![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 4.664
Thanks: 66
Thanked 97 Times in 71 Posts
Tecrübe Puanı: 7 ![]() | İnsanlığın ikinci zaferi olan düşünsel ve estetik etkinlik, bu coğrafyada ilk ürünlerini verdi. İlklerle başlayan bu insani eylem, giderek şehirleşmelere, tapınaklara, surlara heykel ve kabartmalara ve yazı tabletlerine dönüştü. Bir bütün olarak Mezopotamya insanının yaratımları, bu eserlerde ifadesini buldu. İhtişamından ve estetiğinden günümüzde bile hiçbir şey kaybetmeyen bu değerler, bugün insanlık için önemli mesaj taşıyıcılarıdırlar. Başlı başına bir insanlık zenginliğidir bu tarihi eserler. Bu zenginliğiyle Dicle-Fırat boyları, Basra'ya kadar uzanan tam bir açık hava müzesi ve tarih okulu gibidir. İnsanlığın bu topraklarda uygarlığın ilk basamağına adım atışı görkemli olmuştur. Mezopotamya'nın uygarlık düzeyi bu açıdan bugünkü insani düzeyin ortaya çıkmasında başat rolü oynamıştır. Hem Antik Yunan uygarlığında, hem de Rönesansta Mezopotamya uygarlaşmasının izlerinin olduğu, tarihin kaydettiği bir gerçektir. Sanatsal etkinlikler ve kültürel düzey, hem etkileyen, hem de etkilenen bir aksiyonla, insanlaşmanın ortak paydasını bu coğrafyaya mal etmiştir. 12.000 yıllık bir geçmişe sahip olan ilk yerleşim merkezi Çayönü'den Aşağı Mezopotamya'nın Sümerlerine kadar bu iki nehir, bir tarihi eserler silsilesine ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle 1900'lü yılların başından itibaren yapılan arkeolojik kazılarda açığa çıkarılan eserler, tarih bilimcileri başta olmak üzere birçok çevreyi, tarihin burada başladığı, insanlığın ilk burada doğaya hükmettiği fikrine itti. Örneğin, tarihin başlangıcı yazının bulunuşuyla izah edilir. Aşağı Mezopotamya'da yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan yazılı tabletler, yazının ilk burada bulunduğunu göstermiştir. Sümerlere ait olduğu tespit edilen bu tabletlerle tarihe yapılan yolculuk, daha heyecan verici ve daha öğreticidir. Noah Kramer, bu konuda şöyle diyor: "Yazılı insanlık tarihindeki pek çok ilk, Sümerolog'un besinidir. Kültürel kökenlerle ilgili soruların çoğuna doğru yanıtlar verebilir. Bu, onun çok akıllı, çok bilgili, aşılmışın ötesinde kavrayış sahibi bir bilim adamı olmasından kaynaklanmaz elbette. Gerçekte Sümerolog, en alt derecedeki akademisyenlerden bile daha aşağıda sayılan sınırlı biridir. Kültürel ilklerde yaptığı sayısız keşfin san ve şerefi, Sümerolog'un değil, bugün bilindiği kadarıyla kullanışlı ve etkin yazı dizgesini ilk icad etmiş, yetenekli ve pratik bir hal alan Sümerlerin hanesine yazılır." Dicle ve Fırat boyu sadece Sümerlere ev sahipliği yapmadı. Bu kadim coğrafya, günümüze miras olarak bıraktığı uygarlık ve tarihi değerleri ile, birçok halk ve kavimlerin ve bunların yarattığı uygarlıkların ihtişamını barındırdı. Tarihi eserler, işte tüm bu uygarlıkların düşünce düzeyini, duygu dünyasını ve yaşayış biçimlerini yansıtır. Belkıs'taki Zeugma antik kenti, bu kentte ortaya çıkarılan Mars heykeli, mozaik işlemeleri, Greko Romen şehir kalıntıları ve yine Hasankeyf'in eşsiz mimarisi, kazı yapılmayarak sular altına bırakılan Apemeia ve dört höyüğü, 18 uygarlığın izlerini taşıyan Amed surları, anılan tarihi eserlerden sadece birkaçı olarak bu ihtişamın ifadelerini taşır. Bu zenginliğin yanı sıra yaşanan sosyal gerçeklik de, bölge açısından yaşanan 5000 yıllık baş aşağı gidişi izah etmektedir. Başlangıçta ihtişamlı bir doğuş, fakat buna karşın günümüzde yaşanan en kötü bir sosyal gerçeklik söz konusudur. Bölgenin trajedisi, uygarlığın yine burada kültür değerleri ve sosyal açıdan yok edilmek istenmesidir. Yükseliş tarihi böylelikle unutturulmak, tarih bilinci dumura uğratılmak ve son tahlilde halklar köksüzleştirilmek istenmektedir. Katliam bu yönüyle amansızdır ve vurduğu her bir eser, bizlerin tarihle ve geçmişle diyaloğunu sağlayan birer canlı varlık olarak yok olmaktadır. Egemenlerin en önemli yönelimi, bu amaç doğrultusunda yürüttükleri tarih ve kültür katliamıdır. Çünkü tarih veya geçmişin değer birikimleri, geçmişten günümüze süregelen olay ve olguları, neden ve sonuçlarıyla açığa çıkaran ve toplumsal dinamizmi bağrında taşıyan bir bilimdir. Tarih, bu yönüyle her zaman gerçekleşmiş ve doğrulanmış bilgileri taşırken, geleceğe de ışık tutmaktadır. Tarihi yaratan, insanın kendisi ve onun eylemsel erkidir. Bu aktivite, toplumsal altüst oluşlarla daha da hız kazanır. Bu süreç, beraberinde kültürel bir zenginliği, uygarlıksal bir birikimi de getirir. Bütün bunlar, birer deneyim ve tecrübedir. Verileri ise, kendi dönemlerinde kalıcılaştırılan sanat eserleri, yazılı belgeler ve topluma ait kimi değer yargılarıdır. Tarih, sadece tarihçilerin yazdıklarıyla öğrenilip, algılanmamalı. Bu, tek başına dar olduğu gibi, tarihin doğrularını derinlikli olarak öğrenmemize de yetmeyecektir. Onun için uygarlıklar, yarattıkları eserlerle her zaman kendilerini anlatmasını bilmiştir. Tabii ki, doğru yerde durup, doğru okumasını bilenler için bu böyledir. Nitekim büyümesini ve uygarlaşmasını becerebilen toplumlar, tarihe doğru katılabilen bilinçli toplumlar olmuştur. Doğru başlangıçlar, gerçeklerden ve ispatlanmış doğrulardan güç alan başlangıçlardır. Tarihin ispatlandığını görebilen ve geçmişe ait zenginlikleri koruyup onları sahiplenebilen toplumlar, anda tarihi yaratabilen toplumlar olagelmiştir. Tarih, kendi içerisinde farklı dönemlere ayrıştırılarak anlatılmaya çalışılırken; esas öğretici olan, arkeolojik çalışmalarla gün yüzüne çıkarılan tarihi eserler ve kalıntılardır. Tüm sanatsal yapıt ve kültürel semboller, önemli birer tarih anlatıcısıdır. Herhangi bir uygarlığa ait sanat eseri veya kültürel sembol, günümüz insanları için birçok şeyi, bir anda anlatma zenginliğine sahiptir. Bir mimari yapı, bir süsleme, bir heykel, hatta bir çömlek; günümüz insanı için önemli bir öğreticiliğe sahiptir. Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan veya kalıntı biçiminde varlığını sürdüren tarihi eserler, tarihin dili ve uygarlıkların mesajlarıdırlar. Bunlar, uzun süre değişim ve dönüşüm geçirmiş, yarına ilişkin öğreti niteliği taşıyan toplumsal değerlerdir. Bu eserler, ait oldukları coğrafyanın veya halkların ortak çekim merkezi ve duygu odağıdır. Çünkü uygarlıklar, ortaklaşa yaratılan, belli bir zaman ve mekan içerisinde ete kemiğe büründürülen kültürel değerler bütünüdür. Bu değerler statik değildir. Yeni nesillere, her zaman gelişmenin ve büyümenin olanaklarını yaratacak, seçici, hazır davranış modelleri ve bilgileri sunarlar. "Her birey kendi yaşı kadar değil, atalarının varlığı kadar dünyadadır" ya da "Tarih günümüzde gizli, biz de tarihin başlangıcında gizliyiz" gerçeği, anılan tarihsel verilerin önemini de vurguluyor. Egemenlerin sömürgeleştirme ve asimile etme politikaları göz önünde bulundurulduğunda, bahsedilen tarihi eserlerin birer direnç noktası ve moral değer oldukları unutulmamalıdır. Aksine savrulmak, egemen kültür içerisinde yozlaşmak ve her türlü imhaya açık olmak, toplumları bekleyen kaçınılmaz bir son olarak belirir. Bunun için egemenler, sömürgeleştirmek veya asimile etmek istedikleri halkları, ilk elden bu noktadan vurmak istemişlerdir. Vurma biçimiyse, pervasız bir tarzda sürdürülen tarihi eser tahripkarlığı ve hırsızlığı, varolan değerlerin orijinini kaydırarak kendine mal etme ya da çarpıtmadır. Bu, halkları düşünceden yoksun bir hale getirerek, köksüzleşmiş bir sosyalite yaratır. Tarihsel ve kültürel değerlere yönelik katliam örneklerinin en vandalca olanı coğrafyamızda uygulanan biçimidir. Hasan Hêşîyar Serdî, tarihte yapılan katliamın boyutunu kaleme aldığı anılarında şöyle aktarıyor: "Yeni bir uygulama uyarlamak üzere, Abidin Üzmen (1925-26 yılları arasında Kürt illerinde hükmeden mutlak hakimlik Genel Müfettişlik görevini üstlenmiştir) bu kez Kürtlerin tarihi eserlerini yok etmeye musallat edildi. Ülkede dolaşır, ne kadar tarihi esere rastlarsa onu parçalar, un ufak ederdi. Faşist Abidin Üzmen'in yok ettiğini öğrendiğim eserler şunlardır: 1- Diyarbekir surlarında Dostki Kürt devletine ait, kazılmış bir taş eser vardı; o taşı yerinden çıkartarak götürüp kaybettirdi. 2- Batman Çayı üzerindeki köprünün güneydeki ayağının en yüksek yerinde Kürtçe bir yazı vardı; oraya varmak üzere yeni bir duvar örerek, sonuçta yazıya vararak çekiçle oradan kaldırıp çıkardı. 3- Dicle Nehri'nin kaynağında, Bıglin mağarasında, eski çağlara ait yazılar mağaranın taşlarına kazılmış olarak duruyordu. Bir mağaranın karşısında da heykel vardı. Liceli Hesoyê Perişanê'ye 500 kağıt vererek, tümünü yok ettirdi. Bazılarının üzerindeki eski yazıları sildirip, yerine yenilerini yazdırarak, onları müzeye kaldırttı." Gerek bakımsızlık, gerek bilinçli olarak yıkıma terk etme ve gerekse de imha etme yöntemleriyle Kürdistan coğrafyası buna benzer birçok tarih ve uygarlık katliamına sahne oldu, birçoğu da yerinden sökülüp çalınarak, köklerinden koparıldı. İşte, en son halka, Zeugma, Hasankeyf, Halfeti ve duyulan, duyulmayan daha nicesi. Bir taraftan açığa çıkarılmasına izin verilmeyen tarihi eserler, bir taraftan açığa çıkarılanları çalma veya sularda boğma yöntemiyle silinmek istenen Dicle ve Fırat boyu kadim uygarlık gerçeği. Yapılan araştırmalar sonucunda İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra en büyük kültür ve tarihi eser katliamının Kürdistan'da gerçekleştirildiğinin açığa çıkması, olayın büyüklüğünü ve trajedisini gerçek boyutlarıyla ortaya koymaktadır. İkinci Dünya Savaşı'nda kullanılan milyonlarca ton patlayıcının, dünya uygarlığı üzerinde yarattığı tarihi eser katliamı ile, ülkemizde kalkınma adına yapılan barajların, bakımsızlıktan dökülen ve harabe olan eserlerin yok oluşu aynı önemde değerlendirilmektedir. 1990'lı yıllarda Kürdistan'da araştırmalarda bulunan New York Times muhabiri Henry Kattin, "Tarihin büyük bölümünün doğduğu bu bölgede, insanoğlunun refah kazanımları korkunç boyutlarda ve kültürel kayıplar pahasına elde ediliyor" demiş ve çarpıcı bir gerçeği vurgulamıştı. Çalınan eserler, sular altında kalan antik kentler, yıkılan köprüler, onarımsızlıktan dolayı dökülen sayılı eserlerin tümü bir araya getirildiğinde, araştırmacı Mehrdat Izady'in dediği gibi, karşımıza tarihi ve sanatsal bir vandalizmden başka birşey çıkmıyor. Egemen sistem uyguladığı fiziki katliam yanında, bir de böyle kansız bir soykırımla halkların tarihini boğuyor, gömüyor, ya da çalıp çırpıyor. Nitekim yok olanların ve toprağa gömülenlerin yanında bugün Batı'da bulunan birçok müzede, Mezopotamya uygarlığına ait tarihi eserlerin bulunması tesadüfi değildir. Eserlerin kullanılmasında hem ticari bir mantık güdülmekte, hem içi boşaltılarak salt bir gösterim objesi olarak kullanılmakta ve hem de bölge halklarının kendi tarihsel değerlerinden koparılması amaçlanmaktadır. Sürdürülen katliam, halen çok yönlü devam ediyor. Bu birçok gerekçelere dayandırılarak meşrulaştırılmaya çalışılıyor. En baştaki gerekçe ise enerji teminidir. İlk bakışta bu haklı bir gerekçe olarak görülebilir. Ancak, baraj yerlerinin seçimine dikkat edilirse, gerçekte neyin yapılmak istendiği daha net ortaya çıkar. Mesela Zeugma, arkeologların da söylediği gibi, "eğer kazılar yapılırsa, Tunus'u da geride bırakacak Ğki Tunus'ta dünyanın en büyük açık hava müzesi bulunmaktadırĞ büyük bir açık hava müzesine dönüştürülerek, dünya kültür mirasının hizmetine sunulabilir." Ancak Zeugma, her geçen gün biraz daha sulara gömülmektedir. Ilısu Barajı altında kalacak olan Hasankeyf için de aynı şey söz konusudur. Bu topraklarda yükseliş müthiş olduğu kadar, düşüş de oldukça trajiktir. Ama tarih, bu yükselişleri ve düşüşleri bir biçimde günümüze kadar saklayarak korumasını bilmiştir. Bu anlamıyla Kürdistan coğrafyası, arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan tarihi eserler ve yine günümüze kadar varlığını koruyabilmiş sanat eserleri bakımından, hem katliamı hem de yükselişleri oldukça net anlatıyor. Bu konuda 1882'nin Encyclopedia Britanica'sı daha o zamandan şöyle demişti: "Şu kesinlikle söylenebilir ki, Erzurum'dan Kîrmanşah'a kadar uzanan Kürt topraklarından daha dikkatli bir araştırma gerektiren, antika eser keşiflerine daha zengin ürünler vaat eden bir başka doğu ülkesi, bugün için yoktur." Bu zenginliğe karşı girişilen barbarca yönelimler, aslında Dicle-Fırat boylarının, günümüzde yaşanan sosyal cüceliği yeniden tarihe yaraşır bir yüceliğe ulaştıracağına duyulan öfkedir. Bu toprakların, tarihte olduğu gibi yeniden insanlığa yol gösterici olmasından duyulan büyük bir korku vardır. Korkudan kaynağını alan öfke, ne denli güçlü olursa olsun, hiçbir zaman tarihin büyüklüğüne ve yüceliğine galebe çalamamıştır. Tarih, er ya da geç kendi hükmünü icra etmiştir, yine edecektir. Barajlarla ve daha birçok bilinçli, gizli-açık yönelimlerle önü alınmak istense bile, hükmü, tarih yaratmasını bilen bilinçli toplumun tavrı verecektir. Dolayısıyla bu kültürel ve tarihi mirası korumaya yönelik çabaların da daha nitelikli ve sonuç alıcı olması gerekir. Zira yönelim çok köklü ve oldukça tahripkardır. Bu açıdan Zeugma, Hasankeyf, Halfeti ve diğer tarihi mekanlara ilişkin yapılan tartışmaları salt müzeler sorunu, turizm kaygısı veya sanat estetizmi olarak ele alamayız. Çanak çömlek koleksiyoncularının fobileri olarak da değerlendiremeyiz. Aslında yapılan tartışmalar, tarih boyunca, özellikle Kürdistani boyutta yaşanan 80 yıllık tarih ve uygarlık katliamını bir kez daha gündeme getiriyor. Alıntıdır. kaynak:malakurda.com
__________________ Dün gece Babil’e iki melek indi sessizce......... Ruhum !.. sus ve seyret.......... Başladı t e k e r r ü r !.. Yâ, taham m ü ü l !.. Yâ, taham m ü ü l! V.B.BAYRIL |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| boyu, diclefırat, katliam |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hizbullah tetikçilerine ömür boyu hapis | EWİNDARE | İç Politika Haberleri | 0 | 01-12-2009 15:05 |
| Arjantin'de iki generale ömür boyu hapis | Haber-Ahmet | Dünya'dan Haberler | 0 | 08-29-2008 18:40 |
| Aile Boyu | ecemm | Sunay Akın | 1 | 05-09-2008 21:09 |
| Vaillant'tan ömür boyu garanti | Haber-Ahmet | Güncel Haberler | 0 | 04-18-2008 05:02 |
| AKP'li Fırat: Kılıç'la buluşmadım | Haber-Ahmet | Politika Haberler | 0 | 04-16-2008 05:03 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 14:25 .