![]() |
| |||||||
| Tecrit Tecrit insanlık suçudur; tüm duyarlı insanları bu suçun sorumlularından hesap sormaya, tutsaklara sahip çıkmaya çağırıyoruz. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | 19 Aralık 2000... Bu tarih neyi hatırlatıyor size? Peki 'Hayata Dönüş' desek.... Çok düşünmeye gerek yok. 19 Aralık 2000 tarihinde saatler 05:00'ı gösterdiğinde 20 hapishaneye eş zamanlı bir operasyon yapıldı. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, tutukluların F tipleri için yaptığı "açlık grevlerini bitirmek ve ölüm orucundaki insanları kurtarmak" olarak açıklıyordu ekranlardan yapılan operasyonun amacını. 'Hayata Dönüş' dedikleri operasyonda 30 kişi yaşamını yitirdi.. Yüzlerce yaralı vardı. Hafızamızdan silebildik mi? "6 kadını diri diri yaktılar" diyen kadını... Peki ya yanmış bedenleri hangimiz unutabildik. Unuttuk mu? Tam 6 yıl oldu. Tutuklular F tipinde tek kişilik hücrede kalıyor. Ölüm oruçları devam ediyor. Ölüm orucunda ölenlerin sayısı bugün itibariyle 122. Tecrit ve beyaz işkence 7. yılına girerken halen 3 kişi ölüm orucunda, üstelik bunlardan biri bir hukuk adamı. 'Hayata Dönüş' operasyonunun öncesini sonrasını ve yaşanılanları yazarken, hem kendimizi hem toplumu hem de tecridin ne demek olduğunu sorgulamaya çalıştık. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, ısrarla "tecrit yoktur, sonuna kadar projenin arkasındayım" derken, Kandıra F Tipi Hapishanesi'nde kaldığı tek kişilik hücrede kendini asan Volkan Ağırman'ın babası Niyazi Ağırman ise; "Tecridi en iyi ifade eden oğlumdu, çünkü canıyla ödedi" diyor. Bir yanda Dönemin Adalet Bakanı diğer yanda oğlunu tecritte kaybetmiş bir baba... Bu sistemi 1800'lerden beri uygulayan Avrupa'da onları tecrübe etmiş insanlarsa tanıklarıydı bu lüks dairelerin. "Beyaz işkence" diye anlatıyordu oralardan sağ ya da az da olsa sağlıklı çıkabilenler: "Sessizce yok ediliyorsunuz, ama üzerinizde işkenceye dair bir iz bırakmadan yapıyorlar bunu..." 6 yıl biterken bile dışarıdan kavraması güç geliyor, yanıbaşımızda "Tecrite hayır" bildirileri dağıtan insanları ya es geçiyor ya da "tecrit de ne demek ya" diye birbirimize soruyoruz. F tiplerini, tecriti ve ölüm oruçlarını bire bir tanıkları, aydınlar ve dönemin Adalet Bakanı ile konuştuk. Belki yardımcı olur sorularımıza... Cezaevlerinin koşulları ve bu koşulların yarattığı sorunlar, Türkiye'nin gündeminde uzun süredir önemli bir yer tutuyordu. Ancak cezaevleri üzerine tartışmalar, 1996-2000 yılları arası yoğunlaştı. Koğuşlardan daha küçük hücrelere geçiş süreci, Türkiye cezaevlerinde büyük çaplı protestolar ve çatışmalar yaşanmasına sebep oldu. 1996'da yaşanan ölüm orucu eylemlerinde 12 kişinin hayatını yitirmesinden sonra Eylül 1999'da Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde mahkûmların gardiyan ve askerlerle çatışması sonucu 10 mahkûm öldü, yüzlercesi de yaralandı. Ölüm sebepleri tartışmalıydı ve avukat ile mahkûmların yakınları otopsiye alınmadı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu, olayla ilgili bir rapor hazırlayarak, güvenlik güçlerinin ölüm ve yaralanmalara sebebiyet veren aşırı güç kullandığı sonucuna vardı. F TİPLERİ Devlet 1992 yılında 17 cezaevi için 60 milyon dolarlık bir yatırım planladı ve 2000 yılında açılması planlanan 11 adet F-tipi cezaevinin yapımına başlandı. Koğuş sistemini ortadan kaldırarak hücre sistemini getiren F-tipi cezaevleri, bir ve üç kişilik hücrelerden oluşuyordu. Bu yeni cezaevlerine öncelikle siyasi mahkûmlar taşınacaktı. Hücre sistemi, devlet tarafından terörle mücadelede yeni bir adım olarak değerlendiriliyordu. Tam bir denetim sağlamak üzere tutuklu ve hükümlüler arasındaki her türlü ilişkiyi istenildiği anda kesmeye olanak sağlayan hücre sistemi ve yüksek güvenlikli F tipi cezaevlerinin, şimdiye dek yaşanan her türlü bozukluğu ortadan kaldıracağı düşünülüyordu. Ancak, başta mahkûmlar olmak üzere onların aileleri, sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucuları, F tipi cezaevlerine karşı çıktılar. Yeni sistemin küçük grup veya tecrit izolasyonuna yol açacağına dair endişelerin bugün ne kadar yerinde olduğu ortada. Çünkü dokuz yıl boyunca kamuoyuna hiçbir bilgi verilmeden yürütülen F tipi cezaevleri projesinin hukuksal temelleri, 1991 yılında yürürlüğe konan 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın (TMY) 16. maddesine dayanıyordu. Madde 16: "Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların cezalan, tek kişilik veya üç kişilik oda sistemine göre inşa edilen özel infaz kurumlarında infaz edilir. Bu kurumlarda açık görüş yaptırılmaz. Hükümlülerin birbirleriyle irtibatına ve diğer hükümlülerle haberleşmesine engel olunur. Bu kurumlarda cezasının en az üçte birini iyi halle geçiren hükümlüler diğer kapalı infaz kurumlarına nakledilebilirler. Bu Kanun kapsamına giren suçlardan tutuklananlar da birinci fıkrada gösterilen şekilde inşa edilmiş tutukevlerinde muhafaza edilirler. İkinci fıkra hükümleri tutuklular hakkında da uygulanır." Sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularının da çabaları sonucu, geçici kabulü yapılan üç cezaevinden biri olan Sincan F-tipi Cezaevi, Adalet Bakanlığı'nın izni ile 28 Temmuz 2000 tarihinde İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Mazlum Der temsilcileri tarafından incelendi. İncelemenin ardından yapılan açıklamalarda "Hücre kapılarının dışında birer sürgü olduğu ve havalandırmaya çıkışın tümüyle cezaevi yönetiminin kontrolünde olduğu, tek kişilik odaların tecrit odası niteliğinde olduğu ve mahkûmların nasıl yönetileceği, hangi haklara sahip bulunduğunu düzenleyen hukuksal bir metnin olmadığı" belirtildi. Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği başta olmak üzere birçok kitle ve meslek örgütü hazırladıkları raporlarda "yüksek güvenlikli cezaevi" olarak tasarlanan F-tipi cezaevlerinin sosyal izolasyon ve duyusal yalıtım koşullarına sahip olduğunu ve bu nedenle iddia edilenlerin aksine insan onuruyla bağdaşmayan çağdışı bir nitelik taşıdığını belirttiler. AÇLIK GREVLERİ 20 Ekim 2000 tarihinde Türkiye'deki 18 cezaevinde Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP/C) ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) örgütleri davalarından yargılanan 865 tutuklu ve hükümlü, F-tipi cezaevlerini protesto amacıyla açlık grevine başladılar. Mahkûmların bir kısmının açlık grevini 20 Kasım'da ölüm orucuna çevirmeleri ile artan baskılar sonucunda, Adalet Bakanlığı 3 Aralık'ta Türk Tabipleri Birliği'ni görüşmeye davet etti. Bu aşamadan sonra insan hakları savunucuları, sivil toplum örgütleri ile Adalet Bakanlığı ve mahkûmlar arasında görüşmeler başladı. Mahkûmların talepleri arasında öncelikli olan, F-tipi cezaevlerinin kaldırılmasıydı. 9 Aralık tarihinde Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, F tipi cezaevi uygulamasının ertelendiğini; F tiplerinin mimarisi dahil her yönden inceleneceğini ve bu incelemenin Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Barolar Birliği, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin katılımıyla gerçekleştirileceğini açıkladı. Türk, cezaevi koşullarını ağırlaştıran ve tecrit öngören yasanın 16. maddesinin değiştirileceğini, infaz hâkimliği ve izleme kurulları kanun tasarılarının da yasalaştırılacağını belirtti. Ancak tutuklu ve hükümlüler Adalet Bakanlığı'nın açıklamalarını güven verici bulmadıkları için ölüm orucuna devam edeceklerini bildirdiler. F TİPİ SANSÜRÜ 13 Aralık 2000'de TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Mehmet Bekaroğlu, TMMOB Başkanı ve TTB İkinci Başkanı, Bayrampaşa Cezaevi'nde ölüm orucunda olan tutuklu ve hükümlülerle görüştüler. Bekaroğlu, Adalet Bakanı Türk'ün F tipi cezaevlerinde yapılacak düzenlemeler üzerine söz konusu sivil toplum kuruluşlarının bir taslak hazırlamalarını ve onlarla mutabakata varılmadan nakillerin yapılmayacağını söylediğini bildirdi. Bu yaklaşımı güvence altına alacak formülü henüz geliştiremeden Adalet Bakanı'nın verdiği süre dolduğu için görüşmeler 14 Aralık 2000 tarihinde gece yarısı sona erdirildi. Bu tarihten sonra mahkûmların, sivil toplum örgütlerinin ve görüşmeci heyetin tüm ısrarlı taleplerine olumsuz yanıt verildi ve görüşmeler bir daha başlayamadı. Görüşmelerin kesilmesinden bir gün önce Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), F-tipi cezaevlerini protesto eylemleri ve açlık grevlerine ilişkin haberlere "gereğinden fazla" yer verilmemesi konusunda yayın kuruluşlarını uyardı. RTÜK'ün bu uyarısının ardından, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, ölüm oruçları ve F-tipi cezaevleriyle ilgili "yasadışı örgüderin açıklama ve propagandası" niteliğindeki haber ve görüntülere yayın yasağı koydu. 'HAYATA DÖNÜŞ' OPERASYONU Daha önce defalarca operasyon yapmayı düşünmediğini ifade eden hükümet, 19 Aralık 2000 günü sabaha karşı açlık grevleri ve ölüm orucunda olanları 'hayata döndürme' operasyonunu başlattı. Operasyon sabahı Adalet Bakanı, "...İnsanların göz göre göre ölüme sevk edilmesine devletin seyirci kalması düşünülemez. Bu nedenle 20 cezaevinde bir müdahale kaçınılmaz hale gelmiştir. Müdahalenin amacı, insanların hayatını kurtarmaktır.... Operasyon şu ana kadar tam bir başarı ile yürütülmüştür. Herhangi bir zayiat yoktur," demiş olmasına karşın 'hayat kurtarma' operasyonu, 30 mahkûm ve iki askerin ölümü ve yüzlerce mahkûmun yaralanmasıyla sonuçlandı. Operasyon 22 Aralık 2000 tarihinde öğlen saatlerinde son buldu. Operasyonun hemen ardından F-tipi cezaevlerine şevkler başladı. Operasyon, şevkler ve cezaevine kabul sırasında mahkûmlara zor kullanıldı ve birçok mahkûm yaralı, çıplak ve ıslanmış olarak hücrelere konuldu. Bayrampaşa Cezaevi'ndeki tutuklular, üzerlerine güvenlik güçleri tarafından kimyasal bir toz atıldığını, bu tozun vücuda değince alev aldığını ileri sürdüler. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun vücudu kömürleşen bazı kadın Mahkûmların otopsilerine ilişkin 21.12.2000 tarihli raporları, bu iddiayı destekledi. Ancak devlet yetkilileri, mahkûmların 'Hayata Dönüş Operasyonu'nu protesto etmek maksadıyla kendilerini ve birbirlerini yaktıklarını iddia ettiler. Yine Adli Tıp Kurumu'nda otopsisi yapılan altı tutuklunun vücudunda ateşli silah yarası ve bir tutuklunun dumandan boğularak öldüğü saptandı. Mahkûmların bir kısmına gönderildikleri cezaevlerinde copla tecavüz edildiği iddiaları gündeme geldi. Copla tecavüz iddialarına TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu'nun F-tipi cezaevleri raporunda da yer verildi. * Operasyondan sonra F tipine nakledilmeyen tutuklu ve hükümlüler, bazı cezaevlerinde hücrelere yerleştirildiler, tutuklu ve hükümlülerin bütün şahsi eşyalarına el konuldu, avukatların müvekkilleri ile görüşmeleri kısıtlandı, bazı cezaevlerinde avukatların müvekkilleriyle olan yazışmaları engellendi ve evraklarına el konuldu, tutuklu ve hükümlülerin tamamının saç ve sakalları zorla kesildi. F tipi cezaevleri aylarca ısıtılmadı, mahkûmlara yeterince giysi verilmedi, kitap ve dergi sokulmadı. * (Kaynak: İzmir Barosu Bülteni, sayı 114-115) Operasyondan sonra açıklama yapan Adalet Bakanı Türk, 3 Ocak 2001 günü itibariyle 41 cezaevinden 1118 tutuklu ve hükümlünün süresiz açlık grevi, 395 kişinin de ölüm orucu eylemini sürdürdüğünü bildirdi. Çok sayıda cezaevinde de destek açlık grevlerinin devam ettiği ifade edildi. 'Hayata Dönüş' Operasyonu bilançosu Operasyon düzenlenen cezaevi sayısı 20 Öldürülen tutuklu ve hükümlü sayısı 30 Hastaneye kaldırılan yaralı tutuklu-hükümlü 237 Yaşamını yitiren asker sayısı 2 Yaralanan asker sayısı 6 Edirne F tipi cezaevine sevk edilenler 348 Kocaeli F tipi cezaevine sevk edilenler 340 Sincan F tipi cezaevine sevk edilenler 341 Kartal F Tipi cezaevine sevk edilenler 67 Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevine şevkler 45 Operasyon öncesi ölüm orucunda olanlar 259 Operasyonu protesto sırasında gözaltına alınanlar 2145 Operasyonu protesto edenlerden tutuklananlar 58 Copla tecavüz iddiası 8 Operasyon sonra basılan kültür merkezi, dernek, parti binası 18 Mühürlenen dernek sayısı 2 (Kaynak: İnsan Hakları Derneği 'Hayata Kasıt Operasyonu Brifing Metni') Halen 3 kişi ölüm orucunda. Uşak Cezaevi'nde Sevgi Saymaz, Adana'da Gülcan Görüroğlu ve İstanbul'da Behiç Aşçı. Açlık grevleri ise Türkiye'nin birçok yerinde dönüşümlü olarak devam ediyor. 16 Aralık 2006
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | DSP - MHP koalisyonunun Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, televizyonlardan Avrupa standartlarını getiriyoruz hapishanelere' diye müjdeliyordu. Şimdi bir üniversitede hukuk dersleri veriyor ve "F tipleri insan onuruna uygun bir projedir" diyor.... » 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun üzerinden 7 yıl geçti. 'Hayata Dönüş' adını verdiğiniz operasyonun yapılması gerekli miydi? H. Sami Türk: Yapılması gereken şeydi yapıldı. Cezaevlerinde terör örgütlerinin baskısı ile insanlar açlık grevlerine ve ölüm orucuna zorlanmışlardı. Bu eylemin 60. gününde bu müdahale yapıldı. Türk Tabipleri Birliği o zaman 60. günde ölümlerin başlayacağını söylemişti, bu açlık grevlerine ve ölüm orucuna zorlanan gençleri kurtarmak için yapılmış bir müdahaledir. Ama direnişle karşılaşıldı, maalesef ağır can kayıpları oldu. Hem içerde olan tutuklular arasında hem de jandarmalarda. Ateşle karşılık verilmeyen yerlerde böyle bir olay olmadı. Bu bir genel arama şeklindeydi. 20 cezaevine aynı anda yapılmıştı. Bazı ce-zevlerinde iki ve üç gün kadar sürdü. Maalesef oralarda terörün talebiyle kendilerini yakanlarda oldu. Bu eylemlerde hayatını kaybeden gençlerimizin sayısı arttı. O müdahale yapılması gereken zorunlu bir müdahaleydi. Onun sonucunda da cezaevlerinde devlet egemenliği sağlandı bir yandan da cezaevlerinde insanca, insan onuruyla yaşama sağlandı. İnfaz hakimliği kanunu çıkartıldı, her türlü işlem hakkında tutuklu ve hükümlülerin bu hakimliklere başvurma olanağı var. Sivil toplum denetimi olarak da ceza infaz kurumları, denetleme kurumları oluşturuldu. Türkiye'nin her tarafında o kurumlarda avukat, doktor, eğitimci, toplumun çeşitli kesimlerinden insanlar arasından adalet komisyonlarınca seçiliyor. Ondan sonra hükümlü ve tutukluların çalışabilmesi sportif yeteneklerini, sanatçı yeteneklerini geliştirmelerini için her türlü olanak sağlandı. İş yurtları açıldı. Burada müdahalenin sonucunda cezaevlerinde o sıralarda şartlı salıverme kanunu çıktı. Cezaevlerinde fiziki anlamda yeniden yapılandırıldı. 50-100 kişinin bir arada yaşamak zorunda olduğu geniş koğuşlar yerine oda sistemine geçildi. » Oda sistemi diyorsunuz ama çıkanlarda ciddi psikolojik rahatsızlıklar saptandı... Doğrudur, ama o tecrit koşullarından dolayı değil. Wernikokorsakof. Ölüm orucuna zorlandığı için bu rahatsızlıklar. Uzun süre açlık grevinde bulunduğu için bu durumdalar. Tecrit koşulları değil. Ölüm oruçları da terör örgütlerinin baskısıyla olmuş olan bir şeydir. » Yani şimdi tecrit yaşanmamaktadır mı diyorsunuz? Evet. Tecrit falan yok, lütfen. Kendi kendilerine yapıyorlar. Bazı cezaevlerinde F tiplerinde tutuklu ve hükümlüler sergi dahi açıyorlar. O olanak sunulmuştur kendilerine ama siyasiler katılmıyorlar. Hafta da 10 saat bir araya gelip sohbet etme olanakları var, aileleriyle telefon görüşme olanağı var tüm bunlar sağlanmıştır. » Peki 3 kişilik hücreler de tek kişi kalıyor... Bu tecrit değil mi? Lütfen hücre değil oda. Dubleks oda. Alt katı oturma odası üst katı yatak odası. » Oda diye sözünü ettiğiniz yerlere karşı şuanda bir hukuk adamı ölüm orucunda, siz de bir hukuk adamı olarak bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Üzüntüyle karşılıyorum. Zaten bu açlık grevleri, ölüm oruçları, F tipi hapishanelerin açılmasını önlemek için yapılmıştı. O da benim üzüntüyle karşıladığım olaydır. Kaybettiğimiz her genç, her insan bizim için büyük bir üzüntü konusudur. Bu çeşit eylemlerle protesto yapılmamalı. Protesto için başka yollar var. insan hayatı üzerinden kumar oynanmaz. Cezavelerinde devlet egemenliğinin sağlanması, insan haklarına, onuruna uygun yaşam koşularının sağlanması devlet politikasıdır. F tipi cezaevleri terör suçlarından dolayı mahkûm olanlar için. Bir de mafya tipi suçlar için inşaa edilmiş. Benden önce başlamış olan benim zamanımda da uygulamaya geçilmiş olan bir proje. » Bu proje ilk olarak size sunulsaydı yine altına imzanızı atar mıydınız? Tabii ki. Doğru bir projedir. BM'nin ceazevi minimum kurallarına ve Avrupa Konseyi cezaevlerine uygun bir projedir. Sizin hücre dediğiniz her oda da duş var, tuvalet var, öbür koğuşlarda 50 kişi tek tuvaletlerdeydi... F tipleri insan onuruna uygun bir projedir. Her odanın önünde bir havalandırma var. Bir gidin gezin görün.
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | NİYAZİ Ağırman Kandıra F tipi hücrede hayatını kaybeden Volkan Ağırman'ın babası. Tecriti en yakından yaşayan bir baba. "Tecriti en iyi ifade eden Volkan'dı. En iyi anlatan.... Çünkü canıyla ödedi" diyen Ağırman şimdi de Tekirdağ F tipinde kalan kardeşi Cemel Ağırman için mücadele ediyor. Ben iki tane çocuğumu kaybettim bir de kardeşimi kaybetmek istemiyorum" diyor. Niyazi Ağırman tecriti ve tecritte kaybettiği oğlu Volkan Ağırman'ı anlattı: Benim oğlum 19 Aralık operasyonuyla Kandıra'ya götürüldü. Orada hücrede tek kalıyordu. Görüştüğümüzde diyordu ki "bir insan sesine bile hasretim." Tecrit isterse altın kaplama olsun, orada bir yalnızlık var. Tecrit yalnızlık demek, insansızlık demek. İnsan toplumsal bir varlık olduğu için bir şeyler paylaşmak ister, sevincini hüznünü, kederini her şeyini. Orada bunların hiçbiri yok. Tecrit oğlum Volkan'ın canını alan bir azrail. Oğlum 15 Temmuz 2002'de ölü bulundu. 'Hücresinde kendini asmış' ya da bilinmiyor kimin astığı. Oğlum üç kişilik hücrede tek başına kalıyordu. Hiç insan yüzü görmüyordu. Gerçekten bunaldı kendini mi astı yoksa başka şeyler mi var işin içinde bilmiyorum. Tecrit olmasaydı, arkadaşlarıyla birlikte yaşıyor olsaydı, şimdi oğlum yaşıyor olacaktı. Ben de evlat acısı çekmemiş olacaktım. Ölmeden 25 gün evvel görmüştüm Volkan'ı. Annem ve kız kardeşim de bir hafta evvel. Gayet iyiydi. Bizi gördüğü için iyiydi, insan gördüğü için iyiydi. Yalnızlık öldürdü onu, tecrit öldürdü. Hikmet Sami Türk bir odaya girsin tek başına alsın günlerce. Bakalım nasıl oluyor. Başka yere de gitmesine gerek yok kendi evinin içinde bir oda da günlerce insansız yaşasın. Sonrada tecrit var mı yok mu anlatsın. Tecriti en iyi ifade eden Volkan'dı. En iyi anlatan... Çünkü canıyla ödedi. Şimdi Kardeşim Tekirdağ f tipinde yatıyor. Cemal Ağırman. Biz İstanbul'dayız. Onca yol, onca arama sonrasında da 1 saat görüşme. Camın arkasında telefonla konuşabiliyorsun. Kardeşim Hiper-tansiyon hastası. Onu hiçbir yere götürmemişler. Bunu ilettim... Bazen ilaçlarını vermiyorlar. Kardeşimin durumu iyi değil. Ben iki tane çocuğumu kaybettim bir de kardeşimi kaybetmek istemiyorum. Tecrit kalksa böyle bir sorun kalmayacak. Öncelikle Cemil Çiçek kardeşimin durumuna baksın bakalım tecrit var mı yok mu. Cemal Ağırman ile konuşsun. Sivil toplum kuruluşlarından kişiler geliyor ama sadece adli tutukluları görebiliyor. Siyasilerle görüştürmüyorlar. Bunun için insanlar 7 yıldır direniyorlar. 122 kişi can verdi. 600'den fazla kişi sakat kaldı. Avukat Behiç Aşçı ölüm sınırında. Tecrit diyor ki ıslah. Kimi neyi ıslah ediyorsun. Orada ki insanların ıslaha ihtiyacı mı var. Hepsi okumuş kültürlü insanlar... Islaha ihtiyacı olan varsa Hikmet Sami Türk ve Cemil Çiçek. Mehmet Bekaroğlu demişti ki "devlet bizi kullandı". Çok doğruydu. Çünkü oyalama politikası vardı. O dönem bir girişim oldu. Ama şimdi aydınlar geri çekildi çünkü devletin zulmü onları da korkuttu.
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | » 'Hayata Dönüş Operasyonu'nda 30 kişi yaşamını yitirdi. Şimdi F tiplerinde insanlar ölüyor... Bu konuyu konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Bu ne kadar yanlış, kendi halkını, öz çocuklarını düşman yerine koyan bir proje. F tipleri kesinlikle insanlık dışı. Amerika'da bir takım faşist eyaletlerde idam cezası bekleyen çok yüksek güvenlikte korunması gereken mahkûmların maruz bırakıldığı -zaman zaman maruz bırakıldığı- bir sistem. Türk insanınaysa hiç uymuyor zaten çünkü biz başkalarına göre daha sosyal yapıdayız. Hakiki bir gaddarlık örneği. Çok lüks falan diyorlar ya, diyelim ki dışarı çıkmaları için 3 kişiyi bile görmeleri için çok çok kısıtlı koşulları var. 0 koşullarda keyfiyete tabii. Gardiyan, oradaki görevli iyiyse sorun yok, ama canı isterse size istediği gibi bir muamele de yapabilir, çünkü bunu gören eden yok. Orada başbaşalar. Bütün bunların çok çok anormal ve acımasız olduğunu düşünüyorum. » Dışarıdaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir mücadele var mı? Bir kere mücadele kelimesini bile yadırgarım. Çünkü hiçbir şey yapılmıyor. Ölüm orucu tasvip ettiğim bir şey değil. Yalnızca bir örgütün bunu devam ettirmesi bile doğru bir eylem değil. Dışarıda ciddi bir mücadele de yürütülmüyor. Görmezden geliniyor. Eskiden "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" derlerdi ya şimdi 'beni zehirlemeyen yılana dokunmayayım' anlayışı var. Bu konuya dair müthiş bir perdeleme de var. Medya buna çok büyük katkıda bulunuyor. » Tecrit toplum üzerinde nasıl bir iz bırakıyor? Tecritin hapiste olanların yakınları üzerinde çok büyük bir etkisi var. Ama şunu söylemek istiyorum, insanların başına gelenleri görmezlikten gelirseniz, bir gün bunun hesabı size de kesilir... » Bu sessizlik neden? Özellikle de aydınlar tarafında. Tek bir örgütün bunu yapıyor olması tedirginlik yaratıyor insanlarda. Hem de onları tastikler ve cesaretlendirmekten çok korkuluyor. Ben mesela bunu çok yaşadım. Çok çok ölüm orucu yazarken kestim yazmayı. Yazdığım bir yazı bir kişinin daha ölüm orucuna girmesini yüreklendiriyorsa işte o zaman kendi kendimi sorgularım, sorgula-dım da. Aydınların hem böyle bir durumu var hem de aslında öyle bir inisiyatif yok benceTür-kiye'de. Kenan Evren yargılansın diye de yok. Tecrit kaldırılsın diye de... Keşke olsaydı. Ama mesela avukatlar yürüyüş yaptı, meslek kuruluşlarından öyle bir şey gelebilir, gelmeli de. » Bir hukuk adamının ölüm orucunda olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok yürekli bir iş, inanılmaz bir irade, çok büyük fedakârlık. Düşünsenize biz bugün bu çikolatayı yemiycem iradesini bile gösteremezken bu insanlar açlığı, ölümü göze alıyorlar. Behiç Aşçı da herhangi bir avukat değil. Hep o davalara bakarak geldi bu noktaya. Çok saygı duyulacak bir şey. Konuya dikkat çekilmesi için demek bir avukatın bedenini açlığa yatırması ve acıklı olan da bilmem kaç ay geçmesi gerekiyormuş. Bu zamana kadar hiç yazılmadı. Vahim bir durum aylar sonra yazılıyor olması... Gülşen İşeri - Özgüç Çeçi
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 2 Times in 2 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | Aralık 2000'de cezaevlerine düzenlenen "Hayata Dönüş" operasyonuyla ilgili yargılanan kolluk güçlerinin cezasız kalmasını kınayan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), "Dört duvar ardında savunmasız insanları katledenler acımasız bir şiddete maruz bırakanlar cezalandırılmalıdır" dedi. "Tutuklulara kötü muamele yaptıkları" ve "görevlerini kötüye kullanma" suçunu işledikleri iddiasıyla bin 460 kamu görevlisinin yargılandığı dava geçtiğimiz günlerde zamanaşımından düştü. F-tipi cezaevlerine geçiş için düzenlenen operasyonda ikisi asker 32 kişi öldürülmüş, daha sonra yapılan açlık grevlerinde de 120'den fazla kişi hayatını kaybetmişti. "Sorumlular ödüllendirildi" ÇHD, yaptığı yazılı açıklamada "Operasyonu planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Kamuoyunun baskısını gidermek gayesi ile ancak operasyon sırasında ihtiyat görevinde bulunan bir kısım asker ve görevli hakkında göstermelik davalar açılmıştır. Bugün bu davalar da beraat yahut zamanaşımı kararlarıyla birer birer bitirilmektedir. "Yargının taraflı davrandığını" belirten dernek, operasyondan sağ kurtulan tutuklu ve hükümlülere dava açıldığını ve "alelacele cezalandırıldıklarını" belirtti. Dernek Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun'un daha sonra Yargıtay üyeliğine getirildiğini, Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldığını halen de Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olduğunu; yargılanmak bir yana "ödüllendirildiğini" vurguladı. bianet
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| hayata, kasıt, operasyonu |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Rizespor hayata döndü: 0-1 | Haber-Ahmet | Spor Haberler | 0 | 04-13-2008 18:50 |
| Bayern hayata döndü: 3-3 | Haber-Ahmet | Spor Haberler | 0 | 04-11-2008 10:52 |
| hayata dönemeyen hapishane kapanıyor | nu.pelda | KomünistForum Haber Servisi | 1 | 03-07-2008 01:41 |
| Gaziantepspor hayata döndü: 2-1 | Haber-Ahmet | Spor Haberler | 0 | 12-15-2007 21:10 |
| Hrant Dink Cinayeti 'İhmal' Değil, Kasıt | umudun_adı | Güncel Haberler | 0 | 04-29-2007 19:31 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 02:46 .