![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Üyelik tarihi: Jun 2009
Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.499
Thanks: 20
Thanked 43 Times in 38 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() |
![]() 50 milyon ölü ve 35 milyon sakat kalmış insanla II. Dünya Harbi, insanlık tarihinin hiç şüphesiz en büyük ayıplarından biridir. Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombası bu ayıplı savaşın en büyük ayıbı olmuştur. Masum Japon halkına karşı yapılan bu katliam, Firavunlara ve Nemrutlara bile parmak ısırtacak derecede vahşidir. Bu vahşetin tarihi seyri şöyledir: Amerika 1945 yılının Temmuzunda yeni bir bomba geliştirdi. Nazi Almanya’sı 1945’in Mayısında savaştan çekilerek bu dehşetli bombanın şerrinden kurtuldu. Bu arada Japon savaşçıları, Amerikan üssü Pörl Harbır (Pearl Harbor)’a uçaklarla, intihar saldırısı da diyebileceğimiz ‘kamikaze’ saldırılarında bulundular. Buna karşılık olarak Amerika, Güney Pasifik’teki Tinian Adası’ndan Albay Paul Tibbets yönetimindeki Enola Gay isimli B-29 uçağı, 6 Ağustos 1945 sabahı “Little Boy – Küçük Çocuk” isimli çok gizli bir yükle havalandırdı. Bu gizli yük atom bombası idi ve ilk kez kullanılacaktı. 10 000 metre yükseklikten saat 8.13’te atılan bomba saat 8.15’te Japonya’nın güzel şehri Hiroşima’nın 580 metre üzerinde patladı. İlk anda 70 000 insan buharlaştı. Yüksek sıcaklıktan dolayı asfalta yapışan insanlar insanın içini ürpertmekteydi. Bir hafta boyunca şehre asit yağdı. İki ay içerisinde radyasyon sebebiyle 70 000 insan daha hayatını kaybetti. 60 000 kişi de beş yıllık süre içerisinde vefat edince Hiroşima’nın bilançosu ilk beş yılda 200 000 insanın ölümü, onbinlerce insanın da sakat kalması oldu. Üç gün sonra (9 Ağustos 1945’te) sıra “Fat Man – Şişman Adam” isimli plütonyum bombasına gelmişti. Bu bomba için hedef Japonya’nın Fukuoka şehri idi. Fakat hava kapalı olduğu için hedef Nagazaki’ye çevrildi. Saatler 11.02’yi gösterirken 21 ton patlayıcının gücüne sahip bomba Nagazaki’yi cehenneme çevirdi. 75 000 kişi anında kavruldu. Bir o kadar kişi de beş yıllık süre içerisinde can verdi. Radyasyon sebebiyle toprağın ve suların zehirlenmesini ve daha uzun vadedeki zararları hesap etmesek bile ilk beş yılda Hiroşima ve Nagazaki’de 350 000’i aşkın sivilin ölmüş olması, bizlere insan haklarının savuculuğuna soyunmuş olan Amerika’nın insan sevgisi(!)nin boyutu hakkında bilgi vermeye yetmektedir. Kanaatimizce insan haklarının müdafaasını yamyamlar yapsa bundan daha mantıklı olurdu. Zira onlar Amerika’dan daha az vahşi ve daha mantıklıdır. Daha az vahşidir, çünkü hiçbir yamyam kabilesi 350 000 insanı bir anda yiyemez. Büyük tencerelerine atıp kaynatacakları insan sayısı 8-10 kişiyi geçmez. Ayrıca yamyamların yaptıklarını izah edecek -yanlış da olsa- kendilerine göre bir mantıkları vardır. Komik bir misal verelim: Yamyamın birisinin annesi ölünce başlamış onu yemeye. Bunu gören arkadaşı dayanamamış ve sormuş, “Bir insan bu kadar da vahşi olamaz. İnsan annesinin etini nasıl yer?” Yamyam cevap vermiş, “Yahu şimdi ben annemin cesedini toprağa nasıl gömerim. Onun cesedini toprağın yemesine nasıl dayanırım. Annem beni dokuz ay karnında taşıdı. Onu yiyerek bundan sonra da ben onu karnımda taşıyacağım.” Amerika ve kapitalist dünya iki yüzlüdür, sözleri ile eylemleri arasında büyük tezatlar mevcuttur. Bu yüzden bir yamyam kadar bile mantıklı değillerdir. Yamyamlar yedikleri adamları hiç değilse insan hakları namına yemiyorlar. Yamyamlarla Amerika’yı yan yana koyup kıyas edince insanın “Yaşasın yamyamlar, kahrolsun Amerika” diyesi geliyor. Aslında kapitalist devletlere dev yamyamlar da diyebiliriz. Bunlar para için, petrol için yüz binlerce insanı katledebilirler. Son olarak Irak’a sözde insan hakları ve demokrasi getirecek olan medenî(!) Amerika ve onun kapitalist yandaşları dev bir vampir edasıyla Irak’ın petrolünü emebilmek için kadın, yaşlı, çocuk demeden Iraklıların kanını emdiler. Her türlü işkence ve dayatma ile insan haklarını(!) getirmeyi de ihmal etmediler?!. ![]() ![]() HİROŞİMANIN TANIĞI Bisikletimle Hiroşima Şatosu'nun olduğu tepeye çıkıp etrafı seyrettim. Tertemiz bir gökyüzü vardı. Her şey o kadar sakindi ki, neredeyse savaşta olduğumuza inanmayacaktım. Seyrettiğim yerlere iki sa*at sonra atom bombası atılacağı aklımın ucundan geçmedi. Kimin geçerdi ki?" 83 yaşındaki Yoshito Matsushige, 1945'te Hiroşima ve çevresinin en büyük tirajlı yerel gazetesi Chugoku'nun foto muhabiriydi. ABD savaş uçaklarının saldırılarını önceden haber alıp halkı uyaran, karargahtan aldığı bilgileri gazetesine ileten Matsushige, dehşet gününü şöyle anlattı: "O gece 00.30'da hava saldırışı olabilir uyarısı verildi. Epey bekledik, o arada uyumuşum, ama hiçbir şey çıkmadı. Ben de bisikletimle yola koyuldum, şatonun oradan manzarayı seyrettikten sonra gazeteye gittim. Çok erken olduğu için kapalıydı. Uzak olmasına rağmen kahvaltı için eve gitmeye karar verdim. Bisikletle döndüğüm için terlemişim. Tam tişörtümü çıkardım, büyük bir flaş patladı sanki. Her şey, her yer bembeyaz oldu, hiçbir şey göremez oldum. Öyle kavurucu bir rüzgar ortaya çıktı ki, vücudumun üst kısmına sanki binlerce iğne batırılıyor gibi geldi. Karım mutfaktaydı, bir çığlık atarak beni tutup evden çıkardı. Bombanın etkisiyle meydana gelen kasırga sokaklardaki tozu havaya kaldırmıştı. 10 -15 dakika her yer karardı. Etrafı, toz tabakası yere inince görebildik. Gazete ve sık sık gittiğim karargah, atom bombasının düştüğü yere (hipomerkez) 900 metre mesafedeydi. Sonradan öğrendiğime göre, bomba hipomerkezin bir kilometreye kadar çevresindeki her şeyi yıkmış, canlıların yüzde 99'unun ölümüne yol açmış. Evim hipomerkezden 2.7 kilometre uzaktaydı." Felaketin yaşlı tanığı sözlerini şöyle sürdürdü: "Komşuların evleri bir garip geldi bana. Sonra kendi evime baktığımda onun da diğerlerinden farklı olmadığını gördüm. Tam bu sırada gazeteden bana ihtiyaç duyabileceklerini hissettim. Karım komşuların yanma gitti, ben de kent merkezine nasıl gideceğimi düşünerek yürüdüm. Hipomerkeze bir kilometre kala il binası ve çevresindeki binaların yandığım gördüm. Mecburen başka bir rotadan kent merkezine gitmeyi denedim. Olmadı, yine aynı yere geldim. Sanırım iki saat olmuştu. İnsanlar itfaiyenin önünde yemek sırasındaydı. Öğrenciler ve gençler ise yangının daha fazla yayılmaması için harabe haline dönen evleri tamamen yıkıyordu." Etki merkezine yaklaştıkça, ölü, yaralı, yanık vücutlara rastlayan Matsushige'nin mesleğini yapması hiç de kolay olmamış. "Fotoğraf çekmek zorundayım, ama insanları öyle görmek ve bir şey yapamamak çok zor geliyordu. Herhalde yarım saat tereddüt ettim. Sonunda çektim. Tamamen yanmışlardı. Hem ağlıyor, hem çekiyordum. Hepsi 'Su ver' diye yalvarıyordu, ama ortada bir damla su yoktu." Matsushige, kent merkezine ulaşabilmek için havuzun yanından geçerken suyun büyük kısmının buharlaştığını ve kavurucu sıcaktan bunalan birçok insanın havuzda ölü halde yattığını anımsıyor: "Sanırım o ilk sıcakta kendilerini havuza atarak kurtulmaya çalıştılar, ama havuz suyu da ısınınca hiç şansları kalmadı ve öldüler. Merkeze yaklaştıkça ölü sayısı hızla artıyordu. Sıcak yüzünden yangın çıkmış ve insanlar yanan binaların altında kalmışlardı. Her yerden dumanlar yükseliyordu. En kötü manzara, insanların yakınlarının gözü önünde ölmesiydi. İl yöneticilerinden biri binanın altında kalmıştı. Enkazdan kurtulan karısı ve kızı onu kurtarmak için çırpındı, ama yangın oraya da sıçrayınca adam eşi ve kızına 'Beni bırakın' demek zorunda kaldı. Bu, bir insanın hayatında görebileceği en acımasız andı. Bu şekilde yüzlerce insan aynı gün öldü. Gazeteye geldiğimde yolun ortasında duran bir otobüs dikkatimi çekti, içinde insanlar vardı, içine girdim, yaklaşık 15 ölü saydım. Ölülerin bazılarının elleri hala tutmaktaydı. Etraftaki her binanın girişinde 3 - 4 ölü vardı. Yeterince fotoğraf çektikten sonra geri döndüm. Sonradan öğrendim ki, bizim gazete de yerle bir olmuş. O gün ve sonraki günlerde gazetenin 113 personeli öldü. Sevinmeli miyim bilemiyorum, ama sağ kalmamı o sabah gazeteyi kapalı bulmama bağlıyorum." Matsushige, ölenlerin ailelerinin ve yaralananların devletten yardım almayı sürdürdüğünü, kendisinin ise büyük hasar görmediği için sınırlı miktarda yardım aldığım belirtti. Matsushige'ye ABD'lileri soruyoruz. 51 yıl sonra atom bombasını atanlar hakkında neler düşündüğünü. "O gün ve sonrasında neler düşündüğümü tahmin edebilirsiniz, ama savaştan sonra, onlara karşı özel bir nefretim yok." - ABD, Hiroşima'ya atom bombası atmakla doğru mu yaptı? - Doğru olduğunu sanmıyorum, ama sanırım öyle gerekti. Bombayı biz önce yapmış olsaydık, biz de atardık ![]() ![]() Hiroşima'da bir kağıt parçası gibi Nâzım çağında dünyada olan bütün olaylarla şair olarak ilgilenmiş, dünyanın bütün acılarını, dertlerini, sorunlarını kendi içinde, yüreğinde duymuş, bunlar üstüne şiirler yazmıştır. Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarının doğurduğu toplumsal acı da Nazım'ın şiirlerinde en etkin biçimde anlatılmıştır. Atom bombasının saçtığı ölüm yağmuru, bombanın atılışıyla bitmedi. Atom bombası atıldıktan sonra da, atom ölümü denilen ölümler yıllar yılı sürdü. Nâzım bu konuda çok şiir söyledi. KIZ ÇOCUĞU Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler. Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler. 1956 Nâzım "Bulutlar Adam Öldürmesin", "Radyoaktiviteli Yağmurlar Üstüne", "Bir Kız Vardı Japonya'da" gibi konuyu işleyen birçok şiir yazdı. 3 Haziran 1963'te, "Radyoaktiviteli Yağmurlar Üstüne" şiirini yazdıktan bir ay bir hafta sonra (39 gün) Nazım Hikmet öldü. Japon çocukları, kendilerini düşünmüş ve kendileri için şiirler yazmış olan Nazım Hikmet'in ölüm haberini duyunca çok üzüldüler. Tıpkı, bugün Nazım'ın mezarına çiçek koyanlar gibi, mezarındaki kutuya mektup ve yazı bırakanlar gibi, Japon çocukları da, ölümünden yirmi gün sonra Nazım Hikmet'e bir mektup gönderdiler. Niçin ölümünden yirmi gün sonra da, hemen ölümünün arkasından değil? Çünkü Japon çocukları, mektuplarıyla birlikte Nâzım Hikmet'e bir de armağan göndermek ve bu armağanı da kendi elleriyle yapmak istiyorlardı. Bu armağan kalınca renkli kâğıtlardan yapılmış bin tane turnaydı. Japon çocukları renkli kâğıttan bu bin turnayı ancak on-onbeş günde yapabilmiş, ölüm haberini alınca acıyla ağladıkları Nazım Hikmet'e yollamışlardı. Mektuplarını ve armağanlarını o sırada Japonya'da bulunan Inturist'in bir görevlisiyle göndermişlerdi. Vera Hikmet'e, Sovyet Yazarlar Birliği Yabancı İlişkiler Komisyonu'ndan gelen 8 Ekim 1963 tarihli mektup şöyleydi: "Nâzım Hikmet'in ailesine verilmek üzere Japon çocuklarının BİN TURNACIK Derneği'nden aldığımız armağanı gönderiyoruz. Bu hediyeyi Inturist'in Yönetim Kurulu Başkan yardımcılarından Boyçenko Japonya'dayken almıştır." JAPON ÇOCUKLARININ MEKTUBU 23 Haziran tarihini taşıyan Japon çocuklarının BİN TURNACIK Derneği'nin Japonca mektubunun çevirisi şöyledir: "Nâzım Hikmet, Artık sürekli bir rüyaya girdiniz ve artık bir daha kalemi elinize alamayacaksınız. Ve insanlara başka çağrılar gönderemeyeceksiniz. Daldığınız bu sonsuz rüya içindeyken de, biz Hiroşimalı genç kızların sizin şiirlerinizden ne büyük bir coşku duyduğumuzu öğrenmek isteyeceğinizi sanıyoruz. Barış Parkı'nda "Ölen Kadının Çocuğu" heykeli dikiliyor. Bu heykelin adı "Patlayan Atom Bombası Çocukları." İşte bu heykelin yapılması, hazırlanması sırasında patlayan atom bombasının, yani Hiroşima'nın çocukları sizin şiirlerinizden esinlendiler. Atom bombasından hiçbir zarar görmediğiniz halde insanların yüreklerini parçalayan o şiirleri nasıl yazabildiniz! Evet, sizin yüreğinizde de, bizim yüreklerimizi parçalayan aynı duygular vardı. Çünkü siz de bizim gibi, atom ve hidrojen silahlarına karşı duyduğumuz kini duyuyordunuz. O kin ki, Hiroşima ve Nagasaki insanlarını hâlâ uyutmuyor. Ve çünkü siz barış istiyordunuz. Bugün, o patlamanın onsekizinci yılında radyoaktivite etkisiyle, suçsuz insanların ölümü hâlâ sürüyor, "Ölmek istemiyoruz!" diye haykıran insanlar hâlâ ölüyorlar. Bunlar bir daha olmasın diye biz barış savaşını sürdürüyoruz. Sesimiz çıktıkça bağıracağız. Nazım Hikmet'in düşünceleri ve çabaları boşa gitmesin diye, çağrımızı ve eylemimizi sürdüreceğiz. Hiroşima'nın, Nagasaki'nin, Yansu'nun kurbanlarının acıları unutulmasın diye çağırıyoruz, bağırıyoruz ve her türlü eylem ve davranışta bulunuyoruz. Hiroşimalı çocuklar size saygıyla, sevgiyle ve teşekkürle bin turna gönderiyorlar. Bu bin turna, sizin büyük coşkuyla istediğiniz barışın simgesidir. Nâzım Hikmet, bu armağanımızı lütfen kabul edin. Bu armağanı size, akrabalarınıza ve arkadaşlarınıza yolluyoruz." 23.6.1963 Japon çocuklarının da söylediği gibi, atom bombasının acısını duymadığı, oğlu atom bombasıyla ölmediği, kendisi yaralanıp zehirlenmediği halde, oğlu atomdan ölmüşçesine, kendisi yaralanıp ölüm yoluna düşmüşçesine, hiç tanıyıp bilmediği insanların acılarını yüreğinin en derininde duyarak onların acısını, şarkısını, çağrısını şiirlerinde dile getirmek... Nâzım bunu yapmış olduğu için ölümünden sonra da yaşıyor, ölümünden sonra Japon çocuklarından mektup, armağan alıyor, mezarına çiçekler konuyor...
__________________
Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN!
|
|
|
|
![]() |
| Anahtar Kelimeler: hirosima, nagazaki |
| Bookmarks |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tarihin En Büyük ve En 'Temiz' Cinayeti: Hiroşima ve Nagasaki | Rozerin | Serbest Başlık ( Siyaset ) | 0 | 08-07-2008 21:16 |
| Hiroşima kurbanları anıldı | Rozerin | Dış Politika | 0 | 08-06-2008 17:24 |
| Zülfü Livaneli-Hiroşima | ecemm | Y-Z-W-Q-X | 2 | 04-01-2008 21:10 |
| Emperyalist barbarlığı yıkmadıkça Hiroşima son olmayacak! | gabarın asi rüzgarı | KomünistForum Haber Servisi | 1 | 08-07-2007 01:43 |
| Hiroşima ve Nagasaki | eylem | Tarih | 0 | 07-30-2007 12:45 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 17:00 .