Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > KÜLTÜR & SANAT > Edebi eleştiri - Makale - Denemeler

Edebi eleştiri - Makale - Denemeler Edebi metinler, Makale, Eleştiri ve Denemeler

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 05-25-2009, 15:27   #1 (permalink)
 
ARMANÇ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2009
Mesajlar: 804
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 1
ARMANÇ Seçkin bir yolda.
Standart yalan oldu...

Karanlığın her yanda egemenliğini kurduğu, gecenin beni kendi yalnızlığımla vurduğu saatlerdi…
yalan oldu…
Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi, inanmadık.
Bundan tam 14 yıl önceydi..
1995 senesi, 7 Şubat’ı 8′e bağlayan geceydi…
Soğuk mu soğuk bir Çarşamba gecesiydi…
Karanlığın her yanda egemenliğini kurduğu, gecenin beni kendi yalnızlığımla vurduğu saatlerdi…
1981 yılında bir ay kadar askerlik yaptığım Edirne ili Uzunköprü ilçesine bağlı sınırdaki bir köy evinde beni almaya gelecek kişileri beklemekteydim.
İki kişi gelecek, beni alıp karşı kıyıya geçirecek, oradan da Atina’ya kadar bana eşlik edeceklerdi.
Çok geçmeden geldiler ve ‘hadi hazırlan,gidiyoruz’ dediler.
Çoktan hazırdım oysa. Zira yüreğimde ağırlığı gittikçe artan geçmişe ait anıların dışında ne bir ağırlığım, ne de eşyam vardı.
Hemen yola koyulduk.
Biri önümde, diğeri arkamda yürüyen iki kaçakçının arasında patika bir yoldan bir saat kadar yokuş aşağı indik.
İndiğimiz yerin yüz metre kadar ilerisinde sınır karakolu vardı. Köpekler durmadan havlıyorlardı. Ancak bir aksilik olmadı.
Yasak sahayı sorunsuz geçtik ve Meriç nehrine ulaştık.
Şimdi sıra botu şişirmeye gelmişti. İşinin ehli kaçakçılar hızla botu şişirmeye başladılar.
Onlardan uzaklaştım.
Nehre doğru birkaç adım attım. Meriç içimdeki duygular gibi kabardıkça kabarmış, sonunda da taşmıştı.
Her yanı su basmıştı.
Suyun içinde, ayaklarımın ıslanmasına aldırmadan bir o yana, bir bu yana gidip gelmeye başladım.
Haberlerim, makalelerim ve hepsi de yasaklanmış kitaplarım yüzünden almış olduğum hapis cezaları yüzünden ailemi, sevdiklerimi, çevremi ve 35 yılı bulan geçmişimi ardımda bırakıyor, farklı fikirlere ve farklı ulusal, dinsel, mezhepsel dinamiklere düşmanca davranan Türkiye’yi terk ediyor, bilinmeyenlere doğru bir yolculuğa çıkıyordum.
Kaçakçıların botu şişirdikleri o kısacık sürede ben Meriç’in sularında bir o yana bir bu yana gidip geldim.
Birbiri ardında devirdiğim konyak şişelerinin etkisinden olsa gerek üşüme falan hissetmedim.
Kaldı ki kendimle ilgilenecek durumda da değildim.
Aç mıydım, susuz muydum, yorgun muydum, üşüyor, korkuyor muydum bilemedim.
Belki de hepsi vardı ancak o an yalnızlığın dışında hiçbir şey hissetmiyordum.
Kendimi kocaman dünyada yalnız ve çaresiz kalmış hissediyor, bunun acısıyla yüreğimi kemiriyordum.
Bir ayağım daha ayrılmadan özlediğim geçmişte, ötekisi başıma nelerin geleceğini bilemediğim gelecekteydi…
Yüreğim duygusal bir altüs oluşun içindeydi…
O soğuk gecede, dizimlerime kadar uzanan soğuk suyun içinde biri bana dönse ve ‘14 yıl sonra Köln’de kendi evinde oturacak, Edip Akbayram’ın ‘yalan oldu’ parçası eşliğinde bu geceyi yazacaksın’ deseydi n’apardım acaba?
Tabii ki o an ona inanmaz, inanamazdım. Burası kesin… İnanmadığım içinde üzerinde durmaz, kafamı bununla yormazdım….
Neyse, karanlıkta botu nehre sürdük ve peş peşe atladık.
Bir saat kadar da böyle yol aldık.
Soğuk ama temiz bir hava vardı. Karanlığa gömülmüş gökyüzü berraktı. Karşı kıyıya yaklaştığımızda serin bir rüzgar da esmeye başlamıştı.
Bottan indik. Ben, ışıkları görünen Dimetoka‘ya doğru hep birlikte yola çıkacağımızı düşünüyordum ki, kaçakçılardan biri ‘biz dönüyoruz, sen ışıklara doğru yürü’dedi.
Şaşırmıştım… Adamlarla tartıştım. Anlaşmamıza göre beni Atina’ya kadar götürmeleri gerekiryordu. Fakat anlaşma yaptığım bu adamların lideri olan kişi bunlara ‚karşıya bırakın ve dönün‘ talimatını vermişti.
Adamların elinden daha fazlası gelmiyordu. Yani yapacak birşey yoktu. Onlardan ayrıldım ve ışıklara doğru ağır ağır yol almaya başladım.
Git, git yol bitmiyor. Ben gittikçe sanki ışıklar daha da uzaklaşıyor. Bir ara bataklığa saplandım. Dizlerime kadar battım. Oradan geri geri yürüyerek kurtulmayı başardım.
Uzatmayayım, sabaha doğru Dimetoka’ya vardım. Ne kadar yürüdüğümü bilmiyorum ama daha sonra yaptığım araştırmalara bakılırsa on kilometre kadar yürümüş olmalıyım.
Karşıma çıkan ilk evin kapısını çaldım. Çok geçmeden orta boylu, orta yaşlı ve şişmanca
bir kadın kapıyı açtı.
Yarı beline kadar çamurlara bulanmış, dışarıdaki soğuk havaya rağmen terden sırılsıklam olmuş bana bakınca ne hissetti bilmiyorum ama hafızamda onun gülümsemesi saklı.
Kadın içeriden bir tahta sandalye getirip verdi. Sandalyeyi alıp evinin balkonununa oturdum. Kapıyı kapatmayan kadın bu kez telefona sarıldı.
Tahmin edeceğim gibi polisi arıyordu. Telefon ettikten sonra bana içecek birşeyler verdi.
Derken polisler de geldi.
Karakola gittik. Üzerimde kimlik bilgilerim ile AF Örgütü’nün benimle ilgi düzenlediği kampanyanın belgeleri vardı.
Onlara Atina’ya gitmek istediğimi söyledim. Oradan Atina’daki gazeteci arkadaşım Mustafa’yı aradım.
Herşey yolunda gitti. Beni bir otele yerleştirdiler. Otelde öğrendim. Dimetoka Osmanlı hanedanının sürgün yeriymiş! Sarayda istenmeyen kişiler buraya sürgün ediliyormuş.
Akşam polisler tekrar geldiler ve beni otelden alıp trene bindirdiler.
Ertesi gün Atina garında da sevgili Mustafa ile sevgili eşi Deniz karşıladı beni.
Bir gece onlarla kaldım. 10 Şubat Pazar günü de bir grup hevalle birlikte Atina havaalanına gittim. Almanya’ya uçacaktım. Ancak elimdeki eski pasaportta ne Türkiye’den çıkış damgası vardı, ne de Yunanistan’a girişim…
Pürüz çıkmıştı. Serdar Heval pürüzü gidermeye çalıştı, sonunda başardı. Ona bunu nasıl başardığını sordum. ‚Bu arkadaş savaşa gidiyor dedim‘ dedi.
‚Ya Serdar‘ dedim, ‚ben savaştan kaçıyorum, sen savaşa gidiyor diyorsun‘ diye itiraz edecek oldum, fırsat vermedi.
‚Heval senin için savaş yeni başlıyor’dedi…Ne demek istediğini daha sonra anladım…
O gün oradan Düsseldorf’a doğru yola çıktım…
O gün 35 yaşındaydım…
Şimdi ak düşmüş sakalım o zaman kıpkızıl, kafamda beyaz bir örtü gibi taşıdığım saçlarım simsiyahtı.
Ne sesim bu kadar yorgundu, ne de yüreğim…Hayatımın sayfaları da bu denli dolu değildi.
Aradan geçen 14 yılda o sayfalara çok şey yazıldı. Aradan geçen zamanda çok şey değişti.
Değişmeyen tek şey özlem oldu…
Ben de değiştim. Her açıdan değiştim. Fiziksel değiştim yüzünden artık aynanın karşısına aynı cesaretle çıkamıyorum…
Kendime eskiden olduğu gibi hayran hayran bakamıyorum…
‘Yaşlılığın evi yıkılsın’ derdi babaannem…Yıkılıp viran olsun…
En iyisi sözü Edip Akbayram’la noktalamak;
Yalan oldu yalan oldu… Ateş söndü yalan oldu …
Bir yıldızdım akıp geçtin…Dileklerim yalan oldu



günay aslan..



__________________
biz yaşamı gülüş tadında yaşadık
yani yaşam bir gülüşse,
biz onun en iyi kahkaha atanlarıydık.
biz böyle sevdik birbirimizi,
böyle paylaştık varlık ve yokluğu...
bu yüzden en sevdiklerimizi toprağa gömerken bile,
yaşama ve ayakta kalabilme gücü gösterdik...ROJ
sürgün...
ARMANÇ isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
oldu, yalan

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
100 yıllık yalan Rozerin İç Politika Haberleri 0 07-25-2008 00:58
Beş Vakit yalan SİTARE İç Politika Haberleri 0 05-03-2008 21:47
Bu da mı yalan? Victoria Emek Haberleri 0 03-14-2008 18:15
Eski ilçeler il oldu da ne oldu? Haber-Ahmet Türkiye'den Haberler 0 12-18-2007 05:43
yalan bu sevdalar gabarın asi rüzgarı Yusuf Hayaloğlu 0 05-26-2007 22:18


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 03:44 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447