Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Teorik Eğitim

Teorik Eğitim Teorik Anlamda Bilinçlenme Ve Kavram Kargaşasına Son Vereceğiniz Ortam

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 06-03-2009, 13:31   #1 (permalink)
 
SéRéDaRé - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2009
Mesajlar: 60
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 2
SéRéDaRé Seçkin bir yolda.
Standart TerÖrİzme KarŞi SavaŞ Ve Uluslararasi Hukuk

hukukta okuyan bir arkadaşımdan aldım begendim yazıyı paylaşmak istedim. ve ondan dolayıdır ki siyasetin teorik eğitim bölümüne verdim konuyu.





TERÖRİZME KARŞI SAVAŞ VE ULUSLARARASI HUKUK


CHRISTOPHER GREENWOOD


11 Eylül 2001 saldırıları sonucu kaleme alınan her uluslararası hukuk ve terörizme karşı savaş analizi bu tarihte (11 Eylül 2001) ABD’de gerçekleştirilen terörist saldırının açıkça illegal olduğunu kabul etmekle başlamalıdır.Bu konuda uluslararası hukukçular ve tüm dünya kamuoyu hemfikirdir.Sebebi ne olursa olsun bu dehşet verici herhangi bir hukuki dayanağı olamaz.Bu terörist saldırıların hukuk dışı olduğunda bir konsensüs vardır.Fakat bu ABD’nin verdiği tepkilerle ortaya çıkan sorunlarda yeni bir konsensüse varılmasını sağlamadı.ABD’nin yasallığı onu Afganistan’da El-Kaide ve Taliban rejimine karşı güç kullanmaya sevketti,ardından devam eden düşmanlıklar;Guantanamo körfezindeki tutukluların durumu,ve ABD deniz güçlerinin bu tutsaklara yaklaşımı büyük anlaşmazlıklara yol açmaktadır.
Bu karışıklığın büyük kısmı,11 Eylül saldırılarının-eşi benzeri görülmemiş vahşet,hiçbir devletin kontrolünde olmayan bir örgüt tarafından yapılan-kolayca uluslararası hukukun hiçbir koluna dahil edilememesinden kaynaklanıyor.Bazı gözlemciler bu olayların uluslararası hukukun bilinen çerçevesinin dışında,(yatay olarak) uluslar arası ve (dikey olarak) devlet ve kişiler arası bir vaka olarak tanımlanabileceğini dile getirirler.Bu akıma bağlı kişilere göre bu skalada devlet dışı bir aktörün bir süper güce meydan okuması,uluslararası hukukun doğası üzerine yeniden düşünmeyi gerektirir.Bu tartışmadan daha çok malzeme çıkar,fakat kısa vadede hangi hukukun uygulanabileceğinin cevabını vermez.11 Eylül saldırıları,uluslararası hukukun bazı öğelerini gözden geçirmeyi gerektirebilir, fakat bu durum saldırıların hukuk dışı olduğu gerçeğini değiştirmez, ya da hükümetleri sakinleştirip uluslar arası hukukçuları rahatlatmaz.Bu yüzden bu makale,var olan uluslararası hukuk kurallarının,mevcut olaylara nasıl uygulanabileceği üzerinde durur.
Makale üç bölümden oluşur; birinci bölüm uluslararası hukukun olayları ne şekilde kategorize ettiği ile ilgilenir-olay basit bir cürüm mü,uluslararası barışa bir tehdit mi,planlı bir saldırı mı yoksa bir savaş mı-.İkinci bölüm ABD ve İngiltere’nin Afganistan’da güç bulundurmaları,bunun hukuki dayanakları ve bu dayanakların yeterliliğini irdeler.Üçüncü bölüm Afganistan’daki duruma,hedeflere ve tutuklulara yapılan muamelelere uygulanabilecek kuralları inceler.



11 EYLÜL OLAYLARININ ULUSLAR ARASI HUKUKTAKİ YERİ

11 Eylül olaylarının aslı şudur: Dört uçağın kaçırılması ve sonrasında Dünya Ticaret Merkezi(DTM) ve Pentagon’a çarptırılması ile uçaktakilerin ve binadaki insanların ölmesi ABD yasaları dahilinde normal bir suçtur. Ölümler cinayet olarak değerlendirilmeli,çünkü kurbanların sayısı binleri buluyor ve suçlular siyasi düşünceleri ile ya da dini inanaçlarıyla motive olmuşlardır.Elbette ki (ister eyalet isterse de ulusal mahkeme düzeyinde) ABD mahkemelerinin suçluları ve onlara yardım edenleri yargılama hakkı vardır ve uluslararası hukuk bu hakkı tanır,hatta ABD’ye hiç girmemiş olsalar bile; çünkü uluslar arası hukuk bir devlete kendi sınırları içerisinde gerçekleşmiş fakat planları başka devletlerde yapılmış saldırılar için mezkur devletlerin sınırları içerisinde yargılama hakkı tanır.
Fakat verilen bu yargılama hakkı,başka devletlerle iş birliği yapmayı gerektirmez.Bu durumda üç sorun ortaya çıkar:ilk olarak uluslararası hukukun herhangi bir devlete kendisini savunması için başka bir devlete yargılama yetkisi vermesi gibi bir zorunluluğu yoktur.Böyle bir durum sadece ilgili güçlerin suçlu iade istemi durumunda geçerli olur.Eğer kendi iç hukuku uygunsa,bir devletin suçluyu teslim etmesi herhangi bir zorunluluk dahilinde değildir.Bir çok devletin ABD ile suçlu iade anlaşması mevcut değildir.Ancak bu sorun çok uluslu anti terörizm anlaşmalarıyla en aza indirgenmiştir.Hava Mürettabatının Hukuk Dışı Yargılanışını Bastırmak için yapılan Hague Anlaşması(1970) ve Sivil Havacılığın Güvenliği İçin Hukuk Dışı Hareketleri Bastırmak için yapılan Montreal Anlaşması(1971) hükümleri gereğince 11 Eylül zanlılarından biri ABD toprakları dışında ise ilgili devletin iki seçeneği vardır;ya kendi içinde yargılar ya da suçlunun ABD’ye iadesine karar verir.
11 Eylül saldırıları ayrıca Uluslararası Terörist Bombardımanlarını Durdurma Anlaşması(1957) hükümlerine göre de değerlendirilebilir,fakat bu anlaşma ABD tarafından imzalanmasına rağmen yürürlüğe 23 Mayıs 2001 de girdiği için bu anlaşma değerlendirme dışıdır.11 Eylül saldırıları öncesinde bile Afganistan’ın El-Kaide liderlerini teslim etmesi bekleniyordu;çünkü 1999 yılında Uluslararası Güvenlik Konseyi,Taliban rejiminden Usame Bin Ladinin ABD veya başka bir ülkeye iadesini ve yargılanmasını talep eden bir emir yayınlamıştı.Bu emir 1998de ABD’nin Kenya ve Tanzanya büyükelçiliklerine yapılan saldırılarından ötürü çıkarılmıştı.Fakat Taliban rejimi bunu yapmadı.Güvenlik Konseyinin VII. Başlık çerçevesinde uluslararası barışı ve güvenliği tehdit eden kişilerin yargılanmasında devletlere yaptırım yapma hakkı vardır ve bu birkaç kez uygulanmıştır.11 Eylül saldırıları sonrasında Güvenlik Konseyi tüm devletleri terör suçlarının araştırılmasında iş birliği yapmaya çağırdı;fakat bu kısa sürdü.
İkinci olarak devletler 11 Eylül saldırıları ile ilgili bir zanlıyı yakalayıp ABD’ye teslim etmede bir çok yasal sorunla karşılaşabilirler.ABD bir çok suçta idam cezasını uygular ve 11 Eylül olaylarına karışanlar da muhtemelen idam cezasına çarptırılırlar.Ölüm cezaları uluslararası hukuka ve ABD’nin üyesi olduğu uluslararası anlaşmalara ters bir durum teşkil etmez;fakat Avrupa ülkeleri Avrupa İnsan Hakları Bildirgesine(1948) özellikle de VI. Protokole uyarlar.1989da toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eğer idam cezası alma riski varsa bir suçlunun Avrupa ülkeleri tarafında ABD’ye iadesini yasaklamıştır;çünkü ölüm cezası verme ve uygulama arasındaki zamanın uzunluğu insan doğasına aykırı bulunmuştur.Dahası,VI. Protokol (İngiltere dahil) üye ülkelerin barış zamanında ölüm cezası vermesinin ve uygulamasını kaldırmış ve protokole üye ülkelerin-ölüm cezası verme ve uygulama aynı anda olsa bile- üye olmayan başka bir Avrupa ülkesine suçlu iadesine karşı çıkmaktadır.Böylece bildirgeye ve protokole üye ülkeler yalnızca ölüm cezasına çarptırılmayacağı garantisini aldıktan sonra yakalanan bir suçluyu iade edebilir.
Üçüncü olarak 11 Eylül olaylarının büyük dehşeti bazı gözlemcileri ABD’nin yakalanan suçlulara ölüm dışında başka bir ceza verebilme ihtimalini düşünmeye sevk etti.Ben şahsım adına böyle düşünmüyorum,-suçlular normal şartlar altında ABD mahkemelerinde yargılansa bile- fakat şüphesiz ki suçlunun iadesi çok zor olacaktır.ABD başkanının yabancı uyruklu suçluların askeri mahkemelerde yargılanma izni vermesi durumunda iş daha da içinden çıkılmaz olur.Suçlular askeri mahkemelerde veya oluşturulacak komisyonlarda uluslararası standartların dışında yargılanabilirler ve bu da diğer devletleri suçlu iadesi konusunda ikilemde bırakır.
Bu ve benzeri durumlar uluslararası bir mahkemenin gerekliliğinin göstergeleridir.Fakat hali hazırda bu davalara bakabilecek herhangi bir uluslar arası mahkeme mevcut değildir.Şu anda var olan her iki Uluslararası Ceza Mahkemesi(ICC) sadece eski Yugoslavya ve Ruanda’daki suçlular ve başka birkaç sınırlı suça bakabilmektedir.Uluslararası Ceza Mahkemesi(ICC) eğer olay 11 Eylül 2001den önce patlak verseydi bu konuyla ilgilenebilirdi.Fakat Uluslararası Ceza Mahkemesinin statüsünü belirleyecek 60 üyeye bu tarihten ulaşılmadı ve statüsü belirlendiğinde(2002) Uluslararası Ceza Mahkemesinin yetki alanının dışında kaldı.Şu an var olan bir diğer mahkeme ise Uluslararası Adalet Mahkemesidir ki bu mahkemenin de yargılama yetkisi yoktur.11 Eylül zanlılarının yargılanmasının tek yolu Güvenlik Konseyinin yeni bir uluslararası mahkeme kurmasıdır ve buna da yetkili bir kurumdur.Fakat şimdiye kadar bu konuda herhangi bir girişim olmamıştır.
Bu şekilde çeşitli problemlerinin varlığı 11 Eylül olaylarının ABD ve uluslararası yasalara aykırı bir suç olduğu ve ABD ya da başka bir devlette zanlıların yargılanması gerektiği gerçeğini ortadan kaldırmaz.Bu olayların güç kullanımını gerektirebilecek silahlı saldırı,barış tehdidi ya da savaş suçları olup olmadığı meselesidir esas mesele.Bazı yorumculara göre ister Birleşmiş Milletler(UN) bünyesinde bir güç olsun ister kendini koruma hakkı çerçevesinde olsun 11 Eylül saldırıları yalnızca askeri çözümlere bırakılacak olaylar değildir.İster barışa tehdit isterse de silahlı saldırı olsun uluslar arası suçların askeri yöntemlerle çözülmesi için herhangi bir neden yoktur.
Çoğu insan DTM ve Pentagona yapılan saldırılara ‘savaş’ dese ve bunu Japonların sürpriz Pearl Harbour saldırısına benzetse de savaş (Act of War) duruma pek uygun bir terim değil;çünkü ‘savaş’ uluslar arası hukukta iki devlet arasındaki anlaşmazlık olarak tanımlanır ve aslında sadece anlaşmazlık da değildir.Silahlı saldırıya varan anlaşmazlık olarak da adlandırılır.
Saldırılar “terörizme karşı savaş” özel terimiyle adlandırılabilir yalnızca; çünkü savaş(act of war) bambaşka bir anlam ifade eder.
Bir başka önemli konu da saldırıların ‘barışa karşı tehdit’ olarak adlandırılıp adlandırılmaması hususudur. Uluslararası barış ve güvenliğe karşı tehditler Güvenlik Konseyini, BM Kriterleri VII. Başlık çerçevesinde bir dizi ekonomik, siyasi ve gerekirse askeri önlem almaya iten tehditlerdir. “ Barışa tehdit” terimi hiçbir zaman sadece başka devletlerden gelen saldırılar olarak algılanmamıştır; özellikle son yıllarda terörist saldırılar da Güvenlik Konseyi tarafından “barişa tehdit” olarak değerlendirilmiştir. Buna dayanarak GK ilkin Karar(resolution) 748 (1992)’de ve daha sonra Karar 883(1993)’de Liby’nin teröre karşı somut bir adım atmamasını uluslar arası barış ve güvenliğe bir tehdit saymıştır. GK benzer bir kararı bazı devletlerin de içinde olduğu ve uluslar arası barışın devamı için tehdit teşkil eden Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’e yapılan suikast ile ABD’nin Nairobi ve Darusselam büyükelçiliklerine yapılan saldırılar sonrasında da almıştı.Ayrıca GK uluslararası terörün genel itibariyle lanetlenmesi için başka bir kararda yürürlüğe soktu.
GK tarafından 11 Eylül 2001 sonrasında yürürlüğe sokulan kararlar terör saldırılarını lanetlemede genel olarak bir bütünlük arzetmektedirler.12 Eylül 2001 de yürürlüğe giren Karar 1368 özelde dehşet verici 11 Eylül olaylarının lanetlenmesini genelde de uluslararası güvenlik ve barışı tehdit eden her türlü terörist saldırılarıyla topyekün savaş temennisinde bulunmuştur.28 Eylül 2001 de yürürlüğe giren karar 1373de durum benzer bir şekilde tarif edilmiş ve bütün devletlerin çeşitli önlemler alarak saldırganlara ve onlara yardım ettiği düşünülen devletlere karşı mücadeleyi salık vermiştir.Her karar da oy birliği ile kabul edilmiştir.Kasım 2001’de toplanan GK uluslararası suçlar ile barışa tehdit teşkil eden hareketler arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır.Ayrıca 11 Eylül saldırılarını barışa bir tehdit olarak değerlendirmiştir.Eğer silahlı saldırı olarak değerlendirilirse yine sorun teşkil eder.Çünkü BM’nin 51. Maddesi BM üyesi bir devlete silahlı saldırı durumunda ferdi veya toplu nefs-i müdafa hakkını saklı tutar.İleride de değineceğimiz gibi ABD 11 Eylül saldırıları sonrasındaki askeri harekatlarını meşru kılmak için nefs-i müdafa hakkına başvurmuştur;bu yüzden de ABD’nin 11 Eylül olaylarının silahlı saldırı olduğunu kanıtlama zorunluluğu vardır,en azından kendi meşruiyeti için.
Belirtildiği gibi GK ‘barışa karşı tehdit’ ve silahlı saldırı arasında ayrım gözetmemektedir.1990da Irak’ın Kuveyt’i işgalini uluslararası barış ve güvenliğe bir tehdit olarak değerlendirmiş ve (gerekirse silahlı) bir takım önlemler alınmasını istemiştir.Irak’a karşı Kuveyt’in ve müttefiklerinin nefs-i müdafa hakkını tanımış ve böyle davranarak işgali açıkça silahlı bir saldırı olarak görmüştür.’Silahlı saldırı’ teriminin düzenli orduları olan devletlere atfen söylendiği bir gerçektir;fakat tekrar söylemek gerekir ki bu terim bu şekilde sınırlandırılmamalıdır.Şüphesiz ki devletler tarafından yapılan terörist saldırılar silahlı saldırı olarak kabul edilebilir ve askeri müdahaleyi gerektirebilir.Ancak BM Genel Assemblesi 1974’de bir takım provakatif terör faaliyetini de ayrıca tanımlamıştır.Uluslar Arası Adalet Divanı (Uad) 1986daki Nikaraguay olayında benzer bir şekilde –eğer yeteri büyüklükte ise- bir devletin saldırılarının silahlı saldırı olarak adlandırabileceğini belirtmiştir.Şu söylenebilir ki 11 Eylül saldırıları sonrasında durum her ne kadar şüpheli görünse de bir askeri saldırının yol açabileceği hasara yol açan bağımsız organize terör saldırıları,garip bir şekilde , saldırıya uğrayan devlette kayıplara yol açan kişileri bir şekilde herhangi bir devletle ilişkilendirip askeri müdahale hakkı tanınabilir.
Ancak uluslararası hukukun benzeri meşruiyetleri uygulama zorunluluğu yoktur.Diğer taraftan hala uluslararası hukukun klasik nefs-i müdafa hakkı tanımlaması olarak karşımızda duran ünlü ‘Caroline’ olayında belirtildiği üzere silahlı saldırıların bir devletten gelmesi gerekmez. Olay, Kanadalı isyancılar ve onların Amerikalı sempatizanları tarafından kullanılan ve Kanada’daki İngiliz güçlerine karşı saldırılarda kullanılan bir ticaret gemisine (Caroline) 1837de İngiliz güçlerinin saldırısı sonucu patlak vermiştir. Carolina ABD kara sularındayken saldırıya uğramış ve oluşan ağır hasar sonucu mürettebatının çoğu ölmüştür. Sonrasında ABD bir İngiliz memurunu tutuklamış ve ölüm cezası vermekle tehdit etmiştir. Ancak Birleşik Krallık’ın (UK) güvence vermesiyle İngiliz memur sonradan salıverilmiştir. ABD’li bir diplomat olan Daniel Webster’ın UK hükümeti bakanlarından Lord Ashburtona memur hakkında gönderdiği mektup hala nefs-i müdafa konusunda büyük önem arz etmektedir. Webster Ukden olay anında başka herhangi bir yol ve izaha gerek kalmadan nefs-i müdafanın gerekliliğini kanıtlamalarını talep etmiştir. Şimdi bakıldığında Carolina olayı herhangi bi devletten kaynaklanmıyordu(zira ABD resmi olarak Kanada’ya saldırıları önlemeye çalışıyordu fakat Carolina-bugün terörist diye tanımlayabileceğimiz kişilerin denetimindeydi).Fakat Webster formülünün bir istisna sayılabileceği ve bugün herhangi bir devletten kaynaklanmayan saldırılara uygulanamayabileceği gözden kaçırılmamalıdır.
11 Eylül olaylarına uluslararası kamuoyu da benzer bir şekilde yaklaşmaktadır.Örneğin Nato’nun güvenlik departmanı olan Kuzey Atlantik Konseyi 12 Eylül kararlarına destek vermiştir;bu karar eğer ABD’ye doğrudan bir saldırı varsa Washington anlaşmasının 5.maddesinde belirlenen :Eğer Avrasya veya Kuzey Afrika ülkelerinden herhangi birine bir saldırı varsa bu hepsine karşı bir cürüm olarak algılanır ve ona göre hareket edilir.
Benzer bir şekilde GK’nın saldırıların akabinde açıkladığı Karar 1368 ve 1373 (2001)de,51.maddeye dayanarak eğer saldırılar askeri veya silahlı saldırılar ise nefsi müdafa hakkını açıkça savunmuştur.Ve böylece anlaşılıyor ki 11 Eylül saldırıları (hem iç hukuk hem de uluslararası hukuka göre ) sadece bir suç olarak görülmemiş,planlı silahlı saldırı olarak kaydedilmiştir. Olayları ilk şekilde tasnif etmek hayatta olan zanlıların yargılanmasının önünü açacaktır.olayların ikinci şekilde yani silahlı saldırı olarak tasnif edilmesi ise GK’yı ,uluslararası güvenlik ve barışın devamı için bir takım önlemler almaya sevk edecektir.Olayların silahlı saldırı olarak tasnifinin ABD açısından sonuçlarına ise ileride değineceğiz.



GÜÇ KULLANIMI


ABD, Kenya ve Tanzanya’daki elçilik saldırılarının hemen ertesinde Afganistan ve Sudan’daki hedefleri roketlerle vurmasına rağmen 11 Eylül olayları sonrasında hemen güç kullanmadı.Ekim ayına kadar bekledi ve bu ayda İngiltere ve müttefik devletlerin yardımıyla askeri operasyonlar düzenlemeye başladı;fakat operasyonlar büyük ölçekli oldu. ABD ve müttefikleri El Kaide personel ve ekipman barınaklarına saldırıda bulundu ancak daha sonra yıllardır Afganistan’ı yöneten ve bir çok devletin de resmi olarak tanımadığı Taliban rejimini devirmeden El Kaidenin sonunun gelmeyeceğini öngörerek Taliban rejiminin düzenli ordusuyla da çatışmaya girdi. Operasyonlar Afganistan’da yıllardır devam eden içi savaşın seyrini değiştirdi ve Ocak 2002’de Taliban rejiminin yıkılıp yerine hukuku inşa etmek için GK Barış Gücünün yerleştirilmesine olanak tanıdı.El Kaide ve Taliban’a karşı ilk saldırılar havadan yapılmasına rağmen, savaş sonucunda ABD ve İngiltere Afganistan’da büyük nüfuz elde ettiler.
Birçok uzmana göre GK saldırılara izin verdi; ancak durum böyle değildir.GK karar 1373’e göre tüm devletlerin bazı ekonomik ve politik önlem almasını önerdi fakat Karar 678 (1990) da tüm devletlerin Irak’a karşı yaptırımlar uygulamasını istediği gibi ABD ye doğrudan bir saldırı izni vermemiştir. ABD ve İngiltere saldırıların meşruiyeti konusunda BM 51. Maddesindeki nefsi müdaafa hakkını savunmaktadır. 51. Maddede şunlar belirtilmektedir; BM nin herhangi bir üyesine saldırı olduğu zaman, GK’nın uluslararası güvenlik ve barışı sağlamak için alacağı önlemler beklenilmeden nefsi müdaafa hakkı kullanılamaz. Nefsi müdaafa hakkı kullanılsa bile bu GK’nın dahilinde olmalı ki uluslar arası güvenlik ve barış sağlanmış olsun.Sonrasında bu hakkın uygulanmasının GK nın denetiminde olması gerek yoktur. Bu arada Karar 1368 ve 1373’teki dayanaklar ABD’nin askeri operasyonlarıını meşru görmemektedir, fakat ABD mümkün olduğunca delil toplayarak nefsi müdaafa hakkını meşru göstermeye çalışmıştı . ABD nin BM Büyük Elçisi John Negroponte GK başkanlığına 7 Ekim 2001 de gönderdiği mektupta ABD ve müttefiklerinin 11 Eylül olayları sonucu ortaya çıkan nefsi müdaafa hakkının GK tarafından açıklanmsını talep etmiştir. Mektup ABD nin, olayların El Kaide bağlantılarını açıkça saptadığını ve ABD nin nefsi müdaafa ve benzeri önlemleri alma hakkı bulunduğunu belirterek şu şekilde devam eder; “11 Eylül 2001 olayları ve ABD ile onun halklarına yönelik süregelen tehditler, El Kaide organizasyonlarının Afganistan’da Taliban rejimi denetiminde sürdürüldüğü şüphelerini arttırmaktadır. ABD ve dünya kamuoyunun tüm çabalarına rağmen Taliban rejimi politikalarını değiştirmeye yanaşmamaktadır. Afganistan topraklarında el Kaide eğitimlerine devam etmekte ve dünya genelinde masum insanları hedef alan saldırıları destekleyerek ABD ve onun halklarına içeride ve dışarıda açık tehdit teşkil etmektedir.
Bu saldırıların karşılığında, ferdi ve toplu nefsi müdaafa hakkına bağlı olarak ABD silahlı birlikleri, gelecekte olabilecek benzer saldırıları önlemek için bir dizi operasyon başlatmıştır. Mezkur operasyonlar el Kaide eğitim kamplarına ve Taliban rejiminin askeri konuşlanmalarına karşı yapılmıştır. Bu operasyonlar esnasında ABD sivil can ve mal kaybını en aza indirmek için büyük çaba harcamaktadır. “
İngiltere (uk) diplomatları da aynı gün içerisinde aynı konuya ilişkin benzer bir mektup kaleme aldılar.GK ya gönderilen mektupta UK güçlerinin Afganistan’daki operasyonlara dahil olduğu belirtilmiş ev şu şekilde devam edilmiştir;” güçlerimiz 51. Maddeye dayanarak ferdi ve toplu nefsi müdaafa hakkı çerçevesinde, 11 eylül saldırıları sonucunda, aynı kaynaktan gelebilecek benzer saldırıları önlemek için operasyona dahil olmuşlardır. Hükümetimiz 4 Ekimde ABD ve müttefiklerine yönelik önceki saldırıları göz önünde bulundurarak Usame Bin Ladin ve örgütü El Kaide nin daha büyük terörist saldırılarda bulunacak güce sahip olduğu bilgisini UK parlamentosuna vermiştir. Bir kanıt da ölen ABD vatandaşları ve ABD müttefiklerine yapılan saldırılardır. “
Bu operasyon doğrudan Usame Bin Ladin ve örgütü El Kaide ile Taliban rejimine karşı planlanmıştır. Hedefler büyük dikkatle seçilmiştir ki kayıplar en aza indirgenebilsin.İşte bu yüzden nefsi müdaafa gereklerinin yerine gelip gelmediğinin iyice düşünülmesi gerekir.
51.madde yalnızca BM üyelerine yapılan ve bir devletten gelen saldırıları kapsar. Buna bağlı olarak nefsi müdaafanın meşruluğu saldırıların ve gücün nasıl olduğuyla ilgilidir. Ayrıca nefsi müdaafa hakkı, GK’nin alacağı önlemler sonrasında değerlendirilmelidir. Sonunda saldırıya uğramamış bir devletin , işbirliği içinde nefsi müdaafa yapabilmesi için saldırıya uğramış devletin daveti şarttır.
Şu belli ki, ABD , uluslararası hukuk ve kamuoyunun açıkça silahlı saldırı olarak adlandırdığı 11 Eylül saldırılarının kurbanıdır. Bu bile nefsi müdaafa hakkı tartışmalarını bir sonuca bağlayamadı.
Bu konuda iki sorunla karşı karşıya kalınır: İlk olarak korkunç 11 Eylül saldırıları,ABD askeri operasyonlarından çok önceydi. Böylece uluslararası hukukta yeri olan nefsi müdaafanın misillemeden ayrı tutulması gerekir.Nefsi müdaafanın gerekliliği kullanılan gücün yeterli olmadığı durumlarda ve olası saldırıları önleme durumunda geçerlidir. Herhangi bir saldırı sonucu güç kullanmak nefsi müdafaa gerekliliği değildir ve misilleme olarak algılanır. Bu durumda ABD operasyonları gerçek anlamda nefsi müdaafa olmaktan çok bir misilleme görüntüsü vermektedir.
İkinci olarak 11 Eylül saldırıları herhangi bir devletten değil yargılanabilmesi ihtimal dahilinde olan El-Kaideden geldi. Fakat bölgenin gerçek anlamda yöneticisi olan Afganistan’daki rejimin rızası bile gözetilmeden ABD ve müttefikleri geniş çaplı operasyonlar düzenlediler. Dahası Taliban rejiminin kendisi bile saldırıların başından beri hedef alınmıştır. ABD ve İngiliz hükümetleri mektuplarında Afganistan’ı El-Kaideye yardım ile açıkça suçladıkları halde uluslar arası hukukta –eğer doğru ise- gerçek anlamda saldırılardan Afganistan’ın sorumlu olduğu iddiasını görmezden gelmişlerdir. Bu yüzden eğer uluslar arası arenada Afganistan saldırılardan sorumlu tutulmuyorsa,Afganistan’ın saldırıların açık hedefi olmaması gerekir.
Hiçbir eleştiri ikna edici değildir;çünkü 11 Eylül olayları tek başlarına ele alınamaz. Mutlaka El-Kaidenin sorumlu tutulduğu elçilik baskınları ile birlikte değerlendirilmesi ve yeni saldırıların olabileceğinin gözden kaçırılmaması gerekir. Konu zaman zaman karışsa da Webster formülüne göre nefsi müdaafa hakkının daha geniş saldırılar ve yapılmakta olan saldırılar bazında düşünülmesi gerekir. Aslında eğer bu durumda bu hak tanınırsa genel anlamda yapılan askeri saldırılarda bir kanun boşluğu oluşur. ABD ve İngiltere dahil önemli sayıda devlet devamlı olarak nefsi müdaafa hakkının sadece tehdit teşkil eden askeri saldırılarda kullanılmasından yana büyük gayret sarfetmişlerdir. Mevcut durumda 11 Eylül olayları elbetteki silahlı saldırıdır ve ABD ile müttefiklerinin operasyolarının amacının gelecekte silahlanmadan kaynaklanabilecek problemleri önlemek olmalıdır. İngiltere hükümetinden GK’ye gönderilen mektupta yukarıda da alıntılandığı gibi hedef açıkça El-Kaide kaynaklı saldırıların devamını önlemek olarak belirtilmiştir. Eğer nefsi müdaafa hakkının meşruluğundan şüphe edilseydi geriye kalan devletlerin itiraz hakkı olacaktı. Fakat herhangi bir itirazın olmaması nefsi müdaafa şartlarının oluştuğunun göstergesidir.
Afganistan’ın saldırılardan sorumlu tutulmaması gerektiği konusunda birkaç maddenin açığa kavuşturulması gerekir. İlk olarak bu doğru olsa bile (ki Afganistan’a yapılan saldırılar sonucunda bu sorgulanabilirdi) Taliban rejimi El-Kaideyi kendi topraklarında barındırarak açıkçası uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Taliban rejimi birçok devlet tarafından tanınmamasına rağmen 11 Eylül saldırıları öncesinde bölgenin çoğunluğunu elinde bulundurduğu için bu gücünü kullanmalıydı.
Her ne olursa olsun orada bir hükümet vardı ve bunun hareketleri Afganistan için bağlayıcı olmalıydı. Taliban –ve böylece Afganistan- kendi topraklarında El-Kaideye müsamaha göstererek uluslar arası hukukun bir devletin topraklarını,başka bir devlete saldıran bir örgüte açmaması gerektiği ilkesini ihlal etmiştir. Ayrıca GK tarafından 1998 yılında elçilik saldırıları sonrasında çıkarılan yasalar da ihlal edilmektedir. Afganistan kendi topraklarında silahlı birliklere eylem yapma hakkı veren ve sonrasında bu silahlı eylemleri durdurmak için saldırılara maruz kalan bir devletin durumundadır. Benzer bir şekilde topraklarında terörist barındıran ve onlara karşı uluslararası hukukun gerekliliklerini yerine getirmeyen bir devlet,bu teröristlerin yaptığı saldırılardan etkilenen devletlerin saldırısına uğrayabilir. Yukarıda da bahsedilen nefsi müdaafa ile ilgili Carolina formülü açıkça bu tür saldırılara izin vermiştir ve nefsi müdaafa güçleri ilgili devletle savaşa girecek olsa bile uluslararası hukukun güvencesi altında olan nefsi müdaafa hakkı uygulanır.
Nefsi müdaafanın diğer gereklilikleri daha az problem taşır. Nefsi müdaafanın gücü,gerekliliği ve önceden planlı olması buna kanıttır. Nefsi müdaafada yapılan saldırıların oranı bu makalenin ikinci bölümünde ele alınacaktır. Fakat GK’nin nefsi müdaafadan önce şartları oluşturmak için kendi önlemlerini alması ihtimali üzerinde durulmayacaktır. Zaten Karar 1373 (2001)in açıklamasında nefsi müdaafada yapılacak hareketler tanımlanmış ve GK da bunu uygulamıştır. Herhangi bir durumda GK’nin alacağı önlemlerin nefsi müdaafa hareketini önleyebileceği pek muhtemel değildir. Yukarıda alıntılanan mektuplar ABD ve müttefiklerinin madde 51’i uygulamayı kafalarına koyduklarının kanıtıdır.


DÜŞMANLIĞIN İDARESİ

Devletlerin güç kullanma hakkına sahip oldukları durumlarda bile saldırıların dozu ve oranı uluslar arası hukuka uygun olmalıdır. Bunun için iki farklı unsur vardır. İlk olarak nefsi müdaafada yapılan saldırı orantılı olmalıdır. Aksi takdirde nefsi müdaafa olmaktan çıkar. İkinci olarak saldırıların idaresi uluslar arası hukukla uyumlu olmalıdır.
Orantı söz konusu olduğunda şunu belirtmek gerekir ki nefsi müdaafada orantı ‘göze göz’ demek değildir ve Afganistan’da öldürülenlerin sayısıyla DTM’de öldürülenlerin sayılarının karşılaştırılmasıyla ölçülmez. Misillemenin aksine daha yeni bir söylem olan nefsi müdaafa müdafa gibi nefsi müdaafadaki oran da misillemedekinin tersi olmalıdır. Sorun geçmişteki olayların dozu değil,nefsi müdaafada kullanılan gücün orantılı olup olmadığıdır. 11 Eylül’deki korkunç can kaybı teröristlerin yıkıcı gücünün açık bir göstergesiydi ve sadece gelecek muhtemel tehlikelerin boyutunu belirlemede kullanılabilir,kullanılacak gücün orantısında değil. Amerika ve müttefiklerinin kullandıkları güç kesinlikle çok büyüktü. Ancak tehditin boyutu düşünüldüğünde kesinlikle orantısız değildi.
Bahsi geçen ikinci gereklilik –uluslararası insan hukuku ile birlikte- nefsi müdaafanın gerekliliklerinden tamamen bağımsızdır. Ayrıca uluslararası insan haklarının gerekliliği hiçbir şekilde küçümsenemez.
Uluslararası insan haklarının 11 Eylül saldırılarına verilen cevaba uygulanabilirliğine dair çok geniş tartışmalar oldu. Özellikle ‘terörizme karşı savaş’ politikası oldukça kafa karıştırıcı idi. Uluslar arası insan hakları özellikle devletler arası silahlı çatışmalar için düzenlenmiştir ve temel anlaşmalar olan 1949 Cenevre Kongresi ve ilk 1977 Protokolü sadece bu tür çatışmalar için uygulanabilir. Benzeri ve daha fazla karar devletler arasındaki çatışmalar için uygulanabilir. Ancak ABD ve El-Kaide arasındaki çatışmalar bu tanımların hiçbirine uymuyor.
Aslında durum göründüğünden de basit olabilir. ABD ve müttefikleri operasyon başlattıkları zaman Taliban milisleriyle de çatışmaya girdiler. Bu durumda Taliban’ın bölge üzerindeki kontrolü bakımından,Taliban güçleri Afganistan’ın silahlı güçleri olarak görülmeli ve onlara yapılan saldırı Afganistan’a yapılmış sayılmalı ve böylece ABD ve Afganistan arasında silahlı çatışma olmuş gibi gösterilebilirdi. ABD ve Afganistan 1949 Cenevre Kongresine üye oldukları için bu kongrenin kararları çatışmalar başlar başlamaz uygulanabilirdi. Çünkü kararlar iki ülke için de bağlayıcı niteliktedir.
Gerek ABD gerekse Afganistan yapılan Birinci Ek Protokole üye olmadıkları için söz konusu protokol çatışmalara özellikle ABD’nin müttefikleri olan Kanada ve İngiltere’nin durumuna uygulanamadı. Ayrıca uluslar arası çatışmalara ilişkin olan diğer uluslar arası yasalar da uygulanabilirdi. Bu yasalar hedef göstermede uygulanan yasalardır.
1990’daki Körfez Krizi ile 1999daki Kosova Sorununda Birinci Ek Protokolün birçok maddesi uygulandı ve bu maddeler ABD için bağlayıcı olabilirdi. Bu prensiplere göre (ister düzenli ister düzensiz) sadece silahlı güçler ve silahlı hedefler yasal olarak açıkça hedef gösterilebilir. Daha sonra yapılan kategorilerde askeri hedefleri ‘doğaları gereği, yerleşimleri,istekleri ve askeri saldırılara etkileri,temel zararları ile ele geçirme ya da etkisiz hale getirme,zamanında yönetim ve açık askeri avantajlar’ olarak tanımlanmıştır. Eğer toplu sivil kayıpları yol açabileceği belirlenen bu gibi hedefler var ise bu hedeflere saldırı düzenlenmeyebilir. Saldırılarda seçenekler mevcutsa mutlaka sivil kayıpları en aza indiren seçenekler uygulanmalıdır. Saydığımız bu durumların Afganistan’da uygulanıp uygulanmadığını söylemek (2002 yılı için) henüz çok erken. Hedeflerin belirlenmesinde bazı hataların yapıldığı bilinmesine rağmen,ABD ve müttefiklerinin açık ve kasıtlı bir hareketinin olduğu gözlemlenememiştir.
ABD ve Afganistan arasındaki bir diğer anlaşmazlık Cenevre Kongresinde belirlenen savaş tutsaklarının şartlarının uygulanabilirliğiydi. Bu anlaşma uluslararası hukukun en önemli bölümlerindendir. Boer Savaşındaki kişisel deneyimlerinden bahseden Winston Churchill ‘savaş tutsaklığının’ tutsaklıklar arasında en şanssız durum olduğunu belirtir. Bahsi geçen anlaşma sadece savaş tutsaklarının insanca muamelesi için çok detaylı şartlar belirlemekle kalmaz. Ayrıca uluslararası insan haklarına uygun olmadığı müddetçe,onların yargılanmasını veya silah taşıdıkları için cezalandırılmalarını dahası onlara karşı cebir kullanılmasını yasaklar. Anlaşmanın uygulanabilirliği Küba’da savaş suçlusu olarak önemli sayıdaki askerin ABD tarafından tutulmasıyla büyük tartışmalara yol açtı. Amerikanın ilk duruşu bu tutukluların savaş suçlusu olarak tutulmadığı yönündeydi. Çünkü onlar (bazı gazetecilerin söylediği gibi ABD’nin icat ettiği,fakat günümüzde farklı bir anlamda kullanılan) hukuksuz savaşçılardır. 7 Şubat 2002 tarihinde ABD konumunu değiştirdi. Beyaz Saray,Taliban silahlı kuvvetlerinin yakalanan üyelerinin 3. Sözleşme uyarınca muamele göreceğini fakat yine de savaş tutsakları olarak düşünülmeyeceğini çünkü onların POW statüsü tarafından sözleşmede öne sürülen şartları karşılamadığını açıkladı. Yakalanan El-Kaide üyelerinin sözleşme kapsamının dışına çıkarılması tümüyle düşünülemez.
Tartışmalı olduğu gibi bu politika büyük ölçüde uluslararası insan hakları ile uyum içindeydi. 3. Sözleşme savaş tutsaklarının statüsünün bir devletin düzenli ordusunda yakalanan üyeleri ile bağdaştırır. Fakat düzensiz grup üyelerinin statüsünü ancak bir devlete ait ise ve dört şartı sağlıyorsa garanti eder.
· Kendilerini sivil halktan ayırt etmek için sabit ayırt edici bir işaret takmak veya giymek
· Kollar açık şekilde durmak
· Kendi astlarına karşı sorumlu olan bir kişinin buyruğu altında olmak
· Yasalara ve savaş geleneklerine göre operasyonlar yürütmek
El-Kaide askerlerinin hiçbiri Afganistan güçlerinin bir parçasının oluşturan düzensiz bir gruba ait olmasalar bile buna hak kazanacak gibi görünmüyorlar. Çünkü 1. Ve 4. Maddeyi sağlamıyorlardı. Taliban askerleri düzenli bir ordunun üyeleri olarak düşünülürse (ki düşünülüp düşünülemeyeceği muallaktadır) çok daha iyi bir pozisyonda olacaklardır. Fakat yine de kendilerini sivil nüfustan ayırmazlarsa savaş suçlusu statüsünü kaybedeceklerdir. Birinci Ek Protokol geçerli olsaydı durum daha farklı olacaktı. Çünkü savaş tutsakları statüsü yetkisi koşulları protokol altında çok daha rahat değerlendirebilirdi. Statü yine de hikayenin sadece bir parçasıydı. Savaş tutsağı olsun ya da olmasın tutuklular yasal bir belirsizlikte tutulamazlar. Statüleri ne olursa olsun geleneksel uluslararası yasalar altında insanca muamele hakkına sahiptirler.
Büyük ölçüde Birinci Ek protokolün 75. Maddesinde öne sürülen ilgili ilkeler olarak kabul edilir. Dolayısıyla işkencenin kullanılması insanlık dışı ve onur kırıcı muamele veya cezalandırma yasaktır,en temel uluslararası standartları karşılayan ve tutukluların savaş esiri olup olmadığına bakmadan,adil bir yargılama olmadan uygulanan cezalarda olduğu gibi tutukluların sorgulanmasının gerekliliği sık sık vurgulanırken,bir insanın savaş esiri olsun ya da olmasın sorulara cevap vermesini sağlamak için işkenceyi kullanmak ve insanlık dışı ve onur kırıcı muamelelerle zorlamak yasa dışıdır.



SONUÇ

11 Eylül saldırılarının boyutu ve daha önce eşi benzeri görülmemiş yapısı ile Afganistan’a yapılan askeri operasyonların konunun yasal zeminde tartışılmasını karmaşık hale getirmesi hiç de sürpriz değildir. Fakat bu demek değildir ki çağdaş uluslararası hukuk,olayı yasal çerçevede ele almaktan acizdir.
Yapılan analizlere bakılarak aşağıda vereceğimiz sonuçlara ulaşılabilir:
1. Uçak kaçırma ve sonrasında ölüme sebebiyet verme,ABD yasalarına göre suçtur ve ABD’nin yargılama hakkı vardır. Eğer ilgili UCM olsaydı ve ilgili devletler de onun statüsünü onaylamış olsalardı 11 Eylül saldırılarının zanlıları bu mahkemede insanlığa karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilirlerdi.
2. 11 Eylül saldırıları iç ve dış hukuka göre suç teşkil etmekle birlikte uluslararası güvenlik ve barışı tehdit ve ABD’ye karşı açıkça birer saldırıdırlar.
3. ABD ve müttefikleri nefsi müdaafa çerçevesinde Afganistan’a asker göndermişlerdir.
4. (Cenevre Anlaşmasının Birinci Ek Protokolü buna uygun olmasına rağmen) Afganistan’daki düşmanlıklar uluslararası hukukun gereklerine göre değerlendirilebilir.
5. Guantanamoda tutulan Taliban ve El-Kaide üyelerinin durumu,en azından uluslar arası hukukun gerekliliklerine göre düzenlenebilir ve tam anlamıyla olmasa bile savaş esiri statüsünde değerlendirilebilirler.



__________________
Sonu yok aldırmıyorum hayata
Ey koca güneş, yıldızlar ve ay
Resmedip izledim herbirinizi
Everest, ağrı, himayala
Dağ dedim geçtim hepinizi
Ardımsıra duysamda sesinizi
Rüyalarıma bile sokmam gölgenizi
Ezdirmem artık size kendimi
HePinİZ KeNdİ DaLGaNızA BaKıN, DiKkaT EdiN BeNİm DaLGaMdA BoĞuLmaYıN..
SéRéDaRé isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
hukuk, karşi, savaş, terörizme, terÖrİzme, uluslararasi

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Aci Biber Kansere Karşi Koruyor Rozerin Sağlık Dünyasından Haberler, Tıptaki Gelişmeler 0 08-30-2008 06:26
Dİnsel GerİcİlİĞe KarŞi Sİyasal Ve İdeolojİk MÜcadeleyİ YÜkseltelİm sendiren Makaleler 0 11-29-2007 18:57
Kapİtalİzme KarŞi Sosyalİzm! devrimcicephe Serbest Başlık ( Siyaset ) 0 05-30-2007 17:11
17 bin asker, 140 savaş uçağı taşıyan 9 savaş gemisi dün Hürmüz Boğazı'ndan geçti. AB burjuva-haberci Dünya'dan Haberler 0 05-24-2007 04:00
Montaigne: ÖLDÜRME TEHLİKESİNE KARŞI enteresan_22 FELSEFE 0 05-23-2007 02:26


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 11:53 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447