![]() |
| |||||||
| Teorik Eğitim Teorik Anlamda Bilinçlenme Ve Kavram Kargaşasına Son Vereceğiniz Ortam |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | * Marks'ta eleştiri ne anlama gelir Burjuvazi on yedinci yüzyılda yükselirken dine karşı aklı savunuyordu. Çünkü, eski egemenleri egemen kılan geleneksel yaşam tarzı, din örtüsüyle kutsallaştırılmıştı. Bundan ötürü din eleştirisi özellikle burjuvazinin ilk yükseliş dönemlerinde revaçtaydı. Aydınlanmaya göre din, halkı kasvetli bir uyuşukluk içinde tutan, eski düzene kölece boyun eğdiren zihinsel bir prangaydı. Eski egemenler, bu zihinsel prangadan yararlanarak, toplumu itaatkâr cemaat yapılanmaları içine hapsetmişti. Toplumun özgürleşmesi için eski egemenlerle birlikte din de devlet alanından kovulmalı, yani laiklik benimsenmeliydi. Aydınlanmacı siyasetin, cumhuriyet ve laiklik söylemiyle şifrelediği toplum burjuva toplumdu. Aydınlanma, toplumun özgürleşmesinden, kişilere bağımlılığa dayalı eski düzen yerine nesnelere bağımlılığa dayalı ücretli emek - sermaye düzeninin gelmesini anlamaktaydı. Aydınlanmacı eleştiri, içinde doğduğu insana aykırı gerçekliği pozitifinden okur. Marks, aydınlanmacı eleştiriyi, burjuvazinin nefesinin tükendiği yerden alıp aynı pozitif okuma temelinde ilerletmiş değildir. Marks aydınlanmacı eleştirinin devamcısı değildir. Marks'ın eleştirisi, mevcut insana aykırı gerçekliği negatifinden okur. Fiili gerçekliği negatifinden okumak, fiili gerçekliğin içindeki inkâr mücadelesini görmek demektir. İnkâr mücadelesi, insana aykırı gerçekliği inkâr ederek insana ait gerçekliği yaratmaya yönelen eleştirel, devrimci, kurucu mücadeledir. Marks'ın eleştirisi, insana aykırı gerçekliğin pratik eleştirisini yapan mücadelenin teorik ifadesidir. Marks'ın eleştirisi, aydınlanmacı eleştirinin pozitif boyutunda değil, fakat teorik ifadesi olduğu eleştirel, devrimci, kurucu mücadelenin açtığı negatif boyutta hareket eder. Marks'a göre, "dinin eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür". O halde, Marks'ın eleştiriden ne anladığını sergilemek için, Marks'ın din eleştirisini nasıl ele aldığına bakalım: "Dine karşı eleştirinin temeli şudur: Dini insan yaratır, din insanı yaratmaz. Din, gerçekte, kendisini henüz bulamamış ya da tekrar kaybetmiş kişinin kendisi hakkındaki bilinci ve kendisine saygı duymasıdır. Fakat insan, bu dünyanın dışında mekân tutmuş soyut bir varlık değildir. İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi tersine dönmüş dünyadır. "Din, bu dünyanın (bu tersine dönmüş dünyanın - YZ) genel teorisidir, ansiklopedik veri dökümüdür, popüler biçimdeki mantığıdır, manevi anlamda onur meselesidir, heyecanıdır, moral onaylanmasıdır, kutsal tamamlayıcısıdır. Din, bu dünyanın (bu tersine dönmüş dünyanın - YZ) mazeret ve tesellisinin evrensel temelidir. Din, insani öz sahici bir gerçeklik kazanamadığı için, insani özün fantastik biçimde gerçekleşmesidir. Bu nedenlerle, dine karşı mücadele, dolaylı olarak, ruhsal aroması din olan dünyaya (tersine dönmüş dünyaya - YZ) karşı mücadeledir. "Dinsel ıstırap çekme, aynı zamanda, hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur. "Halkın illüzyon biçimindeki mutluluğu olarak dinin ortadan kalkmasını istemek, halkın sahici mutluluğunu talep etmektir. Halkı içinde bulunduğu koşullar hakkındaki illüzyonlarından vazgeçmeye çağırmak, illüzyonu gerektiren koşulları terk etmeye çağırmak demektir. Dinin eleştirisi, bu nedenle, dinin hâlelediği bu acılar vadisinin embriyonik eleştirisidir. "Eleştiri, zincirlerin üstündeki hayali çiçekleri koparıp atıyor. Bunu, insanlar zincirleri fantazileri ya da tesellileri olmaksızın taşısınlar diye değil, fakat zincirlerin kendisini kaldırıp atsınlar ve sahici çiçeği çekip alsınlar diye yapıyor. Din eleştirisi, insanın illüzyonlarından kurtulup aklı başına gelerek kendi gerçekliğini düşünmesi, kendi gerçekliğini etkilemesi, kendi gerçekliğini biçimlendirmesi için, kendi gerçek güneşi olarak kendi çevresinde dönmesi için insanın gözünü açıyor. Din, insan kendi çevresinde dönmediği sürece, insanın çevresinde dönen aldatıcı bir güneşten başka bir şey değildir. "Öyleyse tarihin görevi, gerçekliğin öteki dünyası yok olup gittikten sonra, bu dünyanın sahicisini ortaya çıkarmaktır. Tarihin hizmetindeki felsefenin acil görevi, insanın kendisinden yabancılaşmasının kutsal biçiminin maskesi düşürülünce yabancılaşmanın kutsal olmayan biçimlerinin de maskesinin düşürülmesidir. Böylece, cennetin eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine, teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür." (K. Marks, "Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkıya Giriş", Şubat 1844, METY, İng., c. 3, s. 175.) Aydınlanmacı eleştiri dini yanlış bilinç olarak görür. Bu tespitten hareketle, "yanlış"ı zihinlerden kovarak yerine "doğru"yu yerleştirmeye çalışır. Marks, dini yanlış bilinç olarak ele almaz. Onun için dinsel hurafelerin mantıken çürütülmesiyle uğraşmaz. Dinin mistik bilinç biçimi olması başka şeydir, yanlış bilinç olarak görülmesi başka şeydir. Marks hiçbir yerde "yanlış bilinç" lâfını kullanmamıştır. Marks'ta bilinç, insanların içinde bulunduğu fiili ilişkilerin zihinsel yansımasıdır. Bu bağlamda, "din âlemi, gerçek dünyanın (tersine dönmüş dünyanın, mistik toplumsal olgular dünyasının - YZ) yansımasından başka bir şey değildir". (K. Marks, "****ların Fetişizmi ve Bunun Sırrı", Kapital, 1867, İng., c. 1, s. 83.) Dini, evet, insan yaratır. Ama dini zihninde yaratan insan, içinde bulunduğumuz bu toplumun ürünüdür. O halde sorun dinin hurafe oluşunda değil, fakat dini doğuran insana aykırı toplumdadır, yani tersine dönmüş gerçek dünyanın kendisindedir: "İnsan, insanın dünyasıdır, yani devlettir, toplumdur. Bu devlet, bu toplum, dünyanın tersine dönmüş bilinci olan dini yaratır. Çünkü devletin, toplumun kendisi, tersine dönmüş dünyadır." Din, bu tersine dönmüş dünyanın popüler bilincidir. Eğer bu bilinç akıl dışı ise, sorun onu yaratan tersine dönmüş dünyanın akıl dışı olmasındadır. Onun için, eğer din eleştirisinde tutarlı olunacaksa, eleştiriyi dini yaratan akıl dışı toplumsal koşulların eleştirisine yöneltmek gerekir. Marks'a göre insanların kendi faaliyetleri, insanlardan bağımsız "toplumsal" güçler haline gelmekte ve dönüp insanları tahakküm altına almaktadır. İnsanların kontrol edemedikleri doğa güçleri nasıl insanlara mistik, yani gizemli olgular olarak görünürse, aynı şekilde, insanların kontrol edemedikleri "toplumsal" güçler de insanlara garip, tuhaf, mistik güçler olarak görünmektedir. İnsanın yarattığı tanrı nasıl bağımsız bir güç haline gelerek insan yaşamını düzenlemekteyse, aynı şekilde, insanın kendi faaliyetiyle yarattığı insana aykırı toplumsal ilişkiler de bağımsız güçler haline gelerek insan yaşamını fiilen düzenlemektedir: "Tıpkı dinde insanın kendi beyin ürünleri tarafından yönetilmesi gibi, kapitalist üretimde de insan kendi elinden çıkma ürünler tarafından yönetilir." (K. Marks, Kapital, 1867, İng., c. 1, s. 582.) Dinin fantastik bilinç biçimlerinde, insanların sahici insanlık özlemlerinin şifreli ifadeleri saklıdır. Dinsel bilinç gerçek dünyanın yansıması olduğuna göre ve insanlar içinde yaşadıkları gerçek dünyada sahici insanlık özlemi duyduklarına göre, demek ki gerçek dünya insanca değildir. Din, insana aykırı toplumsal ilişkiler içine hapsolmuş insanın sahici insanlığı çaresizce arayışıdır. Bu tersine dönmüş dünyada "insani öz sahici bir gerçeklik" kazanamamıştır. Din, gerçek dünyada sahici insanlığı bulamamış olan insanın, özlediği insanlığı zihninde "fantastik biçimde" gerçekleştirmesidir. "Din halkın afyonudur" ezberi, içinde bulunduğu anlam bütününden koparılarak, zihni tembelleştiren bir şehvetle tekrarlana tekrarlana, Marks aydınlanmacı bir yavanlığa indirgenmiştir. Cahiliye devri solcuğu bu cümleyi aydınlanmacı sığlıkta kullanmıştır: Din, egemen sınıfların yığınlara enjekte ettiği zihinsel bir uyuşturucudur! Oysa cümle, ait olduğu bütün içinde daha derinlikli bir anlam taşımaktadır: "Dinsel ıstırap çekme, aynı zamanda, hem gerçek ıstırabın ifadesidir hem de gerçek ıstıraba karşı protestodur. Din, ezilmişlerin of çekmesidir, kalpsiz dünyanın kalbidir, ruhsuz koşulların ruhudur. Din halkın afyonudur." Yukarıdaki anlatıma göre toplumda gerçek bir ıstırap çekilmektedir. Din, bu gerçeği kendi fantastik söylem ve ritüelleriyle hem ifade hem de protesto etmektedir. Din, ezilmişler açısından, bu kalpsiz dünyada tahayyül edilebileceği kadarıyla insanca özlemlerin paylaşılmasıdır. Alıntıdaki afyon ****foru, bir yanıyla, halkın dinle uyuşturulmasını, bir yanıyla da ezilmişlerin dinsel ritüellerde yan yana gelerek ruhen dayanışmalarını, çeşitli kolektif avuntu pratikleriyle çektikleri gerçek acıları bir nebze olsun hafifletmelerini anlatır. Din, bilinci olduğu tersine dönmüş dünyanın insana aykırı karakterinin zımnen farkındadır. "Asr-ı saadet" özlemi, "öbür dünya"daki sonsuz mutluluk vaadi, şimdiki gerçek dünyada bir şeylerin ters gittiğinin duyumsandığına işaret eder. Dindeki ezoterik-bâtıni yorumlar, toplumsal pratikteki insana yabancılaşmış karakterin yalnızca farkında olmanın da ötesindedir. Ezoterik-bâtıni yorumlar, tarih boyunca yabancılaşmış karaktere karşı direnişin, dinsel görünümlü halk ayaklanmalarının zihinsel gıdası olmuştur. Dini yaratan yabancılaşmış toplumsal pratiğin, yani mülkiyet, ****, mübadele değeri, para, devlet gibi mistik toplumsal olguların şifresi pozitivist bakış açısıyla asla çözülemez. Çünkü pozitivist bakış, toplumu bir muammaya çeviren bu gibi mistik toplumsal ilişkileri hiç sorgulamaz. Pozitif bilimci yaklaşım, mistik toplumsal ilişkileri sanki ebedi gerçeklermişçesine olduğu gibi kabul eder. Pozitif bilimci yaklaşım, akıl dışı toplumsal ilişkilerin "akla uygun" teorisini yaparak, o insana aykırı ilişkileri insanlara doğalmış gibi göstermeye çalışır. Böylece tersine dönmüş dünyanın yeniden üretilmesine hizmet eder. Dinsel düşünceler, insana yabancılaşmış faaliyetin yarattığı mistik toplumsal ilişkilerin zihinlerdeki fantastik yansımalarıdır. Ekonomi politik, sosyoloji gibi pozitivist yaklaşımlar da aynı mistik toplumsal ilişkilerin zihinlerdeki "bilimsel" yansımalarıdır. O halde, dinsel argümanların mantıken çürütülüp yerine pozitif bilimlerin yol göstericiliğinin konulması, zihinleri içinde bulunduğu mistik sislerden kurtarmaz. Gerçek dünyanın tersine dönmüş hali fiilen düzeltilmediği sürece, zihinlerdeki mistik sisler dağılmaz. İnsan faaliyeti sapkın halden kurtarılıp insana yaraşır faaliyet haline getirilmediği sürece, toplumdaki mülkiyet, ****, mübadele değeri, para, devlet gibi mistik toplumsal ilişkiler ve o ilişkilerin çeşitli tarzlardaki mistik bilinci sürekli olarak yeniden üretilir. Marks'taki din eleştirisi, tersine dönmüş dünyanın yalnızca dinsel bilincini reddeden ateizm savunusu değildir. Marks'taki din eleştirisi, tersine dönmüş dünyadaki mistik toplumsal ilişkilerin dinsel ifadesine karşı çıkan, ama aynı mistik ilişkilerin "bilimsel" teorisini yapan pozitif bilim savunusu da değildir. Marks'a göre, toplumu saran sis perdelerinin arkasında insanın insanlığı katledilmektedir. Marks, bunu ortaya çıkarmak için, toplumdaki "var olan her şeyin acımasızca eleştirisi"ni yapar: "Dünyanın (geleceğinin - YZ) dogmatik bir öngörüsünde bulunmuyoruz, fakat yeni dünyayı eski dünyanın eleştirisi yoluyla bulmak istiyoruz... "Var olan herşeyin acımasızca eleştirisini kastediyorum. Hem eleştirinin varacağı (teorik - YZ) sonuçlardan hem de iktidarlarla çatışmadan korkmamak anlamında acımasızca eleştiriden konuşuyorum." (K. Marks, "Arnold Ruge'ye Mektup", Eylül 1843, Marxists' Internet Archive.) Marks, eleştiriyi dinin eleştirisinden hareketlendirerek sivil toplumun, ekonomi politiğin, hukukun, siyasetin, devletin eleştirisine doğru her cephede saldırıya dönüştürür. Marks, toplumu bir muammaya çeviren mistik ilişkilerin tamamına ve onları mazur gösteren bütün teorik sistemlere taarruz eder: "Tarihin hizmetindeki felsefenin acil görevi, insanın kendisinden yabancılaşmasının kutsal biçiminin maskesi düşürülünce yabancılaşmanın kutsal olmayan biçimlerinin de maskesinin düşürülmesidir. Böylece, cennetin eleştirisi yeryüzünün eleştirisine, dinin eleştirisi hukukun eleştirisine, teolojinin eleştirisi siyasetin eleştirisine dönüşür." Aydınlanmanın dine hurafe teşhisi koymasının mantıksal sonucu, halka "doğru" bilgiler öğretmenin çare olarak görülmesidir. Bu nedenle, aydınlanmanın laiklik mücadelesinde eğitim unsuru belirgin bir vurgu taşır. Maarifçi yaklaşım, pozitif bilimle aydınlanmış bireyler yetiştirerek toplumun dönüştürülebileceğini savunur. Aydınlanmanın etkilerini taşıyan ilk ütopik sosyalistler de sabırlı eğitim çalışmasıyla insanları sosyalizme ikna edebileceklerini sanmışlardır. Oysa, insanlara "doğru"ların öğretilmesi yoluyla gerçek dünyanın tersine dönmüş hali düzeltilemez. Zihinlerin mistik sislerden arınması, eğitim-öğretim faaliyetine değil, fakat mistik toplumsal olguları fiilen ortadan kaldırmaya yönelen eleştirel, devrimci, kurucu mücadeleye bağlıdır. Gerçek yaşam fiilen dönüştürüldükçe, insana aykırı ilişkiler fiilen ortadan kaldırıldıkça zihinlerdeki mistik sisler de dağılmaya başlayacaktır. İnsanları tahakküm altına alan mülkiyet, ****, mübadele değeri, para, devlet gibi mistik toplumsal ilişkiler evrensel bir devrim süreci içinde ortadan kaldırılınca insan faaliyeti doğrudan doğruya insanların ortak denetimine girecektir. Evrensel insanlığın kendi faaliyetini ortak denetime almasıyla, sahici insan faaliyeti ortaya çıkacak, böylece gerçek dünyanın zihinsel yansıması saydam, açık ve anlaşılır olacaktır: "Günlük yaşamdaki pratik ilişkiler insanın insanla ve insanın doğayla ilişkilerini mükemmelen anlaşılır ve makul bir ilişki olarak sunduğu zaman, işte ancak o zaman, gerçek dünyanın dinsel yansıması tamamen kaybolup gidecektir. "Özgürce birleşmiş insanlar saptanmış bir plâna uygun olarak ve bilinçli bir biçimde üretimi düzenlenmedikçe, maddi üretim sürecine dayanan toplumun yaşam süreci kendisini saran mistik tülü (mülkiyet, ****, mübadele değeri, para, ücretli emek, sermaye gibi mistik toplumsal ilişkileri ve onların mistik bilincini - YZ) sıyırıp atamaz." (K. Marks, "****ların Fetişizmi ve Bunun Sırrı", Kapital, 1867, İng., c. 1, s. 84.)
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| acımasızca, eleştirisi, herşeyin, olan, var |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mutluluk Herşeyin Yolunda Gitmesi Demek Değildir | Mesaj-Mehmet | Sağlık Bilgilendirme | 0 | 05-16-2009 05:58 |
| Kuranın eleştirisi | Shera | Serbest Kürsü | 4 | 04-25-2009 19:01 |
| Hakiki sol" eleştirisi | akigoumit | Siyaset | 2 | 03-24-2008 19:54 |
| Kemalizmin Marksist Eleştirisi | Korçagin | Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim | 10 | 11-21-2007 22:57 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 18:07 .