![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007 Bulunduğu yer: Yerel Disk(C:)
Mesajlar: 2.441
Thanks: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Yöneticilik çalışmasının görev ve sorumlulukları–Yöneticilik çalışması, görev ve sorumlulukları, neleri kapsar, olmazsa olmaz gerekleri neleredir? –Bize yöneticiyle önder arasındaki farkı açıklar mısın? Önder de bir yöneticidir. Ama yöneticiden çok daha ileri, yönetciliği de kapsayan geniş bir kavramı ifade eder. Önderin özelliği, halk tabiriyle yol gösterendir. Karizmatik yapısı, kitleleri etrafına toplaması vb. özellikleri bir yana bırakarak, onu önder yapan temel özelliğe gelirsek, bu, ileriki sürecin unsurlarını görebilme yeteneği ve ulaşılmak istenen hedefler noktasında çözümleri, yolları ortaya koyması diyebiliriz. Yönetici nedir? Önderliğin çizdiği rotada, o hedeflerin yerine getirilmesine yönelik çalışmaları örgütleyen, insanları seferber eden vb. bir işleve sahiptir. Önder ve yöneticiliği karşılaştırdığımızda, yönetciliğin daha dar kapsamlı olduğunu görüyorsunuz. Hedefler önündedir, strateji, program önündedir. Bunları gerçekleştirmek için faaliyet yürütür yönetici. Önderse gelişeni gören, gleeceği saptayan, sorunların çözümünün yollarını açar bir işleve sahiptir. – Bu görüşlere katılıyor musun? Çizilen çerçeve doğru. Elbette bir ayrım var. Önderlik yöneticiliği kendi içerisinde barındırır. Yöneticilik de bir bakıma önderliğin unsurlarını içinde taşır, fakat kapsam olarak birbirinden belli ayrımları söz konusudur. Bende canlanan, yöneticiliğin üretilen taktik politikaların pratiğe uygulanmasında çaba içine giren, ama ayrıntıtılarıyal incelemeye çalışan bir pozisyon olduğu; önderliğin ise daha stratejik politika belirleyen, fakat işin ayrıntılarına inmeden, ayrıntılar içinde boğulmadan hareket etmesidir. Ek yapabilir miyim. Önederin temel özelliklerinden biri -her yönetici de bulunmaz bu- ama önderlerde kesinlikle bulunması gerekir; birleştirci özelliğidir. Seferber ettiği insanları, kitleleri kendi yapısında birleştiren bir özelliğe sahiptir. Keza önderde bir yönetici vasfı bulabilirsiniz, ama her yönetcide önderlik vasfını bulamazsınız. –Dağıtıcı önderler de tarihte vardır. İdeolojik, siyasi bakımdan ileriyi görebilir, bir kısım yeteneklere sahip olabilir ama pratikte dağıtıcı olobilir. Troçki buna bir örnek teşkil edebilir. Ayrcıa her önderde muhakkak bir yönetci özelliğin olacağı da tartışılır. –Önder, sonuçta ideoloji ya da politikayı yönlendiren birisirid. İtiraz ettiğin nokta açısından diyorum. Her önder yönetci vasıflar taşır mı? Önderliğin içinde bir şeydir bu. O zaman şunu açmamız lazım. Önderde bulunması gerekenn en temel özellik soyutlama yeteneğidir. Ortaya çıkmış şeyleri kristalize edebilimesidir. Fakat bu her yönetcçide olmayabilir. Ben itiraz edeceğim. Soyutlama ya da kristalize etme aslında tanıma ve çözümlemedir. Ama her pyönetci de tanımlama ve çözümleme yeteneği olmak zorundadır. Eğer yoksa, zaten yönetcçilik işi yerine getirilmez. Kuşkusuz bir önderdeki tanıma ve çözümleme yeteneği olmak zorundadır. Örneğin askeri işle uğraşanlmar, basım yayınlar uğraşanlar, politik önderlik gibi unsurlar. Sayısız işbölümü var. Belli konularda uzmanlaşmamışsa, o konulrda tamınlama ve çözümleme yeteğeği yoksa kişi yönetilcilik işlevini yerine getiremez. Ama öndere gelince işi biraz daha bütünsel. Arada böyle bir fark var. Doğal önderler diyye kullandığımız bir kavaram var ya da halk önderleri diyyoruz. Neyi iffade ediliyoruz. Doğal yönetci vb. demiyoruz. Birleştirem yeteneğine vurgu var ordaa. Bulunduğu alanda kitleleri tarafından sözü dinlenen, kendi kişiliğinde kitlelerin ona saygı duyduğu, peşinde gettiği. Başka özelliği, karşılaşılan sorunlarda ileri çıkabilime, yön gösterebilme özelliğine sahip. Keza partinin nasıl önder parti haline geleceğini tadrtışıyyoruz. Yerel alanlar önder örgütler haline geldiğinde bu başarılacak. Burada vurgumuzda şöyle bir yyan var; bizim yerele alanlardaki örgütlerimiz yyönetci örgütlerdi, bir dizi işlerin gereklerini yerin getirirler de. Ama önder haline gelmesinde daha geniş bir kapsamlılığın olduğu kuşku götürmez. Dolayısıyla öndelerde kesinlikle yönetci yetenek vardır. Ama her yönetcinin önder olmasından bahsedemeyiz. Yine bir süreçin önderi de olabilir. Bu tür örnekler de gördük. Örneğin TKP(ML) deneyiminde var. Bunlar esasen bir sürecin önderidir, yetenekleri, kapsamı itibariyle baktığımızda bir sürece önderlik etmiştir. Fakat ondan sonra hareketi daha ileriye taşıma noktasında önderlik yetenekleri, kapsamı yetmeyebilir. Burdan Troçki’ye bakarsak o bir dönem önderdir. Aslında dağıtıcı rol oynadığı süreçten sonra da vasıflarını koruyor. Tabii çapı, etkisi farklı. –Başka bir şey söylüyorum. Yine bir önderdir ama illede birleştirci olur diye bir şey yok. Dağıtabilir de. Bu toplumda idareci lafı var. İdareciyle yönetici arasındaki farkı ayrıştırabilir miyiz? Örneğin bir partinin MK’sı, o partinin idaresidir. -Kötü anlamda bir idareci lafı var. Yani durumu ‘idare eden’, Yani daha geliştirmeyen, klasik, alışılagelmiş, monotan, olanla idare eden anlamına geliyor. –Resmi fonksiyonu yöneticidir ama durumu idare etmeye çalışıyordur. Peki her yönetcide az ya da çok, şu kadar sınırlı ya da şu kadar güçlü bir önderlik vasfı olmaz mı? Yöneticilerde de vardır, ama tam olarak önder olabilmenin gerektirdiği vasıflar yöneticide somutlaşmamıştır. Örneğin önderlerde otorite çok daha somutlaşmıştır. Çünkü onun olmadığı koşullarda insanları kendi etraflarında toplayamazlar. Yöneticilerde de otorite var ama. –Otorite derken neyi kastediyorsun? Doğal bir otoriteleri vardır. Bir hukuka ya da bu türden şeylere bağlı olmayabilir. Yöneticiler için otorite hukuka, tüzüğe vb. bağlıdır. –Başlangıçtaki temel sorunumuza geçelim. Yöneticilik çalışmasının olmazsa olmaz gerekleri nelerdir. Neleri kapsar bir yönetici çalışma. Genel düzeyde tarif edecek olursak yaptığı iş ne olursa olsun. Çünkü bir fabrikada da yöneticilik vardır. Devlette de, partide de de eylemde, savaşta da, kapitalistlerde de, proletaryada da, semtte de vb. –Her yönetici iş üzerine kendi vasıflarını, niteliklerini geliştirmeye çalışır. İş olmadığı zaman yönetim ortaya çıkmaz. Hangi iş olursa olsun, ilk başta o görevi üstlenen kişinin, görevin sorumluluklarını bilmesi ve açığa çıkartması lazım. Bilgisine sahip olmalı. –Tartışmayı yanlış yapıyorsun. Yöneteciyi tartışmıyoruz. Yönetici çalışmanın gerekleri nelerdir. Diyelim ki savaşçı emirlere uyar, komutan emirleri hazırlar. Burada kişi tartışması değil bir kavram tartışması var. Mesela Kongre Belgeleri’nde konum kaybı deniyorsa, burada bir model var. Diyoruz ki, yönetici çalışma şunu kapsar, dolayısıyla partinin il komitesi şöyle bir çalışma içerisinde olmalıdır. Siz bu konumunuzu kaybetmiş gitmiş semt komitesi ya da milis üyesi gibi çalışıyorsunuz. Yöneticilik, alanla ilgili içini doldurabiliceğin şeylerin en geniş şekilde gerekli olan herşeyi başarabilendir. Her aracın aynı zamanda yedeğini hazırlayan bir kafa yapısına sahip olmak zorunda. Çok genel olarak çalışmanın üç basamağı olduğunu düşünüyorum. Bir planlama, iki uygulama, üç denetleme. Planlama, amaçlar saptanmıştır, bu amaçlara ulaşmak için hangi yollar, araçlar, yöntemler öngörülecek, hangi insanlar seçilecek bunlar saptanır. İkincide, hayata geçirilme evresinde iş ile insan uyumunu yakalamak zorundasınız. Daha önce konuştuğumuz insanları tanıma olgusu burada çok önemli hale geliyor. Yani işi bileceksiniz, insanları tanıyacaksınız, öyle bir uyum yakalayacaksınız ki hem iş en verimli, en başarılı şekilde gerçekleşsin hem de o işi yapan insan o iş içerisinde gelişme temposunu yükseltsin. İşle insan arasında uyum sağlanmadığı zaman başarısızlık açığa çıkar. Ya da bazı araçlarınız yoktur. Hedefinizi gerçekleştirmek için şunlar temin edilecektir ve bunun için şu insanlar seferber edelecek, şu yollardan temin edilecektir vb. Üçüncü evrede ise, sürekli işin denetlenmesidir. Bir kez plan ve uygulama yapıldığında iş bırakılmaz özü itibariyle denetleme, çıkan sorunların telafi edilmesi, o doğrultuda yol gösterilmesidir. İşin nasıl yürtüldüğü, ne kadar gerçekleştirildiği, başlangıçtaki planlamaya uygun tarzda yürütülüp yürütülmediği vb. dir. Denetleme evresi klasik burjuva tarzda yapılan denetleme değildir. Bir yol göstermedir. Sorunların tartışılması, işi verdiğiniz insanların eğitilmesidir. –Buna katılıyor musun? Bir yönetici hangi alanda olursa olsun o alanın önderidir. Mesela semtteki komite, çalışmayı uygularken kafalarında şu tarzda olmak zorunda; o alanı bilme, özelliklerini tanıma, insanların yeteneklerini bilme, buna göre konumlandırma günlük politikada açısından düşünme ve geleceği hazırlama kapasitesine sahip olmak zorundadır. Yönetici çalışmada kendi kuvvetlerinin, düşman kuvvetlerinin durumları da bilinmeli ki gerçekçi bir ilerleme sağlansın. Çalışmayı neden yaparsın? Üretilen bir politika vardır. O alanda uygulayarak bir sonraki çalışmayı daha ileri boyuta taşıyacak birikimi yaratmak istersin. Yeni kuvvetleri yaratmak olacaktır. Bu anlamda alanın tanınması önemlidir. –Planlama, uygulama ve denetleme, bu üç basamağa itirazın var mı? İradeci ve yönetici ayrımı koyuldu. Planlama, uygulama ve denetleme idareci durumlara zemin hazırlayan bir önerme olduğunu düşünüyorum. –Senin formülün ne? İtiraz etmek açısından değil de, planlamanın çerçevesinin çizilmesi gerekir, ayrım noktası buradan başlıyor. Planlamadan neyi kastettiğiniz çok önemli. Her şeyden önce işin bilgisine sahip olunması gerekir. İkincisi işin nasıl yapılacağı. –Yöneticiyi tartışıyorusun. Soyutlayarak tartış. Sonra alıp denetlemeyi açabilirsin. Ya da planlamayı. Ama önce soyutlama, yönetici çalışma neleri kapsar. Üç aşamaya katılıyorum, aslında algılama da olabilir. Sezgi de. Yöneticilikte biraz bunların da olması gerekiyor. –Tam anlamıyla önderde de olabilir. Ne demek istediğine bağlı senin. İslam Peygamberi Muhammed bir önderdir. Marks de, Lenin de önderdi. Polonyav’daki sendika başkanı Velasa’da bir önderdi. Hatta Şemsi Denizer bile birazcık önderi. Doğru değil mi? Ama herkes önder olamıyor. –Herkes değil tabi, herkes olsaydı sorun çözülmüş olacaktı. – “Biraz önder” nasıl oluyor? –Mesela Zonguldak çapında oluuyor, diyelim Gazi çapında oluyor, dünya çapında oluyor. Ama şu yok mu, mesela bir parti kendine ne kadar önderim dese de, hayatta bunun verileri yoksa. Öncü parti önder parti ilişkisi veya. Biz öncüyüz ama önder değiliz. Öncü o zaman yarı önder anlamına mı geliyor? –Öncü ve önder parti kavramlarıyla ilgili bu kadar vurgu ve ayrım yapınca sizinde böyle düşünmeniz normal. Biz bu kadar vurgu yapınca sizde bunların arasına bir çin seddi koydunuz. Tartışmamıza yeniden dönelim. Yöneticilik işi amaç ve amaç doğrultusunda örgütlülüğü gerektirir. Üç aşama ondan sonra gelir. Ana şey bilinçtir. Mesela planlama bilinci, uygulama bilinci, denetim bilinci. – O zaman şöyle soralım. Planlama yapacaksın. Peki neye göre plan olacak? Amaçlara, amaç belirlenmiştir ve bu amaca ulaşma doğrultusunda, onun araç ve yollarını örgütlemek için plan yapılır. Yoldaşlar genellikle hali hazırdaki kuvvetler üzerinden planlama yapılır dediler. Bir de potansiyel kuvvetler var. –Planlamada hesaba katılır. Senin üç basamağa itirazın var mı? İş olarak yok. Ama kurgunun mekanik olduğunu düşünüyorum. Aslında her çeşit planlama işi; ister semt çalışması planı, ister somut bir çatışma planı, ister il düzeyinde plan, ister ülke tdüzeyinde plan olsun üç basamağın ayakları havada kalır. Bu basamak analiz etme ve çözümleme temeli, bütün diğer şeylerin üzerinde yükseleceği ana noktayı oluşturan şey budur. Düşünce oluşturmak, analiz yapmak, sonuçlar çıkarmak. Ama bu bilinç de olabilir. –Bu bilinç olamaz. Bilinci gider kitaptan öğrenirsin. Ama kitaplar sana Ankara’daki çalışmanın çözümlenmesini vermez. Bilinç edinip bu çalışmayı öğrenemezsin, bunu çözümlersin. Daha önceki bilgilerinden yararlanarak somut bir durumun ortaya çıkardığı olgulardan hareketle bir analiz, çözümleleme yaparsın, sonuçlar çıkartırsın. Analiz ve çözümlemeyle ancak hedeflerini belirleyebilirsin. Analiz ve çözümlemeyle karşı kuvvetleri ve kendi kuvvetlerinin durumunu belirleleyebilirsin vs. ondan sonra plan aşamasına geçilir. Bu aşama olmadan planlama olmaz. Yani çıkan sonuç, dört aşama vardır. Önce analiz ve çözümleme, bir durum değerlendirmesi gerekir. Bir semti düşünün. Strateji, program, semtte kuvvetlerimiz var doğru. Ama planlama yapamazsınız. Önce semtteki çalışmayla ilgili çözümleme yapacaksın. Onun için yöneticide de, önder çalışmada da birinci nokta, temel nokta ışıktır, fikirdir, aydınlanmadır. Bu her ikisinde de vardır. Birisinde daha zayıf diğerinde güçlü olabilir. Bu nedenle kategorik bir ayrım olabilir, ama her ikisinin elinde de ışık vardır. Bu çözümleme gücüdür, bilgidir, sezgi gücü, olayların gidişatını anlama gücüdür. Şimdi şöyle bir tartışma yapabiliriz. Analiz ve çözümleme neleri kapsar? Planlama, uygulama, denetim neleri kapsar. Birinci aşamayı tek başına tartışabiliriz. İkinci ve üçüncü aşamalarda yok mudur. Vardır. Planınızda bazı düzeltmeler yapabilirsiniz, gelişmelere bağlı olarak. Uygulamada bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir, çünkü bazı tahminleriniz, öngörüleriniz isabetli çıkmamış olabilir. Doğrudan yöneticilik dediğimiz şey şudur; bizzat çalışmaların içerisinde ve çalışmaların üzerinde gelişmeleri takip etmek, denetlemek, ortaya çıkan yeni sorunları çözmek, bozuklukları gidermek, kuvvetlerinizin tasnif ve düzenlenmesiyle ilgili değişiklikler yapmak. Bu teknik araç-gereçler de olabilir. İnsan gücü de olabilir. Ama tartıştığımız yöneticilik açısından,- önderlik diyelim buna- yönettiği kişilere, kurumlara, kitlelere, örgütlere ve kadrolara doğrudan önderlik gibi işlevi vardır. Şöyle düşünün; on kişilik bir manganın komutanı, on kişiye önderlik etmesi gerekir. Yürürken, otururken, kalkarken, savaşırken orada o düzeyde önderlik edecektir. Semt komitesi, semtteki çalışamaya günlük önderlik yapacaktıır. Çıkan günlük sorunları anında çözmek, vb. Kural olarak ilerleyen bir çizgide çözüm bulacaktır, geliştirecek şekilde ve genel stratejiye yatkın bir çözüm bulacaktır. İşaret etmede yarar var. Bir yöneticinin bürokrata dönüşmesini önleyen nedir? Düşüncede baktığımızda şudur; az çok bir önderlik cevherinin bulunmasıdır. Bir çözümleme gücünün, anlama gücünün bulunmasıdır. Elinizdeki program, strateji, hukuk vb. ile sınırlı kaldığınız sürece, bir ihtimal, çok genel düzeyde sınırlı bir önderlik potansiyeli gösterebilirsiniz. Şu çaptaki bir örgüte önder olabilirsiniz. Ama devrime önder olamazsınız, devrimi örgütleyemezsiniz. Bunlarla sınırlı kaldığınız sürece bir ildeki, semtteki ya da fabrikadaki çalışmaya önder olamazsınız. Çünkü bütün bu genel çerçeveyle, yani program, strateji, teorik altyapınızla günlük olayları, günlük gelişmeleri, çatışmaları yönetemezsiniz. Şimdi bir önderi bir yöneticiden ayıran şeylerden biri şudur: Bir önderin değişen bütün yeni durumlarda herkesi harekete geçirecek, yeni hedefler, yeni görevler ortaya çıkartabilmesi lazım. Partinin birliğini bir canlı, bir de cansız tarif edebilirsiniz. Cansız tarif dediğimiz şudur; tüzük tarif etmiştir. Programı kabul eden tüzüğü kabil eden, parti örgütlerinden birisinde yer alan, düzenli aidat ödeyen kişi parti üyesidir. Partinin birliği böyle sağlanmıştır. Ama bu formel bir birliktir. Bu yaşayan bir birliğe nasıl dönüşür. Günlük eylem üzerinde, günlük mücadeleler, çatışmalar üzerinde dönüşür. Somut bazı hedefler, bazı görevler nasıl saptanır? Günlük somut durumları analiz ederek. Dolayısıyla bir yöneticiden bir önderin farkı herşeyden önce, değişen bütün yeni durumlar içinde yeni hedefler, amaçlar ve görevler tespit edebilme yeteneğidir. Bu yeni görev, hedef ve çatışmalar üzerinde partinin birliği dinamik, canlı bir birliktir. Gerçek birlik de budur esasında. Bir önderin ayırıcı özelliği olan bu durumu (mutlaka bir önderde bulunmalıdır) değişen düzeylerde partinin bütün kademelerinde görmek zorundayız. Şöyle düşünün. Semtte bir mücadeleyi örgütlediniz. Ondan sonra şu soru çıkacak karşınıza; şimdi ne yapacağız? Bu soruya cevap vereceksiniz. Örneğin semtte sabit işler vardır. Gazete dağıtırsınız, eğitim grubu düzenli eğitim yapar vb. ama eninde sonunda bütün bunları birleşitirip yoğuran, siyasi bir kuvvete dönüştüren maya “şimdi ne yapacağız” sorusuna verilen cevaptır. Yönetim, “şimdi semtte bütün kuvvetlerimiz ajitasyon ve propagandayı şuna yöneltecek” dediği zaman bu yeni bir görev, yeni bir hedeftir. Bütün kuvvetlerin buna göre düzenlemesi gerekir. Ama somut güncel görevin tamamlandığı yerde bir boşluğun olmaması için, parti çalışmasının düzenli yürüyebilmesi için yeniden görev tarifi yapılması gerekir. Partinin bütün kademelerinde bu böyledir. Tabiiki bir semtteki çalışmanın istediği önderlik kapasite-çapla, ildekinin, merkezdekinin gerekleri değişir. Ama hepsinede sezgi, öngöre önderlik gücü bulunmalıdır. Hepsinin kuvvetlerine hakim olması tabiki gerekir. Keni kuvvetlerini çözümlemesi gerekir. Bu çözümlemede aslında her yeni durumda yeniden yapılır, tekrar edilir. Donuk değil, dinamik bir süreçtir. Onun için genel adımlar atılırken, program, strateji ve taktiklerimizle bağıntısı içerisinde günlük sorunların, durumların ilişkisini kurmak, çözümleme yapmak, görevler ve hedefler tespit etmek iki, günlük mücadele içinde yöneticinin somut önder olması gerekir. Bunu denetim aracılığıyla yapabilir. Biçim kuryeler aracılığıyla ya da uzakta durup hareketin sorunlarını görerek de yapılabilir, ama mutlaka yapılması gerekir. Siyasi önderlik açısından düşün. Hedefleri belirlediğinde kendi işlevini bir anlamda yerine getirmiş olur. Ama parti bu belirlemelere uygun davranıyor mu, bir sapma var mı, uzaklaşma var mı? Yönetici, daha çok da örgüt çalışması kapsadığı için bir kez plan yapıp, direktifler verdiği zaman yönetici çalışma bitmez, birinci adım atılmış olur. Gider analizini, planını yapar, planlamaya bağlı olarak uygulamanın başına geçer. Yönetici uygulamanın sürekli başındadır. İçindedir. Dolayısıyla kritik nokta uygulamanın başında, içinde olduğu sürecin tümü, günlük, doğrudan önderlik anlamına gelir. Orada denetim vardır, eleştiri vardır, düzeltme vardır, planların ne kadar objektif olup olmadığı, çözümlemelerin uygun olup olmadığını pratiğin verileriyle test etme vardır. Denetimin ve yönetimin en güçlü biçimi budur. Yönetici yetenekleri gelişmiş bir kadroyu bir bölgeye gönderirsiniz, yeni gönderilmişse altı ay,bir sene geçtiği zaman etkisini, çalışmalarının sonuçlarını görürsünüz. Oradaki havanın, durumun belirgin bir şekilde değişmeye başladığını görürsünüz. Kadrolaşma açısından, örgütlü hareket tarzı açısından, canlılık ve dirilik açısından, kuvvetlere hakimiyet açısından ve başka bir dizi açıdan sonuçlar çıkar. Çalışma büyür, sizin yöneticinin çapını aşmaya başlar, o zaman tıkanma başlar, o ayrı şey. Yöneticiniz de çalışmayla birlikte büyümüyorsa, algılama gücü, yönetme gücü büyümüyorsa geride kalır ve tıkanıklık, çatışma başlar. Bizim bu basamaklar üzerinde neleri tartışmamız gerektiğine gelince, mesela çözümlemeyi tartışmamalıyız. Çünkü yüzbin kez çözümleme yapıyoruz Her cumartesi pazar, pazartesi vb. eğitim çalışmalarında yaptığımız budur. Ama mesela planlamayı tartışmak gereklidir. Önümüzdeki konu planlama tartışması olacaktır. PLANLAMA –Planlama tartışmaları için hepimizin beldiği temel bir gerçekten başlayalım. Sosyalist toplum hariç şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün toplumlar plansız toplumlardır. Bunlarda gerek toplumsal üretim, gerekse de toplumsal yaşam planlanmamıştır. Sosyalizm ise, tüm geçmiş diğer toplumsal yapılardan farklı olarak; ekonomiden başlayarak yeni bir toplumun inşasını planlı biçimde yürütür. Asıl olarak toplumun gelişen ihtiyaçlarının planlanması, toplumsal üretimin örgütlenmesi ve toplumsal yaşamın bütün görüngüleriyle örgütlenmesini hedefler. Kapitalizmin anarşi ve kaoslu yaşamı karşısındaki sosyalizmin planlı ve uyumlu, gelişen ihtiyaçların büyüyen çaplarda nicelik ve nitelik olarak tekrarlanan, genişleyen yeniden üretimi ile karşılar. Planlama sorununu çok genel olarak bu şekilde tarif edersek, ideoloji bir yanı görürüz. Fakat buradan kapitalizmde hiç planlama olmadığı sonucu çıkartılmamalıdır. Kapitalizmde üretim fabrikalar çapında planlanmıştır, hem de mükemmel biçimde planlanmıştır. Ama tek tek birimlerden genele, bütüne gidildiğinde, bütün ekonomi planlanmamıştır. İhtiyaçların açık bir listesi çıkartılmamıştır ve kapitalist üretimin anaşisi yasası en fazla burada görülür. Fabrika düzeyinde planlanmış, ülke düzeyinde ekonomi ve toplumsal yaşam bütünüyle planlanmamıştır. Sosyalizmin gelişmesi, başarıları ve kapitalist dünya üzerindeki etkileri nedeniyle kapitalist dünyada da bir ölçüde ekonominin planlanması gündeme gelmiştir. Bütün kapitalist ülkelerde bu veya şu şekilde devlet ekonomiyi planlarla yönlendirmeye çalışır. Ama belli ölçüler içinde ve kapitalist bir zemin üzerinde yapar. Esasen kapitalist özel mülkiyet temeli üzerinde üretimin bütünüyle planlı hale gelmesi veya getirilmesi olanaksızdır. Çünkü ayrı ayrı kapitalistlerin özel çıkarları vardır ve bunlar bütün ekonominin planlanması bu, ayrı ve çatışan çıkarların uyumlu hale gelmesini imkansızlaştırır. –Tartışmaya geçiyoruz.Plan ne işe yarar? Amacı gerçekleştirme sürecinde yön gösterici rol oynar. Sonuç almaya yarar. Amacı gerçekleştirmeye yarar. Amaca ulaşmayı sağlar. Örgütlemede amacı gerçekleştirmeye yarar. Amaca ulaşmada sistemli çalışmaya yarar. Başarıya ulaşmaya yarar. Kontrollü ve denetimli bir biçimde başarıya ulaşmaya yarar. Amaca ulaşmaya ve daha çok iradi davranılmasına yarar. Örgütlenmeye yarar. Belli bir faaliyeti daha sistemli bir şekilde yürütmeye yarar. Dağınıklığa ya da anarşiye karşı hedefe ulaşacağı yolu en kısadan belirleyen şeydir. –Altı aylık planlar yapıldı. Neden yaptınız onu? Kendinizi daha iyi yönetebilmek için. –Demek ki plan bir yönetim aracıdır. Bir plan yaparsınız kendinizi yönetmenin aracıdır.Bir plan yaparsınız devleti yönetmenin aracıdır. Bir plan yaparsınız partiyi yönetmenin aracıdır. Plansız bir yönetim olur mu, olur. Ama bu yönetim-yönetici daha baştan başarı olanaklarının bir kısmını tüketmiştir. Başarılı bir yönetim için planlama zorunludur. Şimdi de plansızlığın kendisinde de bir plan var mı sorusuna cevap arayalım. Bilinçli ve sistematik bir plan yoksa, yine de bir etkinlik ve faaliyet olacağına göre bireylerin topluluk ya da grupların bir durumda plansız bir etkinliklerinde plan var mıdır? Onun gelecek görüş açısı vardır, iradi olarak bir plan yapmasa da onun faaliyeti bir durum çıkarır ortaya. –Bu soruyu cevaplarken, hiç kafanda belli bir duruma ilişkin bir plan tasarladın mı, yoksa öyle afaki, soyut mu konuşuyorsun? Bir kaç plan örneğini düşündün mü? Yaşamda gerçekleşmiş, uygulanmış planlar üzerinde mi planı düşündünüz, yoksa kitabi, sözcük anlamı üzerinden, hayatta gördüklerinizin üzerinden kopuk mu yaptınız? Sen iaşe sorumlumuzsun, planlamayı neye göre yapıyorsun? İhtiyaçlara göre. Yapmazsan ne oluyor? Kaos çıkıyor. –Peki yapmadığın zamanlar yine de bir plan çıkıyor mu? Aslında çıkıyor. Günlük ve geçici olarak çıkıyor. –Bir planın yoksa yemekler nasıl yapılıyor? Rüzgara göre yön belirliyorum. Bence plansızlığın plan olmaz. Çünkü plan amaçlarla bağıntılı olarak yapılıyor. Ama plansızlık kendiliğindenciliktir ve bunun da planı olmaz. Plansızlığın kendisinin de bir planı vardır. Bir işçi kendini işe göre ayarlar, bu rutin olarak işlediği için böyledir. Bilinçli yapılan bir plan değlidir. Planlamada bir gelecek, zaman unsur vardır. İnsanlar ona göre düşünür ve ona yanıtlar verir. -Planlama yapmadan anlık karalar verilebilir. Yani, komüncü planlar yapsın yapmasın, bir günün üç günü olduğunu ve bunun gereksinimlerini karşılaması gerektiğini bilir. Akşam gider dolabın kapısını açar ve şunu verin vb. der. Sence bu bir plan mıdır? Plansızlık bir plan değildir. Plan yapmak araçları ve amaçları algılayarak, bilerek önceden bir ayrıştırma ve analiz sonucu düzenlenir. Bir işçi bir plan yapmaz ama yaşamını idame ettirmek için her gün işe gitmek zorundadır. Orada bir plan yok, bir duruma eklemlenmek var. Plansızlık günübirlik yaşamadır. -Yoldaş seninle X yoldaşın randevusu var diyelim. Onunla düzenli görüşmen gerekir. Onunla randevuya giderken daha sonraki görüşmeyi ne zaman nerede yapacağını hesaplamıyorsun ve randevuya gidiyorsun, görüşüyorsun ve tam ayrılacağın zaman bir dahaki randevuyu nerede ne zaman görüşeceğini saptayıp ayrılıyorsun. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun? Plan diyebilir misin? Bütünü açısından bakarsak burada bir plansızlığın olduğu görülüyor. -Bu örnek Türkiye’deki devrimci militanın %90’nun durumunu anlatır. Buna dikkat çekmek için söyledim. Randevusu vardır gider, diğer randevuyu ayarlamak için paldır küldür bir görüşme yeri ve zamanı ayarlar. Randevularda teknik pratik konuları konuşmaktan başka konuşacak şey de kalmıyor, zaman bulamıyor. Bir gündem belirlenmemiştir. Bu işlere hakim olan ve onları yöneten bir tarz değil, işler tarafından yönetilen bir tarz çıkıyor ortaya. Her zaman belli işler belli şekillerde yürür. Buradan bu işler bir şekilde yürüdüğüne göre, o halde bir şekilde planlanıyordur sonucu çıkmaz. Çok genel çerçevede hayatın akışı planlanıyor demektir. Özünde plan yoktur. Plansızlık durumunu teorize edersek; hiçbir durumda plansızlık yoktur, her zaman plan var gibi bir sonuç çıkar. O zaman planlı çalışmanın irade niteliğiyle plansız çalışmanın kendiliğindenci nitelik farkı ortadan kalkar. Komüncü buradaki ihtiyaçları hesaplar. Bu geleceğe yöneliktir ve imkanlarınızla ilgilidir. Düşünür ve planlarsınız. Planladığınız zaman uygular ve yönetirsiniz. Plan içinde somutlanmış bir irade vardır ve siz yönetirsiniz. Ama öbür durumda bir plan olmadığından bir irade yoktur. Sayısız dış etmenler birer yönlendirici unsur olarak ortaya çıkar. -Esas tartışmamız için birkaç örnek sıralayalım alt alta; siyasi kampanya planı, yazı planı, askeri bir eylem planı, ideoloji mücadele planı uluslararası ilişkileri geliştirme planı, parti kurma planı, yatırım planı, üretim planı, eğitim planı, tartışma planı. Bunlar elimizde kaba taslak plan örnekleri ve numunelerdir. Her planı yapmanın temel ön koşulu nedir? Tanımlama ve çözümleme. -Analizin planın ön koşul olduğu görüşü bir tarımsal üretim sürecine uygulanabilir mi? Toprağın özelliklerini analiz edersin, hangi ürün için uygun olduğunu tespit edersin. Onu sulama iklim koşulları, yılda kaç kez ürün alınabilme durumu vb. -Bir parti ideolojik bir mücadele yapmadan önce bir analize gerek görür mü? İdeolojik durum analizine gereksinim duyar mı? Parti durup dururken reformizme karşı mücadele yürütmez. Ama böyle bir akımını giderek farklı bir boyut kazandığını görüp buna karşı duyarlı olunması kanısına varmışsa, oradan buna yönelik bir analiz yapabilir. -Yani birisi siyasi mücadele programı gibi ideolojik mücadele programı kapsamak bir ideolojik çarpışmalar dizisi değil, belli bir akıma yönelik bir analiz yapılır ve mücadele yürütülür. Buna da bir şey demiyorum. Daha genel bir ideolojik mücadele çerçevesini çizmek istiyorum. Burada vermiş olduğumuz plan örneklerinin çoğu zaten analiz ve çözümleme değil mi? -Değil. Bir siyasi kampanya planı yapacaksınız, mesela sen bugün bir ülkenin bir siyasi partinin başkanı olsaydın ve şöyle söyleseydin; şimdi partisinin siyasi faaliyetlerini neye göre planlayacağım? Bu planı neye göre yapardın? Objektif koşullarda bir değişim meydana gelmiştir ve yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durmu çözümlemek gerekiyordur. Bu bilince çıkarıldıktan sonra yeni durum tanımlanır. Bunun amacı nasıl olur. Partiyi büyütmek ve devrimi örgütlemek. –İdeolojik planlamının amacı ideolojik düşmanları altetmektir. Her planın bir ön koşulu vardır. Bir tarımsal üretim planı yaparsak onun ön koşulu; toprağı, havayı, suyu, bölgeyi analiz etmem gerekir. Bir ideolojik plan yapacaksak belli başlı ideolojik akımları çözümlememiz gerekir. Bunlar arasındaki ilişkiyi değerlendirmemiz gerekir. İdeolojik düşmanlarımız açısından öncelikleri vb. çözümlememiz gerekir ki plan yapabilelim. Bu bir ön koşuldur. Bir işçiyi eğitim planı yapmak istersen burada çözümleme ön koşul mudur? Neyin çözümlemesini yaparsın? Kişiyi anlamaya çalışırım. Elde ettiğimi verilere dayanarak, neleri anlayacağı, neleri anlamayacağını tanımlarım. - Bu tezimizi böylece doğrulmaşı bulunuyoruz. Her planın birinci aşaması bir analize dayanır. Peki bu analizin ve ön koşulun gerçekleştiğini varsayalım. Bu durumda bir plan oluşturma ve inşa etmede en temel belirleyici unsur nedir? İhtiyaç. Amaç. Amaç. İhtiyaçlar amaç belirlendikten sonraki süreçte hayata geçirilecek şeylerdir. -Amaç planın, nasıl kolaylaştıracak? Amaç planını temel noktasını oluşturuyor. Toprak örneğinde görüldüğü gibi ihtiyaç ve araçlar belirlenmiş amaç çerçevesinde uygulanıyor. Ama bir amaçlılık yoksa, orada var olan imkanları değerlendirmen söz konusu olmaz. Çözümleme ve analizin ortaya çıkardığı sonuçlarla amaç arasındaki ilişki kurulur. -Altı aylık plan yaptınız mı? Bu planı yaparken amaç neydi? Amaç ne kadar yönlendirici? Amaç planlamadan önce vardır. Amaç olmazsa bilgiyi ne için toplayacaksın. Bir amaç vardır ki bir analiz yaparsın ve bunun için hazırlık yaparsın. -Sen bir partisin ve mücadele yürütüyorsun. Mücadelenin belirli bir anında bir siyasi durum değerlendirmesi yapıyorsun. Ama bu siyasi faaliyetleri tekrar tekrar düzenliyorsun ve her defasında amaçlarında bir değişiklik olmuyor mu? Değişiklik oluyor ama koşullarda da değişiklik oluyor. –Bir planın oluşturulmasında en temel şey amaçtır. Fakat ilk anda bu kafamıza yattığı ve ikna edici olduğu için değil de, niye böyle olduğunun anlaşılması daha önemlidir. Yani biz altı aylık plan yaparken amacımız neydi? Altı aylık dönemde kendimi geliştirme, eğitme ve örgütleme. Amaç bunlar. Buna göre zamanımızı planlıyoruz. İki plan yaparsınız,zamanınızı değerlendirme açısından. 24 saat yetme planı da yapabilirsiniz, amaç yatmak ve tembellik etmektir. Planlarken ille zamanı nasıl değerlendireceği, nasıl daha verimli olabileceği, nasıl zaman demektir. -Altı ay sonra daha farklı planlar yapılabilir ama onu da altı ay sonra yaparız demektir. Amaç planla ilişki açısından önemlidir. Planın kapsadığı bir dizi unsurlar vardır. Amaç o unsurlar içerisinde en soyut olanıdır. Sonuçta ulaşmak istediğiniz şeydir. Varmak istediğiniz yol. Amacı sürecin sonunda ya da sürecin gelişimi içerisinde elde edeceksiniz. Ama, bu amacın kendisi plan hazırlarken, planın diğer unsurlarıyla ve kapsadığı tek tek diğer öğeleriyle ilişkisi de önemli. Başka unsurlar da var, ama iç ilişkileri önemli. Bu, en temel olanıdır. Diğer her şeyin, araçlar, öncelikler, zamanlama kadroların görevlendirmesi araca uygun olmalıdır. Planın bu tutarlılığı bütün diğer unsurların amaçla doğru ilişkilendirilmesinin sonucudur. -Mesela Ankara’da bir katliam oluyor. Bir mücadele planı, somut bir plan yapıyoruz. Soyut örneğimizde iki ayrı çizgi ve iki ayrı yönelik farkı çıktı. Bunlar, herşeyden önce amaç farklılığından kaynaklanıyordu. Bu çarpışmada kullanacağımız kuvveti biliyoruz, burada kullanacağımız araçları bililyoruz, çatışmanın çok değişik biçimlerini biliyoruz. Hangi kuvvetler, hangi örgüt biçimleri, hangi çatışma biçimleri tercih edeceğimiz, hangi kuvvetleri ne kadar seferber edeceğimiz doğrudan amacımızla ilgili. Orada amacımız bizi yönlendiriyor. Biz diyoruz ki, amaç Ankara katliamının sorumlularını ortaya çıkarmak, devleti teşhir etmek, kamuoyunu katliama karşı uyarmak, duyarlı kılmak ve harekete geçirmektir. Dolayısıyla böyle bir siyasi başarı kazanamaktır. Kuvvetlerimizi buna göre yönlendirmeli ve düzenlemeliyiz. Bu, bizim hareket planımızın tüm diğer unsurlarını yönetmeli. Başkası da diyor ki, misilleme yapmalı, düşmandan hesap sormalıyız. Bu da bir amaç. O zaman buradaki örgüt biçimleri, kuvvetlerin kullanılışı buna göre olmalı. Bu defa bu öngörü onu belirler. İşçi örneğine dönersek, onunla ilişki geşliştiren, şöyle diyor. Ben 3 ay içinde bu işçiye, sendikalar konusunda marksist temel bilgilerin verilmesini sağlamalıyım. Burada bir amaç var. Uzun süreli veya kısa süreli de olsa bir amaç vardır. Bir amaç olmazsa, işçiye birşeyler okursun denir, o zaman seçici olmazsın. Rastgele bir düzine kitap sıralayabilirsin. Ben yine ihtiyaçtan ısrar ediyorum. İşçinin eğitimini söz konusu ettiğimizde, işçinin bizzat kendisinin ihtiyacını ortaya çıkartmamışsak, burada genel bir amaç ortaya konulabilir ama, rasyonel anlamda bir sonuç yaratmaz. -Sorunu yanlış tartışıyorsun ve buradan yanlış sonuca ulaşıyorsun. Şöyle düşün, bir işçiyle ilişki kuruyorsun, işçiyi eğitmek istiyorsun, işçi de gelişmek ihtiyacını duyuyor. Sen eğitimi planlayacaksın. Şimdi biz bunu tartışıyoruz. Diyelim ki, bir tarladan o an için ihtiyacımız olmadığı halde koşullar da uygun olabilir, yüz binlerce ton buğday elde edebiliriz. Ama bizim için hayati olan, çok somut olarak ortaya çıkmış bir ihtiyacı karşılamaktır. Bu açığa çıkarılmadan herhangi bir şekilde söz konusu olamaz. Bizim için öncelikli olan bir ihtiyacın karşılanmasıdır. Bir kapitalist açısından düşünürsek, sermayesini nereye yatıracak. Onun için en kârlı alana yatırmak amaçtır. Kârlılık orada bir amaç haline gelmiştir. Sermayesinin güvencesini sağlamaya çalışır. Bu da onun bir başka amacıdır. Onun için işçinin sağlığı vs. pek fazla bir önem taşımaz. Ama bir sosyalist işletme açısından bakarsak, orada amaç tamamen farklıdır ve üretimin bütün unsurlarının ilişkisi değişir. -İhtiyaç mı, amaç mı? Örneğin sosyalist bir toplumdaysak, toplumun ihtiyacı ne, bu ihtiyacın karşılanması gibi bir faktörden hareket edebiliriz. Ama öyle olduğu durumda bile toplumun açlıktan kurtulması ilk sorun gibi gözüküyor, ama belki de bütün açlığa ve her şeye rağmen hepsini göğüsleyip sanayi yatırımları yapmak zorunda kalabilirsin. Sosyalist iktidarı ayakta tutmak gibi bir önceliğin vardır. Burada da analizle siyasi durum tespitini yapıyorsun. Bu analizi yaptığımız zaman burada çatışan kuvvetlerin durumunu, çatışan kuvvetlerin ilerleyişini, avantajlarını, dezavantajlarını, bir toplumun genel analizini yapıyorsun ve oradan bir sonuca gidiyorsun. Bunun kendi mantığı içinde bir amacı vardır. Çatışan kuvvetler birbirlerini yenmek istiyorlar. Bu yenme bir süreç işidir, 3,4 senelik bir dönem olacaktır. Sen bu çatışmanın belirli bir anında daha ileri bir duruma geçmek istiyorsun. Belirli bir anın ihtiyaçlarını yanıtlamak istiyorsun. Bu durum da bile çatışmayı somut amaçlarla yürütmelisin. En nihayetinde bu çatışmada hangi amaca ulaşmak istiyorsun, bunun bilinmesi hayatidir. Ölüm orucu çatışmasında hangi amaca ulaşmak istiyorduk. Kayıplar kurultayında biz hangi amaca ulaşmak istiyorduk. Oralardan tartışmamıza bakarsak, bir amacın belirgin ve net olmasının ne derece önemli olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Amaç çok önemlidir, bütün planlarda hayati faktördür. Mesela burada yemeğin hazırlanmasını planlıyoruz. Burada amacımız insanların karnını doyurmaktır. İnsanların karnını doyurmak amaç olur mu? Bu çok ilkel olsada bir amaçtır. Ama bizim imkan ve koşullarımız içerisinde yoldaşlarımızın en dengeli ve sağlıklı, en kaliteli bir biçimde beslenmesi gibi bir amaç da belirleyebiliriz. Bir amaca sahip olursak komüncümüz, elindeki parayla alabileceği yiyecek ve besinlerin çeşitlerini saptarken, bu yönlendirici olur. Elinde belli imkanlar varsa, bunları makul ve mantıklı bir biçimde günlere ve öğünlere dağıtır. Bu bir görüş açısıdır ve bir amaç netliğidir. Amacı iyi belirlerse bunu yapabilir. Bu kendisini yönetir. Bir genel amaç da vardır. Eğitim örneğinde, eğitmek bir amaç ama adamı eğitmek belki uzun süreli olabilirken, siz somut bir durumda ona bir plan sunarak eğitebilirsiniz. Bunu nereden başlarsak eğitebiliriz, ilk edinilmesi gereken bilgiler nelerdir, gibi konulardan harekete edersiniz. Hiç değilse, geçici bir amaç saptaması düşünüyorsunuz. Daha büyük bir plan içinde, küçük bir planı düşünüyorsunuz. Genel plan marksizmi kavratma ve marksist bilgiye sahip bir işçi haline getirmek. Bir yanda örgütlü mücadele içerisinde olacak, öbür yandan da marksizmi öğrenecek. Ama siz onun 5 yılını hemen planlayamazsınız.Bunu belli bir konumdan, belirli bir duruma geçirecek plan yapmanız lazım. O aşamanın amacını da saptamak zorundasınız. Bir planda olabilecek başlıca unsurlar nedir? Çözümleme yapacağız, amaç açıklığını sağlayacağız, sonra planlamamızın unsuru, araç ve enstrüman olacak başka şeyler nelerdir? Planlamamıza konu olan unsurlar nelerdir? Araçlar. Kuvvetlerin konumu. Dış faktörler. Zamanlama. -Dış faktörler planın unsuru mudur? Planın içine girer mi? Bir plan yapılırken dış etkilemeler ve faktörler de göz önünde bulundurulur ve hesaplanır. Ama etkileri her ne kadar hesaplasak da yine de bunlar planın dışına olan durumlardır. Bana göre girmez. Dış faktörler planının içerisine girer. Planlama, soyut olarak kendi amacının bir taslağıdır. Biz bu amacı gerçekleştirmekte tüm unsurları açığa çıkarmaya plandan başlarız. Buradan bakarsak plan bizim amacımızın dışındaki faktörleri de kapsanr. Olası bir yeni durum, yalnızca nesnel gerçeklik olarak değil, bizim planımıza yön veren, yönlendiren, tersine engelleyen ya da güçlendiren her yeni durum, dışsal faktör olarak kabul edilebilir. Dış faktörleri hesaba katmazsak, yaptığımz plan ne kadar mükemmel olursa olsun, o plan gerçekleşemez. -Şansı yanınıza almak ister misiniz? Mutlaka isterim, ama her zaman almam. Bu sorunu soyut bir düşünce olarak algılıyorum. Şans soyut bir şeydir. Buna pek inanmıyorum. Planlama yaparsak, koşulları iyi tahlil edip belirlenen amaç doğrultusunda gidersin. Dış faktörler veya iç faktörler şans veya şansızlık olarak değerlendirilemez. -Şansınızı artırmak için ne yaparsınız? Yaşamı çok iyi anlamaya çalışırız ve ona göre konumlanırız. Planlarımızı mükemmel konumlandırabiliriz. Kongre toplarız. Kongre anında deprem olur hepimiz yok olup giderir. İradeyi yönlendiren başka unsurlar vardır. Düşmanlarımızın başına bir şey gelir, bu bizim şansımızdır. Olabildiğince düşünerek ve olacakları gözönünde bulundurarak, şansımızı artırabiliriz. Şansı yanıma alıp almamak biraz riskleri göze alıp almamama bağlıdır. Eğer riskleri göze almazsan ve her şeyi dört dörtlük hesaplarsan orda durumu kurtarırsın, fakat politikayapılırken riskleri de göze alırsın. Koşullar uygulnsa işler yolunda gidebilir. Bu durum şans olarak değerlendirilmez. Şans yok. Bir düşman seni kuşatıp çemberde bir yarık bırakmışsa o şans olarak adlandırılmaz. Düşmanın gafletidir. Seni kuşatan iyi bir plan yapmamıştır. Senin bütün kaçış yollarını yeterince hesaplayamamıştır,sen bu gafletten yararlanıp imha olmaktan kurtulmuşsundur. Bu bir şans değildir. Dış faktörler de mutlaka hesaplanarak plan yapılır. Bütün detaylar en ince ayrıntısına kadar hesaplanır. Olası karşılaşılabilinecek olgular hesaplanarak bir plan yaparsın ve bu planın içerisine şans denen şeyi de yanına almış olursun. Şans vardır. Şansınız artırabilirsiniz ama akla gelebilecek her ihtimali düşünerek yaparsınız. Şans denen faktör nedir? Hem bizim açımızdan hem de düşman açısından denetlenemeyen, iradesinin dışında olan planların dışında olan her durum, şans denen duruma tekabül eder. Bir eyleme silahlı olarak gidiyorsun ve çevrede fark edilip üzerine saldırıldı. Bu şanssızlık olarak değerlendirilemez. Bu olasılıktır. Risktir. -Öncelikle şans diye bir şey yok. Bütün karmaşık tabloların tümü daha önceden bir dizi faktör tarafından belirlenmiş şeylerdir. Her birinin ayrı ayrı ön koşullarını nereden gelip nereye gittiğini inceleyebiliriz. Tesadüf diye bir şey yoktur. Hepsi bu anlamda bir dizi faktör tarafından belirlenmiş şeylerdir. Materyalizm böyle söyler. Buna rağmen şans kavramını kullanmayı ve “şansı yanımıza almayı” düşünüyorum. Plan tartışmasında bunun şöyle bir ayrıntısı var. Her planlama çalışmasında planın uygulanması açısından, şansı yanımıza almaya çalışmalıyız. Burada kastedilen şudur; amaçlarınıza ulaşmak için uygulayacağınız hareket tarzınızı engelleyen, zorlaştıran, sabote eden ve baltalayan bütün ters eğilim ve akımların, olasılıkların hesap edilmesi, mümkün olduğunca bütün engellerin ortadan kaldırılması, riskin en aza indirilmesi karşılaşılabilecek, bütün negatif faktörlerin karşısına pozitif unsurların konması, etkisizleştirilmesi gerekir. Düşünülmesi, hesaplanması ve kullanımının planlanması gerekir. Şansı yanınıza almak için yapılacak tek şey budur. Bu sadece tedbirle ilgili bir durum değil çok riskli bir iş de olabilir. Risk düşmanın sizi vurması ya da cezaevine girmeniz türünden olmaz. Ama başarısızlık da risktir. Bir dergi çıkarırsanız, şansı yanınıza almak gibi bir derdiniz olmalıdır. Sonu ölüm ve zindanlarla bitmeyen bir dizi işlere negatif olumsuz, etmenler, eğilimler ve faktörler vardır. Tüm bu terslikleri hesaplamanız onları dengeleyecek ve nötürleştirecek tüm engelleri ortadan kaldıracak, belki yeni hareket tarzları, kuvvetlerinizin davranış tarzıyla ilgili onların karşısına bir şey koymanız lazım. Bu şansı yanınıza almak demektir. Başka biranlamı yok. Bunu burada barikat kurarkende hesaplayabilirsiniz ama en aza indirirsiniz. “Şans” ve “şansızlık” sizin dışınızdaki faktörlerin yarattığı aleyhte unsurların hepsini ortadan kaldırmayabilirsiniz, silahlı bir eyleme giderken de hesaplayabilirsiniz, bir miting veya bir başka durumdanda hesaplayabilirsiniz. Riski sıfıra indirgeyemeyebilirsiniz ama çok bilinçli hareket tarzıyla en aza indirgeyebilirsiniz. Planın her zaman birebir hayata geçirileeceğine inanmıyorum. Yaşam o kadar çeşitli ve renklidir ki, hiçbir zaman tamamıyla öngörülerle açığa çıkartılamaz. -Planlama yaparken, amacımıza ulaşmak için kuvvetlerimizin düzenlenişi, kullanacağımız araçları ve zamanlama gibi unsurları hesaplar ve içinde bir araya getirmeye çalışırken, aynı zamanda bu planın her basamağı ve her durumu için (tıpkı amacın subjektif olmaması gibi o da dahil olmak üzere) her aşamada, her unsurla ilgili olarak bütün talepte faktörleri hesaplamak bu aleyhe faktörleri nötürleştirebilecek, etkisiz hale getirebilecek ya da uygulamayı zorlaştıracak hesaplamaları ortadan kaldırmak yollarını düşünmek vb. gerekir. Sen diyorsun ki bu çok gerçek dışı bir tablodur. Hayat çok renkli ve karmaşık ve zengindir. Hiçbir plan düşünüldüğü gibi uygulanamaz. Peki sen ne sonuç çıkarıyorsun? Bunlar bana çok idealist ve mükemmelliyetçi görülüyor diyorsun ya da çok fazla deterministsin. Mutlaka planın uygulanmasında bozukluk çıkacağına göre en iyisi plan yapmayalım. Olumlu her yeni durumda ortaya çıkacak yeni durumları kazanımlar haline dönüştürmek, kazanımların yeni araçları nedir, gibi yeni unsurları da kapsar. Sen yalnızca olumsuz durumdan baktığın için eleştiriyorum. İrade yön veriyor diyorum. -Planlar içerisinde tekrar tadilat yapılır mı, amaçlar saptanır mı, yeni kuvvetlerin çıkmasıyla birlikte planın amacı büyütülür mü, orası ayrı bir tartışma konusudur. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| çalışmasının, dersleri, görev, pazartesi, sorumlulukları, yöneticilik |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Pazartesi Dersleri - Kitleler | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 2 | 05-17-2009 21:15 |
| Pazartesi Dersleri - Yaşamda İdeoloji | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 03:11 |
| Pazartesi Dersleri - Birbirimizi Anlama | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 03:10 |
| Pazartesi Dersleri - Sıradanlaşma | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-17-2008 00:00 |
| Pazartesi Dersleri - İnsanları Yönetmek | by_deli | Hem Oku Hem İndir | 0 | 07-16-2008 23:58 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 02:30 .