![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 482
Thanks: 13
Thanked 42 Times in 32 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | SENDİKAL HAREKET KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞABİLİR TEKEL işçilerinin burjuva basınının görmezden gelme ihtiyacı hissedecek kadar önem kazanan direnişi işçi sınıfı hareketini çevreleyen siyasal konjonktürdeki değişimin bir eşiği aştığının simgesidir. 2007 sonundan itibaren Genel Sağlık Sigortası’na karşı yürütülen birleşik mücadelede en görünür ve sürekli yüzüyle karşılaştığımız bir süreç yaşanıyor. İrili ufaklı direnişler, iş güvenliği işçi sağlığı gibi sosyal meseleler etrafında gelişen büyük küçük toplumsal çabalar ortaya çıkıyor. Bu sürecin biriktirip TEKEL işçisinin sırtına yüklediği ağırlığı paylaşmak ancak sürecin olası siyasi yönelimine dair doğru öngörülerde bulunarak, süreci ilerletecek müdahaleleri yapmaya cesaret ederek gerçekleştirilebilir. Oysa tüm sendikal merkezler Türkiye solunun etkin oldukları da dahil olmak üzere bu sürecin görevlerini kavramaktan uzak görünüyor. Bu yazı buna dair, fakat bununla beraber Ankara halkının TEKEL işçilerine gösterdiği toplumsal ve vicdani dayanışmayı da burada övmeden geçemeyeceğim. Bu yüzden bu yazı 17 Ocak mitingi öncesinde ve sırasında karşılaştığım manzaralardan başlayıp sendikal merkezlerimizin bu süreçteki manzarasına geçecek. DİRENİŞ GÜNDELİK RUTİNİ KIRAR Devrimci durumun en harcıalem görüntüsü gündelik hayatın rutininin kırılmış olmasıdır. Türk-İş genel merkezi civarında, hayatın rutini paramparça olmuş. Görmeyenlere tasvir etmesi zor bir durum, sadece işçilerin kadınlı erkekli, öfke ve kararlılıkla orada bulunmasını, sürekli yapılan ziyaretleri, kaynayan çorba kazanlarını kastetmiyorum. Direniş Ankara’da belli bir düzen ve alışıldık parametreler içine girmiş sendikal ve siyasi alışkanlıkları kırdığı için de bu ifadeyi kullanıyorum. Aynı lokallerde benzer dedikodularla sıradan işyeri ziyaretleriyle geçen günler gitmiş, direnen işçilerin hayatını kolaylaştırabilecek ne yapılabilir diye her an kafa yoran ve akıllarına geleni süratle hayata geçirmek için çabalamakla geçen saatler gelmiş. Ankara’da tarih bir nebze olsun hızlanmış. Bu tasvir kesinlikle akla ümit ve heyecan dolu bir atmosfer getirmesin. Türk-İş çevresine toplanmış TEKEL işçileri geriye çekile çekile en eski konfederasyonun genel merkezine kadar gerileyerek işçi sınıfının gücünün ne kadar azaldığını da simgesel olarak gösteriyorlar. Kuşatma altındaki Madrid’e sığınan Cumhuriyetçiler gibi geriye çekilecek hiçbir yeri kalmamış birbirine tutunarak direnen bir ordunun son neferleri. Son yirmi yılda sürekli aşağı doğru düşen ama yere yaklaştıkça yumuşak iniş ümidini koruyan sendikal hareketin ne kadar geriye gittiğinin ifadesi bu durum. İşçiler kendi genel merkezlerine kadar gerilemiş durumda, kuşatma altında düşmanın zaferini ilan etmek için düşmesini beklediği son kaleyi savunan ortaçağ savaşçılarını andırıyor. Bir yandan bu küllerinden yeniden doğmak için bir fırsat olarak da görülebilir. Esas olarak KİT’lerde örgütlenmiş büyük bürokratik sendikaların zamanı çoktan geçmişti. Hükümet partileri nezdinde lobi yaparak, siyasi destek karşılığı avantajlı toplusözleşmeler elde ederek kendini idame etmiş bir hareketin yeniden doğuşunun zamanı zaten gelmiştir. Tek Gıda İş’in, TEKSİF’in özel sektör işyerlerinde örgütlenmeye değişik başarı oranlarıyla çabalaması, Koop İş’in dershanelere yönelik girişimleri son yıllarda tanık olduğumuz bir değişimdi. Sosyal devletin, kamu işletmeciliğinin kırıntılarının bile ortada kalmadığı bir ortamda siyasi bağlantıdan ziyade işyerinde direngenliği gerektiren bir tarzla sendikacılık yapmak gerekiyor. TEKEL işçileri tam da tarihin bu anında her iki tarzın arasındaki geçiş köprüsü olabilir. Ama bunun için sendikal hareketin bir bütün olarak bir değişim için tam da bu tarihsel anda bir süreç tespiti yaparak bu doğrultuda bastırması gerekiyor. Kriz ortamının sermaye düzenini zorlayacağı ortadaydı, başından beri esas mesele bu zorluğun nasıl aşılacağıdır. Tıpkı iki binlerin başındaki esnaf eylemlerinde taca çıkan solun eski düzen partilerinin ikisi hariç çöpe atılıp AKP iktidarının oluşmasını seyretmesinin ve bu arada Türkiye sol siyasetinin temel toplumsal bağı olan kamu emekçilerinin de kendilerine verilen 4688 balonuyla taca çıkmaya fit olmasının bizi bugünkü solda sıfır konumuna getirmesi gibi bu defa da olan biteni seyretmek, ya da sadece protokolle bunların içinde yer almak, son yıllarda Türkiye solunda şahit olduğumuz otolikidasyon sürecini mantıki sonucuna ulaştıracaktır. SENDİKAL ALANDA VAZİYET 17 Ocak mitingi sendikal merkezlerin önemli bir kısmının ve solun hükümete ancak Serbest Fırkanın CHP’ye yapabileceği kadar muhalefet edebilen kesimlerinin bu sürecin de elden kaçmasına neden olabilecek bir aymazlık içinde olduğunu bütün çıplaklığıyla gösterdi. İşçi hareketi varlık yokluk mücadelesi verirken Türk İş’in içindeki kavga ve Hak İş’in hükümet destekli manipülasyonları ortadayken, DİSK’in protokolle katılma tavrı bu sendikal merkezin şimdi varolduğu haliyle sınıfa ancak protokol işlevleri yerine getirerek faydalı olabileceğini, buradan onun ötesinde bir beklentinin pek gerçekçi olmadığını gösterdi. Öte yandan mitinge protokol düzeyinde katılım göstermek, tabandan tersi yönde baskı gelince bunu gayrı nizami taktiklerle baskılamaya çalışmak basiretsizliğin, öngörü eksikliğinin ve grup çıkarlarını hareketin çıkarlarının önüne koymanın KESK’te bu süreçte dahi aşılamadığının ispatıdır. Böyle bir tutumda ısrar önümüzdeki dönem öngördüğümüz politik gelişmeler gerçekleşirse sınıf ihaneti olur, sorumlularına da gereği gibi davranılır. KESK genel merkezindeki bir ekip 25 Kasım’da neyin gerçekleştirildiğinin ayırdına varamamıştı ama sendikacılıktaki “tecrübelerinden” ötürü bunun kendilerine “yazacağını” koklayıp takvimde benzer eylemler için gün arıyorlardı. Onlar tarihin kendi takvimine uymaya çalışmayacaktır, üzücü olan genel merkezdeki bütün anlayışların bu konudaki mutabakatıdır. Ulusal Hareket AKP’nin açılımının kof olduğunu gördüğünü ve sosyal meseleyi ıskalayarak demokratikleşme alanında sahici bir gelişme sağlanamayacağını kabul ettiğini bu aralar siyasi temsilcilerinin ağzından ifade ediyor. Umulur ki AKP’ci sosyal liberallerin yetmişlerden miras şematik ve sermaye kuyrukçusu siyaset anlayışları doğrultusunda, AKP ile ifadesini MHP-CHP birlikteliğinde bulan gericilik arasında bir ana çelişki keşfedip hükümeti zayıflatacak inisiyatifler almaktan imtina etmezler, özellikle işçi sınıfının mücadelesinde. Önümüzdeki dönemin ihtiyacı sokaktaki muhalefetten üzüldüğünü belirten Başbakan yardımcısını daha da fazla üzmektir. Ama mesele sadece AKP ve temsil ettiği serbest piyasacı muhafazakarlık ve onunla mücadele değildir. TEKEL işçileriyle iki dakika konuşmuş herkesin de bildiği gibi onların kavgası hükümetle olduğu kadar sendika bürokrasisiyle dedir. Bu yönüyle de Ankara’daki direniş işçi hareketin gelecek yıllardaki yönelimine etki edecektir. Kavgaya bu saflaşmanın bilinciyle girmek gerekir: Bizi kuşatan düşman sermayenin yeni hegemonya projesinin taşıyıcısı olan, dünyada benzerlerini gördüğümüz, toplumsal muhafazakârlık soslu serbest piyasacı softalıktır. Beşinci kolsa içimizdeki her türden oportünist aygıtçı eğilim ve bürokratizmdir. Bizim saflar işyerinde, mahallesinde bu hükümet eliyle yürütülen neoliberal dönüşüm saldırısının felaket sonuçlarını en yakıcı biçimde hissedenlerden oluşur. Esnek ve güvencesiz istihdam edilen kamu çalışanları, sendikal hakları kısıtlanan ve bu yolla gelir seviyeleri ve sosyal hakları budanan işçiler tabanda inisiyatif almalıdır. Mücadelenin yükü TEKEL işçilerinin sırtına bırakılamaz, onlar bugüne kadar üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptılar. Direnişleri mücadeleleriyle kıyaslanmayacak bir biçimde son da bulabilir. O yüzden esas olan sürecin genelinin nasıl yürütüldüğü ve TEKEL işçilerinin direnişi gibi kahramanca mücadelelerin işçi sınıfı hareketinin politik hedefleri doğrultusunda nasıl değerlendirildiğidir. Bugün Türk-İş sendikacılığı bitmiştir bu konuda aklı başında herkes hemfikir çünkü o tür sendikacılığın maddi zemini kalmamıştır, bunun yerine Hak-İş sendikacılığının inşasını seyretmekle yetinmeyeceksek, emek siyasetini, aygıt çıkarlarını gözeterek değil mücadelenin ihtiyacı olan meşru, militan kitlesel bir birleşik hareket inşasının gereksinimlerini öne koyup, tabandan merkezlere doğru iterek ve genel grev hedefiyle ilerletmeliyiz. GÖRKEM DOĞAN
__________________ ŞİMDİ AKKOR ZAMANIDIR, YAKINDA YALNIZ IŞIK GÖRÜLECEKTİR! |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| doğabilir, hareket, küllerinden, sendikal, yeniden |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sendikal cepheden doğru sinyal | Katre | Makaleler | 0 | 11-10-2009 13:16 |
| Kocaelispor küllerinden doğdu: 4-0 | Haber-Ahmet | Spor Haberler | 0 | 01-26-2009 05:10 |
| işci sınıfı ve sendikal haraket | BABİL | DİSK | 0 | 06-22-2008 23:29 |
| Türkiye'deki sendikal hak | Haber-Ahmet | Türkiye'den Haberler | 0 | 04-10-2008 18:22 |
| Bir Grev ve Sendikal Mücadele | IMMANUEL | Kitap ve Dergi Tanıtımı | 0 | 05-25-2007 01:14 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 17:15 .