![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | LENİN'İN ÇİZGİLERİYLE TROÇKİZMİN BİR FİZYONOMİSİ Lenin’e göre Troçki’nin ve Troçkistlerin “Bolşevikliği” Troçki, Plenum'dan sonra, 1910 ilkbaharından beri, birleşmenin önündeki engellerin esas olarak (eğer tek başına değilse) örgütsel karakterde olduğunu temin ederken, işçileri en ilkesiz ve en insafsız biçimde kandırıyordu. ... Uzlaşmacılar, Troçki'nin Bolşevikler tarafından açığa çıkarılmış (hem de bunun tüm Bolşevizm adına yapıldığı kesin kaydıyla açığa çıkarılmış!) hatalarını bir buçuk yıl sonra tekrarlıyor, sonra da kalkıp kendilerine Bolşevik diyorlar. Peki, bu, kesin parti kavramlarının kötüye kullanımı değil midir? Buria göre, uzlaşmacıların asla Bolşevik olmadıklarını, Bolşevizmle hiçbir ortak yanları bulunmadığını, tutarsız Troçkistler olduklarını herkese açıklamakla yükümlü değil miyiz? (Lenin, "Uzlaşmacıların Ya da Erdemlilerin Yeni Fraksiyonu Üzerine", Ekim 1911, Seçme Yapıtlar, inter yay., Cilt 4, s.103-104) Devrim üzerine “burun karıştırmak” ve “sözde Avrupalılar” "Devrimci sosyal-demokrasi bu sorulara, darkafalı-Troçkist, devrim olacak mı olmayacak mı, kim bilebilir ki diye "burun karıştırmak"tan bir ölçüde daha ilginç ve önemli yanıtlar verdi. Yanıtımız şudur: Anayasa reformlarının ütopik özünün eleştirisi, ona bağlanan umutların asılsızlığı konusunda aydınlatma, devrimci yükselişi çok yönlü ve mümkün olduğunca çok teşvik etme, seçim kampanyasından bunun için yararlanma. Devrimin olup olmayacağı yalnızca bize bağlı değildir. Fakat biz elimizden geleni yapacağız ve hiçbir şey bunu olmamış saydıramayacaktır. Bu, kitlelerin ta içine demokratizmin ve proleter öz faaliyetin tohumlarını saçacaktır, ve bu tohum, yarın demokratik devrimde mi olur, öbür gün sosyalist devrimde mi olur, ama mutlaka filiz verecektir. Buna karşılık kitlelere kendi yavan, entelektüelimsi, Bundcu-Troçkist kuşkuculuklarını: "devrimin olup olmayacağı bilinmez, ama 'gündemde' reformlar var"ı vaaz edenler — bu kişiler daha bugünden kitleleri bozuyor ve kitlelere liberal ütopyalar vaaz ediyorlar. Seçim kampanyasını yarım milyon işçinin devrimci greve girdiği, asker üniforması giymiş köylülerin ileri unsurlarının soylu subaylara ateş açtığı verili, reel "şu anki" politik durumun ruhuyla doldurmak yerine — bunun yerine, (çok az "Avrupalı", çok fazla "Çinli", yani deınokratik-devrimci olan) bu reel durumu sözümona "Avrupalı" (bu Tasfiyeciler zaten öyle Avrupalıdır, ah, öyle iyi Avrupalıdır ki!) "parlamenter" düşüncelerinden siliyorlar. Fakat bu durumu, hiçbir yükümlülüğü olmayan bazı lafızlarla bir kenara iterken, reformist seçim kampanyasını gerçek seçim kampanyası ilan ediyorlar!" (Lenin, Reformistlerin Platformu ve Devrimci Sosyal-Demokratların Platformu, Kasım 1912, Seçme Yapıtlar, inter yay., Cilt 4, s.193) “Genç işçi kuşağının aldatılması” Troçki yeni dergisini "gayri-fraksiyonel" olarak niteliyor. Bütün ilanlarda bu sözcüğü öne çıkarıyor, gerek "Barba"nın başyazılarında, gerekse "Barba" çıkmadan önce Troçki'nin bunun üzerine bir makalesinin yayınlandığı Tasfiyeci "Severnaya Raboçaya Gazçta"da bunun altını her biçimde çiziyor. Troçki'nin "işçi dergisi", Troçki'nin işçiler için bir dergisidir, zira dergide ne bir proleter inisiyatif, ne de işçi örgütleriyle herhangi bir bağın izini bulmak mümkün. Popüler olma isteğiyle Troçki, işçiler için çıkardığı dergide okurlara "teritoryum". "faktör" vs. gibi sözcükleri açıklıyor. Çok iyi. Öyleyse neden işçilere "fraksiyonsuzluk" sözcüğü de açıklanmasın? Yoksa bu sözcük teriloryum ve faktör sözcüklerinden daha mı anlaşılır? Hayır. Mesele bu değil. Mesele, fraksiyonculuğun en kötü kalıntılarının en kötü temsilcilerinin, genç işçi kuşağını "fraksiyonsuzluk" etiketiyle aldatmasıdır. ... Troçki tarafından yayılan korkunç yalanı görmek için bu herkesçe bilinen olguları anımsamak yeter. >> (Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Seçme Eserler, Mayıs 1914, Cilt 4. s. 197-198) “Parlayan her şey altın değildir”: Partiye Bağlı Menşeviklerden Daha Geride <<Troçki'nin fraksiyonuna benzer bir şekilde, asla Rusya bakış açısından değil, sadece Viyana ve Paris bakış açısından gerçeklikleri olan bu fraksiyonların bir bölümü için, belli bir belirliliğe sahip olmadıkları söylenemez. Örneğin Machçı grup "Vperyod"un Machçı teorileri belirlidir; Parti Menşeviklerinde bu teorilerin kesin reddi ve Tasfiyecilerin teorik olarak mahkûm edilmesinin yanı sıra Marksizmin savunulması belirlidir. Buna karşılık Troçki'de hiçbir ideolojik-politik belirlilik yoktur, çünkü "fraksiyonsuzluk" patenti, sadece, (bunu daha ayrıntılı değerlendireceğiz) bir fraksiyondan diğerine geçme ve dönme tam özgürlüğü patenti anlamına gelmektedir. Sonuç: 1) Troçki, Marksizmin eğilimleri ve fraksiyonları arasındaki düşünsel farklılıkları, bu farklılıklar sosyal-demokrasi tarihinin yirmi yılını kapsıyor ve bugünün temel sorunlarına değiniyor olmasına rağmen, (bunu daha sonra göstereceğiz) açıklamıyor ve anlamıyor. 2) Troçki. lafta birliğin tanınması, gerçekte ise parçalanma olarak fraksiyonculuğun baş belirtilerini anlamamıştır. 3) "fraksiyonsuzluk" bayrağı altında Troçki, Rusya'daki işçi hareketi zemininden yoksun olan özellikle düşünce yoksunu bir yurtdışı fraksiyonunu temsil etmektedir. Parlayan her şey altın değildir. Troçki'nin laflarında çok parlaklık ve gösteriş var, fakat içerik yok.>> (Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Seçme Eserler, Mayıs 1914, Cilt 4. s. 200-201) Lenin’e göre “Troçkizm” <<Her şeyden önce Troçki'ye teşekkür ederiz: Kısa süre önce (Ağustos 1912'den Şubat 1914'e dek), bilindiği gibi anti-Tasfiyeciliği "yok etme" tehdidinde bulunan ve buna çağıran F. Dan'ı izlemekteydi. Şimdi artık Troçki, eğilimimizi (ve Partimizi — kızmayın yurttaş Troçki, gerçek bu!) "yok etme" tehdidini savurmuyor, bilakis sadece, onun kendi kendisini öldüreceği kehanetinde bulunuyor! Bu çok daha yumuşak, öyle değil mi? Bu neredeyse "fraksiyonsuz", öyle değil mi? Fakat şaka bir yana (Troçki'nin yaptığı dayanılmaz lafazanlığa yumuşak tepki göstermenin biricik yolu işi şakaya vurmak). "İntihar"Ia ilgili sözler düpedüz bir laftır, boş laftır, salt "Troçkizm”dir. Tasfiyeciliğe karşı tavrımız pratikte, hareketin deneyimiyle çürütülüyorsa, o zaman bu deneyim incelenmelidir, ki Troçki bunu da yapmıyor. "Çok sayıda ileri işçi —diye itiraf ediyor— bölünmenin gayretli ajanları (bunu "Pravda" akımı çizgisinin, taktiğinin, sisteminin ve örgütlenmesinin gayretli ajanları diye okuyun) haline geliyorlar." Neden böyle üzüntü duyulacak ve Troçki'nin itirafına göre deneyimle doğrulanan, ileri, hem de çok sayıda ileri işçinin "Pravda"dan yana tavır alması gibi bir olgu görülüyor? Bu ileri işçilerin "politik olarak tam bir kafasızlığı" sonucunda, diye yanıt veriyor Troçki. Troçki için, beş yurtdışı fraksiyonunun tümü için ve Tasfiyeciler için olağanüstü gönül okşayıcı bir açıklama, söylenecek bir şey yok. Troçki, tarihsel olayları "bir uzmanın bilge ifadesiyle", kulağa hoş gelen dolgun ve tınlayan sözlerle, kendisi için gönül okşayıcı biçimde açıklamayı pek sever. Eğer "çok sayıda ileri işçi" Troçki'nin çizgisiyle uyum içinde olmayan bir politik çizginin ve Parti çizgisinin "gayretli ajanları" haline geliyorsa, Troçki bu sorunu hiç utanmadan bir çırpıda ve anında hallediyor: Bu ileri işçiler "politik olarak tam bir kafasızlık durumunda" bulunuyorlar, o, yani Troçki ise, politik olarak sağlam, berrak ve doğru bir çizgi "durumunda" bulunuyor herhalde!... Ve Troçki göğsünü gururla gererek, fraksiyonculuğa karşı, çevreciliğe karşı, aydınların işçilere kendi iradelerini dayatmak istemelerine karşı gürlüyor! Gerçekten de insan, bu tür şeyleri okuduğunda, ister istemez, bu sözler herhangi bir tımarhaneden mi geliyor acaba diye soruyor.>> (Lenin, Birlik Yaygarasıyla Birliğin Çiğnenmesi Üzerine, Seçme Eserler, Mayıs 1914, Cilt 4. s. 202-203)
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | LENİN'İN ÇİZGİLERİYLE "TROÇKİZM"İN BİR FİZYONOMİSİ (2) (1. bölümü buradan okuyabilirsiniz) Lenin "bürokratik urlu işçi devleti" ve işçilerin kendilerini "kendi" devletlerine karşı savunmaları gerektiği uyarılarını hangi konuşmasında, kime karşı yaptı? <<...Üzerinde duracağım ana belge Troçki yoldaşın "Sendikaların Rolü ve Görevleri Üzerine" adlı broşürüdür. ...Troçki yoldaşla aramdaki yukarıda saydığım "görüş ayrılıklarına işaret etmek zorundaydım, çünkü son derece kapsamlı bir konu olan "Sendikaların Rolü ve Görevleri" konusunu seçen Troçki yoldaş, bana göre, proletarya diktatörlüğü sorununun özüyle bağıntılı olan bir dizi hataya düşmüştür. ... Eğer kendi öz pratiğimizi, kendi deneyimimizi, küçük çapta da olsa dikkatle ve inceden inceye inceleseydik, Troçki yoldaşın bu broşürünün dolup taştığı yüzlerce gereksiz "görüş ayrılıkları"ndan ve ilkesel hatalardan kaçınırdık. Örneğin bu broşürde tezlerin bütünü "Sovyet trade-unionculuğu"na karşı polemiğe ayrılmıştır. Başka dert yoktu, yeni bir umacı bulundu! ....Dahası var. Parti programımızdan —"Komünizmin ABC'si"nin yazarının çok iyi bildiği bir dokümandır—, devletimizin bürokratik urlu bir işçi devleti olduğu anlaşılmaktadır. Ve devlete bu acıklı —nasıl ifade edeyim— etiketi yapıştırmak zorundayız. işte size geçiş döneminin gerçekliği. Pratikte böyle oluşmuş bir devlette sendikaların savunacakları bir şey olmadığını mı sanıyorsunuz, tamamen örgütlenmiş proletaryanın maddi ve manevi çıkarlarını savunurken sendikalar olmadan yapılabilir mi? Bu, teorik olarak son derece yanlış bir değerlendirme tarzıdır. Bu bizi soyutlama alanına ya da 15-20 yılda ulaşacağımız ideal alanına atar; ben bu sürede bile ulaşacağımızdan emin değilim ya. Oysa önümüzde, eğer aydın gevezeliklerine ya da soyut değerlendirmelere ya da bazen "teori" gibi görünen, gerçekte ise bir yanılgı, geçişin özelliklerinin yanlış değerlendirilmesi olan şeylere kapılmazsak, iyi bildiğimiz gerçeklik var. Bugünkü devletimiz öyle ki, tamamen örgütlenmiş proletarya kendisini savunmak zorundadır, biz ise bu işçi örgütlerinden işçileri kendi devletlerine karşı savunmak için ve devletimizin işçiler tarafından savunulması için yararlanmalıyız. Her iki savunma da, devlet önlemlerimizle, sendikalarımızla anlaşmamızın, "birleşmemiz"in özgül bir birbirine geçmesi sayesinde olmaktadır. Bu birleşme üzerinde daha durmam gerekecek. Fakat tek başına bu sözcük bile burada "Sovyet Trade-unionculuğu" kılığında bir düşman uydurmanın bir hata olduğunu gösteriyor. Çünkü "birleşme" kavramı daha birleştirilmesi gereken farklı şeylerin varlığını ifade eder: "birleşme" kavramında, devletin aldığı önlemlerden tamamen birleşmiş proletaryanın maddi ve manevi çıkarlarını devlete karşı savunmak için yararlanma içerilidir. (Lenin, "Sendikalar, Mevcut Durum ve Troçki Yoldaşın Hataları Üzerine", İnter yay. 9. cilt.) Lenin, Buharinist-Troçkist "üretim demokrasisi" kavramını yorumluyor <<...Ve "üretim demokrasisi" üzerine düşündükçe, bunun teorik olarak yanlış, iyice düşünülüp taşınılmamış olduğunu o kadar açık görüyorum. Kafa karışıklığından başka birşey değil. Ve bu örneğe ilişkin bir kez daha, en azından bir Parti toplantısında şu söylenmelidir: "Daha az süslü sözcükler Buharin yoldaş, bu sizin için, teori için, Cumhuriyet için yararlı olacak." Üretim her zaman gereklidir. Demokrasi ise sadece politik bir kategoridir. Bu sözcüğün bir konuşmada, bir makalede kullanılmasına söylenecek bir şey yok. Bir makale tek bir karşılıklı ilişkiyi ele alır ve bunu canlı biçimde ifade eder, hepsi bu. Fakat siz bunu bir teze dönüştürürseniz, bunu, "onaylayanlar" ve onaylamayanları birleştiren bir şiar haline getirmek isterseniz, Troçki'nin yaptığı gibi Parti "iki eğilim arasında seçim yapmak" zorundadır denirse, bu çok tuhaftır. Ben Parti'nin "seçim yapmak" zorunda olup olmayacağı ve Parti'nin "seçim yapmak" zorunda bırakıldığı bir duruma sokulmasının kimin suçu olduğu üzerinde ayrıca duracağım. İş buraya kadar vardığına göre şunu söylemek zorundayız: '"Üretim demokrasisi' gibi teorik açıdan yanlış, kafa karışıklığından başka bir şey içermeyen şiarları mümkün olduğunca az seçin." Gerek Troçki, gerekse de Buharin, ikisi de bu kavramı teorik olarak net biçimde düşünmemiş ve dili diline dolanmışlardır. ...Herhangi bir şeyi bir makalede, bir konuşmada vurgulamak bir şeydir; fakat bu teze dönüştürülür ve Parti seçim yapmak durumunda bırakılırsa şunu söylerim: Buna karşı çıkın, çünkü bu kafa karışıklığıdır. Üretim her zaman gereklidir, demokrasi her zaman değil. Üretim demokrasisi bir dizi temelden yanlış düşünce üretiyor. Bireysel yönetim vaaz ettiğimizden bu yana fazla vakit geçmedi. Karışıklık yaratmamak ve insanların kafasının karışması tehlikesine yolaçmamak gerekir: Bir demokrasi, bir bireysel yönetim, bir diktatörlük. Diktatörlükten de asla vazgeçilmemelidir Troçki'de "bürokratik projecilik" .... Fakat pratik önerilerle gelin: şu ve şu değiştirilmelidir deyin. Sorunu amaca uygun koymak böyle olur. Bu verimsiz bir çalışma olmayacaktır. Bu, bürokratik projeciliğe yol açmayacaktır. Troçki'nin broşüründe "Pratik Sonuçlar" adlı VI. bölümü aldığımda, pratik sonuçların tam da böyle bir hastalıktan mustarip olduğunu görüyorum. "Askeriyenin en kötü unsurlarının deneyimi" Troçki'nin bürokratizmine destek veriyor <<... Askeriye içinde en kötü unsurların deneyiminde kötü bir şey var: Bürokratizm, kendini beğenmişlik. Troçki'nin tezlerinin, onun bilgisi ve isteği dışında, askeri deneyimin en iyilerinin değil, en kötülerinin destekçisi olduğu görülmüştür. Siyasi yöneticinin sadece kendi politikasından değil, yönettiklerinin yaptıklarından da sorumlu olduğunu unutmayın.>> Lenin bürokratik kendini beğenmişliğe isyan ediyor: "İşte gerçek bürokratizm!" <<Rudzutak'ın tezlerini Troçki'nin Merkez Komitesi'ne sunduğu tezlerle karşılaştırıyorum. Beşinci tezin sonunda şunu okuyorum: "... Tam da bu bakış açısıyla derhal sendikaların reorganizasyonuna, yani herşeyden önce yönetici personelin ayıklanmasına başlamak gerekir..." İşte gerçek bürokratizm! Troçki ve Krestinski sendikaların "yönetici personeli"ni seçecekler!>> "Sonuç" <<Sonuç: Troçki ve Buharin'in tezleri bir dizi teorik hata, bir dizi ilkesel yanlışlık içeriyor. Siyasi olarak, meseleye tüm yaklaşım tarzı tam bir densizliktir. Troçki yoldaşın "tez"leri politik olarak zararlıdır. Onun politikası son tahlilde sendikaları bürokratikçe hırpalama politikasıdır. Ve Parti Kongremizin bu politikayı mahkûm ve reddedeceğinden eminim.>> buraya kadarki bütün alıntılar: (Lenin, "Sendikalar, Mevcut Durum ve Troçki Yoldaşın Hataları Üzerine", Aralık 1920, İnter yay. 9. cilt.) Uyarılar fayda etmiyor, Lenin bir ay sonra (Ocak 1921) aynı sorunu tekrar daha sert biçimde ele almak zorunda kalıyor: Troçki'nin fraksiyoncu atağı <<Parti içi tartışma ve Parti Kongresi'ne başlangıç olarak, yani seçimlerden önce ve RKP X. Kongre seçimleriyle bağıntılı olarak fraksiyon mücadelesi başladı. İlk fraksiyon atağı, yani Troçki yoldaşın "tam bir dizi sorumlu fonksiyoner" adına "platform broşürü"yle yaptığı atağı ("Sendikaların Rolü ve Görevleri", önsöz 25 Aralık 1920 tarihli), RKP Petrograd örgütünün sert atağı (okur ileride bu sertliğin haklı olduğunu görecektir) izledi.>> Troçki Parti'yi kendi yarattığı suni fraksiyonlar arasında "seçime" zorluyor <<...Troçki'nin broşürü, "kolektif bir çalışmanın ürünü" olduğu; kaleme alınışına "tam bir dizi sorumlu fonksiyonelin, özellikle sendikacıların ... katıldığı; bunun bir "platform broşürü" olduğu açıklamasıyla başlıyor. Ve 4. tezin sonunda şunu okuyoruz: "... önümüzdeki Parti Kongresi sendikal hareket alanındaki iki eğilim arasında bir seçim yapmak (altı Troçki tarafından çizilmiştir) zorundadır." Eğer bu bir MK üyesinin bir fraksiyon kurması değilse, eğer bu "raydan çıkma yönünde belli bir eğilim" değilse, Buharin yoldaş ya da Parti'deki fikirdaşlarından herhangi biri, "fraksiyonculuk" ve Parti'nin "raydan çıkma eğilimi" gibi Rusça sözcüklerin başka hangi anlamı olduğunu açıklamalıdır. ... Bir düşünün: Troçki yoldaşın ilk kez taslağının ve Parti'nin sendikalarda onun tarafından temsil edilen politikasının tümünün son derece ayrıntılı, uzun ve hararetli müzakeresine ayrılan iki MK Plenum toplantısından sonra (9 Kasım ve 7 Aralık) ondokuz MK üyesi arasından birisi tek başına kalıyor, kendisine MK dışında bir grup arıyor, bu grubun "kolektif bir "çalışması"yla bir "platform" olarak ortaya çıkıyor ve Parti Kongresi'ne "iki" eğilim arasında "seçim yapma"yı öneriyor!! ... Fakat her Parti üyesine soruyorum: Sendikal hareket alanındaki iki eğilim arasında "seçim”e böylesine çullanmak çok şaşırtıcı değil mi? Üç yıllık proletarya diktatörlüğünden sonra Parti içinde, sendikal hareket alanında iki eğilim sorununa böyle "çullanabilecek" tek bir üyenin bile bulunabilmesi insanı şaşırtmaz mı?>> Lenin: "...katıksız büroktarik tarza dikkat edin"! Hepsi bu değil. Broşürde yer alan fraksiyoncu saldırılara bir bakın. Daha birinci tezde "Parti tarafından çoktan işi bitirilmiş trade-unionist pozisyonlara geri savrulmuş" olan "sendikal hareketin bazı fonksiyonerleri"ne karşı tehditler yapıldığını görüyoruz (belli ki ondokuz MK üyesinden sadece biri Parti'yi temsil ediyor). 8. tezde "Sendika fonksiyonerlerinin önde gelen kesimi içindeki sendikal muhafazakârlık" mahkûm ediliyor (dikkatlerin katıksız bürokratik tarzda "önder kesim" üzerine yöneltilmesine dikkat edin!). 11. tezde başlangıçta, "sendikacıların çoğunluğu"nun Rusya Komünist Partisi "IX. Kongre kararlarını" biçimsel olarak, yani lafta kabul ettikleri takdire değer naziklikte, ispat kudretine sahip, nesnel ... bunu mümkün olduğunca nazik biçimde nasıl ifade edebilirim?... "iması" görülür. Sendikacıların çoğunluğunun (!!) Parti kararlarını lafta kabul ettikleri konusunda esas yargıçlar demek ki bunlar! Devam: "fraksiyonculuk", "...meseleleri tamamen bürokratik tarzda ele alma"! 12. tezde şöyle deniyor: "...Birçok sendikacı gittikçe daha şiddetli ve uzlaşmaz biçimde birleşme perspektifine karşı çıkıyor... Bu sendikacılar arasında Tomski ve Losovski yoldaşları görüyoruz. Dahası, yeni görevlere ve yöntemlere karşı direnen birçok sendikacı kendi aralarında bir tüzel seçkinlik ruhu, ekonominin ilgili alanında çalışmaya çekilen yeni fonksiyonerlere karşı düşmanlık ruhu geliştiriyorlar ve böylece sendikal örgütlü işçiler arasında fiilen loncacılığın kalıntılarını destekliyorlar." Okur bu değerlendirmeleri dikkatle okumalı ve iyice düşünmeli. Ne şaşırtıcı "inci" bolluğu! Birincisi bu ifade fraksiyoncu karakteri açısından değerlendirilmeli. Tomski bir platform yayınlayıp orada Troçki'yi ve "birçok" askeri fonksiyoneri bürokratizm ruhu geliştirmekle, barbarlık kalıntılarını desteklemekle vs. suçlasaydı, Troçki'nin ne diyeceğini, nasıl davranacağını bir düşünün! Buradaki haşinliği ve fraksiyonculuğu görmeyen, farketmeyen, hiçbir biçimde farketmeyen, bunun Petrogradlıların davranışından çok daha fazla fraksiyonculuk olduğunu görmeyen Buharin, Preobrajenski, Serebryakov ve diğerleri hangi "rolü" oynuyorlar? İkincisi. Meselenin bu biçimde ele alınışını bir düşünün: Birçok sendikacı "kendi aralarında... ruh geliştiriyorlar". Bu, meselelere tamamen bürokratik biçimde yaklaşmaktır. Herşey, kitlelerin, milyonların gelişim seviyesine ve yaşam koşullarına değil de, Tomski ve Losovski'nin "kendi aralarında" hangi "ruhu" geliştirdiklerine bağlı olacakmış. Troçki'nin tartışma ahlakına örnekler <<"Tepeden sarsma" politikasını Troçki yoldaşa atfetmek şimdi ona "katıksız bir karikatür" gibi görünüyor (L. Troçki: "Petrogradlı Yoldaşlara Yanıt", 15 Ocak 1921 tarihli "Pravda", No. 9). Fakat "sarsma" sözcüğü tam bir "meşhur söz"dür, sadece V. Tüm-Rusya Sendikalar Konferansı'nda Troçki yoldaş tarafından geliştirildikten sonra, gerek Parti, gerekse de sendikalarda "kulaktan kulağa yayılması" anlamında değil. Hayır, ne yazık ki şimdi de çok daha derjn bir anlamda hâlâ doğrudur. Şöyle ki: Tek başına bu sözcük, platform broşürü "Sendikaların Rolü ve Görevleri"nin tüm ruhunu, tüm eğilimini en özlü biçimde dile getirmektedir. Troçki yoldaşın tüm bu platform broşürü baştan sona "tepeden sarsma" politikasıyla doludur.>> Troçki'nin fraksiyoncu "işgüzar yandaşları" <<Zinovyev yoldaş da zaten 30 Aralık 1920'deki daha ilk konuşmasında haklı olarak, "Troçki yoldaşın işgüzar yandaşları"nın işi bölünmeye vardırdıklarını söyleyerek bu sorunu dolambaçsız bir şekilde ortaya koymuştur.>> Lenin Tsektran'da Troçki yönetimini dağıtmak istiyor <<...Bu platformu MK üyesi olmayanlardan Sendika Komisyonu üyesi Losovski imzalamıştı; diğerleri ise şunlardı: Tomski, Kalinin, Rudzutak, Zinovyev, Stalin, Lenin, Kamenev, Petrovski, Artyom Sergeyev). Bu karar saydığımız MK üyelerine karşı, yani bizim grubumuza karşı geçirildi. Çünkü biz eski Tsektran'ın geçici olarak devam etmesine karşı oy kullanırdık. Ve bizim grubumuzun zaferinin kaçınılmazlığı Troçki'yi Buharin'in karar tasarısı lehine oy vermek zorunda bıraktı, çünkü aksi halde bizim kararımız geçecekti. Kasımda Troçki'den yana olan Rikov yoldaş Aralıkta Gemi İşçileri Birliği'yle Tsektran arasındaki anlaşmazlığı çözüme kavuşturmak için Sendika Komisyonu'nda çalışmış ve gemi işçilerinin haklı olduğuna ikna olmuştu.>> Lenin bürokratik bürokrasi eleştirisini havaya uçuruyor: <<Troçki'nin düşüncesinin tersine milyonlarca üyeye sahip bir örgütte, belli bir oranda vekiller ve bürokratlar da olmak zorundadır (daha yıllar yılı iyi bürokratlar olmadan yapamayacağız).>> Tekrar "üretim demokrasisi" <<"Üretim demokrasisi" yanlış yorumlara açık bir ifadedir. Diktatörlüğün ve bireysel komutanın reddedilmesi anlamında anlaşılabilir. Olağan demokrasinin ertelenmesi ya da ona yan çizilmesi anlamında yorumlanabilir. Her iki yorum da zararlıdır...>> Lenin ABC'yi tekrardan öğretmek zorunda kalıyor: <<Böyle temel, işin ABC'si olan bir sorunu yeniden ortaya atmak zorunda kalmak tuhaf. Ne yazık ki Troçki ve Buharin buna zorluyor. İkisi de beni sorunu "değiştirmek", ya da onlar soruna "iktisaden" yaklaşırken beni "siyasi" yaklaşmakla suçluyorlar. Hatta Buharin bunları tezlerine aldı ve adeta ben her ikisini de birleştiriyorum dercesine, kendini tartışan iki tarafın üstüne "çıkarmaya" çalıştı. Bu korkunç bir teorik yanlıştır. Politika ekonominin yoğunlaşmış ifadesidir, diye tekrar etmiştim konuşmamda*, çünkü daha önce de, son derece saçma, bir Marksistin ağzına yakışmayan, sorunlara "siyasi" yaklaştığım suçlamasını duymuştum. Politika zorunlu olarak ekonomi üzerinde önceliğe sahip olmalıdır. Olayları başka türlü değerlendirmek, Marksizmin ABC'sini unutmak demektir.>> "Hamam" ve üretim demokrasisi <<Daha somut olarak. Zinovyev şöyle diyor: "Sendikalarda işi bölünmeye kadar götürerek siyasi bir hata yapıyorsunuz. Üretimin artırılması hakkında ise ben ta Ocak 1920'de yazıp çizdim, bir hamam yapımını örnek verdim." Troçki yanıtlıyor: "Bir hamamın örnek verildiği bir broşür yazmak ne büyük iş (s. 29); ama, sendikaların ne yapması gerektiği hakkında 'tek sözcük', 'tek bir sözcük dahi' (s. 22) söylemediniz". Yanlış. Hamam örneği, kusuruma bakmayın, on "üretim atmosferi"nden daha fazla tartar, yanında birkaç "üretim demokrasisi" de cabası. Hamam örneği, sendikaların görevinin ne olduğunu kitleler için, "büyük çoğunluk" için açık, basit biçimde ifade etmektedir, "üretim atmosferi" ve "üretim demokrasisi" ise işçi kitlelerinin bakışını bulandıran, anlamalarını zorlaştıran değersiz bir şeydir.>> Troçki çöküş politikaları öneriyor "Üretim" bakış açısını öne çıkarma (Troçki) ya da siyasi yaklaşımın tekyanlılığını aşma, daha doğrusu bu yaklaşımı iktisadi yaklaşımla birleştirme (Buharin) bahanesi altında bize şunlar sunuldu: 1) Politika ve ekonominin ilişkisinin teorik olarak yanlış, eklektik tanımında ifadesini bulan Marksizmin unutulması; 2) Troçki'nin platform broşürünün bütününe nüfuz etmiş olan sarsma politikasında ifade edilen siyasi hatanın savunulması ya da gizlenmesi. Bu hata, bilincine varılmaz ve düzeltilmezse, proletarya diktatörlüğünün çöküşüne götürür; Troçki "bürokratizm" suçlamasına isyan ediyor (Troçki'nin tartışma ahlakına örnekler): <<Troçki'nin bu husustaki, Ekonomi Konseylerine üçte birden yarıya ve yandan üçte ikiye kadar sendika temsilcilerini alma önerisi yaptığı tezlerini bürokratik projecilik olarak niteledim. ...Troçki de kızdı ve bağırdı: "Hepinizden not defterinize, şu gün, şu tarihte Lenin yoldaşın bunu bürokratizm olarak adlandırdığını not etmenizi rica ediyorum, ben ise bunun birkaç ay sonra, Sendikalar Tüm-Rusya Merkez Konseyi'nde ve Yüksek Ekonomi Konseyi'nde, Metal işçileri Merkez Komitesi'nde ve Metal şubesinde vs. üçte birden yarıya kadar, her iki organın üyelerinin yer alması gerektiğinin kabul edileceği ve model olacağını önceden söyleme cesaretini gösteriyorum..." ('s. 68). ...Troçki yoldaşın bu konuda tezlerde yazdıklarının bürokratik projeci niteliği şimdiden kanıtlanmıştır. "Üçte birden yarıya kadar", ya da yandan üçte ikiye kadar üzerine konuşmak, tartışmak, platformlar kaleme almak, son derece boş "genel Parti gevezelikleri"dir, güçlerin, araçların, dikkatin ve zamanın üretimdeki çalışmadan saptırılmasıdır, ciddi içerikten yoksun tam bir kahvehane politikacılığıdır." Lenin, Troçki'nin, ekonominin yönetimini kışla yönetimiyle karıştırmasıyla dalga geçmek zorunda kalıyor: <<... kapitalizmin bize miras olarak bıraktığı ve değiştirilmesi ancak son derece yavaş gerçekleşebilecek olan alışkanlıkları değiştirmek için son derece uzun, inatçı ve sabırlı bir çalışmayı gerektiren yeni bir temel üzerine bina inşa ediyoruz. Bu soruna Troçki'nin yaklaştığı gibi yaklaşmak temelden yanlıştır. "İşçilerimizin —diye haykırdı 30 Aralık'ta—, Parti ve sendika fonksiyonerlerimizin üretim eğitimi var mı? Evet mi, hayır mı? Ben 'hayır!' diye yanıtlıyorum" (s. 29). Böyle bir soruna bu tarzda yaklaşmak gülünçtür. Bu, söz konusu tümende yeterli miktarda keçe çizme var mı? Evet mi, hayır mı? diye sormak gibi birşeydir. Biz on yıldan sonra bile kesinlikle, bütün Parti ve sendika fonksiyonerlerinin yeterli üretim eğitimine sahip olmadıklarını söylemek zorunda olacağız.>> Sonuç: Lenin ve Parti tabanı çöküş politikalarını reddediyor: <<Bir ay içinde gerek Petrograd, gerek Moskova ve bir dizi taşra kenti, Parti'nin tartışmaya tepki gösterdiğini ve Troçki yoldaşın yanlış çizgisini ezici çoğunlukla reddettiğini gösterdi. Parti'nin "üst kademelerinde ve "çevre"de, komitelerde, kurumlarda hiç kuşkusuz yalpalamalar görülse de, basit Parti üyeleri kitlesi, Parti'nin işçi kitlesi çoğunluğu itibariyle, hem de ezici çoğunluğu itibariyle bu yanlış çizgiye karşı çıkmıştır.>> İkinci bölümün bütün alıntıları: Lenin, Bir Kez Daha Sendikalar, Mevcut Durum ve Troçki ve Buharin Yoldaşların Hataları Üzerine, Ocak 1921, Seçme Eserler, İnter yay., 9. cilt, s.64-105
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #3 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | Ekim Devrimi ve kadının kurtuluşu "Çalışan kadınların büyük bir kesimi önemli ölçüde katılmadan hiçbir sosyalist devrim olamaz..." V. İ. Lenin Yoldaşlar! Proleter ordunun kadın kolunun kongresi belirli bakımdan özellikle çok önemlidir; çünkü bütün ülkelerde en çetin koşullarda harekete geçenler kadınlardı. Ama çalışan kadınların büyük bir kesimi önemli ölçüde katılmadan hiçbir sosyalist devrim olamaz. Bütün uygar ülkelerde, en ileri olanlarında bile, kadınlar öyle bir konumda bulunuyorlar ki, onlara ev-köleleri demek hiç de gerekçesiz değildir. Hiçbir kapitalist devlet, en özgürü bile, kadınların tam hak eşitliğini tanımıyor. En önce kadınların haklarındaki her sınırlamayı ortadan kaldırmak, Sovyet Cumhuriyetinin görevidir. Burjuva pisliğin, burjuva baskının ve aşağılamanın bir kaynağını -boşanma davasını- Sovyet iktidarı tümüyle ortadan kaldırdı. Boşanma bakımından tam özgür bir yasamanın varolmasından bu yana hemen bir yıl geçti. Evlilik-içi ve evlilik-dışı çocukların durumundaki farkı da bir dizi politik sınırlama gibi ortadan kaldıran bir kararname yayımladık. Çalışan kadınların eşitliği ve özgürlüğü başka hiçbir yerde böylesine tam gerçekleştirilmemiştir. Biliyoruz ki yürürlükten kalkmış kuralların bütün ağırlığı işçi sınıfından olan kadının omuzlarına yükletilir. Bizim yasamız, tarihte ilk defa, kadını haklarından yoksun bırakan bu duruma tümüyle son verdi. Ama yalnızca yasa sözkonusu değildir. Bütün kentlerimizde ve sanayi bölgelerimizde, tam evlilik özgürlüğüyle ilgili bu yasanın kendini ne kadar kolay kabul ettirdiği görülüyor; ama bu yasa, kırda çoğunlukla, büyük çoğunlukla, yalnız kağıt üzerinde kalıyor. Orada bugüne kadar kilise evliliği ağır basıyor. Bu, papazların etkisine geri dönüştür; bu hastalıkla savaşmak eski yasamayla savaşmaktan daha güçtür. Dinsel yasalara karşı savaşırken son derece dikkatli ilerlenmelidir; bu savaşımda dinsel duyguları yaralayan kimse, büyük zararlara yolaçar. Savaşım propaganda, aydınlatma yoluyla yürütülmelidir. Savaşımı sert yöntemlerle yürütürsek, yığınları kendimize karşı kışkırtabiliriz; böyle bir savaşım yığınların ayrılığını din ilkesine göre derinleştirir, oysa bizim kuvvetimiz birliktedir. Dinsel önyargıların en derin kaynakları yoksulluk ve bilgisizliktir; bu hastalıklarla da savaşmalıyız. Kadın şimdiye kadar ancak bir köleninkine benzetilebilecek bir durumda bulunuyordu; kadın ev halkıyla bunaltılır, ve bu durumdan onu yalnız sosyalizm kurtarabilir. Yalnız, küçük işletmelerden ortaklaşa işletmelere ve ortaklaşa toprak işleyişine geçersek, kadının tam kurtuluşu ve köleliğinin sonu ancak o zaman gerçek olur. Bu güç bir görevdir, ama şimdi, köy yoksulları komitelerinin kurulduğu yerde, gün doğuyor, çünkü sosyalist devrim sağlamlaşıyor. Kırsal halkın en yoksul kesimi ancak şimdi örgütleniyor, ve bu örgütlerde köy yoksulları sosyalizme sağlam bir temel sağlıyor. Eskiden sık sık şöyle olurdu: Kent devrimcileşir ve köy ancak ondan sonra eyleme geçerdi. Şimdiki devrim köye dayanıyor, ve önemli bir kuvveti de bundan doğuyor. Bütün kurtuluş hareketinin deneyiminden biliyoruz ki, bir devrimin başarısı kadınların ona hangi ölçüde katıldığına bağlıdır. Sovyet iktidarı, kadının proleter sosyalist görevini özgürce yerine getirebilmesi için her şeyi yapıyor. Sovyet iktidarı, bir dizi ülkede devrim yangınını alevlendirdiği ve sosyalizme doğru kesin adımlar attığı için bütün emperyalist ülkeler ona hınç duydukça ve onu savaşla bastırmak istedikçe, güç bir durumda bulunuyor. Şimdi, onların devrimci Rusya'yı yıpratmak istedikleri yerde, ayaklarının altındaki toprak bile kızgınlaşmaya başlıyor. Almanya'da devrimci hareketin nasıl geliştiğini biliyorlar. Danimarka'da işçiler hükümete karşı savaşıyorlar. İsviçre'de ve Hollanda'da devrimci hareket kuvvetleniyor. Bu küçük ülkelerde devrimci hareketin kendi başına hemen hiç önemi yoktur; ama bundan ötürü özellikle dikkate değerdir; çünkü o ülkelerde savaş olmamıştır, ve çünkü oralarda demoratik "hukuk" düzeni vardır. Böyle ülkeler harekete geçerse, bu, devrimci hareketin bütün dünyayı saracağı gerçeğini gösterir. Bugüne kadar hiçbir cumhuriyet kadını özgürleştirmeye güç yetirmedi. Sovyet iktidarı kadına yardım ediyor. Davamız altedilemez; çünkü yenilmez işçi sınıfı bütün ülkelerde ayaklanıyor. Bu hareket yenilmez sosyalist devrimin köklenmesi demektir. (1. Tüm Rusya İşçi Kadınlar Kongresinde Konuşma/19 Kasım 1918) *** (...) Kadının durumunu ele alalım. Dünyanın hiçbir demokratik partisi, en ileri burjuva cumhuriyetlerin birinde olsun, egemenliğimizin hemen ilk yılında bu bakımdan yaptıklarımızın yüzde-birini bile onyıllarda yapmamıştır. Kadının hak eşitsizliği ile, boşanmanın sınırlanmaları ile boşanmanın bağlandığı çirkin biçimsellikler (Formalitaeten) ile, evlilik-dışı çocukların tanınması, babalarının araştırılması ile vb. ilgili alçakça yasalardan, bütün uygar ülkelerde burjuvazinin ve kapitalizmin yüzkarası olan sayısız kalıntıları bulunan yasalardan, sözcüğün en gerçek anlamıyla taş üstünde taş bırakmadık. Bu alanda yaptıklarımızdan övünç duymak bin kez hakkımızdır. Ama toprağı eski burjuva yasaların ve düzenlemelerin molozlarından ne kadar çok temizlediysek, bunun yalnızca toprağın işlenmek için düzenlenmesi olduğunu, ama henüz toprağı işlemenin kendisi olmadığını o kadar iyi anladık. Kadın, bütün özgürleşme yasalarına karşın, eskisi gibi ev-kölesi olarak kalıyor; çünkü onu mutfağa ve çocuk odasına kapatan ve onun yaratma gücünü düpedüz barbarca üretken-olmayan (unproduktive), bayağı, sinir törpüleyisi, köreltici, yıpratıcı bir çalışmayla boşa harcatan ev ekonomisinin ayrıntılarıyla eziliyor, bunalıyor, köreliyor, aşağılanıyor. Kadının gerçek özgürleşmesi, gerçek komünizm, ev ekonomisinin ayrıntılarına karşı, ya da daha doğrusu, sosyalist büyük ekonomi için onun kökten değiştirilmesi uğruna (devlet çarkının başındaki proletaryanın yönetiminde) yığın savaşımı nerede ve ne zaman başlarsa, ancak orada ve o zaman başlayacaktır. Teorik olarak her komünist için tartışılmaz olan bu sorunla pratikte yeterince ilgileniyor muyuz? Elbette hayır. Komünizmin şimdi bu alanda da varolan tohumlarına yeterince bakım gösteriyor muyuz? Hayır, gene hayır. Kamusal aşevleri, çocuk bakım evleri, yuvalar- bunlar bu türlü tohumların en güzel örnekleridir, bunlar bütün böbürlenmelerden, tumturaklardan, resmiliklerden uzak, kadını özgürleştirmeye gerçekten uygun olan, onun toplumsal üretimdeki ve kamu yaşamındaki rolünden doğan o erkek karşısındaki eşitsizliğini azaltmaya ve yeryüzünden kaldırmaya gerçekten uygun olan yalın, günlük araçlardır. Bu araçlar yeni değildir, (sosyalizmin bütün maddi önkoşulları gibi) geniş-ölçekli kapitalizm taraf›ndan yaratılmışlardır; ama kapitalizmde birincisi ancak bir az-bulunurluk olarak kalmışlardır, ikincisi -özellikle önemli olan budur- ya spekülasyonun, zenginleşmenin, aldatmanın, yanıltmanın bütün kötü yanlarıyla kâr güden girişimler ya da en iyi işçilerin haklı olarak hınç duyduğu ve tiksindiği “burjuva iyilikseverliğinin gözboyayıcı örnekcikleri” olmuşlardır. (Büyük Bir Başlangıç/Haziran 1919) *** (...) Sovyet Cumhuriyetinde proleter kadın hareketinin genel görevleri üzerine gerek genellikle sosyalizme geçişle bağlantılı sorunlar üzerine, gerek şimdi özellikle zorunlu olarak önplana çıkmış sorunlar üzerine bir çift söz söylemek istiyorum. Kadının durumu sorunuyla Sovyet iktidarı başlangıçtan beri uğraştı. İnanıyorum ki, sosyalizme geçen her işçi devletinin ikili bir görevi olacaktır. Bu görevin birinci bölümü oldukça yalın ve kolaydır. Kadını erkeğin karşısında haksızlığa uğratan eski yasalarla ilgilidir. Batı Avrupa’daki özgürlük hareketlerinin savunucuları, uzun zamandır, on yıllardır değil, yüzyıllardır, bu eskimiş yasaların kaldırılmasını ve kadının erkekle hak eşitliğini istiyorlar. Ama bunu gerçekleştirmeyi Avrupa’nın demokratik devletlerinden hiçbiri, en ileri cumhuriyetlerden hiçbiri başarmadı. Çünkü orada, kapitalizmin var olduğu yerde, mülkte ve akarda özel mülkiyetin, fabrikalarda ve işletmelerde özel mülkiyetin bulunduğu yerde, sermayenin henüz gücünü sürdürdüğü yerde, erkeğin üstüncelikleri saklı kalıyor. Rusya’da kadının yasal hak eşitliği yalnızca 25 Ekim 1917’de işçiler iktidara geldikleri için gerçekleştirildi. Sovyet iktidarı başlangıçtan beri, her sömürüye düşmanca karşı çıkan, çalışanların bir iktidarı olma görevini benimsedi. Çalışanların mülk sahiplerince ve kapitalislerce sömürülmesini olanaksızlaştırma, sermayenin egemenliğini yoketme görevini benimsedi. Sovyet iktidarı mülkte ve akarda özel mülkiyet olmadan, fabrikalarda ve işletmelerde özel mülkiyet olmadan, her yerde, bütün dünyada, en demokratik cumhuriyetlerde bile, çalışanları gerçekten yoksulluğa ve ücret köleliğine ve kadını iki kat köleliğe bırakan şu özel mülkiyet olmadan çalışanların yaşamlarını düzenlemelerini amaç edindi. Sovyet iktidarı, çalışanların iktidarı, kurulmasının hemen ilk aylarında, kadını ilgilendiren yasamayı kökten değiştirdi. Sovyet Cumhuriyetinde kadına bir astlık konumu tanıyan bütün yasalardan taş üstünda taş kalmadı. Özellikle kadının zayıf konumunu sömüren ve onu yasal olarak eşitsiz ve hatta çoğu zaman aşağı bir duruma indiren yasaları, yani boşanmayla ilgili, evlilik-dışı çocuklarla ve kadının çocuğun babasından nafaka alma hakkıyla ilgili yasaları amaçlıyorum. Burjuva yasamanın tüm bu alanda, en ileri ülkelerde bile; kadını haklarından yoksun bırakmak ve alçaltmak için kadının zayıf konumunu sömürdüğü gösterilmiştir. Ve tam bu alanda, Sovyet iktidarı eski, adaletsiz, çalışan yığınların savunucuları için katlanılmaz olan yasalardan taş üstünde taş bırakmadı. Ve şimdi tam övünçle ve hiç abartmadan söyleyebilir ki, Sovyet Rusya’dan başka, kadınların tam hak eşitliğinden yararlandığı, kadının günlük yaşamda ve aile yaşamında özellikle belli olan aşağı bir durumda bulunmadığı bir ülke, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bu bizim ilk ve en önemli görevlerimizden biriydi. (...) Elbette, yasalar yalnız başlarına yetmez, ve yalnız kararnamelerle asla yetinmiyoruz. Ama, yasama alanında, kadını erkekle eşitleştirmek için yapabileceğimiz herşeyi yaptık, ve bundan haklı olarak övünç duyabiliriz. Sovyet Rusya’da kadının durumu şimdi öyledir ki, en ileri devletlerin görüş noktasından bile idealdir. Ama bunun doğallıkla ancak başlangıç olduğunu biliyoruz. Kadın ev ekonomisince sömürüldükçe, durumu her zaman sıkıntılı kalır. Kadının tam özgürleşmesi için ve erkekle gerçek eşitliği için toplumsal düzenlemeler gerekir, kadının genel üretken çalışmaya katılması gerekir. Kadın o zaman erkekle eşit konuma gelecektir. (...) Kadın ve Aile/Marx, Engels, Lenin
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #4 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | STUTTGART ULUSLARARASI SOSYALİST KONGRESİ Lenin’in 1907’de Stuttgart’ta toplanan Uluslararası Sosyalist Kongre’nin çalışmalarını değerlendiren makalesi VLADİMİR İLYİÇ LENİN Ağustosta Stuttgart’ta yapılan Uluslararası Sosyalist Kongre’nin bir özelliği bileşiminin geniş ve yüksek temsil gücünde olmasıydı: toplam olarak 886 delege beş kıtanın tümünden gelmişti. Proleter mücadelede etkili bir uluslararası birlik göstermeyi sağlamasının yanısıra, Kongre sosyalist partilerin taktiklerini tanımlamada seçkin bir rol oynadı. Şimdiye kadar kararlaştırması yalnızca tek tek sosyalist partilerin takdirine bırakılan bir dizi sorun üzerine genel kararlar benimsedi. Ve giderek daha çok sorunun değişik ülkelerde birörnek, ilkeli kararlar gerektirmesi olgusu, sosyalizmin tek bir uluslararası kuvvet biçiminde kaynamakta olduğunun çarpıcı kanıtıdır. Stuttgart kararlarının tam metni bu sayıda başka bir yerde bulunacak. Ana tartışmalı noktaları ve Kongredeki tartışmayı açığa çıkartmak için her birini kısaca ele alacağız. Sömürge sorunu uluslararası kongrelerde ilk defa gündeme gelmiyor. Şimdiye kadar kararlar hep burjuva sömürge politikasının yağma ve şiddet politikası olarak koşulsuz mahkum edilmesi biçiminde olmuştur. Ancak bu defa, Kongre Komisyonu, Hollanda’dan Van Kol’un başını çektiği oportünist unsurların ağır bastığı bir biçimde oluşmuştu. Karar taslağına, sosyalizmde sömürge politikası uygarlaştırıcı bir rol oynayabileceği için Kongrenin bütün sömürge politikalarını ilkesel olarak mahkum etmemesi anlamında bir cümle sokulmuştu. Komisyon azınlığı (Almanya’dan Ledebour, Polonya ve Rusya Sosyal-Demokratları ve başka birçokları) böyle bir düşüncenin getirilmesini şiddetle protesto ettiler. Konu Kongreye bırakıldı; orada da iki eğilim neredeyse birbirine eşit olduğundan son derece ateşli bir tartışma oldu. Oportünistler Van Kol’u desteklediler. Almanya delegasyonunun çoğunluğu adına konuşan Bernstein ve David, bir “sosyalist sömürge politikasının” kabul edilmesi için ısrar ettiler ve radikallere kısır, olumsuz tutumları, reformların önemini takdir edememeleri, pratik bir sömürge programlarının olmaması, vb. yüzünden ateş püskürdüler. Ancak, kendisini Kongreyi Almanya delegasyonunun çoğunluğuna karşı tutum almaya çağırmak zorunda hisseden Kautsky onlara karşı çıktı. Haklı olarak, reformlar için mücadeleyi reddetme sorunu bulunmadığına, bunun kararın başka bölümlerinde hiçbir sorgulamaya neden olmadan açıkça belirtildiğine işaret etti. Tartışılan sorun, modern burjuva yağma ve şiddet rejimine taviz verip vermemekti. Kongre, ilkel toplulukların düpedüz köleleştirilmelerine dayanan bugünün sömürge politikasını tartışmak durumundaydı. Burjuvazi, aslında, sömürgelerde köleliği geliştiriyor ve içki ve frengi yayarak “uygarlaştırdığı” yerli toplulukları görülmemiş haksızlıklara ve şiddet uygulamalarına uğratıyordu. Ve bu durumda sosyalistlerin, ilke olarak sömürge politikasını kabul etme olanaklılığı üzerine kaçamak ifadeler dile getirmeleri bekleniyordu! Bu burjuva bakış açısına kesin bir geçiş olurdu. Proletaryayı burjuva ideolojisine, şu anda küstahça kafasını kaldıran burjuva emperyalizmine tabi kılma doğrultusunda belirleyici bir adım olurdu. Kongre Komisyon’un önergesini 128’e 108 oy ve on çekimserle (İsviçre) geri çevirdi. Stuttgart’ta, ilk defa, her ulusa belirli sayıda, (Rusya dahil büyük uluslar için) yirmiden (Luxemburg için) ikiye kadar değişen oy ayrıldığını eklemek gerekiyor. Bir sömürge politikası izlemeyen ya da bunun sıkıntısını çeken küçük ulusların bileşik oyu, proletaryaya bile bir ölçüde fetih hırsının bulaştırıldığı ulusların oyuna ağır bastı. Sömürge sorunu üzerine olan bu oylama çok büyük öneme sahip. Birincisi, burjuva kandırmacalara teslim olan sosyalist oportünizmi çarpıcı bir biçimde ortaya çıkardı. İkincisi, Avrupa işçi hareketinin, proleter davaya az zarar vermeyecek ve bu yüzden ciddi olarak ilgilenmek gereken bir olumsuz özelliğini açığa vurdu. Marx, sık sık Sismondi’nin çok önemli bir deyişini aktarırdı. Bu söze göre, eski dünyanın proleterleri toplumun sırtından yaşardı; modern toplum proleterlerin sırtından yaşar. Mülksüz ama çalışmayan sınıf, sömürücüleri devirme yeteneğinde değildir. Yalnızca bütün toplumu idame ettiren proleter sınıf toplumsal devrimi gerçekleştirebilir. Ancak, yaygın sömürge politikasının sonucunda, Avrupa proleteri, kendisini kısmen, bütün toplumu idame ettirenin kendi emeği değil de, sömürgelerde hemen hemen köleleştirilmiş yerlilerin emeğinin olduğu bir durumda bulur. İngiliz burjuvazisi, örneğin, Hindistan ve diğer sömürgelerin milyonlarca nüfusundan, İngiliz işçilerinden elde ettiğinden daha çok kar elde eder. Belli ülkelerde bu, proletaryaya sömürgeci şovenizm bulaştırmanın maddi ve ekonomik temelini sağlar. Elbette, bu yalnızca geçici bir olgu olabilir ama yine de bütün ülkelerin proletaryasını böylesi oportünizme karşı mücadeleye sevk edebilmek için kötülük açıkça kavranmalı ve nedenleri anlaşılmalı. “Ayrıcalıklı” uluslar kapitalist ulusların azalan bir kesimi olduğundan, bu mücadelenin zafere ulaşması kesin gibi. Kongrede kadınların oy hakkı sorunu üzerine hemen hemen hiç farklılık yoktu. Kadınların sınırlı oy hakkı (evrensel yerine şartlı oy hakkı) lehinde bir sosyalist kampanya savunmaya çalışan tek kişi, aşırı derecede oportünist Britanya Fabian Derneğinden bir kadın delegeydi. Kimse onu desteklemedi. Onun nedenleri yeterince basitti: İngiliz burjuva hanımefendiler, oy hakkını, Britanya’daki kadın işçilere genişletmeden, kendileri için elde etmeyi umuyorlar. Birinci Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, Kongreyle aynı zamanda aynı binada toplandı. Hem bu Konferans’ta hem de Kongre Komisyonu’nda karar taslağı üzerinde Almanya ve Avusturya Sosyal-Demokratları arasında ilginç bir anlaşmazlık oldu. Herkese oy hakkı için kampanyalarında Avusturyalılar erkekler ve kadınlar için eşit haklar talebini hafifseme eğilimindeydiler; pratik gerekçelerle asıl vurguyu erkeklerin oy hakkına yapıyorlardı. Clara Zetkin ve diğer Alman Sosyal-Demokratları, haklı olarak, Avusturyalılara yanlış davrandıklarını ve erkeklere olduğu kadar kadınlara da oy hakkının tanınması talebi için baskı yapmayı ihmal ederek kitle hareketini zayıflattıklarını gösterdiler. Stuttgart kararının son sözleri (“herkese oy hakkı talebi hem erkekler hem de kadınlar için eşzamanlı olarak ileri sürülmeli”) kuşkusuz Avusturya işçi hareketi tarihindeki bu aşırı “pratik olmacılık” olayıyla ilgilidir. Sosyalist partiler ve sendikalar arasındaki ilişkiler üzerine karar biz Ruslar için özel bir önem taşır. Stockholm RSDİP Kongresi, her zaman Partisiz demokratlarımız, Bernsteincılar ve Sosyalist-Devrimciler tarafından desteklenen tarafsızlık bakış açısını onaylayarak Partisiz sendikalardan yana olmuştu. Diğer yandan Londra Kongresi, sendikaların daha sıkıca Partinin yanında yer almaları biçiminde, hatta onların belirli koşullarda Partinin sendikaları olarak tanınmalarını içeren, farklı bir ilke öne sürdü. Stuttgart’ta Rusya bölümünün Sosyal-Demokrat altbölümünde (uluslararası kongrelerde her ülkenin sosyalistleri ayrı bir bölüm oluşturuyorlar) bu konuda görüşler bölündü (diğer konularda bölünme yoktu). Plehanov, tarafsızlık ilkesini savundu. Bir Bolşevik olan Voynov, Londra Kongresinin ve (yakında Rusça çıkacak olan Brouckère raporuyla birlikte Kongre malzemeleri içinde yayınlanan) Belçikalıların önergesinin tarafsızlık karşıtı bakış açısını savundu. Clara Zetkin, dergisi Die Gleichheit’ta haklı olarak, Plehanov’un tarafsızlık doğrultusundaki iddialarının Fransızlarınki kadar kusurlu olduğunu belirtti. Ve Stuttgart kararı –Kautsky’nin haklı olarak ileri sürdüğü ve dikkatle okuma çabasını gösteren herkesin göreceği gibi– “tarafsızlık” ilkesinin tanınmasına son veriyor. Orada tarafsızlık ya da partisizlik ilkeleri üzerine tek bir söz yok. Aksine, sendikalar ve sosyalist partiler arasında daha sıkı ve kuvvetli bağların gereğini kesinlikle kabul ediyor. Londra RSDİP Kongresinin sendikalar üzerine kararı, böylece Stuttgart kararı biçiminde, sıkı bir teorik temele oturtuldu. Stuttgart kararı, her ülkede sendikaların sosyalist partiyle sürekli ve sıkı ilişkiye sokulması gerektiği genel ilkesini koyuyor. Londra kararı, Rusya’da, bunun, uygun koşullarda, parti sendikaları biçimini alması gerektiğini söylüyor ve parti üyeleri de bu hedefe yönelik çalışmalıdırlar. Tarafsızlık ilkesinin zararlı yönlerinin, Alman delegasyonunun sendikalar kesiminin oportünist görüşlerin en kararlı destekçileri olmaları olgusuyla, Stuttgart’ta ortaya çıktığına işaret ediyoruz. Almanların örneğin Essen’de Van Kol’e karşıyken (yalnızca Parti Kongresi olan Essen’de sendikalar temsil edilmemişti) Stuttgart’ta onu desteklemelerinin nedeni budur. Sosyal-Demokrat hareketteki oportünistlerin işlerini kolaylaştırarak Almanya’da tarafsızlık savunuculuğu gerçekten zararlı sonuçlara yol açmıştır. Bu, özellikle, proletaryanın, sendika hareketini “tarafsız” tutmaya çağıran burjuva-demokratik danışmanlarının o kadar çok olduğu Rusya’da, gözardı edilmemesi gereken bir olgudur. Birkaç kelime de içeri ve dışarı göç üzerine karar hakkında. Burada da, Komisyonda dar, zanaat çıkarlarını savunma, geri ülkelerden (Çin, vb.den) işçi göçünü yasaklama girişimi vardı. Bu, ayrıcalıklı konumlarından belirli avantajlar elde eden ve bu yüzden uluslararası sınıf dayanışması ihtiyacını unutmaya eğilimli bazı “uygar” ülkeler işçileri arasında bulunan aynı aristokratizm ruhudur. Ama Kongrede hiç kimse bu zanaat ve küçük-burjuva dar-kafalılığını savunmadı. Karar devrimci Sosyal-Demokrasinin taleplerini bütünüyle karşılıyor. Şimdi Kongrenin sonuncu ve belki en önemli kararına –militarizm üzerine olana– geçiyoruz. Fransa ve Avrupa’da o kadar gürültü çıkartan kötü namlı Hervé, naif bir biçimde, her savaşın bir grev ve ayaklanmayla “cevaplanmasını” öneren yarı-anarşist bir görüş savundu. Bir taraftan, savaşın kapitalizmin zorunlu bir ürünü olduğunu ve proletaryanın devrimci savaşlara katılımı, böyle savaşlar mümkün oldukları ve gerçekten kapitalist ülkelerde meydana geldikleri için reddedemeyeceğini anlamıyordu. Diğer taraftan, bir savaşı “cevaplama” olanağının o savaş tarafından yaratılan bunalımın doğasına bağlı olduğunu anlamıyordu. Mücadele araçlarının seçimi bu koşullara bağlıdır; ayrıca mücadele (ve burada Hervéizmin üçüncü yanlış kavrayışı ya da sığ düşünüşü var) basitçe savaşın yerine barışı geçirmekten değil de kapitalizmin yerine sosyalizmi geçirmekten oluşmalıdır. Esas şey, sadece savaşı önlemek değil, aynı zamanda savaş tarafından yaratılan bunalımı burjuvazinin devrilmesini hızlandırmak için kullanmak. Ancak Hervéizmin bütün bu yarı-anarşist saçmalıklarının altında yatan bir sağlıklı ve pratik amaç vardı: sosyalist hareketi, yalnızca parlamenter mücadele yöntemlerine kısıtlanmayacak, kitlelerin savaşın kaçınılmazca gerektirdiği bunalımlarla bağlantılı devrimci eyleme ihtiyacı kavrayacağı, son olarak, uluslararası emek dayanışmasının daha canlı bir anlaşılmasının ve burjuva yurtseverliğinin sahteliğinin kitleler arasında yayılacağı biçimde mahmuzlamak. Bebel’in (Almanlar tarafından önerilen ve bütün esaslarda Guesde’in önergesiyle çakışan) önergesinin bir eksikliği vardı – proletaryanın eyleme ilişkin görevlerine işaret etmiyordu. Bu Bebel’in ortodoks önermelerinin oportünist gözlükle okunmasını mümkün kılıyordu ve Vollmar da hemen bu olanağı gerçekliğe çevirmeyi bildi. İşte bu yüzden, Rosa Luxemburg ve Rusya Sosyal-Demokrat delegeleri, Bebel’in taslağına değişiklikler önerdiler. Bu değişiklikler (1) militarizmin sınıf baskısının baş silahı olduğunu belirtiyordu; (2) gençlik arasında propaganda gereğine işaret ediyordu; (3) Sosyal-Demokratların yalnızca savaşın çıkmasını engellemeye veya başlamış olan savaşların en hızlı bir biçimde bitirilmesini sağlamaya çalışmakla kalmayıp aynı zamanda savaş tarafından yaratılan bunalımı burjuvazinin devrilmesini hızlandırmak için kullanmaları gerektiğini vurguluyordu. (Anti-militarizm Komisyonu tarafından seçilen) alt komisyon bütün bu değişiklikleri Bebel’in kararına dahil etti. Ayrıca Jaurès şu yerinde öneriyi yaptı: mücadele yöntemlerini (grevler, ayaklanmalar) sıralamak yerine, karar, Avrupa’da gösterilerden Rusya’da devrime kadar savaşa karşı proleter eylemin tarihsel örneklerini aktarmalıydı. Bütün bu taslak çalışmasının sonucunda, gerçekten aşırı derecede uzun ama düşünsel olarak zengin ve proletaryanın görevlerini tastamam formüle eden bir karar çıktı. Karar sıkı ortodoks – yani tek bilimsel marksist tahlili, işçi partilerinin en kararlı ve devrimci eylemi için tavsiyelerle kaynaştırıyor. Bu karar ne Vollmar tarzı yorumlanabilir, ne de naif Hervéizm’in dar çerçevesine sığdırılabilir. Bütününde, Stuttgart Kongresi, uluslararası Sosyal-Demokrat hareketin oportünist ve devrimci kanatlarını birçok ana konuda keskin bir karşıtlığa sürükledi ve bu sorunlarda devrimci marksizmin ruhuna uygun kararlar aldı. Kararları ve tartışmaların raporu her propagandist için bir elkitabı olmalıdır. Stuttgart’taki çalışma, bütün ülkelerin proleterlerinin devrimci mücadelesinin birliğini ve taktiklerinin birliğini büyük ölçüde ilerletecektir. Proletari 17, 20 Ekim 1907 Collected Works (Toplu Eserler), Progress Publishers,
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #5 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | V.I. LENİN RABOCHAYA GAZETA’YA MAKALELER 1899’un ikinci yarısında yazıluudı. İlk defa 1925’te, Lenin Derlemesi III’te yayınlandı. Bilinmeyen biri tarafından kopuuya edilen elyazmalarına uygun olarak yayınuulandı. V.I. LENİN, TOPLU ESERLER, CİLT 4 (1898-Nisan 1901), s. 205-221, Lawrence & Wishart London, İngilizce Baskı, Progress Publishers, Moscow, Dördüncü Baskı 1977 YAZI KURULUNA MEKTUP Sevgili yoldaşlar! İsteğinize karşılık olarak, gazete iuuçin üç makale gönderiyor ve genelde işbirliğimiz ve özelde de aramızdaki ilişkiler hakkında birkaç kelime söyleuumenin elzem olduğuna inanıyorum. Daha önceki temasınızdan bir yayınevi kurmak ve bir seri Sosyal-Demokratik broşürü edit yapmamı istediğinizi anladım. Görüyorum ki şimdi durum değişti, bir gazetenin yayınına başlamak üzere olan yazı kurulunuzu oluşturmuşsunuz ve beni de işbirliğine davet ediyorsunuz. Söylemeye gerek yok ki, bu öneriyi içtenlikle kabul ediyorum, fakat, bunu yaparken, başarılı işbirliğinin sadece aşağıdaki şartlarla olası olduğunu düşündüğümü de belirtmeliyim; 1) elyazmauuları ile ilgili kurallar hakkında (kauubul edildiği, reddedildiği, değiştiriluudiği) ve bütün yayınlar üzerindeki kauurarlardan bilgilendirilecek şekilde ediuutörler ve işbirliği yapan yazar arasında düzenli ilişkiler; 2) makalelerim özel bir takma isimle imzalanmalı (eğer size gönderdiğim kaybolmuşsa siz başka bir tane seçiniz); 3) teorik sorunları, şu andaki pratik görevleri, gazetenin (veya broşürler serisinin) istenen karakterini ilgilendiren temel konulardaki görüşler uzerinde, editörler ve işbirliği yapan yazar arasında anlaşma. Editörlerin bu koşulları kabule deceğini ümit ederim ve aramızda mümkün olabilecek anlaşmayı en kısa zamanda hayata geçirmek için, üçüncü şarttan ortaya çıkan sorunlar üzerinde kısaca duracağım. “Eski akımı güçlü” bulduğunuz ve Bernsteinizme ve onun Rus yandaşlarına karşı özel bir polemiğin gerekmediğini düşündüğünüz konusunda bilgi sahibi oldum. Bu görüşün çok iyimser olduğunu düşünuyorum. Bernstein’ın, Rusya Sosyal-uuDemokratlarının çoğunluğunun kendisi ile aynı fikirde olduğu doğrultusundaki auuçıklaması [81]; “eski akımın” kurucusu, temsilcisi, ve en sadık savunucusu olan Emeğin Kurtuluşu Grubu [82] ile yurtdışındaki “genç” Rusya Sosyal-Demokuuratları arasındaki ayrılık; Rabochaya Mysl’ın birkaç yeni söz söyleme yönündeuuki boş çabası; “yaygın” siyasi görevlere karşı isyan etmek, küçük sorunları ve amatörce çalışmayı put derekesine yükuuseltmek, “devrimci teorileri” kaba bir şekilde alayla cilalamak (No.7, “Geuuçerken”); son olarak, legal Marksist yazınındaki mutlak düzensizlik ve Bernsteincılığı kullanmak için onların temsilcilerinin çoğunun çılgınca çabauuları, (a la mode -moda olmuş) “eleştiri” –bütün bunlar, bence, “eski akımın” yeniden kurulmasının ve enerjik bir şekilde savunulmasının gerçek bir ivedi sorun olduğunu göstermeye hizmet etmektedir. Makalelerden, gazetenin görevleri ve yayın planı üzerine olan görüşlerimi göreceksiniz, ve bu sorun üzerindeki dayanışmamızın derecesini öğrenmekten çok memnun olacağım (ne yazık ki bu makaleler biraz acele ile yazıldı: hangi tarihe kadar gönderilmeleri gerektiğini bilmek benim için çok önemlidir). Rabochaya Mysl’a karşı dolaysız bir polemiği başlatmanın gerekli olduğunu düşunuyorum, fakat bu amaç için No. 1-2, 6 ve 7’den sonrakilerin; ayrıca Proletarskaya Borba’nın [83] elimde olması gerekir. Ayrıca, en son olarak ismini verdiğim broşüre, gazetede gözden geçirmek için ihtiyacım vardır. Makalelerin uzunluğu açısından kendime bir sınır çizmemem gerektiğini yazıyorsunuz. Bir gazete olduğu müddetçe, gazete makalelerine öncelik vermeyi ve hatta, ilerki bir tarihte makaleleri broşüre çevirme hakkımı saklı tutarak, broşür konuları olarak ele almayı düşünüyorum.Yakın gelecekte üzerinde durmayı önerdiğim konular şunlardır: 1) Program Taslağı (hemen göndereceğim) [84]; 2) RSDİP’nin gelecek kongresinde tartışılacak taktik ve örgütlenme sorunuuları [85]; 3) İşçiler ve sosyalistler için özgürken, hapisteki ve sürgündeki temas kuralları üzerine bir broşür -Polonyalıların broşürünü model alarak “temas kuralları üzerine”uu eğer mümkünse, benim için temin ederseniz memnun olurum-; 4) Grevler (I.uu Anlamı, II. Grevler üzerine yasalar; III. Son yılların bazı grevlerinin gözden geçirilmesi); 5) Kadın ve İşçi Sınıfı davasıuu. Yazı Kurulunun elindeki malzemenin neler olduğunu yaklaşık olarak bilmek istiyorum, ki aynı konular üzerinde tekrar durmaktan kaçınabileyim ve çoktan “tüketilmiş” konular üzerinde durmauuyayım. Yazı Kurulundan aynı kanallarla bir cevap bekleyeceğim (Bu yolun dışında grubunuzla herhangi bir haberleşme aracım olmadı ve yoktur da). _____________________ PROGRAMIMIZ Uluslararası Sosyal-Demokrasi şu an bir ideolojik yalpalama içindedir. Şimdiye dek, Marx ve Engels’in öğrettikleri devrimci teorinin sarsılmaz temelleri olarak görülüyorlardı, ama şimdi her yerden bu öğretilerin yetersiz ve zauumanı geçmiş olduğunu ilan eden sesler yükselmektedir. Kendisinin bir Sosyaluu-Demokrat olduğunu ilan eden ve Sosyaluu-Demokratik bir organ yayınlamaya niyetuulenen herkesin, Alman Sosyal-Demokratlarının kafasını meşgul eden ve yalnızca onları meşgul etmekle kalmayan bir sorun karşısındaki tutumunu kesinlikle beliruulemesi gerekmektedir. Biz tutumumuzu bütünüyle Marksist teoriden yana belirliyoruz: Sosyalizmi bir ütopyadan bir bilime dönüştüren, bu bilim için sağlam bir temel atan, bunu daha da geliştirmek ve her yönüyle müuukemmelleştirmek için izlenecek yolu ilk gösteren Marksizm oldu. Emekçinin kiralanmasının, işgücünün satın alınmasının, milyonlarca mülksüz insanın bir avuç kapitalist, toprağın, fabrikaların, madenlerin vb. sahipleri tarafından köleleştirilmesini nasıl gizlediğini açıklayarak modern kapitalist gelişmenin, geniş-ölçekli üretimin küçük üretimi ortadan kaldırması ve sosyalist bir toplum sistemini mümkün ve gerekli kılan koşulları yaratması eğilimi gösuuterdiğini ortaya koydu. Marksizm, bize kökleşmiş adetler, siyasal entrikalar, bulanık yasalar ve karmakarışık öğretiuulerin siyah örtüsü altından sınıf mücaduuelesini bütun çeşitlikleri içerisindeki mülk sahibi sınıflar ile, mülksüzler kitlesi ve bütün mülksüzlerin başındaki proletarya arasındaki mücadeleyi çekip çıkarmayı öğretti. Marksizm, bir devrimci sosyalist paruutinin görevinin, kapitalistlere ve onuuların çanak yalayıcılarına, işçilere düşen payı artırmak için yalvarmak ve komplolar düzenlemek değil, fakat proleuutaryanın, nihai amacı siyasi iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi ve sosyalist bir toplumun kurulması olan, sınıf mücadelesini örgütlemek ve bu mücadeleye önderlik etmek olduğunu aydınlığa çıkardı, kavuşturdu. Ve işte şimdi biz soruyoruz: içinde bulunduğumuz günlerde pek çok gürültü Çıkartan ve Alman sosyalisti Bernstein`ın çevresinde toplanmış bulunan çığırtkan “yenilikçiler” tarafından bu teoriye yeni bir şey katılmış mıdır? Kesinlikle hayır. Onlar, Marx ve Engels’in bize geliştirmemizi emrettikuuleri bilimi bir adım olsun ileriye götürmüş değillerdir; onlar, proletaryaya hiçbir yeni mücadele yöntemi öğretmemişlerdir; onlar, geri teorilerden parçalar ödünç alarak ve proletaryaya mücauudele teorisini değil teslimiyet -proletaryanın en amansız düşmanlarına, sosyauulistleri yemlemek için yeni araçlar aramaktan hiç bir zaman usanmayan hükümetlere ve burjuva partilerine teslimiuuyetuu teorisini vaaz ederek yalnızca riuucat etmişlerdir. Rusya Sosyal-Demokrasisinin kurucularından ve önderlerinden biri olan Plehanov, Bernstein`ın en son “eleştirisi”ni [87] amansızca eleştirmekte bütünüyle haklıydı; Bernstein’in görüşleri şimdi, Alman işçileri tarafından da (Hannover Kongreuusinde) [88] reddedilmektedir. Bu söz1erin bir suçlama seliyle karşılaşacağını sanıyoruz; sosyalist partiyi, “dogma”dan saptıkları için, her bağımsız görüş için, “batıniler”i kesen bir “müminler tekkesi”ne çevirmek istediğimiz çığlıkları yükselecektir. Bu çok moda ve keskin lafların hepsini biliyouuruz. Ne var ki, bunların içinde zerre kadar hakikat ya da anlam bulunmamaktadır. Butün sosyalistleri birleştiren, onların, bütün inançlarını kendisinden aldıkları, ve mücadele yöntemleri ile eylem araçlarında kendisini uyguladıkları devrimci bir sosyalist teori olmaksızın güçlü bir sosyalist parti olamaz. Bütün bilginizle doğru olarak gördüğünüz böylesi bir teoriyi temelsiz saldırılara ve kokuşturma girişimlerine karşı savunmak bütün eleştiriye karşı olduğumuz anlamına gelmez. Biz Marx’ın teorisini tamamlanmış ve ihlal edilmez bir şey olarak görmüyoruz; tersine, biz onu yalnızca, eğer hayata ayak uydurmak istiyorlarsa, sosyalistlerin her yönde geliştirmeleri gereken, bilimin temel taşını atmış olduğu inancındayız. Biz, Marx’ın teorisinin bağımsızca işlenmesiuuni Rusya sosyalistleri için özellikle esas olduğu düşüncesindeyiz; çünkü, bu teori, özgül olarak İngiltere’de Fransa’dan farklı, Fransa’da Almanya’dan farklı ve Almanya’da Rusya’dan farklı uygulanan genel kılavuz ilkelerden başka bir şey sağlamamaktadır. Bunun için biz, gazetemizde teorik sorunlar üzerine makalelere hoşnutlukla yer ayıracağız ve bütün yoldaşları da ihtilaflı noktaları açıkça tartışmaya çağırıyoruz. Rusya’da, sanki, Çar ve Çarlık hükümeti bütun sınıflardan bağımsızmış ve hepsine eşit muamele edermiş gibi görünür. Ama gerçekte ise,bütun memurlar özellikle mülk sahibi sınflardan seçilmektedir ve hepsi de bakanları kendi çaldıkları havada oynatan ve ne isterse elde eden büyük kapitalistlerin etkisi altındauudırlar. Rusya işçi sınıfı iki katlı bir boyunduruk altındadır; hem kapitalistler ve toprak sahipleri tarafından soyulup yağmalanır, hem de, onlara karşı savaşuumasını engellemek için polis elini koluuunu bağlar, ağzına tıkaç sokar ve halkın haklarını savunmak için yapılan her girişim kıyıma uğratılır. Bir kapitauuliste karşı yapılan her grev askerin ve polisin işçilerin üzerine salınmasına yol açar. Her ekonomik mücadele zorunlu olarak bir siyasal mücadele haline gelir ve Sosyal-Demokrasinin de bunların ikiuusini biribirine, çözülemez bir biçimde, proletayanın tek bir sınıf mücadelesi olarak birleştirmesi gerekir. Böylesi bir mücadelenin ilk ve en başta gelen hedefi siyasal hakların ele geçirilmesi, siyasal özgürlüğün ele geçirilmesi olmalıdır. Eğer St. Petersburg işçileri tek başlarına, sosyalistlerden azıcık yardım görerek, süratle hükümetten bir taviz koparmayı iş gününün kısaltılması yasasının benimsenmesi [89]uu başarmışuularsa, o zaman, tek bir Rusya Sosyal-Demokratik Partisi tarafından önderlik edilen Rusya işçi sınıfı bir bütün olarak, ısrarlı bir mücadele içinde, bununuula karşılaştırılamayacak kadar önemli tavizleri elde edebilecektir. Rusya işçi sınıfı, başka hiç bir sınıf yardımına koşmasa bile kendi ekouunomik ve siyasal mücadelesini tek başına açmaya muktedirdir. Ama siyasal mücadeuulede işçiler tek başlarına değillerdir. Halkın haklardan topyekün yoksunluğu ve başı bozuk memurların vahşi yasa tanıuumazlıkları, özgür düşüncenin ve özgür konuşmanın baskı altına alınmasına tesuulim olmayan bütün onurlu eğitilmiş inuusanların öfkesini uyandırmaktadır; bunlar baskı altında tutulan Polonyalıların, Finlerin,Yahudilerin ve Rus dinsel mezheplerinin öfkesini uyandırmaktadır; bunlar, küçük tüccarların, imalathane sahiplerinin, hiç bir yerde memurların ve polisin eziyetlerinden kurtulamayan köylülerin öfkesini uyandırmaktadır. Bu grupların hepsi de tek başlarına kararlı bir siyasal mücadeleyi sürdürme yeteneğinden yoksundurlar. Ama işçi sınıfı bu mücadelenin sancağını yükselttiğinde, her yandan destek göreuucektir. Rusya Sosyal-Demokrasisi halkın hakları için bütün savaşların, bütün demokrasi savaşçılarının başına geçecek ve yenilmez olduğunu gösterecektir. Bunlaruu bizim temel görüşlerimizdir ve biz bunları gazetemizde her bakımdan sistematik olarak geliştireceğiz. İnauunıyoruz ki, bu şekilde Rusya Sosyal-uuDemokratik İşçi Partisi’nin yayınlanan Manifesto’sunda gösterdiği yolda yürüyor olacağız. ___________________ ŞU ANDAKİ GÖREVİMİZ Rusya işçi-sınıfı hareketi, bugun, bir geçiş dönemi yaşamaktadır. Batı bölgesi, St. Petersburg, Moskova, Kiev ve diğer şehirlerin Sosyal-Demokratik işçi örgütuulerinin gerçekleştirdiği mükemmel başuulangıç, Rusya Sosyal-Demokratik İşçi Partisinin kuruluşu (ilkbahar 1898) ile tamamlandı. Rusya Sosyal-Demokrasisi buütün gücünü bu büyuk ileri adıma harcamakla, şimdilik bitkin görünüyor ve tekrar geriye giderek, eski ayrı ayrı tecrit olmuş yerel örgütler şeklinde çalışmaya başladı. Parti, varlığını ortadan kaldırmadı; o, sadece kuvvet kauuzanmak ve tüm Rusya Sosyal-Demokratlarını sağlam temelde birleştirmek için kendi içine çekildi. Bu birliği gerçekleştirmek,uygun bir düzen geliştirmek ve dar yerel soyutlanmayı tam olarak ortadan kaldırmakuu -işte Rusya SosyaluuDemokratlarının şu andaki ve en acil görevi budur. Hepimiz, görevimizin proleter sınıf mücadelesini örgütlemek olduğu üzerinde anlaştık. Fakat, bu sınıf mücadelesi nedir? Belirli bir fabrikadaki ya da bir sanayi dalındaki işçilerin işveren veya işverenlere karşı verdiği mücadele sınıf mücadelesi midir? Hayır, bu sadece onun zayıf bir embriyosudur. İşçilerin müuucadelesi, yalnızca tüm ülkedeki işçi sınıfının en önde gelen temsilcileri bir bütün olarak işçi sınıfı bilincine ulaşuutıkları zaman ve mücadelelerini teker teker işverenlere değil de, kapitalerin bütün sınıfına ve onu destekleyen hükümete karşı yönelttikleri zaman, bu mücadele sınıf mücadelesi olur. Ne zaman ki birey olarak işçi, kendisiuunin, bütün işçi sınıfının bir üyesi olduğunu farkeder, ne zaman ki o, teker teker işverenlere ve hükümet görevlilerine karşı verdiği küçük günlük mücadelenin bir bütün olarak, burjuvaziye ve bütün hükümete karşı verdiği bir mücadele olduğunu farkeder, yalnızca o zaman onun mücadelesi sınıf mücadelesi olur. “Her sınıf mücadelesi siyasi bir mücadeuuledir” [90]. Marx’ın bu ünlü sözleri, işçilerin işverenlere karşı verdiği her mücadelenin her zaman siyasi mücadele olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. İşçilerin kapitalistlere karşı mücadelesi, sınıf mücadelesi olduğu ölçüde kaçınılmaz olarak siyasi mücadele olur şeklinde anlaşılmalıdır. İşçileri örgütleuuyerek onlar arasında propaganda ve ajitasyon yapmak, onları, ezenlere karşı yürüttükleri kendiliğindenci mücadeleleuurini bir bütün olarak sınıf mücadelesine, belirli siyasi ve sosyalist idealuuleri olan belirli bir parti mücadelesine dönüştürmek, Sosyal-Demokratların görevidir. Böyle bir şeye sadece yerel bir çalışma ile ulaşılamaz. Ülkemizdeki yerel Sosyal-Demokratik eylem, oldukça yüksek bir düzeye ulaştı. Sosyal-Demokratik fikirlerin tohumları tüm Rusya çapında yayılmaktadır; işçi bildirileri -Sosyal-Demokratların ilk yazın tipi St. Petersburg’tan Kransnouuyarsk’a, Kafkas’tan Urallar’a kadar biuulinmektedir. Şu anda eksik olan, bütün bu yerel çalışmanın tek bir parti çauulışması içinde birleştirilmesidir. En büyük eksikliğimiz –ki bu eksikliği gidermek için bütün enerjimizi harcamauulıyızuu yerel çalışmanın dar “amatör” karakteridir. Bu amatörce karakter yüzünden, Rusya’daki işçi sınıfı hareketinin birçok biçimleri yerel olaylar olarak kalmakta ve tüm Rusya Sosyal-Demokuurasisi için örnek olma önemi ile bütün Rusya işçi sınıfı hareketinin bir aşauuması olarak önemini büyük ölçüde yitiruumektedir. Bu amatörlük yüzünden tüm Rusya’daki işçi sınıfının çıkarlarının bilinçliliği işçiler içerisinde yetersiz aşılanmakta; onlar, kendi mücadelelerini Rusya sosyalizmi ve Rusya demokrasisi fikri ile yeterince birleştirememekteuudirler. Bu amatörlük yüzünden, yoldaşların teorik ve pratik sorunlar üzerindeki görüşleri merkezi gazetede açıkça tartışılmamakta, bu görüşler Parti için ortak programın uzun uzadıya özenle hazırlanıp tamamlanmasına ve ortak taktiklerin tasarlanmasına hizmet etmemekuute, bu görüşler ya dar çalışma gruplauurında kaybolmakta ya da yerel ve belirli durumların aşırı bir şekilde abartılmauusına yolaçmaktadır. Amatörlüğümüz yetti artık! Biz ortak eyleme geçmek için, ortak parti programının özenle hauuzırlanıp tamamlanmasıiçin, partimizin taktikleri ve örgütlenmesi üzerinde ortak tartışmak için yeterli olgunluğa eriştik. Rusya Sosyal-Demokrasisi eski devrimuuci ve sosyalist teorileri eleştirmede çok şey yaptı; kendisini sadece eleştirilerle ve teorileşme ile sınırlauumadı; o, programın havada asılı durmadığını fakat halkın, yani fabrika proletaryasının çok geniş kendiliğindenuuci hareketlerini karşıladığını gösterdi. O, şimdi aşağıdaki çok zor fakat çok önemli adımı atmalıdır -şartlarımıza uygun olarak hareketin örgütlenmesini özenle hazırlayıp tamamlamak. Sosyal-uuDemokrasi işçi sınıfı hareketine basitçe hizmet olarak sınırlandırılmamıştır: O, Komünist Manifesto’nun temel görüşünu tekrarlayan Karl Kautsky’nin deyimi ile “sosyalizm ve işçi-sınıfı hareketinin bileşimini” temsil eder. Kendiliğindenci işçi-sınıfı hareketine kesin görüşler getirmek, bu hareketi, çağdaş bilim seviyesine erişmesi için, sosyalist iuunançlarla birleştirmek, bunu sosyalizmi başarmak için demokrasi uğruna verilen düzenli siyasi mücadelelerle birleştiruumek Sosyal-Demokrasinin görevidir –tek kelimeyle, bu kendiliğindenci hareketi yıkılamayan tek bir devrimci parti eyleuumi ile kaynaştırmak. Batı Avrupa’daki sosyalizm ve demokrasi tarihi, Rusya devrimci hareketi tarihi, işçi-sınıfı hareketimizin tecrübesi -işte, Partimiz için anlamlı örgütlenme ve anlamlı takuutikleri özenle hazırlama ve tamamlamada özümleyeceğimiz materyal budur. Bu mauuteryalin “analizi”, hiç bir yerde buluuunacakhazır modeller olmadığından, bağımsız olarak yapılmalıdır. Bir yandan, Rusya işçi-sınıfı hareketi Batı Avrupa’dakinden tamamen değişik şartlaruuda varolmaktadır. Bunun üzerinde heruuhangi bir yanlışlık çok tehlikelidir. Diğer yandan, Rusya Sosyal-Demokrasisi Rusya’daki geçmiş devrimci partilerden belirli ölçüde farklıdır, bu yüzden eski Rusya uzmanlarının gizli örgütlenme ve devrimci tekniğini öğrenme gerekliliği (bu gerekliliği çekinmeden kabul ediyoruz), hiç bir şekilde, onları eleştirel olarakdeğerlendirme ve kendi örgütlenmemizi bağımsız olarak özenle hazırlayıp tamamlama görevimizi hafifletmez. Böyle bir görevin sunulmasında, özeluulikle üzerinde ısrar edilmesi gereken iki esas sorun öne çıkar: 1)Yerel Sosyal-Demokratik eylemin tam serbestliği için ihtiyaç ile tek bir -ve, neticede, merkeziuu partinin kurulması için ihtiyaç nasıl birleştirilebilir? Sosyal-Demokrasi gücünü, çeşitli sanayi merkezlerinde değişik zamanlarda değişik biçimlerde kendini gösteren kendiliğinuudenci işçi-sınıfı hareketinden almakuutadır; yerel Sosyal-Demokratik örgütleuurin eylemleri tüm Parti eyleminin teuumelini oluşturmaktadır. Eğer bunlar soyutlanmış “amatör”lerin eylemleri ise, kesin konuşulursa, bu proletaryanın sıuunıf mücadelesinin örgütlülüğü ve önderliği olmayacağından Sosyal-Demokratik Eylemler olarak adlandırılamaz. 2) Sosyal-Demokrasinin siyasi özgürluk için mücadeleyi başlıca amaç edinen devrimci bir parti haline gelmesi çabaları ile Sosyal-Demokrasinin siyasi komplolar öruugütlemeyi kararlılıkla reddedişi ile, onun, “işçileri barikatlara çağırmasını” kesinlikle reddedişi (P.B. Axelrod tarauufından doğru olarak konduğu gibi) ile, veya, genelolarak, hükümete saldırı için birgrup devrimci tarafından düşünülen şu veya bu “plan”ı işçilere empoze etme çabası ile nasıl birleştirilebilir? Rusya Sosyal-Demokrasisinin, bu sorunuulara teorik çözümler getirdiğine inanmauuya her hakkı vardır; bunun üstünde taruutışmak, “Programımız” makalesinde söyleuunenleri tekrarlamak demektir. Şimdi, bu sorunlara pratik çözüm getirmek gerekir. Böyle bir çözüm,tek bir kişi veya tek birgrup tarafından hazırlanamaz; bu sadece bir bütün olarak Sosyal-Demokrauusinin örgütlü eylemi tarafından sağlanauubilir. Şu andaki en acil görevimizin bu sorunların çözülmesi için uğraşmak o1uuduğuna inanıyoruz, bunun için şu andaki amacımız düzenli olarak çıkan ve yerel gruplarla sıkı bağları olanParti organının temelini atmaktır. Sosyal-Demokuuratların tüm eylemlerinin, bütün gelecek dönem için, bu yönde olması gerektiğine inanıyoruz. Yerel çalışmalar, böyle bir organ olmadan dar “amatörce” kalacaktır. Partinin oluşturulması -eğer o Partinin doğru temsilciliği belirli bir gazete içinde örgütlü değilse -büyük ölçüde yalnızca lafta kalır. Merkez Organ tarauufından birleştirilemeyen bir ekonomik mücadele tüm Rusya proletaryasının sınıf mücadelesi olamaz. Eğer Parti, bir bütün olarak, siyasal sorunlar üzerinde açıkuulamalar yapmazsa ve mücadelenin değişik biçimlerine yön vermezse, siyasi mücadele yurütmesi olanaksızdır. Devrimci güçlerin örgutlenmesi, disipline sokuluuması ve devrimci tekniğin geliştirilmesi, bir merkez organda tartışılmadan, işlerin yürümesi için bazı şekil ve kuralların kollektif bir şekilde özenle hazırlanıp tamamlanmadan –merkez organ aracılığı ile-, Parti üyelerinin bütün Partiye olan sorumluluğunu oluşturmadan başarmak olanaksızdır. Tüm Parti güçlerini -tüm yazın güçleuurini, tüm örgütsel yetenekleri, tüm mauuteryal kaynaklarını vs.uu bütün Partinin organının kuruluşu ve doğru yürütülmesi için yoğunlaştırma gerekliliğinden söz ederken, bir an bile diğer çeşit eylemleri -örneğin, yerel ajitasyon, gösteri, boykot, casusların cezalandırılması, burjuvazinin tek tek temsilcilerine ve hükümete karşı acımasız kampanyalar düuuzenlemek, protesto grevleri düzenlemek, vs.,uu arka plana itmeyi düşünmüyouuruz. Tam tersine, bu tür eylemlerin Parti eylemlerinin temelini oluşturduğuuuna ikna olduk, ancak, bunların tüm Partinin bir organın da birleştirilmesi olmaksızın, bu tür devrimci müdahaleler öneminin onda dokuzunu yitirirler; Parti tecrübesinin, Partinin devamlılığının ve geleneklerinin yaratılmasına yön veremezler. Parti organı böyle eylemlerle rekabet etmek bir yana, onların değişik şekillerde uygulanmasında, birleştiriluumesinde ve sistemleştirilmesinde büyük etken olacaktır. Düzenli çıkan ve düzenli dağıtılan organın kurulması için tüm güçlerin youuğunlaştırılması gerekliliği, diğer Avruuupa ülkelerinin Sosyal-Demokrasisine kıyasla Rusya Sosyal-Demokrasisinin özel durumundan dolayı ortaya çıkmıştır. Almanya, Fransa vs. işçileri hareketi örgütlemek için gazeteden ayrı çok sayıda daha değişik olanaklara sahiptir -parlamento çalışması, seçim ajitasyonu, kamusal toplantılar, yerel (kır ve kent) kamu kuruluşlarına katılma, (mesleki, esnaf vs.) sendikaların açıkça yürütülmesi, vs., vs. Tüm bunların yerine, evet, tüm bunların yerine -siyasal özgürlük kazanana kadaruu devrimci bir gauuzete aracılığı ile çalışmalarımızı yürütmeliyiz, gazete olmaksızın tüm işçi sınıfı hareketinin geniş örgütlenmesi olamaz. Biz komplolara inanmayız, hüküuumeti yoketmek için yapılan bireysel devrimci maceracılığı reddederiz. Alman Sosyal-Demokrasisinin emektarı Liebknecht’in söz1eri eylemlerimize pauurola olarak hizmeteder: “Studieren, propagandieren, organisieren” uu -öğren, propaganda yap, örgütle- ve bu eylemin merkez noktası yalnızca Parti Organı olabilir ve olmalıdır. Fakat düzenli ve az çok dengeli kurulmuş bir organ mümkün mü,ve hangi şartlarda mümkündür? Bu konuya gelecek defa değineceğiz. ____________________ ACİL BİR SORUN Bir önceki makalemizde, düzenli olarak çıkanve dağıtılan bir Parti organını oluşturmanın şu andaki görevimiz olduğuuunu söyledik, ve bu amaca ulaşmanın nasıl ve ne şartlarda mümkün olduğu sorununu ortayakoyduk. Bu sorunun daha önemli yönlerini inceleyelim. Bu görüşe esas itaraz olarak şu öne sürülebilir: Bu amacın başarılması için ilk olarak yerel grup çalışmalarının gelişmesi gereklidir. Bu oldukça yaygın olan görüşün yanlış bir görüş olduğunu düşünüyoruz. Biz derhal Parti organını uuve bunu takiben Partiyiuu kurabiliriz ve kurmalıyız ve bunları sağlam bir temele oturtmalıyız. Böyle bir adım için gerekuuli şartlar zaten vardır: yerel Parti çauulışmaları devam etmekte ve açıktır ki bu çalışmalar derin kökler salmıştır; daha da sıklaşan, polisin yıkıcı saldırıları sadece kısa kesintilere yol açmakta, savaşta düşenlerin yerlerini taze güçler hızla yenilemektedir. Parti, sadece yurtdışında değil, ama Rusya’da da basım ve yazın kaynaklarına sahiptir. Dolayısıyla sorun, hali hazırda yürütülen çalışmaların “amatör”ce mi yoksa tüm bu çalışmaların yansıyacağı ortak bir organ çerçevesinde ve bir parti çalışması şekuulinde örgütlenip örgütlenemeyeceği sorunudur. Burada, hareketimizin en acil sorunuuuna, hassas noktasına –örgütlenmeye-uu geluumiş oluyoruz. Devrimci örgütlenme ve disiplini mükemmelleştirmek mutlak geuurekliliktir. Bu açıdan, eski devrimci Rusya partilerinden geride oldğumuzu açıkça kabul etmeliyiz, ve onları geçmek ve de onlardan üstün olmak için çabalarımızı bu yönde yoğunlaştırrnauulıyız. Geliştirilmiş bir örgütlenme oluumadan, genelde işçi-sınıfı hareketimizin ilerlemesi, özelde de düzenli çalışan organı ile aktif bir partinin kurulması gerçekleşemez. Bu, meselenin bir yönü. Diğer yönden, var olan Parti organları (kuruluşlar, gruplar ve de gazeteler anlamında organlar) örgütlenme sorunlauurına daha fazla dikkat göstermeli ve yerel gruplarına bu doğrultuda etki yapmalıdır. Yerel amatörce çalışma daima aşırı şekilde kişisel ilişkilere, eğitim guruuubu metodlarına yol açar, ve biz, bugünkü çalışmalarımıza çok dar olan ve aşırı potansiyel harcamasına neden olan eğitim grupları çalışması aşamasından geçtik. Sadece tek bir parti içindekaynaşma, güçlerin idareli kullanımı ve işbölümü ilkelerini sıkıca gözlemlememizi mümkün kılacaktır, ki bu, kayıpları azaltmak ve otokratik hükümetin baskı ve çılgınca zorbalıklarına karşı olabildiğince güveuunilirbir siper inşa etmek için başauurılmalıdır. Bize ve Rusya “yeraltısının” büyük alanlarında saklı olan küçük sosyalist gruplara karşı var olan en güçlü modern devletin büyük mekanizması, sosyalizmi ve demokrasiyi ezmek için tüm gücünü kullanmaktadır. En sonunda bu polis devletini yıkacağımıza ikna olduk, çünkü toplumumuzun güçlü ve gelişen kısımları demokrasi ve sosyalizm yanlısıdır; fakat, hükumete karşı sisuutemli bir mücadele yürütmek için devrimuuci örgütlenmeyi ve yeraltı çalışma tekuuniğini en yüksek mükemmelliğe yükseltmeuuliyiz. Tek tek Parti üyelerinin veya ayrı üye gruplarının Parti çalışmasının değişik konularında -bazıları yayın basımında, bazıları onun sınırlardan taşınmasında, üçüncü kategoridekiler Rusya içindeki dağıtımında, dördüncüsü şehiruulerdeki dağıtımında, beşincisi gizli toplantı yerleri ayarlamada, altıncısı bağışları toplamada, yedincisi hareket hakkında bilgi toplamada ve yazışmaları iletmede, sekizincisi ilişkileri devam ettirmede,vs. , vs.uu uzmanlaşmaları gerekir. Biliyoruz ki, bu tip uzmanlaşma, çalışma gruplarındaki normal çalışmadan çok daha fazla ölçütlülük,alçak gönülülük ve görülmeyen günlük işlere yoğunuulaşmada çok daha büyük yetenek ve gerçek kahramanlık gerektirir. Rusya sosyalistlerive Rusya işçiuu sınıfı kahramanlık niteliklerini gösteruudiler, ve genel olarak insan eksikliğinuuden şikayet etmek, günah işlemek olauucaktır. Çalışan gençlik arasında demokuurasi ve sosyalizm için heyecanlı, kontrol edilemeyen bir çoşkunun varlığı gözlemlenmelidir ve hapishaneler ve sürgün yerleri tıklım tıklım dolu olmasına rağmen, aydınlar arasından işçilere hala daha yardım edenler çıkmaya devam etmekuutedir. Eğer bu yeni taraftarlara, devrimci amaç için daha sıkı örgütlenme gerekliliği geniş çapta belirtilirse, düzenli yayınlan ve dağıtılan Parti gazetesinin örgütlenme planı rüya olmaktan çıkar. Bu planın başarılı olması için gereken şartlardan birine bakalım –gazeteye her yerden düzenli yazışma ve diğer materyallerin sağlanmasının sağlauuma alınması. Devrimci hareketimizin daiuuma yeniden dirilen zamanlarda yurtdışında basılan gazetelelerle dahi bu işin başarılabilecek bir amaç olduğu tarih tarafından kanıtlanmadı mı? Eğer değişik yörelerde çalışan Sosyal-Demokuuratlar Parti gazetesini kendilerine ait olarak görürlerse ve onunla düzenli ilişkiyi sağlarlarsa, kendi sorunlarını ve hareketin tüm yönlerini tartışmayı kendilerine esas görev olarak koyarlarsa, o zaman hareket hakkında, hiç de karmaşık olmayan gizlilik metodları ihlal edilmeden, tam bilgi sağlanmasının güvence altına alınması mümkün olur. Sorunun diğer yönu, Rusya’nın tüm bölgeuulerine düzenli olarak gazetenin dağıuutılması. Rusya’daki devrimci hareketin eski biçimlerinin getirdiği benzer göuurevden çok daha zordur, daha zordur çünkü o dönemde gazeteler bu ölçüde halk yığınlarını kapsayacak tipte değildi. Bununla beraber, Sosyal-Demokratik gazeuutelerin amacı, onların dağıtımını kolayuulaştırır. Gazetenin düzenli olarak ve bol miktarda esas olarak dağıtılacağı yerler sanayi merkezleri, fabrika köy ve kasabaları, büyük şehirlerin fabrika yöreleri vs. olmalıdır. Böyle merkezlerde nüfusun hemen hemen hepsi işçi sınıfıdır; esasında böyle yerlerdeki bir işçi durumun ustasıdır ve polisi aldatmada yüzlerce metod bilir; komşu fabrika merkezleri ile ilişkiler olağanüstü çalışmaları ile ayırdedilir. Sosyalistlere karşı İstisnai Kanun (1878-90) [91] döneminde Alman polisi, Rusya polisinden daha kötü değil ama ihtimalen daha iyi çalıştı, yine de Alman işçileri,onların örgüt ve disiplini sayesinde, gizli gazeteyi düzenli olarak sınırlardan geçirdiler ve abone olan her eve dağıtuutılar, öyleki bakanlar bile Sosyaluu-Demokratik gazeteyi (“Kızıl Posta”) takdir etmeden kendilerini alamadılar. Şüphesiz ki biz öyle bir başarıyı hayal etmiyoruz, fakat eğer çabalarımızı ona doğru yöneltirsek, Partimizin gazetesini yılda oniki defa çıkarabilir ve hareketin esas merkezlerindeki sosyalizm tarauufından ulaşılabilen tüm işçi guruplarına düzenli olarak dağıtabiliriz. Uzmanlaşma sorununa dönerken, uzmanuulaşmanın yetersizliğinin nedeni olarak kısmen “amatör” çalışmanın hakimiyetini, kısmen de Sosyal-Demokratik gazeteleriuumizin genellikle örgütlenme sorununa gerekenden çok daha az önem vermelerini göstermeliyiz. Dahası: Sadece daha iyi örgutlenme ve ortak Parti organının kurulması ile Sosyal-Demokratik propaganda ve ajiuutasyonun içeriği genişleyebilecek ve derinleşecektir. Buna çok ihtiyaç duyuuuyoruz. Yerel çalışma, hemen hemen kaçıuunılmaz olarak yerel özelliklerin abaruutılmasına (...............*) [*Bu ksımın el yazmaları ek] ayni zamanda ileri Demokratik bir organ olan merkezi bir organ olmadan, bu olamaz. Ancak o zaman Sosyal-Demokrasiyi demokrasi için öncü bir savaşçıya dönüştürme arzumuz gerçek olacaktır. Ancak o zaman, ayrıca, kesin siyasi taktiklerimizi çizebileceğiz. Sosyal-Demokrasi, saçma olan “gerici kitle” teorisini reddetti. O, ilerici sınıfların desteğini gerici sınıflara karşı kullanmayı en önemli siyasi görevuulerden biri olarak görür. Örgütler ve yayınlar yerel karakter taşıdığı sürece, bu görev hiç de yerine getirilemeyecekuutir: işler teker teker “liberallerle” olan ilişkilerden ve onlardan değişik hizmetler” koparmadan öteye gitmez. Siyasi mücadelenin ilkelerini tutarlı olarak uygulayan ve demokrasi bayrağını yükseklerde tutan genel bir Parti organı ancak tüm demokratik militan unsurları kendi tarafına kazanabilecekve Rusya’nın tüm ilerici güçlerini siyasal özgürlük için birleştirebilecektir. Anuucak o zaman, işçilerin polise ve devlet kuruluşlarına ve memurlarına karşı olan gizli nefreti mutlakiyetçi hükümete karşı bilinçli nefrete, işçi-sınıfının ve tüm Rusya halkının hakları için şiduudetli mücadelenin yürütülmesi için kararlılığa dönüştürebiliriz! Böyle bir temel üzerine kurulmuş, sıkı örgütlenmiş bir parti, modern Rusya’da, en büyük siyasi güç olduğunu kanıtlayacaktır! ____________________ Gelecek sayılarda Rusya Sosyal-Demokuuratik İşçi Partisinin program taslağını yayınlayacağız ve çeşitli örgütsel sorunlar üzerine daha detaylı tartışmaya başlayacağız. NOTLAR (Notlardaki numaralama İngilizce baskısındaki gibi aynen korunmuştur -Ç.N.) [80] Lenin, “Programımız,” “Şu Andaki Görevimiz” ve “Acil Bir Sorun”u sürgünde iken yazdı. Makaleler, RSDİP’nin Birinci Kongresinde Parti’nin resmi organı olması kararlaştırılan Raboçaya Gazeta içindi. 1899’da, gazetenin yayınlanmasını sağlamak için yeniden bir çaba gösterildi ve Yazı Kurulu Lenin’e editörlüğünü üstelenmesini önerdi; daha sonra onu işbirliğine çağırdı. Lenin, makaleleri Yazı Kurulu’na mektubuyla birlikte gönderdi. Yeniden yayınlama çabası başarısız olmuştu ve makaleler hiç bir zaman basılamamıştı. [81] Rus oportünistleri, “ekonomistler” ve Bundçular, Bernstein’in görüşleri ile uyum içinde idiler. Bernstein, “Sosyalizmin Temelleri”nuude kendi düşünceleriyle görüş birliğini, Rusya Sosyal-Demokratlarının çoğunluğunun görüşüymüş gibi göstermiştir. [82] Bu, Kasım 1898’de, Zürih’te toplanan Rusya Sosyal-Demokratları Yurtdışı Birliği’nin Birinci Kongresindeki bölünmeye referanstır. [83] Derleme, Proletarskaya Borba (Proleter Mücadele), No. 1, Urallar Sosyal-Demokratik grubu tarafından yayınlandı. 1898-99 kışında grubun kendi basımevinde basıldı. Derlemeyi hazırlayan yazarlar “ekonomist” bir tavır takındılar, işçi-sınıfının bağımsız bir partisinin gerekliliğini reddettiler ve devrimin genel bir grevle gerçekleşeceğine inanıyorlardı. Lenin, bu derlemenin yazarlarının görüşlerini Ne Yapmalı’nın IV. Kısım’daki değerlendirmesinde ele aldı. [84] “Partimizin Taslak Bir Programı”na referanstır. [85] Burada, 1900 baharında yeralması öngörülen Rusya Sosyal Demokratik İşçi Partisi’nin İkinci Kongresine değinilmektedir. [86] F.P. – Lenin’in takma isimlerinden biri. [87] Referans, Alman Sosyal-Demokratlarının organı Neue Zeit (Yeni Zaman) `da, Temmuz 1898’de yayınlanan Plehanov’un “Bernstein ve Materyalizm” makalesinedir. [88] Alman Sosyal-Demokratlarının Hannover Kongresi 27 Eylül’den 2 Ekim (9-14 Ekim} kadar, 1899’da toplandı. Gündemde tartışılan “Partinin Temel Görüş ve Taktiklerine Saldırı” ana noktasında Kongre, geniş bir eleştiriye tabi tutmadan Bernstein’in revizyonist görüşlerine karşı oy kullandı. [89] 2 (14) Haziran 1897 yasası, sanayi işletmeleri ve demiryolu işyerleri için onbir buçuk saatlik çalışma gününü yürürlüğe koydu, Bundan önce, Rusya’da çalışma günü düzenlenmemişti ve 14-15 saat kadar uzundu. Çarlık hükümeti 2 Haziran yasasını işçi-sınıfına önderlik eden İşçi Sınıfının Kurtuluşu Uğrunda Mücadele Birliği’nin baskısı sonucunda yürürlüğe koymaya zorlandı. Lenin, Yeni Fabrika Yasaları broşüründe, yasanın detaylı bir analizini ve eleştirisini yapmıştır. [90] Marx-Engels, Komünist Parti Manifestosu, Seçme Eserler, Cilt 1, Moskova, 1958, [91] Sosyalistlere karşı İstisnai Kanun Almanya’da 1878 döneminde uygulanmaya başlandı. Kanun, Sosyal-Demokrat Partinin tüm örgütlerini, işçi sınıfı örgütlerini ve işçi basınını yasakladı. Sosyalist yayın yasaklandı ve sosyalistleri tutuklama başladı. Kanun 1890’da geniş işçi sınıfı hareketinin baskısıyla kaldırıldı. [92] Vorwarts (İleri) -Alman Sosyal-Demokrasisinin merkez organı; ilk defa 1876’da yayınlandı ve Wilhelm Liebknecht ve diğerleri tarafından editörlüğü yapıldı. Engels oportünizmin tüm biçimlerine karşı mücadele için gazetenin sütunlarından yararlandı. Doksanların ortalarından itibaren, Engels’in ölümünden sonra, Vorwarts Alman Sosyal-Demokrasisinde ve ikinci Enternasyonal`de hakim olan oportünistlerin makalelerini yayınlamaya başladı.
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #6 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | Viladimir Ýliç Lenin Alman Þovenizmi ile Alman-Olmayan Þovenizm 31 Mayýs 1916'da Voprosi Strakhovania, n°5'de yayýnlandý. Lenin, Collected Works, vol. 22, s. 182-184. [Türkçesi: Lenin, Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluþ Savaþlarý, Sol Yayýnlarý, Aðustos 1979, Birinci Baský, s: 256-259] Eriþ Yayýnlarý tarafýndan düzenlenmiþtir. BÝLÝNDÝÐÝ gibi, Alman þovenistleri, sözümona sosyal-demokrat -gerçekteyse artýk ulusal-liberal olan- iþçi partisi önderlerinin ve yöneticilerinin büyük bir çoðunluðunu etkileri altýna almayý baþarmýþ bulunuyorlar. Þimdi bunun, Potresov, Levitski ve hempasý gibi Alman olmayan þovenistler için ne ölçüde geçerli olduðunu göreceðiz. P. B. Akselrod'un Almanca yazdýðý broþürde gözünü budaktan esirgemeyerek, ama yanlýþ biçimde Kautsky'yi savunmasýna ve ona "enternasyonalist" demesine aldýrmayarak, biz, adil davranmak gerekirse Kautsky'yi de aralarýna kattýðýmýz Alman þovenistleri üzerinde duracaðýz ilkin. Alman þovenizminin özelliklerinden biri þudur: "Sosyalistler" -sosyalistler sözcüðü týrnak içinde- kendi uluslarýnca ezilen uluslarýn dýþýndaki uluslarýn baðýmsýzlýðýndan sözederler. Bunu doðrudan doðruya söylemeleriyle, söyleyenleri savunmalarý, haklý göstermeleri; onlara kalkan olmalarý arasýnda pek fazla fark yoktur. Alman þovenistleri (ki aralarýnda Die Glocke adlý küçük dergiyi yayýnlayan Parvus da vardýr ve o dergiye Lensch, Haenisch, Grünwald ve Alman emperyalist burjuvazisinin geri kalan tüm "sosyalist" uþaklarý tayfasý yazý yazmaktadýr) örneðin Britanya tarafýndan ezilen halklarýn baðýmsýzlýðýndan uzun uzadýya ve büyük bir istekle sözederler. Britanya'nýn sömürgelerini nasýl utanmazca, vahþice ve gerici bir biçimde, vb. yönettiðini borazan çalarak bütün gücüyle ilan edenler, Almanya'nýn yalnýzca sosyal-þovenistleri, yani sözde sosyalist, eylemdeyse þovenist olanlarý deðil, ama ayný zamanda tüm burjuva basýnýdýr da. Alman gazeteleri Hindistan'daki özgürlük hareketinden büyük bir iþtiyakla, habis bir coþkuyla, hazla ve vecd içinde sözederler. Alman burjuvazisinin neden habis bir sevinçle dolup taþtýðýný anlamak kolaydýr: Alman burjuvazisi, Hindistan'daki hoþnutsuzluðu ve Britanya aleyhtarý hareketi körükleyerek kendi askeri durumunu iyileþtirebileceði umudundadýr. Bu umutlar, kuþkusuz budalacadýr. Nedenine gelince, milyonlarca ve milyonlarca insanýn yaþamýnýn, hele hele bu insanlar haliyle çok garip kiþilerse, dýþardan epey uzaklardan, yabancý bir dilde [yazýlan yazýlarla -.ç] -üstelik etki, sistemli deðil de yalnýzca savaþ günleriyle sýnýrlýysa- etkilenebileceðini ciddi olarak düþünmek olanaksýzdýr. Alman emperyalist burjuvazisinin çabasý, Hindistan'ý etkilemekten çok, kendi yüreðine su serpme, Alman halkýný þaþýrtma ve halkýn dikkatini ülke içinden ayýrýp dýþarýya çekme arzusunun sonucudur. Ne var ki ortaya otomatik olarak þu genel, teorik soru çýkýyor: Bu tür savlarýn sahteliðinin temelinde yatan þey nedir; Alman emperyalistlerinin ikiyüzlülüðü nasýl yanýlmaz bir kesinlikle ortaya dökülebilir? Bu savlarýn sahteliðini gösteren, doðru, teorik yanýt, çok açýk nedenlerle, yalanlarýný örtme, gözlerden kaçýrma, süslü sözlerle, her türlü sözlerle, dünyadaki her þeye, hatta enternasyonalizme ait her türlü sözle o yalanlarý baþka bir kýlýða büründürme eðiliminde olan ikiyüzlüleri ortaya koymaya yarayan bir araçtýr her zaman. Ne yazýk ki, sözümona Almanya'nýn "sosyal-demokrat" partisine mensup olan Lensch'ler, Südekum'lar ve Scheidemann'lar, Alman burjuvazisinin bu casuslarý bile, enternasyonalist olduklarýnda ýsrar etmekteler. Ýnsanlar hakkýnda, söylediklerine deðil, yaptýklarýna bakarak bir yargýya varmak gerekir. Asýl doðrusu budur. Rusya'da Potresov'un, Levitski'nin, Bulkin'le hempasýnýn salt sözlerine bakarak onlara kim inanýr? Hiç kimse. Alman þovenistlerinin sahtekarlýðý, düþmanlarý olan Ýngiltere'nin ezdiði halklarýn baðýmsýzlýðý için avazlarý çýktýðý kadar baðýrýrken, bizzat kendi uluslarý tarafýndan ezilen halklarýn baðýmsýzlýðý konusunda mütevazý, hatta bazan çok mütevazý bir biçimde sessiz kalmalarýndadýr. Danimarkalýlarý alalým ele. Prusya Schleswig'i kendine kattýðý zaman, bütün "Büyük" Devletlerin yapmayý alýþkanlýk haline getirdikleri gibi, Danimarkalýlarýn oturduðu bir bölgeyi de zaptetti. Bu bölge halkýnýn haklarýnýn ihlali öylesine açýk-seçik ortadaydý ki, 23-30 Aðustos 1866 tarihleri arasýnda hazýrlanan Prag barýþý çerçevesinde Avusturya, Schleswig üzerindeki "haklarýný" Prusya'ya býraktýðý zaman, anlaþma, Schleswig'in kuzey bölgesindeki halkýn, Danimarka'ya katýlmak isteyip istemediklerini belirlemek üzere bir plebisit yapýlmasý ve karar bu yolda olursa Danimarka'ya baðlanmalarý konusunda bir koþulu da içermekteydi. Ne var ki, Prusya bu koþula uymadý; 1878'de bu "tatsýz" maddeyi anlaþmadan çýkardý. Büyük Devlet uluslarýnýn þovenizmine hiçbir zaman ilgisiz kalmamýþ olan Friedrich Engels, küçük bir ulusun haklarýnýn Prusya tarafýndan böylesine ihlal edilmesine özellikle dikkati çekmiþti.[*] Ne var ki günümüzün Alman sosyal-þovenistleri, Kautsky'nin de yaptýðý gibi, uluslarýn kendi kaderlerini tayin hakkýný sözle tanýdýklarý halde, bir ulusun ezilmesi, "bizzat kendi" uluslarýnýn yaptýðý bir iþ olduðu zaman o ulusun özgürlüðü doðrultusunda tutarlý olarak demokratik, kararlý olarak demokratik hiçbir uyarma ve propaganda çabasý göstermiyorlar. Þovenizm sorununun ve onun gözler önüne serilmesinin tüm sýrrý ve özü iþte bu noktadadýr. Rusya'da bir zamanlarýn en yaygýn sözcük oyunu þuydu: Russkoye Znamya[**] sýk sýk Prusskoye Znamya gibi[***] dalgalanýr, derlerdi. Ama bu söz, yalnýzca Russkoye Znamya için söylenmiþ deðil; Almanya'da Lensch'in, Kautsky ve hempasýnýn mantýðý nasýl iþliyorsa, Rusya'da da Potresov'un, Levitski'nin ve hempasýnýn mantýðý öyle çalýþýyor. Örneðin tasfiyeci Raboçeye Utro gazetesine bir göz atýn. Benzer "Prusya" ya da daha doðrusu benzer enternasyonal-þovenist mantýðýn yöntem ve kanýtlarýný o gazetede aynen göreceksiniz. Ulusal markasý, barýþçýl görünen maske sözleri ne olursa olsun, þovenizm kendisine ihanet etmemiþtir. 31 Mayýs 1916'da Voprosi Strakhovania, n°5'te (54) yayýnlandý. Collected Works, vol. 22, s. 182-184.
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #7 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | Avrupa Birleşik Devletleri Sloganı Üzerine Viladimir İliç Lenin SOTSIAL-DEMOKRAT'ın 40. sayısında, yurt dışındaki Parti gruplarımızın konferansının "Avrupa Birleşik Devletleri" sloganı sorununu, sorunun ekonomik yanının basında tartışılmasından sonra ertelemeyi kararlaştırdığını haber verdik. Konferansımızda bu sorun üzerindeki tartışma, tek yanlı siyasal bir niteliğe bürünmüştü. Belki de bu, kısmen, Merkez Komitesi Bildirisinin doğrudan bu sloganı siyasal bir slogan olarak formüle etmesi ("ivedi siyasal slogan..." deniyor orda) ve bunu yalnızca cumhuriyetçi bir Avrupa Birleşik Devletleri sloganı olarak ileri sürmekle kalmayıp, bu sloganın "Alman, Avusturya ve Rus monarşilerinin devrimle alaşağı edilmesi olmaksızın" anlamsız ve yanlış olduğu konusunu özellikle vurgulaması yüzündendi. Sorunun böyle, bu özel sloganın siyasal bir değerlendirilmesi terimleri içinde konulmasına —örneğin bunun sosyalist devrim sloganını gölgeleyeceği ya da zayıflatacağı gerekçesine dayanarak— karşı çıkmak kesenkes yanlıştır. Gerçekten demokratik bir doğrultudaki siyasal değişmeler ve hele de siyasal devrimler, hiç bir zaman ve hiç bir koşul altında bir sosyalist devirim sloganını gölgeleyemez ya da zayıflatamaz. Tersine sosyalist devrimi yakınlaştırır, tabanını genişletir, küçük-burjuvazinin yeni kesimlerini ve yarı-proleter yığınları sosyalist savaşıma çeker. Öte yandan, siyasal devrimler, tek bir edim olarak değil de, en keskin sınıf savaşımının, içsavaşın, devrimlerin ve karşı-devrimlerin çalkantılı siyasal ve iktisadi altüst oluşları bir dönemi olarak değerlendirilmesi gereken sosyalist devrimin seyri içinde kaçınılmazdır. Ama, Rusya'nın başı çektiği, Avrupa'nın en gerici üç monarşisinin devrimle alaşağı edilmesine bağlı olarak konan cumhuriyetçi bir Avrupa Birleşik Devletleri sloganı, siyasal bir slogan olarak oldukça sağlam bir slogan olmakla birlikte, gene de bunun ekonomik anlam ve önemi şeklindeki son derece önemli soru ortada durmaktadır. Emperyalizmin ekonomik koşulları —yani sermaye ihracı ve dünyanın "ileri" ve "uygar" sömürgeci güçler arasında paylaşılmış olması— açısından, kapitalizm altında bir Birleşik Avrupa Devletleri ya olanaksızdır ya da gericidir. Sermaye, uluslararası ve tekelci hale gelmiştir. Dünya, bir avuç Büyük Güç, yani ulusların büyük yağmasında ve ezilmesinde başarılı olan güçler arasında bölünmüştür. Avrupa'nın dört büyük gücü —İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya, 250.000.000'dan 300.000.000'a değişen nüfusları ve 7.000.000 kilometre karelik alanlarıyla- hemen hemen 500.000.000'luk (494.500.000) bir nüfusa ve 64.600.000 kilometrekarelik bir alana, yani yer yüzeyinin (kutup bölgelerini katmazsak 133.000.000 kilometrekare) hemen hemen yarısına sahip olan sömürgeleri ellerinde tutmaktadırlar. Buna, bir "kurtuluş" savaşı vermekte olan yağmacılar tarafından, yani Japonya, Rusya, İngiltere ve Fransa tarafından şu sırada parça parça edilmekte olan üç Asya devletini, Çin, Türkiye ve İran'ı ekleyin. Yarı-sömürge (sayfa 237) (gerçekte bunlar şimdi onda-dokuz sömürgelerdir) denebilecek bu üç Asya ülkesinde 360.000.000 insan vardır ve alanları 14.500.000 kilometrekaredir (hemen hemen bütün Avrupa'nın alanının bir-buçuk katı). Ayrıca, İngiltere, Fransa ve Almanya 70.000 milyon rubleye varan bir sermayeyi dışarı yatırmışlardır. Bu küçücük miktardan "meşru" bir kârı, yılda 3.000 milyon rubleyi aşan bir kârı güvenceye alma işlevi, ordularla ve donanmalarla donatılmış ve "Bay Milyon"un oğulları ve biraderlerini sömürgelerde ve yarı-sömürgelerde genel vali, konsolos, elçi, her türden resmi memur, papaz ve öteki asalaklar olarak "yerleştiren" hükümet adı verilmiş milyonerlerin ulusal komiteleri tarafından yürütülür. İşte yeryüzünün 1.000 milyon kadar insanının bir avuç Büyük Güç tarafından soyulması, kapitalizmin en yüksek gelişme döneminde böyle örgütlenmiştir. Kapitalizm altında başka örgütlenme olanağı yoktur. Sömürgelere, "etki alanlarına", sermaye ihracına son vermek mi? Bunun olanaklı olduğunu düşünmek, her pazar zenginlere hıristiyanlığın yüce ilkelerini vaazeden ve onlara, yoksullara yılda birkaç bin milyon değilse de, hiç olmazsa birkaç yüz ruble vermelerini öğütleyen sıradan papazın düzeyine düşmek demektir. Kapitalizm altındaki bir Avrupa Birleşik Devletleri, sömürgeleri paylaşma anlaşmasıyla birdir. Oysa kapitalizm ortamında kuvvetten başka paylaşma temeli, paylaşma ilkesi yoktur. Bir mülti milyoner, kapitalist bir ülkenin "ulusal gelirini", "yatırılan sermayeye orantılı olarak" paylaşmak dışında (fazladan bir primle birlikte, ki böylece en büyük sermaye, payı olandan fazlasını alır), başkasıyla paylaşamaz. Kapitalizm, üretim araçlarında özel mülkiyet ve üretimde anarşidir. Bu temele dayanan "adil" bir gelir bölüşümünü vaazetmek prudonculuktur, ahmakça darkafalılıktır. Bölüşüm "kuvvet oranının" dışında olamaz. Ve kuvvet, ekonomik gelişmenin ilerlemesiyle değişir. 1871'den sonra Almanya, Fransa ve İngiltere'den üç ya da dört kat daha hızlı güçlenmiş; Japonya ise, Rusya'dan hemen hemen on kat daha hızlı güçlenmiştir. Kapitalist bir devletin gerçek gücünün sınanmasında savaştan daha başka bir yol yoktur ve olamaz da. Savaş, özel mülkiyet ilkeleriyle çelişmez — tersine, bu ilkelerin doğrudan ve kaçınılmaz bir sonucudur. Kapitalizmin koşullarında tek tek girişimlerin, ya da tek tek devletlerin eşit ekonomik büyümesi olanak dışıdır. Kapitalizm koşullarında dönemsel olarak bozulan dengenin yeniden kurulmasında, sanayide bunalımdan ve siyasette de savaştan başka bir araç yoktur. Kuşkusuz, kapitalistler arasında ve güçler arasında geçici olarak anlaşmalar olabilir. Bu anlamda, Avrupa kapitalistleri arasında bir anlaşma olarak, bir Birleşik Avrupa Devletleri olanağı vardır. ... ama ne için bir anlaşma? Yalnızca Avrupa'daki sosyalizmi ortaklaşa ezmek, sömürgelerin bugünkü bölüşülmesinde haklarının yendiğini düşünen ve son yarım yüzyılda, yaşlılıktan çürümeye başlayan geri ve monarşist Avrupa'dan çok daha büyük bir hızla güçlenen Japonya ve Amerika'ya karşı sömürge yağmasını ortaklaşa korumak amacıyla. Amerika Birleşik Devletleri'yle kıyaslandığında, Avrupa, tüm olarak ekonomik durgunluğu simgeler. Bugünkü ekonomik temel üzerinde, yani kapitalizm koşullarında, bir Avrupa Birleşik Devletleri, Amerika'nın daha hızlı gelişmesini geciktirmek için gericiliğin örgütlenmesi anlamını taşır. Demokrasi ve sosyalizm davası denince yalrızca Avrupa'nın akla geldiği dönemler bir daha geri dönmemek üzere geçip gitmiştir. (Yalnız Avrupa değil), bir Dünya Birleşik Devletleri, —komünizmin tam zaferi, demokratik devlet de dahil olmak üzere, devletin toptan yokolmasını sağlayana dek— bizim sosyalizme bağladığımız ulusların birliğinin ve özgürlüğünün devlet biçimidir. Ne var ki, ayrı bir slogan olarak bir Dünya Birleşik Devletleri sloganı pek doğru sayılmaz, birincisi, sosyalizmle içiçe geçtiğinden ötürü; ikincisi de, tek bir ülkede sosyalizmin zaferinin olanaksız olduğu anlamında yanlış yorumlara yolaçabileceği ve aynı zamanda da, böyle bir ülkenin öteki ülkelerle ilişkileri açısından da yanlış anlamalara neden olabileceğinden ötürü doğru sayılamaz. Eşitsiz ekonomik ve siyasal gelişme, kapitalizmin mutlak yasasıdır. Böylece, sosyalizmin zaferi, önce birkaç, ya da hatta yalnızca bir tek kapitalist ülkede olanaklıdır. Bu ülkenin başarılı proletaryası, kapitalistleri mülksüzleştirdikten ve kendi sosyalist üretimini örgütledikten sonra, öteki ülkelerin ezilen sınıflarını kendi davasına çekerek, bu ülkelerde kapitalistlere karşı ayaklanmalara yolaçarak, ve sömürücü sınıflara ve onların devletine, gerektiğinde silahlı kuvvetlere bile karşı koyarak, dünyanın geri kalanının, kapitalist dünyanın karşısına çıkacaktır. Proletaryanın, burjuvaziyi alaşağı ederek zafere kavuşacağı toplumun siyasal biçimi bir demokratik cumhuriyet olacaktır, ki bu, o ulusun ya da ulusların proletaryasının, daha sosyalizme geçmemiş bulunan devletlere karşı savaşımında güçlerini giderek daha çok merkezileştirecektir. Ezilen sınıfın, proletaryanın diktatörlüğü olmaksızın sınıfların ortadan kaldırılması olanaksızdır. Ulusların sosyalizmde özgürce birleşimi, sosyalist cumhuriyetlerin geri kalmış devletlere karşı azçok uzun ve kararlı bir savaşımı olmaksızın olanaklı değildir. İşte bu nedenlerden ötürü ve RSDİP'nin yurtdışı bölümlerinin konferansında yinelenen tartışmalarından sonra ve konferanstan sonra, Merkez Organın yazıkurulu, Avrupa Birleşik Devletleri sloganının doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Ağustos, 1915
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | Viladimir İliç Lenin Avrupa İşçi Hareketi İçindeki Ayrılıklar Aralık, 1910 Lenin, Marx-Engels-Marxism [Türkçesi: Lenin: Marx-Engels-Marksizm, Sol Yayınları, Mayıs 1990, İkinci Baskı, s: 210-215] Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. Avrupa ve Amerika işçi hareketinin bugünkü başlıca taktiksel farklılıkları, aslında, bu harekette egemen teori haline gelmiş olan marksizmden ayrılan iki büyük eğilime karşı bir savaşıma indirgemiştir. Bu iki eğilim, revizyonizm (oportünizm, reformizm) ve anarşizmdir (anarko-sendikalizm, anarko-sosyalizm). Emek hareketine egemen olan marksist teoriden ve marksist taktiklerinden bu her iki ayrılma da yığınsal emek hareketinin yarım yüzyılı aşan tarihi boyunca bütün uygar ülkelerde, çok çeşitli biçimler ve çok çeşitli nüanslar halinde gözlemlenebilir. Yalnız bu olgu bile, ayrılmaların bir rastlantıya ya da kişilerin veya grupların yanılgılarına ya da hatta ulusal özellikler ve geleneklerin etkisine vb. vb. bağlanamayacağını (sayfa 210) göstermektedir. Bu ayrılmaların sürekli olarak ortaya çıkmasının, bütün kapitalist ülkelerin ekonomik sistemlerinde ve gelişme niteliklerinde derin köklerinin olması gerekir. Geçen yıl Hollandalı bir marksist olan Anton Pannekoek tarafından yayınlanan küçük bir kitap, İşçi Hareketinde Taktiksel Ayrılıklar (Die taktischen Differenzen in der Arbeiterbewegung, Hamburg, Erdmann Dubber, 1909), bunların nedenlerinin bilimsel olarak irdelendiği ilginç bir girişimdir. Bu yorumumuzda, Pannekoek'ın doğru olduklarının kabul edilmesi gereken vargılarını okura tanıtacağız. Dönemsel clarak, taktik konularındaki farklılıkların ortaya çıkmasına yolaçan en derin nedenlerden biri, tam da işçi hareketinin büyümesidir. Eğer bu haraket, çok büyük bir ideal ölçütüyle ölçülmeyip de sıradan insanların pratik hareketi olarak değerlendirilirse, gitgide daha geniş sayıda yeni "neferler" kaydedilmesinin, çalışan halkın yeni kesimlerinin ilgisinin çekilmesini teori ve taktik alanında dalgalanmada eski yanlışların yinelenmesini, çağı geçmiş görüş1er ve çaği geçemiş yöntemlere geçici bir dönüşü vb. kaçınılmaz olarak birlikte getirmek zorunda olduğu açıklığa kavuşacaktır. Her ülkenin işçi hareketi, belli aralıklarla acemi neferlerin "eğitiminde" değişik ölçüde enerji, dikkat ve zaman harcamaktadır. Ayrıca, kapitalizmin gelişme hızı, farklı ülkelerde ve ulusal ekonominin farklı alanlarında değişmektedir. Marksizm, büyük sanayiin en gelişkin olduğu yerlerde en kolay, en çabuk, en tam ve dayanıklı bir biçimde işçi sınıfı ve onun ideologları tarafından özümlenmektedir. Geri ya da gelişmesi ağır olan ekonomik ilişkiler, her zaman, marksizmin yalnızca belli yönlerini yeni dünya görüşünün yalnızca belli bölümlerini ya da tek tek sloganları ve istemleri özümleyen genel olarak burjuva dünya görüşünün ve özel olarak burjuva demokratik dünya görüşünün bütün alışkanlıklarından kesin bir biçimde kopamayan işçi hareketinin destekleyicilerinin ortaya çıkmasına yolaçarlar. Gene, ayrılıkların sürekli bir kaynağı da, çelişkiler içinde ve çelişkiler yoluyla gelişen toplumsal gelişmenin diyalektik niteliğidir. Kapitalizm ilericidir, çünkü üretimin eski yöntemlerini (sayfa 211) ortadan kaldırır ve üretici güçleri geliştirir, ama öte yandan da gelişmenin belli bir aşamasında üretici güçlerin büyümesini engeller. İşçileri geliştirir, örgütler, ve disiplin altına sokar ve onları ezer, baskı altına alır, soysuzlaşmaya, yoksulluğa vb. yolaçar. Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratır, yeni bir sistemin öğelerini bizzat yaratır, ama aynı zamanda da bu tek tek öğeler, bir "sıçrama" olmaksızın genel gidişte hiç bir şey değiştirmez ve sermayenin düzenini etkilemez. Yaşayan gerçeğin, kapitalizmin ve işçi sınıfının yaşayan tarihinin bu çelişkilerini kavrama yeteneğinde olan, marksizmdir, diyalektik materyalizm teorisidir. Ama, söylemeye gerek yok, yığınlar yaşamdan öğrenirler, kitaplardan değil, ve bu yüzden de bazı kimseler ya da gruplar, kapitalist gelişmenin bir şu yanını bir bu yanını, bu gelişmenin bir şu "dersini" bir bu dersini durmadan abartır, tek yanlı bir teori, tek yanlı bir taktikler sistemi halinde yükseltirler. Burjuva ideologları, liberaller ve demokratlar, marksizmi anlamadan, ve modern işçi hareketini anlamadan, boşu boşuna bir uçtan öteki uca atlayıp dururlar. Birinde, her şeyi kötü niyetli kişiIerin sınıfa karşı sınıfı "tahrik" ettiğini ileri sürerek açıklarlar — bir başka zaman işçi partisinin "barışçı bir reform partisi" olduğu düşüncesiyle avunurlar. Hem anarko-sendikacilik, hem de reformculuk, bu burjuva dünya görüşünün ve onun etkisinin doğrudan bir ürünü olarak görülmelidir. İşçi hareketinin bir yanına sarılıyor, tek-yanlılığı bir teori düzeyine yükseltiyorlar, ve bu hareket içindeki, belli bir dönemin, işçi sınıfı faaliyetinin belli koşullarının özgün bir özelliği olan, eğilim ve niteliklerin birbirlerini karşılıklı olarak dışladığını ilan ediyorlar. Ama gerçek yaşam, gerçek tarih, tıpkı yaşamın ve doğadaki gelişmenin, hem yavaş evrim, hem de çabuk sıçramaları, süreklilikteki kesintileri içermesi gibi, bu farklı eğilimleri de içerir. Revizyonistler, "sıçramalara" ilişkin ve işçi sınıfı hareketinin ilke olarak eski toplumun tümüne karşı düşman olduğuna ilişkin tüm düşünceleri lafebeliği olarak görürler. Bunlar, reformları sosyalizmin kısmen gerçekleştirilmesi olarak görürler. Anarko-sendikacılar "küçük işleri", özellikle de parlamento kürsüsünden yararlanmayı reddederler. Pratikte bu sonucu taktikler, büyük olaylar yaratacak olan güçleri toparlama yeteneksizliği ile birlikte "büyük günleri" bekleyip durmaya varır. Bunların her ikisi de en önemli, en acil olan şeyi, yani işçileri, her türlü koşullarda iyi işlerliği olan sınıf savaşımı ruhuyla dopdolu, amaçlarını kavramış ve gerçek marksist dünya görüşü ile eğitilmiş büyük, güçlü, çok iyi işleyen örgütlerde birleştirmeyi engeller. Burada konudan biraz ayrılarak ve olası yanlış anlamaları önlemek için bir parantez açarak belirteyim ki, Pannekoek, kendi tahlillerini yalnızca Batı Avrupa tarihinden özellikle de Almanya ve Fransa tarihinden örnekler alarak sergilemekte, Rusya'ya hiç değinmemektedir. Zaman zaman Rusya'ya değinir görünüyorsa da, bunun tek nedeni, marksist taktiklerden belirli uzaklaşmaların ortaya çıkmasına yolaçan temel eğilimlerin, Rusya ile Batı arasında kültür günlük yaşam, tarihsel ve ekonomik gelişim bakımından çok büyük ayrılıklar olmasına karşın, bizim ülkemizde de gözlemlenebilirliğidir. Son olarak, işçi hareketi içersinde yer alan farklılıkların son derece önemli bir nedeni de genel olarak egemen sınıfların, özel olarak da burjuvazinin taktiklerindeki değişmelerde yatmaktadır. Eğer burjuvazinin taktikleri hep tekdüze olsaydı, ya da en azından aynı türden olsaydı, o zaman işçi sınıfı bunlara aynı tekdüzelikte ya da aynı türden taktiklerle karşılık vermeyi çabukça öğrenirdi. Ama aslında, her ülkede burjuvazi, kaçınılmaz olarak iki yönetim sistemi, çıkarlarını ve egemenliğini sürdürmek yolunda iki savaşım yöntemi uygular, ve bu yöntemler kimi zaman birbirlerini izler, kimi zaman da çeşitli bileşimlerde içiçe geçmişlerdir. Bunlardan birincisi kuvvet yöntemidir, işçi hareketine her türlü ödünü reddeden yöntemdir, her türlü eski ve çağdışı kalmış kurumları destekleme yöntemi, reformları uzlaşmaz bir biçimde reddetme yöntemidir. Batı Avrupa'da, toprak sahibi sınıflarının politikası olmaktan giderek daha çok çıkan ve genel olarak burjuva politikasının türlerinden biri haline giderek daha çok gelen tutucu politikanın (sayfa 213) niteliği budur. İkincisi "liberalizm" yöntemi, siyasal hakların gelişmesine yönelik, reformlar, ödünlere vb. yönelik adımlar atma yöntemidir. Burjuvazinin bir yöntemden bir ötekine geçişi, bireylerin kötü niyetlerinden ötürü değildir, raslansal değildir, kendi öz konumunun temelden çelişkili oluşu yüzündendir. Normal kapitalist bir toplum, sağlamca oturmuş temsili bir sistem olmaksızın ve nispeten yüksek "kültürel" istemleriyle göze çarpan halk için bazı siyasal haklar var olmaksızın başarılı bir biçimde gelişemez. Bu belli bir asgari ölçüdeki kültür istemleri, yüksek tekniği, karmaşıklığı, esnekliği, hareketliliği, dünya rekabetinin hızlı gelişmesi vb. ile bizzat kapitalist üretim biçimin koşulları tarafından yaratılır. Sonuç olarak, bujuvazinin taktiklerindeki dalgalanmalar, kuvvet sisteminden, görünüşte ödünler verme sistemine geçiş1er, son yarım yüzyılda bütün Avrupa ülkelerinin tarihinin özelliği olmuş, çeşitli ülkeler, belirli dönemlerde bir yöntemin ya da öteki yöntemin uygulanmasına öncelik vermişlerdir. Örneğin 19. yüzyılın altmış ve yetmişlerinin İngiltere'si "liberal" burjuva politikasının klasik ülkesi idi, Almanya ise yetmiş ve enlerde kuvvet yöntemini savunuyordu, vb.. Bu yöntem, Almanya'da egemen olduğu zaman, burjuva hükümetinin bu özel sisteminin tek-yanlı bir yankısı, işçi hareketi içerisinde anarko-sendikacılığın ya da o zamanki adıyla anarşizmin gelişmesi oldu (doksanların başında "Gençler"[62] enlerin başında Johann Most). 1890'da "ödünler verme" değişmesi başlayınca, bu değişme, her zaman olduğu gibi, işçi hareketi için daha da tehlikeli olduğunu gösterdi, ve burjuva "reformizmi"nin gene aynı ölçüde tek-yanlı bir yankısının yükselmesine neden oldu: işçi hareketinde oportünizm. "Bujuvazinin liberal politikasının kesin, gerçek amacı", diyor Pannekoek, "işçileri yanlış yola sevketmek, saflarında parçalanmaya neden olmak, politikalarını kudretsiz, her zaman kudretsiz ve kısa ömürlü, sahte bir reformizmin kudretsiz bir eklentisi haline dönüştürmektir." Burjuvazinin, Pannekoek'in de pek haklı olarak belirttiği gibi "daha ustaca" bir politika olan "liberal" politika yoluyla (sayfa 214) belli bir zaman için amaçlarını gerçekleştirdiği sık sık görülür. İşçilerin bir kesimi ile onların temsilcilerinin bir kesimi zaman zaman görünürdeki ödünlerle aldatılmalarına gözyumarlar. Revizyonistler, sınıf savaşımı öğretisinin "çağı geçmiş" olduğunu ilan ederler ya da gerçekten de sınıf savaşımını terketmek demek olan bir politika gütmeye başlarlar. Burjuva taktiklerinin zikzakları, işçi hareketi içerisinde revizyonizme yoğunluk kazandırır ve işçi hareketi içerisindeki farklılıkları sık sık tam bir bölünme noktasına getirir. Yukarda belirtilen bütün bu nedenler, işçi hareketi içerisinde ve proleter saflar arasında taktikler konusundaki farklılıkların doğmasına neden olur. Ama, proletarya ve onunla temas içerisinde olan köylülük dahil küçük-burjuvazinin kesimleri arasında bir Çin-seddi yoktur ve olamaz. Açıktır ki, küçük-bujuvazinin bazı kişilerinin, grup ve kesimlerinin, proletarya saflarına geçişi, proletaryanın taktikterinde yalpalamaların başgöstermesine kesinlikle yolaçar. Çeşitli ülkelerdeki işçi hareketinin deneyimi, marksist taktiklerin niteliğiyle ilgili somut pratik sorunların temelini anlamamıza yardımcı olur; daha genç ülkelerin marksizmden ayrılmanın gerçek sınıf niteliğini daha açıkça kavramalarına ve bu ayrılmalara karşı daha başarılı savaşım vermelerine yardımcı olur. Aralık, 1910
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2009 Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 63 Times in 52 Posts
Tecrübe Puanı: 5 ![]() | KAUTSKY MARX'I NASIL SIRADAN BİR LİBERAL DURUMUNA DÖNÜŞTÜRÜYOR KAUTSKY'NİN broşüründe incelediği temel sorun, proleter devrimin temel içeriği, yani: proletarya diktatörlüğü sorunudur. Bütün ülkeler, hele ileri ülkeler, hele savaşan ülkeler için, hele şu anda çok büyük önem taşıyan bir sorun. Abartmasız denebilir ki, tüm proleter sınıf savaşımının baş sorunu budur. Ôyleyse onu yakından incelemek önemli. Kautsky sorunu, "iki sosyalist akım (yani bolşevikler ile bolşevik olmayanlar) arasındaki karşıtlığın, temelden ayrı iki yöntem: demokratik yöntem ile diktatörce yöntem arasındaki karşıtlık" olduğu biçiminde koyar (s. 3). Bu arada, Rusya'daki bolşevik olmayanlara, yani menşevikler ile devrimci-sosyalistlere sosyalist diyerek, Kautsky'nin burjuvaziye karşı proletaryanın savaşımında bunların gerçekten tuttukları yere değil, ama adlarına, yani bir sözcüğe önem verdiğini belirtelim. Marksizmi anlama ve uygulamanın bundan iyisi de, can sağlığı! Ama bu konuya gene döneceğiz. Şimdilik işin özüne: Kautsky'nin "demokratik ve diktatörce yöntemler"in "temel karşıtlığı" konusundaki büyük bulgusuna bakalım. Sorunun düğüm noktası burada. Kautsky'nin broşürünün özü burada. Ve teorik planda öylesine şaşılası bir karışıklık, marksizmin öylesine toptan bir yadsınmasıdır ki bu, Kautsky, itiraf edelim, Bernstein'ı fersah fersah geride bırakmıştır. Proletarya diktatörlüğü sorunu, proleter devletin burjuva devlet, proleter demokrasinin burjuva demokrasi karşısındaki durumu sorunudur .Gün gibi açık,değil mi? Oysa Kautsky, tarih elkitaplarının yinelenmesinde kalıplaşmış bir öğretmen gibi, XX. yüzyıla sırtını dönmekte direnir ve, yüzü XVIIl. yüzyıla dönük, burjuva demokrasinin [sayfa 16] mutlakıyet ve feodalite karşısındaki durumu üzerine köhne düşünceleri, tüm bir paragraflar dizisi içinde, yüzüncü kez olarak, usanç verici bir biçimde geveler durur! Tıpkı uykuda hep aynı şeyleri sayıklayan biri gibi. Sorunların nedenini hiç anlamamanın ta kendisidir bu. Kautsky'nin "demokrasiyi önemsememe"yi vb. öğütleyen kimseler bulunduğunu tanıtlama çabaları (s. 11) karşısında ancak gülünür. Kautsky sorunu bulandırmaya, karmakarışık etmeye işte bu türlü zevzekliklerle sürüklenir; çünkü sorunu, burjuva demokrasiyi değil, ama genel olarak demokrasiyi konu edinen bir liberal olarak koyar. Hatta bu belirgin sınıfsal kavramı (burjuva demokrasi -ç.) kullanmaktan bile sakınır ve "ön-sosyalist" ("Presocialiste") demokrasiden söz etmek için boşuna çabalar durur. Söz değirmenimiz 63 sayfa üzerinden 20 sayfayı, broşürün aşağı yukarı üçte birini, burjuva demokrasiyi allayıp pullama ve proleter devrim sorunu üzerine bir örtü örtme anlamına geldiği için, burjuvazi için çok hoş bir gevezelikle doldurmuştur. Kautsky'nin broşürünün adı gene de Proletarya Diktatörlüğü olmaktan geri kalmaz. Marx'ın öğretisinin özünün bu olduğu herkesçe bilinir. Ve Kautsky'de, konunun kıyısındaki tüm bu gevezelikten sonra, Marx'ın proletarya diktatörlüğü konusundaki sözlerini anmak zorundadır. "Marksist" Kautsky bu işi nasıl yapar, işte işin en eğlenceli yanı! Dinleyin daha iyi: "Bu görüş biçimi (Kautsky'nin demokrasinin önemsenmemesi olduğunu söylediği görüş biçimi) Karl Marx'ın bir tek sözüne dayanır." 20. sayfada sözcüğü sözcüğüne okunan şey, işte bu. Ve Kautsky 60. sayfada bunu gene yineler ve: "Marx'ın proletarya diktatörlüğü üzerine 1875'te bir mektupta bir kez kullandığı önemsiz bir sözü (harfi harfine!! des Wörtchens) (bolşeviklerin) tam zamanında anımsadıkları"nı söylemeye değin gider. İşte Marx'ın o "önemsiz söz"ü: "Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında birinden öbürüne devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Bu döneme, devletin proletaryanın devrimci diktatörlüğünden [sayfa 17] başka bir şey olamayacağı bir siyasal geçiş dönemi karşılık düşer."[6] İlkin, Marx'ın tüm devrimci öğretisini özetleyen bu ünlü açıklamasını "bir tek söz" ve hatta "önemsiz bir söz" olarak adlandırmak, marksizmi umursamamak, onu büsbütün yadsımak demektir; Kautsky'nin Marx'ı hemen hemen ezbere bildiğini; bütün yazılarına bakarak bir yargıya varmak gerekirse, masasının üzerinde ya da kafasının içinde, alıntıları kolayca kullanabilmek için, Marx'ın bütün yazdıklarını özenle yerleştirdiği bir raflar dizisine sahip bulunduğunu unutmamalıyız. Marx ile Engels'in, yalnızca mektuplarında değil, basılmış yapıtlarında da, Komünden önce ve özellikle Komünden sonra, proletarya diktatörlüğünden birçok kez söz etmiş olduklarını bilmiyor olamaz Kautsky. "Proletarya diktatörlüğü" formülünün, proletaryanın o: burjuva devlet makinesini "parçalama" görevinin, Marx ile Engels'in, 1848 devrimleri deneyini ve daha da çok 1871 deneyini göz önünde tutarak, 1852'den 1891'e değin; yani kırk yıl boyunca sözünü etmiş oldukları o görevin, tarihsel bakımdan daha somut ve bilimsel bakımdan daha doğru bir anlatımından başka bir şey olmadığını bilmiyor olamaz Kautsky. Marksizm yorumlayıcısı Kautsky tarafından marksizmin bu şaşılası çarpıtılmasını nasıl açıklamalı? Eğer bu olayın felsefi temeli düşünülürse, sorun diyalektik yerine seçmecilik (eklektizm) ve safsatacılığın geçirilmesine indirgenir. Kautsky, bu yerine geçirme işinde ustalık derecesine yükselmiştir. Siyasal ve pratik bakımdan, sorun gelip, oportünistler karşısında, yani sonunda burjuvazi karşısında küçülmeye dayanır. Savaşın başından beri gitgide daha hızlı ilerleyen Kautsky, bir yandan burjuvazi uşağı olarak davranırken, öte yandan marksist olarak konuşma sanatında bir virtüöz olmuştur. Marx'ın proletarya diktatörlüğü konusundaki "önemsiz" sözünü Kautsky'nin ilginç "yorumlama" biçimi incelenince, buna daha da çok inanılır. Dinleyin: "Marx bu diktatörlüğü nasıl düşündüğünü daha ayrıntılı bir biçimde belirtmekten ne yazık ki geri kalmıştır..." (Döneğin tümcesi kesinlikle yalan, çünkü Marx ile Engels, bu konuda [sayfa 18] bir çok noktaları bize ayrıntılı olarak vermişlerdir. Marksist bilgiç taslağı Kautsky, bunu bile bile görmezlikten geliyor) ..."Tam anlamıyla, diktatörlük sözcüğü demokrasinin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Ama harfi harfine alınırsa, bu sözcüğün hiçbir yasa ile bağlı olmayan bir tek bireyin kişisel iktidarı anlamına da geldiği açıktır. Zorbalıktan, sürekli bir devlet kurumu olarak değil, ama aşırı bir geçiş önlemi olarak anlaşılmasıyla ayrılan kişisel iktidar. 'Proletarya diktatörlüğü' deyimi, dolayısıyla hiç de bir tek bireyin değil, ama tek bir sınıfın diktatörlüğü, Marx'ın burada sözcüğün gerçek anlamı ile diktatörlüğü düşünmediğini tanıtlar. O burada hükümet biçiminden değil, ama proletaryanın siyasal iktidarı eline geçireceği her yerde zorunlu olarak ortaya çıkacak bir durumdan söz eder. İngiltere ve Amerika'da geçişin barışçıl olarak, yani demokratik yoldan gerçekleşebileceğini düşünmesi de, Marx'ın burada bir hükümet biçimi düşünmediğini tanıtlar" (s. 20). Okurun "teorisyen" Kautsky tarafından kullanılan yöntemleri açıkça anlayabilmesi için bu usavurmayı özellikle tam olarak veriyoruz. Kautsky soruna diktatörlüğü "söz"ünün bir tanımıyla yanaşmak istemiş. Çok iyi. Soruna istediği gibi yanaşmak herkesin kutsal hakkıdır. Ancak ciddi ve dürüst yaklaşım biçimini, dürüst olmayan yaklaşım biçiminden ayırmak gerekir. Soruna bu biçimde yanaşarak onu gerçekten incelemek isteyen kişi, bu "söz" e ilişkin kendi öz tanımını vermeliydi. O zaman sorun gerçekten ve açıkça konmuş olurdu. Kautsky böyle yapmıyor. "Tam anlamıyla, diye yazıyor, diktatörlük sözcüğü demokrasinin ortadan kaldırılması anlamına gelir." İlkin, bu bir tanımlama değil. Eğer diktatörlük kavramının tanımından kaçınmak Kautsky'nin hoşuna gidiyorsa, sorunu bu biçimde incelemeyi neden seçmiş? İkincisi, açıkça yanlış bu. Bir liberalin genel olarak "demokrasi"den söz etmesi doğaldır. Bir marksist ise: "hangi sınıf için?" diye sormaktan hiçbir zaman geri kalmayacaktır. Örneğin, ilkçağ kölelerinin ayaklanmaları ve hatta büyük kaynaşmalarının, ilkçağ devletinin özünü, yani köleciler diktatörlüğünü hemen açığa vurduklarını herkes -ve "tarihçi " Kautsky de- bilir. Bu diktatörlük, köle sahipleri arasındaki, onlar için demokrasiyi ortadan kaldırıyor muydu? Herkes bilir ki, hayır. "Marksist Kautsky, sınıflar savaşımını" "unuttuğu" için, şaşılacak bir saçmalığa düşmüş ve bir gerçeğe [sayfa 19] aykırılığı dile getirmiştir. Kautsky'nin liberal ve düzmece kesinlemesinin, marksist ve gerçeğe uygun bir duruma gelmesi için: Diktatörlük, zorunlu olarak, bu diktatörlüğü öbür sınıflar üzerinde uygulayan sınıf için demokrasinin ortadan kalkması anlamına gelmez, ama diktatörlüğün kendisi üzerinde ya da kendisine karşı uygulandığı sınıf için demokrasinin zorunlu olarak ortadan kaldırılması (ya da gene ortadan kaldırma biçimlerinden biri olarak, iyice sınırlandırılması) anlamına gelir, demek gerekir. Ama bu kesinleme ne denli doğru olursa olsun, diktatörlüğü tanımlamaz. Kautsky'nin bundan sonraki tümcesini inceleyelim: "Ama harfi harfine alınırsa, bu sözcüğün hiç bir yasa ile bağlı olmayan bir tek bireyin kişisel iktidarı anlamına da geldiği açıktır..." Burnunu rastgele şuraya buraya sokan kör bir köpek yavrusu gibi, Kautsky burada, bilmeyerek, dönüp dolaşıp doğru bir düşünceye (yani diktatörlüğün hiçbir yasa ile bağlı olmayan bir iktidar olduğu düşüncesine) gelmiştir; bununla birlikte diktatörlük üzerine bir tanım vermemiş, ve ayrıca diktatörlüğün bir tek bireyin iktidarı olduğu yolundaki o açık tarihsel gerçeğe aykırılığı da dile getirmiştir. Diktatörlük bir kişiler topluluğu, bir oligarşi, bir sınıf vb. tarafından da uygulanabildiğine göre, etimolojik bakımdan (sözcük kaynak bilimi bakımından) bile doğru değildir bu. Kautsky daha sonra diktatörlük ile zorbalık arasındaki ayrımı belirliyor; ama, savının açıkça yanlış olmasına karşın, bizi ilgilendiren sorunla hiçbir ilgisi olmadığından, bunun üzerinde durmayacağız. Kautsky'nin XVIll. yüzyıla bakmak için XX. yüzyıla, ilkçağa bakmak için de XVIII. yüzyıla sırt çevirme eğilimi bilinir; ve biz de umarız ki, bir kez diktatörlüğe eriştikten sonra, Alman proletaryası bunu hesaba katacak ve Kautsky'yi örneğin bir liseye ilkçağ tarihi öğretmeni olarak atayacaktır. Zorbalık konusunda ince düşüncelere dalarak proletarya diktatörlüğünün tanımına yan çizmek, aşırı bir alıklık ya da çok beceriksiz bir düzenbazlık göstermek demektir. [sayfa 20] Sonuç: Diktatörlükten söz etmeye girişen Kautsky, hiçbir tanımlama vermeksizin, herkesçe bilinen birçok gerçeğe aykırılık ileri sürmüştür. Eğer entelektüel yeteneklerine güvenecek yerde, belleğine başvursaydı, Marx'ın diktatörlükten söz ettiği bütün örnekleri kendi "raf'larından çıkartabilirdi. O zaman, hiç kuşkusuz ya aşağıdaki tanımı, ya da öz bakımından benzer bir tanım elde etmiş olurdu: Diktatörlük, doğrudan doğruya zora dayanan ve hiçbir yasa ile bağlı olmayan bir iktidardır. Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, proletaryanın burjuvazi üzerinde uyguladığı, zor aracıyla kazanılıp sürdürülen, hiçbir yasa ile bağlı olmayan bir iktidardır. Ve bilginler bilgini Bay Kautsky'den "zorla fethetmek" zorunda kaldığımız şey de, işte bu yapyalın, (kapitalistler tarafından satın alınmış o küçük-burjuva ayaktakımının yukarı katmanları olan bütün ülkeler sosyal-emperyalistlerini değil, ama yığını temsil eden) her bilinçli işçi için gün gibi açık olan gerçek, kurtuluşları için savaşan sömürülenlerin her temsilcisi için ortada, ve her marksist için söz götürmez bir şey olan bu gerçektir! Bunu nasıl açıklamalı? Burjuvazi hizmetinde aşağılık muhbirler durumuna gelmiş bulunan II. Enternasyonal önderlerinin iliklerine işlemiş kölelik ruhu ile. Kautsky ilkin, diktatörlük sözünün gerçek anlamının bir tek bireyin diktatörlüğü olduğu yolundaki o apaçık saçmalığı ileri sürerek aldatmacaya sapar; sonra -bu sahtecilikten yola çıkarak!- "buna göre", sınıf diktatörlüğü deyiminin, Marx'ta gerçek anlamını taşımadığını (ama diktatörlüğün, devrimci zor değil, dikkat edin, burjuva demokrasi altında çoğunluğun "barışçıl" fethi anlamına geldiğini) açıklar. Önemli olan, görüyor musunuz, "durum" ile "hükümet biçimi" arasında bir ayrım yapmaktır. Çok derin bir ayrım, tıpkı kafasızca düşünen bir adamın budalalık "durum"u ile, budalalıklarının "biçim"i arasında bir "ayrım" yapıyormuşuz gibi! Kautsky diktatörlüğü bir "egemenlik durumu" (bir sonraki sayfada, s. 21'de kullandığı deyim tıpatıp bu) [sayfa 21] olarak sunma gereksinimini duyar, çünkü o zaman devrimci zor, zorlu devrim ortadan kalkar. "Egemenlik durumu", herhangi bir çoğunluğun... "demokrasi" altında varoluşunu içeren bir durumdur! Bu hileli el çabukluğu sayesinde devrim düpedüz yokolur. Ama hile çok kabadır ve Kautsky'ye hiçbir yardımı olmayacaktır. Diktatörlüğün, bir sınıfın bir başka sınıfa karşı -dönekler için öylesine tatsız- bir devrimci zor "durum"unu içerdiği ve böyle bir durum anlamına geldiği, "göz çıkaran" bir gerçektir. "Durum" ile "hükümet biçimi" arasındaki ayrımın saçmalığı apaçık ortaya çıkar. Burada hükümet biçiminden söz etmek alıklığın daniskasıdır, çünkü her yumurcak, krallık ile cumhuriyetin iki ayrı hükümet biçimi olduğunu bilir. Bu iki hükümet biçiminin her ikisinin de, kapitalist rejimdeki bütün öbür geçici "hükümet biçimleri" gibi, burjuva devletin, yani burjuvazi diktatörlüğünün çeşitlerinden başka bir şey olmadıklarını Bay Kautsky'ye tanıtlamak gerek. Ensonu, hükümet biçimlerinden söz etmek, burada hükümet biçiminden değil, ama açık açık devlet biçimi ya da tipinden söz eden Marx'ı budalaca, ama çok da kaba bir biçimde çarpıtmak demektir. Burjuva devlet makinesini zorla yıkmadan ve onun yerine, Engels'e göre "artık sözcüğün gerçek anlamında bir devlet olmayan"[7] bir yenisini geçirmeden, proleter devrim olanaksızdır . Kautsky bütün bunları el çabukluğuna getirme, soysuzlaştırma gereksinimini duyar: dönek konumu bunu böyle gerektirir. Bakın ne sefil kaçamaklara başvurur. Birinci kaçamak... "İngiltere ve Amerika'da geçişin barışçıl olarak, yani demokratik yoldan gerçekleşebileceğini düşünmesi de, Marx'ın burada bir hükümet biçimi düşünmediğini tanıtlar..." Hükümet biçiminin burada hiçbir ilgisi yok, çünkü burjuva devletin belirtici niteliği olmayan, örneğin kendilerini militarizm yokluğu ile gösteren krallıklar vardır; ve onun bütün belirtici niteliklerini, örneğin militarizm ile [sayfa 22] bürokrasiyi taşıyan cumhuriyetler vardır. Herkesçe bilinen tarihsel ve siyasal bir olgudur bu, ve Kautsky bunu çarpıtmayı başaramayacaktır. Eğer Kaulsky ciddi ve dürüst bir biçimde düşünmek isteseydi, kendi kendine sorardı: Devrime ilişkin ve istisna nedir bilmeyen tarihsel yasalar var mıdır? Ve yanıtı: hayır, yoktur, olurdu. Bu yasalar ancak tipik olanı, Marx'ın bir gün ortalama, normal, tipik kapitalizm anlamında, "ideal" olarak nitelendirdiği şeyi göz önünde tutar Sonra, 70 yıllarında İngiltere ile Amerika'yı konumuz bakımından bir istisna durumuna getiren bir şey var mıydı? Bilimin tarihsel sorunlar düzeyindeki gereklikleri konusunda az buçuk bilgili herkes için, bu sorunun sorulması gerektiği açıktır. Bunu yapmamak, bilimi çarpıtmak, yanıltmacalarla oynamak demektir. Bu soru bir kez sorulduktan sonra, yanıttan kuşkuya düşülemezdi: Proletaryanın devrimci diktatörlüğü, burjuvaziye karşı uygulanan zordur; ve bu zor da özellikle, Marx ile Engels'in birçok kez ve (özellikle Fransa'da İç Savaş ile bu yapıtın önsözünde) en belirgin bir biçimde açıkladıkları gibi, militarizm ve bürokrasinin varoluşuyla zorunlu kılınmıştır. Oysa, Marx'ın gözlemini yaptığı çağ olan XIX. yüzyılın tam da 70 yıllarında, tam da İngiltere ile Amerika'da, tam da bu kurumların kendileri y o k t u. (Şimdi hem İngiltere'de var, hem de Amerika'da.) Dönekliğinin üstünü örtmek için, Kautsky her adımda sözcüğün tam anlamıyla gözbağcılık yapmak zorunda! Ve bilmeyerek, asıl niyetini nasıl açığa vurduğuna dikkat edin; şöyle yazmış: "barışçıl olarak, yani demokratik yoldan" !! Diktatörlüğü tanımlarken, Kautsky bu kavramın egemen özelliğini, yani devrimci zoru, tüm gücüyle okurdan saklamaya çalışmıştı. Ve gerçek şimdi ortaya çıkar: Söz konusu olan şey, barışçıl devrim ile zora dayanan devrim arasındaki karşıtlıktır. Zurnanın zırt dediği yer, işte burası. Kaçamaklar, [sayfa 23] yanıltmacalar, çarpıtmalar - zora dayanan devrimden kurtulmak, dönekliğini, liberal işçi siyasasından yana geçişini gizlemek için, Kautsky bütün bunlara gereksinim duyar. Zurnanın zırt dediği yer, işte burası. "Tarihçi" Kautsky tarihi öylesine bir utanmazlıkla bozar ki, özseli "unutur": Doruk noktası tam da 1870 ile 1880 yılları arasındaki ön-tekelci (premonopoliste) kapitalizm, İngiltere ile Amerika'da özellikle belirtici olan temel iktisadi nitelikleri nedeniyle, kendini -bütün ölçüler saklı- en yüksek barışçıllık ve liberalizm ile gösteriyordu. Emperyalizm, yani ancak XX. yüzyılda olgunlaşmaya başlayan tekelci kapitalizm ise temel iktisadi nitelikleri nedeniyle, kendini en düşük barışçıllık ve liberalizm ile, militarizmin en yüksek ve en genelleşmiş gelişmesi ile gösterir. Barışçıl ya da zora dayanan devrimin hangi noktaya değin tipik ya da olası olduğu incelenirken bunu "gözden kaçırmak", burjuvazinin en bayağı uşağı düzeyine düşmek demektir. İkinci kaçamak: Paris Komünü, proletarya diktatörlüğü idi; oysa o genel oy ile, yani burjuvaziyi seçme ve seçilme haklarından yoksun bırakmaksızın, yani "demokratik olarak" seçilmişti. Ve Kautsky'nin etekleri zil çalar: "... Marx için (ya da Marx'a göre) proletarya diktatörlüğü proletaryanın çoğunluğu oluşturduğu (bei überwiegendem Proletariat, s.21), arı demokrasiden zorunlu olarak çıkan bir durum idi." Kautsky'nin bu kanıtı öylesine eğlendirici ki, gerçekten, (itirazların... seçiminde) gerçek bir embarras de richesses [Bolluk sıkıntısı] duyuluyor. İlkin, burjuvazinin seçkin katmanının, kurmayının, kaymağının Paris'ten Versailles'a kaçmış olduğu bilinir. "Sosyalist" Louis Blanc Versailles'da bulunuyordu, bu da Kautsky'nin, sosyalizmin "bütün akımları"nın Komün'e katıldıkları yolundaki sözlerinin yanlışlığını gösterir. Paris halkının, biri militan ve siyasal bakımdan etkin tüm burjuvaziyi bir araya getiren iki savaşçı kamp biçiminde bölünmesini, "genel oy"a dayanan [sayfa 24] "arı demokrasi" olarak göstermek gülünç değil mi? İkincisi, Komün Versailles'a karşı, Fransa işçi hükümeti olarak burjuva hükümete karşı savaşıyordu. Fransa'nın yazgısını kararlaştıran Paris olduğuna göre, "arı demokrasi" ile "genel oy"un burada ne işi var? Marx tüm ülkenin malı olan Fransa Bankası'na el koymamakla Komün'ün bir yanlışlık yaptığım düşünürken,[8] "arı demokrasi" ilkeleri ve uygulanmasından mı esinleniyordu?? Doğrusu, görülüyor ki, Kautsky polisin insanların "hep birlikte" gülmesini yasakladığı bir ülkede yazıyor, yoksa gülmek öldürürdü onu. Üçüncü olarak, Engels'in Komün üzerine... "arı demokrasi" açısından verdiği şu aşağıdaki yargıyı, Marx ile Engels'i ezbere bilen Bay Kautsky'ye büyük bir saygı ile anımsatmakta kendimi özgür göreceğim: "Bu baylar (anti-otoriterler) hiç devrim görmüşler midir yaşamlarında? Devrim, her halde olanaklı olan en otoriter şeydir. Devrim, nüfusun bir bölümünün, tüfek, süngü, top gibi, söz uygun düşerse, otoriter araçlar kullanarak, kendi iradesini nüfusun öteki bölümüne zorla kabul ettirdiği bir eylemdir. Yenen taraf, egemenliğini, silahlarının gericilerde uyandırdığı korkuyla sürdürmek zorundadır. Eğer Paris Komünü, burjuvaziye karşı silahlanmış bir halkın otoritesini kullanmasaydı, bir günden çok tutunabilir miydi? Tersine, onu bu otoriteyi çok az kullanmış olmakla kınayamaz mıyız?"[9] Alın size "arı demokrasi"! Sınıflara bölünmüş bir toplumda genel olarak "arı demokrasi"den söz etmeye kalkışan yağcı hamkafayı, yani (40 yıllarının Fransız ya da 1914-1918'in Avrupalı anlamındaki) "sosyal-demokrat"ı Engels nasıl da alaya alırdı! Ama bu kadarı yeter. Kautsky tarafından ileri sürülen bütün saçmalıkları bir bir saymak olanaksız, çünkü tümcelerinin her biri bir yadsıma uçurumu. Marx ile Engels Paris Komünü üzerine derin bir çözümleme yapmışlar, onun değiminin "hazır devlet makinesini" parçalamaya, yıkmaya girişmek olduğunu göstermişlerdir. Bu noktanın onların gözünde öylesine büyük [sayfa 25] bir önemi vardı ki, 1872'de Komünist Menifesto'nun (yer yer) "eskimiş" programında yaptıkları tek düzeltmeyi bu oluşturur.[10] Marx ve Engels, Komün'ün ordu ve bürokrasiyi kaldırdığını, parlamentarizmi yok ettiğini, "devlet denen o asalak ur"u yıktığını vb. göstermişlerdir. Oysa, bilgeler bilgesi Kautsky , gece takkesi başında, liberal profesörlerin bin kez anlattıkları şeyi yineler durur: "Arı demokrasi" üzerine masallar. Rosa Luxembourg, 4 ağustos 1914 günü, Alman sosyal-demokrasisinin bundan böyle kokmuş bir ceset olduğunu söylemekte çok haklıydı. Üçüncü kaçamak: "Her ne denli diktatörlükten bir hükümet biçimi olarak söz ediyorsak da, bir sınıf diktatörlüğünden söz edemeyiz. Çünkü bir sınıf, daha önce belirttiğimiz gibi, ancak egemen olabilir, ama hükümet edemez"... "Örgütler" ya da "partiler" hükümet ederler. Sorunları karmakarışık ediyorsunuz, onları korkunç bir biçimde karmakarışık ediyorsunuz, bay "her şeyi karıştıran danışman". Diktatörlük bir "hükümet biçimi" değildir, gülünç bir şeydir bu. Üstelik Marx "hükümet biçimi"nden değil, ama devlet biçim ya da tipinden söz eder. Hiç de, ama hiç de aynı şey değil bu. Bunun gibi, bir sınıfın hükümet edemeyeceği de kesinlikle yanlış; böylesine bir budalalık, burjuva parlamento dışında hiçbir şey görmeyen ve "yönetici partiler" dışında hiçbir şeye önem vermeyen bir "parlamenter alık"tan başka bir kimseden gelemez. Herhangi bir Avrupa ülkesi, Kautsky'ye egemen bir sınıf tarafından hükümet örnekleri verecektir; ortaçağdaki toprak beylerinin durumu, yetersiz örgütlenmelerine karşın, böyle olmuştur. Özetleyelim. Kautsky, Marx'ı bayağı bir liberal durumuna getirerek, proletarya diktatörlüğü fikrini en görülmemiş bir biçimde bozmuş, yani kendisi, "arı demokrasi" üzerine yavan sözler döktürerek, burjuva demokrasinin sınıf içeriğini gizleyen ve gölgelendiren, her şeyden çok ezilen sınıfın devrimci zorundan korkan bir liberal düzeyine düşmüştür. "Proletaryanın devrimci diktatörlüğü" fikrini, ezilen sınıfın eziciler üzerinde devrimci zor kullanmasını ortadan kaldıracak biçimde "yorum"layarak, [sayfa 26] Kautsky, Marx'ın liberal çarpıtılması dünya rekorunu kırmıştır. Dönek Bernstein, artık dönek Kautsky yanında, ancak bir fino köpeği olarak görünüyor.
__________________ Kim Öğretiyor? PARTİ! Kim vuruyor? CEPHE! Kimin için? HALK İÇİN! |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| cizgileriyle, lenin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Lenin'in çizgileriyle Troçkizmin Bir Fizyonomisi | Rozerin | Teorik Eğitim | 5 | 01-03-2009 18:58 |
| Lenin Der Ki; | BABİL | Serbest Kürsü | 3 | 08-31-2008 21:00 |
| Lenin | deniz_gibi_olmalı | Genel Mizah | 8 | 05-29-2008 19:58 |
| Elveda Lenin 2002 Dvdrip Türkçe (Good Bye Lenin!) | Filmci | Yabancı Film İndir | 0 | 03-21-2008 05:47 |
| Elveda Lenin / Good Bye Lenin / 2002 / DvdRip / TR / IMDB*7.8 | ruya | Film - Video | 2 | 01-20-2008 15:01 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 06:01 .