Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Teorik Eğitim

Teorik Eğitim Teorik Anlamda Bilinçlenme Ve Kavram Kargaşasına Son Vereceğiniz Ortam

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 11-25-2008, 14:05   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 2.148
Thanks: 0
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 0
Rozerin Seçkin bir yolda.
Standart Ilerici üniversite Gençliğinin Bilim Ve örgütlülük Kavgası Nasıl Kazanılacak?

İLERİCİ ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİNİN BİLİM VE ÖRGÜTLÜLÜK KAVGASI NASIL KAZANILACAK?


Aydınlanma ve ardından Büyük Fransız Devrimi ilk defa “insanın insan olması” sorununu ortaya attı. Eğitim sorunu, insan karakterinin olgunlaşması sorunudur. Aydınlanmayla birlikte eğitim, ilk defa gençlerin yalnızca bir önceki kuşağın değer yargılarını kazanmasını sağlamaktan ibaret görülmekten çıktı, bunun yerine her yeni kuşağın daha ileri ve daha olgun insanlar çıkarması için çalışması anlamına gelen toplumsal ilerleme düşüncesi kendini kabul ettirdi. Eski eğitimin özü, gencin gelecek yaşamında “başını çok fazla belaya sokmamak” için kendisini toplumun mevcut kurallarına uyum sağlamaya alıştırması, bunun için de yaşamının sonuna kadar atalarının dünya görüşlerinden ayrılmamayı öğrenmesinden ibaretti. Aydınlanma yazarları ise “şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığı” işleri yapmayı özendiren bir eğitim anlayışını çağlarının bütün aydınlık kafalarına benimsettiler. Bunu da kendi çağlarının itibarlı bütün felsefi-dinsel-eğitimsel düşüncelerini gözden düşürerek, -işçi filozof Dietzgen’in deyişiyle- “okumuş elitizminin diplomalı uşaklarına” karşı savaşarak, gerçek ve değerli bilginin halka yayılmasının daha önce örneği olmayan araçlarını yaratarak yapmışlardır –Ansiklopedi’yi düşünelim-. Fransız Devrimi’nde Aydınlanma ilkelerinin en kararlı uygulayıcıları olan Jakobenler, halk eğitimini kilisenin elinden kurtararak bu yeni anlayışı bütün eğitim sisteminde hâkim kılmaya çalıştılar. Napolyon Savaşları döneminde ise çağdaş eğitim sistemi hem geliştirildi hem de bütün Avrupa’ya yayıldı. Böylece eğitim hakkı evrensel bir hak olarak tanındı ve değerli bilimsel bilgiyi mülkiyet ya da ayrıcalık konusu olmaktan çıkaran çağdaş eğitim sistemi ortaya çıktı. Bütün dünyada en büyük kafalar bu görüşlerin etkisinde kaldılar. Özellikle Alman filozofları ve eğitimcileri bu yeni ilkelerin kavramsal düzeye çıkarılmasında büyük rol oynadılar, felsefeyi, bilimi, dini ve eğitimi hatta bilginin kendisini bu yeni ilkelerin ışığında yeni baştan tanımlamaya giriştiler. Kant, Fichte, Schelling ve daha az tanınan sayısız güçlü kafa bu yolda çok büyük bir mesafe kat ettiler ama bu sürecin doruk noktası Hegel oldu.

Hegel, hepimiz biliyoruz, insan bilgisinin sınırı üzerine bütün düşünce tarihini kaplayan sorulara son noktayı koydu ve insanın gerçeği olduğu gibi ve bütün olarak ele geçirmesi önünde aşılmaz hiçbir engelin varolmadığını cesaretle ilan etti. “Ben, zavallı yer solucanı, Gerçeği nasıl bilebilirim? sorusu artık geçmişte kalmıştır” der Hegel, ama sorun bununla bitmemiştir, bir de özellikle kendi çağının küflü, yarı-dinsel kafaları tarafından yayılan ve eş ölçüde gerici bir inanış olan “gençliğin doğal sezgilerinin hakikiliği” üzerine safsatalarla mücadele etmesi gerekmiştir. “Gençlere daha şimdiden –der Hegel- (dinde ve ahlakta) Gerçeğe sahip oldukları inandırılmaya çalışılmıştır. Yine özellikle bu bakımdan bütün bir olgunluk çağının gerçekliği yitirmiş, taşlaşmış ve kemikleşmiş olduğu söylenir. Gençlik derler, şafağın parlak ışığını görür, oysa yaşlı dünya kendini günlerin çamur ve batağında bulur. Tek tek bilimleri her ne olursa olsun kazanılması gereken şeyler olarak gösterirler, ama yalnızca dışsal yaşam ereklerinin bir aracı olarak. /…/ Yaşlılar hiç kuşkusuz gençlere umutla bakarlar, çünkü onlar dünyayı ve bilimi ilerleteceklerdir. Ama bu umut onlarda ancak, oldukları gibi kalmadıkları, tersine Aklın yoğun emeğini üstlendikleri ölçüde yaşar”. Hegel gençliğe yapılan bu ölçüsüz övgülerde bir aldatmaca olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışın, gençleri, gerçeği bütünlüğü içinde araştırmaktan “ya bunun içinde kaybolursak” diye korktuğu için korkan, bunun yerine devlette ya da özel bir işte çalışmasına yarayacak şu ya da bu işi öğrenip kendini kurtarmaya çalışan insanlar olarak yetiştirmeyi amaçlayan gerici eğitimcilerin bir parolası olduğunu açıkça gösterir. “Böyle bir bakış açısından neyin doğduğunu görüyoruz diyor Hegel şöyle diyor: Kişi çok yanlı beceriler ve bilgiler kazanabilir, deneyimli bir devlet memuru olabilir ya da kendini özel erekleri için eğitebilir. Ama insanın tinini daha yüksek bir erek için eğitmesi ve çabalarını buna yöneltmesi bambaşka bir şeydir. Umalım ki, çağımızda gençlerde daha iyi bir şeyin özlemi doğmuştur ve salt dışsal bilgi samanı ile yetinmeyeceklerdir.”

Alman felsefesi böylece “insan olmak için eğitim” sorununu ortaya atmıştır. Alman düşünürlerinin bu sorun etrafında Kant’tan itibaren Alman eğitiminde yaptığı gizli devrimin en önemli ürünü, Ruge, Bauer Kardeşler, Feuerbach, Marx ve Engels gibi büyük devrimci aydınları da içine alan güçlü bir devrimci gençlik kuşağının doğuşu oldu, bilimsel sosyalizm de esas olarak bu temel üzerinde yükseldi. 17 yaşındaki Karl Marx, mezuniyet ödevi için yazdığı “Genç Bir Adamın Meslek Seçimi Üzerine Düşünceleri” adlı denemesinde şu görüşü ortaya koyuyordu: ''Eğer insanlığın çoğunluğu için yararlı olabileceğimiz yeri seçmişsek, hiçbir yük bizi kamburlaştıramaz, çünkü artık o herkes adına ödenen bir bedeldir; artık yoksul, kısıtlı, bencilce bir zevk duyamayız, ama mutluluğumuz milyonlara aittir, eylemlerimiz sessiz sedasız ama sonsuza dek etkisini sürdürecek ve küllerimizi soylu insanların çakmak çakmak gözlerinden çıkan yaşlar ıslatacaktır...''

Demek ki, Fransız İhtilalinden bu yana savaş halinde olan iki eğitim anlayışı vardır: bunlardan birisi “insan olma” hedefini gençlerin önüne koyarken, diğeri “kendini kurtarmak” amacını benimsetmeye çalışır. Marx daha da ileri giderek, bunların savaşan iki sınıfın eğitim anlayışları olduğunu göstermiş ve bilimin ancak içinde yaşanılan koşulları değiştirmek için ona gerçek anlamda ihtiyacı olan bir sınıf tarafından sonuna kadar geliştirilebileceğini ortaya koymuş; böylece bilimin proletaryaya geçtiğini, başka deyişle “Alman felsefesinin gerçek mirasçısının Alman proletaryası” oluşunu ilan etmiştir.

Biz de aslında bütün öğrencilik hayatımızda bu savaşıma şahit oluyoruz. Bizim eğitimcilerimizle, Hegel’in nefretini kazanan feodal Alman devletinin diplomalı uşakları arasındaki benzerlik gerçekten çarpıcıdır. Bütün resmi törenlerde, “gençlerimiz geleceğimizdir, her şeyimizdir” diye başlayıp, “aman öğrenci gruplarına fazla bulaşmayın, aman derneklere, öğrenci örgütlerine girmeyin, yalnızca bir an önce mühendisliği ya da avukatlığı öğrenip okuldan kaçmaya bakın” diye devam eden konuşmaları az mı dinledik? Bilim yalnızca o zamana kadar bulunmuş olan doğruları fazla kurcalayıp, kürsü ağalarını fazla sinirlendirmeden uysalca bellemektir, adam olmak bu bilgilerle bir an önce diğerlerinin üzerine basarak şirketlerin emrine koşmaktır. “Gençler geleceğimizdir” denilirken, nasıl bir gelecek düşledikleri ve gençlere bunun içinde nasıl bir yer verdikleri de böylece ortaya çıkmaktadır.

Peki biz nasıl Marx olacağız? Nasıl insan olacağız? Sorun budur! Yalnızca koyun gibi hayatın sonuna kadar başkalarının gittiği yoldan gitmeyi beyinlere sokan bir eğitime karşı, toplumdaki yerini bilinçli olarak seçme kararını 17 yaşında insana verdirecek bir eğitim düzenini kim ve nasıl koyacak? Bizim Kant’larımız ve Hegel’lerimiz olmadığı kesindir, hatta Kant’ı ve Hegel’i tanıyan eğitimcilerimiz bile yoktur. Ama bunların kitapları vardır ve herkesin okuyabileceği insanca yazılmıştır. Üstüne üstlük öğrenci hareketimizin dev örnekleri vardır, aynı Marx gibi bütün toplumun sorumluluğunu sırtlanma kararını üniversite hatta lise sıralarında vermiş ve bu işte ne kadar ciddi olduğunu kanıtlamış Denizlerimiz, Mahirlerimiz, İbrahimlerimiz vardır. Türkiye eğitim tarihinin en büyük hukuk dersi hiçbir üniversitenin hiçbir amfisinde verilmemiştir, kendini yargılamaya kalkan mahkemeyi mahkûm eden ve ancak bu mahkûmiyetin resmi olarak itirafı anlamına gelecek olan kişiye özel yasayla[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] asılabilen Denizler tarafından mahkeme salonlarında verilmiştir. Türkiye eğitim tarihinin en büyük sosyoloji dersi, o ana kadar adını bile bilmediği bir ulusun varlığına ilk kez askerde tanık olup bütün hayatını bu varlığın bilimsel olarak savunulmasına adayan İsmail Beşikçi adında bir genç sosyolog tarafından yine çoğunlukla mahkeme salonlarında verilmiştir. Bunlar ülkemizde bilimin proletaryaya geçişinin tayin edici anlarıdır. Bunları bize üniversite hocalarının öğretmesini bekleyemeyiz, onların “bilimi” hakikat korkusu üzerine inşa edilmiştir.

Buradan tek bir sonuç çıkıyor, üniversite gençliği hem kendisini, hem de ardından gelen devrimci kuşakları eğitme sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. Ülkemizde sınıflar mücadelesi üst üste gelen iç savaşlar biçiminde sert geçmiştir. Bu yüzden geçmiş deneyimlerin mevcut kuşaklara taşıması gereken kadroların büyük bölümü ya kırılmış, ya da yorgun düşmüştür. Kırılsa bile yorulmayan bir damar oluşturabilirsek toplumsal devrim yolundan bir daha döndürülemeyecektir. Bunun için de yüzeysel yaygınlıktan öte derine kök salmak önemlidir.

Öğrenci hareketi, bilimsel ve eşit eğitim talebi bayrağını şimdiye kadar hep yüksekte tutmuştur. Bundan sonra da daha yükseğe taşımalıdır, ancak aynı toplumsal eşitlik isteğinde olduğu gibi, bu düzenin onu hiçbir zaman veremeyeceğini teşhir etmek için. Bu teşhirin daha güçlü ve şimdiye kadar uygulamaya cesaret edemediğimiz bir diğer yolu ise bizzat bu eğitimin kendisini örgütlemektir. Emekçi çocuklarının üniversitelerden giderek uzaklaştırıldığını söylüyoruz. Buna üniversitelerin “askere almama dairelerine” dönüştürüldüğünü de eklemeliyiz. Toplumsal hayatımız sanki alttan yukarı doğru öğüterek yükselen bir bıçağın üzerinde durmaktır. Açıkça bir ayrıcalığa dönüşen üniversite eğitimi, kişinin en alttakilere göre bir santim daha yukarda, “savaşta ya da toplumsal çöküşte ilk gözden çıkarılacaklar” sırasında daha arkalarda olduğunun resmi olarak tesciline dönüştürüldüğüne göre, içinin sonsuza kadar boşaltılmasının fazla bir tepkiye yol açmayacağı toplumun yöneticileri tarafından iyice bilinmektedir. Bu yüzden bir yandan paralı eğitime geçiş hazırlıkları yapılırken, bir yandan da her gün yeni üniversiteler açılmakta, belediyelerden vakıflara kadar öğrencilere burs ve kredi yağdırılmaktadır. Keza üniversitelere olan ilgi yönetici sınıflar için, gençlerin düzenden henüz ümidini kesmediğinin garantisidir.

Bu durum karşısında ÖĞRENCİ HAREKETİNİN ÖĞRENCİ SİYASETİNİ AŞMASI zorunlu hale geliyor. Bunun için de hem bilim savaşını, hem de örgütlenme savaşını aynı zamanda kazanmak zorunluluğu kendisini dayatıyor. Lenin “işçi sınıfının bakışını yönetici sınıflar üzerine değil de, işçi sınıfının kendisi üzerine döndüren kişi haindir” diyor. Aynı şey günümüzde öğrenci hareketi için daha doğrudur. Öğrenci hareketi kendi hedeflerine ancak hem bilim, hem örgütlenme savaşında bütün gençliğin sorunlarına sahip çıkarak ulaşabilir. Üniversite gençliği demek ki bakışlarını kendi dışına çevirmeli, üniversite örgütlenmesini de başkalarının bakışlarını da kendi bencil çıkarlarına değil, bütün emekçi halkın sorunlarına çevirmesini sağlayarak yapmalı ve üniversite gençliğinin birleşik örgütlenmeleri, hem ilköğretim ve lise gençliğinin, hem de işsiz ya da okulsuz gençliğin sorunlarına en devrimci tarzda sahip çıkan toplum kesimi olma sorumluluğunu almalıdır.


Bu çerçevede:

1- Üniversiteler içinden yıkılmalıdır. Üniversiteler bilime karşı direniyor. Bu tarihte de böyle olmuştur, ne doğa bilimi, ne bilimsel sosyalizm üniversiteden doğmadılar, ona karşı doğdular. Bu yüzden üniversite içinde üniversite kurulmalı, Rikardo’yu, Marx’ı bilmeyen iktisat hocalarına, Hegel, Kant okumamış felsefe hocalarına kürsüleri dar edilmeli, bunların hakikat korkuları emekçi gençlerin önünde teşhir edilmelidir. Düzenin diplomalı uşaklarının boş kafalar olduğu gerçeğinin görülmesi toplum için güven kaynağı olacaktır.

Edebiyat, tarih bölümleri Turancı kulüplerine çevrilmiştir, yeniyetme özel üniversite akademisyenleri eski faşist yazarları her gün yeniden keşfediyor, faşist gedikliler ise “biz neymişiz be” diyerek bunlara hayran oluyor, cehalet döngüsü bunların başında kırılmalıdır. Bunlar rezil edilmelidir. Bilimleri bunlardan geri almalıyız. Bilimsel sosyalizmi çoğunluğu üniversiteye sokulmayan aydınlarımızın yardımlarıyla kendi kendimize öğrenmek zorundayız. Bunun yolu da kendi bilimsel eğitimimizi tamamlayacağımız, kendi öğrenci üniversitelerimizi kurmaktır.

2- Sosyalizmin temel ilkelerinin öğretilmesi işi üniversite yaşlarına kadar ertelenmemeli, liseli kardeşlerimizin temel sosyalist eğitiminin mümkün olduğunca sistematik bir temele oturmasının somut araçları yaratılmalıdır.

3- Çalışan ve işsiz gençlerin sorunları devrimci bir temelde ele alınmalıdır.

Emekçi ailelerden gelen öğrenciler için öğrencilik pekala bir işsizlik durumudur. Yaşam koşulları daha iyi olan gençlerin çoğu zaman okuldan sonra içine girdikleri iş bulma kaygısı emekçi çocukları için öğrencilik hayatlarının şu ya da bu noktasından itibaren başlar. İş bulamama, en basit düzeyde sosyalizasyon imkânından mahrum kalma anlamına gelmekte, toplumda kendine saygın bir yer edinememe ve insanın kendisini sürekli olarak aşağı ve suçlu görmesi gibi psikolojik sorunlara, eve kapanma ve toplumdan kopma gibi oldukça olumsuz tablolara yol açmaktadır.

Hem okuyup hem çalışan, okurken ailesini bakmak ya da kendi masraflarını çıkarmak zorunda olan ama iş bulamayan veya üniversiteli olmayan işçi ve işsiz gençlerin sorunları öğrenci hareketinin merkezine taşınmalıdır. Özellikle okul sonrası işsizlik üzerinde durmak toplumumuzun gerçeklerinin farkında olmamak ve üniversite nüfusunun giderek daha büyük bir kesimini oluşturan ama bunun karşılığında toplumdaki yeri her geçen gün daha da küçülen varlıklı sınıfların bakış açısını ve sorunlarını merkeze almak demektir. Öğrenci hareketinin kendi nesnelliğinden değil de burjuva basınından dilimize dolanan “diplomalı işsiz olmayacağız” sözünü de yine bu çerçevede değerlendirmeliyiz. Hem eğitim olanaklarının eşit dağılmadığından bahsedip, hem de işsizlik sorunun çözümünde diplomalıların bir önceliği olduğunu ima etmek tutarsızlıktır. Bu diplomasız işsizlere “bir durun bakalım, ülkede diplomalılar işsiz geziyor” diyen devletin, aynı gerekçeyle genç işçilerin ücretini sefalet düzeyinde tutan patronların anlayışına uymaktır. Bunun da ötesinde hemen her fırsatta reddettiğimiz “diplomanın işe endekslenmesini” en çok reddedilmesi gereken yerde kabul etmektir.

Gerçekte bir okul okurken başkaları tarafından üretilmiş bir toplumsal artı-zamanı kullanırız. Yani hem giydiğimiz kazağı örüp, hem yediğimiz yemeği üretip hem de gidip derslere devam etmemiz mümkün olmadığına göre, birilerinin bunları bizim için yapmış olması gerekir. Bunları bizim için yapan kendileri okula gitmek yerine çalışmak zorunda olan ve işsizlerin de bir parçasını oluşturduğu proleter yığınlarıdır. Sosyalistler için bu emeğin karşılığı ancak, bu zamanı okul kantininde ziyan etmek yerine sınıfın bilimsel öğretisini en iyi biçimde öğrenip, bunu bütün ayrıntılarıyla inceleyecek zamana sahip olmayan asıl sahiplerine en güçlü biçimde götürmenin araçlarını üretmek için kullanarak ödenir.

İşsizlik sorununa çözümümüz de bu devrimci temelde olmalıdır: bunun için özellikle üniversiteli olmayan işsiz gençlerin üniversite öğrencileriyle sosyalizasyonu sağlanmalı, bu da boş ve göstermelik bir temelde değil, özellikle bilimsel ve politik örgütlenmeler düzleminde olmalıdır. Sosyalizasyon sorununu çözmek için düzenin sunabildikleri en iyi ihtimalle sportif-kültürel bir takım avutucu faaliyetlerden ibaret kalmaktadır. İlerici öğrenci hareketinin başlıca görevi işsiz ve işçi gençlerin hafifletilecek değil kökünden ve ancak bir toplumsal devrimle çözülecek bir sorunu olduğunu göstermek, bu sorun etrafında politik ve bilimsel örgütlenmeler oluşturmaktır.

4- Sivil toplumcu-projeci-sosyal forumcu apolitizasyon tehdidine karşı deşifrasyon görevimizdir. Avrupa Birliği kurumlarından ya da Soros’tan alınan paralarla gençlerin sivil toplumcu angaryaya yönlendirilmesi, buna da belli bir solcu görünüm verilmesi giderek artan bir apolitizasyon tehdidine yol açmaktadır. Hem dünyada, hem ülkemizde gerçek toplumsal hareketlerin tekellerden bağış dilenme siyaseti içinde eritilmesine çalışılmaktadır. Bunun üniversitedeki uzantıları her fırsatta deşifre edilmeli, bu unsurlar ilerici hareketimizden uzaklaştırılmalıdır.

İköğretimden itibaren “haydi kızlar okula” türünden kampanyalarla, “eğitim gönüllüleri”, “çağdaş yaşamı destekleme” gibi vakıf ve derneklerin eğitim sisteminin yarı-resmi organları haline getirilmesi yoluyla anayasal bir hak olan eğitim hakkının bir lütuf haline getirilmesi, zenginlerin insafına bırakılması meşrulaştırılmaktadır. Yoksul bir çocuk okuyacaksa, beni Koç ya da Sabancı okuttu diye minnet duyması istenmektedir. Parazit sınıflarımızın ahlakı budur. Kendisi dilenci olduğunu itiraf etmekle kalmayıp, devleti de dilenci ilan eden, her sokak başına çadır kurup yemek dağıtarak insanları aşağılamayı din ve düzen haline getiren, bütün toplumu bir düşkünler toplumuna dönüştürmek için çalışan T.C. Başbakanı, bu ahlakın mucidi değil yalnızca sadık bir uygulayıcısıdır. Toplumu kendi cellâtlarına hayran kılmayı amaçlayan bu onursuzluğu mahkum etmek ve bu sistemin ilk öğretimden başlayarak eğitime uygulanması girişimlerini teşhir etmek öncelikle ilerici öğrenci hareketinin görevidir.

O halde dostlar, Köhne Kürsüleri Yakalım, Üniversiteleri İçinden Yıkalım!



Rozerin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
bilim, gençliğinin, ilerici, kavgası, kazanılacak, nasıl, üniversite, ÖrgÜtlÜlÜk

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Sınıf savaşımında örgütlülük bir zorunluluktur! Rozerin Serbest Başlık ( Siyaset ) 0 08-31-2008 00:45
Otuzbeş Yaş Gençliğinin Ölümü by_deli Aziz Erim 0 07-17-2008 06:16
Kolombiya'da bayrak kavgası Haber-Ahmet Spor Haberler 0 04-11-2008 13:21
17 ilde üniversite kurulmasına ilişkin tasarı TBMM'de kabul edildi. Toplam üniversite burjuva-haberci Güncel Haberler 0 05-18-2007 03:10


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 19:44 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447