![]() |
| |||||||
| Özel Günler 1 Mayıs , 8 Mart , Newroz , Kızıldere , ... |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 127
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Küçük bir kız çocuğu kocaman kocaman gülümseyen bir yüz çiziyor. Gülenin gözbebekleri, gülümsemenin büyüklüğü ile küçülmüş, çizgi halini almış. O denli gülüyor yani adam. Gülümseyen bir adam çiziyor çocuk. Başında kaskete benzetilmeye çalışılmış bir başlık, resim rengârenk…Muhtemelen, resmini çizdiği adamın adını duyduğunda ya da söylerken gülümsüyor çocuk… Belli ki, çocuk onu seviyor… KAYPAKKAYA İbrahim Kaypakkaya… 73 yılı MİT raporlarına göre en “azılı”, tehdit niteliği en yüksek, en tehlikeli komünist. Raporlara geçmiş tam ifade ile “ Türkiye"de ihtilalci komünizmi savunan en tehlikeli düşünce.” Koca bir devlet, bir insanı böyle tarif ediyor. Rapor, kuşkusuz, onun sahip olduğu ideolojik formasyona işaret ediyor ama, ortada ideolojik bir konu olmasa, bir “güvenlik” devletini kaygılandırabilecek birinin gizil güçleri olduğu, ya da, bir çizgi film kahramanının gerçek hayata teşrif ettiği pekâlâ düşünülebilirdi. Ne var ki, Kaypakkaya, o kadar imha edilesi, o kadar işkence edilesi biriydi ki, buz üstünde kilometrelerce yalın ayak yürütmekte, o halde yatağa bağlayıp sorguya almakta, tırnaklarını çekip, ayağını kesmekte, 90 gün, tam 90 gün işkence etmekte, imha ve işkence ile ilgili tekmil tedbirleri almakta beis görülmedi. Kaypakkaya öldürüldüğünde 24 yaşında idi. Ülke şartları düşünüldüğünde 24 yaşında bir gencin okuyabileceğinin çok üzerinde kitap okumuş, köy kökenli birinin sahip olması güç bir entelektüel düzeye ulaşmıştı. Yoğun bir pratik faaliyette bulunmasına karşın, entelektüel birikim konusunda 71 politik sürecinin diğer liderlerine göre daha hassas biriydi. Ve politik gelişim terazileri dikkate alınacak olursa, çok ama çok kısa bir süre içinde, ardında, bilimsel ölçekte hatırı sayılacak bir teorik birikim bırakmış, teorik birikiminin ampirik özelliği itibariyle de özgün bir olgunlaşma süreci yaşamıştı. Öyle ki, Çorum İlinde Sınıfların Tahlili, Kürecik Bölge Raporu gibi çalışmaları, teori yaratma konusunda o dönem için örneği az bulunur birer politik analiz metinleriydi. Yaşam tarzı, siyasi olgunlaşma süreci, ve özellikle dogmaya gözünü kırpmadan saldıran ve bu yönüyle birçok ideolojik konuda “ilk” olan siyasi fikirleri göz önüne alındığında, yıllar yılı salt işkencedeki direniş tutumu ile ele alınarak, ona “sol”dan bir sansür uygulandığını kabullenmek gerekir. Kaypakkaya, çok genç olmasına karşın, çok olgun ve çok yaratıcı biriydi. Nihat Behram Kaypakkaya ile ilgili katıldığı bir programda, bazı insanları sabit mantık ölçütleri ile anlamaya çalışmanın ne de faydasız olduğunu anlatıyor, Dostoyevski’nin İnsancıklar’ı 24 yaşında yazmış olmasına hayret etmemek gerektiğini söylüyordu. Sanırım, köyden çıkan 24 yaşında bir gencin, devleti “ideolojik ve entelektüel olarak” ürkütmesini, insanlar için geçerli olan genel gelişim sürecinin dışında tutmak gerekiyor. Başka deyişle, bazı insanlar bir farklı oluyor… Velhasıl, o, bir şekilde, çok genç yaşta karşıtları için “azılı” bir düşman olarak algılandı. Onca acıyı da bu farklılığı nedeniyle yaşadı. KASKETLİ FOTOĞRAF Kaypakkaya’ya ait meşhur bir fotoğraf var. Meşhurluğu başka fotoğrafı olmamasından vs değil. Pekâlâ başka fotoğrafları var. Dahası, politik bir figür ile daha bir örtüşen fotoğrafları var. Birinde bir toplantıda konuşma yaparken, bir diğerinde, savcı karşısında umursamaz bir eda ile kollarını bağdaş yapmışken misal… Ama meşhur olan fotoğraf, şu kasketli fotoğrafı işte. Zihinde kalacak politik bir sembol söz konusu olduğunda, bir hayli ilginç de ondan. Politik semboller, kitlelerin usuna muhakkak politik bir mesaj verecek fotoğraflar ile girerler. Bu zaten propagandanın da bir parçasıdır. Kitlelere mal olmuş politik kişiler, kişilikleri ve eylemleri ile örtüşen, ama muhakkak bakışlarına sirayet etmiş fotoğrafları ile saklanır, anılırlar. İbrahim Kaypakkaya’nın o meşhur fotoğrafı ise, pek bu geleneğe uygun bir portre değil. Son iliklerine kadar düğmelenmiş ve fotoğrafa özel bir “mütevazılık” veren o gömlek ve hafifçe sağa yatırılmış o köylü kasketi arasındaki ifadeye bakınca, koca bir devletin, üzerine bilmem kaç bölük kolluk gücünü seferber ettiği bir yüze hiç mi hiç benzemiyor. İfade, masum ve hatta garip bir şekilde biraz muzip ve aslında bununla çelişecek şekilde dingin, rahatlatıcı çünkü. Dahası, o meşhur ifadenin Mona Lisa paradoksunu andırdığı dahi söylenebilir. Öyle ki, gülümsüyor mu, acı mı çekiyor, bir şey mi istiyor, yoksa, bir hınzırlık mı planlıyor, anlamak güç. Ama bir şey var ki, o da, benzer konumdaki politik simgelerin toplumsal belleğe yerleşmiş ifadeleri ile ilgisi yok bu ifadenin. Hatta radikal bir politik kahramanın, taraftarlarının belleğine benzer bir yüz ifadesi ile girdiği başka bir örnek var mıdır, bilmiyorum. Bu konuda ezici bir çoğunlukla “sert” ifadeler tercih edilir çünkü. ÇOCUĞUN RESMİ… Küçük bir kız çocuğunun onu şu yukarıdaki gibi resmetmesi işte bundan. Karşıtlarını fazlasıyla ürküten, bu yüzden hayal etmekte güçlük çekilecek oransız bir şiddete maruz kalan bu “korkutucu” karakterin böylesine şirin boya darbeleri ile resmedilebilmesi, o ifadenin çocukların dünyalarına dahi hitap edebilecek bir sevimlilik barındıyor olmasından ileri geliyor kuşkusuz. KAYPAKKAYA DOSYASI AÇILMALI İbrahim Kaypakkaya işkence ile öldürüldü. Bundan 35 yıl önce bir 18 Mayıs sabahı, 90 güne yakın süren tarifsiz işkenceler ile… 90 gün güvenlik görevlilerinin elinde olan biri, bir gün babasına parçalanmış bir beden olarak verildi. Kaypakkaya’nın öldürüldüğü gün Türkiye’nin karanlık sayfalarından biri. Doğrudur, Kaypakkaya sıkı bir ideolojik şahsiyet. Ne var ki, her türlü ideolojik-politik tartışmaların ötesinde, insan hakları savunucularının ve işkence karşıtı olan herkesin daha bir samimiyetle yüzleşmesi gereken özel bir duyarlılık eşiği. Bu ağır işkence gündeminin açığa çıkarılması konusunda 35 yıl boyunca tek adım dahi atılmamış olmasının ucu, muhakkak insan onurunu savunanlara da dokunur. İbrahim Kaypakkaya’nın, sol düşünce içinde dahi gördüğü siyasi sansürün yanı sıra, onun maruz kaldığı işkencenin hukuki ve politik alanda ihmale uğradığını söylemek güç değil. Ne var ki 38 yıl önce sağlam bir kilit ile kapatılan Kaypakkaya dosyasının, diğer kapatılmış dosyalarla birlikte açılması, insan onuru mücadelesi verenlerin yakıcı ve özel bir gündemi olmalı. Kaypakkaya mı… O ise, o tebessüm eden ifadesiyle, gördüğü acılarla aklımızda kalmayı önlemek istermiş gibi gelir bana hep…
__________________ isyan ateşiyiz biz,, yanarız alev alev dağların doruğunda, zafer namlularında!! |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| bir, boya, gülümseyen, kalemlerinin, ucunda, yüz |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tuzla Boya- Vernik Sanayi Sitesi içerisinde bulunan motosiklet ile bisiklet üretimi y | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 06-10-2007 03:32 |
| Düşler Atölyesi projesine katılan 30 bin çocuk, seramik, çamur, ebru, aprik boya gibi | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 05-27-2007 03:38 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 23:09 .