![]() |
| |||||||
| Kitap ve Dergi Tanıtımı Siyasete,edebiyata, sanata ve kültüre dair tanıtmak ve tavsiye etmek istediğiniz her şey |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.123
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | Çıkarken... “1980'den bu yana burjuvazi zindanları, işkencehaneleri, yasaları, köşe dönmeci, bireyci, kaderci zihniyeti propaganda eden medya organlarıyla, gençliğe her koldan bir kuşatma uygulamaktadır. Çürümüş ve tarihsel ömrünü doldurmuş bir baskı ve sömürü düzeninin temsilcisi olan burjuvazi, doğal olarak gençliğe karşı tümüyle güvensizdir. Bu onun kendi geleceği konusundaki güvensizliğini göstermektedir. Burjuvazi gençliği kazanmaktan çok (ki böyle bir şansı yoktur), baskının dejenerasyonun, güvensizliğin kıskacında hareketsiz kılmak istemektedir.” (Devrimci Gençlik Hareketi, Eksen Yayıncılık) Sermaye düzeninin son 25 yıldır gençlik kesimlerine dönük politikaları dikkate alındığında, yukarıdaki alıntının altını bir kez daha çizmek gerekiyor. Bugün gençlik kesimleri sermaye iktidarının çok yönlü saldırılarıyla karşı karşıya. Bir yandan eğitimin paralı hale getirilmesi ve paralı eğitim saldırısıyla sıkı sıkıya bağlı olan eğitimde fırsat eşitsizliğinin derinleştirilmesi, diğer yandan disiplin yönetmelikleri ile gençliğin her an kontrol altında tutulması çabası harcanıyor. Geleceğe dair bu düzenden hiçbir beklentisi kalmamış olan gençlik kesimleri tam da bu yüzden düzen cephesinden her dönem bir tehlike olarak görülüyor. Bugün henüz lise ve üniversitelerde geniş öğrenci kesimlerine yayılmış bir hareketlilikten söz edemesek de, güncel tablonun kendisi öğrenci gençliğin düzen için bir tehlike oluşturduğu gerçeğini değiştirmiyor. Geçmiş yılların deneyimlerinden bunu iyice bilince çıkaran sermaye iktidarı, öğrenci gençlik hareketinin bugünkü darlığından ve dağınıklığından da güç alarak, saldırılarını yoğunlaştırıyor ve gençlik hareketinin dallarını güçlenmeden kırmayı hedefliyor. Liseli gençlik ise sermaye iktidarının hedefleri arasında özel bir yer tutuyor. Ardarda gerçekleştirilen saldırılar, fırsat eşitsizliğinin çıplak görünümü liseli gençliğin bu düzenle barışık yaşamasını imkansız kılıyor. Ancak düzen de zaten bir uzlaşma zemini yaratmayı değil, liseli gençlik ile devrimci mücadele arasında bir mesafe yaratmayı hedefliyor. Atılan her adım geleceğe dair umutsuzluk yaymak ve liselilerde düzenin kalıcılığı algısını güçlendirmek hedefiyle atılıyor. Liseli gençlik hareketinin bugün içinde bulunduğu zayıflık düşünüldüğünde, bu alana bir müdahalede bulunulmadığı taktirde saldırıların karşılanması imkansız değilse bile, çok güç olacaktır. Yapılması gereken liseli gençlik hareketini güçlendirmeyi hedefleyen sistemli bir müdahaledir. Zira liseli gençliğin baskı altına alınması burjuva düzen açısından ne kadar önemliyse, liseli gençliğin örgütlü bir güç haline gelmesi devrim ve sosyalizm mücadelesi açısından o kadar önemlidir. Geleceğin işçi ve emekçileri olacak liseli gençlik, aynı zamanda sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya mücadelesinin de bir parçası olmalıdır, olacaktır. Liselilerin Sesi, ülkenin dört bir yanına dağılmış olan liselilerin kendilerine yöneltilen saldırılar karşısında tek bir ses, tek bir yumruk olabilmelerinin bir aracıdır. Bugün onlarca saldırıyla karşı karşıya kalan liselilerin kendi sorunlarını tartışmaya, paylaşmaya ve bu sorunlara karşı ortak bir duruş sergilemeye ve elbette düzenin yarattığı yoz kültürün karşısında bir alternatif yaratmaya ihtiyacı vardır. Liselilerin Sesi dergisi, işte böylesi bir amaca hizmet etmektedir. Öğrenci gençlik hareketi içerisinde liseli gençliğin kendi özgün sorunları ve talepleri ekseninde bir özne olabilmesi için, öncelikli ihtiyaçlarından bir tanesi kendini ifade edeceği alanlara sahip olabilmesidir. Liseli gençlik uzunca bir zamandır bu imkanlardan yoksundur. Liselilerin Sesi yayını, liseli gençliğin özgür bir gelecek yaratma mücadelesinde bir kürsü işlevi taşıyacaktır. Bugün liseli gençliğe düşen görev, Liselilerin Sesi'ne sahip çıkmak, onu güçlendirmektir. Burada iki nokta içiçe geçmiştir. Liselilerin Sesi dergisi liseli gençlik mücadelesini güçlendirmeyi hedeflemektedir, bu birinci noktadır. Diğeri ise, Liselilerin Sesi'nin güçlenmesinin bizzat mücadelenin güçlenmesine bağlı olduğu gerçeğidir. Mücadele geliştikçe, Liselilerin Sesi de gelişecek ve liseli gençlik mücadelesinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir şekle bürünecektir. Bugün liseli gençlik çalışmamız büyük bir adım atıyor. Önemli olan bu adıma dayanarak yeni ve daha güçlü adımlar atabilmektir. Liseli gençlik çalışmamız içinde büyüdüğü sınıfın öncü partisinden edindiği birikimle daha güçlü adımları atabilme iradesine sahiptir. Yarınları kazanmak ve özgür bir gelecek yaratmak için, bugün artık Liselilerin Sesi yükselmektedir! (Liselilerin Sesi'nin Ekim 2005 tarihli 1. sayısından alınmıştır...) --------------------------------------------------------------------------------------- Liselilerin sesi yükseliyor! Merhaba liseli arkadaş! Yeni eğitim-öğretim dönemi eski sorunlarına yenilerini katarak başladı. Eğitim kurumlarıyla, okulunla bütün bir yıl boyunca sürdürmek zorunda kalacağın ticari ilişkiyi kayıt soygunu sırasında kurmuş oldun. Okulların resmen açılmasıyla beraber, bu ilişki içerisinde müşteri durumunda olan sen, her sabah, “belki bir şeyler öğrenirim” umuduyla ticarethane olan okuluna gidip gelmek zorundasın. Ders zilinin çalmasıyla beraber sınıfına doğru yol alıyorsun. Kalabalık, havasız ve çok büyük ihtimalle sıra ve tahta dışında bilimsel eğitim için gerekli olan her türlü araç-gereçten yoksun olan sınıfına... Ders başlıyor. Öğretmen disiplin yönetmeliklerinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak ilk günden tehditler savuruyor. Öğretme teknikleri o denli çağ dışı ve yetersiz ki, başarılı olman için anlaman değil, ezberlemen gerekiyor. Sınıf kalabalık, uğultulu. Tahtadakini deftere geçirirken kolun sıra arkadaşınınkine çarpıyor. Uğultu derse vermen gereken dikkatini dağıtıyor. Yavaş yavaş, sabah erken kalkmış olmanın ve okula gelene kadar katettiğin yolun uzunluğunun etkisiyle gözlerin kapanmaya başlıyor. Ve tenefüs zili çalıp da seni kendine getirene dek, sıranda uyuklamaya başlıyorsun. Uyan, uğultuyu duymuyor musun? Yalnız değilsin! Bu sınıfta, bu okulda yalnız değilsin. Ben seninle aynı okulda değilim belki, yanımdaki arkadaşım da başka bir liseden. Adını bile duymadığın liselerde okuyan yüzlere liseliyiz biz. Önceleri senin gibiydik. Okulla ev arasında mekik dokuyor, çevremizde olan her şeyden rahatsız ama bir o kadar tepkisiz yaşayıp gidiyorduk. Tepki göstermiyor, köşemize çekiliyor ve “bir okul günü nasıl biter?” diye kara kara düşünüyorduk. Sonra gözlerimiz açıldı, uyandık. Çevremizdeki sesleri dinlemeye çalıştık. Şikayetçi olan tek biz değildik. Başkaları da tepki duyuyordu. Ama herkes kendi sırasında, oturduğu yerde yalnızca kendisinin duyabileceği bir sesle konuştuğu için sorunlarımız bir türlü çözülmüyordu. Peki çözüm neydi? Çözüm birliktelikti. Sesimiz ancak tepkimizi beraber haykırdığımızda duyulabiliyordu. Bizi geleceksizliğe mahkum eden bu kısır döngüyü kırabilmek için beraberce mücadele etmeliydik. Liseli arkadaş, Uyan! Uğultuyu duyuyorsun! O ses bizden geliyor. Seni mücadeleye çağırıyoruz. Seni sorunlarına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Artık oturduğun sıradan ayağa kalk ve kendi gücüne güven! Gel ve gücünü bizimle birleştir. Gücümüzü birleştirdiğimizde göreceksin, gelecek ellerimizde! (Liselilerin Sesi'nin Ekim 2005 tarihli 1. sayısından alınmıştır...)
__________________ BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU EKİMDEN PARTİYE PARTİYLE DEVRİME PARTİYİ KAZANDIK PARTİYLE KAZANACAĞIZ |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 167
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Geleceğimiz ve özgürlüğümüz için tek seçenek devrim ve sosyalizm! - Liselilerin Sesi Uzun yıllar hatırlanacak ve tartışılacak bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Akıllardan çıkmayacak olan; birçok ilde gerçekleşen anlamlı ve coşkulu mitinglerin ötesinde, İstanbul’da, şehrin dört bir yanına yayılan 1 Mayıs coşkusunun eyleme dökülmüş hali olacak. Sermaye düzeninin yıllara yaydığı Taksim yasağı karşısında emekten yana güçlerin oluşturduğu cephe “Taksim 1 Mayıs alanıdır!” sözünü o gün Taksim Meydanı’na fiilen girerek, barikatlarla çevrilmiş Taksim’e çıkan bütün yolları 1 Mayıs alanına dönüştürerek sahiplenmiş oldu. Sermaye düzeninin sözcüsü İstanbul valisi İstanbul’da tam bir terör atmosferi yarattı. Bırakın 1 Mayıs’a katılmak için şehir dışından ve şehir içinde evlerinden yola çıkan binlerce insanın karşı karşıya kaldıkları terörü, 1 Mayıs’a katılmak niyeti taşımaksızın evinden işine-okuluna gitmek için yola çıkan insanlar bile sermaye düzeninin 1 Mayıs korkusunun yarattığı sonuçlardan nasibini almış oldu. Bini aşkın eylemcinin gözaltına alındığı, onlarca kişinin yaralandığı ve hatta bir kişinin biber gazından dolayı yaşamını yitirdiği İstanbul 1 Mayıs’ında estirilen terörden nasibini alanların arasında liseli güçler de vardı. 1 Mayıs için hazırlıklarını gerek pankartıyla, gerek araç temini ile çok önceden yapmaya başlamış olan Ertuğrul Gazi Lisesi İLGP’yi 1 Mayıs sabahı okulun önünde akrepler, okulun içerisinde çevik kuvvet bekliyordu. Yan yana gelen 2-3 kişilik liseli “grupların” bile dağıtılmaya çalışıldığı Ertuğrul Gazi Lisesi’nden İLGP’li öğrenciler, bütün o baskı ve yasağa rağmen 1 Mayıs’ı İstiklal Caddesi’nde kutlamayı başarabilenler oldu. Yine Beşiktaş’ta 1 Mayıs’a katılmak için buluşan eylemcilere azgınca saldıran polis, bu arada yoldan geçmekte olan liselileri biber gazına boğdu. Beşiktaş’taki liseliler, gazetelere yansıdığı gibi eylemcilere sıkılan gazdan etkilenmediler, çevik kuvvet tarafından bizzat tartaklanarak açık bir saldırıya maruz kaldılar. Sabah saatlerinden başlayıp hava kararana dek süren 1 Mayıs 2007, emek güçlerinin ısrarı, iradesi sonucunda kazanılmış oldu. Bu kazanım açık ki devrimci güçler cephesinde ciddi bir moral ve motivasyon yarattı. Şimdi yapılması gereken, bu moral ve motivasyonu kuşanarak, 1 Mayıs’taki zaferimizin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek, 2008’de Taksim Meydanı’na ve diğer illerdeki meydanlara onbinleri doldurmak için bugünden çalışmak… İçinden geçtiğimiz süreç, düzen içi çatışmaların derinleştiği, işçi ve emekçilerin, gençlik kesimlerinin bu suni çatışmada bir taraf haline getirilmeye çalışıldığı bir süreçtir. Böylesi bir süreçte sermaye düzeninin herhangi bir kliğinin peşine takılmaksızın, düzene karşı üçüncü bir taraf olarak birleşmek, düzen karşıtı mücadeleyi büyütmek ertelenemez bir sorumluluktur. Bu, toplumun bütün ezilen ve sömürülen kesimleri açısından geçerlidir. Yaklaşan seçim süreci bu açıdan anlamlı bir olanağa işaret etmektedir. Toplumun seçimler vesilesiyle politize olacağı bu iki aylık süreç, güçlü bir biçimde değerlendirilmelidir. Özellikle anti-laik/laik kutuplaşmasında bir anda ortaya çıkan mitinglerde, gösterilerde süse dönüştürülen liseli güçlerin yaşadığı bilinç bulanıklığının aşılması noktasında liseli güçlerimiz ısrarlı bir çaba harcamalıdır. Seçim sürecinde burjuvazinin propaganlarının iç yüzünü teşhir etmeli ve liselilerin gelecek mücadelesinde çözümün ceylan derili koltuklarda oturanlardan gelmeyeceği, tek çözüm yolunun liselilerin yürüteceği düzen karşıtı mücadele olduğu örnekleriyle anlatılabilmelidir. Bu çerçevede liseli güçlerimizin en büyük olanağı, önümüzdeki bir ay daha da yoğun sürdürecekleri ÖSS karşıtı kampanyadır. Söz konusu kampanya süreci, bu düzenin ve bu düzenin partilerinin liseli gençliğe vaat edecek hiçbir şeyi kalmadığının güçlü bir teşhirinin yapılabilmesinin olanaklarını fazlasıyla taşımaktadır. ÖSS duvarını yıkalım! Eğitim ve öğretim döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Bu aynı zamanda ÖSS’ye sayılı günler kaldığının da habercisi. Şimdiden son sınıf öğrencileri lise binalarından ayrıldı. Dershanelerin etüt salonları yılın tüm aylarından daha kalabalık. ÖSS yaklaştıkça ÖSS stresi ile beraber, çarpık eğitim sisteminin bir uzantısı olan bu eleme sınavına karşı duyulan tepkiler de daha yüksek sesle dile getirilir oldu. Liseli gençliğin bu en temel sorununu gündemleştirebilmek için Liselilerin Sesi ikinci dönem başından bu yana yoğun bir çaba harcıyor. ÖSS’ye ilişkin metinler, ÖSS’nin teşhiri amacıyla çıkartılan –çoğunlukla yerel olmakla beraber- çeşitli materyallerle sorunun üzerine gitmeye çalışıyor. Haziran ayı artık bu çabaların ürünlerinin görüleceği zamana işaret ediyor. 3 Haziran günü İstanbul LGP’nin gerçekleştireceği “Öğrenci Sömürü Sınavı Kaldırılsın Şenliği”, 10 Haziran’da İstanbul’da “ÖSS duvarını yıkalım!” şiarı etrafında örgütlenecek miting, yine aynı tarihlerde İzmir’de ortak örgütlenecek olan basın açıklaması, bir dönemdir harcadığımız çabanın yarattığı sonuçları görebileceğimiz temel alanlar olacaktır. Tek başına sıraladığımız tarihlerde yapılacak eylem-etkinlikler üzerinden bakıldığında bile, ÖSS gündemine ilişkin geçen seneleri aşan bir çalışma sürecinin örgütlenebildiğini ifade etmek mümkün. Özellikle geçmiş yıllardan farklı olarak bu sene açığa çıkan ÖSS’ye karşı muhalefette birleşik bir zemin yaratabilme yönlü bakış ve yaklaşımların anlamlı olduğunu söylemeliyiz. Liseli gençlikte ÖSS karşıtı bir bilinç yaratabilmenin, bu bilincin ilk elden sınırlılıkları olsa da eylem alanlarına taşınabilmesinin zeminini oluşturma çabası harcamak, önümüzdeki dönem açısından umut vericidir. Bu noktada Liselilerin Sesi çalışması yürüten tüm alanlarımızın üzerine çok yönlü görevler düşmektedir. İlk olarak, hangi düzeyde olursa olsun liseli gençliğin birleşik mücadelesinin zeminlerini yaratma çabası ısrarla harcanmalıdır. Bugünkü koşullarda kimi siyasal örgütlenmelerle eylemsel yan yana gelişler bile önemlidir. Kaldı ki tartışmamız hiç de siyasal yan yana gelme sınırında değil, tersine liselerimizdeki geniş kesimlerle buluşma tartışmasıdır. Bu konuda ÖSS karşıtı kampanya süreci anlamlı bir olanağa dönüşebilirse önümüzdeki seneye deneyim bırakmanın da bir vesilesi olacaktır. Mesela okullardaki tiyatro toplulukları, müzik grupları, dergi çıkartan güçler, kendi kurumsallıkları ile İLGP’nin açık toplantılarına çağırılabilir. Bu toplulukların özgün çalışmaları ve kimlikleri ile kendilerini temsil etmelerinin olanakları sağlanarak, bu güçlerin okullardaki mücadele süreçleri ile bağ kurmalarının yol ve yöntemleri aranabilir. İstanbul / Kartal’da Denizler anması için oluşan ortaklığın, şimdi Mayıs şehitleri anması çerçevesinde yinelenmesi, yerel bir örnek olmasına karşın ÖSS mitingi için yan yana geliş kadar önemlidir. Liseli gençlik mücadelesinin süreçlerine bakıldığında, neredeyse ‘96’dan bu yana ortak iş yapma örneklerine rastlanamamaktadır. İstanbul LGP’nin her yıl 6 Kasım sürecinde harcadığı çabayı (ki bu maalesef diğer çevrelerin ilgisizlik duvarına çarpmaktadır) dışta tutarsak, liseli gençliğin kazanılması çerçevesinde bu seneye kadar birleşik adımların atıldığı çok fazla örneğe sahip değiliz. Bu çerçevede liseli gençlik çalışmamız birleşik bir gençlik mücadelesinin gereklerini yerine getirebilmelidir. Ancak bu, liseli gençlik mücadelesine sistematik bir bakışa sahip olmadıkları gibi, örgüt konusunda da şabloncu yaklaşan çevrelerin tartıştığı merkezi platform, birlik vb. arayışları üzerinden bir birliktelik değil, tersine okullar, semtler, dershaneler düzleminde yan yana gelişleri, yani çalışmanın özgün yanları ile uyumlu bir tarzda yürütülebilen bir birliktelik olmalıdır. Liseli gençliğin de birleşik kitlesel bir örgütlülüğe ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak bugün böyle bir örgütlülüğe giden yol açık ki okullardan, dershanelerden geçmektedir. Yoksa masa başı tartışmalarla birleşik ve kitlesel bir örgütlenmenin olanaklarının yaratılabilme şansı yoktur. Üzerimize düşen ikinci bir görevse, liseli gençliğe ilişkin tartışmalarda karşımıza çıkan iki temel yaklaşımla mücadele etmektir. Bu eğilimlerden birincisi, bu alanın bir kadro devşirme alanı olarak görülmesi ve liseli gençliğin devrimci mücadelesinin geliştirilmesi yönlü her türlü çabanın yerini, liseli “gençlerin” mücadeleye kazanılmasının almasıdır. Bu yönelimi daha önceleri çokça tartıştığımız için tekrarlamayacağız. Aynı derecede önemli bir ikincisi ise, liseli gençliği bir bütün olarak apolitik görme eğilimidir. Bunun sonucu olarak, liseli gençliğin mücadele gündemleri belirlenirken, popülerlik, ilgi çekicilik gibi kavramlarla, liseli gençliğe yakıştırılan apolitizmin içine düşülmesidir. Elbette liseli güçlere kendi gündemleri üzerinden seslenmek, bu çerçevede gelişen bir mücadele perspektifi oluşturmak önemlidir. Ancak düzenin dört koldan kuşattığı, iktisadi saldırılarla geleceksizleştirirken, sosyal-kültürel saldırılarla bir bütün olarak gericileştirmeye çalıştığı liseli gençlik kesimlerine devrimci alternatifi göstermenin yolu, açık ki düzenin güçlü bir teşhirinden geçmektedir. Liselilerin Sesi bu çerçevede üzerine düşen görevleri, kendi seçtiği yolda zorluklarına rağmen ısrarlı bir biçimde yürüyerek, sürekli ve sistemil bir çalışma yürüterek gerçekleştirecektir. Biz liseli gençliğin devrimci alternatifiyiz, bunu bilerek yolumuzu yürüyeceğiz. Bunun karşısında yer alan ve enerjilerini liseli gençlik mücadelesine en ufak bir katkı yapmayacak bir biçimde tüketen her türlü eğilime karşı mücadelemizi ısrarlı bir biçimde sürdüreceğiz! |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 167
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Geleceğimiz ve özgürlüğümüz için tek seçenek devrim ve sosyalizm! - Liselilerin Sesi Uzun yıllar hatırlanacak ve tartışılacak bir 1 Mayıs’ı geride bıraktık. Akıllardan çıkmayacak olan; birçok ilde gerçekleşen anlamlı ve coşkulu mitinglerin ötesinde, İstanbul’da, şehrin dört bir yanına yayılan 1 Mayıs coşkusunun eyleme dökülmüş hali olacak. Sermaye düzeninin yıllara yaydığı Taksim yasağı karşısında emekten yana güçlerin oluşturduğu cephe “Taksim 1 Mayıs alanıdır!” sözünü o gün Taksim Meydanı’na fiilen girerek, barikatlarla çevrilmiş Taksim’e çıkan bütün yolları 1 Mayıs alanına dönüştürerek sahiplenmiş oldu. Sermaye düzeninin sözcüsü İstanbul valisi İstanbul’da tam bir terör atmosferi yarattı. Bırakın 1 Mayıs’a katılmak için şehir dışından ve şehir içinde evlerinden yola çıkan binlerce insanın karşı karşıya kaldıkları terörü, 1 Mayıs’a katılmak niyeti taşımaksızın evinden işine-okuluna gitmek için yola çıkan insanlar bile sermaye düzeninin 1 Mayıs korkusunun yarattığı sonuçlardan nasibini almış oldu. Bini aşkın eylemcinin gözaltına alındığı, onlarca kişinin yaralandığı ve hatta bir kişinin biber gazından dolayı yaşamını yitirdiği İstanbul 1 Mayıs’ında estirilen terörden nasibini alanların arasında liseli güçler de vardı. 1 Mayıs için hazırlıklarını gerek pankartıyla, gerek araç temini ile çok önceden yapmaya başlamış olan Ertuğrul Gazi Lisesi İLGP’yi 1 Mayıs sabahı okulun önünde akrepler, okulun içerisinde çevik kuvvet bekliyordu. Yan yana gelen 2-3 kişilik liseli “grupların” bile dağıtılmaya çalışıldığı Ertuğrul Gazi Lisesi’nden İLGP’li öğrenciler, bütün o baskı ve yasağa rağmen 1 Mayıs’ı İstiklal Caddesi’nde kutlamayı başarabilenler oldu. Yine Beşiktaş’ta 1 Mayıs’a katılmak için buluşan eylemcilere azgınca saldıran polis, bu arada yoldan geçmekte olan liselileri biber gazına boğdu. Beşiktaş’taki liseliler, gazetelere yansıdığı gibi eylemcilere sıkılan gazdan etkilenmediler, çevik kuvvet tarafından bizzat tartaklanarak açık bir saldırıya maruz kaldılar. Sabah saatlerinden başlayıp hava kararana dek süren 1 Mayıs 2007, emek güçlerinin ısrarı, iradesi sonucunda kazanılmış oldu. Bu kazanım açık ki devrimci güçler cephesinde ciddi bir moral ve motivasyon yarattı. Şimdi yapılması gereken, bu moral ve motivasyonu kuşanarak, 1 Mayıs’taki zaferimizin bize yüklediği sorumlulukları yerine getirmek, 2008’de Taksim Meydanı’na ve diğer illerdeki meydanlara onbinleri doldurmak için bugünden çalışmak… İçinden geçtiğimiz süreç, düzen içi çatışmaların derinleştiği, işçi ve emekçilerin, gençlik kesimlerinin bu suni çatışmada bir taraf haline getirilmeye çalışıldığı bir süreçtir. Böylesi bir süreçte sermaye düzeninin herhangi bir kliğinin peşine takılmaksızın, düzene karşı üçüncü bir taraf olarak birleşmek, düzen karşıtı mücadeleyi büyütmek ertelenemez bir sorumluluktur. Bu, toplumun bütün ezilen ve sömürülen kesimleri açısından geçerlidir. Yaklaşan seçim süreci bu açıdan anlamlı bir olanağa işaret etmektedir. Toplumun seçimler vesilesiyle politize olacağı bu iki aylık süreç, güçlü bir biçimde değerlendirilmelidir. Özellikle anti-laik/laik kutuplaşmasında bir anda ortaya çıkan mitinglerde, gösterilerde süse dönüştürülen liseli güçlerin yaşadığı bilinç bulanıklığının aşılması noktasında liseli güçlerimiz ısrarlı bir çaba harcamalıdır. Seçim sürecinde burjuvazinin propaganlarının iç yüzünü teşhir etmeli ve liselilerin gelecek mücadelesinde çözümün ceylan derili koltuklarda oturanlardan gelmeyeceği, tek çözüm yolunun liselilerin yürüteceği düzen karşıtı mücadele olduğu örnekleriyle anlatılabilmelidir. Bu çerçevede liseli güçlerimizin en büyük olanağı, önümüzdeki bir ay daha da yoğun sürdürecekleri ÖSS karşıtı kampanyadır. Söz konusu kampanya süreci, bu düzenin ve bu düzenin partilerinin liseli gençliğe vaat edecek hiçbir şeyi kalmadığının güçlü bir teşhirinin yapılabilmesinin olanaklarını fazlasıyla taşımaktadır. ÖSS duvarını yıkalım! Eğitim ve öğretim döneminin sonuna yaklaşıyoruz. Bu aynı zamanda ÖSS’ye sayılı günler kaldığının da habercisi. Şimdiden son sınıf öğrencileri lise binalarından ayrıldı. Dershanelerin etüt salonları yılın tüm aylarından daha kalabalık. ÖSS yaklaştıkça ÖSS stresi ile beraber, çarpık eğitim sisteminin bir uzantısı olan bu eleme sınavına karşı duyulan tepkiler de daha yüksek sesle dile getirilir oldu. Liseli gençliğin bu en temel sorununu gündemleştirebilmek için Liselilerin Sesi ikinci dönem başından bu yana yoğun bir çaba harcıyor. ÖSS’ye ilişkin metinler, ÖSS’nin teşhiri amacıyla çıkartılan –çoğunlukla yerel olmakla beraber- çeşitli materyallerle sorunun üzerine gitmeye çalışıyor. Haziran ayı artık bu çabaların ürünlerinin görüleceği zamana işaret ediyor. 3 Haziran günü İstanbul LGP’nin gerçekleştireceği “Öğrenci Sömürü Sınavı Kaldırılsın Şenliği”, 10 Haziran’da İstanbul’da “ÖSS duvarını yıkalım!” şiarı etrafında örgütlenecek miting, yine aynı tarihlerde İzmir’de ortak örgütlenecek olan basın açıklaması, bir dönemdir harcadığımız çabanın yarattığı sonuçları görebileceğimiz temel alanlar olacaktır. Tek başına sıraladığımız tarihlerde yapılacak eylem-etkinlikler üzerinden bakıldığında bile, ÖSS gündemine ilişkin geçen seneleri aşan bir çalışma sürecinin örgütlenebildiğini ifade etmek mümkün. Özellikle geçmiş yıllardan farklı olarak bu sene açığa çıkan ÖSS’ye karşı muhalefette birleşik bir zemin yaratabilme yönlü bakış ve yaklaşımların anlamlı olduğunu söylemeliyiz. Liseli gençlikte ÖSS karşıtı bir bilinç yaratabilmenin, bu bilincin ilk elden sınırlılıkları olsa da eylem alanlarına taşınabilmesinin zeminini oluşturma çabası harcamak, önümüzdeki dönem açısından umut vericidir. Bu noktada Liselilerin Sesi çalışması yürüten tüm alanlarımızın üzerine çok yönlü görevler düşmektedir. İlk olarak, hangi düzeyde olursa olsun liseli gençliğin birleşik mücadelesinin zeminlerini yaratma çabası ısrarla harcanmalıdır. Bugünkü koşullarda kimi siyasal örgütlenmelerle eylemsel yan yana gelişler bile önemlidir. Kaldı ki tartışmamız hiç de siyasal yan yana gelme sınırında değil, tersine liselerimizdeki geniş kesimlerle buluşma tartışmasıdır. Bu konuda ÖSS karşıtı kampanya süreci anlamlı bir olanağa dönüşebilirse önümüzdeki seneye deneyim bırakmanın da bir vesilesi olacaktır. Mesela okullardaki tiyatro toplulukları, müzik grupları, dergi çıkartan güçler, kendi kurumsallıkları ile İLGP’nin açık toplantılarına çağırılabilir. Bu toplulukların özgün çalışmaları ve kimlikleri ile kendilerini temsil etmelerinin olanakları sağlanarak, bu güçlerin okullardaki mücadele süreçleri ile bağ kurmalarının yol ve yöntemleri aranabilir. İstanbul / Kartal’da Denizler anması için oluşan ortaklığın, şimdi Mayıs şehitleri anması çerçevesinde yinelenmesi, yerel bir örnek olmasına karşın ÖSS mitingi için yan yana geliş kadar önemlidir. Liseli gençlik mücadelesinin süreçlerine bakıldığında, neredeyse ‘96’dan bu yana ortak iş yapma örneklerine rastlanamamaktadır. İstanbul LGP’nin her yıl 6 Kasım sürecinde harcadığı çabayı (ki bu maalesef diğer çevrelerin ilgisizlik duvarına çarpmaktadır) dışta tutarsak, liseli gençliğin kazanılması çerçevesinde bu seneye kadar birleşik adımların atıldığı çok fazla örneğe sahip değiliz. Bu çerçevede liseli gençlik çalışmamız birleşik bir gençlik mücadelesinin gereklerini yerine getirebilmelidir. Ancak bu, liseli gençlik mücadelesine sistematik bir bakışa sahip olmadıkları gibi, örgüt konusunda da şabloncu yaklaşan çevrelerin tartıştığı merkezi platform, birlik vb. arayışları üzerinden bir birliktelik değil, tersine okullar, semtler, dershaneler düzleminde yan yana gelişleri, yani çalışmanın özgün yanları ile uyumlu bir tarzda yürütülebilen bir birliktelik olmalıdır. Liseli gençliğin de birleşik kitlesel bir örgütlülüğe ihtiyacı olduğu açıktır. Ancak bugün böyle bir örgütlülüğe giden yol açık ki okullardan, dershanelerden geçmektedir. Yoksa masa başı tartışmalarla birleşik ve kitlesel bir örgütlenmenin olanaklarının yaratılabilme şansı yoktur. Üzerimize düşen ikinci bir görevse, liseli gençliğe ilişkin tartışmalarda karşımıza çıkan iki temel yaklaşımla mücadele etmektir. Bu eğilimlerden birincisi, bu alanın bir kadro devşirme alanı olarak görülmesi ve liseli gençliğin devrimci mücadelesinin geliştirilmesi yönlü her türlü çabanın yerini, liseli “gençlerin” mücadeleye kazanılmasının almasıdır. Bu yönelimi daha önceleri çokça tartıştığımız için tekrarlamayacağız. Aynı derecede önemli bir ikincisi ise, liseli gençliği bir bütün olarak apolitik görme eğilimidir. Bunun sonucu olarak, liseli gençliğin mücadele gündemleri belirlenirken, popülerlik, ilgi çekicilik gibi kavramlarla, liseli gençliğe yakıştırılan apolitizmin içine düşülmesidir. Elbette liseli güçlere kendi gündemleri üzerinden seslenmek, bu çerçevede gelişen bir mücadele perspektifi oluşturmak önemlidir. Ancak düzenin dört koldan kuşattığı, iktisadi saldırılarla geleceksizleştirirken, sosyal-kültürel saldırılarla bir bütün olarak gericileştirmeye çalıştığı liseli gençlik kesimlerine devrimci alternatifi göstermenin yolu, açık ki düzenin güçlü bir teşhirinden geçmektedir. Liselilerin Sesi bu çerçevede üzerine düşen görevleri, kendi seçtiği yolda zorluklarına rağmen ısrarlı bir biçimde yürüyerek, sürekli ve sistemil bir çalışma yürüterek gerçekleştirecektir. Biz liseli gençliğin devrimci alternatifiyiz, bunu bilerek yolumuzu yürüyeceğiz. Bunun karşısında yer alan ve enerjilerini liseli gençlik mücadelesine en ufak bir katkı yapmayacak bir biçimde tüketen her türlü eğilime karşı mücadelemizi ısrarlı bir biçimde sürdüreceğiz! |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 167
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | - Çok kirli kantin. - Evet, hem de çok pahalı! - Doğru. O da var. Protesto etmek lazım. - Tabii ki etmek lazım. - Evet, evet yarın protesto edelim. Hatta hemen haber verelim insanlara... (Kulaktan kulağa yayılır kantinin protesto edileceği. Kimse tepki göstermez, aksine olumlu karşılar. Bu sırada insanlara güvensizliğin getirdiği bir kuşkuyla kimse inanmaz protestonun gerçekleşeceğine. Lakin...) Ertesi gün olur. Tek bir kişi bile girmemiştir kantine. Eldeki imkânlar kısıtlı olunca, tuhaf bir biçimde iletişim kurmaya başlar insanlar. Başta yadırgarlar bu durumu. Bir süre sonra acıkmaya başlarlar. Sabah dışardan yemek getiren arkadaşlar paylaşırlar lokmalarını. Bir sandviçi 15 kişi birlikte yer. Bisküvisi olan arkadaşlar sınıf sınıf dolaşıp dağıtır. Belki kimsenin karnını doyurmaz bunlar, ama paylaşımın güzelliği herşeye değerdir. Suyu biten sınıflara komşu sınıflar su tedarik eder. Bu böyle sürüp gider... Birkaç saat sonra kantinci olayların farkına varır ve müdüre şikâyette bulunur. Müdür, hemen tahminlerine dayanarak öğrencileri huzuruna çağırır. Önce “ben”li cümleler kurulur, sonra tehditler yağdırılır. Baktı ki sözünü geçiremiyor, hemen disipline sevk eder. Kim, neden disipline yollandı, bilinmez. Ama alışıktır zaten öğrenciler müdürün deri koltuklu, oda parfümü kokan odasını ziyaret etmeye. Çünkü öğrenci tuvaleti kokusunu takip edince, hemen temizlikten parlayan fayanslı yolun sonundadır odası. (Eğer olur da soğuk havada dolanmayıp, öğretmen çıkışından çıkmak istersen, hemen bir el uzanır omzuna "yasak!" diye. ) Hemen disiplin kurulu toplatılır ve tüm okula savunma yazdırılır. Tüm lise 1’ler tek bir ağızdan "tokuz", lise 2’ler "pis, kirli, pahalı" yazarlar. Lise sonlar ise ellerinden geldiğince ifade etmeye çalışırlar haklarını. Günün sonunda herkes şaşkın ve mutludur. Çünkü farkına varmasalar da bir gün boyunca komün hayatı yaşamış, paylaşma ve dayanışmayı öğrenmiş, yaklaşık 600 kişilik bir eylem gerçekleştirilmiş ve haklarını kullanmışlardır. Sonra ne mi olmuş? Kantinin fiyat listesi yeniden hazırlanmış, ilk defa yiyeceklerden böcek çıkmaz olmuştur. Tek bir günlük ortak ve örgütlü tutum almanın sonucu büyük bir zafer olmuştur! İstanbul Anadolu Yakası’nda bir lisede yaşanan, öyküleştirerek anlattığımız bu olay gerçek bir deneyimdir. Bu, söz konusu okuldaki İLGP çalışanları için bir ilkti. Ancak sonuçları itibariyle başarılı ve öğreticiydi. Liselilerin birlik ve beraberlikle nasıl bir güç açığa çıkartabildiğinin ispatıydı. Gelinen yerde söz konusu okuldaki İLGP’liler boykottan aldıkları güçle, bütün Liselilerin Sesi okurlarını kendi gücümüze güvenerek benzer öyküler yaratmaya çağırıyor! |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 167
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | “İnsanın kendi hayatı için, kendisinden başka kurtarıcısı yok. Destek olanlar, yol gösterenler var, dostlar var; ama bir kurtarıcı yok. Bugüne kadar elinden tutan herkes seni ancak sınav kapısına kadar götürebiliyor ve ondan sonra iş ‘Sen’de bitiyor. Biliyorum bazen içindeki ses kulağına fısıldıyor,‘Bunu yapabilirsin, bu sorunu da aşabilirsin’ diyor. Bazen de başka tanıdık bir ses ‘Bu kafayla nasıl yapacaksın bırak ne olursa olsun’ diyor. Bu sesler arasında kafan karışıyor ve yılların emeklerinin karşılığını bulamayabileceğinden endişe ediyor olabilirsin, işte tam bu noktada Seve Seve ÖSS senin en yakın dostun, sınav koçun, rehberin ve bilinçaltını yeniden programlayan terapistin olacak. Kitap ile birlikte verilen Hipnoterapi CD'si inanılmazı başarmanı sağlayacak, geriye sana sadece hak ettiğin sonucun keyfini çıkarmak kalacak.” Son dönemde yeni bir rant alanı bulundu. ÖSS’ye hazırlanan geniş gençlik kitlesi farklı farklı sektörlerden altın arayıcılarının iştahını kabartıyor. Ne de olsa sayısı çok ve de her yıl yenilenen bir müşteri ağı... Önce özel eğitimciler yola çıktı, sonra sinema sektörü, kitap sektörü, parti ve konser organizatörleri arka arkaya yeni ürünlerle müşterilerinin karşısına çıkıyor. ÖSS demek turizm demek, turizm sektörü kadar karlı bir sektör demek… “Yerim Seni ÖSS”’yi okuduğumuzda gülüp geçtik ama, “Seve Seve ÖSS” gelince anladık ki bunun da artık bir karşılığı var. ÖSS’ye hazırlananların karşısına gerçek anlamda umut taciri olarak çıkıyorlar. Etraf, ÖSS’yi, bu kitabı ezberleyip, kitapta yazılanları uygulayınca kazanacağını düşünen gençlerle doluyor. Bu düzenin sınav sistemi ile yarattığı çok yönlü zorluk ortada. İşte umut tacirleri de bu zorlukları ortadan kaldıracaklarını söylüyor. İnsanlar, geleceklerini değiştireceğine inandıkları bir sınav için bu kitabı tabii ki alır. Lisede okuyup üniversite hayali kuran herkes bu kitabın alıcı listesindedir. Zaten yazarları ve yayınevlerini bu alana çeken de bu geniş müşteri potansiyelidir. Biz cidden bu kitabı okuyup eleştirmeye gerek duymuyoruz. Çünkü farklı bir söz söylemeyen ve kitleleri uyutmayı hedefleyen bir kitap olması orta yerde duruyor. Her türlü kişisel geliştirme kitabı gibi okuyanını büyüleyen başarısı kesin, ama bireysel hatalarımız yüzünden başarısız olduğumuza inandıran bir kitap. Bizim için bu kadarı kitabı çöpe atmak için yeterlidir. Bizim geleceğimizi başkaları şekillendirdiği sürece, biz bu sınavın kurbanı olduğumuz sürece ve kurtuluşu bireysel adımlarda görüp bunun da ancak sınavı kazanarak olacağına inanmaya devam ettiğimiz sürece bu yazılanlar yeni isimlerle tekrar yazılacaktır. Bakalım önümüzdeki sayımızda ÖSS’ye dair nasıl bir ürün tanıtacağız? |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 167
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Bu kez beyaz perdeye yansıyanlar uzak olmadığımız görüntülerle bize “merhaba” diyor. Termofil savaşı ve Peloponnesion savaşı... Tanıdık geliyor mu savaşlar? Tarih bilgilerinizi biraz zorlayın, hatırlamıyorsanız biz hatırlatmaya başlayalım. Son günlerde adına çok rastladığımız “300 Spartalı” adlı film eski Yunan tarihçi Heredotus’un eserlerinden aktarılan Termofil savaşını ve burada 300 Sparta askerinin Pers ordusu ile olan mücadelesini konu alıyor. Aslında 300 Spartalı filmi Termofil savaşını ve Spartalı askerlerin kahramanlıklarını anlatan ilk yapıt değil. Benzer bir film 1962 yılında gösterime girmiş ve yine oldukça büyük bir ilgi toplamış. O dönemde soğuk savaşın uluslararası politikaları belirlediği bir dönemde film soğuk savaş propagandası olarak tarihe geçmiş. Her dönemde olduğu gibi günümüzde de ne yazık ki, bu tarz ucuz oyunların sergilendiği beyaz perde de kirletilen yerler arasında. Tarihsel gerçeklikten uzak, tamamen ABD’nin Irak’a yönelik politikalarını anlatan, aynı zamanda İran’a gözdağı verilen, politik arka planı tümüyle kirli olan film “animasyon ve hareketle” yoğrulmuş. Filmin kimi bölümünde Pers Kralı ve onun monarşik devlet yapısı, yayılmacı politikası işleniyor. Ayrıca doğu-batı çatışması olarak belirlenen temasıyla, Doğu kaderci, boyun eğdirici ve köleleştirici olarak lanse ediliyor. Birçok batılı cesur savaşçı ise boyun eğmeyen onurlu karakterler olarak gösteriliyor. Tarihsel, kültürel, mimari, sanatsal yönde daha gelişmiş bir batı ve ona nazaran daha geride kalan bir doğu profili çiziliyor karanlık karelerde… Film orijinal tarihi metinden ziyade Frank Miller tarafından kaleme alınan çizgi romandan uyarlanmış. Film tarihsel gerçekliği çarpıtarak günümüzün kirli savaşını aklamaya adanmış. Aslında film tam bir Hollywood filmi. Baştan sona kan ve ölüm kusan filmde fantastik öğeleri aksiyon tamamlıyor. Filmin yapılırken belki İran’a karşı olmak şeklinde bir amacı yoktu. Belki gerçekten görsel şölen olacak bir aksiyon filmi kurgulanmıştı. Ama emperyalistler için bir tema taşıdığı anlamla değil yüklenen anlamıyla anılır. 300 Spartalı ABD tarafından bir doğu eleştirisi olarak sunuldu. Ve film bunu söylemese de bu bakışla seyredildi. İran bu durumu eleştirdi ve emperyalistlere onların silahıyla cevap verdi. “Penelopis’e Övgü” isimli bir belgesel geçtiğimiz haftalarda gösterildi. Sonrasında tartışmalar büyüdü. İran’ın tarihsel geçmişi olan Pers İmparatorluğu’nun üstünlüklerini sunan film ABD tarafından yadsındı. Çünkü doğu-batı arasında bir gerilim yaratılmak istenirken, doğunun güzellikleri ve yetenekleri ortaya seriliyor. İran film savaşının önemini görmüş olacak ki, yeni bir film daha çekilmeye başlandı. Halkların arasına savaş ve kin tohumu ekenler film cephesinde geriye düştü. Ama emperyalist güçlerin işgalden vazgeçeceği yok. Bu nedenle yeni filmler, yeni kanıtlar, yeni teoriler arka arkaya gelecektir. Biz seyirci olmadığımızı, bu oyunu bozacağımızı haykırmadığımız sürece bunlar tekrarlanacaktır. “Seve seve ÖSS!” “İnsanın kendi hayatı için, kendisinden başka kurtarıcısı yok. Destek olanlar, yol gösterenler var, dostlar var; ama bir kurtarıcı yok. Bugüne kadar elinden tutan herkes seni ancak sınav kapısına kadar götürebiliyor ve ondan sonra iş ‘Sen’de bitiyor. Biliyorum bazen içindeki ses kulağına fısıldıyor,‘Bunu yapabilirsin, bu sorunu da aşabilirsin’ diyor. Bazen de başka tanıdık bir ses ‘Bu kafayla nasıl yapacaksın bırak ne olursa olsun’ diyor. Bu sesler arasında kafan karışıyor ve yılların emeklerinin karşılığını bulamayabileceğinden endişe ediyor olabilirsin, işte tam bu noktada Seve Seve ÖSS senin en yakın dostun, sınav koçun, rehberin ve bilinçaltını yeniden programlayan terapistin olacak. Kitap ile birlikte verilen Hipnoterapi CD'si inanılmazı başarmanı sağlayacak, geriye sana sadece hak ettiğin sonucun keyfini çıkarmak kalacak.” Son dönemde yeni bir rant alanı bulundu. ÖSS’ye hazırlanan geniş gençlik kitlesi farklı farklı sektörlerden altın arayıcılarının iştahını kabartıyor. Ne de olsa sayısı çok ve de her yıl yenilenen bir müşteri ağı... Önce özel eğitimciler yola çıktı, sonra sinema sektörü, kitap sektörü, parti ve konser organizatörleri arka arkaya yeni ürünlerle müşterilerinin karşısına çıkıyor. ÖSS demek turizm demek, turizm sektörü kadar karlı bir sektör demek… “Yerim Seni ÖSS”’yi okuduğumuzda gülüp geçtik ama, “Seve Seve ÖSS” gelince anladık ki bunun da artık bir karşılığı var. ÖSS’ye hazırlananların karşısına gerçek anlamda umut taciri olarak çıkıyorlar. Etraf, ÖSS’yi, bu kitabı ezberleyip, kitapta yazılanları uygulayınca kazanacağını düşünen gençlerle doluyor. Bu düzenin sınav sistemi ile yarattığı çok yönlü zorluk ortada. İşte umut tacirleri de bu zorlukları ortadan kaldıracaklarını söylüyor. İnsanlar, geleceklerini değiştireceğine inandıkları bir sınav için bu kitabı tabii ki alır. Lisede okuyup üniversite hayali kuran herkes bu kitabın alıcı listesindedir. Zaten yazarları ve yayınevlerini bu alana çeken de bu geniş müşteri potansiyelidir. Biz cidden bu kitabı okuyup eleştirmeye gerek duymuyoruz. Çünkü farklı bir söz söylemeyen ve kitleleri uyutmayı hedefleyen bir kitap olması orta yerde duruyor. Her türlü kişisel geliştirme kitabı gibi okuyanını büyüleyen başarısı kesin, ama bireysel hatalarımız yüzünden başarısız olduğumuza inandıran bir kitap. Bizim için bu kadarı kitabı çöpe atmak için yeterlidir. Bizim geleceğimizi başkaları şekillendirdiği sürece, biz bu sınavın kurbanı olduğumuz sürece ve kurtuluşu bireysel adımlarda görüp bunun da ancak sınavı kazanarak olacağına inanmaya devam ettiğimiz sürece bu yazılanlar yeni isimlerle tekrar yazılacaktır. Bakalım önümüzdeki sayımızda ÖSS’ye dair nasıl bir ürün tanıtacağız? [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] ten ulaşabilirsiniz |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.123
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | Meslek Liseleri: Sermayenin ucuz emek cenneti! Bugüne kadar meslek liselerinde yaşanan sorunları pek çok kez ele aldık. Meslek liselerinde yaşanan ucuz emek sömürüsünü birçok boyutuyla irdeledik. Döner sermaye sisteminin sonuçlarını tartıştık. Genç işçi konumundaki liseli gençliğin bu okullarda karşılaştıkları birçok soruna, patronların not verme yetkisinden staj yaptıkları fabrikalardaki zorunlu grev kırıcı misyonlarına kadar, ÖSS’de yaşanan katsayı sorunundan meslek liselerinde yaşanan yozlaşmaya kadar birçok soruna değindik. Son birkaç aydır meslek liseleri burjuvazinin de gündeminden düşmüyor. Tartışmaların kilitlendiği iki ana başlık var. Bunlardan birincisi, KOÇ’un başlattığı “Meslek Liseleri memleket meselesi” kampanyası ile meslek liselerinin bir bütün olarak piyasa ihtiyaçlarına göre konumlandırılması ve şekillendirilmesi tartışması. Diğeri ise, Milli Eğitim Şurası’nda meslek liselilere uygulanan ve sonucu zaten var olan eşitsizliğin derinleşmesi olan AOBP’nin kaldırılmasına karar verilmesi, ancak hemen akabinde TÜSİAD’ın buna itiraz etmesi. Kısacası, her zaman olduğu gibi sermayenin kendi arasındaki rant kavgası esnasında gençlik kesimleri pazarlık malzemesi oluyoruz. Ya da başka bir ifadeyle, geleceğimiz sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde şekilleniyor. Bugün gençliğin gelecek sorunu hakkında söz söyleyenlerin her biri bu gelecek sorununun mimarı kapitalizmin sürekliliğini güvence altına alma telaşındadırl. Doğal olarak onların gençliğin ihtiyaçlarına yanıt verebilme şansları yoktur. Zira bizlerin ihtiyaçlarının bu düzen içerisinde bütünlüklü bir biçimde karşılanması neredeyse imkansızdır. Parasız eğitim talebimizden bilimsel eğitim talebimize kadar bütün taleplerimiz, sermayenin kâr hırsı ve sömürü politikaları dolayısıyla karşılıksız kalmakta ve bunun doğal sonucu olarak bizlere geleceksizlik dışında bir alternatifimiz olmadığı inceden inceye kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Meslek liseli gençlik sistemin gençliği hedef alan bütünlüklü saldırılarında ilk hedef durumundadır. Kapitalist patronların temel ihtiyaçlarını karşılamayı hedeflediği bu kurumlarda okuyan öğrenciler bu yüzden sömürünün en çıplak haliyle ve en sert sorunlarıyla karşı karşıyadırlar. Bütün bunların anlamı, meslek liseli gençliğin bugün gerçekte tek alternatifinin mücadele etmek olduğudur. Sermaye saldırıları karşısında erken yaşta dahil oldukları sınıfın en diri, en dinamik unsurları olan meslek liseliler, eğitim hakları için, acımasızca sömürülen emekleri için, gelecekleri için mücadele etmek dışında başka bir çözüm yoluna sahip değillerdir. Önümüzdeki süreçte İstanbul LGP çalışmamız meslek liselerine dönük bir kampanya başlatacak. “Gelecek ve özgürlük istiyoruz! Meslek liselerinde ucuz emek sömürüsüne son!” şiarıyla başlatılacak olan kampanya çerçevesinde yaygın bir propaganda çalışması yapılacak ve meslek liselilerin özgür bir gelecek mücadelesi içerisinde saf tutmalarının araçları yaratılacaktır. Liselilerin Sesi, bütün yerellerde bu çalışmanın kendisi ile paralel bir çalışma yaratmanın yol ve yöntemlerini aramalı, yüzünü meslek liselerine dönmelidir. Bunun anlamı düz liselerde ördüğümüz faaliyetleri kesintiye uğratmak değil, aksine çok yönlü bir faaliyetin gereklerini yerine getirmeyi öğrenmektir. Liselilerin özgürlük mücadelesi gelişerek büyüyor! Liselerin ara tatile girmesine neredeyse bir ay kaldı. Ara tatilde de Liselilerin Sesi olarak faaliyetlerimize devam edeceğiz. Yaz sürecinde İstanbul LGP tarafından gerçekleştirilen Devrim Okulları çalışması, ara tatilde özgün biçimleriyle İzmir, Adana, Ankara gibi bir çok ilimize taşınacak. Ara tatile girmeden elimizde kalan bu kısa dönemi Devrim Okulları’nı örgütlemek ve okullarımızdaki arkadaşlarımızı Devrim Okullarına katmak çabası ile geçireceğiz. Liselileri Sesi olan bizler biliyoruz ki, mücadeleyi büyütmediğimiz koşullarda bu sömürü çarkları durmayacak. Bizler mücadele ederken salt eğitim hakkımız için mücadele etmediğimizin bilincindeyiz. Bizler geleceğimiz için mücadele ediyoruz. Çünkü bugün güncel olan saldırıların sonuçları hiç de yaşadığımız zaman dilimiyle sınırlı değil. Birileri geleceğimizi ipotek altına almak istiyor. Birileri geleceğimizi çalmak istiyor. Bizler ise bütün bu saldırıları sadece “dur” demiyoruz. Bu saldırıları durdurmanın mücadelesini veriyoruz. Son süreçte çalışmamızın ortaya çıkarttığı deneyimleri önümüzdeki aylarda daha güçlü bir biçimde değerlendireceğiz. Bu değerlendirmelerin sonuçları bundan sonra mücadele alanlarında kendini dışavuracak! Yola çıktığımız günden bu yana liseli gençlik mücadelesinin bugün içinde bulunduğu darlığa, dağınıklığa, hareketsizliğe mahkum olmadığını ifade edip durduk. Toplumsal muhalefetin durgunluğu elbette belirleyici bir yerde duruyor. Ancak ötesindeki öznel yetersizliklerimiz, bunca sorun ve saldırıya rağmen liseli gençliği mücadeleye katamamamız sonucunu üretiyor. Bu yüzden biz ısrarla ve sabırla, eninde sonunda sonuç alacağımızı bilerek liselere, liselilere gidiyor, kendi eksiklik ve zaaf alanlarımızla bütün gücümüzle mücadele ediyoruz! Özgür bir geleceği kurmak bizim ellerimizde! Ve şimdi o eller daha güçlü! Liselilerin Sesi her geçen gün daha da yükseliyor! Liselilerin Sesi (Sayı: 12, Aralık 2006)
__________________ BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU EKİMDEN PARTİYE PARTİYLE DEVRİME PARTİYİ KAZANDIK PARTİYLE KAZANACAĞIZ |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.123
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | Özgürlük ve gelecek mücadeleyle kazanılır! Sayı: 14, 15 Şubat- 15 Mart '07/PDF için tıklayınızLiselerde ikinci dönem başladı. Ara tatilde yoğun ve sistematik bir biçimde sürdürülen eğitim çalışmalarımızla hazırlandığımız bu mücadele döneminin çetin geçeceği bugünden görülüyor. Emperyalist saldırganlığın arttığı, Türkiye’nin işbirlikçi burjuvazisinin emperyalizmle kurduğu uşaklık ilişkisinin derinleştiği, bu bağlamda halklar arasına düşmanlık tohumlarının ekildiği bir dönemden geçiyoruz. Dönemin bütün bu koşullarının yanısıra sermaye düzeninin işçi-emekçi kesimleri hedef alan ve arkası kesilmeksizin süren saldırıları da derinleşmektedir. Mücadele döneminin çetinliği de buradan gelmektedir. Sözkonusu toplam tablo, her dönem olunandan daha canlı, daha yoğun ve daha çok yönlü bir faaliyeti kaçınılmaz kılmaktadır. Zira süreç her yaştan devrimcilerin, her düzeyde örgütlülüğün var gücüyle püskürtmeye çalışması gereken saldırılarla doludur. Liseli gençlik bu toplam tablodan çok yönlü olarak etkilenmektedir. Öncelikli olan elbette eğitim alanında yaşadığı sorunlardır. Sermaye politikaları eksenli yaşanan dönüşümler eğitim alanında hızlı bir özelleştirme ve ticarileştirme sürecini doğurmuş, bunun doğal sonucu da eğitim sisteminin işçi ve emekçi kesimlerden gelen liseli gençliği bir bütün olarak bünyesinin dışına itmesi yahut oyalamasıdır. Keza eğitimin anti-bilimsel ve gerici niteliği de son yıllarda görülmedik bir hızla derinleşmektedir. Ders kitaplarının içeriği, yalan yanlış bilgiler, ezberci yöntem dayatması koca bir neslin çürütülmesini, etkisizleştirilmesini hedef alır niteliktedir. Ancak ülke ve dünya genelinde yaşanan süreçten liseli gençliğin salt eğitim alanındaki dönüşümler merkezli etkilendiklerini düşünmek saflık olacaktır. Toplumun genelinde yaşanan gericileşme bugün en fazla karşılığını liseli gençlik içerisinde bulmaktadır. Vatan-millet-Sakarya edebiyatı ile yetiştirilen liseli gençler bugün gelecekte halklar arasında yaratılmak istenen düşmanlığın sahiplenicisi kılınmak istenmektedir. Ancak bütün bu tanımladığımız tablo doğal olarak düzen açısından ciddi bir çelişkiyi de barındırmaktadır. Düzen, yoğun ve sistemli saldırılarla geleceksizleştirdiği kesimlerden, sonsuza kadar sessiz kalmaları gibi bir beklenti içerisindedir. Elbette sermaye düzeni bu sessizliği, tepkisizliği salt güçlü bir beklenti duyarak bir kenara atmamakta, bu yönlü önlemler de almaktadır. Son dönemde değişen disiplin yönetmeliği, okullarda artan baskı, kameralar, özel güvenlikler, okul önlerine istihdam edilen polisler, hepsi düzenin beklediğinin karşılığını alabilmek için harcadığı çabalardır. Liseli gençliğin dört koldan saldırılara maruz kaldığı böylesi bir dönemde biz liseli genç komünistlere düşense düzenin bu beklentisini boşa çıkartmanın çabasını harcamaktır. Açık ki bu çabanın yönü liseli gençliği kendi talepleri ve ülke-dünya sorunları karşısında taraflaştırmak ve örgütlü mücadeleye sevk etmekten geçmektedir. İşte, Liselilerin Sesi olarak ikinci dönemin başından sonuna kadar harcayacağımız çabanın yönünü de burası oluşturmaktadır. Liseli gençlik eğitim sorunlarına karşı mücadele etmek zorundadır! Liseli gençlik bugün hangi gündeme ilişkin mücadele ederse etsin, esasında uğruna mücadele ettiği kendi geleceğidir. Bu noktada eğitim sorunları özel olarak önem taşımaktadır. Çünkü bugün liseli gençliği bir bütün olarak geleceksizliğe iten şeyin kendisi, eğitim sisteminde neo-liberal politikalar merkezli yaşanan saldırılar ve dönüşümlerdir. Bu çerçevede ÖSS özel olarak önem taşımaktadır. Zira ÖSS; açığa çıkarttığı eşitsiz tablo ile, oluşturduğu rant alanı ile, yarattığı rekabet, hırs duyguları ile, öğrencileri içine ittiği ağır psikolojik sorunlarla bir bütün olarak kokuşmuş sistemin, çürümüş bir uygulamasıdır. Yanısıra ÖSS’ye dair burada kısaca sıraladıklarımız bugün liseli gençlik tarafından iyi-kötü bilinen, kavranan sorunlardır. Liselilerin Sesi militanları, bulundukları bütün alanlarda, ÖSS’ye karşı zaten var olan tepkiyi ve bilinç açıklığını eylemli bir hareketliliğe dönüştürmek sorumluluğu ile karşı karşıyadır. ÖSS’ye karşı olmak açık ki tek başına bir sınava karşı çıkmanın çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Bugün liseli gençlik kesimleri hangi saiklerle bu sınava karşı olurlarsa olsunlar bu bir olumluluktur. Ancak liseli devrimciler bu karşıtlıktan güçlü bir mücadele süreci örme kaygısı taşıyorlarsa, bilinçli-bilinçsiz tepkilerin kendisini ÖSS’nin ardına gizlenmiş gerçeklere yönlendirmenin çabasını harcamak zorundadırlar. Çünkü bugün liseli gençliğe geleceksizliği dayatan ÖSS değil, ÖSS gibi bir uygulamayı yaratan sömürü düzeninin kendisidir. Liseli gençlik halkların kardeşliği için mücadele etmek zorundadır! Liseli gençliğin bir geleceksizlik sorunu ile karşı karşıya olduğunu ısrarla söylüyoruz. Ancak bu söylemimiz tek yönlü olarak iş bulabilmek-bulamamak sınırında algılanmamalıdır. Aksine bizim yapmaya çalıştığımız bir bütün olarak liseli gençliği gelecekte bekleyen karanlıktır. Bu karanlığın bir parçasını da çok açık ki toplumun bütününde hüküm süren şovenist atmosfer oluşturmaktadır. Coğrafyamızda yaşanan katliamlar, linç girişimleri, son günlerde pıtrak çiçeği gibi açan faşist örgütlenmeler, bordo berelilerin yerine geçen beyaz bereliler… Kısaca toplumsal yaşamda devlet eliyle kudurgan bir şovenizm aşılanmaya çalışılıyor. Bunda sermaye düzeninin azımsanamayacak bir başarıya sahip olduğunu da söylemek gerekiyor. Yaratılan bu atmosfer karşısında liseli gençliğin saf tutmak zorunda olduğu, yaratılan suni düşmanlığın karşısına devrimci kardeşleşme çağrısını büyüterek, kardeşleşmenin çabasını harcayarak çıkması da olmazsa olmaz bir sorumluluktur. Bu açıdan Liselilerin Sesi militanları ve okurları Ekim Gençliği’nin 100. sayısı vesilesiyle başlattığı “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz!” kampanyasının bir parçası haline gelmeli, bu kampanya kapsamında liseli gençliği halkların kardeşliği mücadelesinin aktif bir bileşeni haline getirme çabası içinde olmalıdırlar. Bu çağrının liseli gençlik içerisinde bir karşılık bulacağı da açıktır. Zira bugün sermaye düzeninin bütün gericileştirme çabalarına, düşmanlaştırma politikalarına karşın liseli gençlik halen toplumun en az önyargıya sahip kesimlerinden birini oluşturmaktadır. Aslında eğitim alanında etnik ayrım gözetmeksizin karşı karşıya kalınan saldırılar, halkların kardeşliği mücadelesinde birleşebilme zorunluluğunun temeline de işaret etmektedir. Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” şiarı, Filistin’i, Irak’ı, Afganistan’ı, Lübnan’ı, Somali’yi, Latin Amerika’yı kendi coğrafyamız saymak, bu sayılan topraklarda yaşayan halkla bütünleşmek demektir. Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” şiarı, bu coğrafyada yüzyıllardır bir arada yaşayan halkların, Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, Lazların, Çerkezlerin, Arapların kardeşliğine vurgu yapmak demektir. Bugün “Dünyanın bütün dillerini konuşuyoruz” demek, bizlere geleceksizliği reva gören bu çürümüş düzenin karşısına yek vücut çıkma mücadelesi vermek demektir. Liselilerin Sesi olarak ikinci dönem çalışmamızın temel bir ayağı bütün bu nedenlerle bizleri birbirimize kırdırmaya çalışan, “bir bebekten” henüz 17 yaşındayken “katil yaratan” bu kapitalizm karanlığına karşı mücadele etmek olacaktır. Liseli gençlik toplumsal muhalefetin bir parçasıdır! Bizler, liseliler; toplumsal muhalefetin bir parçasıyız! Toplumsal yaşamın bir parçasıyız. Sömürü ve talanın egemen olduğu bir toplumda yaşamanın “insan” olana yüklediği sorumluluk, insanca yaşam koşulları için mücadele etmektir. Bu bilinçle Liselilerin Sesi’nden liseli devrimciler olarak ikinci dönemde mücadelemizi dün olduğundan daha güçlü kılmak zorundayız. Çünkü sermaye düzeninin bütün saldırıları bugünümüzle sınırlı kalmayıp, geleceğimize yöneliyor. Ve bizler geleceğimize sahip çıkmak dışında bir seçeneğe sahip değiliz! Liselilerin Sesi -------------------------------------------------------------------------------- Sayı: 12, Aralık '06/PDF için tıklayınızÖzgür bir geleceği biz kuracağız! Liselilerin Sesi olarak yoğun bir kampanya sürecinin son evresindeyiz. Birkaç hafta içerisinde sonlandıracağımız kampanya çalışmalarımız ilden ile farklı sonuçlar doğurmakla beraber, bütününde oldukça anlamlı deneyimler edinmemizi sağladı. “Savaşa değil, eğitime bütçe” başlığı ile sürdürdüğümüz kampanya çalışmamız, illerde yürüttüğümüz çalışmalarımızın her biri açısından, faaliyet kapasitemizi zorladığımız sonuçlar üretti. Örneğin İzmir Liselilerin Sesi çalışmasının, yayınımızda da örneklerine yer verdiğimiz mektup çalışması, söz konusu ildeki lise çalışmamız açısından büyük bir adımı ifade etmekteydi. İlk kez birçok aracın kullanıldığı bir kitle çalışması süreci oluşturan İzmir LGP açık ki, bu kitle çalışmasının karşılığını fazlasıyla almıştır. Yine İstanbul’da yürüttüğümüz çalışmanın kampanyanın en yoğun olduğu süreçte 250’yi aşkın liseliyi harekete geçirebilmesi, bir dizi yerel anma etkinliğini, birçok kampanya basın açıklaması ile beraber gerçekleştirebilmiş olması, yerel çalışmada derinleşmek, daha geniş kesimlere seslenmek gibi bir dizi başlıkta anlamlı bir gelişmeyi ifade etmektedir. Yerellerde yavaş yavaş oluşmaya başlayan kültürel-sanatsal kurumsallaşmalar bu yönelimin sonuçlarının alındığının açık göstergesidir. Bütün bu başarılı tablonun arkasında ise hala önemli bir eksiklik alanı olduğu yerde durmaktadır. LGP çalışmalarımızın her biri anlamlı bir gelişim içerisinde olmalarına karşın, meslek liselerine faaliyetin taşınmasında, bu alanlarda örgütlülükler oluşturulmasında atılan adımlar hala oldukça sınırlı ve yetersizdir. İşte çalışmamızın bugün geldiği noktada artık yapılacak olan, LGP çalışmalarımızın meslek liselerine yönelmeleri, bu alanlarda ucuz emek sömürüsünün en çıplak haliyle karşı karşıya olan liseli gençliği mücadele saflarına çekmeleridir. LİSELİLERİN SESİ SAYI 12-14 ALINTIDIR
__________________ BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU EKİMDEN PARTİYE PARTİYLE DEVRİME PARTİYİ KAZANDIK PARTİYLE KAZANACAĞIZ |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| liselilerin, sesi |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 05:14 .