Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Siyaset

Siyaset Siyasi konuları okuyabilir ve fikirlerinizi beyan edebilirsiniz.

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 10-14-2009, 12:44   1 links from elsewhere to this Post. Click to view. #1 (permalink)
 
Katre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 62 Times in 51 Posts
Tecrübe Puanı: 5
Katre Seçkin bir yolda.
Standart Kürt Ulusuna Kendi Kaderini Tayin Hakkı

KÜRT ULUSUNA KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]



Egemenliği Sürdürme Yöntemleri

“Kürt sorunu” Türkiye'nin burjuva güçleri arasında hararetli bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmaya katılmayan burjuva çevre kalmadı. “Kürt sorunu” üzerine burjuva tartışmalar, genel değerlendirme aşamasından çıkıp “çözüm” aşamasına gelmiştir. “Çözüm” gündeme gelince, her burjuva çevre kendi önerilerini ortaya koymaya başladı. Çeşitli burjuva kesimler, kendi aralarında “çözüm” konusunda henüz ortak bir sonuca ulaşmış değil. Aralarındaki gürültü bundan kopuyor.

Burjuvazi “Kürt sorunu”nu çözebilir mi? Türkiye burjuvazisinin amacı Kürt ulusal sorununu çözmek değil Kürdistan'ın devrimci hareketini tasfiye etmektir. Birleşik devrimin baskısından kurtulmaktır. Ulusal sorunun özü, ezilen ulusun ayrılıp bağımsız devlet kurma hakkını kapsar. Türkiye'nin egemen güçleri, ulusal sorunun tam da bu politik özünü yadsıyorlar. Onlar sadece, devrimin sonuca doğru ilerlemesini önlemek için sınırlı, güdük ve denetimli ödünler vermekle yetiniyorlar. Daha sonra güçler dengesi kendi lehlerine değişir değişmez, verdikleri ödünleri geri almak üzere. Böylelikle, verecekleri tavizlerin kendi egemenliklerini güven altına almaya yönelik olduğu açığa çıkıyor.

Türkiye burjuvazisi, Kürt ulusal sorununu çözemeyeceğine göre, yapılan tüm tartışmalar, aslında, Kürt halkı üzerinde egemenliklerini sürdürme yöntemlerine yöneliktir. “Kürt sorunu”nun “çözümü”nde en ileri şeyi söyleyenlerin bile gerçek amacı, ezilen Kürt halkı üzerinde egemenliğin en iyi nasıl devam ettirileceğine dairdir. Bu, çok önemli noktadır ve tüm burjuva tartışmaların politik özüdür. Daha genel bir hedefi ise Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrim tehdidinden kurtulmaktır. Bunun dışında burjuvaziden başka birşey bekleyenler sadece kendilerini aldatmış olurlar.

Burjuva çevrelerin bir kesimi klasik yöntemde ısrar ederken, daha geniş bir kesimiyse Kürt halkına çok sınırlı ödünler vererek ezilen halkın kendi isteğiyle, Türkiye'nin ulusal egemenliğini kabul etmesinin daha doğru olacağı görüşünde. Onlar bunu, “demokrasi” ve “insan hakları” adına ileri sürseler de, bunun sınıfsal özü, Türkiye burjuvazisinin egemenliğini korumaktır. Onlar, Kürt halkı üzerinde, eskisi gibi egemenlik sürdüremeyeceklerini çok iyi biliyorlar.


Sınıfsal Mücadele Öne Çıkıyor

Kuzey Kürdistan'da egemen üretim biçimi, kapitalizmdir. Kürt ulusu, ulusal oluşumunu ve gelişimini kapitalizmin zeminleri üzerinde gerçekleştirmiştir. Modern burjuva gelişmeye bağlı olarak, modern bir ulus ortaya çıkmıştır. Ulusal Kurtuluş Hareketi'nin ilk çıkışında kendisini, önceki kurtuluş mücadelelerinden ayırmak için modern kurtuluş hareketi olarak tanımlaması, Kürdistan'ın bu burjuva gelişiminden ileri gelmektedir.

Emekle sermaye arasındaki uzlaşmaz karşıtlık kapitalizmin doğasında var. burjuva üretim ilişkileri geliştikçe temelindeki bu karşıtlık da gelişir ve olgunlaşır. Modern burjuva toplumun sınıf savaşları, bu temelde ortaya çıkar ve ilerler. Kürdistan ulusal devrimci hareketinde de sınıfsal yön vardır ve bu yön şimdi daha bir öne çıkıyor.

Kürdistan'da kapitalizmin egemen olması ve bunun sonuçlarının yarattığı nesnel maddi koşullar nedeniyle, ulusal-sınıfsal kurtuluş mücadelesi iç içe geçmiştir. Hareketin ulusal yönü belli bir dönem öne çıksa da , asıl gelişen ve tayin edici olan yön, sınıfsal mücadele yönüdür. Bugün hareketin sınıfsal yönü daha baskın gelmektedir. Dolayısıyla, işçi sınıfının hareketteki devrimci rolü ve önderliği bariz olarak kendini gösteriyor.

Kürt özgürlük hareketinin, sosyalizme yönelerek hedefine ulaşacağı biçimde bir bilinç, halk kitleleri arasında giderek egemenlik kazanıyor. Sınıfsal (toplumsal) kurtuluş, yani sosyalizm hedefi önümüzdeki süreçte hareketi daha fazla etkisi altına alacaktır.

Kürdistan'da kapitalizmin ve sınıf savaşımının gelişimiyle birlikte, proletaryanın sınıf savaşımının yanında, sosyalizm bilinci ve sosyalizm mücadelesi de gelişme gösterdi. Sosyalizmin bir düşünce, bir politik hareket olarak Kürdistanda gelişmesi uzun bir zaman öncesine dayanıyor. Türkiye'deki sınıf savaşımı ve sosyalist mücadeleye paralel, onunla etkileşim içinde, sosyalizm fikirleri Kürdistan'da belli bir etkinlik kazandı. Öyle ki Kürdistan'da ortaya çıkan tüm ulusal hareketler, şu veya bu biçimde sosyalizmden etkilendiler. Bu etki UKH içinde gitgide derin bir kök saldı.


Ezilen Ulus Değil Ezen Ulus Güven Vermelidir



Ezen-ezilen ulus ilişkisi ele alınırken, her şey tersine çevriliyor. Egemen ulus olan Türk ulusunun ezilen bir ulus olan Kürt ulusuyla ve onun politik hareketiyle bir “anlaşma”ya varabilmesi için, ezilen ulusun, egemen ulusa güven vermesi gerektiği ileri sürülüyor. Egemen ulus, egemenlik altındaki ulusa bu yönde bir baskı uyguluyor.

Eğer egemen ve ezen ulusla, ezilen ulus arasında “birlik” sorunu yeniden ele alınacaksa, burada güven vermesi gereken ezilen ulus değil, ezen ulustur. Ezilen halklar için zindandan başka birşey olmayan bir yerde, halklar arasında bir güven oluşmasının ilk koşulu ezilen halkların bu zindandan kurtulmalarıdır. Ezilen bir halk ancak eşit ve özgür koşullarda o güne dek kendisini ezmiş olan bir halka güven duyabilir. Bu koşullar sağlanmadıkça iki halk arasında herhangi bir güven oluşması sözkonusu olmaz.

İki halkın yeni bir birlik oluşturması için öncelikle, bu birliğin, zoraki bir birlik değil, eşit ve gönüllü bir birlik olması gerekiyor. Gönüllü ve eşit bir birliğin oluşması için ön koşul ezilen ulusun -burada sözü edilen Kürt ulusunun- ayrılıp kendi bağımsız devletini kurma hakkını tanımasıdır. Halklar arasındaki birleşmenin gönüllü ve özgür olabilmesi için, birliğin ayrılma özgürlüğünü de içermesi gerekiyor.

Ezen ve egemen ulus olan Türk ulusu tüm bu koşulları yerine getirebilir mi? Böyle birşeyi kesinlikle kabul etmeyeceği açıktır. Bu durumda ezen ve ezilen ulus ilişkisi değişmeyeceğinden varılacak herhangi bir “anlaşma” bugünkü ilişki biçimini ve varolan durumu temelde değiştirmeyecektir.

Halklar arasındaki bir birliğin gönüllü, eşit ve özgür bir birlik olması için sermaye egemenliğinin devrilmesi gerekiyor. Bununla birlikte Marksist-Leninistler, ne kadar zayıf bir olasılık olsa da, ezilen ulusun sermaye egemenliğinin devrilmesinden önce ayrılma olasılığını kabul ederler. Böyle bir olasılığı kabul ederler,, UKKTH (Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı) ilkesini koşulsuz olarak tanırlar ve her iki ülkeyi kapsayan birleşik devrimin zaferi için mücadele verirler.

Ezilen halkları baskı altına alan ve onların özgürlüğünü engelleyen aynı egemen güç, ezen ulus halkını da baskı altına alıyor ve özgürlüğünü engelliyor. Halkları ezen ve sömüren düşman aynı ve ortaktır. Kürt halkının ve Türkiye halklarının ortak düşmanı, egemen burjuva güçlerdir ve onların devletidir. Bundan dolayı bu topraklarda yaşayan bütün halkların kurtuluşlarının koşulu, aynı ve ortak düşmana karşı ortak mücadele vermektir, birleşik devrimi zafere götürmektir.


Uluslara Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı Öne Çıkarılmalı



Kürdistan Ulusal Hareketi, Türkiye halklarıyla birlik yapma yönünde bir eğilim, görüş ve yönelim ortaya koydu. Bu, ezilen ulus sosyalistlerinin ortaya koyması gereken bir yaklaşımdır. Eğer ezen ulusun sosyalistleri de Kürt ulusunun ayrılıp kendi bağımsız devletini kurma hakkının tanınması yönünde bir ajitasyon yaparsa, o zaman, halkların enternasyonal ve eşit birliği için bir zeminin oluşması sağlanmış olur.

Kürdistan ulusal hareketinin burada eleştirileceği yön egemen ulusla yapılması düşünülen bir anlaşmanın, Kürdistan'ın ilhakına son vermemesi, tam hak eşitliğine dayanmaması, Kürt ulusunun ayrılma hakkını içermemesidir. Kendini bazı kültürel haklar ve sınırlı politik haklarla bağlamasıdır. Bu UKKTH değildir ve olamaz. Böyle bir sonuç Kürt halkına özgürlük getirmez. Bu durumda UKH'nin yapması gereken şey özgürlük mücadelesini sonuna dek götürmek ve birleşik devrimi öne çıkarmaktır.

Kürdistan ulusal hareketi Türkiye halklarıyla birlik yapma yönünde bir eğilim ortaya koymuşken, eğer Türkiye sosyalist hareketi tam da enternasyonal bir tavır anlamına gelen Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı yönünde bir ajitasyon yapmazsa, sosyal-şoven bir konuma düşer. Asıl eleştirilmesi gereken UKKTH ilkesine bağlı kalmayan Türkiye sosyalist hareketi içindeki sosyal-şoven eğilimlerdir. Çünkü sosyal-şoven eğilimde olanlar Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına çeşitli şartlar getiriyorlar. Enternasyonalist sosyalistler ise UKKTH'yi koşulsuz olarak benimsiyorlar ve UKKTH'nin özü olan ayrılma , bağımsız devlet kurma hakkını sonuna dek savunuyorlar. Enternasyonalist sosyalistler yalnızca leninist UKKTH ilkesini genel düzeyde savunmakla kalmıyor, bütün günlük mücadelesi içerisinde, bu yönde bir ajitasyonda bulunuyorlar.


Bir Çözümlemeye Dayanmadan



Türkiye sosyal-reformist ve oportünist hareketlerinin, ulusal sorun üzerine görüş ve önerileri, Kürdistan'ın tarihinin ciddi bir araştırmasına, ciddi bir teorik çözümlemeye dayanmıyor. Bu yüzden temelsizdir, bilimsel değildir.

Sorun Marx'ın ve Lenin'in UKKTH konusunda ortaya koydukları enternasyonalist sosyalist ilkeleri ezberlemek değil; bu ilkeleri bir ülkenin somut şartlarına uygulamaktır. Bu ise sözkonusu ilkelerin uygulanacağı ülkenin şartlarını bilmeyi gerektirir. Ciddi, bilimsel bir araştırma yapılmadan da bir ülkenin somut koşulları hakkında bir fikir ortaya konulamaz.

Bu açıdan bakıldığında reformist ve oportünist hareketlerin Kürdistan üzerine hiçbir ciddi ve bilimsel incelemelerinin olmadığı ve bir tahlillerinin bulunmadığı görülebilir. Kürdistan hakkında ortaya konulan görüşler ise şurdan burdan alınmış eklektik görüşlerdir. Eklektik görüşlerle ve sığ değerlendirmelerle ulusal sorun hakkında sağlıklı sonuçlara ulaşılamaz.

Kürdistan üzerine belli bir araştırması olanlar Kürt ulusal hareketleridir. Ulusal hareketler ise önceden vardıkları “sömürge Kürdistan” tezine bir dayanak bulmak yönünde bir araştırmaya giriştiler. Bu ise bilimsel bir yöntem değildir. Olgulara kendi teorik anlamını vermek yerine, olguları kendi görüşlerine uydurmuşlardır.

Türkiye'deki reformist ve oportünist hareketler hiçbir ciddi araştırma yapmadan Kürdistan ulusal hareketlerinin “sömürge Kürdistan” tezlerini ve aynı tezlere sahip sosyalist Türk aydınlarının görüşlerini alıp kendilerine dayanak yaptılar. Bazıları bu konuda bir tahlile dayanmadan çeşitli öneriler ileri sürdüler.

Kürt ulusal sorununda diyalektik ve tarihsel materyalizm temelinde somut çözümlemeye dayanan görüşler Leninist Parti tarafından ortaya konuldu. Leninist Parti'nin dayandığı ve geliştirdiği bu konudaki görüşleri uzun araştırmalara ve ciddi çözümlemelere dayanıyor. Kürdistan'ın ilhak edilmiş bir ülke olduğu, Kürt ulusunun ezilen ulus durumuna getirildiği biçimindeki görüşleri Türkiye ve Kürdistan'ın ekonomik ve tarihsel teorik çözümlemelerine dayandırılarak belirlenmiştir.

Leninist Parti'nin, ulusal sorundaki bakış açısı, Leninist UKKTH ilkesine ve bu ilkenin somut koşula uyarlanmasına dayanan devrimci enternasyonalist sosyalist bakış açısıdır.


Bu Makale Mücadele Birliği web sitesinden alınmıştır.




__________________
Kim Öğretiyor? PARTİ!
Kim vuruyor? CEPHE!
Kimin için? HALK İÇİN!
Katre isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10-14-2009, 14:57   #2 (permalink)
tol
 
Üyelik tarihi: Mar 2008
Bulunduğu yer: orda
Mesajlar: 1.187
Thanks: 0
Thanked 4 Times in 4 Posts
Tecrübe Puanı: 0
tol Seçkin bir yolda.
Standart

emeğine sağlık



tol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10-14-2009, 18:03   #3 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 18
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
anarsizm Seçkin bir yolda.
Standart

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı diye bir şey yoktur. Çünkü KÜRT'lerin kaderi Türk ulusuyla aynıdır. Bölmeye gerek yok.



anarsizm isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10-21-2009, 16:29   #4 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
Mesajlar: 55
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
ZİLAN Seçkin bir yolda.
Standart

Ben halkların eşitlik,adalet ve özgürce yaşadığı bir ülke hayal ediyorum ayrılan bir halk deil Zaten bir çoğu aynısını diyor adalet ve eşitlik içinde yaşarsak neden ayrılma olsun aynı sınırlar içinde barış içinde yaşayabiliriz yeter ki herkes elini taşın altına koysun..



ZİLAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 10-29-2009, 12:12   #5 (permalink)
 
anti-fasis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2009
Mesajlar: 52
Thanks: 14
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 1
anti-fasis Seçkin bir yolda.
Standart

Emeğine sağlık.Çok bilgilendirici bir yazı olmuş..



__________________
Bir iki üç daha fazla Wietnam!
Biji Ape Ho Chi Minh!
anti-fasis isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-2009, 13:08   #6 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 5
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
Kemalist-Sosyalist Seçkin bir yolda.
Standart

Ulus ile Halk'ın ayrımını hala yapamamışsınız, Kürtler bir halktır, aynı Zazalar,Araplar,Çerkezler,Arnavutlar gibi ve halklar ,ulusu oluşturan temel öğelerdir,bugün Anadoluda yaşayan tüm Halktar tek bir Ulustur, bunun adını koymak size kalmış ,ister Kemalist tezlere dayanarak Türk ulusu dersiniz, ister Türkiye,ister Anadolu ulusu... ama bir Halkı, ulus olarak niteleyip ayrılıkçı bir yapıda bulunmak Leninistlik değildir.Lenin'in bu tezindeki uluslar Orta asya ve Kafkas uluslarıdır, ve unutmayın SSCB bir Uluslar federasyonu idi,Türkiye ise bir Halklar bileşkesi-Ulus devlettir.



__________________
KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin....
Kemalist-Sosyalist isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-2009, 13:34   #7 (permalink)
 
devriMaral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: CΣPΉΣ
Mesajlar: 11.383
Thanks: 202
Thanked 1.036 Times in 972 Posts
Tecrübe Puanı: 12
devriMaral Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
Kemalist-Sosyalist´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Ulus ile Halk'ın ayrımını hala yapamamışsınız, Kürtler bir halktır, aynı Zazalar,Araplar,Çerkezler,Arnavutlar gibi ve halklar ,ulusu oluşturan temel öğelerdir,bugün Anadoluda yaşayan tüm Halktar tek bir Ulustur, bunun adını koymak size kalmış ,ister Kemalist tezlere dayanarak Türk ulusu dersiniz, ister Türkiye,ister Anadolu ulusu... ama bir Halkı, ulus olarak niteleyip ayrılıkçı bir yapıda bulunmak Leninistlik değildir.Lenin'in bu tezindeki uluslar Orta asya ve Kafkas uluslarıdır, ve unutmayın SSCB bir Uluslar federasyonu idi,Türkiye ise bir Halklar bileşkesi-Ulus devlettir.

Bir kere daha okumanızı tavsiye ederim.Ama dikkatlice.




Alıntı:
devriMaral´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Önce bir ulusun tanımı yapalım. Halkların ulus niteliğine geçebilmesi için aşağıdakilerin olması şartmış;
  1. Toplulukta ortak bir dilin konuşulması,
  2. Topluluğun tarihsel geçmişe sahip olması,
  3. Şimdi bir arada yaşayan bu topluluğun, gelecek için de bir arada yaşama inancında olması,
  4. Topluluktaki bireylerin birlik ve beraberlik içinde, ortak duyguları paylaşması,
  5. Toplulukta kültürel ortaklık bulunması gereklidir.
Yukarıdaki maddelere göre Kürtler halk değil ulustur. Bunu inkar etmek ise imkansızdır.



__________________
“İşçi sinifi tarihun itici gücidur ve tarihun akişini değişturecek siniftur dedum diye ‘Halkun öteki kesumi yatup, ense yapacak’ demedum. Köylü, memur, genç, öğrenci, sanatkâr, kuçuk esnaf... Hayde herkes tribündeki yerini alsun.”

Laz Marks


devriMaral isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-04-2009, 22:10   #8 (permalink)
 
BABİL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 4.620
Thanks: 64
Thanked 88 Times in 64 Posts
Tecrübe Puanı: 7
BABİL Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
Kemalist-Sosyalist´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Ulus ile Halk'ın ayrımını hala yapamamışsınız, Kürtler bir halktır, aynı Zazalar,Araplar,Çerkezler,Arnavutlar gibi ve halklar ,ulusu oluşturan temel öğelerdir,bugün Anadoluda yaşayan tüm Halktar tek bir Ulustur, bunun adını koymak size kalmış ,ister Kemalist tezlere dayanarak Türk ulusu dersiniz, ister Türkiye,ister Anadolu ulusu... ama bir Halkı, ulus olarak niteleyip ayrılıkçı bir yapıda bulunmak Leninistlik değildir.Lenin'in bu tezindeki uluslar Orta asya ve Kafkas uluslarıdır, ve unutmayın SSCB bir Uluslar federasyonu idi,Türkiye ise bir Halklar bileşkesi-Ulus devlettir.
Türkiyenin dışında kalan Kürtleri nereye koyacaksın kemalist ,onlarda arap ,acem uluslarının birer halkımıdır ?

Sen acaba muhacir halklarla ,teritoryal halkları birbirine karıştırıyor olmuyormusun?

Yada sen Kürdistan diye jeopolitik,sosyolojik bir kavram duymadın mı ?

Bu her iki kavram halkların ulusal kimliğini belirler. Bu kimlikte siyasi,dil,toprak,kültür ve ekonomik birliğin bilimsel açıklamasıdır.Tüm bu bilimsel verilere sahip bir halkı sen hala ulus tanımının dışında tutuyorsan.

Sende arayacağımız tek niyet ,artniyettir.



__________________
Dün gece

Babil’e iki melek

indi sessizce.........

Ruhum !..

sus ve seyret..........

Başladı t e k e r r ü r !..

Yâ, taham m ü ü l !..

Yâ, taham m ü ü l!

V.B.BAYRIL

Konu BABİL tarafından (11-04-2009 Saat 22:17 ) değiştirilmiştir.
BABİL isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-06-2009, 08:45   #9 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Nov 2009
Mesajlar: 5
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0
Kemalist-Sosyalist Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
devriMaral´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Önce bir ulusun tanımı yapalım. Halkların ulus niteliğine geçebilmesi için aşağıdakilerin olması şartmış;
Toplulukta ortak bir dilin konuşulması,
Topluluğun tarihsel geçmişe sahip olması,
Şimdi bir arada yaşayan bu topluluğun, gelecek için de bir arada yaşama inancında olması,
Topluluktaki bireylerin birlik ve beraberlik içinde, ortak duyguları paylaşması,
Toplulukta kültürel ortaklık bulunması gereklidir.
Yukarıdaki maddelere göre Kürtler halk değil ulustur. Bunu inkar etmek ise imkansızdır./COLOR][/FONT][/B]
Birincisi bu Ulus tanımının ilk maddesi yanlışi ortak bir dilden söz ediliyor, Kürtlerin ortak dili nedir, Kurmancimi,Soranimi,Zazakimi bunlardan hangisi ortak dildir,Urfalı bir Kurmanç ile Vanlı bir Kurmanç bile kendi arasında biraz zorlanarak anlaşır,bunu etrafınızda gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca sizin bu tanımınız Ulus'u ,etnik kökene indirger,Ulus bu şarta göre tanımlansaydı dünyada Ulustan geçilmezdi.

İlk madde dışındaki maddeler ise tamam, bunlar Ulus'u oluşturan şartlardır,peki o zaman İstanbulda kapitalist düzenin arasına sıkışan Kürt işçisiyle,Türk işçisinin farkı nedir, bunların ortak amacı kendisini ve ailesini yaşatmaya çalışmak değilmidir? Türk ve Kürt halkı beraber yaşamak istememektemidir?...



__________________
KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin....
Kemalist-Sosyalist isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt 11-06-2009, 10:56   #10 (permalink)
 
devriMaral - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2009
Bulunduğu yer: CΣPΉΣ
Mesajlar: 11.383
Thanks: 202
Thanked 1.036 Times in 972 Posts
Tecrübe Puanı: 12
devriMaral Seçkin bir yolda.
Standart

Alıntı:
Kemalist-Sosyalist´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Birincisi bu Ulus tanımının ilk maddesi yanlışi ortak bir dilden söz ediliyor, Kürtlerin ortak dili nedir, Kurmancimi,Soranimi,Zazakimi bunlardan hangisi ortak dildir,Urfalı bir Kurmanç ile Vanlı bir Kurmanç bile kendi arasında biraz zorlanarak anlaşır,bunu etrafınızda gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca sizin bu tanımınız Ulus'u ,etnik kökene indirger,Ulus bu şarta göre tanımlansaydı dünyada Ulustan geçilmezdi.

İlk madde dışındaki maddeler ise tamam, bunlar Ulus'u oluşturan şartlardır,peki o zaman İstanbulda kapitalist düzenin arasına sıkışan Kürt işçisiyle,Türk işçisinin farkı nedir, bunların ortak amacı kendisini ve ailesini yaşatmaya çalışmak değilmidir? Türk ve Kürt halkı beraber yaşamak istememektemidir?...


Keyifli okumalar dilerim size...
Ayırca vereceğim linki de okursanız eğer, bilgilerinizi yenileme fırsatı bulabilirsiniz...

[Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]

Alıntı:
devriMaral´isimli üyeden Alıntı [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]
Sayın Düzensiz3 sizin için Stalin'in bir makalesini alıntılıyorum. Umarım bir yararı olur. Keyifli okumalar...


"Ulus Nedir?

Ulus sadece tarihi bir kategori değil, fakat belirli bir çağın, yükselen kapitalizm çağının bir tarihi kategorisidir. Feodalizmin tasfiye ve kapitalizmin gelişme süreci, aynı zamanda insanların uluslar biçiminde birleşme sürecidir

Ulus herşeyden önce bir topluluk, belirli bir insan toplulu­ğudur.

Bu topluluk bir ırk ve bir aşiret topluluğu değildir. Bugünkü İtalyan ulusu Romalılardan, Germenlerden, Etrüsklerden, Yu­nanlılardan, Araplardan vb.; Fransız ulusu Galyalılardan, Romalılardan, Britanyalılardan, Germenlerden vb. oluşmuştur. Aynı şey, çeşitli ırk ve aşiretlerden insanların bir ulusa biçimlendikle­ri İngilizler ve Almanlar vb. için de geçerlidir.

Demek ki ulus, bir ırk ve bir aşiret topluluğu değil, fakat ta­rihi olarak meydana gelmiş bir insan topluluğudur.


Öte yandan, tarihi olarak meydana gelmiş ve çeşitli aşiret ve ırklardan oluşmuş olmalarına rağmen, bir Keyhüsrev'in veya bir İskender'in büyük devletleri kuşkusuz ulus olarak adlandın-lamaz. Bunlar ulus değil, fakat şu ya da bu fatihin zafer veya ye­nilgisine göre birleşip ayrılan rasgele ve gevşek biçimde birleş­miş gruplar topluluğudur.


Demek ki ulus, rasgele ve geçici bir topluluk değil, fakat is­tikrarlı bir insan topluluğudur.


Ancak hep istikrarlı topluluk bir ulus değildir. Avusturya ve Rusya da istikrarlı topluluklardır, fakat hiç kimse bunları ulus olarak adlandırmaz. Ulusal topluluğu devlet topluluğundan ayı­ran nedir? Diğer şeylerin yanısıra, ulusal topluluk ortak bir dil olmaksızın düşünülemezken, devlet için ortak bir dilin mutlaka gerekli olmaması. Avusturya'da Çek ulusu ve Rusya'da Polonya ulusu, her biri ortak bir dile sahip olmaksızın varolamazlardı, fakat Rusya'da ve Avusturya'da bir dizi dillerin varlığı, bu dev­letlerin bütünlüğüne [Integritat] halel getirmez. Tabii ki burada yönetimlerin resmi dilleri değil, halkın konuştuğu diller sözkonusudur.


Demek ki dil birliği, ulusun karakteristik belirtilerinden bi­ridir.


Bu, çeşitii ulusların her zaman ve her yerde farklı diller ko­nuştuğu veya bir ve aynı dili konuşan herkesin mutlaka bir ulus oluşturduğu anlamına gelmez elbette. Her ulus için ortak bir dil; fakat çeşitli uluslar için mutlaka ayrı diller değil! Aynı zamanda çeşitli diler konuşan bir ulus yoktur, fakat bu, aynı dili konuşan iki ulusun olamayacağı anlamına gelmez! İngilizler ve Kuzey Amerikalılar aynı dili konuştukları halde, tek ulus oluş­turmazlar. Aynı şey Norveçliler ve Danimarkalılar, İngilizler ve İrlandalılar için de geçerlidir.


Fakat örneğin, ortak bir dil konuştukları halde İngilizler ve Amerikalılar neden tek ulus oluşturmazlar?


Herşeyden önce, birlikte değil, ayrı topraklar üzerinde yaşa­dıkları için. Bir ulus ancak uzun süreli ve düzenli ilişkiler sonu­cunda, insanların kuşaktan kuşağa birarada yaşamaları sonucun­da oluşur. Ne var ki, ortak bir toprak olmaksızın uzun süreli bi­rarada yaşama olanaksızdır. İngilizler ve Amerikalılar önceleri aynı toprak üzerinde, İngiltere'de yaşıyorlardı ve bir ulus oluş­turuyorlardı. Sonra İngilizlerin bir kısmı, İngiltere'den yeni bir toprağa, Amerika'ya göç ederek, bu yeni toprak üzerinde za­manla yeni bir ulusu, Kuzey Amerikan ulusunu oluşturdu. Top­rak ayrılığı, ayn ulusların oluşmasına yol açtı.

Demek ki, toprak birliği ulusun karakteristik belirtilerin­den biridir.


Fakat hepsi bu değil. Tek başına toprak birliği henüz bir ulus oluşturmaz. Bunun için, ulusun tek tek bölümlerini bir bü­tünde birleştiren bir iç iktisadi bağ da gereklidir. İngiltere ve Kuzey Amerika arasında böyle bir bağ olmadığından, bunlar iki ayrı ulus oluştururlar. Ancak, Kuzey Amerika'nın tek tek köşe ve bucakları, aralarında varolan işbölümü, ulaşım yollarının ge­lişmesi vb. sayesinde kendi aralarında iktisadi bir bütünde birleşmeselerdi, Kuzey Amerikalılar da bir ulus adına hak kazana­mazlardı.


Örneğin Gürcüleri alalım. Reform öncesi dönemde Gürcü­ler ortak bir toprak üzerinde yaşıyorlar ve aynı dili konuşuyor­lardı, buna rağmen kelimenin tam anlamıyla bir ulus oluşturmuyorlardı; çünkü birbirinden ayrı bir sürü prensliklere bölün­müş olduklarından, ortak bir iktisadi yaşantı sürdüremiyorlar, yüzyıllardan beri birbirleriyle savaşıyorlar, birbirlerini yıkıma uğratıyorlar ve birbirlerine karşı İranlıları ve Türkleri kışkırtı­yorlardı. Bazen talihli bir hükümdarın gerçekleştirdiği, prenslik­lerin kısa süreli ve rastlantılar soncunda birleşmeleri, en iyi hal­de sadece yüzeysel yönetim alanını kapsıyor, en kısa zamanda da prenslerin huysuzlukları ve köylülerin ilgisizliği yüzünden yıkılıyordu. Gürcistan'ın iktisadi parçalanmışlığı içinde başka türlü de olamazdı zaten... Gürcistan ulus olarak; 19. yüzyılın ikinci yansında serfliğin kaldırılması, ülkenin iktisadi yaşantısı­nın ilerlemesi, ulaşım yollarının gelişmesi ve kapitalizmin doğu­şu Gürcistan'ın çeşitli bölgeleri arasında bir işbölümü yarattığı, prensliklerin iktisadi içe kapanıklığını kesin olarak yıkıp onları bir bütün içinde birleştirdiğinde ortaya çıktı.


Demek ki iktisadi yaşantı birliği, iktisadi bağlılık, ulusun karakteristik belirtilerinden biridir.

Fakat bu da henüz hepsi değildir. Bütün söylenenler dışın­da, bir ulus içinde birleşmiş insanların ruhi şekillenme özellikle­ri de göz önünde tutulmalıdır. Uluslar, sadece yaşam koşulları bakımından değil, fakat ulusal kültür özelliklerinde ifadesini bu­lan ruhi şekillenmeleri bakımından da birbirinden ayrılırlar. Eğer aynı dili konuşan İngiltere, Kuzey Amerika ve İrlanda, buna rağmen üç ayrı ulus oluşturuyorlarsa, bunda birbirinden farklı yaşam koşullan sonucu kuşaktan kuşağa meydana gelmiş olan bu özgül ruhi şekillenmenin rolü az değildir.


Ruhi şekillenme, veya başka sözcüklerle söylenildiği gibi, "ulusal karakter", gözlemci için kavranılmaz birşeydir elbette; fakat bu şekillenme, bir ulusun ortak kültür özgünlüğünde ifade­sini bulduğu ölçüde kavranılabilirdir ve gözardı edilemez.


"Ulusal karakter"in tüm zamanlar için sabit birşey değil, fa­kat yaşam koşullan ile değişen birşey olduğunu söylemeye gerek yok; ama her verili anda varolduğu için, ulusun fizyonomisi­ne damgasını vurur.


Demek ki bir kültür birliğinde ifadesini bulan ruhi şekil­lenme birliği, ulusun karakteristik belirtilerinden biridir.


Böylece ulusun tüm belirtilerinden söz ettik.

Ulus, tarihi olarak oluşmuş, dil, toprak, iktisadi yaşantı birliği, ve kültür birliğinde ifadesini bulan ruhi şekillenme birliği temelinde oluşmuş istikrarlı bir insan topluluğudur.

Burada, her tarihi görüngü gibi, ulusun da değişme yasasına tabi olduğu ve bir tarihe, bir başlangıca ve bir sona sahip bulun­duğu kendiliğinden anlaşılır.


İleri sürülen belirtilerden hiçbirinin, tek başına alındığında, ulus kavramını belirlemeye yetmediğini vurgulamak gereklidir. Dahası var: Bu belirtilerden sadece bir tanesi yoksa, bir ulus ulus olmaktan çıkar.


Ortak "ulusal karakter"e sahip insanlar düşünülebilir, fakat bu insanlar iktisadi bakımdan birbirinden ayrı iseler, ayrı top­raklarda yaşıyorlarsa, ayrı dilleri konuşuyorlarsa vb., bunların bir ulus oluşturdukları söylenemez. Örneğin, bu bizce yekpare bir ulus oluşturmayan Rus, Galiçyalı, Amerikan, Gürcü Yahu­dileri ve Kafkaslardaki Yahudiler için geçerlidir.


Ortak bir toprak üzerinde yaşayan ve ortak bir iktisadi ya­şantı sürdüren insanlar düşünülebilir, ancak ortak bir dile ve "ulusal karakter"e sahip olmayan bu insanlar gene de bir ulus oluşturmazlar. Bu, örneğin Baltık bölgelerindeki Almanlar ve Lehler için geçerlidir.

Nihayet Norveçliler ve Danimarkalılar aynı dili konuştuk­ları halde, diğer belirtiler eksik olduğundan bir ulus oluştur­mazlar.

Ancak tüm belirtilerin varlığı bir ulusu meydana getirir.


Diğer belirtilerin aslında ulusun belirtileri değil, sadece onun gelişiminin koşulları olduğu, "ulusal karakter"in ise belir­tilerden biri değil, fakat ulusun biricik özsel belirtisi olduğu dü­şünülebilir. Örneğin Avusturya'da ulusal sorunun tanınmış teorisyenleri R. Springer ve özellikle O. Bauer bu görüşteler.


Bunların ulus teorilerini inceleyelim.


Springer'e göre, "ulus aynı biçimde düşünen ve aynı biçin,-de konuşan kişilerin bir birliği, artık toprağa bağlı olmayan modern insanların bir kültür topluluğudur.

Demek ki, birbirinden ne kadar ayrı olsalar da, nerede yaşa­salar da aynı biçimde düşünen ve aynı biçimde konuşan insanlar "birliği".

Bauer daha da ileri gidiyor:

"Ulus nedir?", diye soruyor. "İnsanları ulus biçiminde bir­leştiren dil birliği midir? Fakat İngilizler ve İrlandalılar... aynı dili konuşuyorlar ve buna rağmen tek bir halk oluşturmuyorlar; Yahudilerin ortak dilleri yoktur, fakat buna rağmen bir ulustur­lar.

Peki ulus nedir?

"Ulus, görece bir karakter birliğidir." O halde karakter, bu durumda ulusal karakter nedir?

Ulusal karakter demek, "bir milliyetten insanları, bir başka milliyetten insanlardan ayırt eden belirtilerin toplamı, bir ulusu diğer ulustan ayırt eden fiziksel ve zihinsel belirtilerin bütünü demektir."[8]

Bauer, ulusal karakterin gökten düşmediğini biliyor elbette ve bunun için ekliyor:

"İnsanların karakteri... kaderlerinden başka hiç birşey tara­fından belirlenmez"... "Ulus, bir kader birliğinden başka bir şey değildir", bu [kader birliği —ÇN] ise "insanların geçim kaynaklarını ürettikleri ve emeklerinin ürünlerini paylaştıkları koşullar" tarafından belirlenir.

Böylece ulus kavramının, Bauer'in söylediği gibi, "eksiksiz" tanımına varmış bulunuyoruz.

"Ulus, kader birliği tarafından bir karakter birliği içinde bir­leştirilmiş insanların tümüdür.

Demek ki, toprak dil ve iktisadi yaşantı birliği ile mutlak bağıntı dışında alınan, kader birliği bazında bir ulusal karakter birliği.

Fakat bu durumda ulustan geriye ne kalır? İktisadi bakım­dan birbirinden ayrılmış olan, ayrı topraklar üzerinde yaşayan ve kuşaktan kuşağa ayrı diller konuşan insanlar arasında hangi ulusal topluluktan söz edilebilir?


Bauer, "ortak bir dile sahip olmadıkları" halde, Yahu­dilerden ulus olarak söz ediyor, fakat birbirinden tamamen ay­rılmış olan, ayrı topraklar üzerinde yaşayan ve ayrı diller konu­şan, diyelim ki Gürcü, Dağıstan, Rus ve Amerikan Yahudileri­nin hangi kader birliğinden ve ulusal bağından sözedilebilir?


Söz konusu Yahudiler, kuşkusuz Gürcüler, Dağıstanlılar, Ruslar ve Amerikalılar ile ortak bir kültür atmosferi içinde, or­tak bir iktisadi ve siyasi yaşantı sürdürüyorlar; bu, onların ulusal karakterinde zorunlu olarak iz bırakır; eğer aralarında ortak bir şey kalmışsa, bu da dinleri, ortak kökenleri ve bir ulusal karak­terin bazı kalıntılarıdır. Bunların tümü kuşku götürmez. Fakat kemikleşmiş dinsel törenlerin ve yok olan psikolojik kalıntıla­rın, söz konusu Yahudilerin "kader"lerini, onların içinde yaşa­dıkları canlı sosyo-ekonomik ve kültürel çevreden daha güçlü etkilediği ciddi olarak nasıl iddia edilebilir? Zaten, Yahudiler­den yekpare bir ulus olarak söz etmek, ancak bu varsayıma da­yanır.


Fakat bu durumda, Bauer'in ulusunu spiritüalistlerin mistik ve kendi kendine yeten "ulusal ruh"undan ayıran şey nedir?


Bauer, ulusun "ayırıcı belirtisi" (ulusal karakter) ile, onun yaşam "koşulları" arasına, bunları birbirinden ayırarak aşılmaz bir uçurum açmaktadır. Fakat ulusal karakter, yaşam koşulları­nın bir yansıması, insanların içinde yaşadıkları çevreden elde et­tikleri izlenimlerin yoğunlaşması değil de nedir? Onu kendisini yaratan zeminden kopararak, onu ayırarak, sadece ulusal karak­terle nasıl yetinilebilir?


Ayrıca: 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında İngi­liz ulusunu, daha Kuzey Amerika "Yeni İngiltere" olarak adlan­dırılırken, Kuzey Amerikan ulusundan ayırt eden şey neydi? Ulusal karakter değil elbette, çünkü Kuzey Amerikalılar İngilte­re'den geldiler; beraberlerinde Amerika'ya İngiliz dili dışında, İngiliz ulusal karakterini de getirdiler ve yeni koşulların etkisiy­le elbette onlarda kendilerine özgü ayrı bir karakter oluşmaya başladığı halde, beraberlerinde getirdikleri İngiliz ulusal karakte­rini o kadar çabuk kaybedemezlerdi. Ve onlar o zaman, az veya çok karakter birliğine rağmen, İngiltere'den farklı bir ulus oluş­turuyorlardı! Açıktır ki o zaman ulus olarak "Yeni İngiltere", ulus olarak İngiltere'den, ayrı bir ulusal karakter bakımından değil, veya ulusal karakterden çok, İngiltere'den farklı çevre ve ya­şam koşullan bakımından ayrılıyordu.


Bununla, gerçeklikte ulusun bir tek ayırıcı belirtisi olmadığı açıklık kazanmış oluyor. Sadece, uluslar karşılaştırıldığında, aralarında bazen birinin (ulusal karakter), bazen ikincisinin (dil), bazen de üçüncüsünün (toprak ve iktisadi koşullar) göze çarptığı bir belirtiler toplamı vardır. Ulus, birlikte alınmış tüm belirtilerin bir bileşimidir.


Ulusu, ulusal karakterle özdeşleştiren Bauer’in görüşü, ulu­su toprağından koparır ve onu, görülmez, kendi kendine yeten bir güç haline dönüştürür. Böylece bu, artık yaşayan ve etkin bir ulus değil, mistik, kavranamaz ve öte yana ait bir şeydir. Çünkü yukarıda söylendiği gibi, örneğin Gürcü, Dağıstanlı, Rus, Ame­rikan ve başka ulusların Yahudilerinden oluşmuş, mensupları birbirini anlamayan (ayrı diller konuşan), dünyanın farklı bölge­lerinde yaşayan, birbirlerini hiçbir zaman görmeyecek, hiçbir zaman, ne barışta ne de savaşta birlikte davranamayacak olan şu Yahudi ulusu nasıl bir şeydir?!


Hayır. Sosyal-Demokrasi, ulusal programını böyle kâğıttan "uluslar" için inşa etmez. O sadece, davranan, hareket eden ve bu nedenle de başkalarını kendini hesaba katmaya zorlayan ger­çek ulusları göz önünde tutabilir.


Açıktır ki Bauer, tarihi bir kategori olan ulusu, etnografik bir kategori olan aşiret ile karıştırıyor.

Zaten Bauer kendi pozisyonunun güçsüzlüğünü kendisi his­seder görünüyor. Kitabının başında Yahudilerden kesinlikle ulus olarak[12] söz ederken, kitabın sonunda kendi kendini düzelti­yor ve şunu iddia ediyor: ".. .kapitalist toplum Yahudilerin ulus olarak varlıklarına izin vermez", onları diğer uluslar tarafından asimile ettirir. Bunun nedeni ise "Yahudilerin kapalı bir yerleşim bölgeleri olmaması"dır, oysa Bauer'e göre ulus olarak varlıklarını sürdürecek olan Çekler böyle bir bölgeye sahiptir.


Kısaca: Bunun nedeni toprak yokluğunda yatmaktadır.

Bauer böyle bir akıl yürüterek, ulusal özerklik talebinin Ya­hudi işçilerin talebi olamayacağını kanıtlamak istiyordu, fakat bununla, farkında olmaksızın, toprak birliğinin ulusun belirtile­rinden biri olduğunu yadsıyan kendi teorisini yıkmış bulunuyor.

Ancak Bauer daha da ileri gidiyor. Kitabının başında kesin­likle: "Yahudiler ortak bir dile sahip değiller, ve buna rağmen bir ulus oluştururlar" derken, daha 130. sayfaya geldiğinde cepheyi değiştirmiştir ve yine aynı kesinlikle: "ortak bir dil ol­maksızın ulus olmaz" der .

Bauer burada "dilin insanlar arası ilişkilerin en önemli ara­cı" olduğunu kanıtlamak istiyordu; fakat aynı zamanda farkında olmaksızın, kanıtlamaya hiç niyeti olmadığı halde, dil birliğinin önemini yadsıyan kendi ulus teorisinin savunulamazlığını kanıtlamış bulunuyor.

İdealist ipliklerle dokunmuş bir teori kendi kendisini böyle çürütüyor işte.

Stalin "




Alıntı Kaynağı : [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız]



__________________
“İşçi sinifi tarihun itici gücidur ve tarihun akişini değişturecek siniftur dedum diye ‘Halkun öteki kesumi yatup, ense yapacak’ demedum. Köylü, memur, genç, öğrenci, sanatkâr, kuçuk esnaf... Hayde herkes tribündeki yerini alsun.”

Laz Marks


devriMaral isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
hakkı, kaderini, kendi, kürt, tayin, ulusuna


LinkBacks (?)
LinkBack to this Thread: http://komunistforum.net/siyaset/55728-kurt-ulusuna-kendi-kaderini-tayin-hakki.html
Konuyu Başlatan For Type Tarih
Komunist Forum - vBulletin This thread Refback 10-21-2009 19:59

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kürt Ulusunun Kendi Kaderini Tayin Hakkı Rozerin UKKTH 2 04-08-2009 21:33
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKTH) nedir? BABİL Teorik Eğitim 0 01-05-2009 18:28
Halkımız kendi işini kendi görmelidir! ecemm TKP 5 03-18-2008 09:16
Halkımız kendi işini kendi görmelidir! SİTARE TKP 0 03-14-2008 22:39
Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı IMMANUEL Kitap ve Dergi Tanıtımı 0 05-25-2007 01:25


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 01:54 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447