![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007 Bulunduğu yer: Yerel Disk(C:)
Mesajlar: 2.441
Thanks: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Ortam Toprak nedir? Birçok bitkinin oradan yaşam bulduğu madde. Toprağın hangi çeşidini seversin? Ham toprak, çünkü daha önce bitki üretimi olmadığı için besin açısından zengindir. Bu toprak daha fazla ürün verir. Ham olması, sürülmemiş olması, zayıf yanı da değil mi? Yabani bitkiler topraktaki besini tüketmiyorlar mı? Bir yanı böyle ama yabani otlar ayıklandığında verim iyi olur. Sizin orada toprak nasıl ekime hazırlanır? Önce sürülüyor, nadasa bırakılıyor, topak kalmayacak şekilde tapanlanıyor. Ekimden önce yabani otlar çıkmışsa temizleniyor. Yani toprak havalandırılıyor, oksijeni, suyu alması sağlanıyor. Yabani otlar ayıklanıyor, iyi bir ürün elde etmek için tavına getiriliyor. Peki bize buradaki fiziki mekanı tarif eder misin? Duvarlar var, ranzalar, yemek masaları, TV, pankartlar, mutfak araçları, sandalye vb. Sence bu masalar 8 kişilik değil de 4 kişilik olsa ortamı nasıl etkiler? 8 kişi dörderli iki gruba bölünür. Bize bir kahvehanenin fiziki mekanı ve atmosferini anlatır mısın? Masa ve sandalyeler, çay ocağı, gelecek insanların vakit öldürmesi için kağıt, okey vb. var. Orada boş vakit öldüren kendini deşarj etmeye yönelen insanlar var. Mesela kahveye tertemiz bir adam gitmeye başlasa ne olur? Kirlenir, çıkar. Maça gittiniz mi, TV’den maç izlemekle statta maç zlemek arasında nasıl fark var? Bizzat işin içindesin. Kavga olmuştu, sen de içinde yer alıyorsun. Heyecanı farklı. Bunu ne oluşturuyor. Farklı bir atmosfer, iddia, kazanan-kaybeden iddiası, sloganlar, marşlar, futbolcular, vb ile ortamın özel bir gerilimi var. Eğlence yerlerinde mesela ışık var, müzik var, içki var vb. toplamı farklı bir atmosfer yaratıyor. Amerika’da bir deney yapmışlar. İçkideki alkol oranını yüzde 70 azaltmışlar, bar atmosferinde insanlar yine aynı miktardaki içkiyle sarhoş olmuşlar. Bir yoldaşın sorusu var. Bu tür durumlarda sistematik düşünmek istiyorsanız, yapacağınız konuyu tarif etmek, kavramlaştırmaktır. Mesela ortam nedir sorusuna cevap vermeniz gerekir. Ortam dendiğinde neleri kastettiğiniz, neleri kapsadığı, kafanızda oluşmalı. Örneğin toplumsal ortam deriz. Ortamın sessiz, sakin olduğu ya da çok gergin olduğu anlar vardır. Toplumsal ortam derken, bunu meydana getiren ilişkilerin tümünü kastediyoruz demektir. Fiziki mekan deyince gördüğünüzü söylersiniz, ama tahlilde akıl yürütmeye başlarsınız. Değişik unsurların ilişkilerini, durum ve oluşlarının mekana kazandırdığı anlamı çözümlersiniz. Örneğin şu kürsünün olması, ortama bir akademi havası veriyor dersiniz. Mesela masaların 8’li olması, insanların daha yakın ilişkide olmasını ifade eder, çoğaltılmış ilişki biçimine zorlandığını söylersiniz. Kahvehanenin fiziki mekanı deyince, duvarlarda kadın ya da Atatürk resmi vb. vardır. Genel olarak sigara dumanı ve su buharı nedeniyle duvarlar sararmıştır. Ağır bir havası vardır, oksijen azdır. Ter kokusu vardır. Masalar sıkıştırılmış vaziyette yan yanadır, çünkü kahvehane sahibi daha çok müşteri ister. Her kafadan bir ses çıkar, hiçbir masada düzenli bir konu yoktur. Takılma, küfürleşme vb. vardır. Böyle bir ortama gelen temiz biri başlangıçta büyük bir yabancılık yaşar. Ama bu adam sık sık oraya gelir giderse, yavaş yavaş ortama uyum sağlar. Oradakilerden biri olup çıkar. Oyun oynamaya, küfretmeye, lümpen takılmaya başlar. Mesela şubeyi hepiniz gördünüz. Orada polislerin üslubu, ilişkileri vb. toplumun her tarafından ayrı bir ruh hali, ortamı vardır. Oraya tertemiz bir halk evladı koyun, belli bir süre içinde onu eritir, dönüşüme uğratır, ortamın bir parçası yapar. Çünkü a) tek başına bireyin gücü o ortamı değiştirmeye yetmez. b) O ortamın içinde eski nitelik, beceri vb. özelliklerini koruyamaz. Bir direnç gösterse, bazı özelliklerini korusa dahi birçok özelliğini kaybeder. Başta itiraz eder ama 2-3 ay içinde ortamın jargonunu, kültürünü benimser. Sistem onu yutmaya, emmeye, dönüştürmeye başlar. Sonuç olarak, onu oluşturan unsurların bütününü karşılıklı etki ilişkisini kapsar, ortam denilen şey. Burada ortamı meydana getiren hem fiziki hem insansal, düşünsel, moral, psikolojik vb. etkilerin toplamıdır. Bu şekilsiz bir toplam değildir. Karşılıklı etki ilişkisinin ortaya çıkardığı bir sonuç vardır. Bu özgün bir durum meydana getirir. Şubenin bina yapısı, kullanılan araçlar, alt-üst ilişkileri vb. bir özgünlük oluşturur. Ya da okulun yapısı, araçları vb. başka bir özgünlüktür. Genel kavramın yanı sıra özgül durumu kavrayacak somutluk gerekir. Bunlar, teorik bilgi değildir. Çözümleme araçlarınızı, yeteneklerinizi kullanabilirsiniz, analiz yapabilirsiniz ve bunu yaparken kafanızda öğütürsünüz. Yani olumlar, kabul eder ya da eleştirir, red ve mahküm edersiniz. Birinci sorumuz şu; devrimci ortam denilence ne anlıyoruz, unsurları nelerdir? Devrimci ortam, ortamı oluşturan bireylerin ilişkilerinin toplamıdır. Bireylerin devrimci duygu ve düşüncelerinin yansımasıdır. Her ortam farklıdır. Farklı özellikleri vardır. Mesela buradaki yoldaşlar semtlerden değil de üniversitelerden gelmiş olsaydı, ortam farklı olacaktı. Ya da sen olmasaydın, ortam daha farklı olacaktır. Yani tek tek bireylerin ortan üzerinde olumlu ya da olumsuz katkıları vardır. Şu bireylerin ortam üzerinde hiç etkisi yoktur diye bir şey olamaz. Olumlu ya da olumsuz mutlak anlamda ortama etkisi olur. Bir bölümü nesnel unsurlardır. Cezaevidir ama cezaevinde bile çırılçıplak bir koğuş olur, kitap, TV, gazete yoktur, o zaman başka bir ortam oyur. Yani fiziki mekan vardır. Parti açısından tüzük, program nesnel unsurlardır. Devrimci ortamı etkileyen, belirleyen bir etken ve güvencedir. Kongreler, program vb. de partinin devrimci ortamının parçalarıdır. Keza yoldaşlar arasındaki ilişkiler vardır. Yani devrimci ortam çok kompleks bir yapıdır. Yaşamın bütün unsurları devrimci ortamın içinde sürekli etkide bulunurlar. Örneğin TV ortamımızı bir biçimde etkiler. Evet, ilişkili insanlar topluluğu ama TV olumlu ya da olumsuz etkiler. Başka araçlar da böyledir. Etkisinin yönü, bu araçlar, unsurlar üzerindeki denetimin kullanılan nasıl olacağına, olduğuna bağlıdır. Bizim ortamımız diyoruz ama sadece bize bağlı değildir. Bizim dışımızdaki irade de ortamımızda etkilidir. Cezaevinde düşmanın iradesi, dışarıda fabrikadaysanız bir dizi zorlayıcı etkenler, burjuva ideoloji, toplumun bir dizi yönleri vb. ortamımızı doğrudan etkileyen unsurlardır. Sonuç olarak devrimci ortam, kompleks ve dinamik bir yapıdır. Dinamiktir, yani değişmez, durgun, hareketsiz değildir. Devrimci ortamı belirleyen hukuki ve moral yönler var. Bir ulusta vergi, askerlik vb. partide tüzük, kurallar hukuki yönlerdir. Tüzüğe uyacaksınız. Ahlaki yöne gelince yaratılan değerler önemlidir. Bir zaaf işlendiğinde kişi, hem hukuki hem ahlaki olarak yargılanır. Değerlerimiz bakımından eleştirilir, bir suç varsa tüzük bakımından eleştirilir. Saf arındırılmış devrimci ortam mümkün müdür? Değildir. Hangi düzeyde ve nerede olursa olsun, o düzeye ve alana göre bazı sorunlar çıkar. Eğer yabancı unsurlardan arındırılmış ortam mümkün değilse, o zaman devrimci ortamı nasıl tarif edersiniz? Eğer saf olsaydı, karşıtı olmazdı. Örneğin karşıdevrimler yaşanıyor. Yabancı unsurlar olmasaydı bunlar olmazdı. Emperyalizmin, kapitalizmin var olduğu, egemen olduğu bir dünyada tartışıyoruz. Şu anlama geliyor; devrimcilerin ortamı dışarıdan etkilenebiliyor, etkilenmenin yanı sıra dışarıdan taşınmış unsurlar olabiliyor. Bu koşullarda devrimci ortamı nasıl tarif edebiliriz? Kurmak istediğimiz ortam kendiliğinden bir şey değildir. Var olan değişik ortamlara karşı eylemsel bir topluluk oluşturuluyor. Kültürel, ruhsal birliktelik yakalamaya çalışılıyor. Toplumda kapitalizmin kültürü hakim. Biz bu toplumu değiştirmeye çalışıyoruz. Toplumun kapitalist düzen ve yaşamın yozluğu, kiriyle ilişkileniyoruz; sadece biz onları değil, onlar da bizi etkiliyor. Her iki ortamın mücadelesinin sürekliliği söz konusu. Devrimci ortam ilk anda bir kopuş, yeni bir şey olarak kuruluyor. Ama düzenin bütün etkilerinden arındırılmış değil. Yeni duygular, ilişkiler, yaşam kuruluyor. Eğer devrimciliği korumak gitgide arındırılmak isteniyorsa, ortam sürekli sosyalist devrimci iddialarına, amaçlarına uygun bir yaşam, yönelik ve mücadele olmalıdır. Eleştiri- özeleştiri sistematik, sürekli ve gerçekten devrimci (Dönüştürücü) olmalıdır. Yeni ilişkiler, duygular geliştirilecek, kendini sorgulama sürece içinde bir gelişim içinde olabilir. Sürekli bir mücadele olmazsa düzenin ideolojik bombardımanından, kirinden, pisliğinden etkileniriz. Devrimci ortam aktiftir. Verili ilişkiler sistematiğinin dışına çıkmaya çalışan, onu dağıtıp kıran, yenisini kurmaya çalışan topluluklarının ilişki ve yaşam sistematiğidir. Devrimcilik anlamını kazandıran, devrimci olamayanla sürekli savaşım halinde olması, inkar edip dışlamasıdır. Saf ortam hiçbirkoşulda olmaz. Savaş halidir, geçici yenilgi ya da zaferler olur. Ama savaş hali süreklidir. Tarihimizden sürekli bir mücadele çıkıyor. Eğer karşıdevrimin yabancı unsurların; a) dışardan etki yapması- TV, abluka, ideolojik, siyasi, baskı vb.-b)İçeriden etki-tek tek bireyler üzerindeki etkilenenler yabancı kalıntılardır. Bu iki boyuttaki etkenlerin kaçınılmazlığı devrimci ortamı kirletir. O zaman devrimci ortamın saf arındırılmış olmadığını söylemiş oluruz. Sonuç olarak devrimci ilişki değer ve normların, kültürel ve ruhi şekillenişin, ilişki tarzlarının egemen olduğu, yönetici ve belirleyici olduğu bir durumu tarif ediyoruz. Burada mutlaklık yok. Sürükleyici egemen dediğimizde, tersinden, egemen belirleyici olmasa da yabancı unsurların olduğunu söylemiş oluruz. Yani çelişki tarifte var. Dinamik bir durum var. Bir tarif yapıldıktan sonra nasıl devrimci ortam süreklileştirilebilir, yabancı unsurlar, etki ve kalıntılara karşı mücadele edebilir aşaması gelir. Burada tarifler, kavramlar bizi yönlerdirir, yön veren araçlardır. Açıklığın devrimci bir ortamın geliştirilmesinde rolü nedir? Parti açısından ve birey açısından düşünebiliriz. Parti açısından açıklık ve güvenin olmadığı yerde devrimci ortamı düşünmek zordur. Devrimci harekette örnekleri vardır. Birtakım şeyler gizlenmiştir. Ama daha sonra iç yaşamda çürümeler meydana gelmiştir. Somut bir örnek verirsek; TİKB ‘94 operasyonunda somutlaşan ve starejik bir anlam taşıyan yenilgisini geri plana atmış, şubedeki başarısını öne çıkarmıştır. Orada bir yenilgi vardır ama yenilgisini gizlemiş, açıklık söz konusu değildir. Hatta yenilgiyi gizlemek için örgüte güvenlik amaçlı bilgilendirme yapmayacak denli sorumsuzdur. Geçici, anlık çıkarlara gerçekler ve gelecek feda edilmiştir. Bu deneyden kalkarak örgütün devrimci eğitimi yapılmamıştır. ‘80 sürecinde Devrimci Sol’un aldığı yenilgi var. Ama yenilgisini geniş kitlesinden gizlemiştir, belirli sınırlar içerisinde tutmuştur. Bu daha sonra geniş kitleler açısından bir güvensizlik nedenidir, kaynağıdır. Devrimci bir parti kendi tabanında ve kitleler içinde bir güven sağlayamazsa, kitleleri örgütlemesi çok zordur. Belki geçici olarak o kitleyi çevresinde tutabilir, ama zamana o kitle içinde küçükten başlayarak dev güvensizlikler gelişebilir. Açıklık olmadan hiçbir devrimci parti kendi saflarında devrimci güven yaratamaz. Kendi kitlesine, kadrolarına açık olmak ve onların partiye açık olmasını sağlama, güvenin temelidir. Ancak açıklık ve güven olduğu takdirde devrimci ortamdan söz edilebilir. Açıklık olmadan ister birey, ister kolektifin zaaflarına kusurlarına, çürüyen yanlarına karşı devrimci dönüştürücü bir mücadele yürütmek olanaksızdır. Açıklık olmadan iç zaafların tedavisi de söz konusu olamaz. İç zaaflarını kendi başına aşamayan bir insan, kolektifinn yardımıyla aşacaktır. Açıklık ve güven olmazsa, ortamı kirleten zaafın nereden kaynaklandığını bildirmezse yoldaşları ve parti bunu bilemeyebilir. Görünmeyen yanları anlama zordur, belki bazı şeyleri tahmin edebilirler, sezebilirler fakat tam olarak ortaya koyamayabilirler. Her şeyden önce tedavi yönteminde en sağlıklı ve en kısa yolun tutulabilmesinin ilk adımı teşhisinin doğruluğu olacaktır. Görünmeyen bir şeyle mücadele etmek karanlıkta yürümeye benzer. Partimiz açısından düşündüğümüzde böyle bir tarz vardır. Açıklık, devrimci partiler için ön açıcıdır. Zaaflarını görme, pratiğini eylemini daha da güçlendirecektir. Bireyler açısından da böyledir. Eğer açıklık olmazsa çürümeler görülmez ve zamanla bu çürümeler birike birike en kötü biçime ve düzeye gider. Güvensizliğin panzehiri açıklıktır. Güvensizliğin olduğu yerde kolektifin birliği dağılır. Hareket kabiliyeti sınırlanır, kuşkuculuk gelişir, devrimci enerji körelmeye başlar. Çürümenin uç verdiği yer orasıdır, hareketi baltalar. Açıklık güvensizliğini kuşkunun panzehiridir. Dezenfekte eder. Devrimci ortam moral değerlerin işleyişe dair normların ve devrimci hukukun oluşturduğu partiyi içten kuşatan atmosfer ve ilişkiler sistematiğidir. Devrimci ortamda samimiyet, dürüstlük, özveri paylaşım vardır. Bunlar, devrimci ortamın temel yasalarıdır. Açıklık olmazsa birbiriyle sıkısıkıya bağlı bu temel halkalar tahrip olur, devrimci ortam tahrip olur. Açıklık kendi başına işlenecebilecek bir konu. Bir noktadan baktığımızda şöyle görünüyor; açıklık güvenin koşulu. Ama güven olmayan bir ortamda açıklık inşa edemezsiniz. Karşılıklı bir ilişkisi vardır. Açık olmayan durumları incelerseniz, ister kolektifin bireylere açık olmadığı durumlarda ister bireylerin bireylere veya bireylerin kolektife karşı açık olmadığı durumlarda çoğunlukla, hatta genellikle korkunun açığa çıkardığını görürsünüz. Örneğin, bireyler anlaşılacağından vb. emin değillerse böyle bir durumun özgüven zaafı kırılması ve kapalı davranışlar geticeğini görebiliriz. Dolayısıyla burada açıklığın koşulu olarak ortaya çıkıyor güven. Ortamın güven vermesi lazım. Örneğin şöyle düşünülmesinin sağlanması gerekir: Bu kolektif beni anlar, yoldaşlar beni anlar, yoldaşlar bana yardımcı olur, parti bana yardımcı olur, partinin tutarlı bir adalet görüş açısı vardır, haksızlık yapmaz. Gerçeği bulmaya çalışır. Bütün bu düşünce ve duygular nasıl olmalıdır. Kişilerin açık davranmasının koşulları öyle yaratılır. Ama diyeceksiniz ki, bu koşulların eksik olduğu yerde korkmayan, yine de açık davranan bireyler çıkmaz mı? Çıkabilir. Bu, ortalama bireyden daha ileri devrimci bir duruşu ifade eder. Bu tür bireyler de tabii ki çıkar. Ama genel itibariyle baktığımızda zaman, eğer açıklık yoksa güven olamaz. Çünkü açıklığın olmadığı yerde kuşku vardır, şüphe vardır, spekülasyon vardır, tahmin vardır, sis, karanlık ve bilinmezlikler vardır. Bunlar, şüphesiz ki çok genel kaygı ve korkuları, güven kırılmasını getirecektir. Eğer kolektif bireye kendisi ile ilgili düşüncelerini eleştiri ve değerlendirmelerini açıkça söylemiyorsa, bir kuşku vardır. Acaba benimle ilgili ne düşünüyor, nasıl değerlendiriyorlar, bütün beni nasıl görüyor, nereye koyuyor, benimle ilgili görüş açısı nedir, benim geleceğime nasıl bakıyorlar vb. sorular endişe ve şüphe yaratır bu aynı zamanda kolektifin beyninde ve duygularında bir şüphe olarak da kalacaktır. Her şüphe gibi güven kırılmasını, ihtiyatı, mesafeyi getirecektir. Kendini dolu dolu çalışmaya veremeyecek, partisiyle özdeşleşip sıkı sıkıya sarılamayacaktır. Açıklığın zaafa uğradığı durumda da güvenin zaafa uğradığı durumda da, bunlar devrimci ortamı bozar, dejenere eder, zaafa uğratır, dağılmayı, çözülmeyi, mesafenin büyümesini beraberinde getirir. Devrimci birlik zaafa uğramaya başlar ve yaygın olarak kolektifin iç yapısında, devrimci ortamda çözülme ve gevşemeyi devrimci direnç ve kararlılık kaybını, dolayısıyla devrimci eylem gücü kaybını getirir. Bireylerin ya da kolektifin sosyalist demokrasi görüş açısının ve uygulamasının gelişmiş olmamasının devrimci ortamın korunması ve geliştirilmesinde önemi nedir? Demokrasiyi, hem bireyle kolektif hem de bireyler arasındaki ilişkiyi düzenleyen, ona şekil veren, ona anlam katan ilişki ve işleyiş biçimi olarak ele alırsak geriliği, bozukluğu, sayısız sorunu ortaya çıkarır. Demokrasi ortamın özelliğini, yapısını, belirleyen bir etkendir. Eğer ortam demokratikse burada karşılıklı açıklık ve güven vardır ya da kurulabilir. Devrimi güvenden ve açıklıktan yoksun bir iç demokrasi de zayıf ve gelişmemiştir. Böylesi bir durumda bireylerin kolektife rahatça güven içinde açılması, bütün enerjisiyle katkıda bulunması olanaksızdır. Demokratik ortam, kişinin beceri ve yeteneklerinin açığa çıkmasına ve kullanmasına fırsat yaratır. Demokratik olmayan ortamda bireyler kendi durumlarını saklarlar ve kendi içinde devrimci olmayan, kolektif yapıya ters düşen, kapalı, ilkesiz gruplaşmalar, hizipleşmeler döllenir. Kişinin yönetime katılmasını da sağlıyor demokratik ortam. Ortam ne kadar demokratikse kişi kendini o kadar açma ve yönetme, yeteneklerinin bilgisini geliştirme olanağı bulur. Bu da yönetimi güçlendirir. Kolektif yapıda kolektif düşünceyi oluşturan tek tek bireyler, kadrolardır. Bunlar demokratik ortamdan yararlanarak fikirlerini yapıya sunarlar, önerirler, itiraz eder, eleştirir ve tartışırlar. Böylece kolektif fikirler oluşur. Oysa, demokrasinin işlemediği, bulunmadığı koşullarda, bürokratik baskıcı yönetim tarzlara egemen olur. Düşüncelerin sınırlandığı bir zemin oluşur. Bu, bireylerin gelişimimin önünde engel olur. Ne kolektife ne bireye yararı vardır. Demokrasinin bulunmadığı ortamlar yönetenlerin keyfiliğine yol açar. Hatta keyfilik egemen olur. Devrimci ortamda yönetilenler ve yönetenler vardır. Fakat, yönetilenlerin de belirli hakları vardır. Kendi düşüncelerini açıklamak, eleştirmek onların en temel hakkıdır. Yöneticiler gerekli koşulları yaratamıyorsa ve buna izin vermiyorsa, orada yönetcilerde bir sorun var demektir. Devrimcilikleriyle ilgili ya da farklı kaynakları olan sorunlar. Bürokratizm, kariyerizm vb. gibi hastalıklar vardır. Demokrasi, yönetilenler ve yönetenleri kapsar, fakat daha önemlisi yönetenlerle ilgili unsurlardır. Parti yaşantısında daima yönetenler belirli anlarda, durumlarda, süreçlerde yönetenlerdir. Parti MK’sı kongreye gittiğinde yönetilen hale gelir. Orada kongre yöneticidir, sonuç olarak partinin yönetici kurumlarının tümü, İK’lar yöneten bir kurumdur, ama aynı zamanda yönetilen bir kurumdur. Diğer İK’larla dolaylı ilişkileri vardır, bütün parti üyelerinin ve örgütlerinin geneli arasında dolaylı ilişki biçimleri vardır. Evet kongrede, yönetenler yönetilenler durumuna düşer. Fakat kongrenin toplanışı, örgütlenişi demokratik biçimde yürütülmezse, bunun dışına da çıkılabilir. Mesela düşünsel anlamda fikir ayrılıkları ortaya çıktığında eğer partinin yönetici kademeleri kendilerine göre karşı tarafta duranların kongreye gelişini şu veya bu biçimlerde engellerse, demokratik işleyiş bozulur. Düşünün ki, 25 devrimci aynı kurumda birlikte çalışıyor, hepsi de yönetilen. Bunlar üstelik 24 saat aynı çatı altındalar. Bunlar arasındaki ilişki açısından düşünelim. Yönetici yönetilen bölünmesinde, yöneticilerin görev ve sorumlulukları bakımından parti yaşantısına dair normları titizlikle uygulamalarının çok büyük önemi olduğu açık. Yönetilenlerin kendi aralarındaki ilişkileri çok önemli değilmiş gibi izlenim yaratacak, bir tablo ortaya çıkıyor. Oysa, örneğin yönetilenlerin görüş açılarıyla, duygularıyla, devrimci değerleri savunmalarıyla, çürümeler, karşı çıkışlarıyla yönetimde belirleyici bir unsur olduklarını, bunun da yönetenlerin hareket tablosunu, çerçevesini bir anlamda çizdiğini, belirleyici bir faktör olduğunu hesaba katmazsak eksik olur. Demokrasinin komünist parti açısından anlamı, tartışma ve eleştiri özgürlüğüdür. Eleştiri ve tartışma özgürlüğü, devrimci ortamın en önemli filtrelerinden, arındırma cihazlarından birisidir. Sürekli bir arındırma filtre sistemi gibi düşünülmelidir. Eleştiri ve tartışma özgürlüğü belirli kurallara bağlanmışsa, yasalar haline getirilmişse, bu yasaların uygulanmasının biçimleri saptanmışsa, düzenlenmişse, ondan yararlanarak her çeşit çürümeye ve bozulmaya karşı mücadele edebilirsiniz. Bu mücadeledeki haklarınız bellidir, kullanacağınız yöntemler bellidir. Bununla partide sayısız, küçük kolektif birimler içinde ortamların devrimciliğini koruyabilirsiniz. Yönetim kademelerinde ortaya çıkabilecek her çeşit çürüme, sapma devrimcilik erezyonu, gerileme vb. belirtilere karşı mücadele edebilirsiniz ve etmelisiniz. Burada tabii ki, gelişkin bir örgüt bilincinin, tüzüğe uyma, uygulama ve uygulatma bilincinin hak bilincinin parti hukuku bioluşması gerekir. Yoldaşların verdiği örnek üzerinde düşünürseniz, parti merkezi kendi fikrini kongreden güçlü çıkartmak için, bir kısım özel çabalara girişiyorsa, böyle bir durumun kendisi görüş ayrılığından daha büyük bir önem kazanır. İkinci durumda partiyi birleştiren hukuk parçalanmaktadır. Yani bütün bir adalet duygusu, bütün bir demokrasi görüş açısı demokratik işleyiş ve parti içi güven böyle bir durumda parçalanır. Böylesi durumlar, görüş ayrılıklarıyla kıyaslanmayacak kadar tehlikelidir, çok önemli teorik siyasi konularda görüş ayrılığı olabilir. Bunlar hemen ve doğrudan parçalanmaya yol açmayabilir. Ama ikinci durumda, çok büyük ihtimalle parçalanmaya, kaos ve şiddetli güven krizine ve onun sonuçlarına yol açar. Dolayısıyla böylesi durumlarda düşünce ayrılıklarından daha fazla parti hukukunu savunulması, parti hukuku için mücadele etmek özel bir anlam kazanır. Eğer parti birliğini korumak olanaklıysa, düşünce ayrılıklarını aşmak olanaklıysa, güven tekrar tesis edebilecekse, bunun bir tek yolu vardır; parti içi hukuka, tüzüğe herkesin kayıtsız koşulsuz uymasıdır. Bunu sonuna kadar savunmak, her komünistin o andaki öncelikli ve en önemli görev ve sorumluluğudur. O anda görüş ayrılıkları ikinci plana düşer. Düşünce ayrılıklarının mücadelesini verebilmeniz için, birbirinizi ikna edecek bir çabaya girişebilmeniz için önce sağlıklı bir örgütsel işleyiş gerekir. Herkesin birbirini dinlediği, sözünü söyleyebileceği, eşit haklara sahip olduğu bir hukukun işlediği ortam gerekir. Böylesi durumlarda tüzük için, tüzük normları için parti işleyişi için, hukuk için, mücadele görüş ayrılıklarından isterse bu görüş ayrılıkları en önemli teorik sorunlarda olsun daha önemlidir. Böylesi durumlarda her parti militanının, partili kafanın düşünüş tarzı ele alışı tarzı ve öncelliği böyle şekillenmelidir. Hukuku, tüzüğü, tüzük işleyişlerini, parti normlarını, parti işleyişini savunmak ve parti işleyişine helal getirenlerle, onu zaafa uğratanlarla, onu tahrip edenlerle ilkesel bir ayrım çizmek ve onlarla tüzük çerçevesinde hesaplaşmak gerekir. Böyle durumlarda tüzüğü savunanlarla ve savunmayanlar arasında keyfilik yolu kapatılmalıdır. Onlar da tüzüğe göre, parti hukukuna göre davranmak, parti içinde en sıkı biçimde durmak zorundadır. Şöyle bir örnek verebilirim: Biz 1992-93 yılırda bir dizi sorunda çok şiddetli bir görüş ayrılıklarına düştük. Türkiye’de devrimin tipi (AEDD mi geçerli, sosyalist devrim mi geçerli sorunu), parti sorunu, birlik sorunu gibi çok temel konularda görüş ayrılığına düştük. Aslında denilebilir ki, bir partide programatik, stratejik görüşlerin teorik temelleri ve tümünde bir belirsizlik, ideolojik birliğin çözüldüğü bir dönem yaşadık. Bu tartışmalar içerisinde sonuçta şöyle bir noktaya gelindi: Bu konular nasıl çözülecek? İki temel fikir belirmeye başladı. Bunlardan biri tüzüğün emrettiği yoldan yürüyerek bu sorunları çözmek, yani önce bu konuları tartışmalı, konferansı toplamalı ve tartışıp karar almalıyız. O zaman herkes şapkasını önüne koyar, kim nereye gideceğine karar verir. Diğer görüş de şöyleydi: Bu görüş ayrılıkları içerisinde tüzüğe uygun davranmak, tüzüğün emrettiği yollardan yürümek marksizme ihanet etmek olur. Bir gün bile bu görüş ayrılıklarını kamuoyundan, kitlelerden gizlemek, parti içinde tartışmak marksizme ihanettir. Böyle bir şey kabul edilmezdir. Ayrılıklar basında, herkesin önünde tartışılmalıdır. Görüş ayrılıklarına rağmen, o görüş ayrılıkları hemen ve doğrudan parçalanmayı getirmiyor olmasına rağmen, ikinci durumun yol açtığı şey; hemen ve doğrudan bir parçalanmayı gündeme getirmektedir. Bunları örgüt içinde tartışıp, kongre ve konferansta çözmek, tüzüğün emrettiği kuralları, normları ‘tanımıyorum’, ‘kabul etmiyorum’ ve ‘bunlara uymayı taahhüt etmiyorum’ demekle ne olacak, ne yapacaksın? Doğru bulduğum neyse onu yapacağım. Bu durumda iki düşünceyi savunanların, iki ayrı eğilim içinde bulunanların birlikte olması ve yürümesi ne yaparlarsa yapsınlar imkansızdır. Zaten ikinci görüşte olanlar, hızlı bir biçimde hizip faaliyeti yürüttüler ve koptular. Fakat bu örnekte önemli olan burası değil. Bütün konular üzerinde görüş ayrılıkları olan arkadaşlara birinci fikir üzerinde, yani tüzüğün emrettiği yollardan yürüyerek, örgüt içinde tartışarak, konferansa gidip sorunları çözme yanlısı olan arkadaşlar, örgütlü bir tartışma yürüttüler, görüş ayrılıklarının korunduğu koşullarda, tüzüğün kurallarına ve emirlerine uygun olarak o tartışmaları yaptılar, konferansa gittiler. Sonuçta birbirlerini ikna ettiler. Vurgulamak istediğim şu; orada onları birleştiren ve bir örgüt çatısı altında tutan bir tek temel fikir vardı: Bugün tartışmalı konularda görüş ayrılıklarımız ne olursa olsun, daha önceden konferansa örgütün özgür iradesiyle belirlenmiş normların emrettiği biçimde hareket etmeliyiz. Yoksa teorik sorunlarda, programatik, stratejik sorunlarda en azından hizipleşip ayrılanlar kadar görüş ayrılıkları vardı. O ilkesel duruş, birbirlerini anlamak, dinlemek, ikna etmek, eleştirmek ve tartışmak için bir imkan, bir ortam yarattı. Bu ve bunun gibi birçok örnek gösterilebilir, değişik örgütlerin tarihinden. Tüzük ve demokrasi, örgüt içi ortamın devrimciliğinin korunmasının en önemli temel araçları arasındadır. Dikkat ederseniz güven, açıklık, demokrasi, disiplin, tüzük, kolektivizm, eleştiri-özeleştiri, denetim gibi kavramlardan söz ediyoruz. Hepsi birlikte varolan, birbirini besleyen, güçlendiren ya da birbirini köstekleyen, olumsuzlayan, birbirini zaafa uğratan, çürüten unsurlardır. Bir partide açıklık olmayacak, güven olmayacak ama gelişkin bir demokrasi olacak. Bir partide tüzük ve hukuki işleyiş olmayacak ama gelişkin bir demokrasi olacak. Bunlar mümkün değil. Bir partide demokrasi, açıklık, güven olmayacak ama gelişkin bir eleştiri-özeleştiri tarzı olacak, mümkün değil bu. Bunların hepsi birbirini besleyen, büyüten, birbirini ileriye doğru götüren ya da geriye çeken, zaafa uğratan bir bütün meydana getirirler. Her bir parçası diğer parçalarıyla ilişki içerisindedir. Bir bütün içerisinden bütünü meydana getiren küçük bir parçayı çekip aldığımız zaman diğer hepsi, yani bütün zaafa uğrar. Birisi bozulur, hastalanırsa, imkanı yok diğerleri de bozulur, hastalanmaya başlar. Hiçbiri tecrit halde varolamaz. Ötesi, bir kısım örgütsel tedbirlerin alınması anlamına gelir. Diyelim ki merkez komitesinde bir mikrop kaynağı var, biri kariyeristtir örneğin. Varsayalım ki, siz eleştiri ve tartışma yolundan mücadele ettiniz, buna rağmen düzeltemediniz, bir mikrop kaynağı olmaya devam ediyor. Kongrede bunun merkez komitesindeki görevlerinden alınmasını sağlayarak sorunu çözmüş olacaksınız. Bu mücadeleyi en ileri düzeylere götürme imkanını size sağlayacak olan demokrasidir. Burada tabii ki bir hak bilinci gerekir. Nedir o hak bilinci? Tüzük size bir kısım haklar tanımıştır, bunu böyle yalnızca bireysel sorunlarla sınırlı görmeyin. Tüzük diyor ki, bireylerin savunması alınır, partiye soru sorma hakları vardır vb. Yani bilgi almak için mücadele edeceksin, müdahale edeceksin, kaygısını taşıyorsanız, partiye soru sorarsınız. Nasıl soru sorarsınız? Filan yerdeki operasyonla ilgili, bazı şüphelerim ve bazı rahatsızlıklarım doğdu. Ama bilgisine sahip değilim, burada bir şey ileri sürecek durumda değilim. Ne yapabilirim? Tüzük bana diyor ki, soru sorma hakkına sahipsin. O zaman partiye şu operasyonla ilgili olarak, tüzüğün bana tanıdığı hakların sınırları içerisinde bilgi ver diyebilirsin. Eğer orada müdahale etme gereksinimi duyuyorsan ya da efendim ben buradayımda işte Kayseri’den buraya gelen ziyaretçilerden görüyorum ki orada garip, anormal gelişmeler var. Pekala bir soruşturma açılmasını isteyebilirsin. Bu senin tüzüksel hakkındır. Orada şöyle şöyle şeyler olduğunu hissediyorum ve bunlara müdahale edilmesini istiyorum. Bir tüzük bilinci, tüzükteki haklar bilinci, bunların uygulanmasıyla ilgili bilinç, tabii ki burada önemli bir rol oynar. Demokrasinin kavranışında da keza öyle. Ama eğer demokrasi bir dernek demokrasisi olursa ya da örneklerini bildiğimiz gibi, bazı devrimci örgütlerin yaşantısında yozlaşmış biçimiyle, şekilsiz, aşırı bir demokrasi olursa bunun da devrimci ortamı kirleteceğini ve devrimci enerjiyi öldüreceğini görmemiz gerekir. Eleştiri ve tartışmayla, belirli bir sonuca gitme ve sonra onun uygulanması söz konusudur. Demokrasi, eğer partinin tartışma klübüne dönüşmesine, onun bir devrimci eylem partisi olduğu gerçekliğini ortadan kaldırmaya, zaafa uğratmaya hizmet ediyorsa o demokraside bir bozukluk vardır. Anarşizme sapmıştır. Demokrasinin devrimci ortamı kuran bir unsur olarak devrimci bir işlev yaptığı durumda aşırıya vardığında, amacını aştığında, kendi sınırlarını aştığında, onun ötesine geçtiğinde devrimci ortamı öldüren ve devrimci ilişkileri bozan, partinin devrimci ortamını, devrimci eylem gücünü zaafa uğratan bir hale dönüşeceğini, anarşi ve parçalanmayı getirerek karşıtına dönüşebileceğini bilmek gerekir. Demokrasinin de bir sınırı, disiplinin de bir sınırı vardır. Bunların hepsi sonuçta bir tek şeye bağlıdır, sınıf mücadelesine. Partinin devrimci ortamına ve devrimci enerjisinin ve eylem gücünün korunmasına bağlıdır. Devrimci ortam açısından denetim nasıl bir rol oynar? Denetim ve disiplin ne işe yarar? Toplumda çok çeşitli kültürlerden, sınıflardan, değişik yetişme biçimlerinden gelen insanlar vardır, bunlar örgütlü mücadeleye katılıyorlar. Her birey kendi anlayışını, sahip olduğu bir önceki kültürü az çok orada yaşatmaya devam eder. Hatta doğası gereği onu etkili kılmaya çalışır. Böylesi bir durumda giderek bireysel tarzların bir ortamı etkilediğini geri ya da ileri ittiğini, değiştirdiğini söyleyebiliriz. Ama bizim sonuçta oluşturmak istediğimiz ortak, partiye ait bir tarz vardır ve bu tarza bütün insanların, bütün bireylerin kendi becerileri, kendi yetenekleriyle katkı sunmalarını, uymalarını isteriz. Denetim bu ortak kültürü, ortak tarzı oluşturmanın başka yönlere çeken bozan bireyleri kontrol edip, düzeltmenin sözcük uygunsa hizaya sokmanın aracıdır. Eğer sen denetim sağlamıyorsan orada başı bozukluk ortaya çıkar, bireylerin kendi tarzları söz konusu olur. Geliştirmek, yerleştirmek istediğimiz ortak kültür, ortak değerler zaafa uğrar, tahrip olur. Burada elbette ki herkesin uyması gereken kurallar vardır. Ama zaman zaman bazılarımız bunlara uymamakta diretebiliyoruz ya da çeşitli bahaneler ve davranışlar sergileniyor. Şimdi biz bunlara göz yumarsak, bunların düzeltilmesi için çaba sarfetmezsek, neyin nasıl yapıldığını , ne yapıldığını bilmezsek, müdahale etmezsek insanlarda giderek davranış çizgisi haline gelebilen savruluşları birlikte getirebilir. Buranın belli kuralları varsa ve ortamı devrimci kılmak için bu kurallar konulmuşsa o zaman bunların bireylerin hareket ve davranışlarıyla bozulmaması önemlidir. Bireyleri, hareket ve davranışlarını denetlemeden uyumu ortaya çıkaramazsanız, yanlışları ortaya koyamaz ve düzeltemezsiniz. Eleştiri-özeleştiri toplantıları yapıyoruz, bunun önemli etken olduğunu söylüyoruz, ama bireyin özeleştiriyle birlikte kendisini düzeltmesi gerekiyor. Onun mücadelesini de vermek gerekiyor. Asıl sorun burada başlıyor. Eğer sen onun gerçekte düzelmesini istiyorsan, o zaman özeleştiriden sonra, o bireyin bir yönelim içerisinde olmasını sağlamak için gerekli tedbirleri almalısın. Nedir bunlar? İşte bu eğitim de aslında bir denetimdir. Kurallara uymasını zorlayarak sağlamak da denetimin parçasıdır. Denetim sadece ‘kurallar var uyacaksın’ değildir. Tartışmalarda saf devrimci ortamların olmadığı ve devrimci ortamların sürekli biçimde tekrar yaratılması, oluşturulması gerektiğini söyledik. Bunun devrimci eylem zemininde anlamını bulduğunu açıklamıştık. Bugünkü toplumda, düzende her gün ve her dakika sürekli biçimde devrimci ortamları yaratmakla yükümlüyüz. Parti, en alttan en üste sayısız örgütten, birimden oluşur. Bunların her gün devrimci ortamlarını üretip üretmediğini bilmek zordur. Üç, dört senede bir kongreye gidersin ve merkez komitesini denetlemiş olursun. Oysa parti yaşantısı açısından düşündüğümüzde bunun sürekli olması gerekir. Partinin devrimci ortamının korunup korunmadığı sürekli izlenmeli, gözlenmelidir. Partinin devrimci ortamı yenileyip yenileyemediğini sürekli incelemek, bakmak, kontrol altında tutmak gerekir. Hastalıklı tarzların, hastalıklı bireylerin ortaya çıktığı gerçeğini düşünürsek, hataların, zaafların ortaya çıktığı, parti birliğinin bozulduğu, keza bir başka boyutu diyelim düşman sızmalarına değin parti güvenliğinin sekteye uğrayabildiği durumları düşünürsek, denetimin bulunmadığı koşullarda devrimci ortamın korunmasının çok zor almaktan öte imkansız hale geleceği sonucuna varırız. Demokrasiyi tartışırken hukuktan bahsettik, tüzükten bahsettik. Komünist partilerde tüzüğün, programın hayata geçirilmesi temelinde denetimin rolü önemlidir. Yani programın hayata geçirilmesi, insanların, kadroların biçimlendirilmesi ancak denetimle düzgün yürütülebilir. Eğer biz hukukun normlarına göre kendimizi, yaşam tarzımızı, kendi politikalarımızın yürütülmesini sağlayamazsak orada denetimden söz edemeyiz. Birlikten, tüzüğün birleştirici mayasından yoksun bir ortam yaratılmış olur ki, bu da bizim gibi partiler için ölümdür. Ortamımızın güçlendirilmesi için denetim uygulanmalı ve giderek kendi yaşam tarzına uygun bir hayat felsefesi oluşabilmeli ve bu, politikalarımızda olsun, eylem tarzımızda olsun, giderek partimizin tüm hücrelerine de hayatiyat kazandırmalıdır. Denetimci alt birimleri veya sorumlu olduğu birimleri denetlerken aynı zamanda kendi yaşamını da, parti politikalarının uygulanmasını da denetlemek durumundadır. Bu tabii ki faaliyetlerinin sonuçlarının, kazanımlarının, eksik ve yetersizliklerinin incelenmesiyle karşılıklı eleştiri ve tartışmalarla sağlanır. Böyle bir denetim mekanizması gereklidir. Ancak bu sorumluluk duygusuyla da bağlıdır. Eğer birey belli bir eylemde, yaşanan bir pratikte veya herhangi bir davranışta kendini tüzüğe karşı sorumlu hissediyorsa, o birey kendi yaşam tarzını ve çalışmalarını denetler. Kadrolar, yöneticiler tarafından denetlenmeye pek gerek görmeden de kendi kendini denetleyerek partili devrimci bir yaşam tarzını sürdürebilir. Ama eğer sorumluluk duygusu zayıfsa, tabii ki orada denetim daha anlamlıdır ve daha büyük bir önem kazanır. Biraz sorumluluk hissederek partinin veya mücadelenin bir öznesi olarak kendini ele alırsa, denetim onun kendini yönlendirmesinden, yönetmesinden başka bir anlama gelmez. Denetimi ortam başlığıyla ilişkilendirdiğimizde, tıptaki koruyucu hekimliğe biraz benziyor diyebiliriz. Denetimi, devrimci ortamı, partinin devrimci ortamını, iç yaşamının, şekilleniş sistematiğinin devrimciliğini koruyan mekanizmalardan biridir. Yani denetim kurmuyor, sadece varolan, kurulmuş olan bir şeyi korumaya, geliştirmeye, onu tahribattan, deforme eden, çürüten, çözen, zaafa uğratan tutum, davranış ve hareketlerden korumaya çalışıyor. Ortamın devrimciliğini koruyucu bir mekanizmadır. Eğer devrimci eylem devrimci ortamın temel faktörüyse ve diğer bir dizi farklı etken devrimci ortamın oluşmasına hizmet ediyorsa, denetim de oluşturulmuş ya da oluşturulmakta olan bir mekanizmanın korunması işlevini yerine getirir. Örneğin demokrasiyi, daha da çok eleştiri-özeleştiriyi parti yaşamının devrimci temizleyeni, kirlerinden arındıran bir süzgeç gibi düşünürseniz; denetim de bu süzgeci işleten, işlemeye zorlayan bir güvenlik subabıdır. Yani bir kontrol mekanizmasıdır. Duruyorsunuz, düşünüyorsunuz, inceliyorsunuz, bakıyorsunuz ve bütün bunları eleştirel, ortamın devrimciliğini koruma ve ileri gitme görüş açısıyla yapıyorsunuz. Denetim burada, düşünmek, kontrol etmekle başlıyor. Birey kendine eleştiriler geldiği zaman veya kendisi gereksinim duyuyor ve denetliyor. Parti ortamına hangi katkılarda bulundum, zaaflarımla bozucu oldum mu? En geniş anlamda parti ortamına ve en dar anlamda bulunduğu mekan içerisindeki parti ortamına hangi katkıda bulundum diye soruyor. Sonra arıyor. Kendisine bakıyor, ben disipline uyarak şöyle bir katkıda bulundum, görevleri başarılı bir biçimde yerine getirerek böyle katkılarda bulundum gibi. Devam ediyor, diyor ki, filan arkadaşla hiç devrimci olmayan bir tartışma yaparak, onun eleştirilerini dinleme başarısı ve yeteneği gösteremeyerek şöyle bozucu oldum. Ama sonuçta hep kendisinden başlıyor. Sonra yanındaki yoldaşların denetimine gidiyor. En yakınındaki yönetici organın denetimine gidiyor. O, bu üç ay içerisinde ne yaptın diyebilir. Ya da parti merkezi üç ay içerisinde ne yaptın diyor. Kendisinden başlayarak bütün bir yapıyı ve bütün bir yapının ortamını ve onları etkileyen belli başlı bütün konuları düşünme, kontrol etme, dolayısıyla da bozukluklardan arındırma, ilerletme imkanlarını kullanıyor. Koruyucu bir mekanizma olduğunu söylüyoruz. Denetimin nasıl işleyeceği, nasıl işletilmesi gerektiği üzerinde şimdi durmamıza gerek yok. Bu ayrı bir tartışma konusu olabilir ama, bunun ortamla ilişkisi içerisinde koruyucu olduğunu anlamamız gerekir. Bir savunma aracıdır. Devrimci ortamla bağıntısı içerisinde eleştiri ve özeleştirinin rolü nedir? Devrimci ortama katkısı, kazandırdığı nedir? İlişkisi nedir? Bulunduğunuz birimdeki insanları, biriminizi, partiyi denetleyerek olumsuz durumları ortaya çıkarmak olanaklıdır. Ama denetim aracı bu olumsuzlukları ortaya çıkardığında bir bakıma işlevini tamamlıyor. Oradan itibaren devreye eleştiri ve özeleştiri aracı giriyor. Eleştiri ve özeleştiriyi olumsuz durumların tedavisi, düzeltilmesi gibi ele alabiliriz. Devrimci ortamı mikrobik durumlardan arındıran, dezenfekten aracıdır. Her ortamda mutlaka sorunlar ve problemler çıkar. Bu sorunlara neden olan unsurlar vardır. Bireylerden kaynaklanan ya da kolektiften kaynaklı çeşitli sorunlar olabilir. Eleştiri ve özeleştiriyle bu sorunları, onların neden ve niçin yaşandığını çözümlemeliyiz, aynı zamanda düzeltilmesi için gereken tedbirlerin alınmasını kapsar. Eleştiri ve özeleştiriyi kendi başına tartışabiliriz. Kapitalizm koşulları altında meydana getirdiğimiz devrimci adacıklar, devrimci ortamlarımız, burjuvazinin ideolojik, siyasi, fiziki baskısı ve kuşatması altındadır. Onun ideolojisi, ahlakı, alışkanlıkları durmaksızın devrimci ortamlara sızar. Devrimci ortamı sürekli, tekrar ve yeniden bu sızmalardan kurtarmak, arındırmak gerekir. Karşı hareket bilinçli ve sistematik olarak yürütülmelidir. Devrimci ortamın muhakkak korunması ve güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi gerekir. Burada eleşiri ve özeleştiri temizleyici, düzenleyici, dezenfekte edici, çürümelerden arındırıcı bir işlev yerine getirir. Muhakkak ki, eleştiri ve özeleştirinin devrimci bir şekilde kullanıldığı varsayımından yola çıkıyoruz. Yoksa, uydurma bir özeleştiriden sahte, zorlama, gerçek dışı eleştirilerden bahsetmiyoruz. Eleştiri ve özeleştirinin devrimci bir tarzda uygulandığı ortam. Eleştiri ve özeleştirinin devrimci bir işlev yerine getirmesinin koşulları; açıklık, güven, adalet hemen sayılabilir. Birisini eleştirdiği için cezalandırılmayacağı, kendisine farklı davranılmayacağı, baskı yapılmayacağı duygusuna sahip olacak vb. Bütün bunların olması gerekir. Disiplin, hem düzenleyici ve hem de koruyucudur. Düzenleyici ve zorlayıcı bir mekanizmadır. Emreder ve yaptırıcı güce sahiptir. Koruyucudur, bozulmalar durumunda eleştiri ve özeleştirinin devrimci değiştirici gücünün yetersiz kaldığı durumlarda zorlayıcı disiplin aracının devreye girmesi gerekir. Mesela denetimle kıyaslarsanız, denetim sadece koruyucu mekanizmayken, disiplin hem düzenleyici ve hem de koruyucu bir mekanizmadır. Böyle bir özelliği ve niteliği vardır. Çünkü emredicidir, zorlayıcıdır, özeleştiri emredici değildir. İkna olduğunuz, çaba harcadığınız ölçüde işe yarar. Ama disiplin bunun ötesindedir. İkna olursunuz ya da olmazsınız, istek duyarsınız ya da duymazsınız, disiplin sizi zorlar. Disiplin, devrimci zorun kendi kendimize uygulanışıdır. Disiplin, “devrimci ortamı zorla dayatmadır”. Devrimci ortamı bozan şeyler karşısında “silahlı” bir savunmadır. Dolayısıyla bütün diğer unsurlar içinde disiplinin özel yerinin olduğunu, bu niteliği nedeniyle belirtmemiz gerekir. Keza bizim işleyişimizin temel yasası olan kolektivizmde düzenleyici bir unsurdur, yapıcıdır. Devrimci ortamı güvenceye alan, besleyen bir unsurdur. Ortamımızda hataların, zaafların gelişmesi, çıkması imkanını ve ihtimalini azaltan bir unsurdur. Yani birçok beyin, birçok deney bir araya gelir, birleşir, bir ortak irade meydana getirir. Kolektif iradenin daha güçlü olduğunu ve hatalara karşı daha güvenceli olduğunu, kolektivizmin hata yapma olasılığını azalttığını görürüz. Devrimci ortamın kurulmasında, korunmasında, sürdürülmesinde bireyin ve kolektifin rolünü tartışabilmek için doğru bir başlangıç noktasına ihtiyacımız var. Biliyorsunuz felsefede, iç etkenler ve dış etkenler diye iki ayrı yön, kategori ya da düzey vardır. Örneğin yumurtanın civcive dönüşmesinde sıcak bir dış etken, yumurtanın içerisindeki döl de iç etken anlamına geliyor. Bir taşı 400 C derecede 40 gün tutsanız civciv çıkmaz, ama bir yumurtadan belli derecedeki sıcaklıkta belli bir zamanda civciv oluşmuyor. Bizim tartıştığımız durumda da devrimci ortam ve bu ortam içindeki birey var. Burada ortam, birey için dış bir faktör müdür, yoksa iç faktör müdür? - Devrimci birey bakımından onun bulunduğu ortam ilkin dışsaldır. Bu durumu ilk etki olarak tanımlayabiliriz. Zamanla birey bu ortamın değerleriyle, yaşam tarzıyla bütünleştiği oranda o ortam artık birey için içselleşmiştir. - Dikkat edin devrimci ortam içindeki devrimci bireyi tartışıyoruz. Parti ortamı sıradan bir emekçi için nedir? Böyle bir soru ve tartışmayok. Biz partili için, partiyle birlikte mücadele eden, bizzat ortamın içinde yer alan birisi için bu ortamın ne anlama geldiğini tartışıyoruz. Parti açısından bakarsak başka, birey açısından bakarsak başka görünüyor. Partiyi şurada veya burada mücadele eden, parti kolektiflerinde çalışan bireyler oluşturur. Buradan hareket ettiğimizde bireyler, parti bakımından içsel unsurlar haline geliyor. Bireyler açısından bakarsak, sanki dışsal unsurmuş gibi bir sonuç çıkıyor. Parti açısından içsel, birey açısından dışsaldır. Hayır içsel bir olgudur. Ortam insanlardan bağımsız değildir. Ortamı oluşturan unsurlardan biri insan, o insan kendi faaliyetlerini oluşturuyor. O ortamı biçimlendiriyor. Sonuçta ortam bireylerden bağımsız olmadığına, onun öznesi bireyler olduğuna göre içsel bir olgudur. Dışsal olgu meselesinde hâlâ ısrarlıyım. Devrimci ortam denilen olgunun bütün bireyler için bağlayıcı olduğunu görüyoruz. - Ama biraz devrimci ortamın bireylerden, kurumlardan kopuk, onların dışında olduğunu kabul etmiyor musun? Değil, parti, onbinlerce insanın oluşturduğu bir ilişkiler bütününün kendisini bir tüzükte ifade eden tarzı, ilişkileridir. Bireyin onu benimsemesi ayrı bir olgudur. Ya çatışma yaşar, ya da benimser, uyum sağlar. Sonuçta ortamı olumlu ya da olumsuz gücü kadar etkiler. Etkin ya da pasif, çok etkinse çok ileri etkiler. - Pasif olarak da çok etkili olabilir. Yani bozucu anlamda da olabilir, esası bu. İnsan amaçtır. İlişkiler amaçtır. Doğrudan devrimci ortamı değiştirmeyi amaçlayan bir unsur bunu ilişkiler üzerinden şekillendirir. Siz belli ilişkilere girerseniz o ilişkiler size tarif ve dikte edilmiş ilişkilerdir. Bu ortamda küfür edemezsiniz, bu ortamda şöyle davranamazsınız ve şöyle yaşayamazsınız. O ilişkilere girdiğinde bireyin kendisi de değişir ama kendinde neler varsa ortama taşır. Ben dışsal olarak görüyorum. Bir disiplin, bir denetim bireyler için dışsal bir etkendir. Gerek partinin kurumları olsun, gerek bireyler olsun, dıştan bir müdahaledir. Ortamı tartışırken kahve örneğinden bahsetmiştik. Kahveye hiç gitmeyen birisi oraya gitmeye başladığı zaman artık o ortamın ilişkilerine ve durumuna ayak uydurmak zorundadır. Giderek bir bozulmanın eşiğine gelir. Topluma adapte olur. Topluma adaptasyon sağlar. Aslında parti bireyleri için de parti ortamı böyle bir ilişkinin gelişimini ve adaptasyonunu sağlayan bir etkendir. Diyelim birey, parti ortamına girdiği zaman onun ilişkilerini ve belli davranış durumlarını, belli bir süreç içerisinde özümser. Orada artık o ilişkilere adapte olur, artık dışsal bir etki olarak kalmaz. Yine söylüyorum, doğrudur parti ilişkilerini belirleyen bireylerdir. Bunlar için, bu bireyler için ortam tabii ki, içseldir. Farklı yönden baktığımızda, oluşum şekillerine baktığımızda bir dış zora karşı oluşturulmuş bir kurum ya da bir yapılanmadır. Bu temelde alırsak, parti oluştuğu anda ve ilişkilerine hayata geçirdiği anda bu senin için içsel bir durum da demektir. - Dışsal diyenler, başka bir şeyin tanımını yapıyorlar. Dışsal diyor, ama ardından şu birey şöyle ise ona göre içseldir, bu birey böyle ise dışsaldır. Bir an için dışsal olduğunu kabul edelim. O zaman dışsal olduğunu düşünen yoldaşların bizi bu konuda aydınlatması lazım, parti için burjuva devlet dışsaldır. TİKKO, DHKP, PKK dışsaldır. Parti için emperyalizm dışsaldır. O zaman eğer kolektifin parçası olan birey için parti dışsalsa bu iki tür dışsallık nasıl izah edilebilir? Onu biraz ideolojik durumda aramak gerekir. Birinci durumda MLKP ve faşizm, DHKP vs. buralardan baktığımızda, orada ayrı ayrı ideolojik duruşlar söz konusudur. Tüm MLKP’liler için ve kendilerini MLKP’li görenler için ideolojik duruş birdir. Buradan baktığımızda içsellik oluşur. Ama kendimize döndüğümüzde her kadronun düzeyi ve anlayışı, partiyle özdeşleşme derecesi aynı değildir. MLKP’nin profesyonel kadroları vardır. Böyle bir ayrım görülür. Konumuz açısından beyninle yürek arasında, kolla kafa arasında bir fark yoktur. Ben ortamla ilgili ilişkiler açısından tartışıyorum. X ortamı bir devrimci ortamdır. Ümraniye zindanı devrimci bir ortamdır. 8 hücre evi de bizim devrimci ortamımızdır. Bu devrimci ortamların her biri sonuçta partinin devrimci ortamıdır, bir bütündür ama kendi içinde de ayrımlaşır. İşlerlik açısından ortamların durumu farklı farklıdır. Yani bu farklılıklardan dolayı dışsaldır. Bunlar kendi başlarına doğru şeyler olabilir ama, bizim genel sorunumuzu çözmez. İçsel ya da dışsal olması kadro politikasını nasıl etkiler? Her kadronun arasında varolan farklılıklar burada önem kazanır, kimileri dava adamı olur, kimileri de bunu başaramaz. Ama ikisi de mücadele eder ve ölebilir. Burada konuyu içselleştirip içselleştirmeme açısından bakarsak, çok daraltmış oluyoruz. Genel düşünmek lazım. Bir saati düşünürsek o saatin birçok çarkı var, ama bunlar bir bütündür. İki ayrı mekanizmanın fiziki olarak yan yana getirilmiş, birleştirilmiş değil, yan yana getirilmiş halidir. Bize göre düzen dışsaldır. DHKP, PKK dışsaldır, ama bizim kendi kurduğumuz şeylere göre DHKP, PKK bize yakın olur. Şöyle düşünüyorum. DHKP, PKK ve devlet, hatta halk kendi mantığı içinde bir dışsallık oluşturur. Birey ile parti açısından baktığımızda ne değişir? Tarif edilmiş içselliklere karşı biçimler değişikliğe uğrar. Devrimci ortamınızı dayatırsınız. Bu dayatma bireyi değiştirir. Bizim ilişkilerimizi tüzük tarif ederek çiziyor. Partiyi az çok büyüttüğümüzde binlerce insan söz konusu olduğunda kadro politikasını bireyin bu ilişkilerle uyumluluğu açsından tarif edersiniz. Kadro politikasında bir iş seçiminde bir dizi başka etkenler girebilir ama en genel anlamda bu ilişkilerle uyumluluğu ve ilişkiler bütünlüğü açısından tarif edersiniz. İçsel olan nedir, dışsal olan nedir? Vatanı, dili, kültürü, ruhi şekillenme birliği, gelenekleri, görenekleri, değer yargıları, yaşama tarzı, kültür biçimleri, yemek yiyiş tarzları, bilcümle alışkanlıkları, müzik, tiyatro bütün bunların hepsi bir ulusa ait olan şeylerdir. İçsel olanlardır. Dışsal olan ise diğer toplumların ulusal varlığıdır. Yani başka ulusların, başka grupların, toplulukların dışsal varoluşlarıdır. Ama bunlar içinde yerel olan var, evrensel olan var, ulusal kılıfa bürünenler var. Evrensel olanlar tüm uluslarda vardır. Bunlar, genel paylaşılan değerlerdir. Sayısız nitelik olmaz. Meyve vermiş elma ağacıyla, çiçek açmış elma ağacı arasında nitelik fark vardır ama bunların toplamı yine de belli bir niteliktir. İçsel olan nesnelerin kendi kendine varoluşlarından kaynaklanır. Eğer bir felsefi tanımlama, çözümleme yapacaksak bütün nesnelerde, bütün fenomenlerde onların kendi kendilerine varoluşlarından kaynaklanan şeyler içseldir. Dolayısıyla parti dediğimizde, oluşmuş bir varlıktan söz ediyoruz. Önderliği, organları, bireyleri, kolektifi, kurumları vb. yani hepsinin varolduğunu söylüyoruz. Dolayısıyla bu yapının unsurlarından birisi olan bireyle parti, yani yapının kendisi arasındaki ilişkiyi tartışıyoruz. Bu bireye göre parti içsel midir? Partinin ortamı içsel midir, dışsal mıdır? Bunu tartışıyoruz. Burada tartıştığımız fenomenin özgün yapısı, doğası saklı kalmak kaydıyla bir yerleşik organizma olan vücutla kıyaslanabilir. Vücutda birleşik bir organizmadır, tek tek uzuvlardan meydana gelmiştir. Hücreler, dokular, organlar ve organların birleşik bir yapısı olarak vücut meydana geliyor. Hiç kimse kolun vücuda göre dışsal olduğunu söyleyemez, bu saçma sapan bir görüş olur. Bir insan, ama kolları olmayan bir insan düşünülemez. Savaşat kolunu kaybetmiş bir insan olamaz mı denebilir. Böyle bir şey olabilir. Anasından arazıla doğmuş bir çocuk, mesela kurt suratlı, tavşan suratlı bir çocuk olabilir. Bunlar hep kural dışıdır. Genel bunlar üzerine kurulamaz. Bir partiyi tartışırken falan birey şu konuda, filan bu konuda partiyle özdeşleşmiş olabilir. Filanın toplumdan getirdiği şöyle bir zaafı neyi vardır, sonuçta partili birey burdan değerlendirilemez. Partili bireyi zaafından değerlendiremezsiniz, onu partili yapan zaafı değildir, onu partili yapan genel toplam içerisinde partiyle uyumu, partiyle bütünleşmiş olması, partiyle hareket hattında, dünya görüşünde kendisini var ediyor olmasıdır. Tartıştığımız böyle bir bireydir. Dolayısıyla burada bireye göre partinin ortamını dışsal göremeyiz. Bireye göre parti içseldir. Parti ortamı içseldir. Partiye göre birey de içseldir, bireyin ortama kattığı da içseldir. Parti ve bireylerin devrimci bir yolda ilerleyip ilerlemediğini belirleyen şey parti ortamının toplamıdır. Bu ortam, genel olarak parti ve bireylerin devrimciliğini üretmesini ve güçlendirmesini ilerletecek ya da çürütecek ve kuvvetten düşürecektir. Bu ortamda bireylerin direnç ve güçleri farklılıklar gösterebilir. Her birey bulunduğu ortamı değiştirmek için çabalar. Parti ortamı bireyleri saran, kuşatan ve yönlendiren belirleyici bir faktördür. Bu temel bir görüş açısıdır. Örneğin bir birey yozlaşmışsa, çürümüş ve dökülmüşse bu iki türlü açıklanabilir. Birincisi, çürüktü, döküldü diyebiliriz. Devrimci harekette genel olarak bu değerlendirme egemendir. Bu türden ucuz değerlendirme kriteri yeterli görülür. İkinci ise devrimcidir. Partiye gelmiş ve partiyle birlikte mücadele eden birey belirleyici devrimci ortamın içinde, kendisini neden devrimci olarak üretemedi ve ileriye götüremedi. Nedeni buradan incelediğimiz zaman, eğer gerçeklerle buluşmak istiyorsak; o süreçte partinin çok özel bir rolünün olduğunu mutlaka görürüz. Şöyle durumlar da karşımıza çıkabilir. Parti devrimci ortamla rolünü oynamaya çalışmıştır; buna rağmen bireyler gitmiştir ya da parti ulaşamamış ve fiziki olarak partinin dışında kalmıştır, denetlenememiş, eğitilememiş, eleştirilememiştir, parti fikirlerini kavrayamamıştır vb. Bu tür durumlarda birey başka bir şekilleniş içerisine girmiştir. Bunlar yeterince denetlenmediklerinden dolayı partiyle bütünleşememişlerdir. Tüm bunları incelersek, parti kazanma mücadelesi yürütmüştür ama birey direniş göstermiştir, başka bir yöne gitmek istemiştir. Yani bireyin partinin dışına düşen iç dinamiğini çok somut olarak tespit edebiliriz. Bireyin tuttuğu yolun aslında çok bilinçli bir yol olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Parti ortamının belirleyiciliği tespitinin önemi şuradadır; partiyle birey açısından çok önemli olan bireylerin şekillendirilmesidir. Şekilleniş, eğitme, dönüştürme ve devrimcileştirmek için yeterli koşulları sağlayabilirsiniz. Eğer birey iradesini partiye teslim ederse, onun şekillenmesi daha kolay olur. Çok doğal olarak bu mantık içerisinde bireyi devrimci ortama kazandırmak, partinin devrimci ortamını korumak, kendi devrimci varlığını korumak anlamını da taşır. Devrimci ortam, partiyi oluşturan ilişkiler sistematiğinin toplamıdır ve oradan bakmalıyız. Ancak o zaman partinin organik bir yapı olduğunu ve bir bütün meydana getirdiğini görebiliriz. Örneğin vücudun anatomisine benzediğini söylersek yanlış olmaz. Vücut için sağ el, sol el, sağ bacak, sol bacak lazım olduğu gibi parti için de program ve tüzüğün, tek tek bireylerin gerekli olduğu; bunların bir sonucu olduğu, karşılıklı etki içinde oldukları, bunların tümünün bir bütün oluşturduğu anlamına gelir. Bu bütünün parçayla ilişkisi içsel bir ilişkidir. Bireyle parti arasındaki ilişki bütünle parça ilişkisidir. Eğer parmağımız kangren olmaya başlamışsa parmağımızı kesip atarız. Eğer birey bütünle çatışıyorsa ve kangrenleşmişse bireyi koparıp atarsınız bu mümkün ve gereklidir. Ama bu birey için parti ortamının içsel olduğu, bireyin ve partinin bir bütün olduğu gerçeğini dıştalamaz. Tıpkı küçük parmağın vücudumuzun bir parçası olduğu gibi. Orada kangren başlarsa keser atarsınız, vücudunuzu kurtarmak için, ama bu vücudunuza göre elinizin dışsal olduğu anlamına gelmez. Ne zaman dışsal olur, kangren başlamışsa o artık dışsallaşmaya başlamıştır, artık size ait olmayan, size yabancı olduğu için sizi de kendisiyle birlikte yabancılaştırmaya, öldürmeye çalışan bir unsur haline gelmiştir. Radikal çözüm, cerrahi müdahaledir. Tedavi etmezseniz dönüştüremezsiniz, kazanamazsınız ve eski haline getiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey kesip kurtulmaktır. Devrimci ortamın korunmasında, geliştirilmesinde kolektifin rolü, sorumlulukları, belirleyiciliği ile bireyin rolü, sorumluluğu ve belirleyiciliği nedir? Önce kolektiften başlayalım. Kolektifin rolü kademe kademe ve toplamdan düşünebiliriz. Parti dar anlamda örgütlerin toplamı olan bir örgüttür. Geniş anlamda tek örgüttür. Dar anlamda örgüt dediğimiz nedir? Burada 10 kişi varız. Biz dar anlamda bir örgütüz. Geniş anlamda bu örgütlerin toplamı nedir? Bu alanda kurulu 10 kişilik örgüt var. İstanbul örgütü, İzmir örgütü, A hücresi, MK, kongre vb. var. Bütün bu örgütlerin toplamı olarak parti, geniş anlamda bir örgüt var. Dolayısıyla kolektif derken, bunu bütün düzeyleri, örgütleri kapsayacak şekilde ele alıyoruz. Ortamı oluşturan, hepsinin eylemlerinin, iradelerinin, devrimci istençlerinin, çabalarının ve zaaflarının güçlü ve zayıf yanlarının toplamı olan bir durumu söz konusu yapıyoruz. Kolektifin aldığı her bir karar tüm bireyleri bağlar. Yani bireye göre alınan kararlar değildir. Cezaevi komitesi olarak yoldaşların yetişmeleri vb., ne yönelik alınan kararlar, bireylerin istedikleri yöne göre alınan kararlar değildir. Bir parti politikasıdır ve bu doğrultuda yürünür. Herhangi bir birey buna ters bir şey yapamaz. Ama kolektif politikayı oluşturan da bireylerin durumudur. Burada bireylerin durumu göz önüne alınır. Örneğin eğitim konularını belirlerken şu konuları değil de bu konuları seçiyorsak, bireylerin yönelim ve düzeyini tek tek göz önüne alıyoruz. Kolektif kendini var eden hukukun, tüzüğün uygulamasını gerektiren ve bu temelde ilke ve normlarını hayata geçirmekle yükümlüdür. Kolektif ortamı tüzüğüne göre düzenlerken tek tek bireylerin bu düzenleme içerisinde yer almasını sağlamalıdır. Parti yapıcıdır demiştik. Burada o yapıcılığı bireylere kavratmalı, onları eğitmelidir. Normlarına uygun ortamı geliştirme temelinde hareket etmelidir. X yoldaş biraz önce partiyi tarif ederken, kolektifin rolünü tarif etmiş oldu. Parti, örgütler toplamı ve bütün örgütlerin bileşkesi. Bireyi tartışırsak eğer; kolektif içinde bir yaşam kurmuş, ortamın yaratıcısı ve kurucusu olarak görüyoruz. Çünkü kolektifin bir tarafından onu soyutlarsak, devrimci ortam kalkar. Kolektif bir düzeyden alır, geliştirir. Gelişim ancak kolektif içinde olabilir. Bu da ancak onun gelişimini sağlayan bir ortam varsa mümkün olabilir. Parti gibi örgütlerin toplamı olan bir yapıda devrimci ortamı sağlayacak en önemli neden ve güvence devrimci eylemdir. Eylem, devrimci ortamı bilinçli iradi bir çabayla kurmaya yarar. Günlük devrimci eylem içerisinde bulunmayan bir parti, yani devrimi eylem zemin ve temelinden yoksun bir partinin devrimci ortamları kurma yönündeki (eğer bu olanaklıysa) tüm çabası başarısızlığa uğrar. Eylem, devrimci bir ortamın gelişmesinde en önemli faktördür. Bu olmazsa yaratılan tüm emekler ve değerler kırılmaya, çürümeye başlar. Kolektif için devrimci ortamın güvencesi devrimci eylemin sürekliliğidir. Ancak böyle bir zemin üzerinde devrimci ortamın normlarının ve kurallarının işletilmesi önem taşır. Bizim A hücremiz eleştiri-özeleştiri mekanizmasını ve denetimi çok iyi işleyebilir ama hücremizde 10 insan birbirine çok açık ve samimi davranabilir, çok iyi bir güven ilişkisi kurabilir. Ama bu A hücresinin etki alanı en nihayetinde sınırlıdır. Bir küçük mıknatısın etki alanıyla büyük mıknatısın etki alanı aynı değildir. Bir kongreyi düşünürseniz eğer kongrenin sağlıklı bir eleştiri-özeleştiri ve denetim mekanizması, tartışan ve karar alma süreci vb. yoksa kongre ortamında açıklık ve güven kurulmamışsa, bu zeminden yoksunsanız mutlak olarak şunu söyleyebiliriz ki, buradaki zaafların tümü zaten partiden gelen zaaflardır. Kongreden sonra partiye gidecektir. Kongre, partinin bütün kesimlerinden, kurumlarından seçilmiş temsilcilerin geldiği, oralardaki ruh hallerini, alışkanlıkları, istekleri, eğilimleri ve yönelimleri getirip buluşturdukları partinin özel ortamıdır. Partiyi kucaklayacak, kuşatacak, yönlendirecek bir ruh hali taşıyacaktır. Kongre, eleştiri-özeleştiriyi sağlıklı işletebiliyorsa, iç demokrasisini sağlamışsa, kolektivizmi sonuna kadar işletmişse ve hesap sormuşsa, adilse o zaman burada bütün partiye taşınacak düşünce belirlenmiş, bütün partiyi yönlendirecek devrimci mayanın oluştuğunu çok rahatlıkla düşünebiliriz. Kongre, kolektifin en yüksek düzeyidir ve birleşik kolektifi meydana getiren küçük küçük kolektiflerin hepsini etkileyecek birleşik bir maya taşıyacaktır. Buradan çıkan şey ister partinin çizgisiyle son derece bağlantılı eylem hattını belirlemesi anlamında devrimci eylem hattını, devrimci duruşunu koruyup koruyamayacağı anlamında, ister bu zemin üzerinde yükselecek iç yaşantısının devrimci olmasının güvence altına, kendi eylemiyle alıp almayacağı anlamında, son derece belirleyicidir. Kongreyi kendi içinde ele aldığımızda; kongre de en nihayetinde bireylerden oluşan bir topluluktur, örgüttür. O zaman kongrenin ortamını ne belirler? Kongre ortamının şöyle ya da böyle oluşmasında oradaki bireylerden her birisinin iradesinin bir katkısı vardır. Burada bireyler pasif değil, çok etkindir. Çünkü alınan bütün kararlar bireylerin önerileriyle, tartışmalarıyla, görüş alışverişleriyle sentezlenen sonucu olacaktır. Parti politikasını değiştirme konusunda, partinin önüne yeni sorunlar ve öneriler getirerek parti politikasını değiştirmede ikna edici olabilir. Kolektifin bu kadar belirleyici olduğunu söylerken aslında bireyin pasif, edilgen, belirleyici olmadığını söylemiş olmuyoruz. Aksine kolektifin içerisinde bireyin son derece etkin olduğunu da söylemiş oluyoruz. Bu karşılıklı ilişki içerisinde tabii ki, kolektife birinci yeri veriyoruz. Partideki bireyleri, çuvaldaki patatesler gibi düşünelim bir an için. O zaman kolektif bir irade çıkmaz. Kolektif iradeyi çıkaran, bireylerin birbirleriyle etki ilişkisine girmeleridir. Bireylerin deneyleri, birikimleri, enerjileri, kendilerini ortaya koyuş tarzları, inandırma güçleri, o kolektif iradenin oluşmasında katkıda bulunur. Ortamın oluşturucu unsurlarından birinin de birey olduğunu, bireyin burada çok önemli olduğu fikrini öne çıkarmak gerekir. Bireyden baktığımızda, etkin, özne ve belirleyici olan, etkileyen, değiştiren, yönlendiren bir bireye doğru kişileri motive etmek, geliştirmek gerekir. Kolektiften baktığımızda, kolektifin rolü ve sorumluluklarından baktığımızda da bunun tamamen gerekli olduğunu görürüz. Çünkü kolektifin üzerinde yükseldiği zeminde, bireyin etkinliği, bireylerin birbirini etkileyen, inandıran, birbirinden öğrenme, birbirine yönlendiren ilişkisi duruyor. Binlerce üyenin her birinin iradesinin bileşkesi olarak kolektif irade doğduğundan itibaren, bu defa bütün bireyleri sarıyor, kuşatıyor, onları yönlendirmeye başlıyor. Özcesi, kolektif belirleyicidir ama kolektifin belirleyiciliğinin altında bireylerin pasifliği değil, etkinliği, enerjikliği duruyor. Kolektifin bireyleri, kolektifin iradesini oluşturmada katkıda bulunurlar. Bazı durumlarda çok ileri düzeyde katkıda bulunur ya da belirleyici olabilirler. Örneğin partinin belirli bir zaafına karşı mücadele ederek değiştirebilir. Ya da partinin görmediği bir sorunu görebilir, partinin önüne koyarak ikna edebilirler. Tarihin bazı kritik anlarında bireylerin çok özel rolleri vardır. 1917 yılında Bolşevikler’in Nisan Konferansı’nda partinin hangi yönde gideceği kararlaştırılırken, Lenin’in çok belirleyiciliği olduğunu görüyoruz. Lenin, partinin içine çok küçük bir azınlık ama buna rağmen Bolşevik partinin ismini, programını, strateji ve taktiklerinin tümünde çok önemli ve belirleyici değişiklikler yapıyor. Bu değişikliklerin hepsi, partinin devrimci eylemini korumaya; devrimci bir yolda yürümesini korumaya yönelik hareketlerdir. Parti bu sıçramayı yaşamamış olsaydı, geriye düşerdi. O değişiklikler olmasa parti burjuva demokratik bir örgüte dönüşürdü. Her şeyden daha önemlisi, devrimci ortamlarda kendimizi sorumlu görebilmemizdir. Parti ortamının korunmasında, güçlendirilmesinde ve ileriye taşınmasında çok belirleyici olunabilir, olunmalıdır. Bu görüş açısına sahip olmalıyız. Buradaki temel nokta birey olarak kendimize nasıl bir rol, misyon biçtiğimizle ilgilidir. Kolektif zaten tüzükle, bireylerin bu kolektif yaşama etkin biçimde katılmanın yasalarını ortaya koymuştur. Bundan sonraki sorun artık bireye kalmıştır. Üzerine düşeni ve yapması gerekeni yapıp yapmamasıyla ilgilidir. Bunun için gerekli olan sorumluluğu, güç, enerji ve inisiyatifi ne kadar gösterdiği önemlidir. İki yol vardır; ya partinin “sahibi” gibi hareket edersiniz, ya da edilgen ve sürüklenen, pasif, sürekli tabi olan bir kişilik yaratırsınız. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| dersleri, ortam, pazartesi |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Pazartesi Dersleri - Seçicilik | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 1 | 06-10-2009 21:32 |
| Pazartesi Dersleri - Kitleler | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 2 | 05-17-2009 21:15 |
| Pazartesi Dersleri - Özdeşleşme | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 03:16 |
| Pazartesi Dersleri - Üslup | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 03:13 |
| Pazartesi Dersleri - Sıradanlaşma | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 00:00 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 11:15 .