![]() |
| |||||||
| Kadına Dair Mücadele de Kadının Yeri ve Kadın Hareketleri |
![]() |
| | LinkBack | Konu Araçları | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 2.155
Thanks: 50
Thanked 27 Times in 21 Posts
Tecrübe Puanı: 4 ![]() | İnsan niye fotoğraf çektirir? Kendisi için, sevdikleri için… Her fotoğraftan dünü, bugünü ve geleceğiyle bir hayat akar size doğru. Sanıldığının aksine anın dondurulmuş bir karesi değildir, illa ki bir anlatısı vardır ve dinlemelisiniz onu. Eva Haule’nin “Tutsak kadın portreleri” adıyla Karşı Sanat Galerisi‘nde açılan fotoğraf sergisi onunla ve fotoğrafını çektiği kadınlarla tanışmak, söyleyeceklerini dinlemek için gelecek olanları bekledi 19 gün boyunca. İnternete belli bir beğeni ile yansıtılmış fotoğrafları görmeyi reddederek, bir kadın ve halihazırda ömrünün dörtte birini cezaevinde geçirmiş eski bir devrimci tutsak olarak duvarları aşıp gelen bu direnişin bir parçası olmak için firari kadınların fotoğraf sergisine gittim. Ama önce tutsaklığım zamanında hafızamın benim için çektiği tutsak kadın fotoğrafları canlandı gözlerimin önünde bir bir ve sonra ben olsam nasıl bir fotoğraf çektirirdim diye düşündüm. Bu soruya bir türlü yanıt veremedim, kendi fotoğrafımı çekemedim. Anladım ki geçmişi ve geleceğiyle birlikte içinde yaşanılan an rengini, ışığını, gölgesini veriyordu fotoğrafa. Ve ben şimdi dışardaydım. Onlara ulaşabilecek, fotoğraflarıyla anlatmak istediklerini anlayabilecek miyim kaygısıyla girdim içeri. Ve daha girer girmez hemen arkadan bebek arabasıyla gelen bir çiftin bir kaç fotoğraftan sonra diğerlerine bakmaksızın gerisin geri çıkıp gittiklerini gördüm. Ne görmeyi bekliyorlardı bilmiyorum, ama çıplaklığın vurucu gücüyle böylesine açıktan karşı karşıya gelmek pek hoşlarına gitmemişti anlaşılan. Görünen neydi? İlk göze çarpan doğal giysileri içindeki kadınların her türden kapatılmaya karşı “ben varım” diyen fotoğraflarıydı. Gözleri ve en çok da bedenleriyle konuşuyorlardı. Çocuksu, hülyalı, hüzünlü, tutkulu, muzip, şen-şakrak, isyankar, güçlü, gösteren, anlatan, soran, dayatan, sevecen, inatçı, şişman, zayıf, hasta, beyaz, siyah, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Latindiler. Hem doğaldılar ama hem de vitrine çıkarılmış kadın imajıyla boyalıydılar, duruşlarının bir yanı meydan okuyuş olsa da piyasadaki kadın imajının pençesine düştükleri için bir parça tutsaktılar. Bir de söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama güzeldiler çünkü zaten kadındılar. Almanya‘da bulunan en üst derecede güvenliği sağlanmış bir cezaevinde (Preungesheim) RAF’lı (Kızıl Ordu Fraksiyonu - Rote Armee Fraktion) bir siyasi tutsağın, Eva’nın çektiği fotoğraf kareleriyle bize ulaşan Annika’nın, Joanne’nin, Çiğdem‘in, Tasi‘nin, Lisa’nın, Manu‘nun, Yamile‘nin, Alex’in… sesleri yoktu. Ama eğer olsaydı Günnaz‘ın, Serpil‘in, Sakine‘nin Ayşe’nin, Emet‘in… anlattıklarından daha farklı şeyler anlatmayacaklardı bize. Onları adlilerle siyasilerin birlikte kaldığı, kadın koğuşlarının ise aynı havalandırmaya açıldığı bir taşra cezaevinde tanımıştım. Yüksek Güvenlikli Cezaevi, F tipleri, D tipleri, hücre değil oda, Avrupa standardında cezaevi… diye diye Almanya’dan, Amerika’dan ihraç edilen bu cezaevi modelinin pazarlanıp, cezaevlerine yapılan ve yapılacak olan kanlı-kansız operasyonlarla geçiş sürecinin örüldüğü günlerdi. Ve o günlerden geriye onların tanıklığı bizimse gönül borcumuz kaldı. Korkusuzca yanımızda kalmak istemeleri, sel olup akan gözyaşları, hiçbir şey yapamayacağını anlayınca bileziklerini sunuşları, bizi bir türlü bırakıp gidemeyişleri, asker postallarına terkedemeyişleri, herşey olup bittikten sonra dayak yemeyi göze alarak kapatıldıkları yerde sesleriyle bizi arayışları… Sesler karışıyor şimdi birbirine cismini buluyor. Nastasja‘da Sakine‘nin o hemen yaralanıverecekmiş gibi duran hülyalı ruhu, Manu‘nun tıpkı Serpil gibi kendini kaba güçle ifade edişi, Yamile‘ninse Ayşe gibi teklifsiz fettan muziplikleri… Eroinin ihtiyaç haline dönüşüp dövmeyle vücuda işlendiği, kesik atılmış yaralı kollar, darbeyle travma geçirmiş, uyuşturucu ve hastalığın tükettiği bedenler gizlenme gereği duymaksızın kendilerini anlatmak için karşımızdaydılar. Onlar Eva’nın dostlarıydı ama biz de tanıyorduk, yabancımız değildi hiçbiri. Kesilip biçilmiş kollarıyla Serpil, uyuşturucudan pelteleşmiş vücüduyla Sakine… herbiri karşımızda duruyor ve kah büyük bir acı içinde kah öfkeyle anlatıyorlardı; nasıl gaspçı olduklarını, babalarını, kocalarını nasıl, neden öldürdüklerini, sokakları, kendilerinden çalınan bebeklerini, durmaksızın arayışlarını, racon gereği üstlendikleri suçları, …kısaca yaşam kavgalarını. Eva 21 kadının fotoğrafını çekti. Ve o fotoğraflarda kilit altına alınarak kapatılmış, dışlanarak yok sayılmış, aşağılanmış kadının ezik, solgun fotoğraflarını göreceklerini sananlar fena halde yanıldı. Boşa geçirilmiş bir yaşamın çileli kalıntıları olarak değil, toplum adına üstlendikleri tüm suçların damgalanmış yüzleri olarak da değil; kendi adları, yüzleri, bedenleri ile karşıladılar bizi. Gözlerinde, bedenlerinde ve biraz daha derine bakmayı başarırsanız eğer ruhlarında, insanı cenderesine alıp posasını çıkaran bir toplumsal sistemin birbiri peşisıra inen darbelerini göreceksiniz. Ve onlar Eva’nın dediği gibi yaşadıkları tüm zorluklara karşı-sokakta yaşamak, şiddete maruz kalmak, hastalık, yoksulluk, çocuklarından ayrı kalmak- yıkılmamış ve sinmemişlerdi. Kendi yaşamlarına sahip çıkacak kadar güçlü, onurlu ve yapabildiklerince kendi yollarında yürümeye devam edeceklerdi. Şimdi nerdedirler bilemiyorum ama sokaklarda dalgalanan saçlarıyla, boynu biraz yana bükülmüşçesine yürüdüğünü görür gibiyim Sakine’nin… Bebeğini bulabilmiş midir acaba? İçerde ve dışarda, yavaş ve hızlı, uzak ve yakın, dost ve düşman, unutarak ve hatırlayarak… her gün yenilenerek ve illaki direnerek sürüyor yaşam. Bir sergi salonunun duvarında kısa bir süreliğine asılı gördüğümüz bu fotoğraflar şöyle bir baktıktan sonra kolayca arkada bırakıp gideceğimiz, unutacağımız, görüntüden ibaret değildi. Görünür olmasa da fotoğrafı çekenin ve fotoğrafı çekilenlerin tutsaklığı, beton duvarların, demir parmaklıkların, hücrelerin renksiz gölgesini düşürmüştü üstlerine. Ve yok edilmek istenen duyguları, düşünceleri, hayalleri ile birlikte karşı duruyorlardı tutsaklığa. Eva Haule “ortak bir direnişti” bizimkisi diyor, sergi düşüncesinin nasıl gerçekleştiğini anlatırken. “Her şeyden önce, kendileri, aileleri ve dostları için istiyorlardı fotoğrafları. Ve bir de benim için, bir sergi yapayım diye. Her zaman dile getirdim: Burada yaptığım şey, beni buradan dışarı çıkarmalı. Doğal olarak, bu hedef doğrultusunda destekliyorlardı beni.” Eva “sessiz ölüm”lerin içinden müebbet tutsaklığının 20 yılını geride bırakarak çıkıp geldi bugüne, bize. 50 yaşında bugün, fakat biz kendimizden de biliyoruz ki her tutsak cezaevine girdiği yaştadır. 29 yaşında girdiği cezaevinde ilk üç yılını yoldaşı Ulrike Meinhof‘un öldürüldüğü cezaevinde (Stammheim Cezaevi) tecritte geçirmiş, açlık grevi sonrası şu an bulunduğu cezaevine getirilmiş Eva. Bir tutuklu olarak yaklaşımını, “içsel özgürlüğü ve canlılığı cezaevinde de olsa koruyabilmek için üretici olmak mutlak bir zorunluluktur” diyerek açıklıyor. Yoldaşı Ulrike Meinhof, “sessizlikte batmamaya çalışan bir Japon balığı gibi çekingenim” diyordu “beni yok edemeyeceksiniz” diye bağırırken ölümsüzleştiği ölüm hücrelerinden. O hücreler ki dün ve bugün, Almanya’da olduğu gibi Türkiye’de de, ölümün olduğu kadar direnmenin de adı. Eva’nın fotoğraf sergisiyle asla unutulmayacak, toplumsal belleğe kazınmış on yıllara yayılmış bir yaşanmışlıklar toplamı dile gelirken, aynı zamanda katledenlerin birbirinin izinden giden adımlarını görüyoruz. Direnenlerin de ulus ve sınır tanımayan ortaklığını! Bugün hücrelerin sessiz yalnızlığına hapsedilmek istenen tutsakların direnişleri karşısında zorla F tipi cezaevlerini kabul ettirmeye çalışan burjuvaziye inat tüm devrimci tutsaklar adına üretiyor Eva. İstanbul’da geçtiğimiz hafta, fotoğraf çeken ve bunu bir direnme eylemi olarak çoğaltan bir siyasi tutsağın sergisini gezdim. F tiplerinde sayısız yasak, keyfi ceza ve en ağır yaşam koşulları altında bugün bir kasabın nezaketiyle yürütülen beyaz teröre karşı devrimci tutsakların sesi olan bir kadının-Eva’nın sergisiydi bu. Hücreleri parçalayan direnişin sesine kulak verdim bir kez daha doyasıya, zihnimde bizlerle beraber devrimci yaşama tanık olmuş nice adli tutsakla. Sonsözü Eva’ya bırakalım: “Hapishanede onurlu bir şekilde yaşamak ancak direniş ve dayanışma sayesinde mümkündür. Bu resimler böyle ortaya çıktı ve bunu anlatıyorlar. Bugün resimlerimi Türkiye hapishanelerindeki tecrite karşı direnenlere armağan etmek istiyorum.”
__________________ İsyan kölenin soyluluğudur ! Behey kurre kere, bu millet dilini istemiyorsa, dağa futbol oynamaya mı çıkıyor ! MoRDaĞLaR.. [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| firari, kadın, portreleri |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kadın - Kadın Nedir - Kadın Hakkında | Mesaj-Mehmet | Sözlük | 0 | 05-16-2009 21:37 |
| Kürdistan'da bir yılda 117 kadın öldürüldü, 303 kadın kendini yaktı | EWİNDARE | Kadın Haberleri | 0 | 02-08-2009 20:24 |
| Kadın Koalisyonu'ndan kadın adaylara destek verilmesi çağrısı | EWİNDARE | Kadın Haberleri | 0 | 12-11-2008 11:54 |
| TKİP:kadın sorunu ve devrimci mücadele emekçi kadın | sendebur | Diğer Hareketler | 0 | 11-27-2008 18:22 |
| Kadın sorunu ve kadın çalışmasının esasları | Rozerin | Kadına Dair | 0 | 09-02-2008 03:11 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 05:35 .