Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Hem Oku Hem İndir

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 07-17-2008, 03:10   #1 (permalink)
 
by_deli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Bulunduğu yer: Yerel Disk(C:)
Mesajlar: 2.441
Thanks: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
Tecrübe Puanı: 0
by_deli Seçkin bir yolda.
Standart Pazartesi Dersleri - Birbirimizi Anlama

Birbirimizi anlama
Birbirimizi anlama konusunda hâlâ bir sorun var. Ya ne istendiği tam olarak açıklanmıyor, söylenenler düşünülenleri ifade etmiyor, ya da dinleyen arkadaşlar ne istendiğinden ziyade konuya kendi birikimleri ve anlayışları çerçevesinde yaklaşıyorlar. Özel olarak yaptığımız 15-20 tartışmanın içerisinden genelleştirmeler yapmanızı, kendi kendini yönetmekle ilgili çıkarılabilecek sonuçların yazılı hale getirilmesini istedim. Ama çok sayıda yoldaş tartışmalarımız içinden tikel, özgül, özel noktalardan kalkarak genelleştirememiş konuyu. Bir örnek vermek istiyorum; öfke, nefret, aşk gibi duygular insanların kendini yönetmesinde iç güç olarak birer faktördür. Buralardan çıkacak genelleme, duygular insanları yöneten temel faktörlerden biri olduğudur. Duyguların şekillenişinin insanların yönetiminde rol oynadığını söylemek bir genellemedir. Bir arkadaşınla tartışırken neden sekterleşiyorsun, bu durumda seni yöneten nedir denildiği zaman burada hem bir bilinç hem de bir duygu tartışması vardır. Eğer burada öfke duygusu rol oynuyorsa, bu özgül ve tekil bir sorudur ve tekil bir durumu ifade eder. Genelleştirdiğimizde ise duyguların rolü ortaya çıkar. Yaptığımız ayrı ayrı tartışmaların tümünden bir genelleştirme çabası içerisine girmenizi, dolayısıyla hangi genel sonuçları çıkaracağınızı görmek istiyordum. Ama bazı yoldaşlar eleştiri, tartışma, özeleştiri, özeleştirinin anlamı bakımından sonuçlar çıkarmaya çalışmışlar. Bazı yoldaşlar tartışmamızın genel bir değerlendirmesini yapmaya çalışmışlar. Bu tartışmalar şu bakımdan yararlı oldu veya şöyle geliştirilebilir gibi. Bazı yoldaşlar kendilerini tartışmışlar, tamamen konu dışına kayılmış. Bir dil birliği, ortak frekans anlam açısından önemli. Çünkü bu gibi somut durumlarda verilen görevi karşılamaya çalışmak gerekir. Yapmak isteyip, istememekten ayrı olarak değerlendirmek gerekiyor bunu. Çok somut belirlenmiş bir görev karşısında bunu yapmak, göreve bağlı kalmak, görevi başarmak, görevle ilişkili bir tutarlılık, açıklık ve netlik gerektirir.
İnsanda iki tür enerji var. Birincisi kas enerjisi, diğeri psikofizik enerji, beyin enerjisi. Bir de aslında bu iki tür enerjiyle bağıntılı ve birçok durumda bu iki tür enerjinin itici gücü olan, bazı durumlarda boğucu, öldürücü gücü olan duygular var. Kendi başına birşey olarak değil ama daima kendini bu iki tür enerji biçimiyle açığa vuran duygular bunlar. Şüphesiz insanda bu iki tür enerji birbiriyle ilişkili. Örneğin ağır bir taşı kaldıramayan ilkel bir insanın, taşı kaldırması yaşam tarafından dayatılıyorsa, kendisine bir yol açılmıyorsa o zaman kas enerjisini deneme yanılma yöntemi ve akıl enerjisiyle birleştirmekten başka seçeneği yoktur. Taşı kaldırıp yol açabilmek için deneyecek, yanılacak, düşünce gücünü, kas gücünü kullanacak ve sonunda taşı yerinden kımıldatacak kaldıraç ve dayanak; bir ağaç ve bir taş bulacak ve onu kımıldatacak. Bu, aynı zamanda bilginin, deneyin gelişiminin itici güçlerinden biri. Burada iki tür enerjinin, kafa ve kas enerjisinin birleştiğini görüyoruz. İnsanı yeniden yapmak ve güçlendirmek derken şunu kastediyoruz: İnsanın her şeyden önce ve esas olarak kafa enerjisini tanımak, açığa çıkarmak, bunu besleyip büyütmek, bunun fiziki enerjisiyle koordineli, uyumlu, birleşik biçimde harekete geçmesini sağlamak. Genel olarak yaptığımız tartışmalar ve özelde pazartesi tartışmalarımız tümüyle yoldaşları güçlendirmeyi, onların kendilerini ve insanları tanımasını, insanın güçlü yanlarını açığa çıkarmasını ve bunları geliştirmeyi öğrenmesini, zayıf yönlerini anlama, mücadele etme ve onları yenme mücadelesini güçlendirmeyi amaçlar.
Bir devrimci, partili ya da insan yaşamının her bölümünde kendimizi şöyle ya da böyle yönetmek durumundadır. Kendimizi yönetme daha bilinçli, iradi ve seçici olabilir. Kendimizi ve çevremizdekileri çözümleme, tanıma ve anlama konusunda yeteneklerimizin gücü ve etkinliği gelişecektir, amaçlarımıza doğru yürüyüşümüz hızlanacaktır. Her yoldaş için ayrı ayrı yaptığımız tartışma aslında bütün yoldaşlar için yapılmış tartışmalardır. Bu tartışmaların bütününde fabrikada, işyerinde, miliste, köylülük ya da aydınlar içinde, birlikte çalışacağımız, beraber yaşayacağımız insanlarla ilişkilerimizde etkin, devrimci anlamda dönüştürücü bir güç olmamız hedefi gözetilmiştir. Bu düşünce açıklığına sahip olanlar bu tartışmadan daha fazla şey alırlar. Bu tartışmalara katılım iddiamızla ilgilidir. Örneğin bir yoldaşın bu tartışmalardan etkilendiğini gördüm. Kendisinin anlattığını: Ben günlerce sık sık bu tartışmaları düşünüyorum. Kendimle ve her hareketimle niye bu kadar uğraşıyorum, bende bir terslik mi var? Pazar günü planlar yapıyorum, Pazartesi sabah planlarımla boğuşuyorum. Somut örnekteki sonuç şöyle. Tartışmalar yoldaşı önemli bir şekilde kamçılamış. Kendi kendisiyle ilişkilerinde, kendi gerçeğiyle yüzleşmede çok daha bilinçli ve içten. Kendi enerjisini test etmede, kendini yönetme pratiği içinde sınamada, günlük, anlık zayıflıklarla savaşmada ve kendisini güçlendirmede olumlu sonuçlar gördüm. Bütün yoldaşlarda mutlaka değişen oranlarda olumlu sonuçlar yarattı. Ama daha fazla yararlanma imkanlarını değerlendirmek gerekirdi.
Genel olarak insanların kendi kendini yönetmesi açısından, özel olarak devrimci çalışmada devrimcilerin kendi devrimci yaşamlarının tümünü yönetmesi açısından hangi faktörler önemlidir? Tartışmalarımızdan hangi genel sonuçlar çıkarabiliriz?
Birinci ve en önemlisi olan, sonucun gelecek görüş açısı ve iddiası olduğunu söyleyebiliriz. Gelecek görüş açısının önemi şuradadır. İnsanın genel davranışlarına bir yön verir. Bir çizgi gibi, bir partinin programı veya stratejisi gibi genel yönlendiricidir, genel bir ayırıcıdır. Örneğin 10 metrelik bir ipiniz var. Bu ipi sağlam bir kazığa bağlıyorsunuz. Kazığı da sıkı bir toprağa çakıyorsunuz ve ucundan tutuyorsunuz. Gelecek görüş açısını ileriye ufka çakılmış bir kazık ve bu kazığa bağlanmış ucu kendi elimizdeki ip gibi düşünebilirsiniz. Kazık ve ip sağlamdır ve siz ipe sıkıca tutunmuşsunuzdur. Gözünüzü ufka, çaktığımız kazığa dikerseniz kazığa kadar yolu şaşırmadan yürüme imkanınız vardır. Sendeleyebilirsiniz, duraklama olabilir ama ipi sıkıca tutmuşsanız, sağlam bir gelecek görüş açısına sahipseniz kazığa kadar yürüyebileceğinizi kabul edebiliriz. Eğer bu genel görüş açısını insan günlük yaşantısında ve günlük olaylar içerisinde ve ilişkilerinde sık sık hatırlarsa o zaman bu somut kriter haline gelir. Hareketlerimizin günlük yönlendiricisi haline gelir.
Biliyorsunuz havalandırmada tatsız bir olay oldu. Maç tartışması sırasında devrimciler arasındaki ilişkilerde hiç kabul edemeyeceğimiz bir durum ortaya çıktı. Sonra arkadaşı bu olayı devrimci değerlerimize saldırı olarak algıladığımız yönünde eleştirdik. O arkadaşa bunun yalnızca bir hata ya da bir zaaf olmadığını, bir suç olduğu eleştirisini, başka devrimcilerin önünde yaptık. O şunu söyledi: 20 sene önce bir karar verdim ve devrimci oldum, o günden beri de devrimciliğimi hiç tartışmadım. Bunu tartışmayı onursuzluk olarak kabul ediyorum. Bir daha yaşantımda böyle bir olayın olmayacağına dair 20 sene önce verdiğim söz gibi bir söz veriyorum. Üzgünüm, mahcubum ve eziğim ama bu konuda yapabileceğim tek şey, size bütün devrimci içtenliğimle bir söz vermektir. Bu konuda tutarlılığımı hayatta denemek gerekir.
Bu sözde ya da birinci sözdeki gibi gelecek görüş açısının stratejik bir karar olarak önemini vurgulamak istiyorum. Dolayısıyla gelecek görüş açısını güçlendirdiğimiz, bunu günlük somut olaylara indirgeme yeteneğimizi geliştirdiğimiz ölçüde kendi kendimizi devrimci biçimde yönetmek açısından çok güçlü bir etkene kavuşuruz. Bu bizim kararımızla ne kadar özdeşleşebildiğimizle, kararımızın duygularımızın ne kadar yansıyabildiği, onları ne kadar yeniden eğitip şekillendirebildiğiyle ilgilidir. Kararımızın günlük yaşamımıza ve duygularımıza indiği, onlara işlediği, onlarla içselleştiği ölçüde yönlendirici çok güçlü bir etkendir. Gelecek görüş açısı sadece devrimciler açısından değil, ortalama insanlar açısından da son derece dikkat çekicidir. Örneğin sıradan bir aile çocuğuna şu görüşü verir: Okuyacaksın, askere gideceksin, evleneceksin, bir yuvan olacak. Bu dünyaya insan soyundan bir şeyler bırakacaksın, sonra da ölüp gideceksin. Bu sıradan ailelerin verdiği görüş açısıdır. Şekillendirme buna göre olur. Bu görüş açısının odağında toplumsal idealler değil, birey durmaktadır. O çocuğun yaşantısını nasıl düzenleyeceği, kendi kendine nasıl yeterli hale geleceği ve bu toplumda nasıl yaşayacağı vardır. Bu gelecek görüş açısının gerçekleşebilmesi için çocuk okullara, kurslara gider, sınavlara girer, liseye, yüksek okula gönderilir. Askerlik sırası geldiğinde askere gider. Ondan sonra da sevgi ya da akıl evliliği yapar, çocukları olur vb. Belki bütün bu sistematik içinde çok doğal bir şekilde kapitalist mülk edinme hırsı büyür, sistemin imkanlarından da yararlanır. Bunun sonucunda zengin olur, ağustos böceği gibi yaşar ve ölür. Burada genel görüş açısının yaşamın değişik dönemlerinde uygulanan somut planlarla birleştiğini görürüz. Genel görüş açınız vardır ama bu yetmez. Bunu aynı zamanda tek tek somut bölümlere ilişkin planlara indirgememiz, bu planlar içerisinde kendinizi yönetmeye çalışmanız gerekir.
İkincisi birinciden çok farklı olmayan,bunun özgül bir biçimi olan rol bilincidir. Gelecek görüş açısı bir iddia yaratır. Bu iddiayı gerçekleştirmek bir güç ortaya çıkarır. Bu gücün biçimlenmiş hali kişinin kendisine biçtiği rolü de somutlaştırır. Bunun rolde tanımlanmış hali kendisini yönetme imkanları ve gücü bakımından önemli bir avantaj sağlar. Rol bilinci kendi kendini yönetmeyi seçici, bilinçli, iradi hale getiren çok temel bir unsurdur. Kendinizi devrimci, partili olarak tanımlarsanız, gelecek görüş açınız vardır. Ama birey olarak bu mücadelede kendinize bir rol tanımlamış değilseniz, rolünüzü somut olarak açıklığa kavuşturamamışsanız yönetim zaafa uğrayacaktır. Kendi rolünüzü tanımladığınız ve belirginleştirdiğiniz, netleştiğiniz, uygulama yeteneği elde ederek kararlı hale getirdiğiniz ölçüde kendinizi yönetme sorununuz kolaylaşacaktır.
Kendinize biçtiğiniz rol günlük olarak sizi yönetir. Zamanı değerlendirmek ya da boş geçirmek, tartışmada yapıcı veya yıkıcı olmak, çalışkan, üretken ya da edilgen, ilgisiz, seyirci olmak, aktif ya da pasif olmak gibi. Örneğin “ben bir devrimciyim ve bu tartışmada da devrimci bir rol oynamalıyım” düşüncesini sindirirseniz kendinizi yönetiminizin şekli de, içeriği de devrimci olacaktır. A gibi bir sorun karşısında hemen aklınıza geleni söyleyemezsiniz. Bunların gerçekten ne kadar devrimci olduğunu, eskiyeni, çürüyeni, geri olan yıkıp, yeniyi, yeşereni, ileriye gideni ne kadar kuruduğunuzu düşünürsünüz. Bize göre sekter bir tartışma, zamanı boş geçirme, işlere karşı ilgisizlik, insanın zayıf, çürük yanlarını açık ya da dolaylı desteklemek devrimci bir rol oynamaz. İlişkilerimizi, olaylar ve ortamlar karşısındaki durumlarımızı ve bunlar karşısında nasıl bir rol oynadığımızı sık sık denetleyip, kontrol etmeliyiz. Kendimize devrimci bir rol oynuyor muyum sorusunu sormalıyız. Her somut durumda devrimci bir rol oynamanın neye tekabül ettiğini düşünmeliyiz. Hareketlerimizin bilinçliliği ve güçlü olması buraya bağlıdır.
Bunu siyasette de böyle uygulamalıyız. Siyasi çözümleme yaparken, kuvvetleri tahlil ederken ve bu kuvvetlerin belirli bir politik durumu içerisinde nasıl hareket etmesi gerektiğini düşünürken neyin devrimci ve ilerletici olup olmadığını çözümlemeliyiz. Amaç, bulunduğumuz her alanda bireyleri ve ortamı değiştirici, ortamı kirlerden, kapitalizmin yarattığı çürüklerden arındıran, kokuşmuşluklardan kişilik bozukluklarından kurtulmasına yardımcı olan ve kendisine rol biçen insandır. Devrimci kadrolarla, sempatizanlarla ve partili kadrolarla ilişkilerimizde olduğu gibi ortalama emekçilerle sıradan, halktan insanlarla, akrabalıklarımızla tanıdıklarımızla, komşularımızla vb. ilişkilerimizde kendimize böyle bir rol biçmeliyiz. Ancak o zaman, gelecek görüş açımızın daha bütünlüklü olduğunu, günlük yaşamımıza inebildiğini ve işleyebildiğini varsayabiliriz ya da söyleyebiliriz.
Üçüncüsü, amaçlılık ya da amaç açıklığıdır. Kendimizi yönettiğimiz her durumda az ya da çok bilgi, düşünce veya duygularımız vardır. Ama amacımızı çok net bilmeyebiliriz. Amacımızın açık olması gerekir. Örneğin top oynarken, roman okurken, filan koğuşa giderken, randevuda şu yolu değil de bu yolu kullanırken amacımızın açık olması gerekir. Randevuya giderken amacımız randevuyu ulaşmaktır ama o yol ya da öbür yolu seçmek, eve gitmeyip bir emekçinin evinde kalmak, plan yapmak ya da yapmamak gibi, amaç açıklığı gerekir. Çünkü amaç açıklığı, netliği, hedef belirginliği yaratır ve bu bizim dosdoğru, amacımıza doğru yürümemize hizmet eder. Amaç belirgin olmazsa hareketlerimiz, yürüyüşümüz, düşünüş ve çözülmeme sistematiğimiz bile net olmaz, sendeler. Bunu yaşamımızın en küçük ayrıntısına indirgeyebiliriz. Yememize, giyimimize vb. gibi. Bu bir netliktir ve kendimizi yönetme gücü yaratır, yaptığımız işle ilgili enerjimizi biler, sonuca ulaşmamazı kolaylaştırır ve güçlendirir.
Toplumda bunu çok net görürüz. Ortalama bir ailede baba, baba rolü oynar. Ama baba olmakla baba rolü oynamak aynı değildir. Adam evlenir, çocuğu olduğu zaman baba olur ama bir de toplumdaki baba rolü vardır. Bu baba rolünün gerekleri açısından davranmak anlamına gelir. Toplumda rol bilinci vardır. İnsanlar kadın erkek, komşu rolü oynar. Bunu hareketleriyle, davranışlarıyla, düşünüşleriyle, tepki verişleriyle yapar. Bu rol bilinci öyle ya da böyle gelişmiştir. Toplumdaki sıradan bir insanda da amaçlılık vardır. Bu amaçlılıkta bir amaç sınırlılığı vardır. Amacı belirgin değildir, fludur, bulanıktır. Ama birçok noktada da amaç niteliği vardır. Bizim ayrıldığımız nokta nedir? O amaç netliğini nereden sağlayacağıdır. Sıradan düşünecektir. Genel bir görüş açısından baktığımızda kabilesinin, ailesinin, köyünün, ilinin, yurdunun çıkarlarını düşüneceği görülür.
Bir devrimci ise genel ve somut olarak yani bütün yaşamı ve yaşamının bütün alanları boyunca, bunların değişik boyutları açısından amaç açıklığna sahip olmak durumundadır. Bu politikada da böyledir. Yaklaşık 1 sene önce parti basınında devrimci örgütlerle bir tartışma yapıldı. Şu soruları sorduk. Sizin 1 Mayıs ve seçimlerdeki amacınız nedir? Ne kazanmak istiyorsunuz? Önce amaç tanımlaması yapın ki, kullandığınız taktiğin, araçların amaca uygun olup olmadığını, bunu elde etmeye uygun düşen güçlerinizin olup olmadığını saptayalım. Eğer seçimlerde şu sonucu elde etmek istiyorsan bunun için kuvvetlerin var mı diyeceğiz. Sadece programda, stratejide amaç açıklığı yetmez, taktikte de amaç netliği gerekir. Amaç açıklığı önümüzü aydınlatır, gücümüzü biler, hareketlerimizi netleştirir, amacımıza gerekenden fazla enerji harcamadan ulaşmamızı sağlar. Aynı zamanda tasarrufa da yol açan bir unsurdur.
Dördüncü unsur, kendini tanıma ve çözümlemedir. Marks’ın Alman İdeolojisi’nde söylediği meşhur bir söz var. Filozoflar dünyayı açıklamakla yetindiler ama esas olan dünyayı değiytirmektir. Filozoflarla kendi eylemleri arasına bir çizgi çizdiler. Ama bu hiçbir zaman kendiliğinden eylemi yücelttikleri anlamına gelmiyor. Önce eylem vardı. İnsan eyleminin ve insanlar arasında gelişen sosyal ilişkilerin bir sonucu olarak söz, konuşma ve düşünce gelişti. Daha sonra bütün insanlık tarihinin yattığı düşünsel bilgi birikiminin, bilimsel deneysel birikimin bir sonucu olarak insanların elinde çözümleme gücü olmuştu. Dolayısıyla değiştirmek için (başkaları tarafından yönetilmek açısından da bu böyledir) bir çözümleme gücü gerekir.
Kendini anlayan, çözümleyebilen, sahip olduğu potansiyellerin, imkanların farkında olan, zaaflarını ve güçlü yanlarını fark eden birey kendisini elbetteki daha başarılı bir şekilde yönetme imkanına sahip olacaktır. Kendimizi çözümlemek kolay bir iş değildir. Bu bilgi, cesaret gerektirir. Çünkü bir kısım gerçeklerle insanların yüzleşmesi, bu gerçekleri kabul etmesi kolay değildir. Hem başkalarının nezdinde hem de kendi kendisiyle yüzleşerek, kendisine itiraf ederek kabul etmesi kolay değildir. Ama şunu biliyoruz insanların kendi gerçekliğini kabul etmesi, anlaması ve bunlarla yüz yüze gelmesi bir kuvvet demektir. Gerçeğiyle yüzleşen insan kuvvetlidir. Demek ki kendi gerçeğimizle yüz yüze gelmek kendimizi güçlendirmenin ve tanımanın yollarından biridir. Bu aynı zamanda bizi diğer insanlarla bu yoldaşlarla ilişkilerde de güçlendirir. Kendi gerçekleriyle yüzleşmekten korkan ve kaçan birisinin başka insanların gerçekleriyle yüz yüze gelmede zorlanacağını varsayabiliriz. Yani kendi gerçekliğimiz içerisinde gerçekleştirmediğimiz her şey başkalarıyla ilişkilerimizde bizi az ya da çok pasifize eden bir rol oynar. Çünkü biz her ne kadar kendi kendini yönetme bağlamında kendini tanımanın önemini vurguluyorsak, bunu kendini yeniden üretmenin bir yolu olarak söylüyorsak da, bu aynı zamanda çok dolaysız bir şekilde başka insanları çözümleme yeteneğimiz ve yöntemlerimizin, enerjimizin, yapıcılığımızın geliştirilmesi anlamına gelecektir. O halde yaşamımızın bütününde kendimizi tanıma çabasını aralıksız sürdürmeli, aynı zamanda başka insanları da tanıma, onları gözlemleme ve doğru anlama çabası içine girmeliyiz. Bu ikisini birbiriyle ilişkili, birbirini bütünleyen veya biri diğerinin yanısıması gibi ele alabiliriz. Şunu vurgulayabiliriz, az ya da çok herkes kendini tanır, ama bir devrimci kendini bilinçli, davranışlarını, alışkanlıklarını, hareketlerini, bilinç ve duygu şekillenmesini bilimsel yöntemlerle çözümleme yoluyla anlamalı ve kendini aydınlatmalıdır. Buradan insanlaşma, devrimci eylem gücü ve kendini yönetme gücü kazanır.
Beşincisi, kendi kendini yönetmede duygu ve isteklerin rolüdür. Bizim yaptığımız çalışmaların sonunda yeniden keşfettiğimiz bir kavram var: Devrimciler duygularını da terbiye etmeli, eğitmelidir. Devrimciler az ya da çok bilgi biriktirirler, teorik bilgi edinirler, politik ve örgütsel deneyim kazanırlar. Bu yoldan kendilerini eğitmek, silahlandırmak daha da kolaydır. Ama onları yenilmez devrimciler olarak yetiştirmek istiyorsanız işin en zor yanı, duygu ve istekleriyle ilgili eğitimdir.
Bu, tarih içinde ilerici bir amacı olan bütün kuvvetlerin şöyle ya da böyle başvurdukları bir yöntemdir. M.Ö. 3000-4000 yıllarında Çin’deki keşişlerin başvurduğu ya da 1000’li yıllarda Hasan Sabah’ın başvurduğu nefis eğitim yöntemi de budur biraz. İnsanların duygularını eğitme, şekillendirmek bunun bir biçimidir.
Ama biz burjuva-kapitalist dünyada yeni insanı yaratmak istiyorsak, toplumun yetiştirdiği sıradan insanın ya da burjuva bireyin alternatifini yaratmak istiyorsak, insanlık tarihinin birey olarak bugünkü insanda somutlaşan var olan bütün olumlu değerleri kapsayarak aşan, insanlığın geleceğini de ifade eden yeni insanlar, devrimciler yetiştirmek istiyorsak duyguların, isteklerin eğitimine önem vermek durumundayız. Çünkü insanları pek çok durumda duyguları ve istekleri yönetiyor. Amaç açıklığının olmadığı, seçilmiş bir rolün belirlenmediği, kendi kendilerini bilinçli şekilde yönetmediği durumlarda insanları genellikle duyguları ve istekleri yönetir. Bu duyguların nasıl şekillendiği, hangi ortamlar içerisinde oluştuğu bellidir. Çünkü bugünkü toplum içinde yetişiyoruz.
Dolayısıyla bütün iç dünyanızı yeni baştan ele almalıyız. Nelere öfke ve tepki duyacağımız nelere öfke ve tepki duymayı meşru görmediğimiz, mahkum etmemiz gerektiğini nelere sevgi duyacağımız, sevineveğimiz, nelerden coşku duyacağımız, mutlu olacağımız vb. gibi iç dünyamızı, duygularımızı, bilinç deneyim ve nefis eğitimi yardımıyla şekillendirmemiz gerekir.
Bu devrimcilerin şekillendirilişi de, onların eğitimindeki en zor yanlardan biridir. Birçok durumda devrimciler az ya da çok bilinçli bir şekide duygularına, isteklerine boyun eğerler. Az çok bilinçli şekilde derken öyle olmaması gerektiğini sezerek ve bilerek boyun eğerler. Bu onların zayıflıklarıdır. Zaten tartıştığımız konu düzenden, düzenin yetiştirdiği insan tipinden kopmuş ve devrimci savaşıma girmiş insanın güçlendirilmesi, kendini yönetme yeteneğini güçlendirmesidir. Burada birinci olarak duyguların çözümlenmesi, tanınması, anlamaya çalışılması gerekir. Bunu her şeyden önce kendi duygularımız ürerinde test etmeliyiz. Her durumda bir elimiz kendimizi kontrol eder olmalı. Basit olaylarda ya da karmaşık olayların tümünde eğer bir yandan da iç gözümüzü açık, duygularımızın nasıl şekillendiğini, bu şekillenmenin ne kadar yerinde ya da isabetsiz olduğunu düşünürsek bir kontrol ilişkisi kurabiliriz. Başka yöntemlerle duygularımızı yenme, kontrol altına alma, aklımız ve bilincimiz yoluyla duygularımızı terbiye etme yöntemleri uygulayabiririz. Terbiye edemediğimiz durumlarda da ıslah ederiz. Yani aklımızın emri altına alırız.
İrade birçok tartışmada geçti. Bireyin iradesi aklımızla duygularımızın kesiştiği noktada meydana geliyor. Aklımızın ve duygularımızın buluşmadığı yerde bir çatışma vardır. Ya aklımız duygularımıza işleyecek, onu kendine tabi kılacak -biraz ödün verse de- ya da duygularımızı aklımıza işleyecek aklımızı kendine doğru çevirecek. Kendi tahakkümü ve etkisi altına almaya çalışacak. Bireyle duyguları arasındaki ilişkiyi şöyle düşüneceksiniz. Aklımızı şu masanın üzerine duygularımızı da başka masanın üzerine, koyacak olursak, aklımızın duygularımız üzerinde çalışması, onu işlemesi, soylulaştırması gerekir. Çünkü soylu, yüksek duygularda eğitimin, deneyin sonucu olarak gelişirler. Soylu duygular hiçbir zaman kendiliğinden oluşmazlar, onların kendisi de bilginin ve eğitimin, deneyimin eseridir. İnsanların hayranlığını kazanabilecek yüksek duyguları kendimizde inşa edebilmemiz için onları eğitmek, şekillendirmek, güçlendirmek devrimci aklın terbiyesinden geçirmek, insan toplumunu yarattığı insanlık için yararlı bilgilerle beslemek durumundayız.
İsteklerimizle ilgili de durum aynıdır. İstekler ve duyguların tümünü aynı kategoriye koyamayız, aralarında ayrımlar vardır. Hatta iki değişik kategori meydana getirirler. Örneğin bazen yatmak, oturmak, gezmek isteyebiliriz. Bu tür isteklerimiz birçok durumda bizi yönetir. Bu isteklerimizi aklımıza uyarlamamız, aklımız tarafından denetim altına almamız gerekir. O isteğimizi mi yerine getirmemiz yoksa planımızı mı uygulamamız gerektiğini veya bir eksikliğimizi mi gidermemiz gerektiğini düşünmemiz ve burada bazı tercihler yapmamız gerekir. İsteklerimize rağmen tercihler yapmayı, isteklerimizi kontrol etmeyi, denetim altında tutmayı ve yönetmeyi öğrenmemiz gerekir. Devrimcilerin eğitimindeki en zor yanın, işin bu bölümünün olduğunu söyleyebilirim ve bu konuda devrimcilerin en iyi yardımcıları kendileridir.
Elbette ki kolektif yapılar, yani partisi ve yoldaşları her bir devrimcinin duygularının eğitimine dolaylı ya da dolaysız katkılarda bulunur. Dolaylı katkılar nedir? Genel faaliyetlerin toplam sonucudur. Hepimizi üzen, coşturan bazı şeyler oluyordur ve genel görüş açısıyla nerede üzülmemiz, sevinmemiz, coşmamız ve isteklerimize dair bir genel görüş açısı veriliyordur. Ama genel olandan somuta, özele inildikçe ancak kendimize en fazla yine kendimiz yardımcı olabiliriz. En çok kendi kendimizi eğitmememiz ve bir çaba içerisine girmemiz gerekiyor. Tıpkı heykeltıraşın çamurdan heykel yaparken gösterdiği uğraş, onun zorlukları, incelikleri ve estetiğinde olduğu gibi, bizim de duygularımızla uğraşmamız, onları yeniden şekillendirmemiz yeni bir iç yapı, iç dünya, iç zenginlik, iç güç ve enerji kazandıracak şekilde kendimizi yapılandırmamız gerekir. Kendimize gerekli emeği vermekten kaçınmamalıyız.
Duyguları tartışmalar içerisinde genellikle iki kategoriye ayırdık. Bir bölümü yıkıcı, bir bölümü yapıcı duygulardır. Yıkıcı ve yapıcı duyguların her biri tanımamız gerekir. Kin, tepki, düşmanlık, öfke, kıskançlık yıkıcı duygulardır. Bunlar istisnalar hariç yapıcı olmaz. Bu duyguların da belirli bir noktaya kadar enerji uyandırdığı, daha ileri gittiğinde, şiddetli yıkıcı hale geldiği doğrudur. Yani uyandırdığı enerjinin niteliği yıkıcıdır. Onlar da zekayı uyandırıp, bileyebilir, ama bunlar söz konusu duyguların yıkıcı karakterine bağlıdır. Burada özel bir yanı daha vurgulayabiliriz; kin, öfke, nefret, kıskançlık gibi duyguların yıkıcı gücü yalnızca karşı tarafa yönelmiş değildir, bireyin kendisini de tahrip eder, kurutur, çölleştirir. Diğer yandan bir de yapıcı duygular vardır. Sevgi duygusu gibi. Bunlar yapıcı bir enerji uyandıran üretken duygulardır. Kendisini sevdirmek, anlaşılmak için emek harcamak gerekir. İnsan sevgisi yapıcı ve üreticidir. İnsanları sevmezseniz, onlara yardımcı olmak, eğitmek, geliştirmek, güçlendirmek için emek harcayamazsınız. Halkınızı, ülkenizi sevmezseniz, Onlar için bilinçli fedakarlıklar yapamaz, onları anlayamazsınız. Seven insan sevdiğini başkalarından daha iyi anlar. Eğer bir yoldaşın sevgilisini tartışıyorsak tartışmanın içerisinde beş yoldaş varsa tartışılan kişiyi beş kişi içerisinden sevenin daha iyi anlayabileceğini söyleyebiliriz. Sevgi özel bir duyarlılık yaratır. Bir halkı seven, bağlı olan birisi, halkı daha iyi anlar ve çözümler, o halkla daha iyi diyalog kurabilir. Ölçüsüz sevginin de körleşmeye, tek yanlılığa yol açtığı durumlar ortaya çıkaracağını bilmek gerekir ki, bu uyanıklılığımızı artırır. Eğer bugünkü toplum üzerinden yeni bir toplum yaratmak, kapitalist toplumu aşan eşitlikçi, özgür, baskı ve sömürüden arınmış, sınıfsız yeni bir insanlık dünyayı kurmak istiyorsak, bunu ancak yapıcı duyguları hakim kılarak ve yapıcı duygularla donanmış insanlarla yapabiliriz. Bunu, yoldaşlık, insanlık, özgürlük sevgisi gibi duygularla kuşanmış, silahlanmış insanlarla başarabiliriz. Toplumun bu yöndeki güçlerini açığa çıkarmak, büyütmek, eğitmek, geliştirmek ve örgütlemek için her şeyden önce yapıcı duyguları geliştirmemiz, yükseltmemiz, güçlendirmemiz gerekir.
Ama bugünkü toplumun karakteristik özelliği insanlarda yıkıcı duyguları daha güçlü şekilde üretmesidir. Her iki duygunun kökü, temeli insanlarda vardır, ama bugünkü kapitalist toplum yıkıcı duyguları yani bencilliği, kini, nefreti, tahakkümü, köleleştirme duygusunu üretir. Bizim bütün bunların karşısına özgürleştirme, üretme ve emekçilerin barış, kardeşlik ve paylaşım içerisinde yaşaması duygusuyla insan ve doğa sevgisi, yurt sevgisi vb. ile yoğrulmuş devrimcilerin çıkmasıyla geleceği kurabiliriz. Elbette ki kimi dönemlerde şiddetlenen, tırmanan bir şekilde öfke ve kin duygusuna da sahip olacağız. Fakat bu silahı yalnızca düşmana yöneltebiliriz. Ona bile sınırsız bir şekilde yöneltmemeliyiz. Kontrollü yöneltmek zorundayız. Ama eğer kin, nefret, öfke gibi duygular yoldaşlarla, devrimcilerle ilişkilerimizde ortaya çıkıyorsa ve bunları kontrol edemiyorsak bu tehlikeli bir zaaftır. Düzeltemiyorsak, kendimizi yönetemiyorsak ciddi bir zayıflık var demektir. Dolayısıyla bu duygularımızla savaşmamız, bu tür duygularımızı dönüştürmeyi, farklı hedefler yöneltmeyi, kontrol ve terbiye etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Kendi kendimizle ve özellikle bu yanımızla uğraşmamız, duygularımızın eğitimi açısından bu yanımızı geliştirmemiz gerekiyor.
Altıncısı, yaşam kültürüdür. Yaşamımız boyunca edindiğimiz kitabi bilgiler yaşamızı idame ettirirken yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz, kullandığımız üretim araçları, insanlarla girdiğimiz ilişkilerde edindiğimiz deneyimlerin tümü yaşam kültürünü oluşturur. Dolayısıyla yaşam kültürü bizi yönetir. Bu kültür, bizi yöneten temel faktörlerden birisidir. Yaşam kültürümüzün genişliliği, sınırlılığı ve darlığı ile kendimizi yönetme imkanlarımızın genişliliği, sınırlılığı, darlığı arasında orantılı bir ilişki kurabiliriz. Yaşama kültürümüzün genişliği alternatiflerimizi, seçeneklerimizi çoğaltır. Buradaki vurgu, başkalarından öğrenmeden tutalım da, kitaplardan, günlük basından, çevremizden öğrenerek dışımızdaki dünyaya bakışımızda yaşam kültürümüzü geliştirmek ve güçlendirmek gerektiğinedir. Yaşam kültürünü sadece bilgi ya da fikir olarak yükseltmeyi değil ama ileri şeyleri tercih etmek ve daha yüksek yaşama biçimleri için seçim yapmak olarak anlamalıyız. Daha yüksek yaşam biçimleri dediğimiz şey, sanata ilişkin ilgi düzeyimiz ve yaptığımız tercihlerle, yaşamımızı nasıl yönettiğimizin bütün yanlarıyla, yani bir bütün devrimci yaşamımızla ilgilidir. Yönetimimizin kalitesi ve nasıl yöneteceğimiz gibi konularda da bunun bir katkısı mutlaka olacaktır.
Yedincisi, genel bilinçtir. Bu bütün tartışmalarda doğal olarak işleyen bir konudur. Genel bilinç ve bilgi birikimi, kendimizi, anlama, çözümleme düzeyimizi, kendimize biçtiğimiz rol ve rolümüzü ne kadar bilinçli aydınlattığımızı ve gelecek görüş açımızı etkiler. Kendi kendimizi bilinçli yönetmek ile bilinç düzeyi arasında ilişki kuruyoruz. Yani, bilinç düzeyimiz ne kadar gelişkin ise kendimizi o kadar çözümleyip anlama imkanına sahip olacağız. Bilinç düzeyinin yüksekliğinin kendimizi yönetme düzeyinin yüksekliği ile orantılı giden, onu geliştiren bir ilişkinin olduğunu söyleyebiliriz. Cahil kalmış ortalama bir emekçinin kendisini yönetmesinin yarı bilinçli olduğunu söylersek ona ne iftira atıyoruz ne de garez ediyoruz. Onun kendisini daha bilinçli yönetme imkanlarının sınırlı olduğunu söylüyoruz. Ama onu da, sınırlı, geri düzeydeki bir bilinç yönetiyor diyeceksiniz. Zaten burada vurguladığımız şey, genel bilinç düzeyinin yüksekliğiyle, bilinçin kalitesi, kapsamı çok yönlülüğü ve zenginliğiyle, kendini yönetme imkanları arasındaki bağıntıdır. Her devrimci, yaşama, topluma ve bütün evrene dair en yeni bilgileri edinmek ve hatta insanlığın bugünkü düzeyini aşmış bir yönetme gücünü geliştirmek ve artırmak zorundadır. Sorun, tek tek bireylerin olaylarla, yaşadıkları çevreyle, durumlarla nasıl bir ilişki içerisine girdikleridir.
İnsanlar daima bir toplumsal ortam, ilişkiler ortamı içerisindedirler. Bunu sırf mekan olarak anlamayın, daha çok ilişkilerin toplamı olarak anlamaya çalışın. Kendileri de bu ilişkilerin bir parçasıdır. İlişkilere katkıda bulunurlar. Aynı zamanda bu toplam ilişkiler onların etrafını saran bir ilişki sistematiği yaratır. Onları hem etkiler, koşullandırır, hem de imkanlar sunar, sınırlılıklar getirir. Çevreyle ilişkilenişimizin açıklığı, kendimizi çevreyle ne kadar bilinçli ilişkilendirdiğimizin toplamı olarak bir ilişkilenişi açığa çıkacaktır. Çevreyle ilişkilenişimizden güç de alabiliriz, bu ilişkileniş gücümüzü tüketen bir şey haline de düşebilir. Örneğin son derece disiplinsiz karmaşık, kırıtik bir ortam içindeysek, bu ortam bizi de girdabına alabilir. Eğer, içinde hareket ettiğimiz bütün ilişkileri anlayabilir, çözümleyip değerlendirebilirsek bu kaotik ortama karşı, kendimize biçtiğimiz role ve gelecek görüş açısına uygun düşen bir direnç oluşturabiliriz.
Çevre, koşullar, ortam kendimizi yönetimizi etkiler. Ona imkanlar sunar ya da onu sınırlandırır. Eğer bu ilişkileri doğru çözümler ve anlarsak ortamları da doğru değerlendirebiliriz. Her durumda çevreyle, kendimizi yönetim açısından bilinçli şekilde ilişkilenmek gerekir. Neyi kastediyorsun? Örneğin zaman zaman hepimizin tanık olduğu olaylar vardır. Dışarıda bir hadise gelişiyor. Gelişen olayın buradaki yansıması karamsarlık olarak beliriyor. Ortamda kısmen demoralizasyon, kötümserlik oluşuyor denilebilir. Bazen de hayat içerisinde büyük izler bırakmayacak şeyler oluyor. Bu, tek tek örgütlerle doğasında ortaya çıkar. Mesela bir kurşun patlamış olabilir. Sanki dünyayı fethetmişsin gibi bir coşku yaratıyor. Bunun ikisinin de zararlı olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu tür durumları, olayları doğru anlayarak ve bütün içerisinde yerli yerine oturtarak aşırı ve sağlıksız etkileri en aza indirgenebilir. Fakat ortadan kaldırılabilir demiyorum. Şimdi bu örneklerde oluşan ortama mı kapılacaksınız, oluşan ortamın uzantısı ve parçası mı olacaksınız yoksa, çözümleyerek kendine devrimci bir rol biçen bir duruş mu alacaksınız? Bilinçli ilişkilenme tam da buradadır.
Bu tür etkiler çevreyle ilişkilenişte, duygularımızda veya fikirlerimizde de çıkabilir. Falanca arkadaşın davranışına takmış ya da filan grubun pratiği hakkında söylediklerine takmış. Bunun insanlık tarihi açısından nasıl bir rolü ve ne kadar önemi olabilir. Bu tür soruları yerinde sorabildiğimiz zaman basit olayların büyüklük ve etki gücü açısından dengesini kurabilir.
Toparlama babından şunlar söylenebilir; çevreyle ilişkilenişimiz bilinçli olmalıdır. Çevremiz bizi yöneten faktördür. Çünkü bize hem imkanlar sunar hem sınırlandırır. Sunduğu imkanları ve sınırları ne kadar doğru çözümlersek bu sınırları değiştirme, yıkma, mücadelemiz ve sunduğu imkanları değerlendirme olanaklarımız da o kadar fazla olacaktır.
Son olarak; alışkanlıklarımız. Alışkanlıkların da insanların kendi kendilerini yönetmesinde önemli bir etken olduğunu hepimiz kabul edebiliriz. Sigara alışkanlığından bunu ölçebiliriz. Sigara tiryakisi sigara içmek için çok büyük bir risk alabilir. Örneğin sokağa çıkmama yasağı koşulları altında sigara bulmak için harekete geçebilir. Güvenliğini bir tehlikeye sokabilir. Sigara konusunda bizi bağımlılık yönetir. Alışkanlıklar da bir çeşit bağımlılıktır. O zaman alışkanlıkların her birinin ayrı ayrı çözümlemesini yapmalıyız. Hangi alışkanlığımız kendimiz yönetmemiz açısından olumlu, hangisi negatif bir faktördür. Devrimci irademizi kıran her şey olumsuzdur. Alışkanlıklar irademizi kıran, irademizin ortadan kalktığı pratik bir refleksin geliştiği durumlardır. Dolayısıyla kitap okuma alışkanlığı olumlu bir etkenken, sigara içme alışkanlığı olumsuzdur. Yüksek sesle konuşmak olumsuz bir alışkanlıktır. Kontrol zayıflığı yaratır, pek çok durumda güvenliği tehlikeye düşürebilir ya da çevrenin çalışmalarını olumsuz etkileyip dikkatini dağıtabilir vb. Her bir alışkanlığımızı kendimize bakıp çözümlememiz gerekir. Çünkü her birisi bizim yaşamımızın şu yanı da bizi yöneten, kendi kendimizi yönetmeyi ektileyen unsurlardır.
Alışkanlıklarımızla da mücadele etmek, buralarda da zayıflıklarımıza yenilgiye uğratmak ve yönetme gücümüzü geliştirmek gerekir. Kendimize bazı olumlu alışkanlıklar da yaratmalıyız. Örneğin disiplin alışkanlığı gibi. Bu siyasi, örgütsel, yaşam disiplini ve çalışma disiplini açısından uygulanabilir. Disiplin alışkanlığı olan bir insanın daha verimli ve üretken olabileceğini, imkanlarını, koşullarını, zamanını daha iyi değerlendirebileceğini söyleyebiliriz. Genel olarak güçlendirebileceğini söyleyebiliriz. Kitap okumayı, insanları dinlemeyi alışkanlık ve refleks haline getirmek gerekebilir. Ama bir da zararlı ve olumsuz alışkanlıklar vardır. Bunlar da bizi yönetmede etkilidir. Bunlara karşı mücadele etmek, bunlara karşı direncimizi geliştirmek gerekir.



by_deli isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
anlama, birbirimizi, dersleri, pazartesi


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Pazartesi Dersleri - Kendi Kendini Yönetmek by_deli Hem Oku Hem İndir 0 07-17-2008 03:09
Pazartesi Dersleri - Sıradanlaşma by_deli Hem Oku Hem İndir 0 07-17-2008 00:00
Pazartesi Dersleri - Birbirimizi Anlama by_deli Hem Oku Hem İndir 0 07-16-2008 23:59
Pazartesi Dersleri - İnsanları Yönetmek by_deli Hem Oku Hem İndir 0 07-16-2008 23:58
Din Dersleri Notları özlem Genel Mizah 6 05-29-2008 20:06


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 03:57 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447