Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Teorik Eğitim

Teorik Eğitim Teorik Anlamda Bilinçlenme Ve Kavram Kargaşasına Son Vereceğiniz Ortam

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 11-25-2008, 13:48   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 2.148
Thanks: 0
Thanked 7 Times in 7 Posts
Tecrübe Puanı: 0
Rozerin Seçkin bir yolda.
Standart Bir Kez Daha Sendikalar,mevcut Durum, Troçki Ve Buharin Yoldaşların Hataları üzerine

BİR KEZ DAHA SENDİKALAR,
MEVCUT DURUM, TROÇKİ VE
BUHARİN YOLDAŞLARIN HATALARI
ÜZERİNE
V.İ.Lenin, 25 Ocak 1921

Parti içi tartışma ve Parti Kongresi'ne başlangıç olarak, yani seçimlerden önce ve RKP X. Kongre seçimleriyle bağıntılı olarak fraksiyon mücadelesi başladı. İlk fraksiyon atağı, yani Troçki yoldaşın "tam bir dizi sorumlu fonksiyoner" adına "platform broşürü"yle yaptığı atağı ("Sendikaların Rolü ve Görevleri", önsöz 25 Aralık 1920 tarihli), RKP Petrograd örgütünün sert atağı (okur ileride bu sertliğin haklı olduğunu görecektir) izledi ("Parti'ye Çağrı", 6 Ocak 1921'de "Petrograd Pravdası"nda, 13 Ocak 1921'de de Parti'nin merkez organı olan Moskova "Pravda"sında çıktı). Bunun üzerine Moskova Parti Komitesi (aynı gün "Pravda"da) Petrograd örgütüne karşı tavır aldı. Ayrıca 30 Aralık 1920'deki son derece sorumlu dev Parti toplantısındaki, yani VIII. Sovyet Kongresi RKP Fraksiyonu'ndaki tartışmanın Tüm-Rusya Sendikalar Merkez Konseyi RKP Fraksiyonu Bürosu tarafından yayınlanan stenografik raporu çıktı. Bu stenografik rapor şu başlığı taşır: "Sendikaların Üretimdeki Rolü Üzerine" (önsöz 6 Ocak 1921 tarihlidir). Elbette bu tartışma belgelerinin tümü olmaktan uzaktır. Tartışmalı sorunlarda tavır takınılan Parti toplantıları herhalde her yerde olmaktadır. 30 Aralık 1920'de, ifade ettiğim gibi, "düzeni ihlal" eden koşullar altında, yani tartışmaya katılamadığım, ne benden önceki, ne de sonraki konuşmacıları dinleyemediğim koşullarda konuşmak zorunda kaldım. Şimdi bozulmuş düzeni yeniden kurmaya ve kendimi daha "düzenli" ifade etmeye çalışacağım.

FRAKSİYONCU DAVRANIŞIN
PARTİ İÇİN TEHLİKESİ

Troçki yoldaşın, "Sendikaların Rolü ve Görevleri" adlı broşürü fraksiyonel bir atak mıdır? Böyle bir atak, içeriğinden bağımsız olarak Parti için herhangi bir tehlike oluşturur mu? Bu soruyu, Petersburgluların fraksiyonculuğunu gören Moskova Parti Komitesi üyeleri (Troçki yoldaşı elbette bir yana bırakıyoruz) ve Buharin yoldaş da geçiştirmeyi tercih ediyor, fakat o "tampon fraksiyonu" adına 30 Aralık 1920'de yaptığı konuşmada şunları açıklama gereği duyuyor:

"...Eğer trenin raydan çıkma yönünde belli bir eğilimi varsa, bu durumda tampon hiç de kötü bir şey değildir" (30 Aralık 1-920'deki tartışma üzerine raporun 45. sayfası).

Demek ki raydan çıkmaya belli bir eğilim var. Peki bu eğilimin aslında nerede, aslında hangi noktada, aslında nasıl başladığı sorusuna kayıtsız kalan böyle bilinçli Parti üyelerinin olabileceği düşünülebilir mi?

Troçki'nin broşürü, "kolektif bir çalışmanın ürünü" olduğu; kaleme alınışına "tam bir dizi sorumlu fonksiyonelin, özellikle sendikacıların (Tüm-Rusya Sendikalar Merkez Konseyi Prezidyumu'nun, Metal İşçileri Merkez Komitesi'nin, Tsektran'ın vs. üyelerinin)" katıldığı; bunun bir "platform broşürü" olduğu açıklamasıyla başlıyor. Ve 4. tezin sonunda şunu okuyoruz:

"... önümüzdeki Parti Kongresi sendikal hareket alanındaki iki eğilim arasında bir seçim yapmak (altı Troçki tarafından çizilmiştir) zorundadır."

Eğer bu bir MK üyesinin bir fraksiyon kurması değilse, eğer bu "raydan çıkma yönünde belli bir eğilim" değilse, Buharin yoldaş ya da Parti'deki fikirdaşlarından herhangi biri, "fraksiyonculuk" ve Parti'nin "raydan çıkma eğilimi" gibi Rusça sözcüklerin başka hangi anlamı olduğunu açıklamalıdır. "Tampon yapmak" isteyen ve böyle bir "raydan çıkma eğilimi"ne gözlerini kapayan insanların körlüğünden daha korkunç bir körlük düşünülebilir mi?

Bir düşünün: Troçki yoldaşın ilk kez taslağının ve Parti'nin sendikalarda onun tarafından temsil edilen politikasının tümünün son derece ayrıntılı, uzun ve hararetli müzakeresine ayrılan iki MK Plenum toplantısından sonra (9 Kasım ve 7 Aralık) ondokuz MK üyesi arasından birisi tek başına kalıyor, kendisine MK dışında bir grup arıyor, bu grubun "kolektif bir "çalışması"yla bir "platform" olarak ortaya çıkıyor ve Parti Kongresi'ne "iki" eğilim arasında "seçim yapma"yı öneriyor!! Buharin ta 9 Kasım'da "tamponcu" olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, 25 Aralık 1920 tarihinde Troçki yoldaşın iki eğilimden, sadece iki eğilimden söz etmesinin, en kötü ve zararlı fraksiyonculuğun suç ortağı olarak Buharin grubunun gerçek rolünü elle tutulur biçimde açığa çıkardığından söz etmek bile istemiyorum. Bunu geçerken belirtmiş olayım. Fakat her Parti üyesine soruyorum: Sendikal hareket alanındaki iki eğilim arasında "seçim”e böylesine çullanmak çok şaşırtıcı değil mi? Üç yıllık proletarya diktatörlüğünden sonra Parti içinde, sendikal hareket alanında iki eğilim sorununa böyle "çullanabilecek" tek bir üyenin bile bulunabilmesi insanı şaşırtmaz mı?

Hepsi bu değil. Broşürde yer alan fraksiyoncu saldırılara bir bakın. Daha birinci tezde "Parti tarafından çoktan işi bitirilmiş trade-unionist pozisyonlara geri savrulmuş" olan "sendikal hareketin bazı fonksiyonerleri"ne karşı tehditler yapıldığını görüyoruz (belli ki ondokuz MK üyesinden sadece biri Parti'yi temsil ediyor). 8. tezde "Sendika fonksiyonerlerinin önde gelen kesimi içindeki sendikal muhafazakârlık" mahkûm ediliyor (dikkatlerin katıksız bürokratik tarzda "önder kesim" üzerine yöneltilmesine dikkat edin!). 11. tezde başlangıçta, "sendikacıların çoğunluğu"nun Rusya Komünist Partisi "IX. Kongre kararlarını" biçimsel olarak, yani lafta kabul ettikleri takdire değer naziklikte, ispat kudretine sahip, nesnel ... bunu mümkün olduğunca nazik biçimde nasıl ifade edebilirim?... "iması" görülür.

Sendikacıların çoğunluğunun (!!) Parti kararlarını lafta kabul ettikleri konusunda esas yargıçlar demek ki bunlar!

12. tezde şöyle deniyor:

"...Birçok sendikacı gittikçe daha şiddetli ve uzlaşmaz biçimde birleşme perspektifine karşı çıkıyor... Bu sendikacılar arasında Tomski ve Losovski yoldaşları görüyoruz. Dahası, yeni görevlere ve yöntemlere karşı direnen birçok sendikacı kendi aralarında bir tüzel seçkinlik ruhu, ekonominin ilgili alanında çalışmaya çekilen yeni fonksiyonerlere karşı düşmanlık ruhu geliştiriyorlar ve böylece sendikal örgütlü işçiler arasında fiilen loncacılığın kalıntılarını destekliyorlar."

Okur bu değerlendirmeleri dikkatle okumalı ve iyice düşünmeli. Ne şaşırtıcı "inci" bolluğu! Birincisi bu ifade fraksiyoncu karakteri açısından değerlendirilmeli. Tomski bir platform yayınlayıp orada Troçki'yi ve "birçok" askeri fonksiyoneri bürokratizm ruhu geliştirmekle, barbarlık kalıntılarını desteklemekle vs. suçlasaydı, Troçki'nin ne diyeceğini, nasıl davranacağını bir düşünün! Buradaki haşinliği ve fraksiyonculuğu görmeyen, farketmeyen, hiçbir biçimde farketmeyen, bunun Petrogradlıların davranışından çok daha fazla fraksiyonculuk olduğunu görmeyen Buharin, Preobrajenski, Serebryakov ve diğerleri hangi "rolü" oynuyorlar?

İkincisi. Meselenin bu biçimde ele alınışını bir düşünün: Birçok sendikacı "kendi aralarında... ruh geliştiriyorlar". Bu, meselelere tamamen bürokratik biçimde yaklaşmaktır. Herşey, kitlelerin, milyonların gelişim seviyesine ve yaşam koşullarına değil de, Tomski ve Losovski'nin "kendi aralarında" hangi "ruhu" geliştirdiklerine bağlı olacakmış.

Üçüncüsü. Troçki yoldaş burada istemeden, gerek onun, gerekse de "tampon yapan" Buharin ve ortaklarının öylesine dikkatle yan çizdikleri ve gizledikleri tüm tartışmanın özünü ifade etti.

Tüm tartışmanın özü ve mücadelenin kaynağı birçok sendikacının yeni görevlere ve yöntemlere direnmelerinde ve aralarında yeni fonksiyonerlere karşı düşmanlık ruhu geliştirmelerinde mi yatıyor?

Yoksa, sendikal örgütlü işçi kitlelerinin haklı olarak karşı çıkmaları ve yeni fonksiyonerler arasında bürokratizmin gereksiz ve zararlı aşırılıklarını düzeltmek istemeyen bazılarını kaçınılmaz olarak bir kenara atmaya hazır olduklarını dile getirmelerinde mi yatıyor?

Tartışmanın özü herhangi birinin "yeni görevleri ve yöntemleri" kavramak istememesinde mi yatıyor?

Yoksa, herhangi birinin yeni görev ve yöntemler üzerine laf kalabalığıyla, bürokratizmin bazı gereksiz ve zararlı aşırılıklarının savunulmasını gizlemeye çalışmasında mı yatıyor?

Okur tüm tartışmanın bu özünü iyice kavramalıdır!


BİÇİMSEL DEMOKRASİ VE
DEVRİMCİ YARARLILIK
"İşçi demokrasisi fetiş tanımaz", diye yazıyor Troçki yoldaş "kolektif bir çalışmanın ürünü" olan tezlerinde. "O sadece devrimci yararlılığı tanır" (tez 23).

Troçki yoldaşın bu tezleri onu tam bir çıkmaza sokmuştur. Tezlerde doğru olan yeni değildir, aynı zamanda Troçki'ye karşı da yönelmektedir. Ve onlarda yeni olan ise kesinlikle yanlıştır. Troçki yoldaşın doğru cümlelerini not ettim. Bunlar sadece 23. tezde değinilen sorunda (Ulaştırma Siyasi Merkezi) değil, diğer sorunlarda da Troçki'ye karşı yönelmektedir.

Biçimsel demokrasi açısından Troçki, fraksiyonel bir platformla tüm Merkez Komitesi'ne de karşı çıkma hakkına sahipti. Bu tartışma götürmez. MK'nın, tartışma özgürlüğü üzerine 24 Aralık 1920 tarihli kararıyla bu biçimsel hakkı onayladığı da tartışma götürmez. Bu biçimsel hakkı tamponcu Buharin Troçki'ye tanıyor, fakat Petersburg örgütüne tanımıyor — büyük ihtimalle Buharin işi 30 Aralık 1920'de "kutsal işçi demokrasisi şiarı"na kadar vardırdığı için olsa gerek (ste-nografik raporun 45. sayfası)...

Peki, ya devrimci yararlılık?

Aklı ve bilinci yerindeyken, Troçki gibi otorite sahibi bir önderin sendikal harekete ilişkin sorunlardaki böyle bir çıkışını devrimci yararlılık olarak görecek, Tsektran fraksiyonu ya da "tampon" fraksiyonunun fraksiyoncu kendini beğenmişliğiyle körleşmemiş tek bir ciddi insan bulabilir misiniz?

Troçki'nin, "yeni yöntem ve görevleri" gerçekte son derece yanlış gösterdiği gibi, son derece doğru göstermiş olsaydı da (daha ileride değinilecek) tek başına meseleye böyle bir yaklaşım tarzıyla kendisine, Partiye, sendika hareketine, milyonlarca sendika üyesinin eğitimine ve cumhuriyete zarar vereceği inkâr edilebilir mi?

Aziz Buharin ve grubunun kendilerini "tampon" olarak adlandırmalarının nedeni herhalde bu tanımın kendilerine ne tür yükümlülükler getirdiğine hiç kafa yormamaya kesin karar vermiş olmalarıdır.

SENDİKAL HAREKETTEKİ BÖLÜNMELERİN
SİYASİ TEHLİKESİ ÜZERİNE
Herkes, büyük görüş ayrılıklarının bazen son derece küçük, hatta başlangıçta hiç önemsiz farklılıklardan doğduğunu bilir. Hiç göze çarpmayan küçük bir yaranın, hatta, hayatta herkesin başına defalarca gelen bir sıyrığın, bu küçük yara iltihaplanmaya başlayınca, kan zehirlenmesi meydana gelince son derece tehlikeli, hatta bazen kesinlikle öldürücü bir hastalığa dönüştüğünü herkes bilir. Bütün çatışmalarda, hatta tamamen kişisel çatışmalarda da bu böyledir. Politikada da bu böyledir.

Küçücük de olsa her farklılık, bölünmeye doğru giderse, hem de bütün siyasi yapıyı sarsacak, yıkacak ve Buharin yoldaşın benzetmesini kullanacak olursak trenin raydan çıkmasına yol açacak bir bölünmeye doğru giderse, tehlikeli olabilir.

Proletarya diktatörlüğünü yaşayan bir ülkede, proletarya içinde bir bölünmenin ya da proletarya partisiyle, proletarya kitlesi arasında bir bölünmenin, özellikle proletaryanın nüfusun küçük bir azınlığını oluşturduğu bir ülkede sadece bir tehlike değil, son derece büyük bir tehlike olduğu açıktır. (30 Aralık 1920'deki konuşmamda ısrarla vurgulamaya çalıştığım gibi, sendikalarda neredeyse tamamen örgütlenmiş proletaryanın hareketi olan) sendika hareketindeki bölünmeler ise proletarya kitlesi içinde bölünmeler anlamına gelir.

O nedenle 2-6 Kasım 1920 tarihleri arasında V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda (ki burada alevlenmişti), bu konferansın hemen ardından... hayır yanılıyorum, bu konferans sırasında Politbüro'da Tomski yoldaş büyük bir heyecanla gelip, son derece sakin Rudzutak yoldaşın tam desteğini alarak Troçki yoldaşın bu konferansta nasıl sendikaları "sarsmak"tan sözettiğini, kendisinin, yani Tomski'nin buna karşı polemiğe giriştiğini anlatmaya başladığında — bütün bunlar olduğunda, kendi kendime ve itiraz edilemez biçimde, tartışmanın esasının politikada (yani Parti'nin sendikalara karşı politikasında) yattığı ve Troçki yoldaşın bu tartışmada, sendikaları "sarsma" politikasıyla Tomski yoldaş karşısında tamamen haksız olduğu sonucunu çıkardım. Zira "sarsma" politikası "yeni görevler ve yöntemler"le (Troçki'nin 12. tezi) kısmen de olsa haklı çıkarılmış olsa bile, şu anda ve bugünkü durumda son derece uygunsuz bir politikadır, çünkü bölünme tehlikesine yol açmaktadır.

"Tepeden sarsma" politikasını Troçki yoldaşa atfetmek şimdi ona "katıksız bir karikatür" gibi görünüyor (L. Troçki: "Petrogradlı Yoldaşlara Yanıt", 15 Ocak 1921 tarihli "Pravda", No. 9). Fakat "sarsma" sözcüğü tam bir "meşhur söz"dür, sadece V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda Troçki yoldaş tarafından geliştirildikten sonra, gerek Parti, gerekse de sendikalarda "kulaktan kulağa yayılması" anlamında değil. Hayır, ne yazık ki şimdi de çok daha derjn bir anlamda hâlâ doğrudur. Şöyle ki: Tek başına bu sözcük, platform broşürü "Sendikaların Rolü ve Görevleri"nin tüm ruhunu, tüm eğilimini en özlü biçimde dile getirmektedir. Troçki yoldaşın tüm bu platform broşürü baştan sona "tepeden sarsma" politikasıyla doludur. Tomski yoldaşa ya da "birçok sendikacı"ya karşı getirilen, "yeni fonksiyonerlere karşı aralarında düşmanlık ruhu geliştirdikleri" suçlamasını anımsamak yeter.

V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda (2-6 Kasım 1920) bölünmeye gebe atmosfer henüz oluşma aşamasında idiyse, Aralık 1920 başında Tsektran'ın bölünmesi olgu haline gelmiştir.

Kavgalarımızın politik özünü değerlendirmek için bu olay en temel, en önemli, en esaslı şeydir; ve Troçki ve Buharin yoldaşlar bu hususta susmanın herhangi bir yararı olabileceğine boşuna inanıyorlar. Susmak bu durumda bir "tampon" etkisi değil, alevlendirme etkisi yapıyor, zira sorun sadece bizzat yaşam tarafından gündeme getirilmemiş, aynı zamanda Troçki yoldaş tarafından platform broşüründe önemle kaydedilmiştir. Çünkü tam da bu broşür aktardığım bölümlerde tekrar tekrar, özellikle de 12. tezde şu soruyu ortaya atmaktadır: meselenin özü "birçok sendikacının kendi aralarında yeni fonksiyonerlere karşı düşmanlık ruhu geliştirmesinde" mi, yoksa örneğin Tsektran içindeki bazı gereksiz ve zararlı aşırılıklar karşısında kitlelerin "düşmanlığı"nın haklı olmasında mı yatıyor?

Zinovyev yoldaş da zaten 30 Aralık 1920'deki daha ilk konuşmasında haklı olarak, "Troçki yoldaşın işgüzar yandaşları"nın işi bölünmeye vardırdıklarını söyleyerek bu sorunu dolambaçsız bir şekilde ortaya koymuştur. Sakın Buharin yoldaş Zinovyev yoldaşın konuşmasına bu nedenle "kahvehane politikacılığı" diye sövmüş olmasın? Fakat şimdi, 30 Aralık 1920'deki tartışmanın stenografik raporunu okuyan ve Zinovyev yoldaşın çok doğru gerçekleri aktardığı ve doğru gerçeklere dayandığını, buna karşılık Troçki ve Buharin'de herhangi bir gerçeğin bulunmadığı aydın "laf kalabalığı”nın ağırlıkta olduğunu gören bütün Parti üyeleri bu suçlamanın haksız olduğuna ikna olacaktır.

Zinovyev yoldaş, "Tsektran kumdan ayaklar üzerinde duruyor, şimdiden üç parçaya bölündü" dediğinde, Sosnovski yoldaş lafını kesmiş ve "Bunu siz teşvik ettiniz" demişti (stenografik rapor, s. 15).

Bu gerçekten de ciddi bir suçlama. Eğer kanıtlansaydı, sendikalardan birinde bile bölünmeyi teşvik etme suçlularına ne MK'da, ne Parti'de, RKP'de, ve ne de cumhuriyetimizin sendikalarında yer olmazdı. Ne mutlu ki bu ciddi suçlama, maalesef ciddiye alınamayacak, polemikçi "coşku patlamaları”nın birçok örneğini vermiş bir yoldaş tarafından gayri ciddi biçimde getirilmiştir. Sosnovski yoldaş, örneğin üretim propagandası üzerine mükemmel makalelerine bile bazen üretim propagandasının bütün yararlarını çok aşan "bir atımlık katran" karıştırmayı bilmiştir. Mücadelenin en öfkeli anında bile saldırılarına zehir karıştırma konusunda hiç yetenekli olmayan (örneğin Buharin gibi) mutlu mizaçlar var. Saldırılarına çok sık zehir karıştıran mutsuz mizaçlar da var. Sosnovski yoldaşın bu açıdan kendisine dikkat etmesi, hatta dostlarından kendisine dikkat etmelerini rica etmesi yararlı olacaktır.

Fakat, dediğim gibi, suçlama yine de yapılmıştır. Gayri ciddi, beceriksizce, gayet "fraksiyoncu" biçimde de olsa yapılmıştır. Ancak mesele ciddiyse, gerçeği beceriksizce söylemek, onu gizlemekten yeğdir.

Mesele hiç kuşkusuz ciddidir, çünkü, tekrarlıyorum, bütün kavganın püf noktası, inanılandan da fazla burada yatar. Ve ne mutlu ki elimizde Sosnovski yoldaş tarafından ortaya atılan soruna özü itibariyle yanıtlamak için yeterince inandırıcı ve yeterince nesnel kanıtımız var.

Birincisi, stenografik raporun aynı sayfasında Zinovyev yoldaşın açıklamasını okuyoruz, o sadece Sosnovski yoldaşa "Bu doğru değil!" diye yanıt vermekle kalmadı, aynı zamanda tayin edici olgulara tam anlamıyla işaret etti. Zinovyev yoldaş, Troçki yoldaşın (ben şunu ekliyorum: apaçık fraksiyoncu bir işgüzarlıkla) Sosnovski yoldaştan çok farklı bir suçlama yapmaya çalıştığına dikkat çekti. Zinovyev yoldaşa karşı, Zinovyev'in Eylül'deki RKP Tüm-Rusya Konferansı'ndaki davranışıyla bölünmeyi teşvik ettiği, daha doğrusu bölünmeye yol açtığı suçlaması. (Bu suçlama, parantez içinde belirtmek istiyorum, Zinovyev'in Eylül'deki davranışı MK ve Parti tarafından öz olarak onaylandığı ve hiçbir zaman, hiç kimse tarafından buna karşı resmen itirazda bulunulmadığı için bile tutarsızdır.)

Ve Zinovyev yoldaş, MK oturumunda Rudzutak yoldaşın tutanaklara dayanarak şunu kanıtladığı yanıtını vermiştir:

"... bu sorun" (Tsektran içinde bürokratizmin bazı gereksiz ve zararlı aşırılıkları sorunu) "gerek Sibirya'da gerek Volga'da, gerek Kuzey'de gerekse de Güney'de benim" (yani Zinovyev'in) "herhangi bir davranışımdan çok önce ve Tüm-Rusya Konferansından çok önce ele alınmıştır."

Bu tamamen berrak, tam ve olgulara dayanan bir açıklamadır. Zinovyev yoldaş bu açıklamayı RKP'nin binlerce en sorumlu üyesi önündeki ilk konuşmasında yapmıştır ve ne Zinovyev yoldaşın bu konuşmasından sonra iki kez konuşan Troçki yoldaş, ne de hakeza Zinovyev'in konuşmasından sonra söz alan Buharin yoldaş Zinovyev'in işaret ettiği olguları çürütmemişlerdir.

İkincisi. Yine aynı stenografik raporda yer alan, 7 Aralık 1920'de kabul edilen Gemi İşçileri Birliği içindeki komünistlerle Tsektran Konferansı Komünist Fraksiyonu arasındaki anlaşmazlık sorununa ilişkin RKP MK Plenum kararı, Sosnovski yoldaşın suçlamasının yanlışlığının daha tam ve resmi kanıtıdır. Bu kararın Tsektran'la ilgili kısmı şöyledir:

"...Tsektran'la gemi işçileri arasındaki anlaşmazlıkla bağıntılı olarak MK şunları kararlaştırır: 1) Birleşik Tsektran'da bir Gemi İşçileri Seksiyonu kurulur. 2) Şubat ayında bir demiryolcular ve gemi işçileri kongresi toplanır; bu kongrede olağan yeni Tsektran seçimleri yapılır. 3) O zamana kadar Tsektran'ın eski bileşimiyle işleyişi sürer. 4) Ulaştırma ve Gemicilik İşleri Siyasi Merkezleri en kısa zamanda feshedilir ve bu merkezlerin güçleri ve araçları olağan demokrasi temelinde sendika örgütüne devredilir."

Okur buradan sadece gemi işçilerinin mahkûm edilmemekle kalmadığını, tersine bütün esaslarda onlara hak verildiğini görecektir. Oysa 14 Ocak 1921 tarihli genel platformu ("Sendikaların Rolü ve Görevleri Üzerine") imzalamış olan MK üyelerinden biri bile (Kamenev hariç) bu karara oy vermemiştir (Bir grup MK ve Sendika Komisyonu üyesi tarafından MK'ya sunulan X. Parti Kongresi'nin bir karar tasarısı. Bu platformu MK üyesi olmayanlardan Sendika Komisyonu üyesi Losovski imzalamıştı; diğerleri ise şunlardı: Tomski, Kalinin, Rudzu-tak, Zinovyev, Stalin, Lenin, Kamenev, Petrovski, Artyom Sergeyev).

Bu karar saydığımız MK üyelerine karşı, yani bizim grubumuza karşı geçirildi. Çünkü biz eski Tsektran'ın geçici olarak devam etmesine karşı oy kullanırdık. Ve bizim grubumuzun zaferinin kaçınılmazlığı Troçki'yi Buharin'in karar tasarısı lehine oy vermek zorunda bıraktı, çünkü aksi halde bizim kararımız geçecekti. Kasımda Troçki'den yana olan Rikov yoldaş Aralıkta Gemi İşçileri Birliği'yle Tsektran arasındaki anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için Sendika Komisyonu'nda çalışmış ve gemi işçilerinin haklı olduğuna ikna olmuştu.

Özetlersek: MK Aralık çoğunluğu (7 Aralık'taki çoğunluk) Troçki, Buharin, Preobrajenski, Serebryakov vs. gibi kimsenin Tsektran'a karşı önyargılı olmakla itham edemeyeceği yoldaşlardan oluşuyordu. Ve bu çoğunluk, aldığı kararın özü itibariyle Gemi İşçileri Birliği'nin değil, Tsektran'ı mahkûm etmiştir, sadece, Tsektran'a derhal işten el çektirilmesini reddetmiştir. Böylece Sosnovski'nin yaptığı suçlamanın hiçbir dayanağı olmadığı kanıtlanmış oluyor.

Belirsizliğe yer bırakmamak için bir noktaya daha değinmek gerekir. Tekrar tekrar sözünü ettiğim "bürokratizmin bazı gereksiz ve zararlı aşırılıkları" nelerdi? Yoksa bu suçlama asılsız ve abartılı değil miydi ve değil midir?

Yine buna da yanıtı Zinovyev yoldaş daha 30 Aralık 1920'deki ilk konuşmasında verdi, hem de son derece açık bir yanıttı bu. Zinovyev yoldaş, Sof yoldaşın su taşımacılığı için verdiği yazılı emirden (3 Mayıs 1920 tarihli) bir bölüm aktardı, burada şu açıklanıyordu: "Komitecilik son bulmuştur". Zinovyev yoldaş bunu haklı olarak temel bir hata olarak niteledi. İşte size gereksiz ve zararlı bürokratizm ve "atamacılık" aşırılığının dikalası. Bununla birlikte Zinovyev yoldaş hemen, atama heveslileri arasında Sof yoldaştan "çok daha az sınanmış ve daha az deneyimli yoldaşlar" bulunduğu kaydını düşüyordu. Ben MK'da Sof hakkında son derece değerli bir fonksiyoner olduğu yönünde değerlendirmeler duydum ve Savunma Konseyi'ndeki gözlemlerim bu yargıyı tamamen doğruluyor. Hiç kimse bu tür yoldaşların otoritesini sarsmayı ya da bu yoldaşları "günah keçileri" yapmayı düşünmüyor (Troçki yoldaş raporunun 25. sayfasında tek bir kanıt bile sunmadan bu kuşkuyu dile getirmiştir). "Atamacılar"ın otoritesini, onların hatasını düzeltenler değil, hata yaptıklarında bile onları korumayı aklından geçirecek olanlar sarsar.

O halde görüyoruz ki sendika hareketindeki bölünme tehlikesi icat edilmiş bir şey değil, bir gerçekliktir. Aynı şekilde, görüş ayrılıklarının abartmasız özünün aslında nerede yattığını da açıkça görüyoruz: Bürokratizm ve atamacılığın bazı gereksiz ve zararlı aşırılıklarının korunmaması, haklı çıkarılmaması, bilakis düzeltilmesi. Hepsi bu.

İLKESEL GÖRÜŞ AYRILIKLARI ÜZERİNE
Ne var ki esaslı ve derin ilkesel görüş ayrılıkları varsa, denebilir bize, bunlar en sert ve en fraksiyoncu eylemleri dahi haklı çıkarmaz mı? Eğer söylenecek yeni ve henüz kavranmamış bir şey varsa, bu bazen bölünmeyi bile haklı çıkarmaz mı?

Eğer görüş ayrılıkları gerçekten olağanüstü derinse ve Parti'nin ya da işçi sınıfının politikasının yanlış rotasını başka türlü düzeltmek mümkün değilse, elbette haklı çıkarır.

Fakat işin püf noktası tam da şu ki, bu tür görüş ayrılıkları burada yok. Troçki yoldaş bunları göstermeye çalıştı, fakat gösteremedi. Ve broşürünün çıkmasından önce (25 Aralık) koşullu olarak ya da uzlaştırıcı biçimde konuşmak mümkün —ve zorunlu— idiyse de ("anlaşılmamış yeni görevler olsa bile, görüş ayrılıkları olsa bile soruna böyle yaklaşılmamalıdır"), bu broşür çıktıktan sonra şöyle demek zorunluydu: Yeni olarak sunduğu şeyde Troçki yoldaş özde haksızdır.

Bu en açık biçimde Troçki yoldaşın tezleri, V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı (2-6 Kasım) tarafından kabul edilen Rudzutak'ın tezleriyle karşılaştırıldığında görülür. Bunları 30 Aralık'taki konuşmamda ve 21 Ocak tarihli "Pravda"da* [“Parti Krizi” makalesi] aktardım. Bu tezler Troçki'nin tezlerinden hem daha doğru, hem de daha tamdır. Troçki'nin tezlerinin Rudzutak'inkilerden ayrıldığı yerler, Troçki'de yanlıştır.

Önce, Buharin yoldaşın 7 Aralık tarihli MK kararına sokma acelesi gösterdiği ünlü "üretim demokrasisi"ni alalım. Bu beceriksiz ve entelektüelvari yapay ("süslü püslü") ifade bir konuşmada, ya da herhangi bir makalede kullanılmış olsaydı, bu ifadeye mızmızlanıp durmak elbette gülünç olurdu. Fakat Troçki ve Buharin tezlerde kendilerini tam da "platformlarını Rudzutak'ın sendikalarca kabul edilen tezlerinden ayıran bu ifade üzerinde ısrar ederek gülünç duruma düşürmüşlerdir!

Bu ifade teorik olarak yanlıştır. (Sınıflar tamamen ortadan kaldırılmadığı, sınıfsız toplum kurulmadığı sürece kaçınılmaz olan) genel olarak her türlü siyasi üst yapı gibi her türlü demokrasi de son tahlilde üretime hizmet eder ve son tahlilde o toplumun üretim ilişkileri tarafından belirlenir. O nedenle "üretim demokrasisi"ni tüm diğer demokrasiden ayırmak hiçbir şey ifade etmez. Bu kafa karışıklığı ve boş laftır. Bu birincisi.

İkincisi. Bu ifadenin Buharin tarafından kaleme alınan 7 Aralık'taki MK Plenum kararında bizzat onun tarafından nasıl açıklandığına bakın. "Bu nedenle, diye yazıyor Buharin, işçi demokrasisinin yöntemleri üretim demokrasisinin yöntemleri olmalıdır. Bu demektir ki" — dikkat edin: "Bu demektir ki"! Buharin kitlelere yaptığı çağrıya ayrıca açıklamak gereken karışık bir ifadeyle başlıyor: görüşümce bu, demokrasinin bakış açısından gayri-demokratiktir; kitleler için ayrıca açıklama gerektiren yeni ifadeler olmadan yazmak gerekir; "üretim" bakış açısından bu zararlıdır, çünkü gereksiz bir ifadeyi açıklamak için boşuna zaman harcamayı gerektirir — "bu demektir ki, bütün seçimler, aday göstermeler, adayların desteklenmesi vs. sadece siyasi kararlılık bakış açısıyla değil, aynı zamanda iktisadi yetenekler, idari kıdem, örgütsel nitelikler ve emekçi kitlelerin maddi ve manevi çıkarları için pratikte sınanmış özene dayalı bakış açısıyla da yapılacaktır."

Açıkça zorlama ve yanlış bir değerlendirme. Demokrasi sadece "seçimler, aday gösterme ve adayların desteklenmesinden vs." demek değildir. Bu meselenin bir yanıdır. Öte yandan tüm seçimlerin siyasi kararlılık ve iktisadi yetenekler bakış açısıyla yapılması gerekmez. Troçki'nin düşüncesinin tersine milyonlarca üyeye sahip bir örgütte, belli bir oranda vekiller ve bürokratlar da olmak zorundadır (daha yıllar yılı iyi bürokratlar olmadan yapamayacağız). Fakat bu nedenle bir "vekiller" ya da "bürokratlar" demokrasisinden sözetmiyoruz.

Üçüncüsü. Gözümüzü sadece seçilecek olanlara, örgütçülere, idarecilere vs. dikmek yanlıştır. Ne de olsa bunlar sivrilmiş insanlardan oluşan bir azınlıktır. Gözümüzü sıradan insanlara, kitleye çevirmek zorundayız. Bu Rudzutak'ta sadece daha basit, anlaşılır değil, aynı zamanda teorik olarak da daha doğru ifade edilmiştir (Tez 6):

"...üretime katılan herkesin, yerine getirdiği üretim görevlerinin zorunluluğu ve yararlılığını kavraması; üretime katılan herkesin sadece yukarıdan verilen görevlerin yerine getirilmesine çalışmakla kalmayıp, aynı zamanda bilinçli bir şekilde üretim alanındaki bütün teknik ve örgütsel eksikliklerin giderilmesine katılması zorunludur."

Dördüncüsü. "Üretim demokrasisi" yanlış yorumlara açık bir ifadedir. Diktatörlüğün ve bireysel komutanın reddedilmesi anlamında anlaşılabilir. Olağan demokrasinin ertelenmesi ya da ona yan çizilmesi anlamında yorumlanabilir. Her iki yorum da zararlıdır: bundan kaçınmak için ise ayrıca ve uzun yorumlarda bulunmak kaçınılmazdır.

Aynı düşünceler Rudzutak'ta daha doğru ve basit bir şekilde anlatılmıştır ve aynı zamanda tüm bu müşkülattan uzaktır. Ve Troçki 11 Ocak tarihli "Pravda"daki "Üretim Demokrasisi" adlı makalesinde sadece bu yanlışlıkların ve müşkülatın varlığını inkâr etmemekle kalmıyor (kendi tezlerini Rudzutak'ınkilerle karşılaştırmayarak bu soruna tümüyle yan çiziyor), bilakis "askeri demokrasi"yle paralellikler çizerek kendi ifadesindeki müşkülatı ve yanlışı dolaylı olarak onaylıyor. Neyse ki biz, anımsayabildiğim kadarıyla böyle bir ifade yüzünden hiçbir zaman fraksiyon çatışmasına başlamadık.

Troçki'nin "üretim atmosferi" kavramı daha da talihsiz bir kavram. Zinovyev haklı olarak bu kavramla alay etti. Troçki buna çok kızdı ve şu yanıtı verdi:

"Bir savaş atmosferi vardı, bir cephe atmosferi vardı... Şimdi işçi kitlesi içinde, sadece yüzeyde değil onun büyük çoğunluğu içinde bir üretim atmosferi oluşmalıdır, yani cephelere karşı olduğu gibi üretime karşı da aynı heyecan, aynı nesnel ilgi, aynı dikkat oluşmalıdır..."

Fakat tam da bunun için "işçi kitlesine, onun büyük çoğunluğu"na Rudzutak'ın tezlerinde yapıldığı gibi konuşmak ve başlarını sallayıp gülümsemelerine yolaçacak "üretim atmosferi" gibi sözcükler kullanmamak gerekir. Aslında Troçki yoldaş "üretim atmosferi" kavramını kullanırken üretim propagandası kavramının ifade ettiği aynı düşünceleri dile getiriyor. Fakat tam da işçi kitlesi için, onun büyük çoğunluğu için, üretim propagandasında bu tür kavramlardan kaçınmak gerekir: Bu kavram kitleler arasında üretim propagandasının nasıl yapılmaması gerektiğinin dikalasıdır.

POLİTİKA VE EKONOMİ.
DİYALEKTİK VE EKLEKTİZM
Böyle temel, işin ABC'si olan bir sorunu yeniden ortaya atmak zorunda kalmak tuhaf. Ne yazık ki Troçki ve Buharin buna zorluyor. İkisi de beni sorunu "değiştirmek", ya da onlar soruna "iktisaden" yaklaşırken beni "siyasi" yaklaşmakla suçluyorlar. Hatta Buharin bunları tezlerine aldı ve adeta ben her ikisini de birleştiriyorum dercesine, kendini tartışan iki tarafın üstüne "çıkarmaya" çalıştı.

Bu korkunç bir teorik yanlıştır. Politika ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir, diye tekrar etmiştim konuşmamda*, çünkü daha önce de, son derece saçma, bir Marksistin ağzına yakışmayan, sorunlara "siyasi" yaklaştığım suçlamasını duymuştum. Politika zorunlu olarak ekonomi üzerinde önceliğe sahip olmalıdır. Olayları başka türlü değerlendirmek, Marksizmin ABC'sini unutmak demektir.

Politik değerlendirmem mi yanlış? Öyleyse bunu söyleyin ve kanıtlayın. Fakat politik yaklaşımla "ekonomik" yaklaşımın eşdeğer olduğunu, "birinin ya da ötekinin" alınabileceğini söylemek (ya da dolaylı olarak bunu düşünmek bile) Marksizmin ABC'sini unutmak demektir.
Başka bir deyişle. Politik yaklaşım şudur: sendikalara yanlış yaklaşılırsa, bu Sovyet iktidarını, proletarya diktatörlüğünü yerle bir edecektir. (Partinin haksız olduğu partiyle sendikalar arasındaki bir bölünme, Rusya gibi bir köylü ülkesinde Sovyet iktidarını muhakkak yıkacaktır). Bu düşünce nesnel bir şekilde gözden geçirilebilir, yani meseleye mevcut yaklaşımın doğru mu, yoksa yanlış mı olduğu incelenebilir, düşünülebilir, bu konuda karara varılabilir (ve bu yapılmalıdır). Fakat sizin politik yaklaşımınıza "değer veriyorum", "fakat" bu sadece siyasi bir yaklaşım, oysa bizim "iktisadi" bir yaklaşıma "da" gereksinimimiz var demek şunu demeye benzer: Şu ya da bu adımı attığınızda kafanızı kıracağınız yönündeki düşüncenize "değer veriyorum", fakat tok ve giyinik olmanın aç ve çıplak olmaktan daha iyi olduğunu da göz önüne alın.

Buharin meseleye politik ve ekonomik yaklaşımı birleştirmeyi propaganda ederek teorik olarak eklektizme düşmüştür.

Troçki ve Buharin meseleyi öyle koyuyorlar ki, sanki onlar üretimin yükselmesi için, biz ise sadece biçimsel demokrasi için kaygı duyuyoruz. Bu anlatım yanlıştır, çünkü sorun sadece şudur (ve Marksist-lerce de sadece böyle konabilir): meseleye doğru politik yaklaşım olmadan söz konusu sınıf egemenliğini koruyamayacak, dolayısıyla üretim görevlerini de yerine getiremeyecektir.
Daha somut olarak. Zinovyev şöyle diyor:

"Sendikalarda işi bölünmeye kadar götürerek siyasi bir hata yapıyorsunuz. Üretimin artırılması hakkında ise ben ta Ocak 1920'de yazıp çizdim, bir hamam yapımını örnek verdim."

Troçki yanıtlıyor:

"Bir hamamın örnek verildiği bir broşür yazmak ne büyük iş (s. 29); ama, sendikaların ne yapması gerektiği hakkında 'tek sözcük', 'tek bir sözcük dahi' (s. 22) söylemediniz".

Yanlış. Hamam örneği, kusuruma bakmayın, on "üretim atmosferi"nden daha fazla tartar, yanında birkaç "üretim demokrasisi" de cabası. Hamam örneği, sendikaların görevinin ne olduğunu kitleler için, "büyük çoğunluk" için açık, basit biçimde ifade etmektedir, "üretim atmosferi" ve "üretim demokrasisi" ise işçi kitlelerinin bakışını bulandıran, anlamalarını zorlaştıran değersiz bir şeydir.

Troçki yoldaş bana da şu suçlamada bulundu: "Lenin, sendikaların aygıtı denilen manivelaların hangi rolü oynadığı ve oynaması gerektiği" üzerine "tek laf etmemiştir", (s. 66)

Özür dilerim Troçki yoldaş: Rudzutak yoldaşın tezlerinin tamamını okuyarak ve bunları onaylayarak, bu konuda sizin tüm tezlerinizden ve tüm raporunuzdan, daha doğrusu ikinci raporunuzdan ve kapayış konuşmanızdan çok daha fazla şey söyledim — daha tafsilatlı, daha doğru, daha basit ve daha açık. Çünkü, tekrar ediyorum, aynî ödüller ve dostluk disiplin mahkemelerinin, ekonomiye egemen olmak, sanayiyi yönetmek, sendikaların üretimdeki rolünü artırmak için "üretim demokrasisi", "birleşme" vs. üzerine son derece soyut (o nedenle de boş) sözcüklerden yüz kez daha fazla anlamı vardır.

"Üretim" bakış açısını öne çıkarma (Troçki) ya da siyasi yaklaşımın tekyanlılığını aşma, daha doğrusu bu yaklaşımı iktisadi yaklaşımla birleştirme (Buharin) bahanesi altında bize şunlar sunuldu:

1) Politika ve ekonominin ilişkisinin teorik olarak yanlış, eklektik tanımında ifadesini bulan Marksizmin unutulması;

2) Troçki'nin platform broşürünün bütününe nüfuz etmiş olan sarsma politikasında ifade edilen siyasi hatanın savunulması ya da gizlenmesi. Bu hata, bilincine varılmaz ve düzeltilmezse, proletarya diktatörlüğünün çöküşüne götürür;

3) Katıksız üretim ve ekonomi sorunları alanında, üretimin nasıl artırılacağı sorunları alanında bir adım geri gitmek; Rudzutak'ın önümüze somut, pratik, yaşamsal öneme sahip canlı görevler koyan (üretim propagandasını geliştirin, aynî ödülleri doğru dürüst dağıtmayı ve zoru daha doğru biçimde dostluk disiplin mahkemeleri biçiminde uygulamayı öğrenin) amaca uygun tezlerinden, amaca uygun ve pratikte en önemli olanı dikkate almadan soyut, içeriksiz, "boş", teorik olarak yanlış, aydınca formüle edilmiş genel tezlere bir adım geri gitmek.
Politika ve ekonomi sorununda bir yanda Zinovyev'le ben, öte yanda Troçki ve Buharin arasındaki karşılıklı ilişki gerçekte budur.

Bu nedenle Troçki yoldaşın 30 Aralık'ta açıkladığı bana karşı itirazını okurken gülümsemeden edemedim:

"Lenin yoldaş, VIII. Sovyet Kongresi'nde mevcut durum üzerine raporu kapayış konuşmasında politikaya daha az ve iktisadi ruha daha çok gereksinimimiz olduğunu söylerken, sendikalar sorununda meselenin politik yanını öne çıkarmıştır" (s. 65).

Troçki yoldaş bu sözlerini "son derece isabetli" buluyor. Gerçekte ise bu sözler iflah olmaz bir kavram kargaşasını, gerçekten sınırsız bir "ideolojik karışıklığı" ifade ediyor. Elbette ben daima, politikayla daha az ve ekonomiyle daha çok uğraşmamız gerektiği dileğini ifade ettim, ediyorum ve edeceğim. Fakat bu dileğin yerine gelebilmesi için siyasi tehlikelerden ve siyasi hatalardan kaçınmanın zorunlu olduğunu kavramak zor olmasa gerek. Troçki yoldaşın işlediği ve Buharin yoldaşın derinleştirip büyüttüğü politik hatalar, Partimizi ekonomik görevlerden, "üretim" çalışmasından saptırıyor, ne yazık ki bizi bu hataları düzeltmek için zaman kaybetmeye, (proletarya diktatörlüğünün çökmesine götüren) sendikalist sapmayla boğuşmaya, sendika hareketinin yanlış tarzda (Sovyet iktidarının yıkılmasına yol açacak tarzda) ele alınmasına karşı boğuşmaya, aynî ödülleri kimin daha iyi ve daha başarılı dağıttığı, kimin mahkemeleri daha iyi ve başarılı örgütlediği ve 2-6 Kasım tarihleri arasında toplanan V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nın kabul ettiği Rudzutak'm tezleri temelinde birleşmeyi kimin daha iyi ve başarılı gerçekleştirdiği (Saratovlu değirmen işçileri mi, Don Havzası maden işçileri mi, Petrogradlı metal işçileri mi vs.) üzerine amaca uygun pratik "ekonomik" tartışmalar yerine genel "tez'ler üzerine boğuşmaya zorluyor.

"Geniş bir tartışma"nın yararlılığı sorununu alalım. Burada da politik hataların bizi ekonomik görevlerden nasıl saptırdığını göreceğiz. Ben "geniş" bir tartışmaya karşıydım ve amaca uygun bir tartışmanın yapılabileceği Sendika Komisyonu'nu dağıtmasını Troçki yoldaşın hatası, siyasi bir hatası olarak gördüm ve görüyorum. Başta Buharin olmak üzere tampon grubunun bir tamponun görevlerini kavramamış olmasını siyasi bir hata olarak görüyorum (bu grup burada da diyalektiğin yerine eklektizmi koymuştur). Tam da "tampon" bakış açısıyla bu grup büyük bir enerjiyle geniş bir tartışmaya karşı ve tartışmanın Sendika Komisyonu'na havale edilmesinden yana olması gerekirdi. Ne olduğuna bir bakın.

30 Aralık'ta Buharin yoldaş şu açıklamaya kadar vardırdı işi:

"... bütün sorunların dar heyetlerde, küçük toplantılarda, kendimize ait herhangi bir kurumda müzakere edilmeyip, bilakis bütün sorunların büyük toplantılara sunulmasından ibaret olan yeni kutsal şiarı •—işçi demokrasisi şiarını— ilan ettik. Ve şimdi sendikaların rolü sorununu bugünkü gibi dev bir toplantıya sunarak geriye doğru değil, ileriye doğru bir adım attığımızı iddia ediyorum" (s. 45).

Ve bu insan Zinovyev'i kahvehane politikacılığıyla ve demokrasiyi abartmakla suçladı! Tam bir kahvehane politikacılığı ve "üstünkörülük"tür bu, biçimsel demokrasinin devrimci yararlılığa tabi olması gerektiğini kesinlikle kavrayamamaktır!

Troçki de bundan daha iyi değildir. Şu suçlamayla ortaya çıkar:

"Lenin, sorunun özü üzerine tartışmayı ne pahasına olursa olsun durdurmak, engellemek istiyor" (s. 65).

Şu açıklamayı yapıyor:

"Neden Komisyona girmediğimi MK'da açıkça söyledim: Bana tıpkı tüm diğer yoldaşlar gibi bana da bu sorunu Parti basınında tüm kapsamıyla ele alma izni verilmediği sürece, bu sorunun küçük toplantılarda ele alınmasında, dolayısıyla Komisyon çalışmasında da hiçbir yarar görmüyorum" (s. 69).

Ya sonuç? Troçki'nin geniş bir tartışma başlattığı 25 Aralık'ın üzerinden daha bir ay bile geçmeden, yüz sorumlu Parti fonksiyoneri arasında bu tartışmadan bıkmamış, bu tartışmanın yararsızlığını (belki daha da kötüsü) anlamamış tek kişi bulmak güçtür. Çünkü Troçki sözcükler üzerine, kötü tezler üzerine tartışmayla Parti'nin zamanını çalmış ve görevi pratik deneyimi incelemek ve gözden geçirmek, bu deneyimden ders çıkarmak ve canlı şeyden her türlü "üretim atmosferi" gibi ölü safsataya gerilemek değil, gerçek "üretim" çalışmasında ilerlemek olan bir komisyonda amaca uygun, ekonomik yaklaşıma "küçük toplantı" diye hakaret etmiştir.

Ünlü "birleşme"yi alalım. 30 Aralık'ta bu konuda susmayı öğütledim*, çünkü kendi pratik deneyimimizi incelemedik: bu önkoşul olmadan ise birleşme üzerine anlaşmazlıklar kaçınılmaz olarak kahvehane politikacılığına, Parti güçlerinin ekonomik çalışmadan boşu boşuna saptırılmasına yozlaşır. Troçki'nin bu husustaki, Ekonomi Konseylerine üçte birden yarıya ve yandan üçte ikiye kadar sendika temsilcilerini alma önerisi yaptığı tezlerini bürokratik projecilik olarak niteledim.

Bu Buharin'i çok kızdırdı; raporun 49. sayfasında gördüğüm gibi, uzun uzadıya ve etraflıca, "bir araya gelip herhangi bir şey üzerine konuşan insanların sağır-dilsiz gibi davranmamaları gerektiği"ni anlattı (söz konusu sayfada gerçekten böyle deniyor!). Troçki de kızdı ve bağırdı:

"Hepinizden not defterinize, şu gün, şu tarihte Lenin yoldaşın bunu bürokratizm olarak adlandırdığını not etmenizi rica ediyorum, ben ise bunun birkaç ay sonra, Sendikalar Tüm-Rusya Merkez Konseyi'nde ve Yüksek Ekonomi Konseyi'nde, Metal işçileri Merkez Komitesi'nde ve Metal şubesinde vs. üçte birden yarıya kadar, her iki organın üyelerinin yer alması gerektiğinin kabul edileceği ve model olacağını önceden söyleme cesaretini gösteriyorum..." ('s. 68).

Bunu okuyunca, Milyutin yoldaştan (Yüksek Ekonomi Konseyi Başkan vekili) birleşme sorunu üzerine mevcut basılı raporları göndermesini rica ettim. Şunu düşündüm: pratik deneyimlerimizi hiç olmazsa ben incelemeye başlayayım, çünkü herhangi bir belge, olgu olmadan gelişigüzel "genel Parti gevezelikleri"yle (Buharin'in bir ifadesi, s. 47, ünlü "sarsma"dan daha az "veciz" olmayacak bir sözcük) uğraşmak ve görüş ayrılıkları, tanımlar, "üretim demokrasileri" icat etmek dayanılmaz ölçüde sıkıcıdır.

Milyutin yoldaş bana "Yüksek Ekonomi Konseyi'nin VIII. Tüm-Rusya Sovyet Kongresi'ne Raporu" da aralarında olmak üzere bazı kitaplar gönderdi (M. 1920; önsöz 19 Aralık 1920 tarihlidir). Orada 14. sayfada işçilerin yönetim organlarına katılım derecesini gösteren bir tablo yer almaktadır. Bu küçük tablo aşağıdadır. (Bu tablo sadece bir kısım İl Ekonomi Konseylerini ve işletmeleri kapsamaktadır.)

idari aygıt .
Toplam
işçiler
Yüzde
Uzmanlar
Yüzde
Memurlar
Yüzde
Yüksek Ekonomi







Konseyi ve İl







Ekonomi Konseyleri







Prezidyumu
187
107
57,2
22
11,8
58
31,0
Ana İdarelerin,







Şubelerin, Merkezlerin







ve Başmüdürlüklerin







Meclisleri
140
72
51,4
31
22,2
37
26,4
Heyetle ve Bireysel







Yönetilen Fabrika ve







Tesislerin İdareleri
1143
726
63,5
398
34,8
19
1,7
Toplam
1470
905
61,6
451
30,7
114
7,7


Demek ki daha şimdiden işçilerin katılımı ortalama yüzde 61,6'yı bulmaktadır, yani yarıdan çok üçte ikiye yakındır! Troçki yoldaşın bu konuda tezlerde yazdıklarının bürokratik projeci niteliği şimdiden kanıtlanmıştır. "Üçte birden yarıya kadar", ya da yandan üçte ikiye kadar üzerine konuşmak, tartışmak, platformlar kaleme almak, son derece boş "genel Parti gevezelikleri"dir, güçlerin, araçların, dikkatin ve zamanın üretimdeki çalışmadan saptırılmasıdır, ciddi içerikten yoksun tam bir kahvehane politikacılığıdır. Buna karşılık, deneyim sahibi insanların biraraya geldiği, gerçekleri incelemeden tezler kaleme almaya yanaşılmayacak olan Komisyon'da, deneyimlerin amaca uygun bir biçimde gözden geçirilmesiyle, diyelim ki, ("her iki organa mensup bir fonksiyoner" arasından) birkaç düzine insanla bir soruşturma yapılmasıyla, bunların izlenimleri ve çıkardıkları sonuçların istatistiğin nesnel verileriyle karşılaştırılmasıyla, gelecek için nesnel, pratik ipuçları elde etmekle uğraşabilirdi: örneğin deneyimden şu ya da bu sonuç çıkmışken, derhal aynı yönde mi ilerlemeli, yoksa gidilecek yönü, yöntemleri, yaklaşım tarzını biraz değiştirmeli mi ya da bu değişimi nasıl yapmalı, ya da işi durdurmak, deneyimi bir kez daha gözden geçirmek, belki de bazı şeyleri değiştirmek mi gerekir vs. vs.

Gerçek bir "idareci", yoldaşlar, (izin verin de ben de biraz "üretim propagandasıyla uğraşayım!), kapitalistlerin ve tröst organizatörlerinin en ileri ülkelerde bile, yıllar boyunca, bazen on yıl ve daha fazla süre, kendilerinin (ve başkalarının) pratik deneyimini incelemekle uğraştıklarını, ilgili firma için tamamen uygun bir idari sistem, bir üst ve alt idarecileri seçme sistemi kurabilmek vs. için başlanmış olanı iyileştirdikleri, değiştirdikleri, eskiye geri döndükleri ve birçok düzeltmeler yaptıklarını bilir. Bütün uygar dünyada iktisadi çalışmasında yüzyılların deneyim ve alışkanlıklarına dayanan kapitalizmde bu böyleydi. Biz ise, kapitalizmin bize miras olarak bıraktığı ve değiştirilmesi ancak son derece yavaş gerçekleşebilecek olan alışkanlıkları değiştirmek için son derece uzun, inatçı ve sabırlı bir çalışmayı gerektiren yeni bir temel üzerine bina inşa ediyoruz. Bu soruna Troçki'nin yaklaştığı gibi yaklaşmak temelden yanlıştır.

"İşçilerimizin —diye haykırdı 30 Aralık'ta—, Parti ve sendika fonksiyonerlerimizin üretim eğitimi var mı? Evet mi, hayır mı? Ben 'hayır!' diye yanıtlıyorum" (s. 29).

Böyle bir soruna bu tarzda yaklaşmak gülünçtür. Bu, söz konusutümende yeterli miktarda keçe çizme var mı? Evet mi, hayır mı? diye sormak gibi birşeydir.

Biz on yıldan sonra bile kesinlikle, bütün Parti ve sendika fonksiyonerlerinin yeterli üretim eğitimine sahip olmadıklarını söylemek zorunda olacağız. Tıpkı Parti'nin, sendikaların ve askeri makamların bütün fonksiyonerlerinin on yıl sonra bile yeterli askeri eğitime sahip olmayacakları gibi. Fakat sendika üyesi ve delegesi yaklaşık bin işçinin, işletmelerin, merkezlerin ve daha yüksek makamların yönetimine katılması ve onları yönetmesiyle bizde üretim eğitimine başlangıç yapılmıştır. "Üretim eğitimi"nin, bizzat biz illegal dönemin eski fonksiyonerlerinin ve profesyonel gazetecilerin eğitiminin temel ilkesi, "yedi kez ölç, bir kez biç" düsturuna göre kendi pratik deneyimlerimizi son derece dikkatli ve ayrıntılı biçimde bizzat incelemeye girişmek ve başkalarına bunu öğretmektir. Bu bin kişinin neler başardığını inatla, yavaş, dikkatli, amaca uygun, uzmanca gözden geçirmek, bunların çalışmasını daha büyük özenle ve uzmanca düzeltmek ve ancak ilgili yöntemin, ilgili idari sistemin, ilgili oranın, ilgili personel seçiminin vs. yararlılığı tam olarak kanıtlandıktan sonra ilerlemek. "Üretim eğitimi"nin bellibaşlı, temel, mutlak kuralı budur ve Troçki yoldaş tüm tezleriyle, soruna tüm yaklaşım tarzıyla tam da bu kuralı çiğnemektedir. Troçki yoldaşın tüm tezleri, tüm platform broşürü, yanlışlarıyla Parti'nin dikkatini ve güçlerini amaca uygun "üretim" çalışmasından, boş, içeriksiz söz düellolarına saptıracak türdendir.
DİYALEKTİK VE EKLEKTİZM.
"OKUL" VE "AYGIT"
Buharin yoldaşın son derece önemli sayısız özelliğinden biri, teori alanındaki yeteneği ve her sorunda sorunun teorik köklerinin izini sürme merakıdır. Bu son derece değerli bir özelliktir, çünkü insan, hatanın hatayı işleyendeki teorik köklerini, onun da bilinçle kabul ettiği ilkelerden hareketle ortaya çıkarmazsa, hiçbir hatayı, bu arada hiçbir politik hatayı da tam olarak anlayamaz.

Sorunu teorik olarak derinleştirme çabasına uygun olarak Buharin yoldaş eğer daha erken değilse 30 Aralık'taki tartışmayla, kavgayı belirtilen bölgeye naklediyor.

"Ne politik, ne de ekonomik etmenin gözardı edilemeyeceği sanırım hiç tartışma götürmez —diyor 30 Aralık'ta Buharin yoldaş—, ve burada 'tampon' fraksiyonu ya da onun ideolojisi olarak adlandırılan şeyin teorik özü budur..." (s. 47)

Buharin yoldaşın burada işlediği hatanın teorik özü, politikayla ekonomi arasındaki (Marksizmin bize öğrettiği) diyalektik ilişkinin yerine eklektizmi geçirmesidir. "Hem biri, hem diğeri", "bir yandan, öte yandan" — Buharin'in teorik konumu budur. İşte budur eklektizm. Diyalektik, karşılıklı ilişkileri somut gelişmeleri içinde bütün yönleriyle dikkate almayı gerektirir, bir parça şundan, bir parça bundan almayı değil. Politika ve ekonomi örneğinde bunu gösterdim.
"Tampon" örneğinde de bu aynı şekilde tartışma götürmez. Parti treni eğik düzlemde bir felakete doğru yol alıyorsa, tampon yararlı ve gereklidir. Bu tartışma götürmez. Buharin "tampon" görevini önüne eklektik biçimde koymuş ve bir parça Zinovyev'den, bir parça Troçki'den almıştır. "Tamponcu" olarak Buharin, taraflardan birinin ya da diğerinin nerede, ne zaman, nasıl bir hata, teorik bir hata, siyasi densizlik hatası ya da bir konuşmada fraksiyoncu nitelikte bir hata ya da abartma hatası vs. yaptığını bağımsızca saptamalı ve bu türden her hataya bütün gücüyle saldırmalıydı. Buharin bir "tampon"un bu görevini kavramamıştır. İşte buna çarpıcı bir kanıt:

Tsektran (Demiryolcular ve Gemi İşçileri Birliği Merkez Komitesi) Petrograd Bürosu komünist fraksiyonu —Troçkiye sempati besleyen ve "üretimde sendikaların rolü temel sorununda Troçki ve Buharin yoldaşların pozisyonlarının, bir ve aynı bakış açısının varyasyonları olduğu"nu ısrarla açıklayan bir örgüt—, Buharin yoldaşın 3 Ocak1921'de Petrograd'da sunduğu ikinci raporu Petrograd'da broşür olarak yayınladı (N. Buharin: "Sendikaların Görevleri Üzerine", P. 1921). Bu ikinci raporda şunu okuyoruz:

" Troçki yoldaşın ilk baştaki formülasyonu, sendika yönetimlerinin görevden alınması, uygun yoldaşların seçilmesi vs. şeklindeydi, hatta daha önceleri 'sarsma' görüşünü temsil etti, fakat şimdi bundan vazgeçmiştir; ve bu nedenle Troçki yoldaşa karşı argüman olarak 'sarsma'yı getirmek kesinlikle saçmadır" (s.5).

Bu anlatımın sayısız olgusal yanlışlarına girmeyeceğim. (Troçki "sarsma" sözcüğünü 2-6 Kasım arasında yapılan V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda kullandı. "Yönetici personelin seçimi"nden ise, 8 Kasım'da MK'ya sunduğu tezlerinin beşinci maddesinde sözetti; geçerken belirteyim ki bu tezler Troçki'nin bazı yandaşları tarafından bildiri olarak yayınlanmıştır. Troçki'nin 25 Aralık tarihli "Sendikaların Rolü ve Görevleri" adlı tüm broşürü, daha önce belirttiğim aynı düşünce tarzıyla, aynı ruhla doludur. Onun bundan "vazgeçtiği"ni nerede ve nasıl gösterdiği ise hiç belli değil.) Benim konum şu an farklı. "Tampon" eklektikse, bir hatayı görmezden gelir, diğerinden sözeder; Moskova'da, Rusya'nın her yerinden binlerce RKP fonksiyoneri önünde 30 Aralık 1920'de işlenen hatadan sözetmez, ama 30 Ocak 1921'de Petrograd'daki hatadan sözeder. "Tampon" diyalektikse, her iki tarafta ya da bütün taraflarda bulduğu her hatanın üzerine bütün gücüyle gider. Fakat Buharin işte bunu yapmıyor. Troçki'nin broşürünü sarsma politikası bakış açısından tahlil etmeye bile çalışmıyor. Onun hakkında sadece susuyor. Tampon böyle bir rol oynadığında herkesin gülmesine şaşmamak gerekir.

Devam edelim. Buharin'in Petrograd'daki aynı konuşmasında sayfa 7'de şunları okuyoruz.

"Troçki yoldaşın hatası, komünizm okulu etmenini yeterince savunmamasıdır."

30 Aralık'taki tartışmada Buharin şu değerlendirmede bulunur:

"Zinovyev yoldaş sendikaların komünizmin bir okulu olduğunu söyledi, Troçki ise sendikaların üretimi yönetmek için idari-teknik bir aygıt olduğunu ifade etti. Ben onun ya da bunun doğru olmadığını kanıtlayabilecek hiçbir mantıki neden göremiyorum; iki tez de, bunların kombinasyonu da doğrudur" (s. 48).

Aynı düşünce Buharin ve "grubu"nun ya da "fraksiyonu"nun 6. tezinde vardır:

"...Onlar (sendikalar) bir yandan 'komünizmin okulu'dur... öte yandan —hem de artan ölçüde— ekonomi aygıtının ve devlet iktidarı aygıtının bir bileşenidir..." ("Pravda", 16 Ocak)

Buharin yoldaşın temel teorik hatası, Marksist diyalektiğin yerine (çeşitli "moda" ve gerici felsefi sistemlerin yazarları arasında son derece yaygın olan) eklektizmi koyması buradadır işte.

Buharin yoldaş "mantıki" nedenlerden sözediyor. Tüm değerlendirme tarzı, onun burada —belki de bilmeden— diyalektik ya da Marksist mantığın bakış açısında değil, biçimsel ya da skolastik mantığın bakış açısında durduğunu gösteriyor. Bunu açıklamak için son derece basit, bizzat Buharin yoldaşın aktardığı bir örnekle başlamak istiyorum. 30 Aralık'taki tartışmada şöyle diyordu:

"Yoldaşlar, burada yapılan tartışmalar çoğunuzda belki de şu izlenimi bırakıyor: İki insan geliyor ve kürsüdeki bardağın ne olduğunu soruyor birbirlerine. Biri şöyle diyor: Bu bir cam silindirdir, aksini söyleyene lanet olsun! İkincisi ise şöyle diyor: Bardak bir içecek kabıdır, aksini söyleyene lanet olsun!" (s. 46)

Okurun göreceği gibi Buharin bu örnekle bana tekyanlılığın zararlarını popüler biçimde açıklamak istemişti. Bu aydınlatmayı teşekkürler, kabul ediyorum ve minnettarlığımı fiilen kanıtlamak için, diyalektikten farklı olarak eklektizmin ne olduğunu popüler bir açıklamayla yanıtlıyorum.

Bardak, tartışmasız hem bir cam silindir, hem de bir içecek kabıdır. Fakat bir bardağın sadece bu iki özelliği ya da niteliği ya da yanı değil, sonsuz sayıda başka özellikleri, nitelikleri, yanları, kendisi dışındaki dünyayla karşılıklı ilişkileri ve "aracılıkları" vardır. Bardak ağır bir nesnedir, atma aracı olarak kullanılabilir. Bardak baskılık olarak, yakalanmış bir kelebek için muhafaza olarak hizmet edebilir. Bardak içinden bir şeyler içmeye uygun olup olmamasından, camdan yapılmış olup olmamasından, silindir biçiminde olup olmamasından vs. tamamen bağımsız olarak üzerinde sanatsal bir oyma ya da resim olan bir nesne olarak bir değere sahip olabilir.

Devam edelim. İçme kabı olarak bir bardağa ihtiyacım varsa, biçiminin silindirik olup olmamasının, gerçekten camdan yapılmış olup olmamasının hiçbir önemi yoktur, buna karşılık çatlak olmaması, kullanırken insanın dudağını yaralamaması vs. önemlidir. Fakat bir şey içmek için değil de herhangi bir cam silindirin kullanılabileceği herhangi bir iş için bir bardağa ihtiyacım varsa, benim için dibi çatlak, hatta dipsiz bile olabilir vs.

Okullarda yeterli görülen (ve alt sınıflar için —değişikliklerle— yeterli görülmesi zorunlu) biçimsel mantık, biçimsel tanımlamaları alır ve kendisine en olağan olanı ya da en sık göze çarpanı kılavuz alır ve bununla yetinir. Buna karşılık iki ya da daha çok sayıda tanımlamayı alır ve bunları tamamen rastlantısal biçimde (hem cam silindir-, hem de su kabı) birleştirirseniz, sadece nesnenin çeşitli yanlarına işaret eden eklektik bir tanım elde edersiniz.

Diyalektik mantık, bunun ötesine geçmemizi talep eder. Bir nesneyi gerçekten tanımak için onun bütün yanlarını, bütün ilişkilerini ve "aracılıkları"nı kavramak ve araştırmak gerekir. Buna hiçbir zaman tam olarak ulaşamayız, fakat çok yanlılık talebi bizi hatalardan ve kalıplaşmaktan korur. Bu birincisi. İkincisi, diyalektik mantık, nesneyi gelişimi içinde, (Hegel'in zaman zaman söylediği gibi) "kendi hareketi" içinde, değişimi içinde ele almayı gerektirir. Bir bardakta bunu görmek hemen o kadar kolay değil, fakat buna rağmen bardak da değişmeden kalmıyor, özellikle de onun amacı, kullanımı, çevreyle ilişkisi değişiyor. Üçüncüsü, bir nesnenin tam "tanımı"na gerek hakikatin ölçütü olarak gerekse de bir nesnenin insanın ihtiyacı olan şeyle ilişkisinin pratik determinantı olarak tüm insan pratiği girmelidir. Dördüncüsü, diyalektik mantık Plehanov'un Hegel'e atfen söylemeyi sevdiği gibi "soyut gerçek olmadığını, gerçeğin her zaman somut olduğu"nu öğretir. (Parantez içinde genç parti üyelerine Plehanov'un felsefe üzerine yazdıklarını incelemeden —evet incelemek— bilinçli, gerçek bir komünist olunamayacağını belirtmenin yerinde olacağı görüşündeyim, çünkü bu tüm uluslararası Marksist literatür içinde en iyisidir[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız].)

Elbette diyalektik mantık kavramını en küçük ayrıntısına kadar ele almıyorum. Fakat şimdilik bu kadarı yeter. Artık bardaktan sendikalara ve Troçki'nin platformuna geçebiliriz.

"Bir yandan okul, diğer yandan aygıt" diyor Buharin ve bunu tezlerine yazıyor. Troçki'nin hatasının "okul etmenini yeterince savunmaması" olduğunu söylüyor..., Zinovyev'de ise aygıt "etmeni" aksıyor.

Buharin'in bu değerlendirme biçimi neden cansız ve içeriksiz bir eklektizmdir? Çünkü Buharin'in, hem mevcut kavganın bütün tarihini (Marksizm, yani diyalektik mantık bunu mutlaka gerektirir), hem de soruna yaklaşımı, sorunun ortaya konuşunu —ya da sorunun konuluşunun bütün yönlerini— verili zamanda verili somut koşullar altında bağımsızca, kendi bakış açısından hareketle tahlil etme yönünde en ufak bir çabası yok. Buharin'de böyle bir çabadan eser yok! En ufak bir somut inceleme yapmadan, salt soyutlamalara kalkışıyor ve bir parça Zinovyev'den, bir parça Troçki'den alıyor. Bu eklektizmdir.

Bunu daha çarpıcı biçimde açıklamak için bir örnek almak istiyorum. Ben (Sun-Yat-Sen'in iki, üç makalesi ve yıllar önce okuduğum birkaç kitap ve gazete makalesi dışında) Güney Çin isyancıları ve devrimcileri hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Orada ayaklanmalar olduğuna göre, ayaklanmanın bütün ulusu etkisi altına alan son derece şiddetli bir sınıf mücadelesinin ürünü olduğunu söyleyen bir Çinliyle, ayaklanmanın bir sanat olduğunu söyleyen bir Çinli arasında büyük ihtimalle anlaşmazlıklar vardır. Daha fazla şey bilmeden, Buharin'inki gibi tezler kaleme alabilirim: "Bir yandan... diğer yandan", Birinin sanat "etmeni"ni, diğerinin "şiddet etmeni"ni yeterince dikkate almadığını söyleyebilirim vs. Bu cansız ve içeriksiz eklektizm olurdu, çünkü mevcut kavganın, mevcut sorunun, bu soruna mevcut yaklaşım tarzının somut incelemesi yoktur.

Sendikalar, bir yandan okul, diğer yandan aygıt, üçüncü yandan emekçilerin örgütü, dördüncü yandan neredeyse sadece sanayi işçilerinin örgütü, beşinci yandan sanayi dallarına göre bir örgüttür*[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] vs. vs. Sorunun ya da nesnenin üçüncü, dördüncü, beşinci vs. yanını değil de, neden ilk iki yanını ele almak zorunda olduğunu kanıtlamak için Buharin'de herhangi bir argümantasyonun, herhangi bir bağımsız tahlilin izi bile yok. O nedenle Buharin grubunun tezleri de baştan sona eklektik bir sıfırdır. Buharin, "okul" ve "aygıt"ın karşılıklı ilişkisi sorununu temelden yanlış, eklektik biçimde koymaktadır.

Bu sorunu doğru koymak için boş soyutlamalardan, somut, yani verili tartışma konusuna geçmek gerekir. Bu kavgayı ister V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda ortaya çıktığı gibi, isterse de Troçki'nin 25 Aralık tarihli platform broşüründe ortaya attığı ve kitabına uydurduğu gibi ele alın, Troçki'nin tüm yaklaşımının, tüm yöneliminin yanlış olduğunu göreceksiniz. Troçki, gerek "Sovyet trade-unionizmi" sorunu ortaya atıldığında, gerek genel olarak üretim propagandasından sözedildiğinde, gerekse de sorun Troçki'nin koyduğu gibi birleşme sorunu, sendikaların üretimin yönetimine katılması sorunu olarak konduğunda, sendikaların okul olarak değerlendirilmesi gerektiğini ve değerlendirilebileceğini kavramamıştır. Bu son sorunda da Troçki'nin platform broşüründe ortaya konduğu haliyle hata, sendikaların üretimin idari-teknik yönetim okulu olduğunu kavramamakta yatmaktadır. "Bir yandan okul, diğer yandan başka bir şey" değil, bugünkü kavgada Troçki'nin sorunu ortaya koyuş tarzıyla, bütün yanlarıyla değerlendirildiğinde, sendikalar bir okuldur, bir birleşme okulu, bir dayanışma okulu, bir çıkarlarını savunma okulu, bir ekonomiyi sevk ve idare okulu, bir yönetim okuludur. Troçki yoldaşın bu temel hatasını kavramak ve düzeltmek yerine, Buharin yoldaş şu gülünç düzeltmeyi yapmıştır: "Bir yandan — öte yandan".

Soruna daha somut yaklaşalım. Bugünkü sendikaların üretimi sevk ve idare "aygıtı" olarak ne olduklarına bakalım. Şunu gördük: Tam olmayan verilere göre 900 işçi, sendika üyesi ve delegesi üretimi sevk ve idare ediyor. İsterseniz bu rakamı on katına, hatta yüz katına yükseltin, size taviz olarak ve temel hatanızı açıklayabilmek için böyle ihtimal dışı bir "ilerleme" hızını bile kabul ediyoruz— bu durumda bile altı milyon sendika üyesine kıyasla doğrudan yönetenlerin yok denecek kadar az olduğu görülür. Ve Troçki'nin yaptığı gibi tüm dikkati "yönetici kesime" yöneltmenin, yüzde 98,5'un henüz öğrenme aşamasında bulunduğunu (6.000.000 eksi 90.000 = 5.910.000 = yüzde 98,5) ve daha uzun süre bu aşamada bulunacağını gözönüne almadan üretimde sendikaların rolü ve üretimin sevk ve idaresinden sözetmenin temel bir hata işlemek olduğu daha açık görülür. Okul ve idare değil, idare okulu.

Troçki yoldaş 30 Aralık'ta Zinovyev'e karşı polemik yapıp onu —herhangi bir kanıt sunmadan ve haksız yere— "atama yöntemi"ni, yani MK'nın atama yapma hak ve görevini reddetmekle suçlarken, ağzından istemeden son derece dikkat çekici bir karşılaştırma kaçmıştır:

"Zinovyev —dedi—, her türlü pratik, nesnel soruna fazla propagandistçe yaklaşıyor ve burada sadece bir ajitasyon malzemesi değil, aynı zamanda idari olarak karara bağlanması gereken bir sorun bulunduğunu unutuyor" (s. 27).

Mevcut sorunun saf idari ele alınışının nasıl olabileceğini hemen ayrıntılı olarak tartışacağım. Fakat Troçki yoldaşın temel hatası tam da, platform broşüründe bizzat kendisi tarafından ortaya atılan sorunlara sadece propagandacı olarak yaklaşabilecek ve yaklaşması gerekirken, idareci gibi yaklaşmış (daha doğrusu atılmış) olmasıdır.

Gerçekten de. Troçki'de iyi olan nedir? Hiç kuşkusuz iyi ve yararlı olan bir şey, üretim propagandasıdır, ve o da tezlerinde değil konuşmalarında — özellikle de sendikacıların güya "muhafazakâr" kanadına karşı başarısız polemiklerini unuttuğunda. Sendika Komisyonu'nda amaca uygun bir "iktisadi" çalışmada, Tüm-Rusya Üretim Propagandası Bürosu'nun çalışanı ve üyesi olarak, konuşmacı ve yazar olarak Troçki yoldaşın davaya hiç de az yararı olmazdı kuşkusuz (ve hiç kuşkusuz olacaktır da). "Platform tezleri" bir hataydı. Bu tezlerde sendika örgütündeki "kriz"e, sendikalardaki iki "eğilim"e, RKP programının açıklanmasına, "Sovyet Trade-unionculuğu"na, "üretim eğitimi"ne, "birleşme"ye idarecinin yaklaşımı kızıl bir şerit gibi baştan sona görülmektedir. Burada Troçki'nin "platform"unun bütün önemli konularını saydım ve tam da bu tür konular bugün, Troçki'nin sahip olduğu malzemeyle sadece propaganda açısından ele alınabilir.

Devlet zorun alanıdır. Özellikle proletarya diktatörlüğü çağında zordan vazgeçmek deliliktir. "İdare etmek" ve meseleye idari yaklaşım burada olmazsa olmaz şarttır. Parti, proletaryanın doğrudan hükümet eden öncüsüdür, önderdir. Özgün etkileme aracı, öncüyü saf tutmanın ve çelikleştirmenin aracı zor değil Parti'den ihraçtır. Sendikalar devlet iktidarının rezervuarıdır, komünizm okuludur, ekonomiyi sevk ve idare etme okuludur. Bu alanda özgül ve en önemli şey yönetim değil, "merkezi" (elbette aynı zamanda yerel) "devlet yönetimi, ekonomi ve emekçilerin geniş kitleleri arasındaki "bağ"dır (Parti programımızın ekonomiyle ilgili bölümünde sendikalara ayrılmış 5. maddesinde dendiği gibi). Troçki'nin tüm platform broşüründe sorunun konuluşunun tüm yanlışlığı, bu ilişkinin kavranmamış olması apaçık görülmektedir.

Troçki'nin bu aynı kötü ünlü "birleşme"yi, platformunun diğer konularıyla bağıntı içinde hazırladığını ve tüm soruna bambaşka bir yönden yaklaştığını düşünelim. Troçki'nin broşürünün tamamen, diyelim ki 900 "birleşme" durumundan 90'ını, Yüksek Ekonomi Konseyi'nde, sanayinin sevk ve idaresinde, sendikaların seçim görevlerinde iş görme, sendika üyelerinin ve sendikal hareketin sürekli fonksiyonerlerinin aynı zamanda bu görevleri yerine getirmesinin incelenmesine ayrılmış olduğunu düşünelim. Aynı zamanda kısmi bir istatistik araştırmanın verileriyle, İşçi-Köylü Müfettişliği'nin müfettiş ve eğitmenlerinin ve ilgili Halk Komiserliklerinin raporlarıyla tahlil edildiğini, yani idari organların belgeleri temelinde, alınan sonuçlar bakımından, çalışmanın sonuçları, üretimin başarısı vs. bakımından tahlil edildiğini düşünelim. Meselenin böyle ele alınması idari bakımdan doğru olurdu ve "sarsma" çizgisini kesinlikle haklı çıkarırdı, yani dikkatleri kimin görevden alınacağına, kimin yerinin değiştirileceğine, kimin atanacağına, "yönetici kesim"den derhal nelerin talep edileceğine çekerdi. Buharin Tsektrancılar tarafından yayınlanan 3 Ocak'taki Petrograd konuşmasında Troçki'nin eskiden "sarsma" düşüncesini savunduğunu, fakat şimdi bundan vazgeçtiğini söylediğinde, burada pratikte gülünç, teorik olarak ise bir Marksiste yakışmayan eklektizme düşmüştür. Buharin sorunu soyut alıyor ve somut ele almayı beceremiyor (ya da ele almak istemiyor). Parti MK'sı ve tüm parti olarak idare ettiğimiz, yani devleti yönettiğimiz sürece, "sarsmaktan", yani görevden almak, yerini değiştirmek, atamak, azletmekten vs. kaçınmayacağız ve kaçınamayız. Fakat Troçki'nin platform broşüründe böyle bir malzeme kullanılmamış, hiçbir "pratik, nesnel sorun" ortaya konmamıştır. Zinovyev'le Troçki, Buharin'le biz, bütün parti "pratik, nesnel bir sorun" üzerine değil "sendikal hareket alanındaki eğilimler" (Troçki 4. tez) sorunu üzerine kavga etmişiz ve ediyormuşuz.

Bu özünde politik bir sorundur. Troçki'nin hatasını eklektik küçük değişiklikler ve eklerle düzeltmek —elbette en insancıl duygu ve niyetlerle dolu olan Buharin'in istediği gibi— meselenin, mevcut somut "mesele"nin özü gereği olanaksızdır.

Burada ancak ve yalnız bir tek çözüm olabilir.
"Sendikal hareket alanında eğilimler", sınıfların karşılıklı ilişkisi, politika ve ekonominin karşılıklı ilişkisi, devletin, partinin, sendikaların —"okul" olarak ve aygıt olarak vs.— özgül rolü politik sorununu doğru çözmek. Bu birincisi.

İkincisi: doğru politik çözüm temelinde sürekli, sistematik, inatçı, sabırlı, çok yönlü ve tekrar tekrar üretim propagandası, hem de devlet tarafından, bir devlet kuruluşu adına ve onun yönetiminde.

Üçüncüsü: "pratik, nesnel sorunları" eğilimler üzerine kavgalarla, "genel parti gevezeliği" ve geniş tartışma ayrıcalığı teşkil eden kavgalarla karıştırmamak, bilakis bu sorunları pratik biçimde, amaca uygun komisyonlarda, tanıklara soru sorarak, rapor, haber ve istatistikleri inceleyerek ortaya koymak ve bütün bunlara dayanarak —sadece bütün bunlara dayanarak, sadece bu koşullar altında-—, sadece görevli Sovyet ya da Parti organının ya da her iki organın kararıyla "sarsmak".

Troçki ve Buharin'de ortaya çıkan ise tam bir karmaşadır: sorunun ele alınmasında siyasi hata, transmisyon bağının, volan kayışının ortadan koparılması, gelişigüzel, boşu boşuna "idare etme"ye atılmak ya da saldırmak. Hatanın "teorik" kaynağı —Buharin bir kez ortaya attığı "bardak" örneğiyle teorik kaynak sorununu gündeme getirmiştir— açıktır. Buharin'in teorik —bu durumda bilgi teorisi bakımından— hatası diyalektiğin yerine eklektiği koymasıdır. Buharin sorunu eklektik biçimde koyarak işi tamamen azıtmış ve sendikalizme düşmüştür. Troçki'nin hatası ise şudur: tekyanlılık, kendini kaptırma, abartma, inat. Troçki'nin platformu, bardağın bir su kabı olmasından ibarettir, fakat bu bardağın dibi yoktur.
SONUÇ
Bir de, değinilmemesi yanlış anlamalara neden olabilecek bazı noktalara kısaca değineceğim.

"Platformu”nun 6. tezinde Troçki yoldaş, RKP programının ekonomiyle ilgili bölümünün, sendikalarla ilgili 5. maddesini aktarmıştı. İki sayfa sonra 8. tezde Troçki yoldaş şöyle diyor:

"...Varlıklarının eski temelini, iktisadi sınıf mücadelesini yitirmiş olan sendikalar"

(bu yanlış, bu aceleci bir abartmadır: elbette sendikalar iktisadi sınıf mücadelesi gibi bir temeli yitirmişlerdir, fakat Sovyet aygıtının bürokratik kamburlarına karşı mücadele anlamında, emekçiler kitlesinin maddi ve manevi çıkarlarının bu aygıtın elinde olmayan yollar ve araçlarla korunması anlamında vs. sınıfsal olmayan "iktisadi mücadele" temelini henüz yitirmediler ve ne yazık ki daha uzun süre yitirmeyeceklerdir),

"bir dizi koşul sonucunda proleter devrimin önlerine koyduğu ve programımızda formüle ettiğimiz yeni görevi, üretimi örgütleme görevini çözmek için saflarında gerekli güçleri toplama ve zorunlu yöntemleri geliştirmeyi henüz başaramamışlardır" (altı Troçki tarafından çizilmiştir, s. 9, tez 8).
Bu da büyük bir yanlışlığın nüvesini içinde barındıran aceleci bir abartmadır. Programda böyle bir formülasyon yoktur ve sendikaların önüne "üretimi örgütlemek" gibi bir görev koymamaktadır. Parti programımızın düşüncelerini ve cümlelerini programın metnine göre sırayla izleyelim:

1) "Toplumsallaştırılmış sanayinin örgütsel aygıtı (her aygıt değil) ilk planda (ama sadece değil) "sendikalara dayanmalıdır." 2) "Bunlar loncasal darlıktan gittikçe daha çok kurtulmalı" (nasıl kurtulacaklar? Partinin önderliği altında ve proletaryanın proleter olmayan emekçi kitleyi eğitme ve çeşitli biçimlerde etkileme seyri içinde) "ve ilgili sanayi dalındaki işçilerin çoğunluğunu, giderek de tümünü kapsayan büyük sanayi birliklerine dönüşmelidir..."

Bu, parti programında sendikaları ele alan bölümün ilk kısmıdır. Görüldüğü gibi bu bölüm bundan sonrası için son derece uzun soluklu çalışma gerektiren çok "sıkı" "koşullar" ortaya koymaktadır. Devamla şöyle denir:

"Sovyet Cumhuriyeti yasalarına ve alışılmış pratiğe göre, sanayinin bütün yerel ve idari organlarına katılan..." (görüldüğü gibi, çok ihtiyatlı bir sözcük: sadece "katılan") "... sendikalar, yekpare bir iktisadi bütün olarak tüm ekonominin tüm idaresini fiilen kendi ellerinde yoğunlaştırma durumuna gelmelidirler..."

(dikkat edin: sanayi dallarının ve sanayinin değil, yekpare bir iktisadi bütün olarak tüm ekonominin yönetimini fiilen yoğunlaştırma durumuna gelmelidirler; bu koşul, ekonomik koşul olarak ancak küçük üreticilerin gerek sanayide gerekse de tarımda gerek nüfus içinde gerekse de ekonomide yandan azı oluşturduklarında gerçekten yerine gelmiş sayılabilir.)

"...Bu biçimde" (buraya kadar gösterilen bütün koşulları kerte kerte gerçekleştiren "biçimde") "...merkezi devlet yönetimi, ekonomi ve geniş emekçi kitleler arasında kopmaz bir bağı güvenceleyen sendikalar, bu sonuncusunu..." (yani kitleleri, yani nüfusun çoğunluğunu) "... en kapsamlı biçimde ekonominin yönetiminde doğrudan çalışmaya çekmelidirler. Sendikaların ekonominin yönetimine katılması ve geniş kitlelerin sendikalar sayesinde bu faaliyete çekilmesi, aynı zamanda Sovyet iktidarının ekonomik aygıtının bürokratlaşmasına karşı da başlıca mücadele aracını oluşturur ve üretimin sonuçlan üzerinde gerçek bir halk denetimi uygulama olanağı sağlar."

Son cümlede yine çok ihtiyatlı bir ifade: "ekonominin yönetimine katılması", yine bürokratizme karşı başlıca (ama tek değil) mücadele aracı olarak geniş kitlelerin işe çekilmesinin belirtilmesi; ve son olarak iki misli ihtiyatlı bir işaret: bir "halk", yani işçi-köylü, ama kesinlikle sadece proleter değil, "denetimi" kurma "olanağı sunar".

Bütün bunları, Parti programımızın sendikaların görevini "üretimi örgütlemek" biçiminde "formüle" ettiği yönünde yorumlamak apaçık yanlıştır. Ve bu yanlışlıkta ısrar edilip, platform tezlerine alınınca, bundan anti-komünist, sendikalist bir sapmadan başka birşey çıkmaz.
Geçerken belirteyim ki, Troçki yoldaş tezlerinde "son dönemde programda önümüze konan hedefe yaklaşmadığımızı, bilakis ondan uzaklaştığımızı" yazmaktadır (s. 7, tez 6).

Bu asılsız ve öyle sanıyorum ki yanlıştır. Bu, Troçki'nin tartışmada yaptığı gibi, bu gerçeğin "bizzat" sendikalar tarafından kabul edilmesine dayanarak kanıtlanamaz. Bu Parti için son merci değildir. Ve zaten bu ancak çok büyük sayıda olgu son derece ciddi nesnel biçimde incelenerek kanıtlanabilir. Bu birincisi. Ve ikincisi, bu kanıtlanmış olsaydı bile, şu soru hâlâ yanıtsız kalırdı: Niçin uzaklaştık? Troçki'nin inandığı gibi, "çok sayıda sendikacı" "yeni görev ve yöntemlere karşı direndiği" için mi, yoksa "biz" "bürokratizmin bazı gereksiz ve zararlı aşırılıklarını engellemek ve düzeltmek" için "saflarımızda gerekli güçleri toplama ve zorunlu yöntemleri geliştirmeyi henüz başaramadığımız" için mi?

Bununla bağ içinde, Buharin yoldaşın 30 Aralık'ta bize yaptığı (ve Troçki'nin dün, 24 Ocak'ta, II. Maden İşçileri Kongresi Komünist Fraksiyonu'ndaki tartışmada yinelediği) suçlamaya, yani "IX. Parti Kongresi'nin saptadığı çizgiden kopmuş" olma (30 Aralık tartışması üzerine rapor, s. 46) suçlamasına değinmek yerinde olacaktır.

Lenin'in IX. Parti Kongresi'nde çalışmanın askerileştirilmesini savunduğu ve demokrasiye yapılan atıflarla alay ettiği, şimdi ise bundan "uzaklaştığı" söyleniyor. 30 Aralık'taki kapayış konuşmasında Troçki yoldaş bu suçlamayı özellikle kabalaştırmıştır:

"Lenin, sendikalarda .. .bir muhalif zihniyetli yoldaşlar gruplaşması olduğu gerçeğini dikkate alıyor" (s. 65); Lenin "diplomatik açıdan" yaklaşıyor (s. 69); "Parti grupları içinde manevra" var (s. 70) vs.

Meselenin Troçki yoldaş tarafından böyle anlatılması, elbette Troçki için gönül okşayıcı, benim için ise gönül okşayıcı olmamaktan da daha kötüdür. Fakat olgulara bakalım:

30 Aralık'taki aynı tartışmada Troçki ve Krestinski şu olguyu saptarlar:

"Preobrajenski yoldaş ta Temmuz'da (1920) MK'da işçi örgütlerimizin iç yaşamıyla ilgili olarak yeni yollar izlememiz gerektiği sorununu ortaya atmıştı." (s. 25)

Ağustos'ta Zinovyev yoldaş bir mektup taslağı kaleme alır ve MK bürokratizmle mücadele ve demokrasinin genişletilmesi üzerine MK mektubunu onaylar. Eylül'de sorun Parti Konferansı'nda ortaya atılır ve Konferans'ın aldığı karar MK tarafından onaylanır. Aralık'ta bürokratizme karşı mücadele sorunu VIII. Sovyet Kongresi'nde ele alınır. Yani tüm MK, tüm parti ve tüm Sovyet Cumhuriyeti bürokratizm ve onunla mücadele sorununu gündeme alma zorunluluğunu kabul etmiştir. Bundan RKP IX. Parti Kongresi'nden "uzaklaşılmış" olduğu sonucu mu çıkar? Hayır. Burada bir uzaklaşma yoktur. Çalışmanın askerileştirilmesi vs. üzerine kararlar itiraz kabul etmez ve bu kararlara itiraz edenlerin demokrasiye yaptıkları atıflar hakkındaki alaylarımı geri çekmek için en ufak bir neden görmüyorum. Buradan sadece, işçi örgütlerinde demokrasiyi, bunu fetiş haline getirmeden genişleteceğimiz; bürokratizmle mücadeleye iki misli dikkat göstereceğimiz; kimden gelirse gelsin bürokratizmin gereksiz ve zararlı aşırılıklarını özellikle titiz bir şekilde düzelteceğimiz sonucu çıkar.

Küçük bir sorun olan aciliyet ilkesi ve eşitleme sorunu üzerine son bir söz. 30 Aralık'taki tartışmada, Troçki'nin bu konuyla ilgili 41. tezinin formülasyonunun yanlış olduğunu söyledim, çünkü ondan tüketimde eşitleme, fakat üretimde aciliyet ilkesinin geçerli olduğu sonucu çıkıyordu. Aciliyet ilkesi ayrıcalık tanıma demektir, fakat tüketim olmadan ayrıcalık bir hiçtir demiştim. Troçki yoldaş bu nedenden dolayı beni hem "büyük bir unutkanlık", hem de "terörize etmek"le suçluyor (s. 67 ve 68) — manevra yapma, diplomasi yapma vs. suçlamasının olmamasına şaşıyorum. O, Troçki, benim eşitleme çizgime tavizler vermiş, ben ise ona bir de saldırıyörmüşüm.

Gerçekte ise, Parti meseleleriyle ilgilenen her okurun başvurabileceği eksiksiz Parti belgeleri bulunuyor: MK Plenumu Kasım kararı, madde 4 ve Troçki'nin platform tezleri, tez 41. Ben ne kadar "unutkan" olursam olayım, Troçki yoldaşın belleği ne kadar iyi olursa olsun, 41. tezin teorik bakımdan yanlış olduğu gerçeği ortadadır, 9 Kasım tarihli MK karan için ise aynı şey söylenemez. Bu karar şöyledir:

"Ekonomi planının uygulanmasında aciliyet ilkesinin muhafaza edilmesi zorunluluğunu kabul eden MK, son Tüm-Rusya Konferansı'nı (yani Eylül Konferansı'nın) kararıyla tam bir uyum içinde, genel sendikal örgütlenmeyi sürekli güçlendirerek çeşitli işçi gruplarının ve ilgili sendikaların durumunda tedricen, fakat kararlılıkla eşitlemeye geçmenin zorunlu olduğu görüşündedir."

Bunun Tsektran'a karşı olduğu açıktır ve bu kararın tam anlamını başka türlü yorumlamak olanaksızdır. Aciliyet ilkesi kalır. (Ekonomi planının uygulanmasında) acil çalışmayla ilgili fabrikalara, sendika birliklerine, tröst ve makamlara ayrıcalık tanınmaya devam eder, fakat aynı zamanda, "Lenin yoldaşın" savunmadığı, bilakis Parti Konferansı'nın ve MK'nın, yani tüm Parti'nin onayladığı "eşitleme çizgisi" açıkça şunu talep eder: tedricen fakat kararlılıkla eşitlemeye geçmek. MK'nın bu Kasım kararını Tsektran'ın uygulamadığı, MK'nın (Troçki ve Buharin'in kabul ettirdiği) bir kez daha "olağan demokrasinin ilkelerinin" anımsatıldığı Aralık kararından görülüyor. 41. tezin teorik yanlışı bu tezde şöyle denmesidir: Tüketim alanında eşitleme, üretim alanında aciliyet ilkesi. Bu ekonomik saçmalıktır, çünkü tüketimle üretimi birbirinden koparır. Ben böyle bir şey söylemedim ve zaten söyleyemem de. Eğer bir fabrika gerekli değilse kapatılsın; mutlak gerekli olmayan bütün fabrikalar kapatılsın. Mutlak gerekli olanlar arasında acil olanlara ayrıcalık tanınsın. Diyelim ki ulaştırmaya ayrıcalık tanınsın. Bu tartışma götürmez. Fakat bu ayrıcalığın aşırı olmaması için ve Tsektran'da aşırı olduğunu dikkate alarak, Parti'nin (Lenin'in değil) direktifi şöyle olmuştu: tedricen fakat kararlılıkla eşitlemeye geç. Son derece açık ve teorik olarak doğru bir karar alan Kasım Plenum’undan sonra Troçki "iki eğilim" üzerine fraksiyoncu bir broşürle ortaya çıkmış ve 41. tezde iktisaden yanlış olan formülasyonunu önermişse, bu suçlamayı kendisine yöneltmeli. Bugün 25 Ocak, Troçki yoldaşın fraksiyoncu atağından bu yana tam bir ay geçti. Biçim olarak amaca uygun olmayan ve öz olarak yanlış bu atak yüzünden Parti'nin amaca uygun, pratik, ekonomik çalışmadan, üretim çalışmasından saptırılıp politik ve teorik yanlışları düzelttiği artık bütün açıklığıyla görülmüştür. Fakat "Her şeyde bir hayır vardır" diyen eski atasözü burada da doğrulandı.

MK içindeki görüş ayrılıkları üzerine dedikodu biçiminde korkunç şeyler yayıldı. Muhalefetin yanında söylentileri şişiren, bunları korkunç kötücül formülasyonlara büründüren, her biçimde rezil etmek, kirli bir yorum kazandırmak, anlaşmazlıkları şiddetlendirmek ve Parti çalışmasını engellemek için bir sürü hikâye uyduran Menşevikler ve Sosyal-Devrimciler yer almıştı (ve hiç kuşkusuz yer alıyor). Bu, burjuvazinin, küçük-burjuva demokratlarının, aynı zamanda Bolşeviklere karşı korkunç bir öfkeyle köpüren, anlaşılabilir nedenlerden dolayı ellerinden bundan başka bir şey gelmeyen Menşeviklerle Sosyal-Devrimcilerin politik yöntemidir. Her bilinçli Parti üyesi burjuvazinin bu politik hilesini ve bundan ne bekleneceğini bilir.

MK içindeki görüş ayrılıkları Parti'ye başvurulmasını zorunlu kıldı. Tartışma bu görüş aynlıklarının özünü ve kapsamını çarpıcı biçimde gösterdi. Söylenti ve iftiralara set çekilmiştir. Parti yeni hastalığa (bu hastalığı Ekim Devrimi'nden sonra unutmuş olduğumuz anlamında yeni), fraksiyonculuk hastalığına karşı mücadele içinde kendisini eğitiyor ve çelikleşiyor. Aslında bu eski bir hastalık; bu hastalık muhtemelen daha birkaç yıl kaçınılmaz olarak nüksedecek, fakat sağalması şimdi daha hızlı ve kolay gerçekleşebilir ve gerçekleşmelidir.

Parti görüş ayrılıklarını abartmamayı öğreniyor. Troçki yoldaşın Tomski yoldaşa yönelttiği doğru sözleri tekrarlamak burada yerinde olacaktır:

"Tomski yoldaşa karşı yaptığım en sert polemiğin ortasında bile her zaman, sendika yöneticisi olarak sadece Tomski yoldaş gibi deneyim ve otorite sahibi kişilerin söz konusu olabileceğinin benim için kesinlikle açık olduğunu söyledim. Bunu V. Sendikalar Konferansı fraksiyonunda söyledim, bunu bugünlerde Zimin tiyatrosunda da söyledim. Parti içinde ideolojik mücadele, insanların birbirini karşılıklı olarak saf dışı bırakması değil, karşılıklı etkilemesi demektir." (30 Aralık'taki Tartışma Üzerine Rapor, s. 34).

Parti elbette bu doğru yaklaşım tarzını Troçki yoldaşa karşı da uygulayacaktır.

Sendikalist sapma, tartışma sırasında özellikle Şlyapnikov yoldaş ve grubunda, "İşçi Muhalefeti" denen grupta su yüzüne çıktı. Bu, Partiden ve komünizmden apaçık bir sapma olduğundan, bu sapmayla özel olarak hesaplaşmak, onun üzerinde özel olarak durmak, bu düşüncelerin yanlışlığı ve böyle bir hatanın tehlikesi üzerine propaganda ve aydınlatmaya özel olarak dikkat yöneltmek gerekecektir. İşi, "zorunlu adaylık" (sendikaların idari organlar için aday gösterme zorunluluğu) gibi sendikalist bir safsataya kadar götürmüş olan Buharin yoldaş, bugün "Pravda"da kendisini son derece talihsiz ve apaçık yanlış savunuyor. Başka yerlerde Parti'nin rolü üzerinde durmuş! İyi ki durmuş! Yoksa bu Parti'den ayrılmak olurdu. Yoksa bu, düzeltilmesi gereken ve kolayca düzeltilebilecek bir hata olmakla kalmazdı sadece. "Zorunlu adaylık"tan söz edip de, aynı zamanda bunun Parti için zorunlu olmadığı eklenmiyorsa, bu sendikalist bir sapmadır, komünizmle bağdaşmaz; RKP'nin parti programıyla bağdaşmaz. Fakat "Parti için zorunlu değil" ibaresini eklemekle, gerçekte şimdikinden farklı en ufak bir değişiklik yokken, partisiz kitleleri haklarının herhangi bir biçimde artırıldığı hayaliyle aldatmak gündeme gelir. Buharin yoldaş teorik olarak apaçık yanlış ve politik olarak yanıltıcı komünizmden sapmayı savunmaya devam ettikçe, dikkafalılığının sonuçları daha da üzücü olacaktır. Ne var ki savunulamayacak bir şeyi savunmak olanaksızdır. Parti, partisiz işçilerin haklarının genişletilmesine karşı değildir, fakat bunu yaparken hangi yolun izlenebileceğini ve hangi yolun izlenemeyeceğini kavramak için kısaca düşünmek yeter.

II. Tüm-Rusya Maden İşçileri Kongresi komünist fraksiyonundaki tartışmada Şlyapnikov'un platformu, bu sendikada özel bir etkisi olan Kiselyov yoldaş tarafından savunulmasına rağmen, yenilgiye uğradı: Bizim platformumuz 137 oy, Şlyapnikov'un platformu 62 oy, Troçki'nin platformu 8 oy aldı. Sendikalist sapmadan kurtulmak gerekir ve kurtulunacaktır.

Bir ay içinde gerek Petrograd, gerek Moskova ve bir dizi taşra kenti, Parti'nin tartışmaya tepki gösterdiğini ve Troçki yoldaşın yanlış çizgisini ezici çoğunlukla reddettiğini gösterdi. Parti'nin "üst kademelerinde ve "çevre"de, komitelerde, kurumlarda hiç kuşkusuz yalpalamalar görülse de, basit Parti üyeleri kitlesi, Parti'nin işçi kitlesi çoğunluğu itibariyle, hem de ezici çoğunluğu itibariyle bu yanlış çizgiye karşı çıkmıştır.

Kamenev yoldaş bana, Moskova'nın Zamoskvoreçye semtinde 23 Ocak'ta yapılan tartışmada Troçki yoldaşın platformunu geri çektiği ve Buharin grubuyla yeni bir platformda birleştiğini açıkladığını bildirdi. Maden İşçileri Kongresi komünist fraksiyonunda bana karşı konuşan Troçki yoldaştan ne yazık ki bu konuda ne 23 Ocak'ta ne de 24 Ocak'ta tek bir sözcük duymadım. Troçki yoldaşın niyetlerinin ve platformlarının yine mi değiştiğini, yoksa meselenin başka bir açıklaması mı olduğunu bilmiyorum. Fakat her halükârda Troçki yoldaşın 23 Ocak'ta yaptığı açıklama, bütün güçlerini seferber etmemiş ve ancak Petrograd, Moskova ve az sayıda taşra merkezinin düşüncelerini ifade edebilmiş olan Parti'nin, yine de Troçki yoldaşın hatasını derhal, sert, kararlı, hızlı ve boyun eğmez biçimde düzelttiğini gösteriyor.

Parti düşmanları boşuna zafer şenliği yaptılar. Bazen kaçınılmaz olan Parti içi görüş ayrılıklarından onun zararına ve Rusya'da proletarya diktatörlüğünün zararına yararlanamadılar ve bundan sonra da yararlanamayacaklardır.

25 Ocak 1921

Lenin, Seçme Eserler, İnter yay., 9. cilt, s.64-105

[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] Ayrıca, birincisi Plehanov'un yapıtlarının şimdi çıkmakta olan baskısında, felsefe üzerine bütün makalelerin, son derece ayrıntılı bir fihristle vs. ayrı bir ciltte ya da ciltlerde toplanması isteğini belirtmekten kendimi alamıyorum. Çünkü bu komünizmin eğitim kitaplarının zorunlu dizisine alınmalıdır, ikincisi, görüşümce işçi devleti, felsefe profesörlerinden, Plehanov'un Marksist felsefeyle ilgili açıklamalarını bilmelerini ve öğrencilerine bu bilgiyi verebilmelerini talep etmelidir. Ne var ki bütün bunlarla "propaganda"dan "yönetme"ye sapmış oluyoruz.

[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] Geçerken, Troçki burada da bir hata yapıyor. Sanayi birliğinin sanayiyi kendi eline alacak bir birlik anlamına geldiğini sanıyor. Bu doğru değil. Sanayi birliği işçilerin sanayi dallarına göre örgütlenmesi demektir, ve (gerek Rusya'da, gerekse de bütün dünyada) teknik ve kültürün mevcut seviyesinde bu kaçınılmazdır.



Rozerin isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
bir, buharin, daha, durum, hataları, kez, mevcut, sendikalar, troçki, yoldaşların, üzerine

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
tüm yoldaşların dünya barış gününü kutlarım seher yeli Forum Çöplüğü 5 12-19-2008 15:00
Mevcut Durum ve Devrimci Hareketin Görevi Dev - Yol Diğer Hareketler 0 09-11-2008 08:07
Stalin ve Troçki Ernesto Makaleler 13 06-13-2008 19:11
Troçki SİTARE Makaleler 0 05-18-2008 16:47
Rar Şifresi Hataları Hakkında !! Filmci Belgesel İndir 0 03-08-2008 07:09


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 10:38 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447