![]() |
| |||||||
| Ölümsüzler Önderlerimizin hayatları,anıları ve onlarla ilgili herşey |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 22
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | ... fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi uyanıp, sesimi kimse duymadan o büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla kara toprağın altından, ben de haykıracağım. Unutup geçmişte kalan acı dünü kimbilir belki bir kış günü üzerimi yorgan gibi kaplayan bembayaz karın soğuğundan.... ya da sonbahar mevsiminde kemiklerime işleyen yağmurdan duyacağım ve milyonları saran o doyulmaz sevince ben de sessizce ortak olacağım... O Mustafa Özenç. 1959 senesinde Samsun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlayarak, Yüksek Mühendislik Okulu’nu okumaya 76 – 77’de Adana’ya gitti. Burada, Devrimci Yol mücadelesinde etkin ve cesur bir unsur olarak ortaya çıktı. Yüksek Mühendislik Okulunda faşist işgalin kırılmasında öncülük gösterdi. Özenç yoldaş, Adana’ya yüksek okula gittiği zaman, ev tutacak gücü ve kalacak yeri olmadığı için yurt aramaya başlar.O dönem faşistlerin etkin olduğu Erkek Lisesi Öğrenci Yurdu’na kayıt yaptırır. Faşistlerin yurtta artan baskısı, öğrencileri devrimci güçlere karşı saflaşmaya zorlaması, öğrenciler arasında faşistlere karşı tepkilerin giderek yükselmesine yol açar. Mustafa Özenç yoldaş da bu süreçte, bir grup arkadaşıyla beraber yurttan ayrılarak gecekondu mahallesine yerleşir. Mustafa Özenç, arkadaşlarının naklettiği gibi olağanüstü mütevazi, olağanüstü sade, soğukkanlı, az konuşan, militan ve coşkulu bir ruh ve bitmez bir enerji kaynağıdır... Mühendislik yüksek okulundaki faşist işgalin kırılmasında, Zillidede, Barkal, Diap, Nedimbey ve Fevzipaşa mahallelerindeki faşist işgallerin 1978’de bir ay gibi kısa bir süre içerisinde dağıtılmasında ön planda yer aldı. Zillidede’deki faşist işgalin kırılması sürecinde Mustafa Özenç bir günlük bir gözaltı yaşadıktan sonra serbest bırakıldı. Bir dahaki sene, Manteks fabrikasında faşist MİSK örgütlenmesinin yok edilmesinde yine Özenç ön saflarda olacaktır. Mustafa Özenç herkesçe sevilen, gerçek bir yürekli devrimci, herkes tarafında sonsuz güven sahibi örnek bir öncüdür. Özenç, Direniş Komiteleri’nin örgütlenmesinde faal olarak görev almış, ve bu süreçte çok büyük özveri göstererek, bunu başlıca uğraşı haline getirmiştir. Bu dönem Nedimbey mahallesinde faşist terör, bütün sol görüşlü, demokratik güçleri hedef tahtasına almış ve saldırıya geçmiştir. Mustafa Özenç, Nedimbey mahallesinde faşistlerin saldırısını kırmak için, önce bölge hakkında gerekli bilgileri edindikten sonra, iki ayrı silahlı grup oluşturarak harekete geçer. Nedimbey mahallesinde faşistlerle başlayan çatışma sonucunda, devrimci güçler geri çekilirken peşlerine polisler takılmıştır. Özenç ve bir arkadaşı çatışmadan sonra Yenidam köyüne doğru harekete geçer. Özenç ve arkadaşı, Yenidam’a giderken yolda edindikleri bir motosikleti daha sonra yerine bırakmıştır. Diap mahallesi haricinde bütün mahallelerde faşist işgallerin kırılması üzerine Özenç ve iki arkadaşı, bir gece geç saatte Diap mahallesine doğru harekete geçerler. Polislerin fark ederek peşlerine düşmesi sonucu, Özenç’in bir arkadaşı heyecanlanarak kaçar. Bunun üzerine polisler Özenç ve diğer arkadaşının peşine düşerek yakalarlar ve o gece sorguya çekerler. Özenç’in üstünde silah vardır. Polis arama yapmadığı için, silahı ele geçmez. Haklarında herhangi bir aranma kararı da olmadığı için, sonra serbest bırakılırlar. Atilla Yazgan’ın Diap mahallesinde dayısıyla beraber eve gidecekleri sırada faşistler tarafından etrafı çevrilerek, kurşunlanması sonucu, dayısının hemen kendisinin 15 gün sonra ölmesi üzerine, Mustafa Özenç ve yoldaşları Diap mahallesine giderler. Bu esnada polis de Diap’tadır. Polislerin Mustafa Özenç ve arkadaşlarının peşine düşmesi sonucunda çatışma çıkar. Çatışma sonucunda devrimcilerden Muzaffer Ağu yaralanır ve kaçamayarak yere düşmesi sonucunda yakalanır. Özenç ise kurtulmak gayesiyle girdiği bahçede, çıktığı incir ağacında yakalanır. Özenç yakalanır yakalanmaz polisler tarafından kanlar içerisinde bırakılacak şekilde dövülür. Özenç, yakalanması sonucunda cezaevine düşer. Artık tutsaktır ve kurtulmanın planlarını yapmaktadır. Bu amaçla arkadaşlarıyla beraber tünel kazılmasına karar verilir. Tünel kazma işinde hemen hemen sona yaklaşılmış ve aşağı yukarı bir günlük bir iş kalmışken, beklenmedik bir şekilde İsmail Şahin kabloya takılması sonucunda vücudu elektrikle dolar. Burada, arkadaşları İsmal Şahin’e ilk müdahaleyi yapsa dahi, İsmail Şahin giderek ölüme yaklaşmaktadır, bunun üstüne hastaneye gönderilmesi teklif edilince Özenç karşı çıkar : "Duygusallığa gerek yok. Görmüyor musunıız vücudu gittikçe soğuyor. Hastaneye gidinceye kadar kanı tamamen pıhtılaşır. Boş yere onlarca insanın geleceğini, özgürlüğe gidişini engelleyemeyiz. İnanıyorum ki, o da bunu isterdi. Bu işi saklı tutmalıyız. Tüneli tamamlayıp büyük firarı gerçekleştirmek zorundayız". İsmail Şahin ardından koğuşa götürülerek üstü değiştirilir ve cezaevi idaresine götürülerek hastaneye sevki talep edilir. Cezaevi müdürüne tamirat yaparken, ceryana kapıldığı söylenir ve tüm cezaevine de aynı gerekçe bildirilir. İsmail Şahin hastaneye götürülürken, tünel kazma işini yürütenler toplanırlar : ya bütün riski göze alıp bir gün daha kazarak istenilen yerden çıkışı gerçekleştirecekler ya da hemen o gece tünelden kaçış gerçekleştirilecektir. İsmail Şahin’in kurtarılamadığı bilgisinin gelmesinden sonra, gece onbirde kurtuluş için harekete geçilir. Tünelden çıkış asker kulübesinin hemen yakınındadır. Tünele otuz bir kişi girmiştir. En önde giden Mustafa Özenç’tir. Özenç tüneli açarak önce devriye gezen askerleri kollar sonra, onlar uzaklaşınca sessizce sürünerek tel örgüyü aşar. Ardından iki kişi daha kaçmayı başarır. Dördüncü kişi ise, askerler tarafından fark edilir ve bundan sonra üç saatten fazla bir süre namlular patlar. Artık geride kalanlar çare olmadığı için tüneli boşaltarak geri çekilmişlerdir. Mustafa Özenç, bir kaç ay sonra 12 Eylül faşist cuntası gelince bir grup arkadaşıyla beraber Tarsus Karabucak Ormanına doğru harekete geçer ve bu yöreye ulaşır. 7 Ocak 1981’de Ayhan Alan’la beraber motosikletle arkadaşlarının yanlarına dönüş yaparken, orman bekçisi Hayri Şimşek'in ihbarı üzerine düzenlenen operasyonda çatışmaya girer. Çıkan çatışmada Ayhan Alan yaralı düşerek yakalanır. İlk anda yakalanmayan Mustafa Özenç de, bir süre sonra yakalandı ve sorgu için Tarsus'a Jandarma Karakolu'na getirilir. Burada karakolda bulunan astsubay erlere dönerek "Çözün şunun ellerini, bunlar ancak masum ve savunmasız insanları vururlar, bunlar satılmış ve korkaktırlar." der. Askerler kelepçeyi çözerler. Kahraman ve yürekli devrimci Özenç’te yakaladıklarında bulunamayan bir silah vardır. Kelepçesi çözülür çözülmez Mustafa Özenç atak davranarak silahını çeker ve önce muhbir bekçi Hayri Simşek'e, sonra Özenç’i vurmak gayesiyle silahına davranan Astsubay H. Hüseyin Özcan'a ateş eder, bu esnada silah seslerini duyunca odaya gelen Astsubay Nihat Özbay'a da ateş eden Mustafa Özenç, askerlerin arasından silahıyla kaçar. Çıkış kapısında ise kendisini vurmak amacıyla silahına davranan jandarma eri Şaban Öztürk'ü de vurduktan sonra Özenç hızla bölgeden uzaklaşır.. Özenç bu süreçten sonra bir fırında iki gün saklanır ve Adana'daki arkadaşlarına telefon edip yerini bildirmesi üzerine arkadaşları gelip onu Tarsus'tan götürürler. Bu sırada Mustafa Özenç’in bulunması gayesiyle Adana yöresinde operasyonlar devam etmektedir. Cunta 2 Mart 1981’de Adana'da İstiklal mahallesinde düzenledikleri bir operasyonda yerini tespit ettikleri Mustafa Özenç’i yakalarlar. Sorguya alınan Özenç, karakol eylemi dışında hiçbir suçlamayı kabul etmez. Ve bundan sonra kısa süren bir emekçi halklara kan kusturan cuntanın düzmece yargılamasından sonra 13 Mart 1982 günü Adana 1 nolu Askeri Mahkemesi hakkında idam hükmünü verir. İdam cezasına Askeri Yargıtay'ın onayından sonra cuntacı generaller de imza verir ve Mustafa Özenç 5 ay kadar bekledikten sonra, 20 Ağustos 1981'de Adana Cezaevi'nin infaz avlusunda gecenin üçünde şehit düşer... Özenç’in kahramanca mücadelesini kavrayanlar, bir Devrimci Yolcunun nasıl olması gerektiğini, nasıl bir mücadele pratiği ortaya koyması gerektiğini belleklerine iyi kazırlar. Mustafa Özenç'in mücadelesini yüreklerinde bir kılavuz belleyenler, bugün bizlere düşen görevin onun ve onun gibi nicelerinin Devrimci Yolunda kararlı irademizi ortaya koyarak faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek ve emekçi halkın kurtuluşu uğruna çarpışmak olduğunu, onları kavgada yaşatmak olduğunu iyi bilirler. Mustafa Özenç, Devrimci Yolculuk bayrağını yükseltmeye çalışanlar için şaşmaz bir kılavuzdur. Biz burada Mustafa Özenç’in örnek alınması gerektiği üzerine, onun bayrak edilerek Devrimci Yol’da mücadelenin yükseltilmesi gerektiği üzerine fazla söze gerek olmadığı kanısındayız. Zira onun mücadele azmini yaşatmayı, onun mücadelesini yükseltmeyi kendine amaç edinenler için, Mustafa Özenç gibi olunması gerektiğini ve onun mücadele bayrağını kılavuz kabul ederek buna uygun bir pratik ortaya koyulması gerektiğini anlamak işten bile değildir. Fakat burada, Özenç ve onun gibi yiğit yoldaşların adı üzerinden yapılmaya çalışılan artniyetli oyunlar üzerine birkaç söz söylenmesi gerektiği kanısındayız. Şüphe yok ki, Özenç’in devrimci mücadelesini, sadece belleğine kazıyanlar değil, ancak onu bir eylem kılavuzu olarak görenler, savaştıklarını iddia ettikleri Devrimci Yol’da onu şaşmaz bir yol gösterici olarak kabul edebilenler, onu kavgalarında yaşatabilirler. Bugün, Özenç gibi yol gösterici, şaşmaz bir kılavuz ve kahraman bir Devrimci Yolcunun adı üzerinden parsa toplamaya çalışan, sahtekârca ve alçakça davranışlarla onun adı üzerinden nemalanmaya didinen kesimleri görmekteyiz. Dönekler, kendi çürümüş, düzen içi siyasetlerini Özenç gibi, Veysel gibi değerleri kullanarak tahkim etmeye çalışmaktadır. Bunun örneklerini son süreçte Malatya’da, Denizli’de, Artvin’de, ÖBKM’de, İMO’da görmüş ve bu gibi durumlarda devrimcilerin görevinin, Devrimci Yol’la ve şehitlerimizle her türlü bağını koparmış, düzen içi siyasetin bataklığına gömülmüşlerin esas yüzlerinin ortaya çıkarılması ,yani gerçekleri teşhir etmek olduğunu, şehitlerimizin adı üzerinden yapılmaya çalışılan ticaretin en alçakça ve şerefsizce bir davranış olduğunu açığa çıkartmanın ve bu tavra uygun olarak, şehitlerimizin adına yaraşır şekilde, onların mücadelesini kılavuz kabul ederek, onlara yaraşır bir mücadele pratiğinin yükseltilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Bugün de, Devrimci Yol’la, anti-faşist kavgayla herhangi bir ilintisi olmadığı halde, utanmazca “Özenç Devrimci Yolumuzda Yaşıyor” diyerek düzeniçi siyasetlerini maskelemeye çalışanlara, onun adını kullanarak nemalanmaya emek edenlere, Devrimci Yol’la ve onun mücadele anlayışıyla alakası kalmadığı halde halen daha o değerler üzerinden parsa toplama ikiyüzlülüğünü gösterenlere karşı aynı görev önümüzdedir. Elden gelen her türlü tavırla, şehitlerin üzerinde oynatılmaya çalışılan kirli elleri kırmak görevimizdir. Devrimci Yolculuğun ve ona ait değerlerin kullanılarak oportünizme maske çekilmeye çabalandığı şu süreçte, Devrimci Yolculuk bayrağını, Mustafa Özenç’lerden, Veli Eskili’lerden, Mine Bademci’lerden, Veysel Güney’lerden, Behçet Dinlerer’lerden, Abidin Yılmaz’lardan alarak faşizme karşı mücadeleyi yükseltmek, onların adlarına yakışır bir pratik ortaya koymak ve halkımızı Devrimci Yol’da birleştirmek, başlıca görevimizdir. Mustafa Özenç’i, ve tüm şehitlerimizi, adlarına yaraşır bir mücadele ortaya koyarak, gözünü kırpmadan DEVRİMCİ YOL’da dişe diş kavga etmeyi ve gerekirse şehit düşmeyi göze alarak yükseltmeli ve şehitlerimizin kanını yerde bırakmayacak bir mücadele anlayışını kılavuz kabul ederek, bu çizgide döğüşmeliyiz. Bunu başarabildiğimiz ölçüde “Mustafa Özenç Devrimci Yolumuzda Yaşıyor” söylemine layık olabiliriz ve tekrardan söyleyelim ki, Özenç ve onun gibi nicelerinin adları üzerinde oynanan pislik oyunları bozduğumuz müddetçe, onlara karşı namus borcumuzu yerine getirmiş sayılırız. YOLUMUZ MUSTAFA ÖZENÇ'İN DEVRİMCİ YOL'UDUR ! DEVRİMCİ YOL SEMPATİZANLARI 18 AĞUSTOS 2008 Yoldaşlarına son mektubu, "Ben hiçbir karşılık gözetmeksizin, kendimi Türkiye emekçi halklarının sömürü, baskı ve zulme karşı verdikleri "insanca yaşama” mücadelesine adadım. Bizatihi emperyalizm tarafından yönlendirilen oligarşinin resmi, sivil tüm güçleriyle halka karşı ilan ettiği sindirme, köleleştirme, yok etme savaşına karşı Türkiye halklarının "DEVRİMCİ YOL"unda mücadele ettim. Yürüdüğüm yolun engebeli, dolambaçlı ve sarp olduğunu biliyordum. Doğruluğuna inandığım bu yolda ilk düşen de ben değilim. Son düşen de olmayacağım. Bu savaş kurtuluşa kadar sürecektir. İnsanlığın bu onurlu savaşında bir sıra neferi olarak ölmek, ölümlerin en yücesidir. Er ya da geç... zafer Türkiye emekçi halklarının faşizme karşı birleşik devrimci savaşının olacaktır. Her zaman için onur duyduğum birlikte olduğumuz Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu uğrunda omuz omuza çarpıştığımız Devrimci Yol saflarından beni ancak ve ancak ölüm ayırabilirdi. Ki bu da, geride mücadelemizi "kurtuluşa kadar" sürdürecek yoldaşlar olduğu müddetçe, şerefli bir nöbet teslimi olarak, beni hiçbir şekilde korkutacak bir olay değildir. Ancak istemeyerek bu nöbeti teslim ettiğim için üzüntü duyabilirim. Türkiye'de devrim yapmak için yola çıkan siyasi hareketimiz, izlediği doğru eylem ve mücadele çizgisiyle kısa sürede büyük mesafeler katetmiş ve emekçi kitlelerin büyük sempati ve güvenini kazanabilmiştir. Bu arada çeşitli eksikliklerimiz dolayısıyla sınıflar mücadelesinde yetişmek olanağı bulamadığımız olaylar olmuştur. Devrimci Hareketimizin kazandığı prestijde hiç kuşkusuz, yiğitçe çatışarak, ya da işkence tezgâhlarında direnip sır vermeyerek, ölen, sakat kalan ve zındanlara tıkılan yoldaşlarımızın payı çok büyüktür. Ne yazık ki yiğit yoldaşlarımızın kanı pahasına sağlanan bu prestije gölge düşüren, devrimci hareketimize önemli ölçüde zarar veren dönekler ve hainler de çıkmaktadır. Bunlar zora gelince "paçayı kurtarma" düşüncesiyle bir anda Türkiye emekçi halklarına karşı sorumluluklarını unutmakta ve acizlikleriyle hem kendilerini hem de diğer birçok kişiyi utanacak duruma düşürmektedirler. İşin ilginç yanı böyle alçaklar, genellikle fazla işkence görmekten ziyade, psikolojik zayıflıktan dolayı çözülmektedirler. Herşeye karşın Devrimci Hareketimizin bu sorunların üstesinden geleceğine ve Türkiye Halklarının kurtuluş bayrağını oligarşinin burçlarına dikeceğine olan inancım tamdır. Bu inançla sizleri selamlar, devrim yolunda başarılar diler ve satırlarımı büyük devrimci CHE'nin şu sözleriyle bitiririm: "Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse, başkaları mitralyoz sesleriyle, savaş ve de zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa, Bu uğurda ölüm hoş geldi, safa geldi." Ailesine son mektubu "Sevgili Babacığım, Hepinizi ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Sizin de beni ne derece sevdiğinizi ve en iyi şekilde yetiştirmek için ne çok çaba ve fedakârlıklar gösterdiğinizi de biliyorum. Sizlere bu satırları yazmamın nedeni kendinizi bu konuda suçlamamanız içindir. Siz bana karşı görevinizi fazlasıyla yerine getirdiniz. Bu yüzden sizi kimsenin suçlamaya hakkı yoktur. Buna yeltenenler olursa, bilin ki onlar bile bile, ya da bilmeyerek bu sömürü düzenine köleliği savunanlardır.. Ben yolumu kendim çizdim. Şu veya bu şekilde kişisel hırs ve çıkarlar uğruna düzene sadık köleliği değil: emekten ve emekçiden yana olmayı, sermaye ve onun egemenliği ile sömürüsüne dayalı düzene karşı mücadeleyi seçtim. Yürüdüğüm yolun ne kadar sarp, engebeli, dolambaçlı olduğunu da biliyordum. Çünkü sömürücü sınıf emperyalizme göbeğinden bağımlı, çıkarları emperyalizmle aynı yönde ve devlete egemendi. Bu egemenlik ve saltanatı sürdürebilmesinin temel koşulunu; baskı ve şiddete dayalı politika ve bunu tamamlayan yalan, demagoji v.b. propaganda oluşturuyordu. Zaten hiçbir zaman istikrara kavuşmayan, emperyalizme bağımlı, çarpık kapitalist düzenin açmazları derinleştikçe; baskı ve şiddet o ölçüde artmaktaydı... Nitekim önce sivil köpeklerini halkın üzerine saldılar. Okulları, işyeri ve mahalleleri faşist zorbalara işgal ettirerek, geniş emekçi kitleleri, demokrat aydın ve öğrencileri köleleştirmeye çalıştılar. Katliamlar yarattılar. Olan bitenleri “anarşi ve terör” diye açıklayıp, sınıf mücadelesini örtbas etmeye kalktılar. Bütün bunlar yetmedi. Sivil sıkıyönetim, bölgesel sıkıyönetim ve arkasından 12 Eylül... Emekçi sınıf ve tabakalarının kazanılmış tüm haklarının ortadan kaldırıldığı bir ortam. Herşey önceden hazırlanmış bir oyunun parça parça sahnelenmesi idi. Her sahnede başrol oyuncuları değişiyordu. Ve Türkiye emekçi halklarının devrimci mücadelesinin yükselmesini önleyemedi. Hiçbir zaman da önleyemeyecektir. Ben ve daha yüzlerce kişinin öldürülmesi, ülkemizde yaşanan sınıf savaşını durduramayacak ve bu savaş, bu bozuk düzen tüm pislikleriyle tarihin çöp sepetine atılıncaya kadar sürecektir. Sizlere veda mesajı olarak yazdığım bu satırları bitirirken, tek isteğim sabır ve iradenizi koruyarak; bu olayı bir aile faciasına dönüştürmemenizdir. Hepinize sonsuz selâmlar, saygılar ve sevgiler. Elveda..." O büyük gün geldiğinde ... O büyük gün geldiğinde ben kimbilir kaç yıldan beri ebedi yatağımda toprağın derinliklerinde sonsuz bir uykuda uyuyor olacağım fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi uyanıp, sesimi kimse duymadan o büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla kara toprağın altından, ben de haykıracağım. Unutup geçmişte kalan acı dünü kimbilir belki bir kış günü üzerimi yorgan gibi kaplayan bembayaz karın soğuğundan.... ya da sonbahar mevsiminde kemiklerime işleyen yağmurdan duyacağım ve milyonları saran o doyulmaz sevince ben de sessizce ortak olacağım. Mevsim ilkbahar sıcak bir yaz olsa da gece gündüz farketmez ben her zaman hazırım adımın yazıldığı taş bile yıkılsa da kalmamış ta olsa şu dünyada mezarım hatırlayıp tek canlı gelmese başucuma o müjdeyi ben doğadan alacağım nasırlı ellerce yaratılan o görkemli bayrama hiç kimse farketmeden ben de katılacağım. MUSTAFA ÖZENÇ Not: Yazı ilk kez yayına girdikten sonra farkedilen lisan kusurları düzeltilmiştir-19 Ağustos
__________________ "İnsan gerçek dostunu felaket anında tanır" / V. İlyiç Lenin |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| mustafa, rehberimizdir, yoldaş, özenç |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| mahir çayan yoldaş !!! | çiya | KIZILDERE KATLİAMI | 33 | 03-22-2009 16:23 |
| Mustafa ÖZENÇ | ecemm | Ölümsüzler | 1 | 09-24-2008 00:34 |
| Veysel Yoldaş Kavgamızda Yaşıyor | Dev - Yol | Ölümsüzler | 1 | 09-14-2008 04:19 |
| Agit Yoldaş Ölümsüzdür | İsyanAteşi | KomünistForum Haber Servisi | 1 | 09-01-2008 04:47 |
| yenı bır yoldaş | garip | Forum Çöplüğü | 6 | 06-01-2008 00:39 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 19:18 .