![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 6
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Tarihimize "Sivas Katliamı" olarak geçen katliam, 2 Temmuz 1993'te gerçekleşti. Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Şenliği'ne katılmak için Sivas'a gelen aydınların, ilericilerin, Pir Sultan aşkıyla tutuşan gençlerin kaldığı Madımak Oteli, islamcılığı kendine bayrak yapan gerici yobazlar ve faşistler tarafından kuşatıldı. Oteli kuşatan kendinden geçmiş güruh, önce oteldekileri linç etme histerisiyle oteli taşladı; ardından oteli yaktılar. 33 insanımız Madımak Oteli içinde yanarak veya dumandan boğularak can verdi. Vahşet ve vehamet! 33 insanın kendilerini "islamcı, şeriatçı, milliyetçi" diye nitelendiren binlerce kişilik bir güruhun kuşatması altında diri diri yakılması, Hristiyan engizisyonunun yöntemlerini hatırlatan bir vahşetti. Fakat bu vahşetten daha da vahşi ve dolayısıyla daha da vahim olan, bu vahşetin, şehrin ve ülkenin yöneticilerinin gözleri önünde gerçekleşmiş olmasıdır. Aslında Sivas Katliamı'nı "tüm yetkililer seyretti" demek de durumu tam ifade etmeye yetmez. Çünkü "yetkililer", yani oligarşinin bazı kesimleri, seyretmenin ötesinde, katliamı bizzat örgütleyenlerdir. Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Şenliği'ne henüz birkaç hafta varken, Konya'dan, Kayseri'den ve İstanbul'dan (Ki bunlar tespit edilebilenler) gruplar halinde islamcı, faşist militanlar getirilerek Milli Gençlik Vakfı (MGV) yurtlarına yerleştirildiler. Şenliğin başlamasından önceki günlerde ve şenlik başladığı gün, gerici basın yalanlarla aleni tahrik görevini üstlendi (başta Trabzon olmak üzere, linç saldırılarının birçoğunda da gerici basının aynı rolü oynaması da dikkat çekicidir). 1 Temmuz'da şenlik vesilesiyle açılan standlara, söyleşi ve imza günü yapan yazarlara gericiler ve faşistler saldırdılar; polisin ve bir gün sonra linç güruhuna dönüşecek kesimlerin birlikte gerçekleştirdiği saldırılardı bunlar. Başka bir deyişle, bu saldırılar aslında katliamın hem habercisi, hem başlangıcıydı. Gerici basında tahrikler yayınlanırken, sesini çıkarmayanlar, 2 Temmuz'da camilerde "cihad" çağrısı yapılırken de görmezden geleceklerdi elbette. Çünkü plana uygundu bunların hepsi. Peki kimdi planın sahibi? İşbirlikçi Cem Vakfı, o zaman katliamın ardından yaptığı açıklamada "devletle halkın katliamlara karşı birlik olması gerektiğini" belirtmişti. Devletle halk, katliama karşı birlik olacaktı. Olabilir miydi? Böyle bir açıklama yapmak, devletin katliamda hiçbir rolünün olmadığını söylemekti. Cem Vakfı, demek ki, devletin katliamda rolünün olmadığına inanıyordu veya bile bile bu rolü gizliyordu. Kuşku yok ki, ikinci ihtimal geçerliydi. Çünkü, devletin katliamdaki rolü, tartışılamayacak kadar açıktı. Her şeyden önce, katliamı önlememekle sorumluydu devlet. Fakat yukarıda da belirttiğimiz gibi, seyretmenin, önlememenin ötesinde bir sorumluluktu devletinki. Kimdi devlet? Olayların başından sonuna kadar bilgilendirildikleri halde, müdahale etmeyen Cumnurbaşkanı, Başbakan, ve bakanlardı. Hükümetti. Kimdi devlet? Sivas'ın valisiydi. Devlet, Sivas'ın emniyet müdürü, garnizon komutanıydı. Devlet, Madımak Oteli'nin, yani katliamın olduğu yerin çok yakınındaki 6 bin asker mevcutlu tugay komutanlığıydı. Sivas'ın belediye başkanı, Fazilet Partisi'nden Temel Karamollaoğlu idi. Karamollaoğlu, Tayyip Erdoğan'la, Abdullah Gül'le, Abdüllatif Şener'le, Bülent Arınç'la aynı partinin üyesiydiler o zaman. Karamollaoğlu katliamcı güruha hitaben yaptığı konuşmada "gazanız mübarek olsun!" dedi. Ve Erdoğanlar, Güller, Şenerler, Arınçlar bu gaza kutlamasını o zaman hiç mi hiç eleştirmediler... Nitekim, güruh, bu sözün ardından önce Kültür Merkezi'ne saldırmış, sonra da yönünü Madımak Oteli'ne dönmüştü. Neden ve kime karşı? Katliamın nasıl meydana geldiğini bilmek önemli, ama esas olarak neden ve kime karşı, ne için gerçekleştirdiği net olarak kavranmalı. Bunlar görülmediğinde, Cem Vakfı gibi, sapla sapanı, katille maktulu, mazlumla zalimi birbirine karıştırmak kaçınılmaz olur. Katliamın ardından iktidardakiler, düzen partileri, katliamın gerçek SORUMLULARINI ve gerçek NEDENİNİ örtbas etmek için birbirleriyle yarıştılar. İktidarda DYP-SHP koalisyon hükümeti vardı. Dönemin İçişleri önce "oteli sahibi kundakladı" diye akla izana sığmayan bir yalanla geçiştirmeyi bile denedi. Memleketin Cumhurbaşkanı Demirel'in, cuntacı Kenan Evren'in açıklamalarındaki ortak nokta "tahrik"ti; hani şu linç saldırılarının hepsinden sonra sık sık gündeme gelen tahrik.. Ve Başbakan Çiller'e göre de tahrik olanlar "halkımız"dı; halktan da kimsenin burnu kanamamıştı, yani şu "hassas vatandaşlar" hikayesi... Gerçek şu ki, Sivas Katliamı davasında katliamcıları RP'li Şevket Kazanlar sahipleniyor görünsede, aslında o zaman tüm düzen güçleri linççileri aklamış, sahiplenmişti... Çünkü linç güruhu, hepsinin ortak ideolojisinin, ortak "inancı"nın tetikçisi olarak sahnedeydi. Linççiler, katliamdan önce, Pir Sultan'ın heykelini sürüklemişlerdi caddelerde. Linççiler, bir kez daha asıyordu Pir Sultan'ı ve Demireller, Çillerler, İnönüler, Temeller, generaller de, Pir Sultan'a düşmandılar yüzyıllardır. Alevi direniş geleneğine saldırmıştı yani linççiler. Sonra, başta Aziz Nesin olmak üzere aydınlara "komünistler" diye saldırıyorlardı. Devrimci grupların dergi standlarına da "komünistler" diye saldırıyorlardı. Ve elbette Demireller, Çillerler, İnönüler, Temeller, generaller de, düşmandılar komünizme. Özetle, aleviler, aydınlar, komünistler, bu ülkenin faşist düzenine, sömürüye karşı çıkan herkes, bu planlı saldırının hedefindeydi. Ülke çapında infazların, katliamların, kaybetmelerin, faili meçhullerin, işkencelerin, Türkiye tarihinde eşi görülmedik bir şekilde tırmandırıldığı koşullarda bu katliam da saldırı politikasını tamamlayacaktı. Sivas'ta devrimcilerin önderliğinde direndi aydınlar ve alevi halk. Barikatlar kuruldu, gösteriler yapıldı, çatışıldı... Güçleri yetmedi belki katliamı durdurmaya. Ama Pir Sultan'ın direniş geleneğine layık olduklarını gösterdiler en azından. Katliamın kendisi kadar, Sivas'ta ve ülke çapında katliamı verilen cevabı da unutmamalıyız. Halk olarak, sol olarak güçlerimizi birleştirdiğimizde neleri yapabileceğimizin bilincinde olmak açısından unutmamalıyız. Mesela, katliamda yaşamını yitirenlerden 20'sinin, 6 Temmuz'da Ankara'da yapılan cenaze törenine 100 bin kişiyi aşkın kişinin katıldığını unutmamalıyız. Hrant Dink'in cenazesindeki kitlesellik ilk değildi bu anlamda. Ve yine ertesi gün İstanbul'da kaldırılan cenazelerde 10 binlerin tam 7 saat boyunca İstanbul caddelerinde "Sivas'ın Hesabını Soracağız" diye yürüdüğünü unutmamalıyız. Katliam, bize yani halka, yani sola karşıydı; direnmek, yapılabilecek ve yapılması gereken tek şeydi. Alevilik, Hüseyin'in Kerbala'da direnişidir. Gerisi yalandır, riyadır. Gerisi burjuvazinin aleviliğidir. Ezilenlerin direnişinden koparılmış bir aleviliği pazarlamaya çalışan alevi ileri gelenleri, "inanç önderleri" değil, şarlatandırlar. Bunlar, kendi çıkarlarını düşünenlerdir. Nice yakılırsak yakılalım, nice katledilirsek katledilelim, Pir Sultanlar'ın geleneğini sürdürmeyen bir aleviliği asla kabul etmeyeceğiz ve etmemeliyiz. Alevilik, direndikçe yaşamıştır ve öyle de yaşamaya devam edecektir. |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| hala, sİvasta, yakanlar, yÖnetİyor |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sen Yinde Yüreğimde Hala Dağsın Dağ... | Kod Adı Selma | Elif Eylül Aybaşoğlu | 0 | 06-25-2007 05:25 |
| Tatile çıkmanıza sayılı gün kaldı... Oysa vücudunuz buna hiç de hazır değil! Hâlâ kış | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 06-13-2007 17:01 |
| 17 Ağustos depreminde çocuk ve torunlarını yitiren Şaziye ve Kenan Emir hâlâ enkazdan | burjuva-haberci | Güncel Haberler | 0 | 06-06-2007 03:26 |
| bıraz sıvas bıraz maras bıraz ozgurluk | by_deli | SİVAS KATLİAMI | 1 | 04-30-2007 02:19 |
| Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala... | Lumbstatc | Edebi eleştiri - Makale - Denemeler | 4 | 04-28-2007 21:23 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 04:26 .