![]() |
| |||||||
| Serbest Başlık ( Siyaset ) Diğer başlıklara uymayan konuları burda açınız. |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.155
Thanks: 52
Thanked 30 Times in 24 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | Diyarbakır cezaevinde korkunç işkenceler vardı. İşkence acı demektir, trajedi demektir. Alçaltmak demektir, açlıktır aşağlamaktır. Ağlamaktır işkence! Ve Diyarbakır cezaevinde işkence komedi demektir. Gülmektir ayni zamanda işkence ************* „Apo’ ci değil mi?“ 12 Eylül cuntası döneminde adam sıkıyönetim mahkemesinin kararıyla tutuklanıyor . Diyarbakır cezaevinin 36. koğuş olarak bilinen hücre bölümüne götürülüyor. Okuma yazması olmayan, olan bitenlerden habersiz biridir. Sadece askerlerle polislerin „Apo’culardan“ kıcık kaptığını iyice anlamış durumdadır. Kendisine işkence yapan ekip, hücre kapısından içeri girince ayağa fırlar, hazırola geçer Işkenceci asker: „Lan yavşak, Mustafa Kemal Atatürk’ ü tanıyormusun?” Köylü tutuklu: “Tanımam ama, o bir orisipi çociğidir komutanım” Bu söz üzerine şaşırıp saldırıya geçen askerler adamı komalık yapana kadar döverler Sağındam solundan, göğsünden, bacak arasından, dizinden başından aldığı darbelerden dolayı bayılıp yere yığılır. Adamın tepkisine bir anlam vermeyen askerler, hemen Yüzbaşı Esat Okatay’a durumu anlatır. Baygın adamın başına kadar gelip durumuna bakan, idare bölümüne gidip dosyasını inceleyen Esat da köylünün aniden neden Atatürk’ e küfür ettiğne bir türlü anlam vermez. Köylünün ayılmasını bekler, ayıldığında başına dikilen Esat, köylüye sorar: “Neden Mustafa kemal Atatürk’ e küfür ettin lan?” Köylünün yanıtı ürkek bir sorudur! „Ma komitanim o orisipi çociği Apo’ci değil mi?“ ************* Boğazdan akan meysular Cezaevinin hücre bölümünde biz yüzon kişiyi, dayak zoruyla ayağa dikiyorlardı. Gün boyunca marş söyletiyorlardı. Daha doğrusu İsmail Hakkı Oruç ismindeki bir tutuklu yüksek sesle marş söyler, Bizde koro halinde onu izliyorduk! Halimiz perişan, karnımız açtı Marşları koro halınde söylerken kendi durumumuza göre değiştiriyorduk İsmail Hakkı Oruç bir marşın ilk kıtasını şöyle okurdu: „Boğazdan akam mavi sular Hasretle Midiliyi sarar“ Bu kıtayı hemen şöyle okurduk: „Boğazdan akan meysular Hasretle mideyi sarar“ İsmail hakkı devam ederdi: “Ufukta gemileri arar” Bizler koro halinde onu izlerdik “Ufukta Bisküvileri arar“ Askerler yaptığımız değişiklikleri cogunlukla fark etmez, ama fark ettiklerinde müthiş dayak atarlardı, ama biz uslanmaz ayni minval üzere marşları koşullarımıza uydurarak söylerdik. ***************** Ölü Atatürk Diyarbakır cezaevinde türkçe bilmeyen tutuklulara işkence altında dil öğretilirdi. Ve askeri marşlar yine dayak zoruyla öğretilirdi. Yeni tutuklanan köylüye dayak zoruyla Türküm doğruyum marşını öğretiyorlar. Bir asker tek tetk satırı yüksek sesle okuyor. Köylü satırı yüksek sesle tekrarlıyor. Asker “Ey ulu önder Atatürk!” diye bağırıyor. Köylü bu satırı “Ey ölü önder Atatürk!“ olarak okuyor. Asker köylünün bunu mahsustan yaptığını düşündügünden marsin o kitasini tekrarlamasını ister. Köylü tekrar “Ey ölü önder Atatürk“ olarak satiri okuyunca Bayılıncaya kadar dövülür, ayıldığnda başındaki asker sorar: Lan yavaşak neden “Ey ölü önder Atatürk dedin?“ Köylü gayet sakin bir ses tonuyla: “Komutanım, Atatürk ölü değil mi?” ********************* Resmi Görüş Ankara barosuna bağlı olarak çaılışıyordu. 12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır cezaevinde tutuklu olan PKK sanıklarının avukatlığını üstlenmişti. Bir gün sabahın erken saatlerinde Diyarbakır’a uçan uçağa bindi Bitişiğinde oturan şapkalının her halinden Diyarbakırlı olduğu belliydi. Uçak havalandıktan sonra avukat: “Merhaba amca, Diyarbakır’a mı?“ Şapkalı amca: „Evet kurban Diyarbekir’e! Avukat: „Amca bu askeriye idareye el koydu, sizin için iyi mi, kötümü oldu?“ Bitişiğinde oturan adamın taranmış saçlarına, kravatına, traşlı yüzüne, bembeyaz ellerine dikkatle bakan köylü: „Allah ordumuzu komitanlarımızı başimizden eskik etmesin, çox eyi oldi anarşik teror sone erdi, durum cox eyidir“ Beklemediği bir cevapla karşılaşan avukat derin düşlere daldı. Bitişiğindeki adamın sessizleştiğini gören şapkalı amca: „Kurban, sen nereye gidiysen?“ Avukat: „Diyarbakır’a, senin dediğin o anarşistleri mahkemede savunmaya gidiyorum, çünkü avukatım ben!“ Şapkalı amca ile avukat bir müddet sohbet eder, aralarında güven bağı gelişir, şapkalı amca: „Askeri darbeden sonra tutuklemeler, işkenceler başledi, hepixanedeki feryatlar Beğler semtine kadar ulaştıi, qedinler tecavüz ediyler, bizde ne namus ne haya bıraktılar...“ Şapkalı amcanın konuşmalarına müdahale eden avukat: “Amca ne oldu, biraz önce tersini söylüyordun?“ Şapkalı amca: “Sen bexme, o benim remi görüşimdi!“
__________________ İsyan kölenin soyluluğudur ! Behey kurre kere, bu millet dilini istemiyorsa, dağa futbol oynamaya mı çıkıyor ! MoRDaĞLaR.. [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| gülmece, işkencede, İşkencede |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İbrahim Kaypakkaya Yoldaşın İşkencede ve Polisteki Tavırı | Rozerin | Ölümsüzler | 0 | 09-20-2008 01:59 |
| İşkencede bir tecavüz öyküsü | ruya | Kadına Dair | 25 | 08-09-2008 15:54 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 01:56 .