![]() |
| |||||||
| Kadına Dair Mücadele de Kadının Yeri ve Kadın Hareketleri |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.155
Thanks: 52
Thanked 30 Times in 24 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | Kadının kimlik sorununu ele alırken, kuşkusuz sorunun tarihsel ve güncel boyutunu birbirinden koparmak mümkün olmadığı gibi, konunun kapsamlı olması, onun daha fazla derinlikli ele alınmasını gerektirmektedir. Yani, yaşadığımız her gün kazanımlarımız ya da kaybettiklerimizle yarına, tarihe eklenen bir gün oluyor. Bu açıdan konuya yaklaşırken çok yönü eksik, tamamlanmamış kalabilir. Zaten konunun karakteri de oluşum halindedir. Çok yönlü sorgulamayı, mücadele etmeyi ve kadın adına kazanıma dönüştürmeyi, kesintisiz sürdürmeyi gerektiriyor. Kadının kimlik sorunu toplumsal cinsiyetçilikle başlayan bir sorundur. Bu açıdan toplumsal cinsiyetçiliğin, yani bize yakıştırılan ve ona göre rol biçilen ‘kadınlığımızı’ çözmeden yürüteceğimiz her mücadele havada kalacaktır. Hepimizin bildiği gibi ailemiz içerisinde, çocuklar olarak dünyaya geldiğimizde ona göre hazırlıklar yapılırdı. Elbiselerimiz pembeydi, mutluluğumuz pembe içerisinde aranmalıydı. Mavi erkek çocuklarındı, onlar ise mutluluğu engin denizleri ve gökleri yeniden fethetmeyle bulmalıydılar. Bunlar sembolik renklerdi. Ama cinsiyetimize göre bize yakıştırılan renklerdi. Çocukluk döneminde aile içerisinde annemizin ve babamızın edindikleri roller bizim de gelişmemizde temel alınırdı. Anne evi düzenleyen, çocuklara bakan, yemek pişiren, çamaşır yıkayan vb. dört duvar arasında bir role sahiptir. Baba ise tıpkı mavi gibi, evin dışarıyla bağlantısını kuran, aileyi kollayıp koruyan, eve para getiren reistir. Biz çocuklar, yani kızlar annemizin rolünü, erkekler de babamızın rolünü üslenmek için hazırlanırdık. Çocukken bize alınan oyuncaklar ağırlıkta bebekler olmuştur. Oyunlarımız ise evciliktir. Kızların erkekler gibi arabayla, tabancayla işi olamazdı. On iki, on üç yaşlarına geldiğimizde ise sokaktaki oyun arkadaşlarımızdan ayrılacak vaktimiz çoktan gelmiştir. Çünkü büyümeye başlamışızdır. Sokaklar artık erkeklerin denetiminde olmalıydı. Ancak onlar dışarının üstesinden gelebilirdi. Biz kızlar olarak çocukluktan genç kızlığa adım atmaya başladığımız için çocukluk hayallerimizden koparılmamızın, gerçeklerle yüz yüze getirilmemizin zamanı gelmiştir. Bundan sonra oturuşumuzdan, kalkışımıza, ses düzenimizden, bakışlarımıza kadar ‘kadınlaştırılmaya’ hazırlanmamız gerekmektedir. Aile içerisinde ne kadar eksiksizleşip kimliksizleşirsek, o kadar rolümüzü gelecekte iyi oynayacağımız düşünülür. Oysa Reber APO nun “evlilik namusu onuru denilen şey esasta ‘küçük imparatorun’ bütün kahrının çekilmesidir. Nasıl ki büyük imparator onuru saydığı devlet mülküne bir şey olduğunda bunu savaş nedeni sayarsa, küçük imparator da onur saydığı mal olarak kadına bir şey yapılırsa bunu büyük namus meselesi, kavga nedeni sayar. Daha da ilginç olan kadının ruh olarak tamamen boşaltılması, biçimsel olarak da aşırı kadınsı süslü, sesli bir ‘kafeste kuş’ haline getirilmesidir. Ses ve mesaj düzeni; doğal kadının dışında öz kimliğinin ezici biçimde inkârına dayanan kişiliğini öldüren bir durum arz eder. Kadıncılık, kadının özel olarak kimliksizleştirilmesidir.” dediği gibi bütün bunlar kafesten diğer bir kafese hazırlamak için dayatılan olgulardır. Yani köleliğimizi ruhta, duygu ve düşüncede, hatta fizikte ne kadar içselleştirirsek, bir o kadar namuslu iyi aile kızı oluruz. Aile içinde dolayısıyla sistem içerisinde bize biçilen bu köleci geleneksel role isyanlarımız olsa da elimizden alınan ekonomik, sosyal, kültürel haklardan yoksun oluşumuz nedeniyle sistemle sürekli çarpışmalarımız, artık krizli bir kimliğe sahip olduğumuzu gösterir. Sistem içerisinde parçalanmış bu krizli kimliğin altında yatan derin bir kölelik ve mülk ilişkisidir. Bu da derin bir iktidar olgusuyla bağlantılıdır. İktidarın da kendisini sürekli ürettiği yer ailedir. Ailede başlayan cinsiyet ayrımcılığı ya da mülk-köle ilişkisi ve buna göre şekillenen ‘kadınlık-erkeklik’ kimliği giderek cinsiyetçi bir toplumu oluşturur. Toplumun ileride sahipleri ‘erkekliği’ oynarken, toplum ya da halk ‘kadınlığa’ mahkûm edilmiştir. Bu açıdan kadının kimlik sorunu bir halkın kimlik sorunudur. Kadın üzerinde geliştirilen mülkleştirme dolayısıyla kölelik olgusu doğru tanımlanıp çözülmedikçe bir halkın, bir toplumun özgün, eşit gelişmesi söz konusu olamaz. Bunun için önce aileyi, aile içerisinde de kadını çözmek gerekir. İçinden geçtiğimiz kaos aralığında, sistemin toplumları, hatta bireyleri ruhta, düşüncede parçalayıp dejenere ettiği bir dönemde, insanlığın ciddi bir kimlik bunalımı içerisinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Eskinin kimlik bakış açısı aşılırken, yeni kimlik arayışları, yani kimliklerin yeniden tanımlanmasını da beraberinde getirmektedir. Demokratik uygarlık çağında üst ve alt kimlikler çağın temel çelişkilerine göre şekil almakta ve tanımlanma gereği duymaktadır. Ama bunun pekte kolay olmadığı yaşanan ulusal, sınıfsal, etnik, ekolojik, cins çelişkilerinin giderek aşılması, aşılmak zorunda kalması evrensel nitelik kazanan cins ve ekolojik çelişkilerin giderek bu çelişkilerin yerini alarak gelişmesi kaçınılmaz olmaktadır. Günümüzde kadının kimlik sorununun evrensel nitelikte gelişmesi özü gereğidir. Bu açıdan kadın sorununa salt bir grubun, bir ailenin, bir ulusun sorunu olarak bakamayız. Bu gün çeşitli sosyo- kültürel farklılıklar olsa da, bir Afrika’da yaşanan kadın sorunu bir Amerika’dakiyle aynıdır. Yani dünyada güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına kadar kadın toplum içerisinde, sistem içerisinde ötekileştirilmiş, ikinci cins muamelesini görmüştür. Yaşamın en önemli alanlarında iradesi, kişiliği, kimliği dikkate değer bulunmamıştır. Yani hangi ulustan, sınıftan, ırktan olursa olsun kadın mülkleştirilmiş, köleleştirilmiştir. Kadının kimlik sorununu ele alırken bu evrensel karakterini görmek kadar, ait olduğu ulus, etnik vb. kimliği içerisinde sorunu özgün ele almak zorundayız. Kürt özgürlük hareketi içerisinde kadının kimlik arayışları özelikle de 93’lü yıllarla birlikte Reber APO’nun öncülüğünde gelişmiştir. Ulusal, sınıfsal çelişkiler sonucu mücadele içerisine gelen kadın yoldaşların cins kimliğinin farkına varma, bu yönlü arayışlar içerisine girme yaklaşımları mücadele ortamında gelişmiştir. Yani 90’lı yıllar sürecinde ender bir grup arkadaş, kadının kimlik sorunu üzerinden mücadeleyle tanışmış ve katılım sağlamıştır. Kadın yoldaşlar Reber APO’nun öncülüğü ve perspektifleri ışığında bilinçlendikçe kendisini sistem ve toplumsal gerçeklik içerisinde sorgulamış, çözümlemiş ve özgürlüğe giden yolda mücadele araçlarını ortaya çıkarmıştır. Özellikle Reber APO’ nun ciltler dolusu kadın- aile çözümlemesi aile olgusunu yeniden ele almamızı da beraberinde getirmiştir. Reber APO, kendi öz yaşam öyküsüyle bu konuya ilişkin kapsamlı çözümlemelere giderek kadın arkadaşlarda çok yönlü bir arayışı da geliştirmiştir. Ailenin sistemle olan bağı, aile içerisinde kadın-erkek ilişkileri, kadının kimlik arayışları ve bu konuda yaşadığı sorunlar en ince ayrıntısına kadar eğitim konusu olmuştur. Günümüz açısından da doğru bir bakış açısına kavuşabilmek, özgürlük dinamiklerimizi daha güçlü ortaya koyabilmek için, aile olgusunu tekrar tekrar sorgulama isteminin bizim için neyi ifade ettiğini anlayabilmek önemli. Bu konudaki sorgulamalarımızı çok güçlü yaratamazsak, sistemin uzantısı olan aileyi doğru ele alamazsak sistemden kopuşumuz, alternatifini yaratma kararlılığımız ve iddiamız çok güçlü açığa çıkmaz. Özellikle örgüt içerisinde ortaya çıkan tasfiyeci eğilimlerin bu konuyu oldukça çarpıtıp, kişiliklerimizdeki boşluklara, alışkanlıklara seslenmesi boşuna değildir. Nitekim tüm yoldaşların da bildiği gibi, içimizden kaçanların yüzde doksanı en kötüsünden sahte aşk edebiyatıyla, geleneksel aile ilişkilerinin mahkûmu olmuştur. Kadının kimlik sorununa ilişkin arayışlarımızı aile içerisinde başlatmak bu açıdan önemlidir. Özgürlük mücadelesi içerisindeki aile gerçekliğimizi sorgulamak kadar, ona alternatif, özgün, eşit ilişkilerin arayışı içerisinde olmak bir o kadar önemlidir. Bu açıdan kadının örgütlü kimliğini ideolojik, siyasi, askeri anlamda açığa çıkarması, erkek egemenlikli her türlü yaklaşıma karşı örgütlü bir irade ve mücadele perspektifiyle ortak hareket etmesi gerekmektedir. Kuşkusuz bunun için ilk şart cins mücadelesinin stratejisini, ideolojik söylemlerini ve politik araçlarını çok güçlü geliştirmek gerekmektedir. Bu konuda yaşadığımız çeşitli sıkıntılar vardır. Sistemin her olguyu parçalayarak kimliksizleştirip anlamsızlaştırması karşısında, kadının parçalanmış bir kimlikle mücadele yürütmesi çok zordur. Bunu sadece kişiliklerdeki parçalanmayla ifade etmiyorum. Örgütlü gücümüzü ve irademizi parçalayan bir enerjinin ortaya çıkmasını engelleyen tutum ve davranışlarımızdan bahsediyorum. Kadın yoldaşlar olarak kendi kişiliklerimizi her türlü bencil, keyfiyetçi, sınıf ölçülerine göre yaşamayı dayatan vb. tutum ve davranışlardan arındırıp, yeni paradigmanın özüne denk yapılandırmamız gerekmektedir. Yeni paradigma karşısında kişiliğimizi komple ele almadığımız sürece, örgütlü gücümüzü açığa çıkaramayız. Dolayısıyla kimlik arayışlarımızın oluşum sürecini de sağlıklı geliştiremeyiz. Kendimizdeki liberal duruşları aşarak güçlü eleştiri ve özeleştiriyle cins mücadelemizi birincil planda tutmak, gündemleştirmek ve onu her an, her saat hissederek yaşamak oldukça önemli. Kendi kimlik sorunumuzu ikinci, üçüncü planda tutarak “sürecin, genel hareketin gereklilikleri” gibi yaklaşımlarla sorunu öncelikler arasında ele almamak, bizler açısından tarihi bir hata olur. Çünkü sorun biyolojik bir sorun olmaktan çok sosyal, siyasal bir sorundur. Dolaysıyla geliştirmek istediğimiz Demokratik-Ekolojik-Cinsiyet devriminin de özüdür, teminatıdır. Konuya dar yaklaşmak bizlere kaybettirdiği kadar, genel özgürlük mücadelemize de kaybettirecektir. Kadın yoldaşlar olarak bu konuda yaşadığımız zayıflıkları aşmak ve her ne olursa olsun önümüze çıkarılan engelleri gidermek ve bunun sorumluluğu ve bilinciyle yaşamak bizim için hayati öneme sahiptir. Dünya devrimler tarihinde kadının mücadele içerisinde yaşadığı bu yönlü zayıflıklar kadın açısından çok ciddi kayıpları da beraberinde getirmiştir. Bu tarih bilincimizi bir an olsun unutmadan, cins mücadelesini geliştirip yetkinleştirmemiz gerekmektedir. Sonuç olarak başta da belirttiğim gibi kadının kimlik sorunu tamamlanmamış bir oluşum halindedir. Önemli olan bu konudaki arayışlarımızı ve mücadelemizi kesintisiz sürdürebilmektir. Kendimize doğru anlam verebilmek kadar, yaşamı daha özgür yaşanır kılarak daha özgün, daha eşit paylaşılır bir dünya yaratabiliriz. Yağmur Erdem
__________________ İsyan kölenin soyluluğudur ! Behey kurre kere, bu millet dilini istemiyorsa, dağa futbol oynamaya mı çıkıyor ! MoRDaĞLaR.. [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| kadin, kadın, kimlik, sorunu |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kapıtalızm ve kadın sorunu | ibrahimo | Kadına Dair | 1 | 06-30-2009 00:12 |
| Sosyalizm ve kadın sorunu | dev_kom | Kadına Dair | 0 | 06-27-2009 15:07 |
| Kimlik - Kimlik Nedir - Kimlik Hakkında | Mesaj-Mehmet | Sözlük | 0 | 05-16-2009 21:25 |
| TKİP:kadın sorunu ve devrimci mücadele emekçi kadın | BARİKAT | Diğer Hareketler | 0 | 11-27-2008 18:22 |
| Kadın sorunu ve kadın çalışmasının esasları | Rozerin | Kadına Dair | 0 | 09-02-2008 03:11 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 16:15 .