![]() |
| |||||||
| Tarih Tarihi bilgileri ve olayları bulabileceğiniz bölümümüz |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 193
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Türkiye burjuvazisinin kirli geçmişi üzerine yapılacak bir çalışmanın, belge eksikliğine rağmen, ciltleri doldurabileceğini söylemek için uzman olmak gerekmiyor. Bu sicilin öne çıkan başlıklarından birisi de hiç kuşkusuz 6-7 Eylül Olayları. “Olay” nitelemesi her ne kadar yaşananları yumuşatmaya çalışsa da vahşeti unutturamıyor... İstanbul’da yaşayan Rumlar başta olmak üzere müslüman olmayan nüfusa karşı 6-7 Eylül 1955’te işlenen suçlar Türk burjuvazisinin kirli sicilinde öne çıkan başlıklardan birini oluşturuyor. Bu olaylar üzerine yazılan yazılarda olayın farklı boyutları üzerinde durulsa da hiç kimse yaşananların korkunçluğunu gizleyemiyor. Olaylar her ne kadar Yassıada Mahkemeleri sırasında Demokrat Parti Hükümeti’nin üstüne yıkılmaya çalışılsa da olayların sadece hükümetin işi olmadığı, aradan geçen zamanda daha fazla ortaya çıkıyor. İlk önce olayların arka planına göz atmakta fayda var. 1955 yılı DP’nin yaklaşık on yıllık iktidarının ortalarına denk düşüyor. Bir yandan esas olarak ABD destekli tarımsal üretime dayalı canlılığın sonu gelir; Türkiye ekonomisi sıkışır. Diğer yandan Kıbrıs’ta esas olarak İngiliz yönetimine karşı meydana gelen olaylar 29 Ağustos 1955’te Londra’da bir konferans toplanmasına neden olur. Bir yandan konferans soruna çözüm üretemezken diğer yandan Türkiye’de o günlere kadar pek fazla gündemde olmayan Kıbrıslı Türkler, İngilizlerin yanında olmak adına, bir anda hatırlanır ve Kıbrıs meselesi gündemin ön sıralarına otur(tul)ur. Adı “Kıbrıs Türktür” olan bir dernek kurulur, başına gazeteci Hikmet Bil getirilir. Yönetim kurulunda Ahmet Emin Yalman, Orhan Birgit gibi başka gazetecilerin de bulunduğu bu dernek bir anlamda soruna verilen önemin bir işaretidir. Olayların bir başka boyutunu ise İttihat ve Terakki iktidarına kadar uzanan “ulusal burjuvazi” yaratma sevdası oluşturuyordu. 1942’de gündeme gelen Varlık Vergisi uygulamasını yeterli görmeyenler 6-7 Eylül olaylarıyla bu yolda bir adım daha attılar, Türk olmayanların tasfiyesi gerekiyordu. Ama 6-7 Eylül de yeterli olmamış olacak ki son olarak 1964 yılında, İsmet İnönü iktidarında, Türk girişimci ruhunun önünde engel oldukları düşünülenler bu sefer tüm mallarına el konularak zorla sınır dışı edildiler. OLAYLARIN GELİŞİMİ 6-7 Eylül vahşetinin başlangıcında 6 Eylül 1955 günü saat 13:00’te Türkiye radyolarında okunan bir haber vardır. Habere göre 5 Eylül’ü 6 Eylül’e bağlayan gece yarısı Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atılmıştır. Evin sadece bir camının kırılmasına yol açan “bomba”nın esas tahribatını Türkiye’deki Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler yaşar. Demokrat Parti’ye yakınlığıyla bilinen İstanbul Ekspres Gazetesi 6 Eylül günü saat 16:00’da yaptığı akşam baskısında “Atamızın Evi Bomba ile Hasara Uğradı” başlığını taşıyordu. Binlerce nüshası dağıtılan gazete olayların başlatılması için sadece bir bahaneydi. Gazeteyi ilginç kılan ise bombalamaya dair başlığın olayın duyulmasından önce matbaada dizilmiş olması ve yine gazetede kullanılan fotoğrafın Selanik’teki Türk konsolosunun eşi tarafından çe-kilip yine aynı kadın tarafından gazeteye getirilmiş olmasıydı. Bombalama olayından sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti Taksim’de bir miting düzenler. Mitingden sonra toplanan kalabalık ilk önce İstiklal Caddesi’ne yönelerek burada bulunan ve çoğunluğu Rumlara ait olan dükkanları ve evleri yağmalamaya, insanlara saldırmaya başlar. Hiçbir müdahaleyle karşılaşmayan ancak hareketlerinden gayet örgütlü oldukları anlaşılan bu kalabalık o gün yaptıklarıyla yetinmez. Olaylar 7 Eylül günü de devam eder. İstanbul’da yaşayanların ardından bu sefer sıra adalarda yaşayanlara gelir. Evler, dükkanlar, dini mekanlar, okullar, kısaca müslüman olmayanlara ait tüm mekanlar ve daha da önemlisi insanlar gözü dönmüş vahşetin hedefidir. Olayların ardından sıkıyönetim ilan edilir. Birkaç gün sonra da olayların ardında “sevet düşmanı” komünistlerin olduğu iddialarıyla aralarında Aziz Nesin, Hasan İzzettin Dinamo, Kemal Tahir, Asım Bezirci’nin de bulunduğu 45 “komünist fişli” tutuklanır ve 4 ay boyunca tutuklu kalır. Dönemin iktidarı olayların sorumluluğundan bu şekilde kurtulabileceğini düşünürken 27 Mayıs darbesinin ardından düzenlenen Yassıada Mahkemeleri’nde Adnan Menderes ve diğer DP’li-ler 6-7 Eylül Olaylarından da yargılandılar. Burjuvazi suçu onların üzerine atarak sıyrılmaya çalıştı bu sefer. DP kurucularından Fuad Köprülü’nün ifadeleri olaylarda dönemin iktidarının rolünü tüm açıklığıyla ortaya koyarken kimi noktaları eksik bırakmıştı. Bu eksiği bir dönem kontrgerillanın askeri kanadı Özel Harp Dairesi’nde de görev yapan emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu kendisiyle yapılan bir röportajda giderdi: “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir, ve muhteşem bir örgütlenme idi... amacına da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” Diğer yandan olaylarda kullanılan kazma benzeri aletlerin tek tip ve daha önce hiç kullanılmamış olması, camilerde söylenen Rum karşıtı vaazlar, taşrada yaşayan insanlara Eylül başında İstanbul’a giderlerse “pişman olmayacakları”nın söylenmesi, Rum ev ve dükkanlarının önceden tespit edilmesi olayların hükümetin ötesinde bir örgütlülüğe dayandığının başka işaretleridir. Bu yüzden olayları sadece DP iktidarına, İstanbul Ekspres Gazetesi’ne veya Kıbrıs Türktür Cemiyeti’ne mal etmek eksik olacaktır. Dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar, olaylardan sonra İstanbul’da gördükleri karşısında “Galiba dozu kaçırdık”, vahşi kalabalık ise Rumlara “Canınıza zarar vermeyeceğiz. Sadece yıkıp gideceğiz. Emir böyle” der. Polis bütün olaylara seyirci kalırken sıkıyönetim ilanıyla beraber olaylar bir anda kesilir. İstanbul Ekspres Gazetesi ise “haber atlattığı” yani bir gazetecilik başarısı gösterdiği için adeta cezalandırılır(!). Ancak hem olaylardan önce hem de olaylardan sonra diğer gazetelerde yazanlar farklı bir içeriğe ve anlayışa sahip değildir. Atatürk’ün evinin bombalanmasıyla ilgili olarak Yunan polisi Hasan Uçar ve Oktay Engin adlı iki Türk’ü tutuklar. Hasan Uçar iki yıl cezaevinde kalır. Oktay Engin ise Türkiye’ye kaçtığı/kaçırıldığı için hapis yatmaktan kurtulur. MİT ajanı olduğu yolunda iddialar ortaya atılan Oktay Engin’in sonraki yaşamı ise oldukça ilginç. Uzun bir süre İçişleri Bakanlığı’nda Yunan ve Kıbrıs radyolarını dinlemekle görevlendirilir. 1970’li yıllarda siyasi işlerden sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, 1992’de Nevşehir Valisi sonra da Eskişehir Emniyet Müdürü olarak görev yapar. Yapanların yanına adeta kâr kalan vahşet insanları göç etmeye zorlarken toplumsal yapıdaki renkliliğin yok olmasına, kimliklerin unutulmasına, azınlıkların sindirilmesine yol açıyor. Geride kirli bir geçmiş, ekilen intikam ve düşmanlık tohumları, yurtsuz insanlar kalıyor. Tabii bir de soru: Bunu da mı ta-rihçilere bırakalım?.. |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.123
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | yoldaş tarihçiler ancak türkiyenin kurtuluş savaşını ezberlemişler başka bildikleri bişey yok(tabi gerçek olayları anlatan tarihçilerimiz hariç) onlarda vatan haini olup ülkeden sürülmüşlerdir
__________________ BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU EKİMDEN PARTİYE PARTİYLE DEVRİME PARTİYİ KAZANDIK PARTİYLE KAZANACAĞIZ |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| eylül, olaylari |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 12 eylül darbesi | gabarın asi rüzgarı | Gladio - Kontrgerilla - Karşı Devrimciler - Darbeler | 29 | 01-15-2009 06:50 |
| 12 EylÜl 1980 | soresvan | Tarih | 5 | 06-11-2008 23:58 |
| Eğitimde 12 Eylül izleri! | korkuluruya | Makaleler | 0 | 05-19-2007 16:03 |
| 12 EylÜl DÖnemİnİn İdamlari!! | korkuluruya | Makaleler | 0 | 05-19-2007 15:36 |
| eylül fırtınası | EŞKIYA | Film - Video | 4 | 04-28-2007 04:51 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 06:17 .