![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2009 Bulunduğu yer: CΣPΉΣ
Mesajlar: 11.383
Thanks: 202
Thanked 1.014 Times in 956 Posts
Tecrübe Puanı: 12 ![]() | Mahirler'i Anlamak Yayınlandığı yer: Halk İçin KURTULUŞ Sayı: 24 / Tarih: 5 Nisan 1997 Mahirler'i dogmatik, şabloncu, reformist çizgilerin anlaması mümkün değildir. Onlar dün de bugün de, ya bağlı oldukları komünist partilerin şablonlarına göre değerlendirmeler yapmışlar, ya da Marksist-Leninist ustaların farklı koşullar ve zamanlar için söyledikleriyle karşılaştırıp benzerlik veya aynılık göremeyince hemen “sapma„ damgası vurmuşlardır. Diyebiliriz ki, ülkemizdeki hemen tüm oportünist ve reformist gruplar bu anlayışla hareket etmiş, şablonlarına uymayan devrimci teoriye karşı koro halinde saldırmışlardır. Mahirler başta olmak üzere devrimin yolunun silahlı mücadeleden geçtiğini söyleyen bütün devrimciler bu saldırılardan nasibini almıştır. Bu saldırılar göze alınmadan ve silahlı mücadele konusunda netleşmeden halkın isyanına öncülük etmek mümkün değildir. Mahirler kısa sayılamayacak bir süreçte her türlü oportünist ve reformistlere karşı yoğun bir ideolojik mücadele süreci yaşamış ve bu süreç içerisinde ideolojik tezlerini netleştirdikleri oranda örgütlenmiş ve silahlı mücadele bayrağını kaldırmışlardır. Uzun yıllar boyunca, pratik tam tersini gösteriyor olmasına rağmen THKP-C'nin kitlelerden kopuk olduğunu söyleyen ve hala da söylemeye devam edenler açık bir gerçeği resmen tahrif ederek, ideolojik mücadelede ve pratikte yenemediklerini yalan ve hileyle, tahrifatla “mahkûm„ etmeye çalışmak gibi sonuçsuz bir çaba içinde olmuşlardır. THKP-C'ye yönelik böyle bir tahrifatla kendi taraftarlarını tutmaya çalışmışlardır. Bunların yetmediği yerde çok daha ucube, ne anlama geldiği belli olmayan ''kitlelerle yapılan şiddet'' ve ''dar gruplarla yapılan şiddet'' gibi ayrımlar yapıp kitlelerin şiddetini meşru, dar grupların gerilla hareketini ise bireysel terörizm olarak değerlendirenler de çıkmıştır. Ve yine açıktır ki; bu düşüncelerin sahipleri yirmi yılı aşkın siyasi yaşamlarında meşru gördükleri kitle şiddetini de hiçbir zaman yaratamamışlardır. '74 sonrasının yaygın silahlı mücadele potansiyeli içinde örgütlenen oportünizm, şiddeti teorik olarak reddetmemiş, ama pratikte de hep uzak durmuştur. Bu kesimler esas olarak sözde ne derlerse desinler, ne silahlı kitle hareketinin, ne de ülkemizdeki gerilla savaşının, silahlı propagandanın özgünlüğünü hiçbir zaman anlayamamışlardır. Ülke gerçeğini anlayamamışlardır. Bunun için de sürekli ideolojik savrulmalar yaşanmış ve giderek sağcılaşarak sözde savundukları keskin lafızlarından da vazgeçip düzene yaranmanın hesaplarını yapmaya başlamışlardır. Reformist çevreler ise esas olarak, SBKP ile varlıklarını sürdürmüşlerdir. SBKP'nin yok olmasıyla bu gruplar da misyonlarını yitirerek başka bir kurtarıcı veya sırtlarını dayayacakları güç aramış ve kapitalizmin yüceliğini keşfetmişlerdir. Reformistlerin esas mücadelesi oligarşiyle değil devrimcilerle olmuştur. Onlar SBKP'nin istemleriyle hareket ettiğinden SBKP'nin Türkiye devrimini istemediği koşullarda devrimi engellemenin taktiklerini oluşturmuşlardır. Bugün reformist artıklarının yaptığı gibi THKP-C'yi ideolojik olarak eleştirme yerine, egemen güçlerin literatürüyle yazıp çizerek, küfrederek hatta yer yer ihbar ederek varlıklarını sürdürmek istemişlerdir. Bütün oportünist ve reformistlerin eleştiri mantığı hemen hemen aynı olmuştur. Önce THKP-C'yle ilgisi olmayan bir teori yaratıp, sonra da bu teoriye istedikleri gibi atış yapmışlardır. Atışların tutarlı olması için ülkenin ekonomik ve sosyal yapısının farklı olması ve THKP-C'nin de mutlaka küçük burjuva maceracısı ve bireysel terörizmi uygulayan bir örgüt olması gerekiyordu. Teoriyi de, pratiği de bunun için sorumsuzca tahrif etmekte sakınca görmediler. Türkiye'yi 1905'lerin Rusya'sı ile özdeştirenler, Marksizm-Leninizmi Lenin'in yazdıklarıyla sınırlı tutanlar doğal ki ne Marksizm-Leninizmi, ne de Türkiye koşullarını, ne de THKP-C'nin Marksist-Leninist analizlerini anlayamayacaklardı. Bu kısırlık, bu dogmatizm hiçbir zaman, içinde yaşadığı koşulları ve devrim gerçeğimizi anlayamayacak, istisnasız yaklaşık otuz yıl süresince aynı cümlelerle ve kelimelerle THKP-C'ye saldıracaktı. THKP-C'ye otuz yıldır saldıranların, otuz yıl boyunca tek kelime öğrenmedikleri ve öğrenemeyecekleri de açığa çıkmıştır. Bu dogmatik kafa yapısı, onları her gün biraz daha halk ve devrim gerçeğinden uzaklaştırmış ve kendi dar dünyalarında ucuz keskinliklerle tatmin olur hale getirmiştir. Parti-Cephe'yi yalnız Kızıldere olarak değerlendirip bir direnişe indirgemek; onun içeriğini, devrimci çizgisini boşa çıkartmaya yönelik sinsi bir çabadır. Emperyalistler, yerli egemen güçler ve küçük burjuva aydınları bu yöntemin yaratıcısı ve uygulayıcısıdırlar. Sıkça da başvurmuşlardır. Reformistler ve düzen içi çeşitli güçler de bu yöntemi uygulayıp, devrimcilerin kitleler üzerindeki etkinliklerini yok ederek, bu vesileyle devrimci tarihe sahip çıkıyor görüntüsüyle kendilerini meşrulaştırmak istemektedirler. Tarihleri olmayanların, tarihi çarpıtarak, içini boşaltarak sahiplenmeleri basbayağı oportünizmdir. THKP-C ne yalnız Kızıldere, ne de yalnız bir direniş çizgisidir. THKP-C büyük bir tarih bilinciyle Anadolu ihtilalcilerinin yolunu izleyerek, bu tarihte olumlu ve ileri olan her türlü düşünce ve geleneği kendinde somutlamıştır. THKP-C, bu yanıyla oportünizmin ve reformizmin yaptığı gibi reddiyeci değil, tarih bilincine sahiptir. Bu tarih bilinci ülke ve halk gerçeğinin doğru kavranmasını sağlamış ve bu kavrayış ışığında devrimci mücadelenin nasıl şekilleneceğini ortaya çıkarmıştır. Tarih bilinci olmayanlar ne emperyalizmin nasıl şekillendiğini, ne kapitalizmin nasıl oluştuğunu, ne de dost ve düşmanı doğru saptayamazlar. THKP-C, bu bilinçle ülke toprağına sağlam basmış, ama ülke devriminin dünya devriminin bir parçası olduğunu da doğru kavrayarak sadece dar ulusal bir hareket olmamış, her koşulda enternasyonalizmin tutarlı savunucusu olmuştur. THKP-C Marksizm-Leninizmi dogmatik kavramamış, ülkenin somut koşullarını tahlil ederek, Sovyet, Çin, Vietnam ve Küba devrimleriyle, devrimimizin benzer ve farklı yanlarını inceleyerek ülkemizde halk savaşının nasıl bir yol izleyeceğini saptamıştır. Ülkemizdeki oportünistler ve reformistler, diğer ülke devrimlerinden farklılıklarımızı anlayamadıklarından dogmatizmin esiri olurken, Mahirler büyük bir cüretle bu farklılıkları saptamışlardır. Diyebiliriz ki, bu cüret THKP-C'nin varoluşu, gelişimi, büyük bir kitleselliğe ulaşması ve defalarca önder kadrolarının imha edilmesine rağmen gelişiminin engellenememesinin en önemli nedenlerindendir. Somut koşulları doğru saptayamayanlar ne düşmanı, ne halkı doğru tahlil eder, ne de buna uygun taktikler üretebilirler. Tabii bütün çırpınışlarına rağmen THKP-C'nin yaşayan büyük gücünü görmezden gelenler hala vardır. Kendi küçük dünyalarında Parti-Cepheli “küçük burjuvaların„ teoriye göre mutlaka bir gün tükeneceğini ve kendilerinin her şeye egemen olacağını hayal edenler az değildir. Bunlar, onyıllar boyunca somut koşullara özgü hiçbir politika üretememişler ve bütün umutlarını kendi dışlarında ortaya çıkacak bir genel greve öncülük ederek devrim yapmaya bağlamışlardır. Bu kafa yapılarının sahipleri, alabildiğine daralmış, kitlelerle ilgisi olmayan, rekabetçilikle, bozgunculukla ayakta kalmaya çalışan küçük gruplardır. Ve Türkiye devrim mücadelesinde ciddiye alınacak durumları söz konusu değildir. THKP-C'nin silahlı eylem çizgisi kitlelerin içinde bulundukları esas alarak silahlı halk savaşının yaratılmasını hedefler. Bu çizgide gerilla savaşının temel olması, diğer barışçıl, demokratik, ideolojik mücadele biçimlerini asla dışlamaz. THKP-C bu anlayışla, oportünizmin ve reformizmin onyıllardır iddia ettiği gibi, her türlü kitle mücadelesini yadsıyan, sadece küçük silahlı birliklerin silahlı eylemleriyle kitleleri harekete geçirme gibi sapkınlıklara hiçbir zaman düşmemiştir. Doğuşundan günümüze kadar; işçiler, gençlik, köylüler, aydınlar ve hemen tüm halk arasında örgütlü çalışma yapmış, bu çalışmasıyla gerilla hareketini birleştirerek tartışmasız Türkiye sol hareketinde en geniş halk kitlelerini harekete geçiren örgüt olmuştur. THKP-C'nin yalnız başına kitleselliği dahi, oportünist/reformist düşüncelerin çürütülmesi için yeterlidir. İşte THKP-C'yi yalnız bir Kızıldere direnişi olarak değerlendirenler; bu kitleselliği görmezden gelen ya da bu kitleselliik üzerinde küçük hesaplar yapmak isteyenlerdir. Ülkemizde Parti-Cephe gerçeğini anlayamayan, Sovyetik ayaklanmayı düşünenler de, reformist çözüm önerenler de, silahlı mücadeleyi fokocu bir tarzda kavrayanlar da yolun sonuna gelmiştir. Kurtuluşu dar ulusal çizgide şekillendirenler de bu şekillenmenin teorisinin tıkandığını, devrimi getirmeyeceğini pratikte görmüş olmasına rağmen bunu ifade edecek cüreti gösterememektedirler. Türkiye'yi, emperyalizmi, oligarşiyi ve bu tarihi doğru tahlil edemeyenler yanlış strateji ve taktikler oluşturmuştur. Bu yanıyla THKP-C hareketi, Türkiye sol tarihinde en gerçekçi ve devrimci düşüncelere sahiptir. THKP-C hareketi ne sadece ulusallığa, ne sadece sınıf söylemine bağlı kalmış; kendisini, devrime taşıyacak uluslardan, azınlıklardan, tüm halk ve sınıf tabakalarından soyutlamamıştır. Bütün halkların kurtuluşunun Devrimci Halk İktidarı'ndan geçtiğini bilerek, bu iktidarın ancak halkların birlikte mücadelesiyle kurulacağını öngörmüştür. Parti-Cephe; halkların birliği, mücadelesi ve devrimci iktidarıdır. Bunun için Parti-Cephe; dostunu ve düşmanını ayırt etmede, ittifaklarında, emperyalizm ve oligarşi dışında kalan, bu güçlerle çelişkisi olan bütün kesimleri cephe saflarında toplamaya çalışır. Silahlı eylemlerinde ve her türlü davranışlarında cephe içerisinde yer alabilecek, alması gereken güçlere zarar vermez. Hedefin açık ve net olması, kitleler tarafından kavranması; Parti-Cephe'nin, dost ve düşmanı doğru saptamasının ve pratikte buna uygun davranmasının sonucudur. Onları kitleler nezdinde ölümsüzleştiren, direniş destanları yazdırtan, bunu gelenek haline getirten, devrimciler arası birliğin ve dayanışmanın nasıl olması gerektiğini yaşatan bu düşüncelerdir. Böylesi bir anlayışa sahip olmayanlar, Parti-Cephe'nin birlik anlayışı üzerine bolca vaaz verebilirler ama asla onların yaptıklarını yapamazlar. Sorunun özü, burjuva ideolojisinden kopuş sağlayıp sağlayamamaktadır. Onlar burjuvaziyle her türlü bağı koparmış, işçi sınıfı ideolojisini ve politikalarını esas almış ve bunu yaşam tarzı haline getirmişlerdir. Bugün bu gelenekten nasibini almış tek bir sol grubun olduğu söylenemez. Devrimcilik adeta mülkiyetçilik olarak kavranmış, devrimci politika adına burjuvazinin kaba ve ilkel karikatürleri egemen hale gelmiştir. Faydacılık, küçük hesaplar bütün davranışlarını belirlemiştir. Bu anlayışların Kızıldere'den öğrendikleri hiçbir şey yoktur. 1968-'71, 1974-'80, '80 sonrası ve günümüze kadar hemen tüm süreçlerde Parti-Cephe; kitle mücadelesiyle, silahlı savaşıyla, güncel politikalarıyla hayatın her alanında Türkiye devrimci hareketinin önder gücü olmuştur. Parti-Cephe tarihi, bu yanıyla Türkiye devrimci hareketinin tarihidir. Kızıldere'yi, Mahirler'i, bu tarihten koparma çabaları tamamen sübjektiftir. Bu sübjektivizm çeşitli sapkın akımları, giderek provokatif davranışlara götürmektedir. Provokatif ve oligarşi paralelindeki tavırların Parti-Cephe gerçeğini değiştiremeyeceği görülmüştü. Parti-Cephe, Kızıldere yolunda kendisini sürekli yenileyerek, somut koşullara göre yeni politikalar üreterek gelişmeye devam edecektir. Ülkemizde emperyalizm ve oligarşinin yönetimi, kapitalizmin varlığı devam ettikçe Parti-Cephe'nin düşünceleri varlığını koruyacak, kitlelerde daha büyük yankı bulacak ve oligarşinin ve her türlü sapkın akımın korkulu düşü olmaya devam edecektir. Parti-Cephe'nin, faşizmin imha ve tutsak etme politikalarıyla yok olacağını ve kendilerinin bu boşluktan faydalanacağını sanan zavallılar, defalarca yanıldıklarını görmüş ama bu yanılgılarından hiçbir ders çıkaramamışlardır. Tekrar tekrar yanılacak ve ezileceklerdir. 30 Mart- 17 Nisan'da, Parti-Cephe şehitlerimizi anarken, aynı zamanda Parti-Cephe'nin yeniden örgütlenişinin üçüncü yılını yaşıyoruz. Bütün şehitlerimize ve halkımıza verilmiş devrim sözümüzde bir an dahi tereddüt etmeden, devrim yürüyüşümüze devam edeceğiz. Dursun KARATAŞ [ Dayı/Seçme Yazılar, syf:366 ]
__________________ “İşçi sinifi tarihun itici gücidur ve tarihun akişini değişturecek siniftur dedum diye ‘Halkun öteki kesumi yatup, ense yapacak’ demedum. Köylü, memur, genç, öğrenci, sanatkâr, kuçuk esnaf... Hayde herkes tribündeki yerini alsun.” Laz Marks |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jan 2010
Mesajlar: 93
Thanks: 13
Thanked 14 Times in 13 Posts
Tecrübe Puanı: 1 ![]() | Evet, yazıyı incelediğimde, her zaman ki dursun karataş tarzını görmek mümkün, aynı kellimeleri 50 kere kullanmak aynı olaylardan 50 kere bahsetmektir.. konunun özü şunlardır, 1- Oportünizmin rusyada ki devrimin aynısının olmamasından dolayı, yani evrim devrim iç içe tezini eleştirmesi. 2- Silahlı gerilla savaşının, bireysel terörizm olarak adlandırılması 3- Ekonomik-Demokratik mücadele biçiminin, THKP-C anlayışında ters olmamasıdır. Bu konuda yazdıkları evet, doğrudur ama birşeyler eklemek istiyorum.. THKP-C'nin silahlı eylem çizgisi kitlelerin içinde bulundukları esas alarak silahlı halk savaşının yaratılmasını hedefler. Bu çizgide gerilla savaşının temel olması, diğer barışçıl, demokratik, ideolojik mücadele biçimlerini asla dışlamaz Evet, -Dışlamaz ancak, diğer ekonomik-demokratik mücadele biçimlerini silahlı mücadeleye tabi tutar. -Ve gerilla hareketiyle gücünün yettiği işlere karışır, her yere koşturmaz, gerilla hareketiyle hallettiği işlerle birlikte, ekonomik demokratik mücadelesi ile destekler.. oportünizmin ve reformizmin onyıllardır iddia ettiği gibi, her türlü kitle mücadelesini yadsıyan, sadece küçük silahlı birliklerin silahlı eylemleriyle kitleleri harekete geçirme gibi sapkınlıklara hiçbir zaman düşmemiştir. Dursun Karataşın yazdıkları ilk okunuşta bir nevi ifade etsede, THKP-C kitle mücadelesini, Silah ile verir.. buda Silahlı propagandadır bu Politik kitle mücadelesi oolarak görür.. Doğuşundan günümüze kadar; işçiler, gençlik, köylüler, aydınlar ve hemen tüm halk arasında örgütlü çalışma yapmış, bu çalışmasıyla gerilla hareketini birleştirerek tartışmasız Türkiye sol hareketinde en geniş halk kitlelerini harekete geçiren örgüt olmuştur. Silahlı Propaganda yani öncü savaşı, bir ara evre değil, stratejik çizgidir.. işçi, köylü, gençlik ve aydın çalışmaları sadece kadro çıkarmak amaçlıdır.. çıkarılan kadrolar gerekli yerlere gönderir.. Yani klasik kitlevi mücadeleyi uygulamaz.. Türkiye sol hareketinde en geniş halk kitlelerini harekete geçiren örgüt olmuştur. Kitlevi mücadeleyi gerilla hareketiyle birleştirerek değil.. Silahlı propagandanın meşruluğu ve ihtilalci hareketin sağlamlılığı, sürekliliği aynı zamanda eylemleriyle oligarşinin yenilebileceğini kof olduğunu göstererek başarıya ulaşmıştır.. HAZİRAN.
__________________ Şimdi her şey artık bir türküdür. Adalıların türküsü... |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| anlamak, mahirleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Değişimi Anlamak | EWİNDARE | Siyaset | 0 | 11-25-2008 14:06 |
| Büyük Oyunu Anlamak | komunist99 | Kitap ve Dergi Tanıtımı | 0 | 08-31-2008 15:51 |
| Che’yi anlamak | reyhan | Ölümsüzler | 5 | 08-12-2008 15:17 |
| Kadınları anlamak... | ks_1966 | Fıkralar | 0 | 07-21-2008 18:27 |
| Kuantum'u anlamak | The_RoTinG | FELSEFE | 0 | 12-17-2007 12:37 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 09:44 .