![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Araçları | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 75
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() |
Burjuva Dünyada Marks'ın Haklılığı Tartışmaları Sürerken KARL MARKS ve EKONOMİK KRİZ
Marks Haklı Mıydı!? �Marks haklı mıydı?� Bu soru, kimilerini şaşırtsa da yaşadığımız kriz süresince sıkça sorulan sorulardan biriydi. Kendilerini kapitalizmin övgüsüne adamış satılık b urjuva ideologlar bile bu soru karşısında sessiz kalamadı . Ekim ayında bir yazısında Milliyet'te Taha Akyol'un � Yaşamakta olduğumuz küresel kriz, Marks'ı haklı mı çıkardı? Kriz, �kapitalizm krizi' mi? Yoksa sadece mali sektörü şişiren yöneticilerin sebep olduğu bir �yönetişim krizi' mi?� diyerek sözlerine başlaması, Marks'ın haklı olmadığını kanıtlamakla kendini görevli sayması çok şey ifade etse gerek. Ya da Türkiye'deki büyük patronları biraraya getiren Turkcell'in bir toplantısında İshak Alaton'un Adam Smith'in geçerliliğini yitirmesinden dem vurup �Çözüm için insanlığın Karl Marks'ı yeniden keşfetmesi mi gerekiyor?� demesi. Veyahut Anglikanların(ör. İngiltere) ruhani lideri Cantenbury Başpiskoposu Rowan Williams'ın yazdığı bir yazının başlığını şu şekilde atması: "Marks, kapitalizm hakkında kısmen haklıydı" . Ya da BBC News'ta Marks kitaplarında satış patlamasının haberinin yapılması. Örnekler uzatılabilir, ama sanırız bu kadarı yeterli. Anlaşılmaz geliyor olabilir. Neden sadece kapitalizmi övmek için açılan ağızlardan şimdi Marks'ın ismi zikrediliyor? Bu duruma bir açıklık getirmek gerekiyor. Her ne kadar kendi sınıf çıkarlarına aykırı olduğundan burjuvazi Marksizm'in bilimselliğini reddetse de sosyolojiden iktisata, felsefeden tarihe sosyal ve iktisadi bilimlerin kurucu teorileri arasında Marksizm'in önermeleri öğretilir. Bu açıdan Marksizmin bilimselliği dolaylı yollardan olsa da burjuvazi tarafından bilinir ve kabul edilir. Bugün ortaya çıkan egemenler tarafından bilinen, ancak sınıf çıkarlarıyla çelişen gerçeklerin yüksek sesle söylenir hale gelmesidir. Ancak çıkarları kapitalizmin hizmetine çalışmaktan geçen bu beylerin sözlerinin ardında Marks'ı �sınıf savaşımlarını proletarya diktatörlüğüne götürmek� için mücadele eden kişi olarak ele alan bir bakış yoktur. Marks haklı mıydı diye başlayan sözler, kapitalizmin vahşi yüzüne vurgu yapılarak krizden çıkış için daha insancıl politikalar çağrısıyla son bulur. Böylece ancak diyalektiği kavrayan gözlerin okuyabileceği bir durum ortaya çıkar. Bir yandan toplum nezdinde Marks'ın meşruiyeti artırılırken, diğer yandan da kapitalizmin insancıllaşması çağrıları için Marks kullanılır. 1860'larda yazılan, Marks'ın sanki bugünkü kapitalistlerin durumunu anlatan Kapital'in 2. cildindeki şu sözleri neden onun burjuva ideologlarca da görmezden gelinemeyecek kadar büyük olduğunu kavramaya yeter sanırız: �Üretim süreci salt kaçınılmaz bir ara halka, para yapma uğruna katlanılan zorunlu bir bela gibi ortaya çıkar. Kapitalist üretim tarzına bağlı bütün uluslar, kendilerini işte bunun için zaman zaman üretim sürecini işe karıştırmaksızın para yapmak için hummalı bir çabanın pençesine kaptırırlar.� (Karl Marks, Kapital, Cilt 2, Bölüm 1, s. 57) Kredi Sistemi Kendinden Menkul Hareket Etmez; Kapitalizmin Yasalarına Boyun Eğer Krizin önce Amerikan, sonra da dünya piyasalarını sarstığı günden bu yana belki de en çok duyduğumuz argüman krizin rastlantısal olduğu, mali sektördeki yöneticilerin hatalarının bir sonucu olduğudur. Burada açıkça dile getirilmeyen ama bilinçlerde uyanması istenen krizlerin engellenebilir olduğu iddiasıdır. Krizlerin kapitalizme içkin bir özellik olmadığı anlatılmaya çalışılır. Oysaki daha önce Kapital'den alıntıladığımız Marks'ın sözleri yaşanan bu sürecin 150 yıl öncesinde de farklı şekilde işlemediğini gösteriyor. Ama yaşananların kapitalizmin kar merkezli doğasından kaynaklandığını, kredi sisteminin ve onun yöneticilerinin kendinden menkul hareket edemeyeceğini ortaya koymak gerekiyor. Kapitalizmin krizlerle yoğrulmuş tarihine el atmadan önce krizin günah keçisi gösterilen finans sisteminin temeli olan kredi sisteminin incelemesine girmek uygun olacaktır. Kredi sistemi ve Marks Kapital'in 3. cildinde Marks, kredi sisteminin bir yandan kapitalist ekonominin ölçeğini genişleterek diğer yandan da daha üst bir toplum formuna, sosyalizme, geçiş için temel hazırlamasıyla can alıcı bir önemde olduğunu ortaya koymaktadır. İlk açıdan, kredi üretici güçlerde muazzam bir genişlemeye olanak tanır, çünkü üretim artık bireysel sermaye üzerinden değil toplumsal sermaye üzerinden organize edilmektedir. Aynı zamanda, kredi sistemi, bireysel olarak alınan risk ya da bireysel tasarrufla sağlanan sermaye birikimiyle meşrulaştıran kapitalist sistemin ideolojik meşruiyet dayanaklarını yıkar. Birey kendi kaynak ya da birikimlerini riske atmaz, aksine kredi sistemiyle diğerlerininki, yani toplumsal zenginliğin muazzam birikimini, riske atar. Son krizde gözlemlediğimiz gibi, kredi, üretimin toplumsal karakteriyle zenginliğe kişisel el konulması arasındaki çelişkiyi daha da derinleştirir. Kredi sistemi �yeni bir finans aristokrasisi, kurucular, spekülatörler ve düpedüz nominal direktörler şeklinde yeni bir asalaklar zümresi türetir; birleşik kuruluşlar, hisse senedi çıkarmak ve hisse senedi spekülasyonları yoluyla tam bir sahtekarlık ve dolandırıcılık sistemi yaratmış olur.� (Karl Marks, Kapital, Cilt 3, s. 388) Marks sadece bu sürecin başlangıcını görebilecek kadar yaşamış olmasına rağmen sürecin tarihsel önemini çizerek bugünkü durumu özetlemektedir: �Kredi sistemi üretken güçlerin maddi gelişmelerini ve bir dünya-piyasası kurulmasını hızlandırmaktadır. Yeni bir üretim tarzının bu maddi temellerini böyle bir yetkinlik derecesine yükseltmek, kapitalist üretim sisteminin tarihsel görevidir. Aynı zamanda, kredi, bu çelişkinin şiddetli patlamalarını �bunalımlarını- hızlandırır ve böylece eski üretim biçimini çözüp dağıtacak öğeleri oluşturur. Kredi sisteminin özünde yatan iki karakteristiğinden birisi, kapitalist üretimin itici gücü olan, başkalarının emeğinin sömürülmesi yoluyla zenginleşmeyi, en katıksız ve en dev boyutlara ulaşmış bir kumar ve sahtekârlık sistemi halini alıncaya kadar geliştirmek ve toplumsal serveti sömüren azınlığın sayısını gitgide azaltmak, diğeri de, yeni bir üretim tarzına geçiş biçimini oluşturmaktır.� (Karl Marks, Kapital, Cilt 3, s.390) Kredi sistemi, kapitalizmin gelişimine ilk evresinde hız verse de tetiklediği diğer bir süreç daha vardır: Krizler. Kredi sistemi hem krizleri hızlandırır hem de derinleştirir. Nedenlerini Marks'ın sözleriyle ortaya koyalım: �Kapitalist üretim çevrimi, diğer şeylerin arasından, krediye dayanır. Zincirin bir halkasının ödeme gücü diğer halkaya bağlıdır. Zincir sayısız noktadan kırılabilir. Er ya da geç, kredi nakit olarak ödenecektir. Bu gerçek çok sıklıkla kapitalist yükseliş dönemleri boyunca borçlu hale gelenlerce unutulur.� (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 30) �Kredi sisteminin uygun bir ortam sağladığı, hileli alışverişlerle spekülasyonları da bir yana bırakalım. Bu durumda bir bunalım, ancak ekonominin çeşitli kollarındaki üretimde görülen orantısızlığın ve kapitalistlerin tüketimi ile birikimleri arasındaki orantısızlığın bir sonucu olarak açıklanabilirdi. Ama görüldüğü gibi, üretime yatırılmış bulunan sermayenin yerine konması, geniş ölçüde, üretken olmayan sınıfların tüketim gücüne bağlı bulunuyor; oysa işçilerin tüketim gücü kısmen ücretler yasası ile, kısmen de, bunların kapitalist sınıf tarafından karlı bir biçimde çalıştırılabildiği sürece kullanılmaları olgusu ile sınırlıdır. Bütün gerçek bunalımların son nedeni, daima kapitalist üretimin üretici güçleri sanki yalnız toplumun mutlak tüketim gücü bu güçlerin sınırını teşkil edermişçesine geliştirme çabasına zıt olarak, kitlelerin yoksulluğu ve sınırlı tüketimidir.� (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 30, p. 429) Marks çok uzun zaman önce burjuva idealinin üretimin sancılı süreçlerini yaşamadan paradan para kazanmak olduğunu vurgulamıştı. Çin dışındaki örneklerde bu çerçevede hareket ettikleri görülmektedir. ABD, İngiltere, İspanya, İrlanda ve birçok diğer ülkede, bankalar spekülasyonlara trilyonlarca para yatırdı. Kapitalistler artık zenginliğin tek gerçek kaynağı olan üretimden para kazanmakla ilgilenmiyorlar. Kumar ve spekülasyon peşindeler. Çürüme çağında kapitalizm tamamen asalak hale gelmiş durumda. Marks'ın haklı olarak söylediği gibi �Kapitalist üretimin gerçek engeli sermayenin kendisidir� (Karl Marks, Kapital, Cilt: 3, Bölüm: 15) Sorun Finansal Sektördeki Başarısız Yöneticilerde Değil; Sistemin Kendisinde Yüzyıllardır Kapitalizm Krizsiz Düşünülemez! Faiz: Para Nasıl Para Kazandırır? Emek Değer Teorisinin İflası mı? ��faiz, sermayenin, kendi süreci dışında gerçekleştirdiği artı-değerdir.� (Kapital, Cilt: 3, s.331) �FAİZ, �kökeni bakımından, faal kapitalistin, sanayicinin ya da tüccarın, kendi sermayesi yerine borç alınan sermayeyi kullandığında, para-sermaye sahibine ve onu ödünç verene ödemek zorunda olduğu kârın, yani artı-değerin yalnızca bir parçası gibi görünür, ve kökeninde, onun bir parçası olduğu gibi, gerçekte onun bir parçası olarak da kalır. Kapitalist eğer yalnız kendi sermayesini kullanıyorsa, böyle bir kâr bölüşümü olmaz, kârın hepsi onun olur. Gerçekten de, sermaye sahipleri bunu kendi yeniden-üretim sürecinde kullandıkları sürece, faiz oranının belirlenmesinde rekabet halinde değillerdir. Bu bile, tek başına, faiz kategorisinin -bir faiz oranı belirlenmeksizin varlığı olanaksız olan bu kategorinin- sanayi sermayesinin sermaye olarak hareketlerine yabancı bir şey olduğunu göstermektedir. �(Kapital, Cilt: 3, s. 325) �Gerçekten de, kârın bir kısmını faize dönüştüren, genellikle faiz kategorisini yaratan şey, kapitalistlerin kendi aralarında böylece, para-kapitalistler ve sanayi kapitalistleri diye ikiye ayrılmaları olduğu gibi, faiz oranını yaratan şey de işte bu iki tür kapitalist arasındaki rekabetten başka bir şey değildir.�(Kapital, Cilt: 3, s. 326) �100 şapkanın üretim fiyatının = 115 sterlin olduğunu, bu üretim fiyatının, şapkanın değeri ile rastlantısal olarak çakıştığını, yani şapka üreten sermayenin, ortalama toplumsal sermaye ile aynı bileşimde olduğunu kabul edelim. Kâr = %15 ise, şapkacı, mallarını 115 sterlinlik değerleri üzerinden satmakla 15 £ kâr elde eder. Bunlar ona yalnızca 100 sterline mal olmuştu. Eğer bu şapkaları kendi sermayesi ile üretmiş ise, bu 15 £ fazlalığın hepsini cebine indirir, yok eğer, borç aldığı sermaye ile üretmişse 5 sterlini faiz olarak vermek zorunda kalabilir. Bu durum, şapkaların değerinde hiç bir değişiklik yapmaz, ancak, bu değerin içerdiği artı-değerin farklı kimseler arasındaki dağılımını etkiler.�(Kapital, Cilt: 3, s. 304) 3. Enternasyonal'de yaptığı sunuşta Troçki, kapitalizmin boom'lar, tıkanma, krizler zinciri içinde hareket etmeye yazgılı olduğunu anlatır:�Kriz ve boom, tüm geçiş aşamalarıyla, bir çevrim ya da büyük sınai gelişme devrelerinden birini oluşturmak üzere karışırlar. Her çevrim 8-9 ya da 10-11 yıl sürer. Kapitalizm kendi iç çelişkilerinin zorlamasıyla, düzgün ve bir çizgi boyunca değil, iniş ve çıkışlarıyla zikzaklı bir tarzda gelişir. Kapitalizm özürcülerinin aşağıdaki iddiasına zemin oluşturan şey budur, yani: Savaştan sonra boom ve krizin birbirini izleyişini gözlemlediğimizden dolayı öyle görünüyor ki, her şey kapitalist dünyaların bu en iyisinde, en iyi şekilde işlemektedir. Gerçekteyse durum bambaşkadır. Kapitalizmin savaştan sonra çevrimsel olarak dalgalanmayı sürdürmesi, yalnızca kapitalizmin henüz ölmediğini, bir cesetle uğraşmadığımızı göstermektedir. Kapitalizm proleter devrimle yıkılmadıkça, bir aşağı, bir yukarı salınarak çevrimler halinde yaşamayı sürdürecektir. Krizler ve boom'lar kapitalizme daha doğumundan itibaren içkindirler ve mezara kadar da ona eşlik edeceklerdir� Meselenin özü yoldaşlar, şöyle gösterilebilir: Kapitalizmin gelişimini ele alalım �kömür üretiminin büyümesi, tekstil, pik demir, çelik, dış ticaret, vb.� ve bu gelişimi gösteren bir eğri çizelim. Eğer biz bu eğrinin bükümlerinde ekonomik gelişmenin gerçek akışını ifade edersek görürüz ki, bu eğri yukarıya doğru kırıksız bir yay çizerek değil, zikzaklar şeklinde yukarı ve aşağı dirsek yaparak yükselir ; boom'lara ve krizlere karşılık gelen bir şekilde yukarı ve aşağı. Bu bakımdan, ekonomik gelişme eğrisi iki hareketin birleşmesinden oluşmaktadır: Kapitalizmin yukarıya doğru genel yükselişini ifade eden birincil hareket ve çeşitli sınai çevrimlere karşılık gelen sürekli periyodik dalgalanmalardan oluşan ikincil bir hareket.� (Troçki, 3. Enternasyonal Konuşması) Troçki'nin sözlerinde ifade ettiği çevrimi tarihsel süreci içinde ele almak, kapitalizmin yaşlanmasına paralel olarak giderek kısalan boom'lar ve giderek uzayan krizler çevriminin kapitalizmin doğumundan bugüne kadarki tarihini incelemek bize nasıl bu sürecin kapitalizme içkin olduğunu tekrar gösterecektir. Kapitalizmin Çevrimleri Kapitalizmin gelişim eğrisinde, 1781'den 1851'e kadarki dönem göreceli olarak yavaş bir yükseliş hareketine sahne olmuştur. Yenilmesine rağmen Avrupa'da kapitalist düzenin alanını genişleten 1848 devrimlerini takiben 1873'e kadar süren keskin bir yükseliş hareketi yaşandı. 1873'teki bankacılık ve mali sektördeki kriz sonuçta geçip gitse de eski koşullara geri dönülmedi. Aksine, takip eden yirmi yıl durgunlukla geçti. 1890'ların ortasından itibaren 1913'teki krizle ve 1914'te 1. Dünya Savaşı'nın patlamasıyla son bulacak gelişme süreci yaşandı. 2. Dünya Savaşı'nın devamındaki dönem kapitalist gelişim eğrisinde yeni bir yükselmeye tanıklık ediyordu. Amerikan kapitalizmi tarafından geliştirilip dünyaya yayılan, işçi sınıfından elde edilen artı değeri artıran ve kapitalist sistem için kar oranlarını yükselten üretkenliği artıran yeni yöntemler bu yükselişe kaynaklık etti. Bu yükseliş, ancak üstyapıdaki büyük değişiklikler (savaş sonrası dönemde işçi sınıfının devrimci kabarışının Stalinist aygıt tarafından uğradığı ihanet sonucunda yenilmesi ve ABD'nin savaşa girmesiyle uluslararası politik ilişkilerde meydana gelen muazzam değişiklikler) aracılığıyla sağlanabildi. Troçki, savaştan çok önce, daha 1933'te Amerikan kapitalizminin muazzam gelişimi ile 1930'lardan bu yana dünyanın imparatorluklara(İngiliz İmparatorluğu, Asya'yı zapt etme güdüsündeki Japonya ve Avrupa'ya hükmetmek amacındaki Nazi rejimi) bölünmesi arasındaki çelişkilerin yarattığı patlamaya hazır duruma vurgu yapmıştı: �Amerikan kapitalizmi, er ya da geç kendisi için tüm gezegenimizde derinliğine ve genişliğine yollar açmak zorundadır. Hangi yöntemlerle? Her yöntemle. Daha yüksek bir üretkenlik katsayısı, aynı zamanda daha yüksek bir yıkıcı güç katsayısı demektir. Savaşı mı vaaz ediyorum? Zerre kadar değil. Hiçbir şeyi vaaz ettiğim yok. Sadece dünyanın durumunu analiz etmeye ve ekonomik mekanizmaların yasalarından sonuçlar çıkarmaya çalışıyorum. İdealler ve önyargılarla çeliştiğinde olgulara ve eğilimlere sırtını dönen cinsten bir zihinsel korkaklıktan daha kötü hiçbir şey yoktur.� (Troçki, Milliyetçilik ve Ekonomik Yaşam) . Tarih Troçki'nin öngördüğü gibi aktı: Amerikan kapitalizmi, 2. Dünya Savaşı'na girip büyük yıkıcı güçlerin yardımıyla dünyada kendisi için �derinliğine ve genişliğine yollar� açtı. ABD'nin 2. dünya savaşına girmesindeki temel kaygı, tabii ki metaların ve sermayenin serbest dolaşımını ve eski imparatorlukların yıkılmasını garantilemek için dünya ekonomisinin yeniden inşasıydı. Savaş sonrası dünya ekonomisinin yeniden inşası, yeni bir ekonomik yükselişi mümkün kıldı. Bu durum, kar oranlarını koruyan ve artıran daha üretici metotların yaygınlaşması ve gelişimini garantiye aldı. Ancak olduğu gibi yerinde duran kar sisteminin bütün çelişkileri, 1960'ların ortalarında kar oranlarındaki düşüşle kendini ifade etmeye başladı. Savaş sonrası boom'un sonu işçi sınıfı mücadelesinin kabarışıyla kendini ifade ediyordu. 1960'lar ve 1970'lerin başı neredeyse her ülkede işçi sınıfının mücadelesinde bir patlamaya tanıklık etti. 1968'te, Fransa tarihindeki en büyük genel grevle sarsıldı. Dünyanın bütün önemli ülkeleri ekonomik ve politik mücadeleler dalgasıyla sallandı. 1968'den 1975'e kadarki devrimci kabarış, yine 2. Dünya Savaşı sonrasında gelişen süreçte olduğu gibi işçi sınıfının Stalinist ve sosyal demokrat liderleri tarafından ihanete uğradı ve böylece yenildi. Kapitalist gelişim eğrisinde savaş sonrası yükseliş sonunun geldiğini 1973'teki enflasyon atağı ve savaş sonrası dönemde en dip noktayı ifade eden 1974-75'teki resesyonu gösteriyordu. 1975'ten sonra iş çevriminde bir iyileşme oldu, ancak bu 1960'lardaki karlılık ve büyüme oranlarına dönüş getirmedi. Aksine, yeni bir olgu ortaya çıktı: stagflasyon(durgunluk içinde enflasyon- yüksek enflasyonla devamlı bir yüksek işsizlik seviyesinin bileşimi). 70'lerdeki kar oranlarının düşüşüne ve onun yol verdiği ağır ekonomik sorunlara, sermayenin yanıtı 1980'lerde görüldü. En başta, bugünlere süregelen işçi sınıfına yönelik bir saldırı dalgası başlattı. Burjuvazinin kar oranlarındaki düşüş eğilimine yanıtı iki kanaldan ilerledi. Bir yandan ücretleri azaltıp işçi sınıfının çalışma koşullarını kötüleştirilirken, diğer yandan da kaybeden sermaye kesimlerinin gözünün yaşına bakılmadı(krize dayanıksız olanların elenmesi). Bu, Reagan(ABD) ve Thatcher(İngiltere) iktidarları tarafından yürütülen programın vazgeçilmez bileşenleriydi. Reagen'ın hava trafik kontrolörleri grevini kırması, işçi sınıfına karşı burjuvazinin saldırısının ABD ve dünyada startını vermiş oldu. İngiltere'de 1984-5'te dönüm noktası madencilerin grevinin yenilgisi oldu. Toplumsal mücadelelerin daha da keskin ve burjuvazinin daha büyük krizde olduğu dünyanın birçok bölgesinde burjuvazinin bu saldırısı darbeler ve baskı rejimleriyle gerçekleşti: Türkiye, Latin Amerika ülkeleri(Arjantin, Şili�) Bu tedbirlerle birleştirilerek hem üretim süreçlerinde hem yönetimde bilgisayar ve diğer bilgi teknolojileri kullanımı aracılığıyla sanayide bir yeniden yapılanmaya girişildi. Maliyetleri kısmak ve böylece karları artırmak amacındaki bilgisayar merkezli yeni üretim ve yönetim metotları geliştirildi. Bilgisayarın geliştirilmesi hemen savaş sonrası periyotta, transistorün üretimi 1950'lere tarihlense de kişisel bilgisayar sahneye çıkışı 1981'i buldu. Kullanımı, bütün üretim ve yönetim pratiklerinde, iletişimde ve toplumsal yaşamın tüm alanlarında muazzam bir dönüşüm getirdi. Ancak, bu değişiklikler, 1980'lerde kar oranlarında yukarı doğru bir değişime katkı sunsa da, kapitalist gelişim eğrisinde yeni bir yükselişle sonuçlanmadı. 1990'ların başından 1997'ye kadar süren uzun süreli iyileşme, 1997'de başlayıp 2001'e kadar devam eden bir keskin bir düşüşle son buldu. Peki, 1991'de kapitalist gelişme eğrisinde yeni bir yükselmenin başlamasını nasıl açıklayabiliriz? Şüphesiz, Stalinist rejimlerin çöküşü, Çin'in küresel sermayeye açılması ve Hindistan gibi ülkelerce takip edilen ulusal ekonomik kalkınma politikaların sonu kapitalizmin tarihindeki en geniş kapsamlı yapısal değişimlerden biridir. �Kapitalist Gelişim Eğrisi� makalesinde Troçki bir yükseliş kapitalist ekonomi içsel süreçlerinin değil, dışsal koşullardaki değişimin(kapitalizmin geliştirdiği, �yeni ülkeler ve kıtalar�ın elde edilmesi gibi) bir sonucudur*. Ortaya çıkan durum tam da budur. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla birlikte Stalinist rejimlerle Çin'in serbest piyasa kapitalizmine açılması. Çin'de Maoist bürokrasi, 1978'den beri piyasa merkezli bir politika, ki bu durumun temelleri 1971'deki ABD ile yeniden yakınlaşması oluşturuyordu, izliyorlardı. Bu politikalar ekonomik olarak teşvik edici bazı açılımlar sağlasa da, 1989 olaylarında ve Tiananmen Meydanı katliamında patlak veren toplumsal çelişkileri yarattı. Kapitalizm için dönüm noktası, Çin ve dünyadaki diğer bölgelerin küresel sermayeye açılmasıyla takip edilen 1991'de SSCB'nin dağılmasıyla geldi. Sovyet Rusya ve uydu rejimlerinin yıkılmasını takiben engin kaynaklar ve Çin'de ve dünyanın diğer bölgelerinde ucuz işgücü havuzunun dünya pazarına açıldı. Berlin Duvarı'nın yıkıldığı Kasım 1989 tarihinden bugüne yaklaşık bir milyar işçi sermayenin mevcut işgücü piyasasına katıldı. Hesaplamalara göre, Çin, Hindistan ve eski Sovyet bloğunun dünya piyasasına açılması yaklaşık olarak emekgücü piyasasını ikiye katlamıştır: 1.46 milyardan 2.93 milyara. Dünya kapitalizmi tarihinde bu derece bir ucuz işgücü akışı görmedi. İşte bu süreç, kapitalizmin malileşmesine(financialisation)# dayanan zenginliğin yeni birikiminin modelini mümkün kıldı. Bu kaynakların sömürüsü, dünya kapitalist ekonomisinin 1990'ların başındaki resesyon tarafından takip edilen yükselişin tadını çıkarmasını sağladı (Her ne kadar bu durum artan bir istikrarsızlığı içinde barındırsa da, 1997-8 Asya ekonomik krizinde açığa çıktığı gibi). Çin ve diğer ucuz işgücü bölgelerinin açılmasının iki yönlü bir etkisi oldu. Bir taraftan, bu kapitalist üretim biçiminde zenginliğin birikiminin kaynağı olan artı değer birikimini artırdı. Diğer yandan, metaların ucuzlaması ve üretimin ucuz işgücü bölgelerine transferinden kaynaklanan üretim maliyetlerini azaltılması ABD ve diğer büyük kapitalist ülkelerde 1990'lar boyunca faiz oranlarının düşürülmesini mümkün kıldı, o suretle ucuz kredi sağladılar. Bu durum da ABD ekonomisindeki boom'un körükledi � 1990larda hisse senedi piyasası(borsa) balonu, internet ve teknoloji balonu ve 2002'den sonra gerçekleşen konut piyasasında patlama. ABD'de kredinin yaygınlaşması ve boom'lar dalgasının yaratılması, Çin ve diğer ucuz-işgücü ülkelerinden gelen üretimin büyümesi için gerekli olan piyasaları ayakta tuttu. Ancak geçmişte büyüme artışına yol açan bu süreçler, yüz milyonlarca insanın hayatını cehenneme çevirebilecek küresel ekonomik krizin koşullarını yaratmakta. Krizin Tarihsel Kökenleri Finansal krizin ilk nedenleri mortgage piyasasının çökmesi olsa da, krizin tarihsel kökenleri ABD'nin ve dünya kapitalizminin fizyonomisindeki geçtiğimiz 30 yıldaki değişikliklerde yatmakta. Kapitalist ekonomi ve toplumun tepesinde meydana gelen olaylar, küresel kapitalist ekonominin yapısındaki tarihsel değişimlerin bir ürünüdür. 2. dünya savaşı sonrasından bugüne kadarki süreci kabaca iki döneme ayırmak doğru olacaktır. Amerikan kapitalist ekonomisi ilk dönemde üretici sanayinin hegemonyasıyla, ikinci dönemde ise finansal sektörün gitgide artan gücüyle karakterize olmuştu. Bu süreç, bankalar ve finansal kurumların karlarının giderek daha çok gerçek üretim süreçlerinden ayrılması ve bu karların gitgide daha karmaşık mali işlemler ve manipülasyonlardan elde edilmesini içeren bir birikim tarzının gelişimi ve engin kredi dağlarının yaratılmasına dayanmakta. Her ne kadar bu birikim tarzı ABD merkezli olsa da şimdi patlayan finansal kriz basitçe ABD'nin meselesi olarak ele alınamaz. Aksine, yaşanan dünya ekonomisinin kalbi Amerikan finans sisteminde dışavurumunu bulan küresel kapitalist düzenin krizidir. Kapitalizmin Krizleri Çelişkileri Bilerken Sınıf Mücadelesi ve Sosyalizm Mücadelesi Cephesi 140 yıldan fazla bir süre önce Karl Marks, geliştirdiği �Artan Sefalet Teorisi� ile kapitalist üretimin içsel özelliğini açıklamıştı: ��bir kutupta servet birikimi, diğer kutupta, yani kendi emeğinin ürününü sermaye şeklinde üreten sınıfın tarafında, sefaletin, yorgunluk ve bezginliğin, köleliğin, bilisizliğin, zalimliğin, ussal yozlaşmanın birikimi ile aynı anda olur.� (Kapital 1, bölüm 25, section 4, s. 615) Kar bireyselleşirken, kayıplar toplumsallaşıyor. Sağlık sigortası, okullar ya da yaşlı aylıkları için para yokken büyük bankalar ve sermaye için devlet açık çekler veriyor. Hemen göze çarpan bu çelişki milyonlarca sıradan insanın bilincinde öfke yaratıyor ve ilerleyen zamanlarda bunun muazzam etkileri olacaktır. Krizin ağır faturası, yaşam standartlarında ve sosyal harcamalarda kesintilerle sadece bugün değil geleceği de bağlayacak şekilde insanların yaşamında yükünü hissettirecek. Bu durum da bilinçlerde büyük değişikliklere yol açacaktır. Toplumsal mücadelenin görece zayıf olduğu ABD'de aynı durum geçerli. Örneğin, bir İngiliz kanalının bankaları kurtarmak için ayrılan kaynak üzerine röportaj yaptığı bir Amerikalı kadının büyük bir kızgınlık içinde söyledikleri kitlelerdeki öfkeyi ortaya koyuyor: "Henüz 11 saatlik bir vardiyadan çıktım ve haftada 60 saat çalışıyorum. Şimdi onlar benim ücretimden 2.300 doları alıp bankacılara vermek istiyorlar.� Milyonlarca sıradan Amerikalı insanın tutumu bundan pek farklı değil. Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi 'nin girişinde kitlelerin devrimci gelişimi için gerekli olan toplumsal ve psikolojik koşulları anlatır: "Bir devrim döneminde kitlelerin bakış açısında ve ruh halinde görülen hızlı değişimler, insan aklının esnekliğinden ve hareketliliğinden değil, fakat tam tersine, onun derin tutuculuğundan kaynaklanır. Yeni nesnel koşulların gerisindeki düşünce ve ilişkilerin belirli bir ana kadarki kronik gecikmesi, bu nesnel koşullar halkın üzerine bir felaket biçiminde çöktüğünde, bir devrimci dönemde, düşünce ve duygularda bir sıçrama anı oluşturur�" "Kitleler devrime, hazır bir toplumsal yeniden yapılanma planıyla değil, fakat eski rejime katlanamayacaklarına dair keskin bir duyguyla girişirler. Yalnızca bir sınıfın önder kesimleri bir siyasi programa sahiptir ve hatta bu bile olaylar tarafından sınanmaya ve kitlelerin onayını almaya gereksinim duyar. Bu şekilde devrimin temel politik süreci, toplumsal krizden kaynaklanan sorunların bir sınıf tarafından aşamalı biçimde kavranmasından - kitlelerin ardışık kestirimler yöntemiyle aktif yönlendirilmesinden - oluşur." [Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi , Önsöz] Krizler, Troçki'nin açıkladığı kitleleri mücadeleye iten koşulları dün olduğu bugün de yaratmaktadır. Bu kriz de dünyanın o ya da bu köşesinde kitlelerin sefalete itilmesine paralel olarak mücadele ateşinin yakacaktır. Dünyanın farklı köşelerinin krizin sonuçlarına yanıtı da değişecektir. Kimi bölgeler sınırlı eylemlilik süreçleri ile yaşarken sınıf mücadelesi açısından önde giden yerlerde devrimci atılımlar tetiklenecektir. Büyük devrimci mücadele dalgası bütün dünyayı sarsa da sorun aynı yerde düğümlenmeye devam etmektedir: önderlik sorunu. 4. Enternasyonal'in kuruluş programının başlangıcı olan şu sözler hala geçerliliğini ve aciliyetini korumaktadır: �Bir bütün olarak dünya politik durumuna damgasını vuran, esas olarak, proletarya önderliğinin tarihsel bunalımıdır� Proleter devrim için gerekli nesnel önkoşullar sadece olgunlaşmakla kalmayıp, neredeyse çürümeye yüz tutmuştur. Önümüzdeki tarihsel dönemde sosyalist devrimin gerçekleşmemesi halinde bütün insanlık kültürü bir yıkım tehdidi altındadır. Şimdi artık her şey proletaryaya, yani esas olarak proletaryanın devrimci öncüsüne bağlıdır. İnsanlığın tarihsel bunalımı, devrimci önderliğin bunalımından ibaret hale gelmiştir.� (Troçki, Geçiş Programı: IV. Enternasyonal'in Kuruluş Belgesi, s. 13-4) Önümüzde duran görev kapitalizmin kaçınılmaz krizlerini beklemek değil, tarihsel görevlerimizi yerine getirmektir. Örgütlenmek için ileri! -------------------------- * �Küçük çevrimlerin periyodik olarak tekrarlanması, kapitalist kuvvetlerin iç dinamiğinden ileri geliyor ve piyasanın varolageldiği her yerde her zaman kendini gösteriyor. Prof. Kondratiev'ın ihtiyatsız bir tutumla, çevrimler olarak görmek istediği büyük(elli yıllık) kapitalist gelişme dilimlerine gelince, bu dilimlerin karakterini ve süresini kapitalist kuvvetler arasındaki karşılıklı etkiler değil, ama kapitalist gelişmeyi kanallarından geçirip akıtan şartlar belirlemektedir. Yeni ülkelerde ve kıtalarda kapitalizmin yerleşmesi, yeni tabii kaynakların keşfi ya da bu keşif yerleşmeler öncesinde, savaşlar ve devrimler gibi �üst yapı' düzenine bağlı büyük çapta olaylar, yani bütün bunlar kapitalist gelişmenin yükseliş, duraklama ve çöküş dönemlerini nitelemekte ve bu dönemlerin yerine geçmektedir.� (Troçki, Kapitalist Gelişme Eğrisi, Sosyalizmin Güncel Meseleleri, s.348) # Kapitalizmin malileşmesi, iktisadi etkinliğin ağırlık merkezinin üretimden ve hatta büyüyen hizmetler sektöründen finansa doğru kayması olarak tanımlanmaktadır.
__________________
Ö n d e r L e n i n T r o ç k i H e d e f S o v y e t l e r |
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: burjuva, dunyada, ekonomik, hakliligi, karl, kriz, marks, marksin, surerken, tartismalari |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Burjuva Dünyada Marks'ın Haklılığı Tartışmaları Sürerken KARL MARKS ve EKONOMİK KRİZ | komünizm | Makaleler | 0 | 12-29-2008 20:54 |
| Ücret, Fiyat ve Kâr - Karl Marks | by_deli | Kaynaklarımız, Ustaların Yapıtları | 2 | 08-22-2008 13:14 |
| Marks'ın Öyküsü | ZaPaTiSTa | Ölümsüzler | 2 | 04-13-2008 01:00 |
| Ekonomİk Ve Sİyasal SÜreÇ Ve GÖrevlerİmİz | sendiren | Makaleler | 0 | 08-21-2007 19:41 |
| Frİedrİch Engels : Karl Marks | gusano | Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim | 0 | 06-12-2007 23:40 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 22:38 .