hiçbir yaş sınırlaması olmaksızın insanların bilgi ve becerilerini geliştirebilmeleri için her tür olanak sağlanır.
5. Bütün özel hastane ve sağlık kuruluşları kamulaştırılır. İlaç ve tedavi giderleri dahil bütün sağlık hizmetleri parasızdır ve devlet tarafından karşılanır. İnsan sağlığını bozucu her tür etkenin ortadan kaldırılması için mücadele edilir, ve koruyucu hekimlik ve basamaklı sağlık hizmeti uygulamaları yaygınlaştırılır.
6. İnsanlar moral ve fiziki açılardan kendilerini yeniden üretecekleri mekanlarda yaşama hakkına sahiptir. Bu hak doğrultusunda herkese gereksinimine uygun konut sağlanır. Konutların deprem, sel ve diğer doğa olaylarından etkilenmeyecek sağlamlığa sahip olmaları için gereken her tür önlem alınır. Konutlarda ısınma, elektrik enerjisi ve su bedelsiz olarak sağlanır.
7. Toplumun kullanımına sunulan mal ve hizmetlerin fiyatları, toplumun entelektüel gelişiminin hızlandırılması ve tüketim alışkanlıklarının yeni insanın yaratılması mücadelesine yardımcı olacak biçimde değiştirilmesi hedefleri de dikkate alınarak belirlenir.
8. Yeni insanın yaratılması mücadelesinin önemli bir parçası, kadın ve erkek arasında toplumsal etkinlik, fırsat eşitliği ve toplumsal roller açısından tarihsel süreç içinde ortaya çıkmış ayrım ve çelişkilerin ortadan kaldırılmasıdır.
a) TKP, yasalarla güvenceye alınan kadın haklarının yaşamın bütün alanlarında gerçek ve kalıcı bir kazanıma dönüşmesi doğrultusunda mücadele eder, cinselliğin kadını aşağılayıcı ideolojik roller üstlenmesine, kadınlara yönelik her tür ayrımcılığa karşı durur.
[img]/cool.gif[/img] Kadının ev işleri ve çocuk bakımına bağımlılığının nedeni olan cinsiyet farklılığına dayalı işbölümünün bütün toplumsal ve ideolojik yönleriyle tasfiye edilmesi için gereken mücadele verilir. Yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi kapitalist toplumda kadının üzerine çöken yükler, kolektif olanaklar seferber edilerek toplumun bütünü tarafından üstlenilir. Bu doğrultuda planlı kentleşmenin önemli bir parçası olan kreş, yemekhane ve çamaşırhaneler yaygınlaştırılır.
c) Kadınların siyasal ve kültürel yaşama etkin bir biçimde katılmaları için her tür örgütsel olanak yaratılır.
d) TKP, ailenin kapitalizm koşullarında üstlendiği iktisadi ve ideolojik işlevlerinden arındırılması ve sevgi temelinde gönüllü birlikteliklere dönüşmesi için mücadele eder.
9. Çocukların bakımı, beslenmesi, sağlıklı bireyler olarak gelişimi ve eğitimi, sosyalist devletin güvencesindedir.
10. Gençlerin mümkün olan en erken yaştan başlayarak toplumsal yaşamın bütününe, siyasal karar alma süreçlerine, kültürel, sanatsal, bilimsel üretime katılabilmeleri özendirilir. Parçası oldukları eğitim veya spor kurumları ile yerelliklerde diğer yurttaşlarla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmaları için olanak sağlanır. Sosyalist toplum, kapitalist toplumda baskı altında tutulan gençliğin yaratıcı enerjisini açığa çıkaracak, gençliği her alanda özgürleştirecektir.
11. Kapitalizmin her türlü toplumsal etkinlikten uzaklaştırarak kimsesiz ve desteksiz bıraktığı yaşlıların yeni toplumun eşit, bakımlı, kamusal yaşama katılmaları özendirilen yurttaşlar olarak yaşamaları için gerekli bütün maddi ve manevi koşullar oluşturulur.
12. Engellilerin eğitim ve üretim süreçlerine ve toplumsal yaşama katılmalarının koşulları yaratılır.
13. Sanat, yeni insanın kendini özgürce gerçekleştirmesine katkı sağlayacak önemli alanlardan biridir.
a) TKP, sanatçı yaratıcılığının özgürleşmesini hedefleyen girişimlere öncülük eder.
[img]/cool.gif[/img] Sanatın özgür bir ortamda toplumsallaşması, sanat emekçilerinin örgütlenmesi, sanatın insana ulaşmasını önleyen bütün engellerin kaldırılması, TKP'nin temel amaçlarındandır. Bu doğrultuda;
i. Sanat emekçilerinin, kendilerine ayrılacak toplumsal olanakları örgütlü ve kolektif olarak kullanmaları gözetilir.
ii. Devletin sanatsal üretimde yeni ve farklı yaratma biçim ve tekniklerinin gelişmesine engel değil destek olması esastır.
iii. Sanat ürünlerine yönelik her tür sansür kaldırılır.
iv. Sanatın metalaşmasının önüne geçilir.
v. Sanatsal üretimin bir azınlık uğraşı olmaktan çıkması ve yaygın bir toplumsal uğraş haline gelmesine çalışılır.
vi. TKP, sanatsal ürünlerin sosyalist toplumun ve yeni insanın gereksinimleriyle çelişkiye düşmemesi için ideolojik mücadele verir.
c) Kültürel ve tarihsel miras korunur ve tüm halkın erişimine açılır.
14. Bilim ve bilimsel faaliyet sosyalist toplumun yetkinleştirilmesinde ve yeni insanın yaratılmasında temel başlıklardan biridir. Bilim ve teknolojinin sömürüyü artırmak amacıyla ya da sömürünün artmasına izin verdikleri ölçüde geliştirilebildiği, metalaştırıldığı, geniş kitlelere yabancılaştırıldığı koşulların sona ermesiyle bilimsel faaliyetin toplumun bütünsel çıkarları doğrultusunda yürütülmesi mümkün hale gelecektir. Bilimsel çalışmalara ayrılan kaynakların belirlenmesi ve dağıtım kararlarına bilim insanlarının örgütlü olarak katılmaları sağlanacaktır. Bilim insanlarının yürüttüğü çalışmalar sonucunda ortaya çıkan kazanım ve ürünler bütün insanlığın ortak malıdır.
15. a) Kapitalist toplumda ticarileştirilen ve profesyonel bir faaliyet haline getirilen sporun yerini spor yapma olanaklarının her yaş, cinsiyet, meslek ve bölgeden bütün insanlara sunulduğu bir toplumsal örgütlenme alacaktır.
[img]/cool.gif[/img] Sporun yıkıcı, düşmanlaştırıcı bir rekabeti değil sağlık, eğlence ve dayanışmayı esas alması ve geliştirmesi hedeflenir.
c) Spor, özel mekanlara sıkıştırılmak yerine işyerlerine, okullara, bütün yerleşim birimlerine yaygınlaştırılır. Geniş kitlelerin pasif izleyici durumundan çıkmaları özendirilir.
16. a) Herkes inanç özgürlüğüne sahiptir. Hiçbir kurum, insanlar üzerinde manevi baskı kuramaz.
[img]/cool.gif[/img] Dinin siyasallaşmasının önüne geçilir. İnsanların dinsel inanışları hiçbir resmi belgede yer almaz.
c) Din, eğitim kurumlarında toplumsal bilimlerin bir araştırma konusu olarak ele alınır.
d) TKP, her türden metafizik inanışın yerine insanlığın bilimsel kazanımlarının geçirilmesi için verilecek siyasal-ideolojik mücadelelerin öncüsüdür.
17. a) Çevre ve kültür değerleri, ticari birer meta olmaktan kurtarılarak devlet tarafından korunur ve tüm toplumun kullanımına açılır. Kıyıların, ormanların, doğal ve tarihsel zenginliklerin tahrip edilmesine karşı ağır yaptırımlar uygulanır.
[img]/cool.gif[/img] Sosyalist sanayileşme ve kentleşme politika ve uygulamalarında çevre ve insan sağlığının korunması öncelikli olarak gözetilir. Çevre politikasının belirlenmesinde ve somut uygulamalarda toplumun bütününün ve ilgili toplulukların örgütlü biçimde yer almaları sağlanır.
c) Ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan kentlerin kırlara karşı göreli üstünlüğünden kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi doğrultusunda önlem alınır.
d) Kentlerde toplu taşımacılık yaşama geçirilir ve ücretsiz kamu hizmetine dönüştürülür. Kent içi ve kentler arası ulaşımda karayollarının kapitalist toplumda kazandığı ağırlık azaltılarak, daha güvenli ve verimli ulaşım biçimleri yaygınlaştırılır.
e) Doğal afetlerin yıkıcı etkilerini yok etmek için gerekli kaynakların ayrılması, bu yönde bilimsel çalışmalar yürütülmesi sosyalist devletin sorumluluğudur. Bu çalışmalar halkın bilgisine, katılım ve denetimine açıktır.



__________________
Para Babalarını, Amerikancıları Yalnız Bırakalım
SÜRÜDEN AYRILMA ZAMANI
Dr_Asfur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-09-2007, 22:06   #2 (permalink)
KomunisT
 
Dr_Asfur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 322
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 3
Dr_Asfur Seçkin bir yolda.
Standart TÜrkİye KomÜnİst Partİsİ 8. Kongre Raporu

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ 8. KONGRE RAPORU

28 Aralık 2006

A. SİYASİ TEZLER

BİRİNCİ BÖLÜM: DEVLETİN ÇÖZÜLMESİ

1. Türkiye'de devlet çözülmektedir. Devletin çözülmesi, Türkiye kapitalizminin mevcut devlet aygıtını taşıyamaz hale gelmesi demektir. Özgün iç ve dış dinamiklerin ürünü olan bu çözülme süreci, sınıflar arasındaki verili güç dengeleri hesaba katıldığında, geçici bir karakter taşımaktadır. Sermaye sınıfı, kendi egemenlik aracı olan devleti daha farklı bir içerikle yeniden yapılandırmak için arayış içerisindedir. Ancak bu arayış, emperyalist ülkelerin diğer ulus devletlere karşı sürdürdüğü saldırının da etkisiyle, plansız ve derin krizlere mahkum bir seyir izlemektedir. Bununla birlikte, işçi sınıfının ağırlığını koyarak çözülme sürecini başkalaştırmaması durumunda, sürecin doğrultusu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek ölçüde belirgin hale gelmiştir. Şöyle ki:
a) Devlet, geçmiştekinden farklı olarak kapitalist sınıfın gereksinimlerine daha dolayımsız ve açık yanıtlar vermeye başlamış, sınıflar arasında hakemlik yapma iddiasını tamamen yitirme durumuyla karşı karşıya kalmıştır.
[img]/cool.gif[/img] Sosyal politikalar büyük ölçüde terk edilmektedir.
c) Ekonomik, siyasal ve kültürel yaşamda yerelleşme adı altında sermayenin müdahale alanı genişletilmekte, merkezi yönetimin rolü ve sorumluluğu azaltılmaktadır.
d)İşçi sınıfının hak arama ve siyasal yaşama müdahale olanaklarını kısıtlayan yasalara ek olarak, ideolojik-siyasal süreçlerin kendisinin bizzat ticaret konusu haline getirildiği ve yoksulları tamamen dışlayan yönetme mekanizmaları oluşturulmaktadır.

2. Devletin yeniden yapılandırılmasına dönük arayışları krize taşıyan bir çözülmeden söz etmemizin nedeni, sürecin büyük ölçüde emperyalist ülkeler tarafından kontrol edilmesidir. Zaman zaman farklı araçlar kullanmalarına karşın, gerek ABD gerekse Avrupa Birliği, Türkiye'nin bu dönüşümden daha zayıf, daha kısıtlanmış ve gerektiğinde küçültülebilir bir ülke olarak çıkmasını hedeflemektedirler. Liberal ekonomik politikaların uluslararası tekellerin hareket özgürlüğünü alabildiğine genişlettiği hesaba katılırsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin aynı anda hem batıyla daha gelişkin bir entegrasyona gitmesini hem de eski pazarlık gücünü korumasını isteyen statükocu kesimleri açık bir hayal kırıklığı beklemektedir. Bununla birlikte, emperyalist ülkeler, yalnızca piyasanın saldırılarına bel bağlamamakta, temel toplumsal ve siyasal sorunlardan yararlanarak Türkiye'yi Ortadoğu'nun yeniden biçimlendirilmesine en uygun çerçeveye oturtmaya dönük etkili hamleler gerçekleştirmektedirler. Krizi tırmandıran ve devletin yeniden yapılandırılmasını çözülmeye götüren, bu hamlelerdir. Kısa sayılacak bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının tartışma konusu haline gelmesinin başka bir açıklaması bulunmamaktadır. ABD ve Avrupa Birliği'nin ısrarlı ve kapsamlı müdahaleleri piyasa mekanizmalarının hoyratlığı ve sınır tanımazlığı ile birleştiğinde Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanması/küçülmesi bir "düşünce" olmaktan çıkıp emperyalist projelerde yerini alan seçeneklerden birisi haline gelmiştir.

3. Burjuvazi, Türkiye'nin dünya kapitalist sistemine yeni bir içerik ve düzeyde eklemlenmesi sürecinde kontrolün emperyalist ülkelerde olmasını kabullendiği gibi, sürecin Türkiye Cumhuriyeti'nin geleneksel yönetim mekanizmalarını aşındırmasına da onay vermiş durumdadır. Sermaye sınıfının bu yaklaşımı, asker/sivil bürokraside doğal olarak bir gerilime ve çıkışsızlığa yol açmıştır. Üst kademelerden başlayarak sermaye sınıfının bir uzantısı, kimi örneklerde ise organik bir parçası durumunda olan bürokrasinin şimdiye kadar sistemde üstlenmiş olduğu rol, söz konusu gerilim ve çıkışsızlığı ciddi bir dağılmaya taşımış ve devletin "ortak aklı" büyük ölçüde kaybolmuştur. Toparlayıcı bir stratejiden yoksun olmakla birlikte, bürokraside dönüşümün daha kontrollü olmasını isteyen pazarlıkçı unsurların varlığı bilinmektedir. Bunlarla süreci kanıksayan kesimler arasındaki sürtüşmeler, düzen içi alternatif bir programdan söz edilemediği için, açık bir kamplaşmaya yol açmamaktadır. Kaldı ki, pazarlıkçı kadrolar inisiyatifi ele almak için emperyalist ülkelerle ilişkilerde zaman zaman daha maceracı ve işbirlikçi politikaları savunabilmektedirler. Bu nedenle Türkiye Komünist Partisi, emperyalist ülkelerin dayatmalarına ve devletin yeniden yapılandırılması olarak adlandırdığı sürece karşı mücadele ederken, sistemin temel aktörleri ile bir işbirliği ya da ittifak arayışına hiçbir zaman girmeyecektir. Kabaca liberal ve statükocu olarak tanımlanabilecek kesimlerin piyasacılık, halk düşmanlığı ve işbirlikçilik açılarından birbirlerinden kayda değer farklılıkları bulunmamaktadır.

4. Devletin çözülme sürecine girmesinde, dinci gericiliğin önemli bir etkisi vardır. Kemalist devrim Türkiye'de gerici toplumsal dokuya pek az müdahale etmiş, bu yapının siyasi alana olan etkisini sınırlandıran etkili mekanizmalar kurarak hedeflenen kapitalistleşme süreci için uygun üst yapısal ortamı sağlamıştır. Ancak sosyalist düşünceye ve işçi sınıfının mücadeleci bir kimlik edinmesine karşı sermaye sınıfının elindeki en etkili araçlardan birisi olan gericilik, ABD'nin Sovyetleri kuşatma stratejisinde islamiyete düşen rolün de yardımıyla, siyasi alanda kendisine her zaman bir yer bulmuştur. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise sistemin siyasal alanı dinci toplumsal dinamiklerden kısmen koruyan yapısı büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Dinci tabanın kentlileşmesi, toplumsal ve siyasal yaşamın bütün olarak dincileşmesi sonucunu doğurmuş ve dinci ideoloji kendisini yenilerken, kentli emekçi sınıfların siyasal ve ideolojik dünyasında da ağırlık kazanmıştır. İşçi sınıfı mücadelesi açısından çok ciddi bir engel yaratan bu gelişmenin sistem açısından yarattığı sıkıntının kaynağında devletin önemli kurumlarının gerici toplumsal tabandan göreli bağımsız davranabilme alışkanlıklarının tehdit altında olması yatmaktadır. Yargı, silahlı kuvvetler ve üniversitelerde, gerici toplumsal dokudan güç alan yeni siyasal aktörler ile dinci gericiliği gerektiğinde kullanan ama onunla iktidarı paylaşmaya isteksiz geleneksel bürokrasi arasında ciddi bir mücadele sürmektedir. Bu mücadele de emperyalist ülkelerin müdahale alanını iyice genişletmektedir. Bir yandan "ılımlı islam" projesiyle şu anda AKP'de yoğunlaşan dinci gericilik bölgesel projelere taşınırken, öte yandan "dinci tehdit" gerekçesiyle laik kesimler ABD'nin öncülüğünde sürdürülen "teröre karşı mücadele"ye, dolayısıyla bölge halklarına dönük saldırganlığa bağlanabilmektedir.

5. Benzer biçimde Kürt sorununun da devletin çözülme sürecine girmesinde payı vardır. Kürtlere dönük inkârcı politikalarda ısrar eden devlet bu önemli başlıkta inisiyatifi büyük ölçüde yitirmiş ve emperyalist ülkelerin planlarına tâbi hale gelmiştir. Bir dönem Avrupa Birliği'nin söz sahibi olduğu Kürt sorununda, 1999'da Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesi ve daha sonra Irak'ın işgal edilmesiyle birlikte ABD'nin mutlak bir ağırlığa sahip olduğu görülmektedir. Yıllarca "casus belli" olarak kabul edilen Kuzey Irak'taki Kürt devletinin artık fiili bir gerçeklik haline gelmesi ve daha da önemlisi, Türkiye'nin önüne Kürt sorununda çözüm olarak konması devletin çözülme sürecini tetiklemiştir. Türkiye Kürtlerine kıyasla küçük bir nüfusa sahip olan Irak Kürtlerinin, ABD desteğiyle önemli bir bölgesel güç haline gelerek Türkiye'nin Kürt sorununda söz söylemeye başlamaları, yakın gelecekte sermaye egemenliğindeki en önemli sorunlardan birisi olmaya devam edecektir. Şimdiye kadar bu gelişmeye kuşkuyla bakan Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere, sistemin bütün kurum ve siyasi aktörleri ABD işbirlikçisi Kürt oluşumuyla ittifaka girerek ABD-İsrail-Türkiye-Kürdistan zincirini tamamlamayı kabullenmiş durumdadırlar. Ancak bu kabulleniş, sürecin getireceği ciddi maliyetlerin nasıl karşılanacağına ilişkin herhangi bir yanıt içermemektedir. Bu zincirin Türkiye'de Kürt sorununa yepyeni boyutlar getirmesi, aynı zamanda Türk dış politikasının zaten daralmış olan hareket alanını tamamen yok etmesi zayıf olmayan bir olasılıktır.

6. Devletin çözülme süreci, bir dizi devrimci olanak yaratmakla birlikte, işçi sınıfı açısından karmaşık görevler ortaya çıkarmaktadır. Süreç, şu ana kadar devrimci bir krize doğru evrilmemiştir. Zaten bu haliyle çözülme sürecine bir olumluluk yakıştırmak söz konusu olamaz. Gidişat, daha bağımlı bir ülke, sermaye karşısında daha çaresizleştirilmiş bir işçi sınıfı ve sınıfsal kimliği daha da sivriltilmiş bir devlet örgütlenmesi yönündedir. Devrimci alternatifin güçlenmesi, ancak Türkiye işçi sınıfının bu gidişata karşı etkili bir mücadele yürütmesinin ürünü olabilecektir. Bu anlamda, Türkiye işçi sınıfı yerelleşmeye, merkezi iktidarın rol ve sorumluluklarının azaltılmasına, egemenliğin Avrupa Birliği'ne devrine, toplumsal ve siyasal alanın dincileştirilmesine, Kürt ve Türk halkının birbirinden koparılmasına, Türkiye'nin emperyalist projeler doğrultusunda parçalanmasının gündemde tutulmasına karşı koymadan işsizlik, yoksulluk, özelleştirme, sendikasızlaştırma gibi başlıklarda söz sahibi olamayacaktır. Türkiye Komünist Partisi'nin görevi, devletin çözülme sürecinden emperyalizmin bu coğrafyadaki hegemonyasını pekiştirerek, sermaye sınıfının ise emekçi kitleler karşısındaki konumunu güçlendirerek çıkmasını engellemektir. Bu görevin yerine getirilmesi, sosyalist devrimci bir çıkışın önkoşulu olarak görülmelidir.


İKİNCİ BÖLÜM: EMPERYALİZM ve EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELE

7. Türkiye'de sosyalist devrimin baskın bir anti-emperyalist karakter taşıyacağına ilişkin öngörünün sağlam örülmüş devrimci bir stratejiye dönüştürülmesi konusunda Türkiye Komünist Partisi'nin yürüttüğü siyasal, ideolojik ve teorik çalışmalar belli bir olgunluk düzeyine ulaşmıştır. Emperyalist saldırganlığın Türkiye'de ve dünyada ortaya çıkardığı yeni sorun ve gerilimler ile bu saldırganlığın farklı kesimlerde yarattığı hoşnutsuzluk ve tepkiler emek-sermaye çelişkisinden ayrı ele alınamasalar bile, doğrudan kapitalist sömürüye bağlanamazlar. Bununla birlikte, emperyalist saldırganlığın sınıfsal değil de ulusal bir eksende göğüslenmesi gerektiğine ilişkin görüş, doğrudan burjuvazi tarafından emekçi kitleleri silahsızlandırıcı bir manipülasyon girişimi olarak gündeme gelmiyorsa, marksizmi ve uluslararası işçi sınıfı hareketinin mirasını çarpıtmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu görüş ile emperyalizme karşı mücadelenin ortaya çıkardığı yurtsever görevlere "antikapitalist" konumlanışı zedeleyeceği için sırt çevirenlerin hareket noktası aynıdır: Antiemperyalizm ile antikapitalizmi birbirinden ayırmak. Oysa bugün yalnız Türkiye'de değil dünyanın her yerinde, komünist bir strateji, tek tek ülkelerin özgün koşullarına uygun bir biçimde kapitalizme karşı mücadeleyle emperyalizme karşı mücadeleyi ortaklaştırmak demektir.

8. Emperyalizm çok uzun bir süredir elinde tuttuğu inisiyatifi yitirmeye başlamıştır. Bu durum ne tek başına dünya kapitalist sisteminin iç dinamikleriyle ne de tek başına emperyalist projelere karşı halkların direnişiyle açıklanabilir. Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkelerin ekonomik, siyasal ve askeri alanlarda vardıkları çıkmaz, kapitalizmin kriz üreten doğasının ürünü olduğu kadar, bu krizlerle baş etmek için biricik çare olarak gördükleri militarist politikaların insanlık duvarına çarpmasının da ürünüdür. Bugün dünyada egemen olan kapitalist düzenin bu politikalardan radikal bir biçimde koparak varlığını sürdürmesi olanaksızdır, önde gelen emperyalist ülkelerle bir bütün olarak kapitalizmin kaderi büyük ölçüde örtüşmüştür. Öyle ki, tarih boyunca hegemonik ülkenin zaman zaman yer değiştirdiği emperyalist hiyerarşide bugün ABD'nin devasa ekonomik güçlüklere karşın muazzam bir askeri/siyasal güçle korumaya aldığı başat konumunun sarsılması bile kapitalizm için öldürücü bir darbeye dönüşecektir.

9. Avrupalı emperyalistlerin ve onların temel kurumsallığı haline gelen Avrupa Birliği'nin ABD'nin yolundan gitmesinin ve var olan çelişki ve görüş ayrılıklarını kontrol altında tutmak istemesinin arka planında, ABD'nin son tahlilde kapitalist sistemin bekası için mücadele yürüttüğü gerçeği yatmaktadır. Bütün dünyada emekçi haklarının gasp edilmesi, çalışma saatlerinin uzaması, köle emeğinin yeniden yaygınlaşmaya başlaması, yaşamın bütün alanlarının metalaşması gibi sermaye sınıfının evrensel kazanımı olarak görülebilecek uygulamaların tamamı, ABD'nin öncülüğünde sürmekte olan emperyalist barbarlığa çok şey borçludur. Bu nedenle emperyalist ülkeler arasındaki rekabet ve çelişkileri değerlendirirken, hatta savaş olasılığı üzerinde dururken, emperyalizmden arındırılmış bir kapitalizmin mantık dışı olduğunu hatırlamak durumundayız. 1917 Ekim Devrimi'nde emperyalist ülkeleri sınırlandıran, baskı altına alan, kimi durumlarda geri adım atmaya zorlayan emekten yana çok büyük bir mevzi kazanılmıştı. Sovyetler Birliği'nin tasfiyesine varan trajik gelişmelerden önceki 70 küsur yıllık dönemde de emperyalist saldırganlığın en uç örneklerine tanık olunsa bile, tek tek kapitalist ülkelerin hareket alanının genişlemiş olduğunu kabul etmeliyiz. Oysa kapitalizm artık ABD ve diğer emperyalist ülkelerin insanlığı köleleştirme operasyonunun başarısızlığıyla birlikte meydanı terk etme dönemine girecektir.

10. Emperyalistler elde edebileceklerinden fazlasını, insanlığın paranın gücü karşısında tamamen diz çökmesini istediler ve yanıldılar. 1980'lerin başından itibaren sistematik bir biçimde yürütülen karşı devrimci saldırıların bir sınırı olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkeler hemen her coğrafyada önceden hesaplayamadıkları bir direnç ile karşılaşmakta. Bu direnç henüz bir karşı saldırıya dönüşmüş değildir. Emperyalizmin zayıf yanları vardır ama onun güçsüz, dağılmaya hazır sıradan bir sistem olduğunu söylemek olanaksızdır. Yenilebilir, kendisine yakıştırılan mükemmellikten uzaktır, ama hâlâ dünyamızın temel gerçekliğidir. Çağımızın bir diğer gerçekliği, dünya sosyalist devrim süreci, kendisini yeniden hissettirmediği sürece, emperyalizmin gerilediğinden söz etmek için erkendir. Bu nedenle emperyalizmin bugün karşılaştığı direncin karakteri iyi incelenmelidir. Birkaç örnek dışarıda bırakılıp bir ortalama alındığında, direncin sınıfsal temelinin son derece karmaşık olduğu görülmektedir. Yoksul kitlelerin özlem ve iradesine dayanmakla birlikte, emperyalizmi planlarını sürekli yenilemeye ya da kısmen geri adım atmaya zorlayan güç, "işçi sınıfı" ve aldığı bütün darbelere karşın işçi sınıfının en diri siyasal temsilcisi olma özelliğini koruyan komünistler değildir.

Uluslararası tekeller, emekçi kitlelere dönük yeni saldırılara yönelirken Soğuk Savaş döneminin ittifaklar politikasında önemli değişiklikler yapmak zorunda kaldılar. Siyasal düzlemde birçok ulus-devlet, ideolojik düzlemde kimi milliyetçi ve dinci akımlar emperyalizmin dolaylı ya da doğrudan darbelerine maruz kaldılar. Bu emperyalizm açısından bir tercihten öte bir zorunluluktu. Krizin başka türlü geçiştirilmesi söz konusu olmayacaktı; Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin ortadan kalkmasının yarattığı boşluğa büyük bir kuvvet ve zincirlerinden boşalmış bir yayılmacı histeriyle saldırdılar. Saldırının şiddetiyle orantılı güçlü bir direniş ortaya çıktı. Kimi örneklerde bu direniş İslamcı bir nitelik kazandı, devrimci olmayan iktidarların ürünü oldu, devlet bürokrasisinden kopan unsurlar tarafından örgütlendi; kimi örneklerde ise devrimci iktidar ya da hareketlerin mücadelesi ile özdeşleşti. Bu karmaşada komünistler somut gelişmeleri incelemeli, Irak, Afganistan ve Lübnan'da direnişin yapısını çözümlemeli, Venezuela ve başka Latin Amerika ülkelerindeki devrimci gelişmeleri değerlendirmeli, İran ve Suriye'nin ABD planlarına karşı koyma beceri ve niyetini yakından takip etmeli, başta Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika olmak üzere dünya ölçeğindeki güçler dengesini sarsan yer değiştirmeleri hesaba katmalıdırlar. Ortaya yeni olanaklar çıkmış, komünistlerin tek tek ülkelerdeki mücadele hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılan zengin bir deney birikmiştir. Ancak emperyalizme karşı mücadelenin sosyalizm hedeflenmeden ve işçi sınıfının ağırlığı olmadan arızi kalacağı, soluğunun tükeneceği de dikkate alınmalıdır. Komünistler için önemli olan, yeni yeni anti-emperyalist güçler keşfetmek ve onlarla ittifak arayışına gitmekten çok, emperyalizme karşı mücadelenin yakıcılığını hissetmek olmalıdır. Emeğin kavgasını emperyalizme karşı mücadeleyle birleştirmek, emperyalist ülkeler dahil olmak üzere bütün ülkelerdeki komünistlerin temel görevidir. Bu görev yerine getirildiği sürece gerçek ve devrimci ittifaklar kurulabilir, işbirliklerine gidilebilir. Unutulmamalıdır ki, bugün bazı ülkelerde emperyalizme karşı mücadelede dinci ya da milliyetçi akımlardan söz ediliyor olmasında, komünistlerin ve işçi sınıfı hareketinin bıraktığı boşlukların payı büyüktür.

11. Türkiye'de emperyalizme karşı mücadele, daha Kurtuluş Savaşı tamamlanmadan işçi sınıfının ve komünist hareketin üzerine yüklenen tarihsel bir sorumluluk haline gelmiştir. Türkiye'nin zayıf burjuva güçlerinin işgale karşı Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde giriştikleri silahlı mücadele, emperyalistlerle kapsamlı bir hesaplaşmayı değil, onlara Anadolu'daki yeni iktidarı kabul ettirmeyi hedefliyordu. Bu nedenle daha sonra gelişen bağımlılık ilişkisi, Mustafa Kemal sonrası yönetimlerin açık tercihleri kadar, başından itibaren emperyalist dünya karşısında pazarlıkçı bir tutumu benimseyen kemalist hareketin sınıfsal temeli ve Türkiye burjuvazisinin nesnel gereksinimleriyle de açıklanmak durumundadır.

Burjuva devriminin belli bir süreliğine de olsa emperyalist sistemden mutlak bir kopuş iddiası taşımaması, sonraki dönemlerde "bağımsızlık"çı ideolojinin neredeyse tamamen sol tarafından temsil edilmesine yol açtı. Solun ve Türkiye işçi sınıfı hareketinin 1960'lardaki yükselişine de damga vuran özelliklerden birisi yine "bağımsızlık" talebiydi. Sovyetler Birliği'ne karşı mücadelenin cephe ülkelerinden birisi haline gelen kapitalist Türkiye'nin bütünüyle ABD emperyalizminin etkisine açılması ve bağımlılık ilişkilerinin yakıcı bir gündem haline gelmesi zaman zaman sosyalizm hedefinin üzerinin örtülmesi ve bağımsızlığın bir burjuva demokratik görev olarak algılanmasına neden oldu. Oysa Türkiye'de ülkeyi emperyalist sistemin yörüngesinden çıkartacak şiddette bir enerjiyi ancak sosyalist devrim yaratabilirdi. Kaldı ki, işçi sınıfının toplumsal kurtuluş mücadelesinde birlikte yürüyebileceği sınıf ve katmanların dışında emperyalizmden kopuş arayışı içerisinde olan sınıfsal güçler hiçbir zaman söz konusu olmamıştı. Bugün de emperyalist proje ya da uygulamalardan şikayetçi olan bazı burjuva kesimlerin tutumu en fazla pazarlıkçılıkla açıklanabilir. Bu kesimlerin sözcülerinin emperyalist ülkelerden daha fazla rol ve pay istedikleri ve emperyalist sistemin dışında bir Türkiye'yi hayal dahi edemedikleri açıkça görülmektedir. Bununla birlikte, emekçi sınıflar ve küçük burjuvazi içerisinde sosyalist bir perspektife hiç sahip olmayan ama emperyalist bağımlılıktan samimi olarak kurtulmak isteyen küçümsenmeyecek bir kesim vardır. Son yıllardaki gelişmelerden dolayı genişleyen bu kesim aynı anda hem milliyetçi hem dinci hem de liberal ideolojilerin etkisi altındadır. Bu kesimde yer alan milyonlarca kişinin söz konusu ideolojilerin etkisinden kurtarılmaları ve tutarlı bir anti-emperyalist mücadelenin unsurları haline getirilmeleri onların ille de sosyalizm perspektifine ikna edilmelerini gerektirmez. Sosyalizm mücadelesi ile bağımsızlık mücadelesini birleştirecek olan, bunu programatik ve stratejik düzeylerde gerçekleştirebilmiş bir işçi sınıfı partisinin etkinliği ve bu partinin anti-emperyalist mücadele cephesini emek-sermaye çelişkisinin uzağında değil bu çelişki temelinde kurma iradesidir.

12. 2005 Şubatı'nda Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısı ve öncülüğünde kurulan Yurtsever Cephe, önümüzdeki dönem yakıcı antiemperyalist görevleri işçi sınıfı perspektifinden ayrılmaksızın yerine getirmeyi başarabileceğini göstermiş durumdadır. Bu nedenle ve bir kez daha, TKP'nin Yurtsever Cephe'ye geçici bir araç ya da açılım gözüyle bakmadığına ilişkin sık sık yinelenen vurguyu TKP'nin 8. Kongresi'nde yineliyor ve kayıt altına alıyoruz. Kurulduğundan bu yana önemli antiemperyalist eylemlere imza atan Yurtsever Cephe Türkiye'nin bugünkü koşullarına uygun ve emperyalizme karşı mücadelenin hızlı değişen gereksinimlerine yanıt üretebilecek özgün bir örgütlenmedir. Bu örgütlenme;
a) Farklı siyasal örgütlerin değil, emperyalizm ve işbirlikçilerin cephesine karşı ilkeli bir mücadele vermek isteyen, bu mücadelede komünistlerin rol ve ağırlığından rahatsızlık duymayan toplumsal güçlerin cephesidir;
[img]/cool.gif[/img] Bir devrimci siyasi partiden farklı olarak, gücünü merkezi bir yapılanmadan çok, açık ve yalın ilkeler etrafında örülen taban inisiyatiflerinden almaktadır;
c) Bütün sınıfları birleştiren bir "ulusal çıkar" olduğu yalanına dayanarak sermayenin emekçi kitleler üzerindeki tahakkümünü kolaylaştıran milliyetçi ideolojinin karşısına, memlekete sahip çıkarak emperyalist yağmaya dur diyen emekçi kitlelerin yurtseverliğini koymaktadır;
d) Dünyada ve Türkiye'deki gelişmelere müdahale ederken "emperyalizm" olgusuna özellikle odaklanmakta ama sınıf mücadelesinin diğer başlıklarına kayıtsız kalmayarak değişik gündemler arasındaki bağlantıyı koparmamaktadır.

13. Yurtsever Cephe, bugün geldiği noktada kendi özgün mekanizmalarını yaratmış, partili olmayanlarla olanlar arasındaki ilişkiyi eşit ve özgür bir bağlama yerleştirmiş, Türkiye Komünist Partisi ile mesafesini "hukuki" ve siyasal düzeyde tarif etmiş, kısacası "TKP ile ilişkisi" konusundaki soru işaretlerini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bundan sonrası, Yurtsever Cephe'nin kendi program ve ilkeleri doğrultusunda gerçek bir toplumsal hareket haline dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlıdır.

14. Yurtsever Cephe'nin yaşamsal görevlerinden birisi, Türkleri ve Kürtleri bir bütün olarak birbirlerinin karşısına koyan her tür "milliyetçi" eğilim ve akıma karşı, başta bu iki ulustan olmak üzere bütün emekçi ve yoksul kitleleri antiemperyalist bir zeminde birleştirmek ve ortak bir mücadeleye yönlendirmektir. Eğer kendi haline bırakılır ve özel araçlar geliştirilmezse, Türkiye'de yurtsever kimliğin oluşumunda Kürt unsuru zayıf kalacak ve işçi sınıfı hareketi açısından telafisi çok güç sorunlarla karşılaşılacaktır. Son dönemde ülkemizde yaygınlaşan Amerikan karşıtlığının önemli bir kaynağının ABD'nin "Kürt sorunu"ndaki tutumu olması, konuyu iyiden iyiye karmaşıklaştırmaktadır. Emperyalist ülkelerin Kürt sorunundaki projelerine karşı çıkmakla hiçbir ilgisi olmayan ve "Kürtlere karşı Türklerin desteklenmesini talep etmek" biçiminde basitleştirebileceğimiz bu milliyetçi yaklaşımlara karşı cesur bir tavır almak, bu yaklaşımların etkisi altındaki geniş yığınlar üzerinde siyasi ve ahlaki bir baskı kurmak gerekmektedir. Bu nedenle Yurtsever Cephe, emperyalist projeleri elinin tersiyle itip ortak bir yurtsever kimlik oluşturmaya istek duyan Kürt unsurları cesaretlendiren, öne çıkartan ve çoğaltan bir tarz geliştirmek zorundadır.

15. Türkiye Komünist Partisi Türk, Kürt, bu topraklarda yaşayan tüm emekçilerin partisidir. Üye yapısıyla, politikalarıyla, bölgesel gelişmelere dönük tutumuyla bu özelliğini korumaya, güçlendirmeye özen göstermektedir. Bununla birlikte, ezilen bir ulus olarak Türkiye ve bölgedeki siyasal, kültürel ve demografik ağırlıkları, Kürtleri özellikle öne çıkarmaktadır. TKP konuyu birbiriyle bağlantılı üç düzlemde ele almaktadır. Birincisi bir devrimci dinamik olarak Kürt hareketi, ikincisi emperyalizmin Ortadoğu ve Türkiye'deki etkinliği açısından Kürt sorunu, üçüncüsü bir sınıfsal kuvvet olarak Kürt emekçileri. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ciddi ölçülerde zayıflayan Türkiye işçi sınıfı hareketinden bağımsız bir çıkış yapan Kürt hareketi, bölgesel koşulların da yardımıyla bir süre devrimci karakterini korumuş, ayrıca Kürt coğrafyası söz konusu olduğunda siyasal canlılığı güneyden kuzeye kaydırmıştı. Türkiye solundan ayrı ve bağımsız bir devrimci Kürt hareketinin sınırları da bu dönemde açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Sınıfsal açıdan en ileri unsurları Türkiye'nin batısında ve Avrupa'da yaşayan Kürtlerin "ulusal" nitelikli bir mücadeleyi uzun süre devrimci bir çizgide tutmalarının nesnel ve öznel nedenlerle mümkün olmadığı görülmüş ve ağırlığı bir kez daha güneye kaymaya başlayan Kürt sorunu emperyalist projelerin konusu haline gelmiştir. Bugün bir devrimci dinamik olarak Kürt hareketinden söz etmek olanaksızdır, Kürt sorunu "emperyalizmin bölgesel açılımları" ve emekçi hareketin merkezi gündemlerinden birisi olarak değerlendirilmelidir.

16. Bir ulusal sorun ve dinamiğin emperyalist ülkeler tarafından değerlendirilmek istenmesiyle ilk kez karşılaşmıyoruz. Emperyalizmin henüz doğum aşamasında olduğu 19. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, bugüne kadar "ulusal sorun" olarak tanımlanabilecek bütün başlıklar emperyalist projelerin vazgeçilmez parçası oldular. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında emperyalist odaklar "uluslara özgürlük" sloganını kullanarak ve başka halkların acılarını ahlaksızca istismar ederek birbirlerinin üzerine çullandılar. Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, ezilen uluslara gerçek kurtuluş kapısını araladığı oranda emperyalist ülkelerin "ulusal sorun"la oynama yeteneğinde ciddi bir azalma oldu. Ancak yine de yalnız köklü sömürgeci gelenekleri olan Fransa ve İngiltere değil, emperyalist pratiğe farklı bir mirası devralarak yönelen ABD ve Almanya ezilen ulusların özgürlük arayışını kendi emperyalist projeleri içerisine yerleştirmek konusunda her fırsatı değerlendirdiler. Sovyetler Birliği'nin dağılması, onlara çok büyük bir fırsat sundu. Zaten sosyalizmin Avrupa'dan tasfiye edilmesi için yürütülen sinsi ve sabırlı faaliyetlerin bir parçası olan "ulusal ve etnik ayrılıklar" 1990'ların başından itibaren emperyalist ülkelerin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki yayılma stratejisinin temel araçlarından birisi olageldi.

Türkiye Komünist Partisi, bütün bu gelişmeleri yok sayarak "ulusların kaderlerini tayin hakkı" ilkesini mutlaklaştıran bir yaklaşımı uzun bir süredir reddetmektedir. Bu tutum zamanında Yugoslavya için geçerli olmuş ve uzun yıllar barış içinde bir arada yaşayan ulusların emperyalistler tarafından birbirlerine karşı kışkırtılmasına, bu ülkenin parçalanmasına ve her bir parçanın tamamen uluslararası tekellerle savaş baronlarının denetimine girmesine tavır alınmıştır. Gelişmeler "özgürlük arayan" ulusların kaderlerinin emperyalistler tarafından teslim alındığını göstermiştir. ABD bugün bölgemizdeki en büyük uluslardan birisi olan Azerilerin ayrılıkçı bir yönelime girmesi için İran'da zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti ve bazı Kürt örgütleri tarafından desteklenen örtülü faaliyetlerde bulunmaktadır. İran'daki molla rejimine hiçbir sempati beslememekle birlikte, Türkiye Komünist Partisi bu faaliyetlerin İran'da yaşayan emekçi kitleleri böleceğinin, ABD'nin bölgedeki ağırlığını artıracağının ve en kötüsü halklar arasına yeni düşmanlık tohumları ekeceğinin farkındadır. Ne yazık ki, ABD benzer bir yaklaşımla yıllar boyu büyük acılar çekmiş olan Irak Kürtlerini bölgesel planlarının içerisine yerleştirmeyi başarmış ve bugün işgal altında büyük bir direniş gösteren Irak'ta kendisi için güvenlikli bir bölge yaratmıştır. TKP'nin Irak'taki oluşuma dönük tutumu, Kürtlerin devlet kurma hakkını tanımamaktan değil, bu hakkın bugünkü uluslararası koşullarda bütünüyle emperyalist projelere bağımlı hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu o kadar böyledir ki, ortaya çıkmakta olan Kürt devletinin İsrail'den sonra bölgedeki tek müttefiki, aradaki sorunlara karşın Türkiye Cumhuriyeti'dir.

17. Bu koşullarda Türkiye Komünist Partisi,

a. Kürt sorununu antiemperyalist bir temelde değerlendirmenin biricik enternasyonalist tutum olduğunu kamuoyuna bir kez daha açıklar;
b. Türkiye burjuvazisinin Kürtlere dönük inkarcı ve imhacı politikaları sürdürürken Irak'taki işbirlikçi Kürt liderliğiyle askeri, ekonomik ve siyasi yakınlaşma içerisine girmesinin sınıfsal mantığına dikkat çeker ve Irak'taki Kürt yoksullarının işgale karşı direniş cephesinde yer almalarını arzularken, Türkiye'deki Kürt emekçilerini emperyalizme ve sömürüye karşı Yurtsever Cephe'de örgütlenmeye çağırır;
c. Kürt sorununda birlikçi, antiemperyalist, sınıf perspektifine sahip düşünce ve pratiğin geriye çekilmesinin ağır sonuçları olduğunu hatırlatır, Türk liberalleri ve milliyetçileri ile Kürt liberalleri ve milliyetçilerinin ABD'nin başını çektiği emperyalist ülkelerin açılımlarına bağımlı hale geldiğine işaret eder ve bu koşullarda ezen ya da ezilen ulus milliyetçiliğine hoşgörü ile yaklaşmanın söz konusu olamayacağını, bölgemizde Türk ve Kürt milliyetçiliğinin birbirlerini tamamlayarak ABD'ye büyük bir hareket serbestliği sağladığını vurgular;
d. Türkiye'de Kürtler arasındaki anti-emperyalist damarın pragmatik yaklaşımlar uğruna kurutulmaması için ortaya çıkacak her tür fırsatı değerlendirmeye hazır olduğunu ilan eder.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI

18. Türkiye'de sosyalizm mücadelesinde aşılması artık yaşamsal hale gelen engel, işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Sıradan, bildik, denenmiş yöntem ve araçlarla bu sorunun üstesinden gelinemeyeceği açıktır. Konuya ilişkin yoğun, cesur ve sürekliliği olan bir çalışma yürütmek için yeterli güncel veri ve teorik donanım olmasına karşın, işçi sınıfını atalete iten temel neden olan bölünmüşlüğe yeterince odaklanılmaması partinin sonuç alıcı hamleler yapmasını geciktirmektedir. Hemen herkesin diline düşen "bölünmüşlük" gerçeği karşısında yarım yamalak çözüm yolları denemenin hiçbir getirisi kalmamıştır. "Emek güçlerinin birliği" gibi kimsenin inanmadığı söylemlerle sorunun çözülmeyeceği de bellidir. Zaten sorun biraz da burada başlamaktadır. İşçi sınıfı kendisini bir sınıf olarak hissetmeyecek ölçüde bölünmüştür, bu bölünmüşlüğü veri alıp, bu bölünmüş zeminde parça parça örgütlenip daha sonra "emek güçlerinin birliği"ni sağlamaya çalışmak anlamsız bir uğraştır. Bugün işçi sınıfının bütün mücadele alanlarında "bölünme"ye meydan okuyan, birleştiren ve sınıfı yoğunlaştıran bir tarza ve bu tarza uygun araçlara gereksinimi vardır. Sorun, tek başına "siyasal örgüt" düzleminde çözülemez, çünkü sınıf ekonomik mücadele alanına ayağını attığı andan itibaren burjuva toplumunun kendisini parçalayan/bölen mekanizmalarını benimsemiş örgütlerle karşılaşmaktadır. Sendikaların işçi sınıfının çok küçük bir bölmesini kapsamakta oluşu, oynadıkları olumsuz rolü hafife almamızı gerektirmez. Bugün sendikal yapılar, temsil ettikleri örgütsel gücün çok ötesinde ağırlık ve etkiye sahiptir. Ayrıca sendikalar bu halleriyle işçi sınıfının siyasal örgütlenmesi için gerekli ara temas yüzeyini kısırlaştırmakta, hatta çürütmektedir. Dolayısıyla işçi sınıfının bölünmüşlüğünü sınıfın örgütlenmesinin önüne geçen etmen olmaktan çıkarabilmek için sendikal alana köklü bir müdahalede bulunmak zorunludur.

19. İşçi sınıfı bölünmüştür. Çalışanlar, geçici işçiler, işsizler, emekliler; sözleşmeli işçiler, kadrolu işçiler; beyaz yakalılar, mavi yakalılar; sendikalılar, sendikasızlar; sigortalılar, kayıtsız işçiler; sanayi işçileri, tarım işçileri, hizmet sektörü çalışanları; kamuda çalışanlar, özelde çalışanlar; memur statüsünde olanlar, işçi statüsünde olanlar; sermaye sınıfı tarafından yıllarca dayatılan 28 adet işkolu (bu sayı 2005 yılında hazırlanan ancak yasalaşmayan tasarıda 18'e düşürülmüştür)… İşçi sınıfı bunların hepsiyle bir bütündür, geliştirilen her araç bu bütünlüğü kucaklamayı hedeflemelidir. İşçi sınıfı partisi, belli öncelikleri gözetmesine karşın, merkezi siyaset ve örgüt anlayışı sayesinde sınıfın bütününü kucaklamak, onu birleştirmek için uygun bir ortam sağlamaktadır. Ancak ülkemizde "emek örgütleri" olarak adlandırılan sendika ve odalar tam tersine "bölünmüş" zemin üzerinde faaliyet göstermektedir. Herhangi bir antidemokratik uygulama ve sendikalar yasasının eski ya da yeni haliyle sendikaları kadük eden maddeleri "emek örgütleri"nin durumuna mazeret oluşturamaz. Yine sermayenin üretim sürecini işçi sınıfının örgütlenmesini güçleştirecek tarzda şekillendirme girişimleri de, bütün önemine karşın sendika ve diğer emek örgütlerinin yaşadığı tıkanmayı açıklamamaktadır. Emekçi sınıfların çıkarları açısından bakıldığında bugün meslek odalarının anlamı ve doldurdukları boşluk radikal biçimde sorgulanmalıdır. Mühendislerin, teknik elemanların, hekimlerin, avukatların proleterleşme sürecinde büyük mesafeler alınmışken, bütün bu kesimleri işçi sınıfından uzakta konumlandırmaya yarayan yapılanmaların "emek örgütü" olarak öne çıkarılması şaşırtıcıdır. Birçok ülkede sağın elindeki bu örgütlerde solun ağırlık sahibi olması, sözünü ettiğimiz olumsuzluğu ortadan kaldırmamaktadır. Tam tersine, sanki bunlar kurumsallıklarıyla doğal olarak işçi sınıfının mücadele araçlarıymışçasına, bu örgütlerin içinde yürütülmesi gereken mücadele geriye çekilmekte, çoğu kez kongre kulislerine indirgenmektedir. İşçi sınıfının meslek örgütlerine sıkıştırılmak istenen eğitilmiş işçilere gereksinimi vardır. Ama ne olmaktadır? Bu örgütlerde sürdürülen anlamlı çalışmalar, kimi başlıklarda alınan sınıf tavrı, işçi sınıfının birliğinden çalınan enerji hesaba katıldığında, büyük ölçüde değersizleşmektedir. Artık öncelik işçi sınıfının birliğidir.

Benzer biçimde, bugün Türk-İş, DİSK, KESK ve Hak-İş'in birbirinden ayrı durmalarının nedeni, sermaye sınıfının "bölünme"yi teşvik etmesi ve sendikal yapıların da bundan nemalanmalarıdır. Türk-İş, DİSK ve Hak-İş yönetimlerinin temel sendikal konularda birbirlerinden farklı düşüncelere sahip olmadıkları açık bir biçimde görülmektedir. Ayrı yasal mevzuata mahkum edilen kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını yasal sınırları zorlayarak işçi sendikalarının bünyesinde kazanabilecekleri aşikarken, bölünmüşlük çoğu kez yan yana gördüğümüz DİSK ve KESK yönetimleri tarafından kabullenilmiş ve Türkiye işçi sınıfı -bağlı sendikalar ve meslek odaları hesaba katıldığında- 100'ü aşkın örgüte dağıtılmıştır. Buna bağımsız sendikaları da eklediğimizde ortaya şaşırtıcı bir manzara çıkmaktadır. Herkes "birlik" derken, işçi sınıfı sermaye sınıfının ekonomik, yasal ve siyasal düzenlemeleriyle bölünmektedir! Çünkü "birlik" ideolojik/siyasal düzeyde burjuvazi ile uzlaşılarak sağlanmakta, işçi sınıfının değişik kesimlerinin güçlerini birleştirmeleri hedefi "platform"lara havale edilmektedir. Artık tam tersini yapmanın zamanı gelmiştir. Sınıf uzlaşmacısı, sermaye işbirlikçisi kesimlerle açık bir bölünme göze alınmalı ama sınıfı nesnel bir zeminde birleştiren yeni ve yaratıcı bir açılım geliştirilmelidir.

20. Türkiye işçi sınıfının parçalanması elbette tek başına örgütsel/kurumsal bir çerçevede ele alınamaz. İşçi sınıfına dönük ideolojik kuşatma, sınıfı kimliksizleştirdiği oranda üretim sürecinin farklı nesnelliklerine mahkum etmiş, işçilerde kolektif bir sınıfın parçası olma bilinci gelişememiştir. İşçi sınıfının egemen ideolojinin etkisi altında kalması neredeyse kanıksanmış, sendikalar bu etkinin kalıcı olması için her tür çabayı gösterirken bazı sol anlayışlar işçi sınıfının bu etkiyi kırmaksızın devrimci misyonlarını taşıyabileceğine ilişkin bir düşünceyi sistematik biçimde propaganda etmişlerdir. Oysa milliyetçilik, İslamcılık, liberalizm ve sosyal demokrasi işçi sınıfının atomize olmasına yardımcı olmakta, onu mezhepçiliğe, cemaat kültürüne, hatta zaman zaman ırkçılığa sürüklemektedir. Bu nedenle, işçi sınıfının birliğini sağlamaya dönük siyasal/örgütsel açılımlar, ancak bu açılımlara çok güçlü ideolojik müdahaleler eşlik ettiği sürece başarılı olabilir. Yurtseverlik, bu ideolojik müdahaleler için yeterince güçlü bir altyapı oluşturmaktadır.

21. Türkiye işçi sınıfı 1960'lı yıllarda bütün zaaflarına karşın çok büyük tarihsel anlamı olan TİP-DİSK gerçeğini yaşadı ve yaşattı. Bu iki örgütün serpilip gelişmesi ve solun genel yükselişi, 15-16 Haziran gibi özel kesitler sırasında doğrudan işçilerin inisiyatifi sonucunda kurulan ve işyerlerine yaslanan örgütlenmeler için de olanak yarattı. Daha sonraki dönemlerde bazı yerellik ve sektörlerde tanık olduğumuz bu tarz örgütlenmeler ne yazık ki Türkiye işçi sınıfını karakterize eden bir olgunluk ve sürekliliğe hiçbir zaman kavuşamadı. Kendiliğindenlik yönü ağır basan, parti ile sendikaların tam olarak karşılayamadığı bir gereksinime denk düşen yatay örgütlenmeler Türkiye komünist hareketinin teorik ve pratik bir sorunu olmaya devam etti. Şu ana kadarki veriler ışığında, Yurtsever Cephe'nin en devingen ve süreklilik taşıyan unsurları haline gelen "işçi inisiyatifleri"nin birçok açıdan bu boşluğu doldurabilecek bir araca dönüşebileceği anlaşılmaktadır. Önümüzdeki dönemde işçi inisiyatiflerinin Yurtsever Cephe'nın asli misyonundan enerji çalmadan, tam tersine bu misyonu sınıfın fiziki ve ideolojik ağırlığıyla güçlendirerek, siyasi ve ekonomik mücadele alanları arasındaki kopukluğu ve en önemlisi işçi sınıfının parçalanmışlığını giderecek bir etki kazanması olanaklıdır. Sendikal alanın kendi iç dinamikleriyle bir silkiniş ve daha önemlisi kopuş yaşayamayacağının açık biçimde belli olduğu bir dönemde Yurtsever Cephe'deki işçi örgütlenmelerinin bu tür bir iddiayı ortaya atmaları tarihsel bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

22. Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfı temelini güçlendirici bir dönüşüm için gereken altyapıya sahip durumdadır. Yaklaşan seçimlerin parti örgütlerine bindireceği yüke karşın, bu dönüşüm için hiç zaman yitirilmemeli, partinin bütün dokusunda işçi sınıfı içerisindeki örgütlenme çalışmalarına yoğunlaşılmalı, adeta bir seferberlik başlatılmalıdır. İşçi sınıfının "kendine özgü" sorunları olduğuna dair ekonomist yorumları tamamen bir kenara atan parti, Yurtsever Cephe'nin yardımıyla daha sistematik hale gelen işçi çalışmalarını sadeleştirici ve toparlayıcı bir yaklaşımla ele almayı ısrarla sürdürmelidir. Bugün sermaye sınıfının saldırılarına tekil başlıklar üzerinden verilmeye çalışılan tepkiler giderek cılızlaşmaktadır. Oysa parti, işçi sınıfının değişik kesimlerini "ortak" gündemlerde birleştirmek ve tavır almaya özendirmek konusunda şimdiye kadar etkili bir biçimde kullanamadığı siyasal ve ideolojik olanaklara fazlasıyla sahiptir. Öte yandan işçi inisiyatiflerinin kurulması ve partide sektörel örgütlenme doğrultusunda gerçekleşen yeni yapılanma, azımsanmayacak sayıda işçi önderinin yetişmesine yardımcı olmuştur. Parti içi yaşantıda bu gelişmenin hesaba katılması ve ortaya çıkan devrimci enerjiden partinin güçlendirilmesi için yararlanılması gerekmektedir.

B. KARARLAR

KARAR NO: 1
İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ GÜCÜNÜ ARTIRMAK İÇİN

1. Sendikal yapılar bugün Türkiye işçi sınıfını temsil eden örgütler olmaktan çıkmıştır.
2. Sendikalar bir silkiniş için gerekli iç enerjiden yoksundur.
3. Sendikalar işçileri sermaye politikalarıyla birleştirmekte, buna karşın değişik katman, kesim ve çıkarlara bölmektedir.
4. Sendikal alandaki silkiniş yönetim değişikliklerine indirgenemeyecek kadar köklü olmalıdır.
5. Mevcut bölünmüşlüğü ve bu bölünmüşlüğü dayatan yasal düzenlemeleri veri almayan, tamamen farklı bir örgütlenme anlayışı Türkiye işçi sınıfının gündemine sokulmalıdır.
6. Sendikalarda ve asıl olarak sendikalara üye olmayan işçiler içerisinde bu yapılanmanın ilkeleri propaganda edilmeli, bütün sendika ve meslek odalarında bu ilkeler etrafında etkili bir çalışma yürütülmelidir.
7. Alternatif bir sendikal odak işçi sınıfını ayağa kaldırabilmek ve birliği sağlayabilmek için sermaye egemenliğinin parçası olan unsurlardan kopmayı göze almalıdır.
8. Mevcut sendikal yapılarda köklü bir altüst oluş zorlanmalıdır. Bununla birlikte bugünkü veriler dikkate alındığında, dışarıdan ve içeriden ne denli etkili bir müdahale yapılırsa yapılsın, silkinişin bu sendikal yapılarda gerçekleşmemesi güçlü olasılıktır. Bu durumda yeni ve özgün bir alternatif yaratma konusunda hızlı ve cesur adımlar atılmalıdır. Bu çerçevede Yurtsever Cephe'nin emekçi inisiyatiflerinin önemli bir referans noktası ve dinamizm kaynağı olarak dikkate alınacağı açıktır.
9. Konuyu etraflıca değerlendirmek ve Türkiye işçi sınıfının gereksindiği sendikal hareketin programatik ilkelerini netleştirmek için zaman yitirmeksizin bütün kesimlerden işçi temsilcilerinin katılacağı bir konferans düzenlenmelidir.


KARAR NO: 2
TÜRK ve KÜRT HALKININ BİRLİĞİ İÇİN

1. Kürt sorununa ilişkin Sosyalizm Programına yazılan ilke ve hedeflerin güncel bağlantılarıyla birlikte emekçi kitlelere anlatılması için eldeki seslenme araçlarının etkili bir biçimde kullanılması ve bunların yetersiz kaldığı durumlarda yeni araçların geliştirilmesi konusunda parti merkezi daha fazla çaba göstermelidir.
2. Partinin Kürt emekçiler içerisinde yaygın bir örgütlenme sürecine girmesi için yeni ve köklü örgütsel düzenlemeler yapılmalıdır.
3. Tüm topluma ve konuyla ilgili bütün taraflara ABD ve Avrupa Birliği planlarını deşifre edici ve bozucu sistematik girdi yapılmalı, bu doğrultuda tek başına propaganda araçları değil, diyalog kanalları da geliştirilmelidir.
4. Kürt siyasi örgütlerinin "var olma ve siyaset hakkı"nın önünü açan yasal süreçler desteklenmelidir.
5. Emperyalist, milliyetçi ve liberal çözümlerin dışında Türk ve Kürt emekçilerinin ortak kurtuluşunu hedefleyenlerin bir araya geldiği bir konferans en kısa sürede düzenlenmelidir.
6. Kürt sorununda birlikçi, devrimci ve ortaklaştırıcı adımlar atılması için milliyetçi ve liberal düşüncenin kuşatması altındaki Türk halkına dönük ideolojik ve siyasal çalışmalar yoğunlaştırılmalı, Kürt sorunun aynı zamanda Türk sorunu da olduğu vurgulanmalıdır.


KARAR NO: 3
EMEKÇİLERİN SEÇİMLERE DAMGA VURMASI İÇİN

Türkiye Komünist Partisi, seçimlere kendi adıyla ama Yurtsever Cephe'nin olanak, politika ve adaylarıyla girmeyi daha önce karara bağlamıştır. Türkiye'nin bütün yurtsever güçlerini bu karara ortak olmaya, seçim sürecinde Yurtsever Cephe'yle birlikte çalışmaya ve onu desteklemeye çağırıyoruz. Önümüzdeki seçimlerden Türkiye işçi sınıfının yepyeni güç ve enerjiyle çıkmasını sağlamak ellerimizdedir. TKP Kongresi, bu bilinçle aylar öncesinden Türkiye'nin dört bir yanında propaganda ve örgütlenme çalışması yürütmeye başlayan Yurtsever Cepheli dostları selamlar, Türkiye Komünist Partisi'nin seçim sürecinde emekçi sınıfların çıkarlarını tam bir devrimci seferberlik anlayışıyla savunacağını ilan eder.


KARAR NO: 4
EMPERYALİST SALDIRILARI PÜSKÜRTMEK İÇİN

1. Halkın Avrupa Birliği'ne üyeliğe desteğinin azaldığına ilişkin veriler ve konunun eskisine göre daha az gündeme getirilmesi, AB'ye üyelik sürecinde emekçi halkımızın yaşadığı yıkımın hafiflediği anlamına gelmemektedir. Süreç, eskisine göre daha örtülü ama bütün boyutlarıyla işlemeye devam etmektedir. TKP başından beri kararlı bir biçimde karşı durduğu ve emperyalist bir saldırı olarak değerlendirdiği AB üyelik süreci konusunda bütün yurtsever güçlerin uyanık olmaya devam etmesi gerektiğini açıklama gereği duymaktadır.
2. Türkiye Komünist Partisi'nin 2004 Konferans belgelerinde yer alan "Avrupa Birliği ve üyelik sürecine ilişkin değerlendirmeler", bugün de geçerliliğini olduğu gibi korumaktadır. Parti, bu değerlendirmeler ışığında emekçi kitlelere seslenmek, onları örgütlemek ve harekete geçirmek için elindeki bütün olanakları seferber etmelidir.
3. Türkiye Komünist Partisi, Avrupa'daki dost ve kardeş partileri "AB'ye üyelik sürecinin Türkiye'nin demokratikleşmesine yardımcı olacağı"na ilişkin yaklaşımı bütünüyle terk etmeye davet eder. Türkiye işçi sınıfıyla, komünistleriyle, ilericileriyle dayanışmak, antidemokratik uygulamaları protesto etmek için Avrupa Birliği'nin aracılığına gereksinim olmadığı açıktır. TKP, gerici burjuva iktidarla tavizsiz bir mücadele sürdürürken, Türkiye'nin emperyalist ülkeler ya da kurumlar tarafından masaya yatırılmasına ve amacı belli birtakım dayatmalarla karşı karşıya getirilmesine kayıtsız kalamaz. Türk ve Kürt emekçilerinin gerçek dostu olan Avrupalı komünist ve işçi partilerinden konuya bu duyarlılığı gözeterek yaklaşmalarını bekliyoruz.
4. Türkiye Komünist Partisi, Kıbrıs'ın bağımsız, birleşik, bütün yabancı üs ve askerlerden arındırılmış, egemen bir ülke haline gelebilmesi için "ortak bir mücadele" kültürünün yaratılmasına çaba harcayan Kıbrıslı devrimcilerle daha yakından dayanışma ve işbirliği sürecine girecektir. TKP, verili statükoya yaslanan, büyük güçlerin denetimindeki diplomatik arayışların hiçbir sonuç vermediğinin açıkça görüldüğü bugünkü koşullarda bu mücadelenin gerçek taşıyıcısı olan Kıbrıslı siyasi güçlerin ve bu mücadeleyi destekleme borçları olan Yunanistan ve Türkiye komünistlerinin konuya ilişkin ortak bir yaklaşım ve işbirliği sürecine girmesi için üzerine düşeni yapacaktır. Bu aynı zamanda, TKP'nin bir çağrısı olarak değerlendirilmelidir.
5. Türkiye Komünist Partisi, Amerika Birleşik Devletleri ve onun müttefiklerine karşı direnen yurtsever Iraklılara en içten kardeşlik duygularını iletir. İşgalciler ve işbirlikçilerinin yenilgisi yakındır.
6. Türkiye Komünist Partisi, ABD destek ve talimatları doğrultusunda Filistin ve Lübnan'da işgalci politikalarını sürdüren İsrail'e karşı mücadele eden bütün güçlerin sarsılmaz dostudur.
7. Parti BM Barış Gücü adı altında Lübnan'a gönderilen Türk birliklerinin zaman yitirilmeksizin geri çağrılmasını talep etmektedir.
8. Türkiye Komünist Partisi, her geçen gün daha büyük bir askeri güçle saldıran emperyalist ülkelere kafa tutan Afgan halkının yanındadır. Parti, NATO kapsamında bu ülkede bulunan Türk birliklerinin derhal geri çekilmesini de talep etmektedir.
9. Türkiye Komünist Partisi, ABD'nin sürekli tehdidini hisseden İran ve Suriye halklarının olası bir saldırı durumunda emperyalist saldırgana gereken yanıtı vereceğinden hiç kuşku duymamaktadır. Bir saldırı durumunda TKP, kardeşlerimizin yanında olacak, ülkemiz topraklarının emperyalist saldırılara üs olmasına izin vermeyecektir.
10. Türkiye Komünist Partisi, yalnızca halkımız için değil, bütün bölge için savaş ve işgal anlamına gelen tüm ABD ve NATO üslerine el konması, Türkiye topraklarının, hava ve deniz sahasının emperyalist ülkeler ve İsrail tarafından kullanılmasının yasaklanması için sonuna kadar mücadele etmeye kararlıdır.
11. Türkiye Komünist Partisi, Sosyalist Küba'yı, sosyalizm ve özgürlükten taviz vermeyen onurlu Küba halkını, komutan Fidel Castro'yu ve kardeş Küba Komünist Partisi'ni yoldaşça selamlar. Küba'ya karşı başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin sürdürmekte olduğu saldırgan ve hukuk dışı politikalara karşı bütün dünyadaki Küba dostlarıyla birlikte mücadeleye devam edeceğiz. ABD'de tutsak bulunan beş yiğit Kübalı yurtseverin özgürlüklerine kavuşması bu mücadelenin en önemli başlıklarından birisidir. Gerardo Hernández, Antonio Guerrero, Ramón Labañino, Fernando González ve René González serbest bırakılsın!
12. Türkiye Komünist Partisi, Latin Amerika'nın birçok ülkesinde yaşanan devrimci gelişmeleri heyecanla izlemekte, emperyalist barbarlığa dur diyen Venezuela ve Bolivya'nın devrimci iktidarlarını, yeni oluşan Ekvador ve Nikaragua hükümetlerini selamlamakta, kıtada söz konusu devrimci sürecin parçası olan tüm ilerici, yurtsever, komünist güçlere Türkiye işçi sınıfı adına en içten dayanışma duygularını iletmektedir.
13. Emperyalist saldırıları püskürtmenin önemli gereklerinden biri bağımsızlık mücadelesinin toplumda haklı ve meşru bir mücadele olarak yerinin güçlendirilmesi ve bunun karşısına dikilen engellerle hesaplaşmaktır. TKP'nin gençlik alanındaki gücü bu açıdan etkili bir şekilde değerlendirilmelidir. Bağımsızlık istemek suç değildir, burjuva kurumlarının pompaladığı gibi akılsızlık da değildir.
Bağımsızlık istemek, onurlu olmanın gereğidir. TKP'li öğrenciler bu gereği zedeleyen her türlü siyasi, ideolojik ve hukuki engelle mücadele edecek, gençliğin yurtseverlik mücadelesine kazanılmasına öncülük edecektir.



__________________
Para Babalarını, Amerikancıları Yalnız Bırakalım
SÜRÜDEN AYRILMA ZAMANI
Dr_Asfur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-21-2007, 07:16   #3 (permalink)
KomunisT
 
Dr_Asfur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 322
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 3
Dr_Asfur Seçkin bir yolda.
Standart Neden TKP?

Sunuş

Bu ülkede yağmacıların, yalancıların, yobazların ve faşistlerin partileri var. Bu ülkede, seçim dönemlerinde emekçiden yana görünen, ama sonra emekçi düşmanlığı yapan sürüyle parti var. Ve komünistlerin "yasaklı" olduğu uzunca bir dönem boyunca, bu partiler durumu "idare etmeyi" başardılar...

Ama artık bir dönem kapanıyor. Artık, insanca ve onurlu bir yaşam isteyen işçiler, emekçiler, öğrenciler, aydınlar ve her gelenekten komünist, bu ülkenin komünist partisinin saflarında birleşiyor. Türkiye'nin milyonlara seslenen komünist partisi, umutsuzluk ve çaresizlik dönemini kapatıyor.

Artık bu ülkede, "ben ne yapabilirim ki?" ya da "biz ne yapabiliriz ki?" soruları geçersizleşmiştir. Biz, bu ülkeyi değiştireceğiz! Biz, bu dünyayı değiştireceğiz!

İnsanca ve onurlu bir yaşam istediğini söyleyenler, bu söylediklerinin gereğini yarın değil, öbür gün hiç değil, bugün yerine getirmek zorunda!

Çünkü, vakit kaybetmeye tahammülümüz yok. Çünkü, biz geciktikçe, bu memleketi daha bir yaşanmaz hale sokuyor ve onurumuzu ayaklar altına alıyorlar.

Geçmişinden utanmak istemeyenlerin yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.

TKP Ne İstiyor?
Türkiye Komünist Partisi'nin ne istediğini iki sözcükle özetlemek gerekirse, bunlar eşitlik ve özgürlük olacaktır. Önce bu ülkedeki herkesin, sonra da dünya üzerindeki bütün insanların eşitlik içinde ve özgürce yaşamasını istiyoruz.

Beş parmağın beşinin bir olmadığını biliyoruz. Ama aynı değiller diye, beş parmağımızdan birini özenle korurken diğerlerini kaynar suya daldırmak aklımızdan geçmiyor!

Herkesin eşitlik içinde ve özgürce yaşadığı düzenin adı da sosyalizmdir.

Neden Kamulaştırma Yanlısıyız?
Bugün, dünya üzerinde, tüm insanların sağlıklı bir şekilde beslenmesine yetecek kadar yiyecek maddesi üretiliyor. Yani aslında, ortada bir besin kıtlığı yok. Ama küçük bir azınlık patlayacak kadar tıkınırken, her yıl milyonlarca ton buğday, mısır, domates, süt, et vb. tarlalarda ya da depolarda çürüyor. Yoksulluk ve sefalete itilmiş milyarlarca insanın elinde bunları almaya yetecek kadar para olmadığı için!

İnsanların büyük çoğunluğu "geçim sıkıntısı" çekiyor. Neden? Tembel ya da akılsız oldukları için mi? Elbette hayır! Ama çalışmak ve üretmek için gerekli araçlardan yoksunlar. Fabrikalar, makinalar, hammaddeler ve teknoloji, sermaye sahiplerinin elinde. Ve sermaye sahipleri yüzyıllardır yan gelip yatıyor! Onlar, hiç çalışmadan servetlerine servet katıyor. Buna karşın, ömür boyu onların fabrikalarında, bankalarında, marketlerinde çalışanlar, ay sonunu nasıl getireceklerinin hesabını yapmaya devam ediyor. İşten attıkları ya da hiç iş vermedikleri insanlarsa, yoksulluk içinde kıvranıyor. Bize bunun bir "kader" olduğunu söylüyorlar. Yani, düpedüz ve açıkça, yalan söylüyorlar. Kendi ülkemize bakalım.

Türkiye'nin kaynaklarının yetersiz olduğunu iddia ediyorlar.

Oysa bu ülkenin kaynakları, yalnızca Koçlar'ı, Sabancılar'ı, Karamehmetler'i ya da Uzanlar'ı dünyanın en zenginleri arasına sokmaya değil, aynı zamanda emperyalistlere her yıl milyarlarca dolar aktarmaya yetiyor! Kriz bahanesiyle yüzbinlerce emekçiyi sokağa attıktan ve milyonlarca emekçiyi yoksullaştırdıkları dönemlerde bile, bu ülkenin zenginleri daha da zenginleşiyor. Üstelik, ülkemizin kaynaklarının çok verimsiz bir şekilde değerlendirilmesine, çoğunun doğru dürüst işletilmemesine rağmen! Tek bir örnek verelim: Türkiye, bütün enerji ihtiyacını karşılayabilecek linyit ve taşkömürü rezervlerine sahip olmasına rağmen, enerji ithalatına her yıl milyarlarca dolar para ödüyor.

Bu ülkenin kaynakları, bu ülkedeki herkesin insanca bir yasam sürmesine yeter de artar. Yeter ki, küçük bir azınlığın elinden alınsınlar ve toplumsal çıkarlar doğrultusunda kullanılabilsinler. Yeter ki, patronların elindeki madenler, fabrikalar ve bankalar kamulaştırılsın. Biz, bu ülkenin kaynaklarını kullanarak ve merkezi planlama yoluyla, bir sanayileşme ve kalkınma hamlesi gerçekleştireceğiz. İşte o zaman, insanlar arasındaki sınıf ayrımlarını ortadan kaldırmak mümkün olacak. İşte o zaman, insanlar arasındaki doğal farklılıklar, eşitsizliklere yol açmak yerine, hep birlikte daha hızlı bir şekilde ilerlememize hizmet edecek. Parmaklanınız da, teker teker yapabildiklerinden çok daha fazlasını birlikte yapmıyor mu?

Ve bu ülkenin insanları, her tür sömürüden ve baskıdan ancak o zaman özgürleşebilecek. İşte bu, sosyalizmdir!

ABD'ye ve AB'ye Neden Karşıyız?
Bu ülkenin ABD'ye ve AB'ye muhtaç olduğunu iddia ediyorlar. ABD'yle ve AB'yle iyi geçin-mezsek, başımıza bin türlü bela geleceğini iddia ediyorlar.

Tam tersi doğru! Bu ülke ABD'ye ve AB'ye bağımlı kaldıkça, başımızdan bela eksik olmuyor.

Emperyalist ülkelerin Türkiye'ye bakışı sop derece net: Bizi ucuz emek gücü ve ucuz asker kaynağı olarak görüyorlar. Yok pahasına satılan kamu işletmelerimizle ilgileniyorlar. Kendi aralarında ortaklık kurarak, Türkiye'yi bir açık pazar haline getiriyorlar. "Yardım" adı altında verdikleri borçlardan çok daha fazlasını faiz olarak geri alıyorlar. Eğer başkalarına muhtaç olan birileri varsa, bunlar, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkeyi sömüren emperyalist ülkelerdir. Emperyalist ülkeler, bugünkü zenginliklerini, biraz da bize borçlular. Pekiyi, bunun karşılığında bize ne sağlıyorlar? Birincisi, gençlerimize savaş meydanlarında ölme ve öldürme olanağı sağlıyorlar! Bu ülkenin gençleri, Kore'de, amacını bile bilmedikleri bir savaşta, ABD askerlerine kalkan yapılmıştı. Bu ülkenin gençleri, bugün Afganistan'da hedef tahtasına konmuş durumda. ABD, Irak'a savaş açma planları yaparken, bu ülkenin gençlerini cepheye sürebileceğinden emin.

İkincisi, İsrail devletiyle birlikte emperyalistlere maşa olduğumuz için, tüm bölge halklarının düşmanlığını kazanıyoruz.

Üçüncüsü, emperyalist yağma arttıkça sanayisizleşiyoruz. Tarımımız çökertiliyor. Bu sayede de işsiz ve yoksul insanlarımızın sayısı artıyor. Dördüncüsü, onurumuz ayaklar altına alınıyor. Başımıza Derwish gibi sömürge valileri atanıyor. Ekonomimiz hakkındaki bütün kararların altında IMF'nin mührü bulunuyor. Bu ülkenin yöneticileri, üçüncü sınıf bir üyelik için, Avrupalı emperyalistlere yalakalık ediyor.

Beşincisi, emperyalist silah tekellerine her yıl milyarlarca dolar aktardığımız yetmiyormuş gibi, ülkemiz ABD'nin nükleer silah deposu olarak kullanılıyor.

"İnsanca ve onurlu yaşamak için ve bu düzeni sevmediğim için TKP'li oldum."

Tüm bunlar neden yapılıyor? Birincisi, bu ülkenin sermaye sahipleri, emperyalist yağmadan pay aldığı, emperyalist şirketlerin komisyonculuğunu yaparak para kazandığı için.

İkincisi, sermaye sahipleri, emekçilere karşı, yani bize karşı, emperyalistlerin desteğini almak istediği için.

Hiç unutmamamız gereken şey şu: Türkiye, emperyalist ülkelerden "yardım" alan değil, bu ülkelere kaynak aktaran bir ülke. Kriz yılı olan ve halkın büyük çoğunluğunun yoksullaştığı 2001 yılında bile, emperyalistlerden aldığımız borçlardan 10 milyar dolar fazlasını onlara geri ödedik! Emperyalist ülkelerden her yıl 20-30 milyar dolarlık gereksiz ithalat yapıyoruz. Dolayısıyla, her tür bağımlılık ilişkisine son verdiğimizde, bundan yalnızca emperyalistler zararlı çıkacak. Bize ambargo uygulamalarının hiçbir önemi olmayacak. Çünkü bu ülke, kendi kaynaklarıyla kolaylıkla kalkınabilecek bir ülke. Yeter ki, kaynaklarımızı yağmalatmayalım!

Biz iktidara geldiğimizde, bu ülkeyi emperyalizme bağımlı kılan bütün anlaşmaları yırtıp atacağız. NATO'dan, IMF'den ve Dünya Bankası'ndan çıkacağız. İsrail devleti ile imzalanmış olan bütün "stratejik ortaklık" anlaşmalarını feshedeceğiz. Emekçi halkımıza zerre kadar faydası dokunmamış, ama onları yoksullaştırmış olan dış borçları ödemeyeceğimizi ilan edeceğiz. İşte bu, sosyalizmdir!

Gericiliğe Neden Karşıyız?
Emperyalistler ve onların işbirlikçiliğini yapan sermaye sahipleri, yüzyıllardır, insanlara bu dünyadaki eşitsizliklerin bir "kader" olduğunu kabul ettirmek için, yobazları kullanıyor. Bugün ABD'nin düşman ilan ettiği Taliban gericiliği, bizzat ABD tarafından yaratılmış ve iktidara getirilmişti! Gerici hareketlerin Ortadoğu'da ve Asya'da güç kazanması, ABD'nin Sovyetler Birliği'ne karşı "yeşil kuşak" oluşturma politikalarının ürünüydü!

Bu ülkede işçiler ve emekçiler ne zaman haksızlıklara karşı harekete geçse, karşılarına yobazlar çıkarılıyor. Emekten yana, eşitlikten yana, özgürlükten yana olan aydınlar, yobazlar tarafından katlediliyor. Tıpkı Sivas'ta olduğu gibi.

Gericiler, "din adına" konuştuklarını iddia ediyor.

Oysa onların gerçek dini, paradan başka bir şey değil.

Erbakan, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Çok çalıştığı ve kazandıklarını biriktirdiği için mi? Tayyip, bu ülkenin en zengin insanları arasında yer alıyor. Belediye başkanı olduğu dönemde aldığı maaş sayesinde mi? Yoksa, her geçen gün yenileri açığa çıkan yolsuzlukları sayesinde mi? Fethullahçılar'ın yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın dört bir köşesinde yatırımları var. Bu zenginlik alın teri ve göz nuruyla mı yaratıldı, yoksa halkımızın dinsel inançlarını sömürerek mi?

Patronların önemli bir bölümü dindar geçiniyor. Sanki bir lütufta bulunuyormuş gibi, yalnızca "dinine bağlı" insanları işe alıyorlar. Gerçek dertleri ise bambaşka: İşçilerini tam da bu sayede en düşük ücretlerle, en kötü koşullarda ve her tür sosyal güvenceden yoksun bir şekilde çalıştırıyorlar! Gericiler, "Batı"ya karşı olduklarını iddia ediyor. Gericiler, İsrail'e düşman olduklarını iddia ediyor.

Ve sonra hepsi ABD'li ve Avrupalı emperyalistlere kendilerini beğendirmek için kuyruğa giriyor!

Türkiye'nin ilerici ve yurtsever insanları, '60'lı yıllarda, ABD'nin 6 Filosu'nu kovma mücadelesi veriyordu. Karşılarına kimler çıkarılmıştı? Türkiye'nin dört bir köşesinden yobazlar! "Allah adına" mücadele ettiklerine inandırılan insanlar, Taksim Meydanı'nı kana bulamış ve bu olay tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçmişti. Türkiye, tüm Ortadoğu halklarına karşı, İsrail ile askeri bir ittifak kurmuş durumda. Bu ittifak ne zaman kuruldu? Tam da Erbakan'ın iktidarda olduğu dönemde!

Gericiler, "halkçı" geçiniyor. Onların "halk-çı"lığı, emperyalistlerle ve sermaye sahipleriyle elbirliği ederek açlığa mahkum ettikleri insanları, yılın bir ayı boyunca yemek kuyruklarında süründürmektir.

Bizim işimiz "öbür dünya"yla değil. Biz, bu dünyaya adaleti getirme mücadelesi veriyoruz! Ama "öbür dünya"yı temsil ettiğini iddia ederek halkımızın dinsel inançlarını sömürenlere, yoksulluğun bir "kader" olduğunu kabul ettirmeye çalışanlara, çocuklarımızın ve gençlerimizin beyinlerini örümcek ağlarıyla kuşatanlara, haksızlıklara karşı mücadele eden insanların karşısına dikilenlere ve eşitlik isteyen aydınlarımızı katledenlere elbette karşıyız!

Dahası, gericilikle mücadele, bizim işimiz. Gericiliği besleyen ve büyüten sermaye düzeninin, bazen de gericilere karşı görünmesi kimseyi yanıltmamalı. Sermaye iktidarlarını rahatsız eden, gericilik, değil, bazı gericilerin çok fazla güç kazanması. Öne çıkan gericileri gerilettikten sonra, gericiliği korumaya ve kollamaya devam ediyorlar. Onun için de tarikatlar dağıtılmıyor, başta Fethullahçılar olmak üzere 'cemaat'ler işlerini eskisi gibi yürütüyor, zorunlu din dersleri sürüyor ve okullarımızda çocuklarımıza gerici düşünceler aşılanıyor.

İşte bu nedenle, bu ülkenin aydınlık geleceğinden yana olanların yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.

Kürt Sorunu Konusunda Ne Düşünüyoruz?
Kürt sorunu, her şeyden önce, yoksul Kürt emekçilerinin daha ağır bir sömürüye maruz kalmasından kaynaklanan bir sorundur.

Cumhuriyet tarihi boyunca, sermaye sahiplerinin temel derdi, Kürt emekçilerini boğaz tokluğuna çalıştırabilmek ve onları istedikleri zaman işe alıp istedikleri zaman atabilmek olmuştur.

Bu amaca ulaşmak için iki temel politika izlediler:

Birincisi, Kürt aşiret reisleriyle işbirliği yaparak, geri toplumsal ilişkileri ayakta tutmaya çalıştılar. Aşiret reisleri meclise bile girebilirken, Kürt emekçilerine daha fazla yoksulluk ve daha fazla sefalet düştü.

İkincisi, Kürt emekçilerini baskı altında tutabilmek için, bir yandan dillerine ve kültürlerine yasak getirirken, diğer yandan da ırkçılığı körüklediler.

'80'li yıllarda ortaya çıkan Kürt hareketinin ardında da, yoksul Kürt emekçilerinin birikmiş tepkileri vardı. Ve sermaye düzeni, bir kez daha, sorunu çözmek yerine, baskı ve şiddet yolunu tercih etti.

Bugün de, Türkler, Kürtler ve diğer etnik kökenlerden insanlarımızın kardeşçe yaşamasının önündeki en büyük engel, tarihi boyunca emekçileri bölmeye çalışmış olan sermaye düzenidir. Bu ülkedeki en ciddi "bölücü" güç, sermaye sahipleridir. Diğer yandan, Kürt aşiret reisleri ve Kürt kökenli sermaye sahipleri, Türkiye'deki egemen sınıfın ayrılmaz bir parçası durumundadır. TKP'nin yaklaşımı son derece açık: Kürt emekçilerinin sorunları da, Türk emekçilerinin sorunları da, toplumun çok küçük bir azınlığını oluşturan sermaye sahiplerinin iktidarda olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, Kürt ve Türk emekçileri, ancak ve ancak, sermaye düzenine karşı birlikte mücadele ederek kurtulabilir. Kürt emekçilerinin kurtuluşu da, sosyalizmdedir.

İşte bu nedenle, Türkiye Komünist Partisi, ulusal ve etnik kökenleri ne olursa olsun, Türk ve Kürt emekçileri başta olmak üzere Türkiye topraklarında yaşayan ve aynı sermaye düzeninin sömürüsüne maruz kalan tüm emekçilerin partisidir. TKP emekçilerin sermaye düzenine karşı birlikte mücadelesinin önüne dikilen her türden ırkçı, şoven ve gerici yaklaşıma karşı mücadele eder.

Siyaset "Kirli" Bir Şey midir?
Bugün meclisteki siyasal partilerin tümü, meclis dışındaki CHP ve "yeni" diye yutturulmaya çalışılan oluşumlar, temel dertlerinin patronlara hizmet etmek olduğunu defalarca kanıtladılar. Seçim dönemlerinde hepsi ilk önce patronlardan icazet almaya çalışıyor.

Adında "sol" olan DSP'nin ne kadar solcu olduğunu hep birlikte gördük.

"Milliyetçi" olduğunu iddia eden MHP, memleketi emperyalistlere peşkeş çekmek konusunda diğer hiçbir partiden aşağı kalmadı. Türkiye'nin bu hale getirilmesinde baş rolü oynayan partilerden biri olan ANAP emekçi düşmanı çizgisini hiç değiştirmedi.

"Kendim için, onurluca bir yaşam sürdürmek için, benden sonra büyüyen çocuğumun daha güzel bir yaşam sürdürmesi için her şeyden önce özgürleşmemiz gerektiğini düşündüğümden TKP'li oldum."

5 Nisan Kararları'nın altında imzası olan, gericileri iktidara taşıyan DYP, Türkiye'deki çeteleşmenin de başlıca mimarlarındandı.

Trilyonlarca liralık serveti olan Erbakan ve şimdi ikiye bölünmüş olan partisi, bir zamanlar "batıl" dedikleri emperyalist ülkelerin ve bu arada Avrupa Birliği'nin en hararetli savunucuları durumunda.

Medyanın şişirdiği Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanı olduğu dönemde başta Albayraklar olmak üzere gerici sermayedarları nasıl zenginleştirdiğini ve bu arada kendi kasasını nasıl doldurduğunu artık herkes biliyor. CHP'ye ve bu partiden kopanların "yeni oluşum" girişimlerine gelince...

Bu ülkenin emekçileri, CHP'nin ve bu arada yeni oluşumcuların iktidarda olduğu dönemi henüz unutmadı. 5 Nisan Kararları'nın altında CHP'nin de imzası vardı. Sivas Katliamı, CHP'nin iktidarda olduğu dönemde gerçekleşti. Türkiye'deki çetelerin en fazla palazlandığı dönem, yine CHP'nin iktidarda olduğu dönemdi. Bugün, bu ülkenin insanları, bütün düzen partilerinden umudu kesmiş durumda. Kamuoyu araştırmaları, hiçbir partinin barajı aşamayacağını gösteriyor.

Bu nedenle de, bir bütün olarak siyaseti kirli göstermeye çalışıyorlar. Düzen partilerinden soğumuş olan emekçileri, siyasetten büsbütün soğutmaya çalışıyorlar.

Eğer sermaye sahipleri yağmada hiçbir sınır tanımıyorsa, bunda geniş halk kitlelerinin siyasetten uzak tutulmasının büyük payı var. Eğer memleket emperyalistlere bu kadar kolay satılıyorsa, bunda emekçilerin siyasetten soğutulmuş olmalarının büyük payı var. Düzen partilerinin ve düzen siyasetinin iyiden iyiye kirlenmiş ve itibarsızlaşmış olduğu doğrudur. Ama buradan genel olarak "siyaset'in kirli bir şey olduğu sonucunu çıkarmak, en büyük yanlış olacaktır.

Tam tersine, bu ülkenin emekçilerinin, gençlerinin ve aydınlarının, düzenin karşısına kendi siyasetleriyle ve kendi partileriyle çıkmaları gerekiyor. Yani sosyalist siyasetle, yani Türkiye'nin komünist partisiyle!

Pekiyi, işçi ve emekçiler, siyasal partileri, "yeni oluşum"ları ve medyanın pazarladığı "yeni lider"leri değerlendirirken, hangi ölçütleri kullanmalı?

Birincisi, bu partiler özelleştirmelere karşı çıkıyor ve kamulaştırmayı açıkça savunuyor mu? İkincisi, bu partiler ABD'ye, NATO'ya, IMF'ye, Dünya Bankası'na ve Avrupa Birliği'ne açıkça karşı çıkıyor mu? Üçüncüsü, bu partiler gericiliğe karşı aydınlanma mücadelesi yürütüyor mu? Dördüncüsü, bu partiler Kürt ve Türk emekçilerinin birlikteliğini, ortak mücadelesini savunuyor mu?

Bunlardan herhangi birini yapmayan bir partinin siyaseti, elbette "kirli"dir!

Sosyalist Siyaset Nedir?
Sosyalist siyaset, memleket sorunlarını çözmek için mücadele etmektir.

Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, özelleştirmelere karşı kamulaştırmayı ve merkezi planlamayı savunmaktır. Herkes için eşit ve parasız sağlık ve eğitim hizmeti istemektir.

Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, bu ülkenin kaynaklarını yağmalayan ve bu ülkeyi bir maşa gibi kullanan emperyalistlere ve onların işbirlikçilerine karşı mücadele etmektir. Emperyalist savaşlara hayır demektir. ABD emperyalizmine de, NATO'ya da, IMF'ye ve Dünya Bankası'na da, Avrupa Birliği'ne de hayır demektir. Yurtseverlik demektir.

Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, gericiliğe karşı çıkmaktır. Emekçilerin dini inançlarını sömürerek trilyonlarına trilyonlar katan Erbakanlar'a, Tayyipler'e, tarikat şeyhlerine ve cemaat liderlerine karşı mücadele etmektir. Aydınlık bir Türkiye için mücadele etmektir.

Sosyalist siyaset, bugünün Türkiyesi'nde, Kürt ve Türk emekçilerinin aynı hedefler uğruna bir araya gelmesi, ortak bir mücadele yürütmesi için çaba harcamaktır. Her türden kafatası milliyetçiliğine ve bölücülüğe karşı Kürt emekçileriyle Türk emekçilerinin birlikteliğini savunmaktır.

Ve sosyalist siyaset, her şeyden önce, iktidar mücadelesi demektir. Patronların iktidarına karşı, işçilerin ve emekçilerin iktidarı, yani halkın iktidarı, yani sosyalist iktidar için mücadele etmektir. Çünkü bu ülke, küçük ama zengin bir azınlık tarafından yönetildiği sürece, bu ülkenin kaynaklan bir avuç zenginin elinde kaldığı sürece, bu ülkenin işçi ve emekçilerinin işsizlikten, yoksulluktan ve sefaletten kurtulması mümkün olmayacak.

İktidar mücadelesi ise, parti ile yürütülür. Sosyalist siyaset, partili mücadele ile hayata geçirilir.

Sosyalist Siyaset Emekçileri Böler mi?
Kimileri, sosyalist siyasetin emekçileri böleceğini iddia ediyor.

Sanki işçiler ve emekçiler birlik halinde! İşçileri ve emekçileri bölen, siyaset değil, siyasetsizliktir. Türkiye'ye ve dünyaya siyasal bakmayan ve kendi başının çaresine bakmaya çalışan emekçiler, diğer emekçileri birer rakip olarak görür. Siyasal olmayan işçi, kendisi yerine yanı başında çalışan işçinin atılması için patronun gözüne girmeye çalışır. Kendi işyeri özelleştirilene kadar ses çıkarmayan işçi, ses çıkarmaya başladığında da bu kez başkaları tarafından ciddiye alınmaz. Aslına bakılırsa, siyaset sınıfı böler diyenler, isteyerek ya da istemeden, işçi sınıfını ve emekçileri düzen siyasetine mahkum ediyor.

Tek bir fabrikanın işçileri, ücret pazarlığı yaparken, patronlarına karşı birleşebilir. Tek bir işkolunda çalışan işçiler, eğer mücadeleci bir sendikaya sahiplerse, kendi işkollarındaki patronlara karşı ortak mücadele yürütebilir.

Ama işçilerin ve emekçilerin güçlerini ülke ölçeğinde birleştirmesini sağlayabilecek olan tek mücadele biçimi, siyasal mücadele, yani partili mücadeledir.

Ve emekçiler, güçlerini ülke ölçeğinde bir-leştiremedikleri sürece, işsizlikten, yoksulluktan ve sefaletten kurtulamayacaktır.

Sol Çok mu Dağınık?
Bir zamanlar bu ülkede solcu olduğunu iddia edenler gerçekten de fazlasıyla bölünmüş durumdaydı. Aralarında pek bir fark olmayanlara, haklı olarak, "neden birleşemiyorsunuz" diye soruluyordu.

Solcu olduğunu iddia eden herkesi solcu kabul edecek olursak, bölünmüşlük artarak devam ediyor. Örneğin, neredeyse her hafta yeni bir sosyal demokrat parti kuruluyor. Ama bugün, kimlerin gerçekten solcu olduğunu daha fazla sorgulamak gerekiyor. Şu anda, solcu olduğunu iddia edenleri dört gruba ayırmak mümkün: Sosyal demokratlar, liberal solcular, ulusal solcular ve komünistler.

Solcu olarak anılmayı e az hak edenler, hiç kuşku yok ki, sosyal demokratlar. Özelleştirmeyi savunanların, ABD'den bağımsızlaşmayı, NATO, IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerden çıkmayı ve "AB'ye hayır" demeyi akıllarına bile getirmeyenlerin, gericiliği kökünden kurutmak gibi bir derdi olmayanların "solcu" sayılması mümkün olabilir mi?

12 Eylül darbesinin ve 1989 sonrasında yükselen "küreselleşmeci" rüzgarların etkisi altında kalarak liberalleşen solcular da, sosyal demokratlardan çok farklı bir çizgiye sahip değil. Onlar da özelleştirmeye açıkça karşı çıkamıyor. Onlar da kamulaştırmaya sosyal demokratlar kadar karşı! Onlar da "AB'ye hayır" diyemiyor. Onlar da gericilikle kolkola girmekte herhangi bir sakınca görmüyor. Bu nedenle de, liberal solcuların en büyük hayali, sosyal demokratlarla ittifak kurmak!

Ya görünürde "ulusal onur"umuzu savunan "ulusal" solcular?

Bunların bazıları, AB'ye "onurlu bir şekilde" üye olma hedefinden söz ediyor.

Yani, IMF ve Dünya Bankası reçetelerini "onurlu" bir şekilde hayata geçirelim, kamu varlıklarını emperyalistlere ve sermaye sahiplerine "onurlu bir şekilde" peşkeş çekelim, tarımımızı "onurlu bir şekilde" çökertelim, eğitim ve sağlık hizmetlerini "onurlu bir şekilde" paralı hale getirelim!

Ulusal solcular, kendilerine bir müttefik bulmuş durumda: MHP! Yani, ABD emperyalizminin ve sermaye sahiplerinin besleyip büyüttüğü ve halkın üzerine saldığı parti! Yani, 12 Eylül sonrası dönemin çeteci partisi! Yani, bugün bile kan siyaseti yapanların partisi!

Bir taraftan MHP ile ittifak kurma hesapları yapan ulusal solcular, diğer taraftan da "ulusal sermaye sahipleri" ile işbirliğinin yollarını arıyor.

Kimler bu "ulusal sermaye sahipleri"? Henüz emperyalistlerle işbirliğine gidebilecek kadar güçlenmemiş olan küçük ve orta ölçekli işletme sahipleri. Yani, işçi ve emekçileri en fazla sömüren sermaye sahipleri! Yani, gerici ve faşist ideolojileri en fazla kullanan sermaye sahipleri!

Ulusal solcular, yurtseverlik adına, Türkiye'deki sermaye iktidarına, İran'daki gerici iktidarla ve Asya'daki sermaye iktidarlarıyla ittifak kurma önerisi yapıyor. Bunun neresi solculuk?

Kısacası, bugünün Türkiyesi'nde gerçekten solcu olanlar, yalnızca komünistler.

Komünistler arasında ise bölünmüşlük yok, TKP var!

Bugün, çok farklı geleneklerden, çok farklı yaş dilimlerinden ve çok farklı toplumsal konumlardan komünistler, TKP saflarında bir araya gelmiş durumda. Bugün, TKP, bu ülkenin milyonlara hitap eden komünist partisi durumunda. Bugün, TKP, Türkiye ölçeğinde mücadele eden ve yurtsever emekçileri, gençleri ve aydınları harekete geçirebilen bir parti durumunda.

Bu nedenle de, bugünün Türkiyesi'nde insanca ve onurlu bir yaşam isteyenlerin yeri, Türkiye'nin komünist partisidir.

Sosyalizm Öldü mü?
Evet, sosyalizm 1989 yılında ciddi bir yenilgiye uğradı.

Aradan geçen süre içinde, bu yenilginin yalnızca eski sosyalist ülke halkları için değil, dünya üzerindeki tüm emekçiler için bir yıkım anlamına geldiği belirginlik kazandı. Geçmişte iş, eğitim, sağlık, konut ve ulaşım sorunu nedir bilmeyen eski sosyalist ülke yurttaşları, bugün, kapitalizmin yalnızca ışıltılı vitrin camları anlamına gelmediğini acı bir şekilde tecrübe etti. Artık kapitalizmin işsizlik, yoksulluk, emekçi çocuklarının okuyamaması, parası olmayanların sağlık hizmetlerinden yararlanamaması ve ellerine geçen az miktardaki paranın da konut ve ulaşım harcamalarına gitmesi anlamına geldiğini onlar da biliyor. Diğer yandan, sosyalizmin yenilgisinden bu yana, emperyalistler ve sermaye sahipleri, emekçilere çok daha pervasızca saldırıyor. "Sosyalizm tehdidi"nin zayıf düşmesinden bu yana, emperyalist ülkelerdeki emekçiler de, özelleştirmelerle, "sosyal devlet'in tasfiye edilmesiyle, eğitimin paralı hale getirilmesiyle ve taşeronlaştırmayla karşı karşıya.

"1988 yılında Moskova'ya işçi olarak gittim. Rusya'nın yapısını, şehirlerini, partinin programındaki gibi insanların sağlık, eğitim, konut, elektrik, su, ulaşım, iş sorunları olmadığını gördüm. Bunları tanıdığım herkese anlattım. Adım iyice "komüniste çıktı. Parti üyesi bir yoldaşı tanıdıktan sonra partiye gitmeye başladım. Kendi yerimi buldum, dedim ve üye oldum."

Evet, kapitalizm henüz "ölmedi". Ölmediği için de, öldürmeye devam ediyor! Sosyalizmin bir kutup olmaktan çıkmasının ardından, savaşlar ve katliamlar başımızdan eksik olmadı.

Eğer ölen bir şey varsa, o da, ekonomik ve toplumsal gelişmenin ancak "serbest piyasa" koşulları altında, yani kapitalizm koşulları altında sağlanabileceği iddiasıdır. Bugün dünya üzerindeki kapitalist ülkelerin çok büyük bir çoğunluğu, ekonomik açıdan gelişmek bir yana, daha da geriliyor. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu çok sayıda ülkede, sanayi tahrip ediliyor, tarım çökertiliyor ve emekçiler yoksullaştırı-ıyor.

Milyarlarca insanın açlıkla boğuştuğu bir dünyada, birilerinin 13 yıldır sabah akşam "sosyalizm öldü" demesi boşuna değil. Kendi düzenlerinin insanlığa sunabileceği hiçbir şeyin kalmadığını bildikleri için, sosyalizmin gerçekten de ölmüş olması için dua ediyorlar! İnsanlık tarihinin ilk sosyalizm tecrübesi 1871 yılında Paris'te yaşanmış ve 70 gün sürmüştü. 1917 Ekim Devrimi ile birlikte kurulan Sovyetler Birliği, 70 yıl ayakta kaldı. Şu anda elimizde çok ciddi bir tecrübe birikimi var. Asıl önemlisi, insanlık, son 13 yıl içinde, sosyalizmin, alternatifinin barbarlık olduğunu çok somut olarak gördü, yaşadı. Sovyetler Birliği'nin yıkılması sonrasında çektikleri onca sıkıntıya rağmen, Küba halkının sosyalizme daha sıkı bir şekilde sarılması da bundan.

Yüzlerce yıl süren Ortaçağ karanlığını geride bırakan insanlık, emperyalist-kapitalist barbarlık dönemine de elbette son verecek. Dolayısıyla, doğru soru, kapitalizmin son bulup bulmayacağı değil, kapitalizmden daha hızlı bir şekilde kurtulmak için neler yapmamız gerektiğidir!

Bu Ülkenin İnsanları Çok mu Vurdumduymaz?
Kimileri, "güzel şeyler söylüyorsunuz, ama bu ülkenin insanları adam olmaz" diyor. Bu memleketin insanlarına bir şey anlatmanın zor, onları harekete geçirmeninse olanaksız olduğunu iddia ediyorlar. Bu ülkenin insanlarına güvenmeyenler, tarihi görmezden geliyor.

1960'lı yılların TİP'i ve DİSK'i, başka ülkelerden gelen insanlarla kitleselleşmedi. 15 ve 16 Haziran 1970'te İzmit'ten İstanbul'a cadde ve sokakları dolduran, polis ve asker barikatlarını aşarak Türkiye'nin bu iki büyük kentini neredeyse fetheden işçiler bir başka ülkeden gelmedi. 1970'li yılların kitlesel sol hareketlerini yaratmak için de yurtdışından insan ithal edilmedi.

Ama tarihi bir yana bırakalım ve Türkiye'nin yakın geçmişine, 12 Eylül darbesi sonrasına bakalım.

Baskı ve zorun en yoğun olarak yaşandığı, geniş kitlelerin siyasetten uzaklaştırıldığı edildiği bu dönem bile, kitlesel çıkışlarla doludur.

Bu ülkenin işçileri, 1989 ile 1991 yılları arasında, Bahar Eylemleri'yle, Zonguldak direnişiyle, grevlerle ve direnişlerle ülkenin gündemini değiştirmiş ve ANAP döneminin sonunu getirmiştir.

Bu ülkede yakın geçmişe kadar "memur" olarak bilinen kamu çalışanları, '90'lı yıllarda bir "kamu emekçileri hareketi" yaratmış ve sendikal örgütlenme haklarını söke söke almıştır.

Bu ülkede yoksul Kürt emekçilerinin ezilmişliklerinden kaynaklanan tepkileri, '80'li yıllardan '90'lı yıllara uzanan bir hareketin doğmasına yol açmıştır.

Bu ülkenin büyük kentlerinin mahallelerinde yaşayan yoksul emekçiler, '90'lı yılların ortalarına doğru, yine ülkenin gündeminin ilk sırasına yerleşen bir hareketlenme içine girmiştir. Bu ülkede öğrenciler dahil olmak üzere toplumun bütün kesimleri, hiç de uzun olmayan aralıklarla harekete geçiyor.

Pekiyi sorun nerede? Bu ülkenin işçi ve emekçilerine dair umutsuzluk aşılayan düşünceler nasıl oluyor da bu kadar kolay kabulleniliyor?

"TKP içerisinde yer almanın artık benim için bir zorunluluk olduğunu hissettiğim ve onu hayatımın merkezine oturtmak istediğim, ancak bu şekilde onurlu bir yaşam sürdürebileceğime inandığım için üye oldum."

İlk sorun, toplumun farklı kesimlerinin bir arada hareket edememesi. Güçlerin bir araya getirilememesi.

Ama asıl önemli sorun başka. Farklı kesimlerin bir araya getirilmesini de zorlaştıran asıl önemli sorun, bugüne kadar yaşanan hareketlerin net ve doğru hedeflerden yoksun olmasıydı. Aynı anlama gelmek üzere, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin önüne doğru siyasal hedeflerin konamamasıydı.

Tek başına tepkilere dayanan hareketler ne uzun ömürlü olabilir, ne de kalıcı kazanımlar sağlayabilir. Toplumun yalnızca belirli kesimlerinin özel çıkarlarına dayanan hareketler de öyle... Bu türden hareketlerin kaderi, yenilgiye uğramaktır. Ve her bir yenilgi, umutsuzluğun biraz daha artması demektir. Bu ülkenin bütün işçi ve emekçileri şu ya da bu şekilde tepkili. Yapılması gereken, bu tepkileri doğru hedeflere yönlendirmek. İşçi sınıfını ve emekçileri yenilgiye değil, başarılara ve giderek zaferlere taşıyacak olan bir mücadeleyi örgütlemek.

Tüm bunlar da yalnızca partiyle olur!

Çünkü, parti, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin aklıdır.

Örgütlü Mücadele Tehlikeli midir?
Otobüse binmek tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Türkiye'nin karayollarında her yıl yüzbinlerce kaza yaşanıyor ve bu kazalarda beş binin üzerinde insanımız ölürken yüz binin üzerinde insanımız yaralanıyor. Çalışmak tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Yalnızca sigortalı işçilerimiz, her yıl yüz binin üzerinde iş kazası geçiriyor. İş kazaları ya da meslek hastalıkları nedeniyle her yıl binin üzerinde sigortalı işçi ölüyor ve onbinlerce işçi sakat kalıyor. Sigortasız olarak ve daha ağır koşullarda çalıştırılan milyonlarca emekçi bu istatistiklere dahil edilmiyor. Bu dünyaya gelmek tehlikeli midir? İstatistiklere göre, evet! Türkiye'de her yıl onbinlerce bebek, yalnızca yaşam koşullarının sağlıksızlığı nedeniyle ölüyor. Bu ülkede milyonlarca insan açlık sınırında yaşamaya çalışıyor. Bu ülkede insanlar hastane kapılarında, emekli maaşı ve ucuz ekmek kuyruklarında ölüyor. Bu ülkede çocuklarının geleceği konusunda kaygı duymayanlar, yalnızca küçük bir azınlık durumunda. Bu ülkenin insanları açısından en büyük tehlike, bu düzenin sürüp gitmesidir! Bu düzenin devamından çıkar sağlayanlar, doğal olarak, bu ülkenin insanlarında örgütlü mücadeleye dönük bir korku yaratmaya çalışıyor. Bunun için, baskı ve şiddete de başvuruyorlar.

Çünkü biliyorlar ki, bu düzende, örgütlü olmayan insan, ensesine vurduklarında lokmasını alabilecekleri insandır. Bu düzende örgütlü mücadele yürütmek, gerçekten de "cesaret" istiyor. Dolayısıyla, örgütlü mücadele, "ben kendimi kurtarmaya bakarım arkadaş" diyenlerin harcı değildir.

Ama bu dünyada "insanca ve onurlu" bir yaşam sürmenin olmazsa olmazları arasında, haksızlıklara karşı mücadele etmek de var.

Ve haksızlıklara karşı mücadele etme cesareti, ancak örgütlü mücadeleyle kazanılabiliyor!

Ya yanlış yapma ve başarıya ulaşamama riski? Bu risk elbette var. Ama yanlış yapma ihtimalinin bulunması nedeniyle bugünkü yanlış düzeni değiştirmek için hiçbir şey yapmamak, en büyük bir yanlış olacaktır.

"Babam basit bir apandisitten öldü ve ben o gün yaşadığımız dünyanın pisliklerini anladım. Ülkemde ve dünyada insanların yaşama hakkına sahip olması için Türkiye Komünist Partisi'ne üye oldum."

Asıl önemlisi, Türkiye'deki ve dünyadaki yüz elli yıllık bir mücadele birikimine yaslanan ve bu birikimden pek çok ders çıkarmış olan parti, yanlış yapma ihtimalini de en aza indirir. Parti, ortak aklımızdır.

Türkiye'de Sosyalizmin İktidara Gelmesi Hayal mi?
"Güzel şeyler söylüyorsunuz, ama size iktidarı vermezler!"

Kimileri de böyle söylüyor... Her şeyden önce bir noktayı düzeltelim: Biz iktidara "kendi başımıza" gelmeyeceğiz! İktidar, işçilerin, emekçilerin, gençlerin ve aydınların, yani halkın mücadelesiyle elde edilecek.

Halk artık bu düzende yaşamak istemediğini mücadelesiyle ilan ettiğinde, hangi güç onun karşısında tutunabilir ki? Tarih boyunca, halk hareketleri, sonsuza kadar yaşayacağı sanılan pek çok iktidarı alaşağı etmiştir.

Evet, bugün egemen sınıf çok güçlü.

Pekiyi, bu gücü neye borçlular?

Her şeyden önce, bu ülkenin üreten insanlarına, yani emekçilere.

Bugün çok güçlü görünen patronlar, fabrikaları çalışmadığında, ürettikleri mallar taşınmadığında, bankaları ve marketleri açılmadığında, dünyanın en aciz insanları arasına girecektir! Burada önemli olan iki nokta var. Sosyalizmin iktidara gelebilmesi için, birincisi, halkın artık bu düzende yaşamak istemediğini somut olarak göstermesi gerekir.

İkincisi, halka önderlik ederek onu iktidara taşıyabilecek bir partinin bulunması gerekir.

Bu ülkenin halkı, '70'li yılların sonunda, artık bu düzende yaşamak istemediğini somut olarak göstermişti. Toplumun neredeyse bütün kesimlerinin harekete geçtiği, 1 Mayıs Alanı'nı yüzbin-lerin doldurduğu, grevlere ve direnişlere katılmayan işçinin kalmadığı bir dönem yaşanmıştı. Ama o dönemde, işçiler ve emekçiler adına, halk adına iktidarı almaya aday bir partinin eksikliği yaşandı. Ve bu sayede, CHP ile Ecevit, "halkın umudu" gibi gösterilebildi. 12 Eylül darbesinin gerçekleştirilmesini sağlayan da bu oldu. 12 Eylül darbesi, halk hareket halindeyken değil, CHP eliyle hayal kırıklığına ve yenilgiye uğratıldıktan sonra yapılabildi.

Halka öncülük edecek bir partinin varlığı, işte bu nedenle vazgeçilmezdir.

Türkiye Komünist Partisi, hem halkın tepkisini örgütlemek, hem de örgütlü halkı iktidara taşımak konusunda kararlıdır!

Bugünkü acil görevimiz, örgütlenmektir. Çünkü, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez! Pekiyi, ya iktidar alındıktan sonra emperyalistler müdahale ederse?

Elbette edecekler! Ama tarih boyunca, emperyalist müdahaleler, çoğu kez ters tepmiştir. Küba, bir ABD sömürgesiydi. Ama ABD emperyalizmi, ne Küba halkının sömürge iktidarını devirmesini engelleyebildi, ne de onyıllardır çabalamasına karşın yanıbaşındaki bu ülkenin sosyalist iktidarını devirebildi.

'60'lı yılların sonları ile '70'li yılların başında, Vietnam halkı, işgalci ABD askerlerine hiçbir zaman unutulmayacak bir ders verdi.

Bizim ülkemizin yurtsever insanları da, emperyalizmi alt edebileceklerini daha önce göstermişti.

Kimileri de, emperyalistlerin ambargo uyguladığı bir Türkiye'nin kalkınamayacağını iddia ediyor. Oysa gerçekte, Türkiye, kaynakları yetersiz olduğu için değil, emperyalistler tarafından yağmalandığı için kalkınamıyor.

İç ve dış borçların ödenmeyeceği ilan edildiğinde, gereksiz ithalata son verildiğinde, enerji ihtiyacı yerli kaynaklar kullanılarak giderildiğinde, tarımı çökertme politikalarına son verildiğinde ve sanayi toplumun ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenerek üretim yapmaya başladığında, dışarıya zerre kadar bağımlılığımız kalmayacaktır!

Dahası, Türkiye, bilim ve teknoloji üretmek için gerekli maddi kaynaklara da, eğitimli insanlara da sahiptir.

Her şeyden önemlisi, işsizliğe son vererek bu ülkenin çalışabilir durumdaki bütün insanlarının zihinsel ve fiziksel üretim olanaklarını harekete geçirdiğimizde, kapitalizm koşullarında hayal bile edilemeyecek bir gelişme hızını yakalayacağız. Bu ülkede zor olan, sosyalizmi kurmak değil. Sosyalizmi kurarken hiç zorlanmayacağız. Asıl zor olan, o gün gelene kadar bu akıldışı düzende yaşamaya devam etmek!

Tüm Bu Söylediklerimiz "İnsan Doğası"na aykırı mı?
Bu düzenin değiştirilemez olduğunu kanıtlamaya çalışanların başvurduğu son çarelerden biri, insana küfretmek.

"Söylediğiniz her şey doğru olsa bile, insanlar bencil olduğu için, bunların hayata geçirilmesi imkansız" diyorlar.

Her şeyden önce, insanların bencilliğinin bu düzenden kaynaklandığını söylememiz gerekiyor. Eğitimin ve sağlığın bile parayla alınıp satıldığı bir düzende, çocuklarının geleceğini düşünen insanlar, "bencilce" davranmasınlar da ne yapsınlar?

"Deniz'i ve Mahir'i sevdiğim için TKP'ye üye oldum."

Ertesi gün eve ekmek götürüp götüremeye-ceğinden emin olamayan bir işçi, işini kaybetmemek için "bencilce" davranmasın da ne yapsın?

Bu düzende yaşamak için başkalarıyla rekabet etmekten ve dolayısıyla "bencilce" davranmaktan başka çare var mı?

Dolayısıyla, şaşırtıcı olan, insanların bencilce davranışlar sergilemeleri değil, bu düzenin "paylaşımcılık" denen şeyi hala silip atamamış olmasıdır!

İnsanların tüm temel ihtiyaçlarının karşılandığı bir düzende, bugünkü biçimiyle bencilliğe de, yıkıcı rekabete de yer kalmayacaktır.

O zaman da insanlar tembellik etmeyi tercih etmez mi?

Bencillik eğilimi gibi fırsatını bulduğunda "tembellik" etme eğilimi de, bizzat bu düzenin ürünüdür. Aslına bakılırsa, çalışmanın işkenceye benzediği ve onca teknolojik gelişmeye rağmen iş saatlerinin azalmak yerine arttığı bir toplumda, "tembellik" eğiliminden çok, "dinlenme" özleminden söz etmek gerekir. İnsanlığın mevcut bilimsel ve teknolojik birikimi bile, fiziksel işlerin büyük oranda makinelere yaptırılmasını mümkün kılıyor. Geri kalan fiziksel işler paylaştırdığında, herkesin haftada yalnızca birkaç saatini bu işlere ayırması yeterli olacaktır. Hatta, fiziksel emek gerektiren işlerin bir tür eğlenceye dönüştürülmesi bile mümkündür!

Diğer "iş"lerse, insanların zihinsel yaratıcılıklarına dayanacaktır.

Sosyalist toplumda, insanlar başkaları için ve zorla çalışmayacak. Asıl önemlisi, çalışmak, sosyalist toplumun insanları için, kendi yaratıcılıklarını geliştirmenin bir yolu olacak. Ama bütün bunları uzun uzadıya tartışmak gereksiz. Tembellikten söz edenlere, bugünün Türkiyesi'nde zenginlerin hiç çalışmadığını, milyonlarca yoksulun ise çalışma olanağı bulamadığını hatırlatmak yeter.

Biraz Daha Bekleyip Görmekte Yarar mı Var?
Partili olmak, ciddi bir iştir.

Partili olmaya karar vermeden önce, elbette yeterince düşünmek gerekir.

Ama açıkçası, bugünün dünyasında ve bugünün Türkiyesi'nde, insanca ve onurlu bir yaşam isteyenler açısından, bekleyerek görülebilecek şeylerin ne olduğu fazlasıyla belli.

Biz bekledikçe, memleketi daha fazla batıracaklar ve onurumuzu ayaklar altına alacaklar. Daha fazla yoksullaşacağız. Eğitim ve sağlık hizmetleri her geçen yıl biraz daha pahalılaşa-cak. Sanayimiz ve tarımımız çökertilecek. Emperyalistlere daha fazla bağımlı hale geleceğiz. Emperyalist savaşlarda daha fazla gencimiz ölecek ve öldürecek. Çocuklarımızın geleceğinden giderek daha fazla endişe edeceğiz.

Ve başkaları ya da çocuklarımız bize sormadan önce, kendi kendimize sormamız gerekiyor: Bütün bunlara karşı ne yaptık ve ne yapıyoruz?

Haksızlıkları seyretmekle, suç ortağı durumuna düşmek arasındaki mesafe çok kısadır. Onursuzlukları seyretmekle, onurunu yitirmek arasındaki mesafe de öyle...

"TKP sadece koşulları doğru tanımlamakla kalmıyor. Yaşanan olumsuzluğu işçi sınıfı ve emekçiler lehine değiştirmek, iktidar olmak için somut adımlar atıyor. Bu yürüyüşe ayak uydurmak için Türkiye Komünist Partisi'ne üye oldum."

Tek başımıza bir şey yapamayacağımız belli. Ama en az bunun kadar belli olan, örgütlü olarak çok şey yapabileceğimiz!

Ve bugünün Türkiyesi'nde, vakit kaybetmeye hiç tahammülümüz yok. İnsanca ve onurlu bir yaşam isteyen işçiler, emekçiler, öğrenciler, aydınlar ve her gelenekten komünist bu ülkenin komünist partisinin saflarında birleşirken, geçmişinden utanmak istemeyenlerin yeri, TKP'dir.



__________________
Para Babalarını, Amerikancıları Yalnız Bırakalım
SÜRÜDEN AYRILMA ZAMANI
Dr_Asfur isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-02-2007, 21:20   #4 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 37
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
Bolşevik Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
Dr_Asfur´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ 8. KONGRE RAPORU

28 Aralık 2006

A. SİYASİ TEZLER

BİRİNCİ BÖLÜM: DEVLETİN ÇÖZÜLMESİ

1. Türkiye'de devlet çözülmektedir. Devletin çözülmesi, Türkiye kapitalizminin mevcut devlet aygıtını taşıyamaz hale gelmesi demektir. Özgün iç ve dış dinamiklerin ürünü olan bu çözülme süreci, sınıflar arasındaki verili güç dengeleri hesaba katıldığında, geçici bir karakter taşımaktadır. Sermaye sınıfı, kendi egemenlik aracı olan devleti daha farklı bir içerikle yeniden yapılandırmak için arayış içerisindedir. Ancak bu arayış, emperyalist ülkelerin diğer ulus devletlere karşı sürdürdüğü saldırının da etkisiyle, plansız ve derin krizlere mahkum bir seyir izlemektedir. Bununla birlikte, işçi sınıfının ağırlığını koyarak çözülme sürecini başkalaştırmaması durumunda, sürecin doğrultusu hiçbir kuşkuya yer vermeyecek ölçüde belirgin hale gelmiştir. Şöyle ki:
a) Devlet, geçmiştekinden farklı olarak kapitalist sınıfın gereksinimlerine daha dolayımsız ve açık yanıtlar vermeye başlamış, sınıflar arasında hakemlik yapma iddiasını tamamen yitirme durumuyla karşı karşıya kalmıştır.
[img]/cool.gif[/img] Sosyal politikalar büyük ölçüde terk edilmektedir.
c) Ekonomik, siyasal ve kültürel yaşamda yerelleşme adı altında sermayenin müdahale alanı genişletilmekte, merkezi yönetimin rolü ve sorumluluğu azaltılmaktadır.
d)İşçi sınıfının hak arama ve siyasal yaşama müdahale olanaklarını kısıtlayan yasalara ek olarak, ideolojik-siyasal süreçlerin kendisinin bizzat ticaret konusu haline getirildiği ve yoksulları tamamen dışlayan yönetme mekanizmaları oluşturulmaktadır.

2. Devletin yeniden yapılandırılmasına dönük arayışları krize taşıyan bir çözülmeden söz etmemizin nedeni, sürecin büyük ölçüde emperyalist ülkeler tarafından kontrol edilmesidir. Zaman zaman farklı araçlar kullanmalarına karşın, gerek ABD gerekse Avrupa Birliği, Türkiye'nin bu dönüşümden daha zayıf, daha kısıtlanmış ve gerektiğinde küçültülebilir bir ülke olarak çıkmasını hedeflemektedirler. Liberal ekonomik politikaların uluslararası tekellerin hareket özgürlüğünü alabildiğine genişlettiği hesaba katılırsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin aynı anda hem batıyla daha gelişkin bir entegrasyona gitmesini hem de eski pazarlık gücünü korumasını isteyen statükocu kesimleri açık bir hayal kırıklığı beklemektedir. Bununla birlikte, emperyalist ülkeler, yalnızca piyasanın saldırılarına bel bağlamamakta, temel toplumsal ve siyasal sorunlardan yararlanarak Türkiye'yi Ortadoğu'nun yeniden biçimlendirilmesine en uygun çerçeveye oturtmaya dönük etkili hamleler gerçekleştirmektedirler. Krizi tırmandıran ve devletin yeniden yapılandırılmasını çözülmeye götüren, bu hamlelerdir. Kısa sayılacak bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının tartışma konusu haline gelmesinin başka bir açıklaması bulunmamaktadır. ABD ve Avrupa Birliği'nin ısrarlı ve kapsamlı müdahaleleri piyasa mekanizmalarının hoyratlığı ve sınır tanımazlığı ile birleştiğinde Türkiye Cumhuriyeti'nin parçalanması/küçülmesi bir "düşünce" olmaktan çıkıp emperyalist projelerde yerini alan seçeneklerden birisi haline gelmiştir.

3. Burjuvazi, Türkiye'nin dünya kapitalist sistemine yeni bir içerik ve düzeyde eklemlenmesi sürecinde kontrolün emperyalist ülkelerde olmasını kabullendiği gibi, sürecin Türkiye Cumhuriyeti'nin geleneksel yönetim mekanizmalarını aşındırmasına da onay vermiş durumdadır. Sermaye sınıfının bu yaklaşımı, asker/sivil bürokraside doğal olarak bir gerilime ve çıkışsızlığa yol açmıştır. Üst kademelerden başlayarak sermaye sınıfının bir uzantısı, kimi örneklerde ise organik bir parçası durumunda olan bürokrasinin şimdiye kadar sistemde üstlenmiş olduğu rol, söz konusu gerilim ve çıkışsızlığı ciddi bir dağılmaya taşımış ve devletin "ortak aklı" büyük ölçüde kaybolmuştur. Toparlayıcı bir stratejiden yoksun olmakla birlikte, bürokraside dönüşümün daha kontrollü olmasını isteyen pazarlıkçı unsurların varlığı bilinmektedir. Bunlarla süreci kanıksayan kesimler arasındaki sürtüşmeler, düzen içi alternatif bir programdan söz edilemediği için, açık bir kamplaşmaya yol açmamaktadır. Kaldı ki, pazarlıkçı kadrolar inisiyatifi ele almak için emperyalist ülkelerle ilişkilerde zaman zaman daha maceracı ve işbirlikçi politikaları savunabilmektedirler. Bu nedenle Türkiye Komünist Partisi, emperyalist ülkelerin dayatmalarına ve devletin yeniden yapılandırılması olarak adlandırdığı sürece karşı mücadele ederken, sistemin temel aktörleri ile bir işbirliği ya da ittifak arayışına hiçbir zaman girmeyecektir. Kabaca liberal ve statükocu olarak tanımlanabilecek kesimlerin piyasacılık, halk düşmanlığı ve işbirlikçilik açılarından birbirlerinden kayda değer farklılıkları bulunmamaktadır.

4. Devletin çözülme sürecine girmesinde, dinci gericiliğin önemli bir etkisi vardır. Kemalist devrim Türkiye'de gerici toplumsal dokuya pek az müdahale etmiş, bu yapının siyasi alana olan etkisini sınırlandıran etkili mekanizmalar kurarak hedeflenen kapitalistleşme süreci için uygun üst yapısal ortamı sağlamıştır. Ancak sosyalist düşünceye ve işçi sınıfının mücadeleci bir kimlik edinmesine karşı sermaye sınıfının elindeki en etkili araçlardan birisi olan gericilik, ABD'nin Sovyetleri kuşatma stratejisinde islamiyete düşen rolün de yardımıyla, siyasi alanda kendisine her zaman bir yer bulmuştur. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ise sistemin siyasal alanı dinci toplumsal dinamiklerden kısmen koruyan yapısı büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Dinci tabanın kentlileşmesi, toplumsal ve siyasal yaşamın bütün olarak dincileşmesi sonucunu doğurmuş ve dinci ideoloji kendisini yenilerken, kentli emekçi sınıfların siyasal ve ideolojik dünyasında da ağırlık kazanmıştır. İşçi sınıfı mücadelesi açısından çok ciddi bir engel yaratan bu gelişmenin sistem açısından yarattığı sıkıntının kaynağında devletin önemli kurumlarının gerici toplumsal tabandan göreli bağımsız davranabilme alışkanlıklarının tehdit altında olması yatmaktadır. Yargı, silahlı kuvvetler ve üniversitelerde, gerici toplumsal dokudan güç alan yeni siyasal aktörler ile dinci gericiliği gerektiğinde kullanan ama onunla iktidarı paylaşmaya isteksiz geleneksel bürokrasi arasında ciddi bir mücadele sürmektedir. Bu mücadele de emperyalist ülkelerin müdahale alanını iyice genişletmektedir. Bir yandan "ılımlı islam" projesiyle şu anda AKP'de yoğunlaşan dinci gericilik bölgesel projelere taşınırken, öte yandan "dinci tehdit" gerekçesiyle laik kesimler ABD'nin öncülüğünde sürdürülen "teröre karşı mücadele"ye, dolayısıyla bölge halklarına dönük saldırganlığa bağlanabilmektedir.

5. Benzer biçimde Kürt sorununun da devletin çözülme sürecine girmesinde payı vardır. Kürtlere dönük inkârcı politikalarda ısrar eden devlet bu önemli başlıkta inisiyatifi büyük ölçüde yitirmiş ve emperyalist ülkelerin planlarına tâbi hale gelmiştir. Bir dönem Avrupa Birliği'nin söz sahibi olduğu Kürt sorununda, 1999'da Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesi ve daha sonra Irak'ın işgal edilmesiyle birlikte ABD'nin mutlak bir ağırlığa sahip olduğu görülmektedir. Yıllarca "casus belli" olarak kabul edilen Kuzey Irak'taki Kürt devletinin artık fiili bir gerçeklik haline gelmesi ve daha da önemlisi, Türkiye'nin önüne Kürt sorununda çözüm olarak konması devletin çözülme sürecini tetiklemiştir. Türkiye Kürtlerine kıyasla küçük bir nüfusa sahip olan Irak Kürtlerinin, ABD desteğiyle önemli bir bölgesel güç haline gelerek Türkiye'nin Kürt sorununda söz söylemeye başlamaları, yakın gelecekte sermaye egemenliğindeki en önemli sorunlardan birisi olmaya devam edecektir. Şimdiye kadar bu gelişmeye kuşkuyla bakan Türk Silahlı Kuvvetleri dahil olmak üzere, sistemin bütün kurum ve siyasi aktörleri ABD işbirlikçisi Kürt oluşumuyla ittifaka girerek ABD-İsrail-Türkiye-Kürdistan zincirini tamamlamayı kabullenmiş durumdadırlar. Ancak bu kabulleniş, sürecin getireceği ciddi maliyetlerin nasıl karşılanacağına ilişkin herhangi bir yanıt içermemektedir. Bu zincirin Türkiye'de Kürt sorununa yepyeni boyutlar getirmesi, aynı zamanda Türk dış politikasının zaten daralmış olan hareket alanını tamamen yok etmesi zayıf olmayan bir olasılıktır.

6. Devletin çözülme süreci, bir dizi devrimci olanak yaratmakla birlikte, işçi sınıfı açısından karmaşık görevler ortaya çıkarmaktadır. Süreç, şu ana kadar devrimci bir krize doğru evrilmemiştir. Zaten bu haliyle çözülme sürecine bir olumluluk yakıştırmak söz konusu olamaz. Gidişat, daha bağımlı bir ülke, sermaye karşısında daha çaresizleştirilmiş bir işçi sınıfı ve sınıfsal kimliği daha da sivriltilmiş bir devlet örgütlenmesi yönündedir. Devrimci alternatifin güçlenmesi, ancak Türkiye işçi sınıfının bu gidişata karşı etkili bir mücadele yürütmesinin ürünü olabilecektir. Bu anlamda, Türkiye işçi sınıfı yerelleşmeye, merkezi iktidarın rol ve sorumluluklarının azaltılmasına, egemenliğin Avrupa Birliği'ne devrine, toplumsal ve siyasal alanın dincileştirilmesine, Kürt ve Türk halkının birbirinden koparılmasına, Türkiye'nin emperyalist projeler doğrultusunda parçalanmasının gündemde tutulmasına karşı koymadan işsizlik, yoksulluk, özelleştirme, sendikasızlaştırma gibi başlıklarda söz sahibi olamayacaktır. Türkiye Komünist Partisi'nin görevi, devletin çözülme sürecinden emperyalizmin bu coğrafyadaki hegemonyasını pekiştirerek, sermaye sınıfının ise emekçi kitleler karşısındaki konumunu güçlendirerek çıkmasını engellemektir. Bu görevin yerine getirilmesi, sosyalist devrimci bir çıkışın önkoşulu olarak görülmelidir.


İKİNCİ BÖLÜM: EMPERYALİZM ve EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELE

7. Türkiye'de sosyalist devrimin baskın bir anti-emperyalist karakter taşıyacağına ilişkin öngörünün sağlam örülmüş devrimci bir stratejiye dönüştürülmesi konusunda Türkiye Komünist Partisi'nin yürüttüğü siyasal, ideolojik ve teorik çalışmalar belli bir olgunluk düzeyine ulaşmıştır. Emperyalist saldırganlığın Türkiye'de ve dünyada ortaya çıkardığı yeni sorun ve gerilimler ile bu saldırganlığın farklı kesimlerde yarattığı hoşnutsuzluk ve tepkiler emek-sermaye çelişkisinden ayrı ele alınamasalar bile, doğrudan kapitalist sömürüye bağlanamazlar. Bununla birlikte, emperyalist saldırganlığın sınıfsal değil de ulusal bir eksende göğüslenmesi gerektiğine ilişkin görüş, doğrudan burjuvazi tarafından emekçi kitleleri silahsızlandırıcı bir manipülasyon girişimi olarak gündeme gelmiyorsa, marksizmi ve uluslararası işçi sınıfı hareketinin mirasını çarpıtmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Bu görüş ile emperyalizme karşı mücadelenin ortaya çıkardığı yurtsever görevlere "antikapitalist" konumlanışı zedeleyeceği için sırt çevirenlerin hareket noktası aynıdır: Antiemperyalizm ile antikapitalizmi birbirinden ayırmak. Oysa bugün yalnız Türkiye'de değil dünyanın her yerinde, komünist bir strateji, tek tek ülkelerin özgün koşullarına uygun bir biçimde kapitalizme karşı mücadeleyle emperyalizme karşı mücadeleyi ortaklaştırmak demektir.

8. Emperyalizm çok uzun bir süredir elinde tuttuğu inisiyatifi yitirmeye başlamıştır. Bu durum ne tek başına dünya kapitalist sisteminin iç dinamikleriyle ne de tek başına emperyalist projelere karşı halkların direnişiyle açıklanabilir. Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkelerin ekonomik, siyasal ve askeri alanlarda vardıkları çıkmaz, kapitalizmin kriz üreten doğasının ürünü olduğu kadar, bu krizlerle baş etmek için biricik çare olarak gördükleri militarist politikaların insanlık duvarına çarpmasının da ürünüdür. Bugün dünyada egemen olan kapitalist düzenin bu politikalardan radikal bir biçimde koparak varlığını sürdürmesi olanaksızdır, önde gelen emperyalist ülkelerle bir bütün olarak kapitalizmin kaderi büyük ölçüde örtüşmüştür. Öyle ki, tarih boyunca hegemonik ülkenin zaman zaman yer değiştirdiği emperyalist hiyerarşide bugün ABD'nin devasa ekonomik güçlüklere karşın muazzam bir askeri/siyasal güçle korumaya aldığı başat konumunun sarsılması bile kapitalizm için öldürücü bir darbeye dönüşecektir.

9. Avrupalı emperyalistlerin ve onların temel kurumsallığı haline gelen Avrupa Birliği'nin ABD'nin yolundan gitmesinin ve var olan çelişki ve görüş ayrılıklarını kontrol altında tutmak istemesinin arka planında, ABD'nin son tahlilde kapitalist sistemin bekası için mücadele yürüttüğü gerçeği yatmaktadır. Bütün dünyada emekçi haklarının gasp edilmesi, çalışma saatlerinin uzaması, köle emeğinin yeniden yaygınlaşmaya başlaması, yaşamın bütün alanlarının metalaşması gibi sermaye sınıfının evrensel kazanımı olarak görülebilecek uygulamaların tamamı, ABD'nin öncülüğünde sürmekte olan emperyalist barbarlığa çok şey borçludur. Bu nedenle emperyalist ülkeler arasındaki rekabet ve çelişkileri değerlendirirken, hatta savaş olasılığı üzerinde dururken, emperyalizmden arındırılmış bir kapitalizmin mantık dışı olduğunu hatırlamak durumundayız. 1917 Ekim Devrimi'nde emperyalist ülkeleri sınırlandıran, baskı altına alan, kimi durumlarda geri adım atmaya zorlayan emekten yana çok büyük bir mevzi kazanılmıştı. Sovyetler Birliği'nin tasfiyesine varan trajik gelişmelerden önceki 70 küsur yıllık dönemde de emperyalist saldırganlığın en uç örneklerine tanık olunsa bile, tek tek kapitalist ülkelerin hareket alanının genişlemiş olduğunu kabul etmeliyiz. Oysa kapitalizm artık ABD ve diğer emperyalist ülkelerin insanlığı köleleştirme operasyonunun başarısızlığıyla birlikte meydanı terk etme dönemine girecektir.

10. Emperyalistler elde edebileceklerinden fazlasını, insanlığın paranın gücü karşısında tamamen diz çökmesini istediler ve yanıldılar. 1980'lerin başından itibaren sistematik bir biçimde yürütülen karşı devrimci saldırıların bir sınırı olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkeler hemen her coğrafyada önceden hesaplayamadıkları bir direnç ile karşılaşmakta. Bu direnç henüz bir karşı saldırıya dönüşmüş değildir. Emperyalizmin zayıf yanları vardır ama onun güçsüz, dağılmaya hazır sıradan bir sistem olduğunu söylemek olanaksızdır. Yenilebilir, kendisine yakıştırılan mükemmellikten uzaktır, ama hâlâ dünyamızın temel gerçekliğidir. Çağımızın bir diğer gerçekliği, dünya sosyalist devrim süreci, kendisini yeniden hissettirmediği sürece, emperyalizmin gerilediğinden söz etmek için erkendir. Bu nedenle emperyalizmin bugün karşılaştığı direncin karakteri iyi incelenmelidir. Birkaç örnek dışarıda bırakılıp bir ortalama alındığında, direncin sınıfsal temelinin son derece karmaşık olduğu görülmektedir. Yoksul kitlelerin özlem ve iradesine dayanmakla birlikte, emperyalizmi planlarını sürekli yenilemeye ya da kısmen geri adım atmaya zorlayan güç, "işçi sınıfı" ve aldığı bütün darbelere karşın işçi sınıfının en diri siyasal temsilcisi olma özelliğini koruyan komünistler değildir.

Uluslararası tekeller, emekçi kitlelere dönük yeni saldırılara yönelirken Soğuk Savaş döneminin ittifaklar politikasında önemli değişiklikler yapmak zorunda kaldılar. Siyasal düzlemde birçok ulus-devlet, ideolojik düzlemde kimi milliyetçi ve dinci akımlar emperyalizmin dolaylı ya da doğrudan darbelerine maruz kaldılar. Bu emperyalizm açısından bir tercihten öte bir zorunluluktu. Krizin başka türlü geçiştirilmesi söz konusu olmayacaktı; Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelerin ortadan kalkmasının yarattığı boşluğa büyük bir kuvvet ve zincirlerinden boşalmış bir yayılmacı histeriyle saldırdılar. Saldırının şiddetiyle orantılı güçlü bir direniş ortaya çıktı. Kimi örneklerde bu direniş İslamcı bir nitelik kazandı, devrimci olmayan iktidarların ürünü oldu, devlet bürokrasisinden kopan unsurlar tarafından örgütlendi; kimi örneklerde ise devrimci iktidar ya da hareketlerin mücadelesi ile özdeşleşti. Bu karmaşada komünistler somut gelişmeleri incelemeli, Irak, Afganistan ve Lübnan'da direnişin yapısını çözümlemeli, Venezuela ve başka Latin Amerika ülkelerindeki devrimci gelişmeleri değerlendirmeli, İran ve Suriye'nin ABD planlarına karşı koyma beceri ve niyetini yakından takip etmeli, başta Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika olmak üzere dünya ölçeğindeki güçler dengesini sarsan yer değiştirmeleri hesaba katmalıdırlar. Ortaya yeni olanaklar çıkmış, komünistlerin tek tek ülkelerdeki mücadele hedeflerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılan zengin bir deney birikmiştir. Ancak emperyalizme karşı mücadelenin sosyalizm hedeflenmeden ve işçi sınıfının ağırlığı olmadan arızi kalacağı, soluğunun tükeneceği de dikkate alınmalıdır. Komünistler için önemli olan, yeni yeni anti-emperyalist güçler keşfetmek ve onlarla ittifak arayışına gitmekten çok, emperyalizme karşı mücadelenin yakıcılığını hissetmek olmalıdır. Emeğin kavgasını emperyalizme karşı mücadeleyle birleştirmek, emperyalist ülkeler dahil olmak üzere bütün ülkelerdeki komünistlerin temel görevidir. Bu görev yerine getirildiği sürece gerçek ve devrimci ittifaklar kurulabilir, işbirliklerine gidilebilir. Unutulmamalıdır ki, bugün bazı ülkelerde emperyalizme karşı mücadelede dinci ya da milliyetçi akımlardan söz ediliyor olmasında, komünistlerin ve işçi sınıfı hareketinin bıraktığı boşlukların payı büyüktür.

11. Türkiye'de emperyalizme karşı mücadele, daha Kurtuluş Savaşı tamamlanmadan işçi sınıfının ve komünist hareketin üzerine yüklenen tarihsel bir sorumluluk haline gelmiştir. Türkiye'nin zayıf burjuva güçlerinin işgale karşı Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ertesinde giriştikleri silahlı mücadele, emperyalistlerle kapsamlı bir hesaplaşmayı değil, onlara Anadolu'daki yeni iktidarı kabul ettirmeyi hedefliyordu. Bu nedenle daha sonra gelişen bağımlılık ilişkisi, Mustafa Kemal sonrası yönetimlerin açık tercihleri kadar, başından itibaren emperyalist dünya karşısında pazarlıkçı bir tutumu benimseyen kemalist hareketin sınıfsal temeli ve Türkiye burjuvazisinin nesnel gereksinimleriyle de açıklanmak durumundadır.

Burjuva devriminin belli bir süreliğine de olsa emperyalist sistemden mutlak bir kopuş iddiası taşımaması, sonraki dönemlerde "bağımsızlık"çı ideolojinin neredeyse tamamen sol tarafından temsil edilmesine yol açtı. Solun ve Türkiye işçi sınıfı hareketinin 1960'lardaki yükselişine de damga vuran özelliklerden birisi yine "bağımsızlık" talebiydi. Sovyetler Birliği'ne karşı mücadelenin cephe ülkelerinden birisi haline gelen kapitalist Türkiye'nin bütünüyle ABD emperyalizminin etkisine açılması ve bağımlılık ilişkilerinin yakıcı bir gündem haline gelmesi zaman zaman sosyalizm hedefinin üzerinin örtülmesi ve bağımsızlığın bir burjuva demokratik görev olarak algılanmasına neden oldu. Oysa Türkiye'de ülkeyi emperyalist sistemin yörüngesinden çıkartacak şiddette bir enerjiyi ancak sosyalist devrim yaratabilirdi. Kaldı ki, işçi sınıfının toplumsal kurtuluş mücadelesinde birlikte yürüyebileceği sınıf ve katmanların dışında emperyalizmden kopuş arayışı içerisinde olan sınıfsal güçler hiçbir zaman söz konusu olmamıştı. Bugün de emperyalist proje ya da uygulamalardan şikayetçi olan bazı burjuva kesimlerin tutumu en fazla pazarlıkçılıkla açıklanabilir. Bu kesimlerin sözcülerinin emperyalist ülkelerden daha fazla rol ve pay istedikleri ve emperyalist sistemin dışında bir Türkiye'yi hayal dahi edemedikleri açıkça görülmektedir. Bununla birlikte, emekçi sınıflar ve küçük burjuvazi içerisinde sosyalist bir perspektife hiç sahip olmayan ama emperyalist bağımlılıktan samimi olarak kurtulmak isteyen küçümsenmeyecek bir kesim vardır. Son yıllardaki gelişmelerden dolayı genişleyen bu kesim aynı anda hem milliyetçi hem dinci hem de liberal ideolojilerin etkisi altındadır. Bu kesimde yer alan milyonlarca kişinin söz konusu ideolojilerin etkisinden kurtarılmaları ve tutarlı bir anti-emperyalist mücadelenin unsurları haline getirilmeleri onların ille de sosyalizm perspektifine ikna edilmelerini gerektirmez. Sosyalizm mücadelesi ile bağımsızlık mücadelesini birleştirecek olan, bunu programatik ve stratejik düzeylerde gerçekleştirebilmiş bir işçi sınıfı partisinin etkinliği ve bu partinin anti-emperyalist mücadele cephesini emek-sermaye çelişkisinin uzağında değil bu çelişki temelinde kurma iradesidir.

12. 2005 Şubatı'nda Türkiye Komünist Partisi'nin çağrısı ve öncülüğünde kurulan Yurtsever Cephe, önümüzdeki dönem yakıcı antiemperyalist görevleri işçi sınıfı perspektifinden ayrılmaksızın yerine getirmeyi başarabileceğini göstermiş durumdadır. Bu nedenle ve bir kez daha, TKP'nin Yurtsever Cephe'ye geçici bir araç ya da açılım gözüyle bakmadığına ilişkin sık sık yinelenen vurguyu TKP'nin 8. Kongresi'nde yineliyor ve kayıt altına alıyoruz. Kurulduğundan bu yana önemli antiemperyalist eylemlere imza atan Yurtsever Cephe Türkiye'nin bugünkü koşullarına uygun ve emperyalizme karşı mücadelenin hızlı değişen gereksinimlerine yanıt üretebilecek özgün bir örgütlenmedir. Bu örgütlenme;
a) Farklı siyasal örgütlerin değil, emperyalizm ve işbirlikçilerin cephesine karşı ilkeli bir mücadele vermek isteyen, bu mücadelede komünistlerin rol ve ağırlığından rahatsızlık duymayan toplumsal güçlerin cephesidir;
[img]/cool.gif[/img] Bir devrimci siyasi partiden farklı olarak, gücünü merkezi bir yapılanmadan çok, açık ve yalın ilkeler etrafında örülen taban inisiyatiflerinden almaktadır;
c) Bütün sınıfları birleştiren bir "ulusal çıkar" olduğu yalanına dayanarak sermayenin emekçi kitleler üzerindeki tahakkümünü kolaylaştıran milliyetçi ideolojinin karşısına, memlekete sahip çıkarak emperyalist yağmaya dur diyen emekçi kitlelerin yurtseverliğini koymaktadır;
d) Dünyada ve Türkiye'deki gelişmelere müdahale ederken "emperyalizm" olgusuna özellikle odaklanmakta ama sınıf mücadelesinin diğer başlıklarına kayıtsız kalmayarak değişik gündemler arasındaki bağlantıyı koparmamaktadır.

13. Yurtsever Cephe, bugün geldiği noktada kendi özgün mekanizmalarını yaratmış, partili olmayanlarla olanlar arasındaki ilişkiyi eşit ve özgür bir bağlama yerleştirmiş, Türkiye Komünist Partisi ile mesafesini "hukuki" ve siyasal düzeyde tarif etmiş, kısacası "TKP ile ilişkisi" konusundaki soru işaretlerini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bundan sonrası, Yurtsever Cephe'nin kendi program ve ilkeleri doğrultusunda gerçek bir toplumsal hareket haline dönüşüp dönüşmeyeceğine bağlıdır.

14. Yurtsever Cephe'nin yaşamsal görevlerinden birisi, Türkleri ve Kürtleri bir bütün olarak birbirlerinin karşısına koyan her tür "milliyetçi" eğilim ve akıma karşı, başta bu iki ulustan olmak üzere bütün emekçi ve yoksul kitleleri antiemperyalist bir zeminde birleştirmek ve ortak bir mücadeleye yönlendirmektir. Eğer kendi haline bırakılır ve özel araçlar geliştirilmezse, Türkiye'de yurtsever kimliğin oluşumunda Kürt unsuru zayıf kalacak ve işçi sınıfı hareketi açısından telafisi çok güç sorunlarla karşılaşılacaktır. Son dönemde ülkemizde yaygınlaşan Amerikan karşıtlığının önemli bir kaynağının ABD'nin "Kürt sorunu"ndaki tutumu olması, konuyu iyiden iyiye karmaşıklaştırmaktadır. Emperyalist ülkelerin Kürt sorunundaki projelerine karşı çıkmakla hiçbir ilgisi olmayan ve "Kürtlere karşı Türklerin desteklenmesini talep etmek" biçiminde basitleştirebileceğimiz bu milliyetçi yaklaşımlara karşı cesur bir tavır almak, bu yaklaşımların etkisi altındaki geniş yığınlar üzerinde siyasi ve ahlaki bir baskı kurmak gerekmektedir. Bu nedenle Yurtsever Cephe, emperyalist projeleri elinin tersiyle itip ortak bir yurtsever kimlik oluşturmaya istek duyan Kürt unsurları cesaretlendiren, öne çıkartan ve çoğaltan bir tarz geliştirmek zorundadır.

15. Türkiye Komünist Partisi Türk, Kürt, bu topraklarda yaşayan tüm emekçilerin partisidir. Üye yapısıyla, politikalarıyla, bölgesel gelişmelere dönük tutumuyla bu özelliğini korumaya, güçlendirmeye özen göstermektedir. Bununla birlikte, ezilen bir ulus olarak Türkiye ve bölgedeki siyasal, kültürel ve demografik ağırlıkları, Kürtleri özellikle öne çıkarmaktadır. TKP konuyu birbiriyle bağlantılı üç düzlemde ele almaktadır. Birincisi bir devrimci dinamik olarak Kürt hareketi, ikincisi emperyalizmin Ortadoğu ve Türkiye'deki etkinliği açısından Kürt sorunu, üçüncüsü bir sınıfsal kuvvet olarak Kürt emekçileri. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra ciddi ölçülerde zayıflayan Türkiye işçi sınıfı hareketinden bağımsız bir çıkış yapan Kürt hareketi, bölgesel koşulların da yardımıyla bir süre devrimci karakterini korumuş, ayrıca Kürt coğrafyası söz konusu olduğunda siyasal canlılığı güneyden kuzeye kaydırmıştı. Türkiye solundan ayrı ve bağımsız bir devrimci Kürt hareketinin sınırları da bu dönemde açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Sınıfsal açıdan en ileri unsurları Türkiye'nin batısında ve Avrupa'da yaşayan Kürtlerin "ulusal" nitelikli bir mücadeleyi uzun süre devrimci bir çizgide tutmalarının nesnel ve öznel nedenlerle mümkün olmadığı görülmüş ve ağırlığı bir kez daha güneye kaymaya başlayan Kürt sorunu emperyalist projelerin konusu haline gelmiştir. Bugün bir devrimci dinamik olarak Kürt hareketinden söz etmek olanaksızdır, Kürt sorunu "emperyalizmin bölgesel açılımları" ve emekçi hareketin merkezi gündemlerinden birisi olarak değerlendirilmelidir.

16. Bir ulusal sorun ve dinamiğin emperyalist ülkeler tarafından değerlendirilmek istenmesiyle ilk kez karşılaşmıyoruz. Emperyalizmin henüz doğum aşamasında olduğu 19. yüzyılın son çeyreğinden başlayarak, bugüne kadar "ulusal sorun" olarak tanımlanabilecek bütün başlıklar emperyalist projelerin vazgeçilmez parçası oldular. Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında emperyalist odaklar "uluslara özgürlük" sloganını kullanarak ve başka halkların acılarını ahlaksızca istismar ederek birbirlerinin üzerine çullandılar. Büyük Ekim Sosyalist Devrimi, ezilen uluslara gerçek kurtuluş kapısını araladığı oranda emperyalist ülkelerin "ulusal sorun"la oynama yeteneğinde ciddi bir azalma oldu. Ancak yine de yalnız köklü sömürgeci gelenekleri olan Fransa ve İngiltere değil, emperyalist pratiğe farklı bir mirası devralarak yönelen ABD ve Almanya ezilen ulusların özgürlük arayışını kendi emperyalist projeleri içerisine yerleştirmek konusunda her fırsatı değerlendirdiler. Sovyetler Birliği'nin dağılması, onlara çok büyük bir fırsat sundu. Zaten sosyalizmin Avrupa'dan tasfiye edilmesi için yürütülen sinsi ve sabırlı faaliyetlerin bir parçası olan "ulusal ve etnik ayrılıklar" 1990'ların başından itibaren emperyalist ülkelerin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki yayılma stratejisinin temel araçlarından birisi olageldi.

Türkiye Komünist Partisi, bütün bu gelişmeleri yok sayarak "ulusların kaderlerini tayin hakkı" ilkesini mutlaklaştıran bir yaklaşımı uzun bir süredir reddetmektedir. Bu tutum zamanında Yugoslavya için geçerli olmuş ve uzun yıllar barış içinde bir arada yaşayan ulusların emperyalistler tarafından birbirlerine karşı kışkırtılmasına, bu ülkenin parçalanmasına ve her bir parçanın tamamen uluslararası tekellerle savaş baronlarının denetimine girmesine tavır alınmıştır. Gelişmeler "özgürlük arayan" ulusların kaderlerinin emperyalistler tarafından teslim alındığını göstermiştir. ABD bugün bölgemizdeki en büyük uluslardan birisi olan Azerilerin ayrılıkçı bir yönelime girmesi için İran'da zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti ve bazı Kürt örgütleri tarafından desteklenen örtülü faaliyetlerde bulunmaktadır. İran'daki molla rejimine hiçbir sempati beslememekle birlikte, Türkiye Komünist Partisi bu faaliyetlerin İran'da yaşayan emekçi kitleleri böleceğinin, ABD'nin bölgedeki ağırlığını artıracağının ve en kötüsü halklar arasına yeni düşmanlık tohumları ekeceğinin farkındadır. Ne yazık ki, ABD benzer bir yaklaşımla yıllar boyu büyük acılar çekmiş olan Irak Kürtlerini bölgesel planlarının içerisine yerleştirmeyi başarmış ve bugün işgal altında büyük bir direniş gösteren Irak'ta kendisi için güvenlikli bir bölge yaratmıştır. TKP'nin Irak'taki oluşuma dönük tutumu, Kürtlerin devlet kurma hakkını tanımamaktan değil, bu hakkın bugünkü uluslararası koşullarda bütünüyle emperyalist projelere bağımlı hale gelmesinden kaynaklanmaktadır. Bu o kadar böyledir ki, ortaya çıkmakta olan Kürt devletinin İsrail'den sonra bölgedeki tek müttefiki, aradaki sorunlara karşın Türkiye Cumhuriyeti'dir.

17. Bu koşullarda Türkiye Komünist Partisi,

a. Kürt sorununu antiemperyalist bir temelde değerlendirmenin biricik enternasyonalist tutum olduğunu kamuoyuna bir kez daha açıklar;
b. Türkiye burjuvazisinin Kürtlere dönük inkarcı ve imhacı politikaları sürdürürken Irak'taki işbirlikçi Kürt liderliğiyle askeri, ekonomik ve siyasi yakınlaşma içerisine girmesinin sınıfsal mantığına dikkat çeker ve Irak'taki Kürt yoksullarının işgale karşı direniş cephesinde yer almalarını arzularken, Türkiye'deki Kürt emekçilerini emperyalizme ve sömürüye karşı Yurtsever Cephe'de örgütlenmeye çağırır;
c. Kürt sorununda birlikçi, antiemperyalist, sınıf perspektifine sahip düşünce ve pratiğin geriye çekilmesinin ağır sonuçları olduğunu hatırlatır, Türk liberalleri ve milliyetçileri ile Kürt liberalleri ve milliyetçilerinin ABD'nin başını çektiği emperyalist ülkelerin açılımlarına bağımlı hale geldiğine işaret eder ve bu koşullarda ezen ya da ezilen ulus milliyetçiliğine hoşgörü ile yaklaşmanın söz konusu olamayacağını, bölgemizde Türk ve Kürt milliyetçiliğinin birbirlerini tamamlayarak ABD'ye büyük bir hareket serbestliği sağladığını vurgular;
d. Türkiye'de Kürtler arasındaki anti-emperyalist damarın pragmatik yaklaşımlar uğruna kurutulmaması için ortaya çıkacak her tür fırsatı değerlendirmeye hazır olduğunu ilan eder.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI

18. Türkiye'de sosyalizm mücadelesinde aşılması artık yaşamsal hale gelen engel, işçi sınıfının örgütsüzlüğüdür. Sıradan, bildik, denenmiş yöntem ve araçlarla bu sorunun üstesinden gelinemeyeceği açıktır. Konuya ilişkin yoğun, cesur ve sürekliliği olan bir çalışma yürütmek için yeterli güncel veri ve teorik donanım olmasına karşın, işçi sınıfını atalete iten temel neden olan bölünmüşlüğe yeterince odaklanılmaması partinin sonuç alıcı hamleler yapmasını geciktirmektedir. Hemen herkesin diline düşen "bölünmüşlük" gerçeği karşısında yarım yamalak çözüm yolları denemenin hiçbir getirisi kalmamıştır. "Emek güçlerinin birliği" gibi kimsenin inanmadığı söylemlerle sorunun çözülmeyeceği de bellidir. Zaten sorun biraz da burada başlamaktadır. İşçi sınıfı kendisini bir sınıf olarak hissetmeyecek ölçüde bölünmüştür, bu bölünmüşlüğü veri alıp, bu bölünmüş zeminde parça parça örgütlenip daha sonra "emek güçlerinin birliği"ni sağlamaya çalışmak anlamsız bir uğraştır. Bugün işçi sınıfının bütün mücadele alanlarında "bölünme"ye meydan okuyan, birleştiren ve sınıfı yoğunlaştıran bir tarza ve bu tarza uygun araçlara gereksinimi vardır. Sorun, tek başına "siyasal örgüt" düzleminde çözülemez, çünkü sınıf ekonomik mücadele alanına ayağını attığı andan itibaren burjuva toplumunun kendisini parçalayan/bölen mekanizmalarını benimsemiş örgütlerle karşılaşmaktadır. Sendikaların işçi sınıfının çok küçük bir bölmesini kapsamakta oluşu, oynadıkları olumsuz rolü hafife almamızı gerektirmez. Bugün sendikal yapılar, temsil ettikleri örgütsel gücün çok ötesinde ağırlık ve etkiye sahiptir. Ayrıca sendikalar bu halleriyle işçi sınıfının siyasal örgütlenmesi için gerekli ara temas yüzeyini kısırlaştırmakta, hatta çürütmektedir. Dolayısıyla işçi sınıfının bölünmüşlüğünü sınıfın örgütlenmesinin önüne geçen etmen olmaktan çıkarabilmek için sendikal alana köklü bir müdahalede bulunmak zorunludur.

19. İşçi sınıfı bölünmüştür. Çalışanlar, geçici işçiler, işsizler, emekliler; sözleşmeli işçiler, kadrolu işçiler; beyaz yakalılar, mavi yakalılar; sendikalılar, sendikasızlar; sigortalılar, kayıtsız işçiler; sanayi işçileri, tarım işçileri, hizmet sektörü çalışanları; kamuda çalışanlar, özelde çalışanlar; memur statüsünde olanlar, işçi statüsünde olanlar; sermaye sınıfı tarafından yıllarca dayatılan 28 adet işkolu (bu sayı 2005 yılında hazırlanan ancak yasalaşmayan tasarıda 18'e düşürülmüştür)… İşçi sınıfı bunların hepsiyle bir bütündür, geliştirilen her araç bu bütünlüğü kucaklamayı hedeflemelidir. İşçi sınıfı partisi, belli öncelikleri gözetmesine karşın, merkezi siyaset ve örgüt anlayışı sayesinde sınıfın bütününü kucaklamak, onu birleştirmek için uygun bir ortam sağlamaktadır. Ancak ülkemizde "emek örgütleri" olarak adlandırılan sendika ve odalar tam tersine "bölünmüş" zemin üzerinde faaliyet göstermektedir. Herhangi bir antidemokratik uygulama ve sendikalar yasasının eski ya da yeni haliyle sendikaları kadük eden maddeleri "emek örgütleri"nin durumuna mazeret oluşturamaz. Yine sermayenin üretim sürecini işçi sınıfının örgütlenmesini güçleştirecek tarzda şekillendirme girişimleri de, bütün önemine karşın sendika ve diğer emek örgütlerinin yaşadığı tıkanmayı açıklamamaktadır. Emekçi sınıfların çıkarları açısından bakıldığında bugün meslek odalarının anlamı ve doldurdukları boşluk radikal biçimde sorgulanmalıdır. Mühendislerin, teknik elemanların, hekimlerin, avukatların proleterleşme sürecinde büyük mesafeler alınmışken, bütün bu kesimleri işçi sınıfından uzakta konumlandırmaya yarayan yapılanmaların "emek örgütü" olarak öne çıkarılması şaşırtıcıdır. Birçok ülkede sağın elindeki bu örgütlerde solun ağırlık sahibi olması, sözünü ettiğimiz olumsuzluğu ortadan kaldırmamaktadır. Tam tersine, sanki bunlar kurumsallıklarıyla doğal olarak işçi sınıfının mücadele araçlarıymışçasına, bu örgütlerin içinde yürütülmesi gereken mücadele geriye çekilmekte, çoğu kez kongre kulislerine indirgenmektedir. İşçi sınıfının meslek örgütlerine sıkıştırılmak istenen eğitilmiş işçilere gereksinimi vardır. Ama ne olmaktadır? Bu örgütlerde sürdürülen anlamlı çalışmalar, kimi başlıklarda alınan sınıf tavrı, işçi sınıfının birliğinden çalınan enerji hesaba katıldığında, büyük ölçüde değersizleşmektedir. Artık öncelik işçi sınıfının birliğidir.

Benzer biçimde, bugün Türk-İş, DİSK, KESK ve Hak-İş'in birbirinden ayrı durmalarının nedeni, sermaye sınıfının "bölünme"yi teşvik etmesi ve sendikal yapıların da bundan nemalanmalarıdır. Türk-İş, DİSK ve Hak-İş yönetimlerinin temel sendikal konularda birbirlerinden farklı düşüncelere sahip olmadıkları açık bir biçimde görülmektedir. Ayrı yasal mevzuata mahkum edilen kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını yasal sınırları zorlayarak işçi sendikalarının bünyesinde kazanabilecekleri aşikarken, bölünmüşlük çoğu kez yan yana gördüğümüz DİSK ve KESK yönetimleri tarafından kabullenilmiş ve Türkiye işçi sınıfı -bağlı sendikalar ve meslek odaları hesaba katıldığında- 100'ü aşkın örgüte dağıtılmıştır. Buna bağımsız sendikaları da eklediğimizde ortaya şaşırtıcı bir manzara çıkmaktadır. Herkes "birlik" derken, işçi sınıfı sermaye sınıfının ekonomik, yasal ve siyasal düzenlemeleriyle bölünmektedir! Çünkü "birlik" ideolojik/siyasal düzeyde burjuvazi ile uzlaşılarak sağlanmakta, işçi sınıfının değişik kesimlerinin güçlerini birleştirmeleri hedefi "platform"lara havale edilmektedir. Artık tam tersini yapmanın zamanı gelmiştir. Sınıf uzlaşmacısı, sermaye işbirlikçisi kesimlerle açık bir bölünme göze alınmalı ama sınıfı nesnel bir zeminde birleştiren yeni ve yaratıcı bir açılım geliştirilmelidir.

20. Türkiye işçi sınıfının parçalanması elbette tek başına örgütsel/kurumsal bir çerçevede ele alınamaz. İşçi sınıfına dönük ideolojik kuşatma, sınıfı kimliksizleştirdiği oranda üretim sürecinin farklı nesnelliklerine mahkum etmiş, işçilerde kolektif bir sınıfın parçası olma bilinci gelişememiştir. İşçi sınıfının egemen ideolojinin etkisi altında kalması neredeyse kanıksanmış, sendikalar bu etkinin kalıcı olması için her tür çabayı gösterirken bazı sol anlayışlar işçi sınıfının bu etkiyi kırmaksızın devrimci misyonlarını taşıyabileceğine ilişkin bir düşünceyi sistematik biçimde propaganda etmişlerdir. Oysa milliyetçilik, İslamcılık, liberalizm ve sosyal demokrasi işçi sınıfının atomize olmasına yardımcı olmakta, onu mezhepçiliğe, cemaat kültürüne, hatta zaman zaman ırkçılığa sürüklemektedir. Bu nedenle, işçi sınıfının birliğini sağlamaya dönük siyasal/örgütsel açılımlar, ancak bu açılımlara çok güçlü ideolojik müdahaleler eşlik ettiği sürece başarılı olabilir. Yurtseverlik, bu ideolojik müdahaleler için yeterince güçlü bir altyapı oluşturmaktadır.

21. Türkiye işçi sınıfı 1960'lı yıllarda bütün zaaflarına karşın çok büyük tarihsel anlamı olan TİP-DİSK gerçeğini yaşadı ve yaşattı. Bu iki örgütün serpilip gelişmesi ve solun genel yükselişi, 15-16 Haziran gibi özel kesitler sırasında doğrudan işçilerin inisiyatifi sonucunda kurulan ve işyerlerine yaslanan örgütlenmeler için de olanak yarattı. Daha sonraki dönemlerde bazı yerellik ve sektörlerde tanık olduğumuz bu tarz örgütlenmeler ne yazık ki Türkiye işçi sınıfını karakterize eden bir olgunluk ve sürekliliğe hiçbir zaman kavuşamadı. Kendiliğindenlik yönü ağır basan, parti ile sendikaların tam olarak karşılayamadığı bir gereksinime denk düşen yatay örgütlenmeler Türkiye komünist hareketinin teorik ve pratik bir sorunu olmaya devam etti. Şu ana kadarki veriler ışığında, Yurtsever Cephe'nin en devingen ve süreklilik taşıyan unsurları haline gelen "işçi inisiyatifleri"nin birçok açıdan bu boşluğu doldurabilecek bir araca dönüşebileceği anlaşılmaktadır. Önümüzdeki dönemde işçi inisiyatiflerinin Yurtsever Cephe'nın asli misyonundan enerji çalmadan, tam tersine bu misyonu sınıfın fiziki ve ideolojik ağırlığıyla güçlendirerek, siyasi ve ekonomik mücadele alanları arasındaki kopukluğu ve en önemlisi işçi sınıfının parçalanmışlığını giderecek bir etki kazanması olanaklıdır. Sendikal alanın kendi iç dinamikleriyle bir silkiniş ve daha önemlisi kopuş yaşayamayacağının açık biçimde belli olduğu bir dönemde Yurtsever Cephe'deki işçi örgütlenmelerinin bu tür bir iddiayı ortaya atmaları tarihsel bir sorumluluk olarak değerlendirilmelidir.

22. Türkiye Komünist Partisi, işçi sınıfı temelini güçlendirici bir dönüşüm için gereken altyapıya sahip durumdadır. Yaklaşan seçimlerin parti örgütlerine bindireceği yüke karşın, bu dönüşüm için hiç zaman yitirilmemeli, partinin bütün dokusunda işçi sınıfı içerisindeki örgütlenme çalışmalarına yoğunlaşılmalı, adeta bir seferberlik başlatılmalıdır. İşçi sınıfının "kendine özgü" sorunları olduğuna dair ekonomist yorumları tamamen bir kenara atan parti, Yurtsever Cephe'nin yardımıyla daha sistematik hale gelen işçi çalışmalarını sadeleştirici ve toparlayıcı bir yaklaşımla ele almayı ısrarla sürdürmelidir. Bugün sermaye sınıfının saldırılarına tekil başlıklar üzerinden verilmeye çalışılan tepkiler giderek cılızlaşmaktadır. Oysa parti, işçi sınıfının değişik kesimlerini "ortak" gündemlerde birleştirmek ve tavır almaya özendirmek konusunda şimdiye kadar etkili bir biçimde kullanamadığı siyasal ve ideolojik olanaklara fazlasıyla sahiptir. Öte yandan işçi inisiyatiflerinin kurulması ve partide sektörel örgütlenme doğrultusunda gerçekleşen yeni yapılanma, azımsanmayacak sayıda işçi önderinin yetişmesine yardımcı olmuştur. Parti içi yaşantıda bu gelişmenin hesaba katılması ve ortaya çıkan devrimci enerjiden partinin güçlendirilmesi için yararlanılması gerekmektedir.

B. KARARLAR

KARAR NO: 1
İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ GÜCÜNÜ ARTIRMAK İÇİN

1. Sendikal yapılar bugün Türkiye işçi sınıfını temsil eden örgütler olmaktan çıkmıştır.
2. Sendikalar bir silkiniş için gerekli iç enerjiden yoksundur.
3. Sendikalar işçileri sermaye politikalarıyla birleştirmekte, buna karşın değişik katman, kesim ve çıkarlara bölmektedir.
4. Sendikal alandaki silkiniş yönetim değişikliklerine indirgenemeyecek kadar köklü olmalıdır.
5. Mevcut bölünmüşlüğü ve bu bölünmüşlüğü dayatan yasal düzenlemeleri veri almayan, tamamen farklı bir örgütlenme anlayışı Türkiye işçi sınıfının gündemine sokulmalıdır.
6. Sendikalarda ve asıl olarak sendikalara üye olmayan işçiler içerisinde bu yapılanmanın ilkeleri propaganda edilmeli, bütün sendika ve meslek odalarında bu ilkeler etrafında etkili bir çalışma yürütülmelidir.
7. Alternatif bir sendikal odak işçi sınıfını ayağa kaldırabilmek ve birliği sağlayabilmek için sermaye egemenliğinin parçası olan unsurlardan kopmayı göze almalıdır.
8. Mevcut sendikal yapılarda köklü bir altüst oluş zorlanmalıdır. Bununla birlikte bugünkü veriler dikkate alındığında, dışarıdan ve içeriden ne denli etkili bir müdahale yapılırsa yapılsın, silkinişin bu sendikal yapılarda gerçekleşmemesi güçlü olasılıktır. Bu durumda yeni ve özgün bir alternatif yaratma konusunda hızlı ve cesur adımlar atılmalıdır. Bu çerçevede Yurtsever Cephe'nin emekçi inisiyatiflerinin önemli bir referans noktası ve dinamizm kaynağı olarak dikkate alınacağı açıktır.
9. Konuyu etraflıca değerlendirmek ve Türkiye işçi sınıfının gereksindiği sendikal hareketin programatik ilkelerini netleştirmek için zaman yitirmeksizin bütün kesimlerden işçi temsilcilerinin katılacağı bir konferans düzenlenmelidir.


KARAR NO: 2
TÜRK ve KÜRT HALKININ BİRLİĞİ İÇİN

1. Kürt sorununa ilişkin Sosyalizm Programına yazılan ilke ve hedeflerin güncel bağlantılarıyla birlikte emekçi kitlelere anlatılması için eldeki seslenme araçlarının etkili bir biçimde kullanılması ve bunların yetersiz kaldığı durumlarda yeni araçların geliştirilmesi konusunda parti merkezi daha fazla çaba göstermelidir.
2. Partinin Kürt emekçiler içerisinde yaygın bir örgütlenme sürecine girmesi için yeni ve köklü örgütsel düzenlemeler yapılmalıdır.
3. Tüm topluma ve konuyla ilgili bütün taraflara ABD ve Avrupa Birliği planlarını deşifre edici ve bozucu sistematik girdi yapılmalı, bu doğrultuda tek başına propaganda araçları değil, diyalog kanalları da geliştirilmelidir.
4. Kürt siyasi örgütlerinin "var olma ve siyaset hakkı"nın önünü açan yasal süreçler desteklenmelidir.
5. Emperyalist, milliyetçi ve liberal çözümlerin dışında Türk ve Kürt emekçilerinin ortak kurtuluşunu hedefleyenlerin bir araya geldiği bir konferans en kısa sürede düzenlenmelidir.
6. Kürt sorununda birlikçi, devrimci ve ortaklaştırıcı adımlar atılması için milliyetçi ve liberal düşüncenin kuşatması altındaki Türk halkına dönük ideolojik ve siyasal çalışmalar yoğunlaştırılmalı, Kürt sorunun aynı zamanda Türk sorunu da olduğu vurgulanmalıdır.


KARAR NO: 3
EMEKÇİLERİN SEÇİMLERE DAMGA VURMASI İÇİN

Türkiye Komünist Partisi, seçimlere kendi adıyla ama Yurtsever Cephe'nin olanak, politika ve adaylarıyla girmeyi daha önce karara bağlamıştır. Türkiye'nin bütün yurtsever güçlerini bu karara ortak olmaya, seçim sürecinde Yurtsever Cephe'yle birlikte çalışmaya ve onu desteklemeye çağırıyoruz. Önümüzdeki seçimlerden Türkiye işçi sınıfının yepyeni güç ve enerjiyle çıkmasını sağlamak ellerimizdedir. TKP Kongresi, bu bilinçle aylar öncesinden Türkiye'nin dört bir yanında propaganda ve örgütlenme çalışması yürütmeye başlayan Yurtsever Cepheli dostları selamlar, Türkiye Komünist Partisi'nin seçim sürecinde emekçi sınıfların çıkarlarını tam bir devrimci seferberlik anlayışıyla savunacağını ilan eder.


KARAR NO: 4
EMPERYALİST SALDIRILARI PÜSKÜRTMEK İÇİN

1. Halkın Avrupa Birliği'ne üyeliğe desteğinin azaldığına ilişkin veriler ve konunun eskisine göre daha az gündeme getirilmesi, AB'ye üyelik sürecinde emekçi halkımızın yaşadığı yıkımın hafiflediği anlamına gelmemektedir. Süreç, eskisine göre daha örtülü ama bütün boyutlarıyla işlemeye devam etmektedir. TKP başından beri kararlı bir biçimde karşı durduğu ve emperyalist bir saldırı olarak değerlendirdiği AB üyelik süreci konusunda bütün yurtsever güçlerin uyanık olmaya devam etmesi gerektiğini açıklama gereği duymaktadır.
2. Türkiye Komünist Partisi'nin 2004 Konferans belgelerinde yer alan "Avrupa Birliği ve üyelik sürecine ilişkin değerlendirmeler", bugün de geçerliliğini olduğu gibi korumaktadır. Parti, bu değerlendirmeler ışığında emekçi kitlelere seslenmek, onları örgütlemek ve harekete geçirmek için elindeki bütün olanakları seferber etmelidir.
3. Türkiye Komünist Partisi, Avrupa'daki dost ve kardeş partileri "AB'ye üyelik sürecinin Türkiye'nin demokratikleşmesine yardımcı olacağı"na ilişkin yaklaşımı bütünüyle terk etmeye davet eder. Türkiye işçi sınıfıyla, komünistleriyle, ilericileriyle dayanışmak, antidemokratik uygulamaları protesto etmek için Avrupa Birliği'nin aracılığına gereksinim olmadığı açıktır. TKP, gerici burjuva iktidarla tavizsiz bir mücadele sürdürürken, Türkiye'nin emperyalist ülkeler ya da kurumlar tarafından masaya yatırılmasına ve amacı belli birtakım dayatmalarla karşı karşıya getirilmesine kayıtsız kalamaz. Türk ve Kürt emekçilerinin gerçek dostu olan Avrupalı komünist ve işçi partilerinden konuya bu duyarlılığı gözeterek yaklaşmalarını bekliyoruz.
4. Türkiye Komünist Partisi, Kıbrıs'ın bağımsız, birleşik, bütün yabancı üs ve askerlerden arındırılmış, egemen bir ülke haline gelebilmesi için "ortak bir mücadele" kültürünün yaratılmasına çaba harcayan Kıbrıslı devrimcilerle daha yakından dayanışma ve işbirliği sürecine girecektir. TKP, verili statükoya yaslanan, büyük güçlerin denetimindeki diplomatik arayışların hiçbir sonuç vermediğinin açıkça görüldüğü bugünkü koşullarda bu mücadelenin gerçek taşıyıcısı olan Kıbrıslı siyasi güçlerin ve bu mücadeleyi destekleme borçları olan Yunanistan ve Türkiye komünistlerinin konuya ilişkin ortak bir yaklaşım ve işbirliği sürecine girmesi için üzerine düşeni yapacaktır. Bu aynı zamanda, TKP'nin bir çağrısı olarak değerlendirilmelidir.
5. Türkiye Komünist Partisi, Amerika Birleşik Devletleri ve onun müttefiklerine karşı direnen yurtsever Iraklılara en içten kardeşlik duygularını iletir. İşgalciler ve işbirlikçilerinin yenilgisi yakındır.
6. Türkiye Komünist Partisi, ABD destek ve talimatları doğrultusunda Filistin ve Lübnan'da işgalci politikalarını sürdüren İsrail'e karşı mücadele eden bütün güçlerin sarsılmaz dostudur.
7. Parti BM Barış Gücü adı altında Lübnan'a gönderilen Türk birliklerinin zaman yitirilmeksizin geri çağrılmasını talep etmektedir.
8. Türkiye Komünist Partisi, her geçen gün daha büyük bir askeri güçle saldıran emperyalist ülkelere kafa tutan Afgan halkının yanındadır. Parti, NATO kapsamında bu ülkede bulunan Türk birliklerinin derhal geri çekilmesini de talep etmektedir.
9. Türkiye Komünist Partisi, ABD'nin sürekli tehdidini hisseden İran ve Suriye halklarının olası bir saldırı durumunda emperyalist saldırgana gereken yanıtı vereceğinden hiç kuşku duymamaktadır. Bir saldırı durumunda TKP, kardeşlerimizin yanında olacak, ülkemiz topraklarının emperyalist saldırılara üs olmasına izin vermeyecektir.
10. Türkiye Komünist Partisi, yalnızca halkımız için değil, bütün bölge için savaş ve işgal anlamına gelen tüm ABD ve NATO üslerine el konması, Türkiye topraklarının, hava ve deniz sahasının emperyalist ülkeler ve İsrail tarafından kullanılmasının yasaklanması için sonuna kadar mücadele etmeye kararlıdır.
11. Türkiye Komünist Partisi, Sosyalist Küba'yı, sosyalizm ve özgürlükten taviz vermeyen onurlu Küba halkını, komutan Fidel Castro'yu ve kardeş Küba Komünist Partisi'ni yoldaşça selamlar. Küba'ya karşı başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin sürdürmekte olduğu saldırgan ve hukuk dışı politikalara karşı bütün dünyadaki Küba dostlarıyla birlikte mücadeleye devam edeceğiz. ABD'de tutsak bulunan beş yiğit Kübalı yurtseverin özgürlüklerine kavuşması bu mücadelenin en önemli başlıklarından birisidir. Gerardo Hernández, Antonio Guerrero, Ramón Labañino, Fernando González ve René González serbest bırakılsın!
12. Türkiye Komünist Partisi, Latin Amerika'nın birçok ülkesinde yaşanan devrimci gelişmeleri heyecanla izlemekte, emperyalist barbarlığa dur diyen Venezuela ve Bolivya'nın devrimci iktidarlarını, yeni oluşan Ekvador ve Nikaragua hükümetlerini selamlamakta, kıtada söz konusu devrimci sürecin parçası olan tüm ilerici, yurtsever, komünist güçlere Türkiye işçi sınıfı adına en içten dayanışma duygularını iletmektedir.
13. Emperyalist saldırıları püskürtmenin önemli gereklerinden biri bağımsızlık mücadelesinin toplumda haklı ve meşru bir mücadele olarak yerinin güçlendirilmesi ve bunun karşısına dikilen engellerle hesaplaşmaktır. TKP'nin gençlik alanındaki gücü bu açıdan etkili bir şekilde değerlendirilmelidir. Bağımsızlık istemek suç değildir, burjuva kurumlarının pompaladığı gibi akılsızlık da değildir.
Bağımsızlık istemek, onurlu olmanın gereğidir. TKP'li öğrenciler bu gereği zedeleyen her türlü siyasi, ideolojik ve hukuki engelle mücadele edecek, gençliğin yurtseverlik mücadelesine kazanılmasına öncülük edecektir.
paylaşım için teşekkür ederim.
yaşasın devrimci dayanışmamız
yaşasın marksizm leninizm ideolojisi
kahrolsun kapitalizm emperyalizm



Bolşevik isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-10-2008, 01:44   #5 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 4
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
kızılorg Seçkin bir yolda.
Standart

öncelikle bu güzel paylaşımdan dolayı yoldaşlarımı kutlarım.siteye yeni üye oldum ve baktımda ne kadar çok parçalanmışız değilmi yoldaşlar?bilmem burası yerimi ki galiba değil ama yinede dayanamayıp açacağım.neden bu kadar bölündük ve neden bu kadar birbirimize söz söylüyoruz.benim partim daha iyi peki bizler partilerimizi takım tutar gibimi tutucağız yoldaşlar.şimdi diğer örgütler tkp'yi çok ağır bir biçiçmde eleştiriyorlar.kürt sorununda gerekli ilgiyi göstermiyor hatta işi ulusalcılığa bile getiriyorlar.o zaman o ön yargılı kardeşlerimi yoldaşlarımı tkp'ye bir kez gidip içerdeki havayı teneffüs etmelerini rica ediyorum görecekler ki ön yargıları gereksiz.hepimizin ortak bir hedefi var devrim ve sosyalizm umarım birgün hepimiz tek bir çatı altına sığabiliriz.insanlara paylaşmayı insanlara insan olmayı öğreten bizler neden birbirimizle anlaşamıyoruz neyi paylaşamıyoruz.keşke adı ne olursa olsun tekbir sosyalist parti olsaydıda güçlü hemde çok güçlü bir parti olsa idi.tüm yoldaşlarıma iyi zamanlar dilerim.



__________________
KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin....
kızılorg isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-26-2009, 00:54   #6 (permalink)
 
микхаил - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 189
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 1
микхаил Seçkin bir yolda.
Standart

cok dogru soyluyorsun



__________________
Filozoflar sadece dünyayı çeşitli biçimlerde yorumlamakla yetindi; oysa asıl mesele onu değiştirmektir. K.marx

микхаил isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-29-2009, 17:29   #7 (permalink)
 
Devrimci35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 423
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 1
Devrimci35 Seçkin bir yolda.
Standart

güzel paylaşım teşekkürler



__________________
Ölenler
dövüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!




Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Devrimci35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 06-30-2009, 17:40   #8 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 41
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
bilimvesol Seçkin bir yolda.
Standart

yoldaş dr_asfur,iki sene önce yazdığın bu güzellikler için,yeni üyeler olarak ancak teşekkür edebiliyoruz.TKP'nin iktidara geldiği bir dönem her nekadar ütopik görünüyorsada,hayalle yaşayanında yaşamayanında gözlerinden öpüyorum(marksist bir hayalperest olarak)...



bilimvesol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-21-2009, 14:03   #9 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 11
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
der_ya Seçkin bir yolda.
Standart

arkadaşlar 2 yıldır tkp deyim gerçekten halkların kardeşliğinden yana olan silahsız çözüm yolları arayan hiç bir ırkın milliyetçiliğini yapmayan bir parti

dtp=mhp



der_ya isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-21-2009, 14:21   #10 (permalink)
 
Apoist- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 221
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 1
Apoist- Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
der_ya´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
dtp=mhp

Bu ne terbiyesizlik ya?

Bu sözü derhal açıklar mısın arkadaşım?

Bir TKP'li böyle konuşmaz, derhal açıklama istiyorum!!!



__________________
''Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette.Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yanlız kendi postuna özen göstermen gerekir."
(Karl Marx)

"Örgütü, örgüt yapan, onu kitlelere tanıtan, programlar veya yaldızlı laflar değil, devrimci eylemdir."
(Mahir Çayan)
Apoist- isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
amaÇlari, hedeflerİ, komünist, partisiprogrami, türkiye


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye Komünist Partisi-ŞARKI ve MARŞLARI Dr_Asfur TKP 35 02-27-2010 03:03
Türkiye Komünist Partisi-İLETİŞİM ADRESLERİ Dr_Asfur TKP 46 02-19-2010 01:16
Türkiye Komünist Partisi-SEÇİM GÜNLÜĞÜ cark_che_kic TKP 26 04-11-2008 16:06
Türkiye Komünist Partisi-ETKİNLİK DUYURULARI Dr_Asfur TKP 13 07-18-2007 12:50
türkiye devrimci komünist partisi gabarın asi rüzgarı Film - Video 1 05-15-2007 20:26


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 03:28 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447