![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: Marksizm
Mesajlar: 619
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() |
İcazetçilik Kazanamaz!
Ülkemizde sendikalar, esas olarak düzenin icazet sınırları içinde ekonomik demokratik mücadele vermekte ve bu sınırları aşma cüretini gösteremedikleri için, en sıradan ekonomik haklar konusunda bile bir kazanım elde edememektedirler. Halen AKP hükümetiyle Türk-İş temsilcileri arasında süren 2009 Yılı Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi, 241 bin işçinin ücret ve sosyal haklarını kapsıyor. Fakat 241 bin işçinin bu süreç hakkında bir bilgisi yok. Halka yapılan sınırlı bir kaç açıklamanın dışında pazarlıklar, her zaman olduğu gibi, emekçilerden gizli yürütülüyor. Memurların "toplu görüşmeleri" de aynı şekilde olacak. Oligarşinin her şeyi halktan gizli yapması, onun için bir politika tarzıdır. Fakat "toplu sözleşme" ve "toplu görüşme" adı verilen bu süreçlerde, bu politika tarzına sendikalar da ortak olmaktadır. Toplu sözleşmeler, görüşmeler, işçiler memurlar adına yapılmakta, fakat onların bu konudaki son sözünün, kararının ne olduğunu kimse sormamaktadır. Tekelci burjuvazi için, tefeci tüccarlar için, "kriz" vesilesiyle, yaklaşık 60 milyar TL'lik avanta paketleri açıkladı AKP. Fakat 241 bin işçinin karşısına geçip, onların haklı, meşru ve aslında olması gerekenden de geri olan yüzde 20'lik zam talebini reddederken, pervasızca "Size teklifimizden daha fazlasını vermemize olanağımız yok" diyebilmektedirler. Diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'dır. Emekçilerin yüzde 20 talebine karşın hükümet, yüzde 3 öneriyor. Türk-İş, her zamanki gibi "kabul edilemez" açıklamasını yapıp, sonra kabul edecektir. Kısacası, tüm bu sözleşmeler, görüşmeler, işçilerin, memurların dışında gelişmekte, süreçler, onların söz ve karar hakkı olmaksızın, onların iradesinin dışında sonuçlanmaktadır. Toplu sözleşme ve toplu görüşmelerin emekçiler için bir aldatmacaya ve oyalamaya dönüştüğü tartışmasızdır. Mevcut sendikal önderliklerle bu oyun bozulamamaktadır. Çünkü mevcut sendikaların hemen hepsi, meşruluk değil yasallık çizgisinde, oligarşinin icazetini gözeten bir anlayışın temsilcisidirler. Ülkemizde sendikalar, esas olarak düzenin icazet sınırları içinde ekonomik demokratik mücadele vermekte ve bu sınırları aşma cüretini gösteremedikleri için, en sıradan ekonomik haklar konusunda bile bir kazanım elde edememektedirler. Haklar ve özgürlükler anlamında sürekli geriye gidişin nedenlerinden biri budur. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, 1800 ortalarından bu yana, mücadeleyi meşrulukları temelinde geliştirmişlerdir. Bugünkü hemen tüm kazanımları bu mücadelelere borçluyuz. Gerek işçilerin gerekse de tüm halkın hakları ve özgürlüklerinin kazanılmasında, sendikaların önderliğindeki mücadele oldukça önemli olmuştur. Ülkemiz tarihine baktığımıızda ise, sendikaların çok etkili, belirleyici bir yer tutmadığı görülür. Bunda işçi sınıfının zayıflığı bir etkendir; diğeri ise, işçi sınıfı ve sendikal hareket üzerinde sarı, reformist, revizyonist çizgilerin uzun dönem etkili olmasıdır. Mesela, düzenin baskısının sendikalara en açık ve doğrudan yöneldiği 12 Eylül sonrasında da bir direniş odağı olmayı başaramadı sendikalar. Elbette şunu da belirtmek gerekir ki, sendikalar, böyle bir şeyi istemiş, bunun için çalışmış ve buna rağmen "başaramamış" değillerdir; buna hiç cüret bile etmemişlerdir. Sendikalar, emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını düzeltme mücadelesinin araçlarından biridir. İşçi sınınfının ekonomik-demokratik mücadelesi bir yanıyla sendikal mücadele olarak şekillenir. Fakat, tarihi gelişim içinde, burjuvazi, emekçilerin mücadele ve örgütlenmesinin bir aracı olan sendikaları, emekçileri denetleyip düzen içinde tutmanın bir aracı haline dönüştürmeye çalışmıştır. Bunda kilit rolü, işçi aristokrasisi oynamıştır. İşbirlikçi sendikacılar, burjuvazinin işçi sınıfı içindeki uzantıları olarak mücadeleyi pasifize etme görevini üstlenmişlerdir. Bu işlevi açıkça yapan sendikacılar, sarı sendikacılık olarak adlandırılır. Fakat, emekçilerin mücadelesini saptıranın sadece sarı sendikacılık olmadığını da bilmek gerekir. Sosyalist, ilerici, devrimci olduğu iddiasına sahip sendikalar da, onlarca yıldır ülkemiz de dahil olmak üzere, bir çok yerde, sarı sendikalarınkine benzer bir rol üstlenmişlerdir. Sendikaların bir çoğu, icazetçi çizginin doğal sonucu olarak, sistem içinedki varlığını sürdürübilmek için, mümkün olan en geri, düzeni en az rahatsız edecek bir çizgide sendikacılık yapar. Bu çizgi, tamandaki emekçilere "hükümetle ne kadar iyi diyalog içinde olunursa, hakların o kadar iyi korunabileceği" demagojisiyle benimsetilmeye çalışılır. Oysa sendikalar bu çizgiye geriledikçe, emekçilerin haklarını savunma güçleri azalır. Ülkemizde sendikacılığın, sendikalar önderliğindeki emekçilerin mücadelesinin gelişmesi, esas olarak hep devrimci mücadelenin gelişmesine paralel olmuştur. Ülkemizde ilerici sendikacılık anlamında, DİSK'in ortaya çıkışı ve gelişimi 1960'ların ikinci yarısıdır; ve o dönem ülkemizde devrimci mücadelenin hayatın her alanında geliştiği bir dönemdir. Bu gelişme, hak arama bilincinin gelişmesi, emekçilerin ve aydınların kendine güveninin artmasına paralel olarak yaşanmıştır. KESK de, 1990'ların ilk yarısında şekillenmiştir ve temelleri, 1990'ların başlarından itibaren geliştirilen devrimci mücadele içinde atılmıştır. Bunlar, işçilerin ve memurların mücadele tarihinden bize kalanlardır. Sendikaların asli işlevi olan ekonomik-demokratik mücadele önemsiz veya ekonomistçe yapılacak bir mücadele değildir. Reformlar için mücadelenin reformist bir bakış açısıyla ele alınmasının yanlışlığı gibi, ekonomik demokratik mücadelenin ekonomizme indirgenmesi de yanlıştır. Ekonomik mücadele de, reformlar için mücadele de devrimci bir anlayışla yürütülmelidir ve onun ilk ifadesi de, oligarşinin çizdiği sınırları, yani icazeti reddetmiş olmasıdır. Ekonomik demokratik mücadelede de, sendikal örgütlenmede de devrimci bir bakış açısı, işçi, memur hareketinin sorunlarını çözebilecek tek doğru bakış açısıdır. Gerici, sarı, reformist düzen sendikacılığı, emekçilerin sorunlarını çözemez. Mücadele tarihine işçi ve memurların büyük direnişleri olarak geçen hemen tüm direnişlerde, özellikle iki olgu belirgindir; Birincisi, militan bir direniş, ikincisi, geçici de olsa, emekçilerin iradesini açığa çıkaran bir işleyiş... 15-16 Haziran'dan Paşabahçe'ye, Migros'tan Zonguldak'a, Maga'dan Eminönü direnişine kadar bir çok direnişte bu özellikleri görmek mümkündür. Bunlar olduğu sürece direnişler büyümüş, bunlardan biri, direnişin militanlığı veya işçilerin, memurların sürece katılımı ortadan kalktığında, bunlar arasındaki uyum bozulduğunda, direnişle zayıflamış veya sonuna gelinmiştir. Militanca mücadele, mesela işyeri, fabrika işgalleri, yol kesmeler, çatışmalar, bugün emekçilere "maceracı", "sağduyudan yoksun" eylem biçimleri gibi gösterilmektedir. Oysa bugün, emekçilerin böyle bir mücadele hattında yürümekten başka şansları yoktur. Türk-İş ve benzeri çizgideki sarı sendikaların mevcut sağ çizgilerini emekçilere kabul ettirmelerinin araçlarından biri, "Sendikalar siyasetin dışında, partiler üstü olmalıdır" politikasıdır. Oysa bu politikanın kendisi "politika içi"dir. Nitekim, ülkemizdeki hiçbir sendika, Türk-iş kadar düzen partileriyle iç içe olmamış, Türk-iş kadar düzen içi siyasetin içinde yeralmamıştır. Hemen bütün sendikalar da bugün benzeri politikalar geliştirmekte, en azından hükümet ne der, şu düzen partisi ne yapar hesaplarını yapmaktadırlar. Şu bir gerçek ki, toplu sözleşme ve toplu görüşme masasında, bazı işçi ve memur sendikaları, emekçilerin tarafından oturuyor olsa da, politikalarıyla, zihniyetleriyle aslında hükümet tarafında oturuyorlar. Sendikal mücadele veya işçilerin mücadelesi basit ve dar anlamda "ücret" mücadelesinden ibaret değildir. İdeolojik, politik boyutları vardır. Biz toplu sözleşme üreçlerine de, toplu görüşme süreçlerine de sadece bordrolar üzerinden değil, işçilerin ve memurların bilinçlenmesi, bu süreçlerin emekçiler açısından birer okula dönüştürülmesi açısından bakarız. Türk-İş'in 1968'de gerçekleştirilen 7. Kongresi'nde alınan şu karar öğreticidir: "Türk-İş, sınıf ayrılıklarının derinleşmesine ve sınıf çatışmalarına yol açabilecek sebepleri ortadan kaldırmayı amaç alan ve sınıflar arasında denge, barış ve kaynaşma sağlayıcı bir politika izleyecektir." O, safını belirlemiş. Bu karar, gerçekte düzen sendikacılığının nasıl bir sendikacılık olduğunu da özetliyor. İşçi düşmanı, devlet yanlısı, cunta destekçisi, işçilerin değil patronların çıkarlarını esas alan, tatüsünü korumak pahasına direnişleri, grevleri satan, toplu sözleşme masalarında al gülüm ver gülüm patrondan yana, üyesi olan işçilerin haklarını savunmayan bir sendikacılık. Katliamları alkışlayan, halkın yanında olmayan, katliamlara, sömürüye karşı ayağa kalkan, direnen işçilere en iyi halde "sağduyu" çağrısı yapan, direnişleri "terörün oyununa gelmekle, yasadışılıkla" suçlayan sendikacılık. İşçiler, memurlar, bu sendikacılığa, bu anlayıştaki sendikacılara mahkum edilemez. İşçi sınıfı içinde, memurlarda, mücadeleyi bugünkü düzeyinden daha ileriye taşıyacak, toplu sözleşme ve görüşme süreçlerine daha iradi müdahale edilmesini sağlayacak dinamikler vardır. "işçici" bir kavrayışla düzen sendikacılığının peşine takılmak, sınırlı bir kaç direniş üzerinden "devrim dalgalarının kabarıp alçaldığı" sonuçlarını çıkarmak, sınıfın yanında olmak adına, sendikaların gerici, uzlaşmacı çizgilerine güç vermek, bunlar, emekçilerin mücadelesini geliştirmez. Emekçilerin mücadelesini geliştirecek olan, icazet sınırlarını, faşizmin terörüyle çizdiği sınırları yıkıp, haklar mücadelesini de devrimci mücadelemiz altında sürdürmektir. *** Ülkemizde sendikalar, esas olarak düzenin icazet sınırları içinde ekonomik demokratik mücadele vermekte ve bu sınırları aşma cüretini gösteremedikleri için, en sıradan ekonomik haklar konusunda bile bir kazanım elde edememektedirler. Haklar ve özgürlükler anlamında sürekli geriye gidişin nedenlerinden biri budur. * Sendikal mücadele veya işçilerin mücadelesi basit ve dar anlamda "ücret" mücadelesinden ibaret değildir. İdeolojik, politik boyutları vardır. Biz toplu sözleşme üreçlerine de, toplu görüşme süreçlerine de sadece bordrolar üzerinden değil, işçilerin ve memurların bilinçlenmesi, bu süreçlerin emekçiler açısından birer okula dönüştürülmesi açısından bakarız. YÜRÜYÜŞ
__________________
İZMİR GENÇLİK MUHALEFETİ Sizi Tanımıyorum! Sizin Yasalarınızı, Nizamınızı, Kuvvete Dayanan Yetkinizi Tanımıyorum! Bu Yüzden ASIN BENİ! [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] [Sadece Üyeler Linki Görebilir Üye Olmak İçin Tıklayınız] Devrim İçin Tek Yol DEVRİMCİ YOL |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: icazetcilik, kazanamaz |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 17:00 .