![]() |
| |||||||
| KomünistForum Haber Servisi Haberler,Eylemler,Anmalar,Geceler,Konserler ve bizimle paylaşmak istedğiniz haber niteliğindeki her şeyi burda paylaşabilirsiniz... |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2009 Bulunduğu yer: CΣPΉΣ
Mesajlar: 11.383
Thanks: 202
Thanked 1.033 Times in 969 Posts
Tecrübe Puanı: 12 ![]() | ÇHD İstanbul Başkanı T.Tanay'dan 2009.07.31 ![]() Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Taylan Tanay imzasıyla, 31 Temmuz 2009 tarihli yazılı açıklama yayınladı. Açıklamanın tam metni: İLGİ: Adli ve İdari Yargıya ilişkin 2009 Yaz Kararnamesi yayınlama sürecine ilişkin HSYK üyesi Ali Suat Ertosun'un yaptığı 30.07.2009 tarihli basın açıklaması hakkında SAYI: 2009.07.31.bsn BASINA VE KAMUOYUNA 31.07.2009 İstanbul ALİ SUAT ERTOSUN'UN YERİ HSYK KOLTUĞU DEĞİL SANIK SANDALYESİDİR Adalet Bakanlığı tarafından 6 Temmuz 2009 tarihinde, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na(HSYK) "Adli Yargı Unvanlı Hakim ve Cumhuriyet Savcıları Hakkındaki Kararname" ile "İdari Hakim ve Savcılarına Ait Kararname" Taslakları sunulmuştur. Her iki taslağın görüşülmesi sırasında, Kurul'un doğal üyesi olan Adalet Bakanı ve Müsteşarı ile Kurul'un diğer seçilmiş + atanmış 5 üyesi (3 Yargıtay + 2 Danıştay) arasında "tartışmalar" yaşanmıştır. Kamuoyunun da yakından takip ettiği bu tartışmalar özellikle Ergenekon Davasını/Soruşturmasını yürüten hakim ve savcıların atanması ve Kurul'un Yargıtay kökenli üyesi Ali Suat Ertosun ismi üzerinden yürütülmüştür. HSYK'nın 5 üyesi ile hükümet (Adalet Bakanı ve Müsteşarı) arasında yapılan pazarlık sonucu oluşan gecici mutabakat sonucunda, 27 Temmuz 2009 tarihinde, kararnamelerin kalan kısmı yayınlanmış ve Kurul çalışmalarını tamamlamıştır. Kriz bitmemiş, en iyimser tabirle ancak bir sonraki kararname dönemine kadar ertelenmiştir. Kriz, HSYK'nın yapısında ve işleyinde kapsamlı değişiklikler yapılmadan, savcı ve hakimlerin örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmadan, hakim alt kültüründe bir dünüşüm yaşanmadan ve daha da önemlisi adil bir yargı sistemi kurulmadan bitmeyecektir. Kurul'un çalışmalarını tamamlanmasına rağmen karşılıklı açıklama ve suçlamaların sürmesi de bunu göstermektedir. Tanık olduğumuz, "adalet"i sağlamayı kendine dert etmeyen, sadece yargıya egemen olma amacını taşıyan hükümet ile yargı eliti arasındaki bir iktidar mücadelesiydi. Taraflar açıklamalarında her ne kadar krizi doğuran nedenleri kendileri açısından "ilkesel" olarak nitelendirmişse de sözlü çözümün "pazarlıkla" gelmiş olması bu söylemlerini yalanlamaktadır. Diğer taraftan "süren davaya müdahale ettirmeyiz" şeklinde demokrasi ve yargı bağımsızlığının en büyük savunuculuğuna soyunan hükümetin, süren başka davalara nasıl müdahale ettiğini hepimiz bilmekteyiz. Yine Ergenekon Davasını/Soruşturmasını sürdüren hakim ve savcılara müdahaleyi, bu hakim ve savcıların İnsan Haklarına ve Temel Hak ve Hürriyetleri ihlal etmesi gerekçelerine dayandıranların, kitlesel katliamların altında imzası olan kimseler olduğu gerçeğini de… Her zaman olduğu gibi kendi "çıkarları" için ama bizim adımıza mücadele etmişler.(!)Bu hikâye size akıl yoksunu gelebilir. Ama unutmamalısınız ki bu hikaye bu topraklarda herzaman inanan birilerini bulmuştur. Yakın zamanda bulmaya devam etmeyeceğine dair iyimser bir düşünceye kapılmak için hiçbir neden de bulunmamaktadır. Tüm bu tartışma süreci boyunca ismi en çok tartışılan ve daha önceki faaliyetleri mercek altına alınan kişi Ali Suat Ertosun oldu. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi önemli ve saygın bir makama yakışmadığı, bu makam için gerekli hiçbir yeterliliğe sahip olmadığı söylendi ve yazıldı. Bunların tamamına katılmakla birlikte, bu söz ve yazı sahipleri, suçlamalarına dayanak aldıkları olayları, vaktinde alkışlamaktan yorulduklarını nedense unuttular. Yine bu olayların, bu zat'ın bugün işgal ettiği makama getirilmesinin tek gerekçesi olduğunu da… Suçlama ve iddialara konu yapılan olayları "dün" alkışlayanlar, "bugün" katil diye bağırıyorlardı. Demek ki tarafların en büyük on Türk devlet büyüğü arasında sayacakları zat-ı muhterem tarafından söylenmiş o veciz söz hala siyasetin temel kodu olmayı sürdürüyor: "Dün dündür, bugün bugündür." Ali Suat Ertosun kendisine yöneltilen iddia ve daha doğru tanımlamayla suçlamalara 30 Temmuz 2009 tarihinde yaptığı basın toplantısıyla cevap verdi. Ali Suat Ertosun, bu basın toplantısı ile yalan söylemek ve gerçekleri çarpıtmaktaki hüner ve ısrarını bir kez daha gösterdi. Hem de "Aynı cümle içerisinde üç kere 'terör' lafı edersem karşımdakinin mantığı ve aklı durur, söylediğim sözün üstüne konuşamaz" şeklinde özetlenebilecek ilkel bir sıradanlıkla. Hem de ülkenin en iyi korunan binalarının birinde olmasına rağmen, etrafa saldırıp duran bir koruma ordusunun oluşturduğu olağandışılıkla. Bir foto muhabirini, bastığı deklaşörün sesinden ötürü, kendisine intihar(feda) eylemi yapacak militanla karıştıran korkuyla. Peki, neydi bu ödüllerin, terfilerin, suçlamaların ve de korkunun kaynağı: 19 Aralık Operasyonu. 19–22 Aralık 2000 tarihi, tüm hakların devletin bekası için rafa kaldırıldığı bir milattır. Bu tarihte Türkiye hapishanelerinde tutulan siyasi tutuklu ve hükümlüler devasa bir askeri güç tarafından saldırıya uğramıştır. Ülke çapında 20 ayrı hapishaneye aynı anda yapılan operasyonla 28 tutuklu ve hükümlü ile 2 asker hayatını kaybetmiş, yüzlerce tutuklu ve hükümlü ağır yaralanmıştır. Bu operasyonu "katliam" kılan sadece bilançosu değil, asıl olarak operasyonda uygulanan vahşettir. Bu vahşet öyle bir noktaya varmıştır ki insanlar diri diri yakılarak katledilmiştir. Ahlaksız bir şekilde "Hayata Dönüş" adı verilen operasyon sonrasında sağ kurtulan tutuklu ve hükümlülere onlarca yıl hapis istemine konu davalar ardı ardına açılırken, operasyonu planlayanlar, yönetenler ve bizzat katılanlar hakkında ise soruşturma dahi açılmamıştır. Dönemin İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü başta olmak üzere bu operasyonun planlamasında ve icrasında görev alanlar bırakınız yargılanmak, ödüllendirilmişlerdir. Bu kimselerin siyasi ve mesleki kariyer basamaklarındaki hızlı yükselişleri kelimenin gerçek anlamıyla hukukun bittiği yer olmuştur. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun ise, ilk olarak Yargıtay üyeliği ile onurlandırılmıştır(!). 2004 yılında, bu kez, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in önerisi üzerine, bu operasyondaki büyük katkısı nedeni ile Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer'in onayı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Ali Suat Ertosun'un akıl durduracak nitelikteki hızlı yükselişindeki bir sonraki durak HSYK üyeliği olmuştur. Düşünün, operasyondan birinci dereceden sorumlu biri sanık sandalyesi yerine yargının en tepesine çıkarılmıştır. Bu operasyonla ilgili; siyasi tutuklu ve hükümlülerin, ailelerinin, DKÖ'lerin ve avukatların uzun uğraşları sonucu açtırmayı başardığı davalar bir süre sonra ya beraat ya da zamanaşımı ile "cezasızlık" güvencesine alınmıştır. Operasyonun planlanmasının ve uygulamasının başında yer alanlardan Ertosun'un, yargılama yapan yargıçların yasaya göre "en yetkili amiri" olduğu bir hukuk sisteminde başkaca bir sonucun alınması zaten mümkün değildir. 19–22 Aralık 2000 Operasyonu tek bir merkezden yönetilmiş, aylar öncesinden hazırlanılarak gerçekleştirilmiştir. Yargılama dosyalarına gelen bilgi ve belgeler göz önüne alındığında Silahlı Kuvvetlerin en tepesinden planlanıp, organize edilmiş, talimatı GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ ilgili Harekât Emri ile verilmiştir. Yine operasyon İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının oluşturdukları kriz merkezleri tarafından yönetilmiştir. Ali Suat Ertosun bugün kendini kurtarmak için "Bu karar salt benim kararım değildir. Hükümetin kararıdır, Milli Güvenlik Kurulu'nun kararıdır, öz olarak devletin kararıdır" demekte ve bu gerçeği itiraf etmektedir. Operasyonun kararının "devlet" tarafından alınması Ali Suat Ertosun'un savunmasının aksine suçunu ortadan kaldırmamakta; ancak suç ortaklarının da onunla birlikte yargılanması ve cezalandırılması gereğini doğurmaktadır. Tarih, vicdan ve adalet, zamanaşımına uğramaksızın, hepimizden bunu beklemektedir Saygılarımızla. Taylan TANAY Avukat Başkan
__________________ “İşçi sinifi tarihun itici gücidur ve tarihun akişini değişturecek siniftur dedum diye ‘Halkun öteki kesumi yatup, ense yapacak’ demedum. Köylü, memur, genç, öğrenci, sanatkâr, kuçuk esnaf... Hayde herkes tribündeki yerini alsun.” Laz Marks Konu devriMaral tarafından (07-31-2009 Saat 16:13 ) değiştirilmiştir. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| başkanı, Çhd, istanbul, ttanaydan, İstanbul |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, CHP İ | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 06-14-2007 04:02 |
| İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, eski ABD Başkanı Bill Clinton ve d | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 05-18-2007 03:10 |
| İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş, ''İklim değişikliğiyle olan mü | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 05-17-2007 04:45 |
| İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, kendilerine devredilmesi planlanan | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 05-15-2007 03:21 |
| AKP'nin en genç başkanı aday oluyor AK Parti İstanbul İl Başkanı Mehmet Müezzinoğlu, | burjuva-haberci | Türkiye'den Haberler | 0 | 05-09-2007 03:00 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 20:22 .