![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 76
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3 ![]() | Devrim ve sosyalizm hedefinin geçersizliğini ispatlamaya çalışanların en sık kullandıkları argüman sosyalizmin Rusya'da denediği ve başarısız olduğudur. Yine bu kişiler 'insanların SSCB'yi kendi elleriyle yıktıklarını, bunun da gösterdiği gibi sosyalizmin kötü bir şey olduğunu' söylerlerler. Bu söylenenler aynı zamanda kapitalist sınıfların devrimci mücadele karşısındaki en büyük ideolojik silahlarından biridir. Bu iddialara, sosyalizm adına hala Stalinist pratikleri savunanların doyurucu cevaplar vermesi mümkün değildir. Bu yüzden de geçmişle hesaplaşamayan bu çevrelerin devrimci mücadele hiçbir inandırıcılığı ve iddiaları olamaz. Öte yandan proleter devrim için var güçleriyle mücadele eden Bolşeviklerin, hem kapitalistlerin sosyalizme karşı açtıkları ideolojik saldırıları püskürtmek hem de devrimci Marksist gelenekten Stalinist artıkları tamamen temizlemek için yukarıdaki iddiaları çok net biçimde cevaplandırmaları zorunludur. Bunun için yaşamın kendisi bize oldukça fazla materyal sağlıyor. Mesele sadece devrimci tarihimizi iyi bilip ona sahip çıkmaktan geçiyor. Paris Komünü'nden sonraki ilk proletarya diktatörlüğü gelişmiş kapitalist Avrupa ülkelerinde değil, Rusya'da 1917 Ekim Devrimi ile kuruldu. Rusya geri kalmış bir köylü ülkesiydi. Ancak işçi sınıfı nicel olarak küçük de olsa büyük işyerlerinde toplanmıştı ve toplumsal üretimde sayısal küçüklüğüne oranla çok önemli bir yere sahipti. Rusya'da işçi iktidarını mümkün kılan da işçi sınıfının bu konumuydu. Ancak Bolşevik önderler, bir köylü denizi olan Rusya'nın tek başına, uzun süre dayanamayacağının da farkındadıydılar. Üretici güçlerin oldukça geri olduğu Rusya'da devrimin başarısı Avrupa'daki olası işçi devrimlerinin başarısına bağlıydı. Devrim süresince Troçki, "Eğer Avrupa halkları ayaklanıp emperyalizmi ezmezlerse ezilecek olanlar bizleriz, buna şüphe yok. Ya Rus Devrimi mücadele kasırgasını Batı'da yükseltecek ya da bütün ülkelerin kapitalistleri bizim mücadelemizi boğacaklar" demekteydi. Benzer şekilde Lenin, "En küçük bir şüphe duyulmamalıdır ki gerçekleştirdiğimiz devrim, eğer tek olmaya devam ederse, eğer başka hiçbir ülkede devrimci hareket olmazsa, amaçladığı zafere ulaşamayacaktır... Bütün bu zorluklar karşısında tek kurtuluşumuz, tekrar söylüyorum, tüm Avrupa'yı kapsayan bir devrimdir" diyordu. Başka bir yerde de Lenin bu düşüncesini şöyle ifade eder: "Yalnız tek bir ülkede değil bir ülkeler sisteminde yaşıyoruz ve Sovyetler Cumhuriyeti'nin emperyalist devletler ile yan yana uzun bir süre varolacağı düşünülemez. Sonunda ya biri ya da öbürü kazanmak zorundadır." Rusya'nın, Avrupa'daki devrimler gerçekleşene kadar hayatta kalabilmesi için atması gereken önemli adımlar, çözmesi gereken temel sorunlar vardı. Bu sorunlardan belki de en önemlisi emperyalist Birinci Paylaşım Savaşıydı. Yeni işçi iktidarı yıkılan eski rejimin içinde olduğu emperyalist savaştan biraz evvel savaştan çekilmek istiyordu, öte yandan savaşın diğer tarafı olan Alman şovenizmi Rusya topraklarını işgal ederek işçi iktidarını çok ağır koşulları kabul etmeye zorluyordu. İşçi iktidarı için çok zor olan bir tercih aşamasına gelinmişti. Hem ordunun savaşacak güçte olmayışından, hem gelecek saldırılara karşı güç toplamak, dirilmek gerektiğinden hem de içeride genç işçi devletinin işleyiş prensiplerini oturtmak zorunluluğundan Almanlarla devrimci bir savaş yürütmek yerine Ocak 1918'de Brest-Litovsk Anlaşması yapıldı. Bu anlaşma büyük bir yıkım demekti: Sovyet Rusya topraklarının 1/4'ünü, nüfusun %44'ünü, tahılın 1/3'ünü, devlet gelirlerinin %27'sini, şeker fabrikalarının %80'ini, demirin %73'ünü ve kömürün %75'ini kaybetti . Rusya çapındaki 16 bin sanayi işletmesinin 9 bini kaybedilen topraklardaydı. Lenin, Yedinci Parti Kongresi'nde barış anlaşmasının onaylanması savunurken, devrimin uluslarası boyutunu da aklından çıkarmıyordu: "Dünya-tarihsel açıdan düşünüldüğünde, tek başına kalması halinde, diğer ülkelerde devrim hareketi olmadığı takdirde, devrimimizden nihai zafere ulaşmasının beklenemeyeceğine şüphe yoktur. Bolşevik Parti bu işin üstesinden gelirken devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğu inancıyla hareket etti. Bir Alman devrimi olmadığı takdirde yenilgiye yazgılı olduğumuz mutlak bir gerçektir."(2) Beklenildiği üzere Avrupa'da bir dizi ülkede devrimci mücadele dalgası kısa zamanda kendisini gösterdi. 1918 yılında Almanya ve Macaristan'daki devrimci ayaklanmalar bir Avrupa Sovyet Cumhuriyeti'nin yakın olduğu hissinin doğmasına yol açtı. Ancak varolan ekonomik buhrana ve işçilerin mücadele isteğine karşın, bu hareketleri iktidara taşıyacak, işçi sınıfının en ileri bilinçli kesimini bünyesinde barındıran, sınıflar mücadelesinde deneyimle çelikleşmiş güçlü bir devrimci partinin olmayışı, bu devrimci kalkışmaların bir bir yenilgisine yol açtı. İç Savaş Avrupa'dan gelecek devrim beklentileri ertelendiğinde Rusya'daki işçi iktidarını bekleyen büyük bir sorun daha vardı: iç savaş. Avrupa'daki diğer devrimlerin kaybedilmesi ile hemen hemen eş zamanlı olarak, Rusya'da, karşı devrimci Beyaz Ordu işçi devletine karşı bir iç savaş başlattı. Rusya'daki Sovyet iktidarını yok etmek için emperyalist devletler Beyaz Ordu'yu desteklemekle kalmadılar işçi devletine karşı bizzat birçok cepheden saldırıya geçtiler. İşçi iktidarını savunmak için, devrimi yapan en ileri bilinçli işçiler Kızıl Ordu saflarında cepheye koştular; en ön saflarda ölenler de onlar oldu. İç savaşın yarattığı yıkım sadece insan kayıplarıyla sınırlı değildi. İç savaş sürecinde hammade, yakıt ve yiyecek kıtlığı nedeniyle sanayi çöktü. Ulaşım da çökmüştü. 1918'de varolan lokomotiflerin yüzde 48'i hizmet dışıydı. 1913'deki sanayi üretimi 100 olarak alındığında yıl yıl sanayi üretimindeki gerileme şöyleydi: 1917 ..... 77 1918 ..... 35 1919 ..... 26 1920 ..... 13 Sanayinin farklı dallarında üretimin geldiği boyut şu şekildeydi (1913 düzeyi 100 olarak kabul edilmiştir): Tuz 30 Lokomotif yapımı 14,8 Keten İpliği 38 Saban 13,3 Eğrilmiş kenevir ipliği 23 Pamuklu kumaşlar 5,1 Elektrik üreten ve dağıtan aletler 5,4 Tuğla 2,1 Pik demiri 2,4 Demir cevheri 1,7 Akümülatör 12,5 Ampul 10,1 Şeker 6,7 Çimento 3 Bitkisel Yağlar 3 Kağıt ve kağıt hamuru 25 Deri 38 Kömür 27 Yün iplik 27 Demiryolu vagonu 4,2 Petrol 42,7 Tütün 42,5 İç savaş süresince yaşanan açlık şehirlerin kırlara çekilmesine neden olmuştu. Devrimin kalbi Petrograd'da büyük bir sosyal yıkım yaşanıyordu: 1917'de 2.400.00 olan şehir nüfusu 1920'de 574 bin düşmüştü. Açlıkla birlikte salgın hastalıklarda görülüyordu. "Proletaryamız büyük ölçüde deklase olmuştur; korkunç krizler ve fabrikaların kapanması insanları açlıktan yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlamıştır. İşçiler fabrikalarını terk etmişlerdir; işçi olmaktan vazgeçerek köye dönüp oraya yerleşmek zorunda kalmışlardır." 1918-20 arasında salgın hastalıklar nedeniyle ölenlerin sayısı ise 7 milyonu aşmıştı. Devrimin ve işçi devletinin kalbi olan Petrograd'da Ekim devrimi sırasında 400 bin fabrika işçisi varken, 1 Nisan 1918'de sanayide çalışan işçi sayısı 71.575 oldu. İşçi sınıfının gerilemesi sadece sayısal değil, ayrıca da nitelikseldi. Lenin: "Savaştan bu yana geçen zaman içinde Rusya'daki sanayi işçilerinin proleter karateri daha önce olduğundan çok daha az, çünkü askerlikten kaçmak isteyenlerin hepsi fabrikalara doluştu." 1921-22 yıllarındaki işçilerin çoğu daha önce öğrenci, esnaf, köylü olanlarla bunların çocuklarıydı. Lenin bu konuyla ilgili olarak şunları söylemişti: "Sanayi proletaryası... savaşın, olağanüstü yoksulluk ve yıkımının sonucu olarak deklase bir duruma gelmiş, yani kendi sınıf temelinden çıkmış ve proletarya olarak varlığını yitirmiş durumdadır. Proletarya, geniş ölçekli kapitalist sanayide maddi değerleri üreten sınıftır. Geniş ölçekli kapitalist sanayi yıkıma uğramış, fabrikalarda üretim durmuş olduğuna göre, proletaryanın varlığı ortadan kalkmıştır. Kimi zaman istatistiklerde sayısal olarak kendisinden söz edilmekle birlikte, ekonomik olarak bir bütün olmaktan çıkmıştır." "Proleterler, bugünkü perişan koşullarımızın bir sonucu olarak, yaşamlarını proleter olmayan ve geniş ölçekli sanayi ile ilişkisi bulunmayan yöntemlere başvurarak idame ettirmek zorunda kalıyorlar. Karşılığında tahıl ürünleri alabilmek için, sanayi ürünlerini ya çalarak, ya da kamuya ait fabrikalarda kendileri için üretim yaparak, yani küçük burjuva ve vurguncu yöntemlere başvurarak temin etmek zorundalar... Proleterya deklase, yani sınıf niteliğini yitirmiş bir durumda. Fabrikalar ve atölyeler atıl, işe yaramaz bir halde, proleterya zayıf, parçalanmış, kuvvetten düşmüş durumda" Devasa bir ülkede sosyal yaşamın organizasyonu ertelenemezdi, ama bu organizasyonu yapacak proleterler tamamen dağılmış durumdaydı. İşçi sınıfının maddi varlığının hemen hemen sona erdiği bu koşullarda Bolşevik Partisi kendini işçi sınıfı yerine ikame etmek zorunda kaldı. On binlerce parti üyesi memur olarak atandı. Marks'ın Paris Komünü'nden çıkardığı ve işçi iktidarının en temel prensiplerinden birisi olarak sınıf mücadelesinde yerini alan ve Lenin'in Devlet ve Devrim adlı eserinde ısrarla vurguladığı ilke artık Rusya'da uygulanamazdı. Çünkü, temsilcileri seçecek, denetleyecek ve gerektiğinde görevden alabilecek işçi sınıfı iç savaş boyunca atomize olmuştu. Ayrıcalıklaşmanın, bağımsızlaşmanın yani yeni bir yönetici sınıfın oluşmasının önünde en büyük engel olan sınıf bilinçli bir işçi sınıfının varlığı ortadan kalkmıştı. Böyle olunca, dayandığı sınıfsal temel yok olmuş ve moralman çökmüş olan işçi devletinin bürokrasisi havada asılı kalmıştı. Bu koşullar, işçi iktidarını yıkan bürokrasinin 'ayrıcalıklı' bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışının maddi temellerini oluşturdu. İç savaşın bedeli her açıdan çok ağır oldu. Lenin, iç savaşın Rusya'ya verdiği zararı şöyle ifade ediyordu: "Rusya savaştan çıktığında durumu ölesiye dayak yemiş bir adamın durumunu andırıyordu; bereket versin ki, ülke yedi yıl süren bu dayaktan koltuk değnekleriyle ve topallayarak çıkabildi! Şu anda içinde bulunduğumuz durum da budur." Yeni Ekonomik Politika: NEP İç savaştan koltuk değnekleriyle de olsa sağ çıkmayı başaran işçi devletini önemli bir tehlike daha bekliyordu: şehirleri daha fazla beslemek istemeyen köylüler. Yeni Ekonomik Politika (NEP) ile birlikte köylülere istedikleri tavizler verildi; özel sektörün bir serbest pazar oluşturmasına imkan sağlandı. Şehirlere gıda arzını artırmak için girişilen bu politikanın bedeli, işçi sınıfının gücünün mülk sahipleri lehine azalması ve bürokrasinin hem partide hem de işçi devletinde konumunu hızlı bir şekilde güçlendirmesi oldu. Lenin, Rusya'da bürokrasinin gücünün boyutlarının farkındaydı: "Çarı devirebilirsiniz, toprak sahiplerini, kapitalistleri devriebilirsiniz ama bir köylü ülkesinde bürokrasiyi 'deviremezsiniz'... Ancak ağır ağır ve sebatkar bir çabayla azaltabilirsiniz onu... ve uzun yıllar sürer bu." 1920 yılı sonlarında 5.880.00 devlet memuru vardı, bu, sanayi işçilerinin sayısının beş katı fazlasıydı. Bu sayı, Ekim Devrimi sırasındaki proletaryanın toplam sayısından bile daha fazlaydı. Lenin, 12 Haziran 1920'de: "Sovyet hükümeti, burjuva ya da yarı burjuva olan... ve bizim hükümetimize kesinlikle güven duymayan yüzbinlerce memur çalıştırıyor." Lenin, bu unsurların varlığından duyduğu memnuniyetsizliği şöyle ifade diyordu: "Eski bürokratları kovduk, fakat geri geldiler... Bunlar yakalarında kırmızı kurdele takıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar. Bu konuda ne yapılabilir? Bu pisliklekle tekrar tekrar mücadele etmeliyiz..." İç savaş ve NEP döneminin etkileri kendisini Bolşevik Parti'de de gösterdi. 200 bine yakın Bolşevik Parti üyesi iç savaşta ölürken on binlercesi bürokrasiye memur olarak yetişti. NEP döneminde ise Bolşeviklerin hükümet olmaya devam edeceğinin anlaşılması ve parti üyesi olmanın getirdiği bedellerin, ki bu bedel iç savaş süresince en ön cephede savaşmaktı, azalması ile parti kariyeristlerin akınına uğradı. Bu da güçlenen bürokrasiye partide üstünde yükselebileceği zemini sağlıyordu. Lenin daha 1919'daki Sekizinci Parti Kongresi'nde gelecekteki sürecin gelişimiyle ilgili ipuçları veriyordu: "Çarlık bürokratları sovyet kurumlarına katılmaya, kendi bürokratik yöntemlerini uygulamaya başladılar; komünizmin renklerine bürünerek kendi mevkilerinde daha başarılı olacaklarını ve Rus Komünist Partisi'nin üyelik kartına erişeceklerini düşünüyorlar..." Kariyeristler gerçekten de parti kartlarına eriştiler. Partinin dayandığı sınıfsal temel 1921-22 gelindiğinde neredeyse tamamen değişmişti. Parti'nin kompozisyonunun değişiminin en önemli göstergelerinden birisi 1922 yılına gelindiğinde parti üyelerinin sadece yüzde 2'sinin Şubat 1917'den önce Parti'ye üye olmuş olmasıydı. 1921 yılına ait bir diğer veri de Parti'nin sınıfsal kompozisyonunu gözler önüne seriyor: yüzde 8 fabrika işçisi, yüzde 56 devlet memuru, yüzde 8 parti ve sendika görevlisi ve yüzde 27 ordu görevlisi. Bürokrasinin Yükselişi ve Lenin'in Son Kavgası Lenin bürokrasinin güçlenişinin ve devletteki yozlaşmanın farkındaydı: "Bizim şu andaki devletimiz bürokratik bozuklukları olan bir işçi devletidir... Devletimiz öyledir ki, tamamen örgütlü proletarya kendisini ona karşı korumalıdır; eğer işçilerin devletimizi korumalarını bekliyorsak, işçi örgütlenmelerinden, işçilerin kendileri kendi devletlerine karşı korumaları için yaralanmalıyız..." 1922'de Lenin, katıldığı son kongrede, Onbirinci Parti Kongresi'nde parti ve devlet aygıtının istemediği bir rotada ilerlediğini şöyle ifade ediyordu: "Bir yıl boyunca ayakta kalmasını bildik, devlet bizim elimizde; fakat, devlet Yeni Ekonomik Politika'yı bu bir yıl içinde bizim istadiğimiz biçimde mi yürüttü? Hayır...Peki nasıl yürüttü? Aygıt, kendisine yönlendiren ele itaat etmeyi reddetti. Durum, sürücüsünün değil, bir başkasının istediği doğrultuda giden bir arabayı andırıyordu; sanki, direksiyon gizemli, kural tanımaz bir elin idaresindeydi ve bu elin kime ait olduğunu ancak Tanrı biliyor, belki bir fırsatçının, belki bir özel kapitalisttin, belki de her ikisinin. Kimin eli olursa olsun, mesele şu ki, araç, direksiyonda oturanın düşündüğü istikamette değil, çoğu zaman bunun tam aksi istikamette gidiyor. Eksik olan şey nedir? Açıkça söylersek, eksik olan şey, idari işlevleri yerine getiren komünistler katmanının gerekli kültürden yoksun oluşudur. Moskova'da sorumlu mevkilerdeki 4.700 komünisti alır ve bunu muazzam büyüklükteki bürokrat aygıtın karşısına koyarsak, şu soruyu sormamız gerekir: Kim kimi yönetiyor? Gerçekten komünistlerin bu devasa aygıtı yönetmekte olduklarını söyleyebilecek durumda olduğumuzdan kuşkuluyum. Doğruyu söylemek gerekirse, komünistler yönetmiyor, yönetiliyorlar. Çocukken bize tarih derslerinde öğretilene benzer bir başımıza geldi: Kimi zaman bir ulus diğerini fetheder... Eğer fetheden ulus fethedilen ulustan daha kültürlü ise, bunlardan birincisi kendi kültürünü ikincisine dayatır; ama, eğer bunun tersi geçerli olursa, yenilgiye uğramış ulus kendi kültürünü galip ulusa dayatır. Rusya Soyetler Cumhuriyeti'nin başkentinin başına gelen de böyle birşey değil mi? 4.700 komünist... yabancı bir kültürün nüfuzu altına girmemiş midir?... Onların kültürü bayağı ve berbat bir kültür, ama hala bizimkininden yüksek. Düşük ve bayağı olmakla birlikte, bizim sorumlu mevkilerde bulunan komünist idarecilerimizin kültüründen yüksek bir kültür." Lenin'in son mücadelesi yükselen bürokrasiye karşı oldu. Lenin, hayatının son anlarında proletaryanın devlet aygıtı üzerindeki kontrolünü kaybetmesi tehlikesinin ne kadar güçlü olduğunu fark ediyordu. Lenin, "Burjuva toplumun cesedi bir tabuta yerleştirilip, üstü çivilendikten sonra toprağa gömülemez. Kapitalizmin cesedi bizim aramızda, havayı kirleterek, yaşantımızı zehirleyerek yavaş yavaş çürü-yor, dağılıyor; eski, çürümekte ve yavaş yavaş ölmek te olan bu cesetten kopan binlerce lif, yeni, taze, genç, diri olanın ayaklarına sarılarak onu kendi tuzağına düşürüyor" demişti. Haklı olduğu NEP sürecinde Büyük Rus Şovenizminin yükselmesi ile doğrulanmıştı. Büyük Rus Şovenizmi sadece kitleleri et-kilemiyordu, devlet ve parti aygıtı içinde de açık belirtileri vardı. Durum, özellikle Gürcistan sorununda açıklaştı. Stalin ve çevresindekiler, Gürcilerin taleplerine karşı "Büyük Rus kabadayısı" kesilmişlerdi. Lenin, "Bu Büyük Rus milliyetçi kampanyasının politik sorumluluğu, hiç kuşkusuz, Stalin'in ve Dzerzinski'nin (Çeka'nın başkanı) omuzlarına yüklenmelidir" diyordu. Vasiyeti yerine geçen kogereye mektuplarında, Lenin, Gürcistan sorunu sırasında Stalin'in yükselen bürokrasinin önemli bir parçası olduğunu görmesinin ve bundan rahatsızlığını görebiliriz: "Genel Sekreter konumuna gelmiş olan Yoldaş Stalin, sınırsız bir otoriteyi kendi elinde toplamıştır ve ben onun bu otoriteyi her zaman ihti-yatlı bir şekilde kullanıp kullanmayacağından emin değilim..." “Stalin aşırı kaba ve onun bu kusuru, biz komünistlerin aralarında hoşgörebilecekleri ve halledebilecekleri bir şey olmakla birlikte, bir Genel Sekreter için hoşgörülemez bir durum. Yoldaşlara Stalin’i işgal ettiği bu mevkiden alark onun yerine daha hoşgörülü, daha sadık, daha nazik, yoldaşlarına karşı daha ölçülü ve duyarlı olma açısından bir avantaja sahip ve bu bakımlardan Yoldaş Stalin’den tamamen farklı bir insanı getirmenin yolu üzerine düşünmelerini önermemin nedeni de bu.” Stalin'in söz konusu hızlı yükselişini sağlayan ve O'nu tarihsel kişilik yapan faktör, Stalin’in parti genel sekreteri olarak atama mekanizmasını büyük ölçüde elinde tutmasıydı. Belli bir mevkiye gelebilmek ya da o mevkide kalabilmek Stalin'in tutumuna bağlıydı. Bu da Stalin'e bürokrasinin şefi olarak büyük güç kazandırıyordu. Son Kaleler Direniyor 1918'deki dalgadan sonra ertelenen umutlar 1920'lerin başında tekrar yeşerdi. İkinci bir devrim dalgası Avrupa'yı etkiliyordu. Almanya 1921'den sonra 3 kez devrim sesleriyle sarsılmıştı. İtalya bu süreçte kızıl günlerini yaşadı. Almanya'da artık 1918'deki gibi işçi sınıfı içinde etkili bir devrimci partinin yokluğu sorunu da ortadan kalkmıştı. 1923'te Alman Komünist Partisi, proletaryanın çoğunluğunu etkisi altına almıştı. Alman Komünist Partisi, sosyalist devrimi başarıyla işçi iktidarına çevirmiş olan Bolşeviklerin her söylediğini harfiyen uygulamaya hazırdı. Bu durumdan yararlanan Komintern içindeki Zinovyev ve Stalin kliklerinin kariyerist hesaplar peşinde koşmaları, Ekim Devrimi'nin sonuçlarını içselleştirememiş olmaları ve öngörüsüzlükleri ile Alman devriminin mezarını kazdılar. Devlet içindeki yozlaşma parti içinde bir süredir kendine ifade buluyordu. Genel sekreterlik görevini elinde toplayan Stalin yerel parti ve sovyet örgütlerinde, Komintern'in başkanlığını yapan Zinovyev komünist partiler içinde kendi etkisini ve yerini güçlendirecek atamalar yapıyor, adımlar atıyordu. Bu adımlar son zamanlarda hız kazanımş ve daha cüretkarlaşmıştı. Lenin'in son mücadelesi ve Almanya devriminin yenilgisi parti içinde yaşananları su yüzüne daha çok çıkardı, parti içindeki kamplaşmayı berraklaştırdı. Lenin'in ölümünden sonraki süreçte parti içinde farklı siyaseti izleyen üç grup oluşturuldu. Bu guplar işçi devletindeki farklı sınıflara tekamül ediyordu. Bu gruplardan birincisi işçi sınıfını temsil eden, Troçki'nn içinde bulunduğu Sol Muhalefet; ikincisi köylüleri temsil eden, Buharin'in içinde bulunduğu sağ kanat ve sonuncusu da Stalin'in öndegelenlerinden biri olduğu, yükselen bürokrasinin temsilcisi merkez eğilimdi. İşçi devleti dayandığı temeli, işçi sınıfını büyük ölçüde kaybetmişti. Devrimi yapan en ileri bilinçli işçiler iç savaş ve açlıkla yok olmuş onun yerini alan işçiler ise daha öncesinde bir sınıf bilincine sahip olmayan köylerinden yeni gelmiş köylülerdi. Bu da, Troçki ve Sol Muhalefet'in üzerinde yükseldiği zeminin çökmesine neden olmuş. O’nu bürokrasi karşısında güçsüz hale getirmişti. NEP’le birlikte hızlanan bir ivmeyle bürokrasi güçlenmişti. Öyle ki bürokrasinin mevcudu sayısal olarak devrim sürecindeki işçi sınıfı üyelerinin sayısını çoktan aşmıştı. Öte yandan sağ ve merkez eğilimlerin politikaları sonucu uluslararası devrimler (Almanya-1923 gibi) kaybedilmişti. Bu koşullar sağ kanattan daha çok Stalin’in merkez kanadını güçlendirdi. Bürokrasinin yükselişi işçi sınıfına rağmen oluyordu. Bu nedenle, Stalin önderliğindeki merkez kanadın Ekim geleneğini yok etmesi şarttı. Bunun ilk koşulu Sol Muhalefet'in ortadan kaldırılması idi. Daha sonra Sol Muhalefet'i ezmek için kullandıkları, iktidar olma yeteneğine sahip olmayan köylülerin temsilcisi Buharin önderliğindeki sağ kanadı saf dışı etmek zor olmayacaktı. Öncelikle, Sol Muhalefet'in en önde gelen sesi olan Troçki ekarte edilmeye çalışıldı. Troçki aleyhinde, Staln'in daha sonra çok kullanacağı (36 mahkemeleri sürecinde) karalama kampanyaları yürütüldü. Ancak, Troçki gibi Ekim Devrimi'nin ikinci önderi olan birinin varlığı her zaman tehdit unsuru, yapılması planlananlar önünde engeldi. Stalin, ilk defa Troçki'yi sürgün etmeyi denediğinde işçi sınıfı içinden tepki geldi: işçiler ve Sol Muhalefet üyeleri Troçki'yi götürecek treni önünde bedenlerinden duvar yaparak durdular. İşçi sınıfı Ekim Devrimi'nin mirasına sahip çıkmak için yapabileceği, daha doğrusu gücünün yettiği son adımı atmıştı. Ancak, Stalin bu noktada durmaya niyetli değildi. Yeni saldırısı daha güçlü oldu ve sadece Troçki'ye değil, Sol Muhalefet'in üyelerine yönelikti. Troçki, önce Alma-Ata'ya sonra Türkiye'ye süregün edildi. İşçi sınıfının son örgütlü temsilcisi olan Sol Muhalefetin imhasının tamamlanmasıyla birlikte 1928'de Stalin ve bürokrasi iktidarı tam olarak eline geçirdi. Bu, sınıflar mücadelesinde bir kırılmayı ifade ediyordu: Üretim araçları ve toplumsal yaşam üzerindeki işçi kontrolü Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ile yasaklanıyordu. Artık yeni rejimin yasalarında, fabrikalarda ve işyerlerindeki tüm kontrolün fabrika müdürlerinde olduğu yazılıydı. Eski rejimi savunanlar şiddetli cezalara çarptırılacaktı. İşçi iktidarı, kendini bir sınıf olarak örgütlemeyi başaran bürokrasinin karşı devrimi sonucu kaybedildi. Stalin, bu karşı devrimin ve bürokrasinin en önemli temsilcisiydi. Artık söz konusu olan yozlaşmış da olsa bir işçi devleti değil kapitalizmin yeni bir versiyonuydu: bürokratik devlet kapitalizmi. Her karşı-devrim sürecinin kanlı yaşanması gibi bu süreçte kansız olmadı. Stalin, Ekim Devrimi hafızasına sahip bir kuşağı kısa bir sürede yok etti. Bu nedenle, Troçki'nin dediği gibi "Bolşevizm ile Stalinizm arasında bir kan nehri vardır, eski Bolşeviklerin kanı." Sonuç Niyetine Lenin, NEP sürecinde yaşananlar nedeniyle Sovyet Rusya'nın giderek burjuva iktidarına kaymakta olduğunu söyleyen bir profesörün sözlerini değerlendirirken "Tarih her türlü dönüşümlerin tanığıdır. Politikada güvenimize, inançlara, sadakate ve başka yüce ahlak değerlerine bağlı kalmak son derece önemsizdir. Tarihsel sonuç büyük kitleler tarafından belirlenir ki bunlar küçük bir grup insandan memnun değillerse, onlara pek de nazik davranmazlar" demişti. Rusya'da gerçekten de tarihsel sonuç büyük kitlelerin etkinlikleri tarafından, gittikçe güçlenen bürokrasi ile işçi sınıfı arasındaki mücadelenin işçi sınıfı tarafından kaybedilmesiyle belirlenmişti. Bu mücadelede işçi sınıfının elini güçlendirebilecek tek gelişme devrimin yayılması ve böylece Rusya'nın gerici güçlerce (emperyalist devletler, eski Rus yönetici sınıfı ve onun destekçileri, yükselen bürokrasi) kuşatılmışlığının ortadan kaldırılmasıydı. Kısacası, işçi iktidarından devlet kapitalizmine uzanan süreç kaçınılmaz değildi. Devrimin uluslararası alanda yayılması için gösterilecek çaba devrimin imdadına yetişecekti. Ancak, bürokrasinin sınıf çıkarını devrimin yayılması değil, "tek ülkede sosyalizm" formülü ifade ediyordu. Stalinizm, kendi baskıcı iktidarını meşrulaştırmak için kendisini Rusya ve tüm dünyada Ekim Devrimi'nin mirasçısı olarak gösterdi. Böylece, sadece işçi iktidarını yok etmekle kalmadı ayrıca da onlarca yıl Marksist geleneğin çarpıtılmasını Marksizm olarak sundu. Stalinizmin Marksist gelenekte yarattığı tahribat, Bernstein revizyonizminden defalarca daha büyüktü. Bütün bu süreç boyunca devrimci Marksistler, hem söz konusu tahribata karşı hem de proleter bir devrim için mücadele ettiler. Çok zorlu geçen ve ağır bedeller ödenerek yürütülen bu mücadele sayesinde devrimci Marksizmin temiz bayrağı gelecek kuşaklara (bize) devredildi. Bizim görevimiz ise bu temiz bayrağı daha da yükselterek proleter devrimlerle taçlandırmaktır. Rosa Luksemburg'un dediği gibi "Gelecek her yerde Bolşevizme aittir." Aynur Akman Kasım 2005 ------------------------------------------ 1. Cliff, Tony, Lenin 3, Z Yayınları, Ankara: 1996, s. 68 2. Lenin, Works (Eserler), cilt 33, s. 98 3. Cliff, Tony, age., s.110 4. Lenin, Works (Eserler), cilt 33, s. 23-24-65 5. Lenin, Works (Eserler), cilt 31, s.178 6. Lenin, age., cilt 29, s. 32-33 7. Lenin, age., cilt 29, s. 183 8. Kritsman, op. cit., s. 135 9. Lenin, Works (Eserler), cilt 33, s. 279 10. Lenin, Works (Eserler), cilt 36, s. 594-5 |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| devrim, kaybedildi, nasıl, rusyada |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Devrim | EŞKIYA | Sunay Akın | 4 | 06-23-2009 20:32 |
| 1917 Rus Devrimi Nasıl Kaybedildi? | spamsizlik | Dünya Devrim Tarihi | 1 | 06-25-2007 21:17 |
| rusyada 1 mayıs saldırısı | yksel | Dünya'dan Haberler | 0 | 05-11-2007 00:44 |
| tek yol devrim | deniz_gibi_olmalı | Film - Video | 0 | 04-29-2007 20:37 |
| Aşamalı Devrim mi, Proleter Devrim mi? | metin_new | Makaleler | 0 | 04-28-2007 22:28 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 16:14 .