Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim

Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim Devrimci kişilik ve devrimci eğitim üzerine açılımlar

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 05-23-2007, 00:52   #1 (permalink)
 
Üyelik tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 63
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 3
enteresan_22 Seçkin bir yolda.
Standart Karl Marx - F.Engels: KOMÜNİST PARTİSİ MANİFESTOSU - Önsözler

Karl Marx - F.Engels: KOMÜNİST PARTİSİ MANİFESTOSU


***ÖNSÖZLER***

YAYINLAYANIN NOTU EKİM 1968

BİLİMSEL sosyalizmin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist
Partisi Manifestosunu, 1848'in eşiğinde, Avrupa'yı bir baştan bir başa
devrimlere götüren kırbaçlayıcı olayların içinde yazdılar.

1848 Şubat'ında,
devrimci dalganın en yüksek noktasına ulaştığı bir sırada yayınlanan bu
eserde genç Marx ve Engels, teorilerinin ve o güne kadarki deneyimlerinin
tümünün bir sentezini verdiler. Marksizmin program ve inançlarının en kısa
ve düşmanlarının bile çok iyi anladıkları en açık bir beyanı olarak bu
belge, şimdi elimizde sosyalist literatürün temel klasiklerinden biridir.

İlan ettiği ilkelerin türlü ideolojik ve politik akımlar
arasında tartışmalara ve savaşımlara konu olması nedeniyle hep sözü
edilegelmiş, bilim ve düşünce alanındaki sayısız çalışmada başlıca bir
kaynak olarak kullanılmış, dolayısıyla fikir ve politika yaşamını, şu ya da
bu yönde, derinden etkilemiş bir eserdir bu.

Manifesto'nun bizde de oldukça yaygın bir ünü vardır. Gerçi, kendi
dilimizdeki eski baskıları tükenmiş, bugüne kadar da yeni bir baskısı
yapılmamış olduğu için, eseri uzun yıllardır yalnızca yabancı dil bilenler
okuma olanağını bulabilmişlerdir. Bununla birlikte, bazı sözleri ve
içerdiği bazı fikirler, basında ve politika arenasında zaman zaman
eleştirilere konu olduğundan, çoğu kimsenin yabancısı değildir.

Türk okuyucusu, sayısız sol ve sağ kitapta Manifestodan yapılan
alıntılarla karşılaşmış, bunlar üzerinde değişik dünya görüşleri ve sınıf
çıkarları açısından yürütülen fikirleri izlemiştir. Eserin, ünlü bütün ülkelerin
işçileri, birleşiniz! sloganı bile bugün günlük politikada alelade
tartışılan bir konu haline gelmiş, örneğin sosyalist bir partinin genel
başkanı bu sloganın yanlış olduğunu ileri sürerek birtakım sözler
söylemiştir. Yani, kitap ortada yoktur, ama tezleri etrafında yapılan ileri-geri
türlü eleştiriler yoluyla fikir ve politika dünyamıza girmiştir. O kadar ki,
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin tartışmalı bir oturumunda da konu olmuş,
bazı kısımları, bir iktidar grubu sözcüsü tarafından kürsüden okunarak,
Meclis zabıtlarına geçmiştir.

Bu eser, gerek yazıldığı dönemin toplumsal savaşımı
içinde, gerekse dünya devrimci hareketinin ve genel olarak son yüz yirmi
yılın toplumsal savaşımlarının tarihinde çok önemli yeri olan tarihsel bir
belgedir; çağdaş bilim ve düşüncenin oluşumunda ve fikir akımlarının
biçimlenmesinde derin izleri olan, dolayısıyla çağımızı ve dünyanın gidişini
kavramamıza ışık tutan kültür kaynaklarından biridir. Kuşkusuz bu bakımdan,
bilimsel sosyalizmin kurucularının bu ünlü eserinin, bu tarihsel belgenin
uzun süredir yayın dünyamızda eksikliği büyük bir boşluk olarak duruyordu.

Eser, bilimsel bir eserdir; ve bugün tüm dünyayı, şu
ya da bu açıdan, yakından ilgilendiren bir akımın temel
teorik bilgisini içinde taşımaktadır. Komünizme karşı olmak ya da ondan yana
olmak biçiminde, genel olarak iki kutuplu büyük bir savaşımın sürüp gittiği
bir dünyada, kuşkusuz bu savaşımın tam bilincine varmanın, neyin komünizm
olduğunu ya da olmadığını öğrenerek çağımızın bu savaşımını doğru olarak
kavramanın gereği ortadadır.

Bu yüzdendir ki, komünist teorinin temel bilgisini veren
bu eser, bütün uygar ülkelerde çok sayıda basılmakta, sosyalist klasikler
arasında en geniş ilgiyi görmektedir.

Yine bu yüzdendir ki, Komünist Partisi Manifestosu
Türkiye için özel bir önem taşımaktadır. Çünkü gerçekten, Türkiye'de çok
değişik, bir komünizm anlayışı yürürlüktedir. Yakın tarihimiz, komünist
teorinin gerektirdiği eylemle hiçbir ilgisi olmayan nicelerine komünist
dendiğinin örnekleriyle doludur. Toplumsal savaşımın her dalında, hoşa
gitmeyen pek çok şeye bir küfür gibi bu sıfat yüklenmiştir. Her ileri fikir
ve hareket, milli menfaatler vb. kılıfına girerek karşısına dikilen
gericinin dilinde, komünistlikten başka bir ad almamıştır. Gene de, bu
karmakarışık durum, her günkü birsürü yeni örneğiyle sürüp
gitmektedir. Gazete fıkralarında ve meydan nutuklarında tanımını bulan
birtakım komünizm anlayışı fikir ve politika dünyamızı adamakıllı
bulandırmıştır. Kimine göre komünistlik, işçilerin, köylülerin silahlanarak
sömürücülere karşı ayaklanmasıdır; yani, -burjuvazinin baskısı ve
zorlamasıyla ve çok belirli tarihsel koşullar altında kaçınılmaz olarak
kendini gösteren- böyle bir savaşımdan ayrı bir savaşım biçimi tanımayan, her
durumda ve her zaman hiçbir yasal savaşım biçimi tanımayan hesapsız-kitapsız
bir delioğlan işidir; kimine göre de, çağdaş burjuvazinin piyasaya sürdüğü
sosyal adalet terimi bile ve buna ilişkin her şey komünistliktir.

Türk Ceza Yasası'nın 141. ve 142. maddelerinin uygulaması da bu yolda
zengin örnekler vermiştir. Gerçi bu maddelerde komünizmin adı geçmez; ama,
yasakladığı eylemlerin komünistlik olduğu ya da bu maddelerin komünizmi
yasakladığı gibi bir anlayış yürürlüktedir. Böyle subjektif bir yasa anlayışından
hareket eden birkısım profesör bilirkişiler, savcılara ve mahkemelere hayli
ilginç raporlar düzenlemişlerdir. Bunlar akla-hayale sığmaz bir biçimde
birçok şeyi komünistlik olarak göstermişler, adı geçen maddelerde yasaklanan
eylemlerin somut öğelerini taşıyıp taşımadığına bakmaksızın, kendilerinin
komünizm dedikleri şeyin bu eylemleri kendiliğinden içine aldığını ve
komünizmden bu eylemlerin anlaşılması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu gibi
bilirkişi raporları ve bu raporlara dayandırılan savcı iddiaları,
mahkemelere ve Yargıtay'ın yargıçları önünde tekrar tekrar yüzgeri olmakla
birlikte, uzun yıllar olduğu gibi, şimdi de birtakım haksız durumlar
yaratmaktadır. İşin asıl tuhaf bir yanı da, Anayasa Mahkemesi yargıçlarının
içten ve yorucu bir çalışmayla, komünizmin ne olduğunu, ne olmadığını
ayırdetme konusu üzerinde aylarını harcadığı bir ülkede, karşı oldukları
şeyin ne olduğunu bilmeyen birtakım grupların, komünizmle mücadele adı
altında, önlerine gelen her şeye saldırmalarıdır. Bütün bu karmakarışık
durum, komünist teorinin ilkelerini ve temel bilgisini veren bu eserin,
kültür yaşamımız için önemini bir kat daha artırmaktadır.

Hiç kuşkusuz, bu tarihsel belgede öngörülen savaşım biçiminin Türkiye'nin
içinde bulunduğu gerçeklerle bir ilgisi yoktur. Marx ve Engels emperyalizm
çağında yaşamadılar. Onlar, Manifestoyu 19. Yüzyılın ortasında, milli
burjuva sınıflarının egemen olduğu Avrupa'nın ileri sanayi ülkelerinde
proletarya ile burjuvazi arasındaki egemen çelişmeye dayanan savaşım
koşulları içinde yazdılar. Bugün Türkiye'de durum böyle değildir. Ulusumuzun
sınıfsal yapısını ve sınıflararası ilişkilerini belirleyen
objektif koşullar yönünden olsun, tarihimizin bugün ünümüze koyduğu dava
yönünden olsun, bu en kesin gerçektir.

Türkiye, emperyalizmin denetiminde, işbirlikçi sermayenin ve yarı-feodal
ilişkilerin egemen olduğu bir ülkedir. Ne gelişmiş bir milli sanayimiz,
dolayısıyla ne de güçlü bir milli burjuvazimiz var. Halkımız emperyalist
sömürünün ve ağalığın çifte egemenliği altındadır. Yani, bizdeki egemen
çelişme, proletarya ile milli burjuvazi arasındaki çelişme değil,
emperyalizm-işbirlikçi sermaye ilişkileri ve yarı-feodal ilişkiler ile
halkımızın tümünün çıkarları arasındaki çelişmedir.

Bu yüzden, bizim savaşımımız, proletaryanın milli burjuvaziye karşı
yürüttüğü antikapitalist-sosyalist devrim savaşımı değil, emperyalizme ve
feodalizme karşı bağımsızlık ve demokrasi savaşımıdır. Yani, ülkemizi
emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sömürüsünden ve baskısından kurtararak
tam bağımsız, ağalığın sömürüsünden, baskısından ve her türlü feodal
ilişkilerden kurtararak tam demokratik bir ülke yapma savaşımıdır.

Bu yüzden, bizim savaşımımız, yalnızca proletaryayı değil, bütün milli
sınıf ve öğeleriyle ulusumuzun tümünü içine almaktadır. Ama, zafer
sağlayabilmemiz ve bu zaferi kesinleştirebilmemiz, proletaryamızın öncü bir
rol oynayabilmesine bağlıdır. Çünkü, halkımızın sömürü ve baskıdan en çok
acı çeken parçası olarak proletarya, sınıf çıkarları bakımından, bu savaşımın
yakın-uzak bütün sonuçlarıyla tam bir uzlaşma halinde olan, dolayısıyla en
devrimci potansiyeli içinde taşıyan bir sınıftır; bağımsızlık ve
demokrasi savaşımımızın her aşamasında her zaman en önde yürüyebilir ve
devrimin zaferine bekçilik ederek onu derinleştirebilir. Bu yüzden, bizim savaşımımız,
yalnız proletaryanın savaşımı değil, ama proletaryanın öncülüğünde ve onun
devrimci politik örgütünün açacağı milli bayrağın etrafında, işçi-köylü
beraberliği temeline dayanan en geniş bir antiemperyalist-antifeodal cephede, milli
sınıfların tümünün ve, hangi sınıftan olursa olsun, yurtsever ve demokrat
öğelerin tümünün birleşmesini gerektirmektedir.

Bu yüzden, tarihimizin bu aşamasında, bizim önümüzdeki devrim, sosyalist
devrim değil, bir milli demokratik devrim olacaktır. Politik iktidar,
burjuvaziye karşı sosyalist devrimi gerçekleştiren proletaryanın iktidarı
değil, emperyalizme karşı, emperyalist ve feodal ilişkilere karşı
milli demokratik devrimi gerçekleştiren sınıfların ortak iktidarı olacaktır;
savaşım içinde yığınların desteğini kazanabilmiş proletaryanın öncülüğünde ve
işçi-köylü yığınlarının yaşamsal çıkarları temeli üzerinde bütün milli
sınıfların ortak iktidarı olacaktır. Dolayısıyla, kaçınılmaz
olarak, üretim araçları üzerindeki mülkiyet düzeni de, sosyalist değil,
devrimi gerçekleştiren bütün milli sınıfların mülkiyet biçimlerini içine
alan bir düzen olacaktır. Örneğin, toprak reformu yapılarak köylümüz toprak
sahibi olacak, yani toprakta ve öteki tarım üretimi araçlarında özel
mülkiyet sahibi olacaktır. Yine örneğin, bu devrim döneminde, milli burjuvazimiz,
uluslararası tekelin ve işbirlikçi sermayenin baskısından bağımsız olarak,
fabrika ve imalathanelerini elinde bulunduracaktır.

Ülkemiz böyle bir gelişme süreci içindedir. Ve bu yüzden, bizim savaşımımız
böyle bir süreçten, bir milli demokratik devrimden geçecektir. Ancak böyle
bir devrimle, -emperyalist ve feodal ilişkilerin zincirlerini kırarak,
halkımızın tam bağımsız, tam demokratik bir düzenden kaynağını alan devrimci
coşkusunu ve enerjisini seferber edecek böyle bir devrimle ancak- ülkemiz,
gittikçe emekçi halk yararına ağır basan mülkiyet ilişkileri temeli üzerinde
gelişmesini sürdürebilir. Ve uygarlığın en yüksek tepelerine tırmanma
yarışına koyulabilir.
Uzun süredir bazı kişilerin, bilerek ya da bilmeyerek bütün bu gerçekleri
birbirine karıştırdıklarını görüyoruz.

Örneğin, bir toprak reformu, ya da milli sanayi işletmelerinde özel
mülkiyetin varlığı, bu kişilere göre sosyalizmdir. Emekçilerin devlet
yönetimine ağırlıklarını koyarak denge sağladığı bir iktidar, onlara göre
sosyalist bir iktidardır. Bunlar, hem bir yandan milli demokratik devrim
programına ilişkin, onun ekonomik ve politik yapısını ilgilendiren bu gibi
sloganları yineleyip duruyorlar, hem de öte yandan Türkiye'de milli
demokratik devrimin tamamlanmış olduğunu ileri sürüyorlar. Böylece, hem
sosyalizmle ilgisi olmayan şeyleri sosyalizm olarak gösteriyorlar, hem de
ilan ettikleri programın gerçekleşmesi için gereken savaşımı, milli
demokratik devrim savaşımını reddediyorlar. Hale bakın ki, bu tutumun
sahipleri kendilerinin sosyalist savaşım, üstelik de sosyalist devrim
savaşımı yaptıkları savındadırlar.

Kuşkusuz bütün bu yanılgılar ve şaşırtmacalar karşısında, bilimsel
sosyalizmin kurucularının bu ünlü eserinin, bu tarihsel belgenin yeri
Türkiye için bir kez daha önem kazanmaktadır. Çünkü gerçekten bugün
ülkemizde, gerek sosyalizm adına yapılan şeyler, gerekse baştan
beri saydığımız nedenler gösteriyor ki, neyin komünizm
olduğunun ya da olmadığının, neyin sosyalist devrim, neyin
sosyalist savaşım olduğunun ya da olmadığının bilinmesinde ve bu bakımlardan
kültür yaşamımızın evrensel ve doğru bilgilerle zenginleşmesinde büyük
yararlar vardır.

Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi'nin komünizmin bilgisini veren eserlerin
yayınlanmasını öngören kararına uygun olarak, en önde düşünülmesi gereken
Komünist Partisi Manifestosu'nu, yalnızca üniversite kitaplıklarında,
yalnızca yabancı dil bilenlerin okuma olanakları içinde kalmaktan ve yalnızca
üniversite kitaplarının konusu olmaktan kurtarıp Türk kültürüne kazandırmakla,
önemli bir çeviri ve yayın görevini yerine getirmiş olduğumuz inancındayız.

Süleyman Ege

Ankara, Ekim 1968

MANİFESTİ YEDİNCİ BASKIYA VERİRKEN

Komünist Manifesto'nun Kasım 1968'de yayınlanan birinci baskısından buyana
yirmi altı yıl geçmiş. Bu yıllar içinde Manifest'in başına gelenlerin uzun
bir öyküsü var.

Burada bu öykünün hiç değilse satırbaşlarına değinmeyi zorunlu görüyorum.
Kasım 1968'de birinci baskı çıktığı gün kitabın toplatılmasına karar verildi.
Toplatma emri daha yargıç kararından önce bütün valiliklere yıldırım telle
bildirildi.

Ankara ve İstanbul'daki dağıtımcı depolarında dört bine yakın Manifest'e
el kondu. Ceza Yasası'nın 142. maddesine aykırılık savıyla açılan davada
kitap, uzun bir yargılama sonunda Ankara İkinci Ağırceza Mahkemesi'nin
oybirliği kararıyla aklandı (9 Nisan 1970).

O sıra Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz adlı kitapla
ilgili davada tutuklu olarak yargılanıyordum; bu yüzden
Manifest'in son savunmasını hapishanede hazırlamış, son
savunma ve karar duruşmalarına hapishaneden kelepçeye
vurularak çıkarılmıştım. Aklama kararını hapishanede kutladım.
Tahliye olunca, o güne kadarki dava sürecini içeren
belgeleriyle birlikte Manifest'in ikinci baskısını yayınladım (Ekim 1970).

Yargılama temyiz aşamasındayken 12 Mart darbesi
geldi. Faşist rejim altında Yargıtay aklama kararını bozdu,
daha önce aklama karan veren mahkeme de bu kez mahkumiyet kararı verdi ve
Manifest zoralıma çarptırıldı.

Kornünist Manifesto Davası adlı kitapta bu gelişmeleri ana belgeleriyle
ortaya koydum. Ve, Mart 1976'da Manifest'in üçüncü baskısını yayınladım.
Arkasından, 12 Eylül faşist darbesine kadar kitabın üç baskısı daha yapıldı.
Ancak bu baskılar, yasa dışı uygulamalarla karşılaşma kaygısıyla yeni bir
baskı tarihi ve numarası konulmaksızın, takipsizlik kararı alan 1976
baskısının tıpkısı olarak yayınlandı.

12 Eylül rejiminde Bilim ve Sosyalizm Yayınları'nın
varlığına fiilen son verilmesiyle Manifest de Türkiye'de
yeniden eski uzun uykusuna daldı. Olayın öyküsünü Kitabın Ateşle Dansı
adlı kitabımda anlattım. Bu dönemde Manifest'in yaklaşık üç bin nüshası bir
yerde korunabilmişti. Yayınevini 1989 sonunda bir daha dirilttiğim
zaman Manifest'in korunabilen bu nüshalarını da okuyucuya sundum.

Manifest'in öyküsü bir bakıma bu yıllar içinde Türkiye'nin geçirdiği
siyasal dalgalanmaların bir göstergesi niteliğini taşımaktadır.

Elinizdeki baskıyı, yeni bir baskı numarası konulmaksızın yapılan tıpkı
basımlarını da hesaba alarak, hakettiği gibi yedinci baskı olarak yayınlıyorum.

Böylece, Manifest'i bir kez daha uykusundan uyandırıyorum.

S. Ege

Ankara, Mart 1994

MARX VE ENGELS'İN ÖNSÖZLERİ1872 TARİHLİ ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

O ZAMANKİ koşullar altında ancak gizli olabilen Konünist Birlik adındaki
enternasyonal bir işçi kuruluşu, Kasım 1847'de Londra'da yapılan kongresinde,
aşağıda imzaları olan bizleri, yayınlanmak üzere ayrıntılı bir teorik ve
pratik Parti programını hazırlamakla görevlendirdi. Şubat Devrimi'nden
birkaç hafta önce elyazmaları Londra'da baskıya giren bu Manifesto, böylece
meydana geldi. Önce Almancası yayınlanarak, yine aynı dilde olmak üzere;
Almanya'da, İngiltere'de ve Amerika'da en az oniki değişik baskısı çıktı.
İngilizce olarak önce 1850'de Bn. Helen Macfarlane'in çevirisiyle Londra'da
Red Republican'da ve 1871'de de en az üç ayrı çevirisiyle Amerika'da yayınlandı.
Fransızca olarak ilkin Paris'te, Haziran 1848 ayaklanmasından kısa bir süre
önce, son zamanlarda da New York'ta çıkan Le Socialiste'de yayınlandı.
Şimdi yeni bir çevirisi hazırlanmaktadır. Polonya dilinde bir çeviri, ilk
Almanca baskısından kısa bir süre sonra Londra'da yayınlandı. Ve, bir Rusça
çeviri altmışlarda Cenevre'de yayınlandı. İlk çıkışından hemen sonra Danimarka
diline de çevrildi.

Son yirmibeş yıl içinde durum ne kadar değişmiş olursa
olsun, Manifesto'da ortaya konulan genel ilkeler ana çizgileriyle bugün de
her zamanki kadar doğrudur. Şu ya da bu ayrıntı daha iyi bir hale
getirilebilir. Manifesto'nun kendisinde de belirtildiği gibi, ilkelerin
pratikte kullanılması her yerde ve her zaman o günün tarihsel koşullarına
bağlıdır; onun için 2. Bölüm'ün sonunda ileri sürülen devrimci önlemlere
özel bir ağırlık verilmemelidir. O pasaj bugün birçok bakımlardan çok farklı
bir biçimde yazılabilirdi. Modern sanayinin son yirmibeş yıl içindeki hızlı
gelişmesi ve onunla birlikte işçi sınıfının gelişmiş ve yaygınlaşmış parti
örgütlenmesi karşısında, ilkin Şubat Devrimi'nde ve ondan daha önemlisi,
proletaryanın ilk kez politik egemenliği iki ay boyunca elinde tutmuş olduğu
Paris Komünü'nde edinilen pratik deneyimler karşısında, bu programın bazı
ayrıntıları artık eskimiştir. Komün özellikle bir şeyi, işçi sınıfının,
yalnızca hazır devlet mekanizmasını elde tutarak onu kendi amaçları için
kullanamayacağını tanıtlamıştır. (Bkz: See The Civil War in France; Address
of the General Council of the International Working Men's Association
(Fransa'da İç Savaş; Enternasyonal İşçi Birliği Genel Konseyinin Çağırısı),
London, Truelove, 1871, s. 15; burada, bu nokta daha da geliştirilmiştir.)

Ayrıca, kendiliğinden bellidir ki, sosyalist yazının eleştirisi, ancak
1847'ye kadar olanı içine aldığı için, bugüne göre yetersizdir; aynı biçimde,
komünistlerin çeşitli muhalefet partileri karşısındaki durumuna ilişkin görüşler
(Bölüm 4), ilke olarak bugün de doğru olmakla birlikte, politik durum
tamamen değiştiği ve tarihsel gelişme o bölümde sözü edilen partilerin
çoğunu yeryüzünden silip süpürdüğü için, pratikte artık eskimiştir.

Bununla birlikte, Manifesto, artık üzerinde değişiklik
yapmaya hiç hakkımız olmayan tarihsel bir belge haline
gelmiştir. Belki ilerde yapılacak bir baskı için 1847'den günümüze dek olan
boşluğu dolduracak bir giriş yazılabilir; elinizdeki yeni baskı beklenmedik
bir anda yapıldığından buna vakit bulamadık.

Karl Marx, Frederick Engels
1882 TARİHLİ RUSÇA BASKIYA ÖNSÖZ

Komünist Partisi Manifestosu'nun, Bakunin tarafından yapılan çevirisi, ilk
Rusça baskı olarak, altmışların başında Kolokol yayınevince yayınlandı. O
sıralar Batı bunu (Manifesto'nun Rusça baskısını), yalnızca yazınsal
açıdan ilginç bir şey olarak görüyordu. Böyle bir görüş
bugün olanaksızdır.

O sıralarda (Aralık 1847) proletarya hareketinin, henüz ne kadar sınırlı
bir alanı kapsadığını, komünistlerin çeşitli ülkelerdeki çeşitli muhalefet
partileri karşısındaki durumunu inceleyen Manifesto'nun son bölümü en açık
biçimiyle gösterir. Burada, Rusya ve Birleşik Devletler'den hiç söz edilmez.
O zaman, Birleşik Devletler Avrupa'nın proleter güç fazlasını göçler yoluyla
emerken, Rusya'nın tüm Avrupa gericiliğinin son büyük yedek gücü durumunda
olduğu bir zamandı. Her iki ülke de, Avrupa'ya hammadde sağlıyorlardı ve aynı
zamanda Avrupa'nın sanayi ürünlerinin satışı için pazar görevini yerine
getiriyorlardı. Bu yüzden, o sıralarda her iki ülke de, şu ya da bu
biçimde, Avrupa'da yürürlükte olan düzenin temel direği durumundaydılar.

Oysa bugün durum ne kadar farklı! Avrupa'dan Kuzey Amerika'ya olan göç, bu
ülkede tarımın devasa bir gelişme göstermesini sağlamış, bu gelişme, rekabet
yoluyla Avrupa'daki -büyük ve küçük- toprak mülkiyetini temellerinden
sarsmıştır. Ayrıca, bu güç, Birleşik Devletler'e muazzam sanayi kaynaklarını,
kısa zamanda, Avrupa'nın ve özellikle İngiltere'nin bugüne dek sanayide
sürdürdüğü tekelini sarsacak bir ölçüde ve büyük bir enerjiyle işletmesi
olanağını da vermiştir. Bu her iki durum, doğrudan doğruya Amerika üzerinde
devrimci nitelikte bir etki yapmaktadır. Tüm politik yapının temelini
oluşturan küçük ve orta çiftçilerin toprak mülkiyeti dev tarım işletmelerinin
rekabeti karşısında adım adım çöküyor; aynı zamanda, sanayi bölgelerinde ilk
kez olarak, yığın halinde bir proletarya ve sermayenin müthiş bir
yoğunlaşması görülüyor.

Ya Rusya! 1848-49 Devrimi sırasında, yalnızca Avrupalı prensler değil,
Avrupalı burjuvalar da, henüz uyanmakta olan proletaryadan tek kurtuluş
yolunu Rus müdahelesinde bulmuşlardı. Çar, Avrupa gericiliğinin başı ilan
edilmişti. Bugün, o, Gatchina da devrimin bir savaş tutsağıdır, ve Rusya,
Avrupa'daki devrimci eylemin öncüsüdür.

Komünist Manifesto'nun amacı, modern burjuva mülkiyetinin yaklaşmakta olan
kaçınılmaz çöküşünü ilan etmekti. Ama Rusya'da hızla gelişen kapitalist
vurgunculuk ve henüz gelişmeye başlayan burjuva toprak mülkiyeti karşısında,
toprağın yarısından fazlası üzerinde köylülerin ortak mülkiyetini görüyoruz.
Şimdi soru şudur: Büyük ölçüde sarsılmış olmakla birlikte yine de toprak
üzerinde ilkel ortak mülkiyetin bir biçimi olan Rus obshchina'sı, doğrudan
doğruya komünist ortak mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Yoksa tersine,
ilkönce Batı'nın tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecini mi
izlemek zorundadır?

Bu soruya bugün verilebilecek tek yanıt şudur: Eğer Rus Devrimi, Batı'da
bir proleter devriminin habercisi olur da, böylece bu iki devrim birbirlerini
tamamlarlarsa, bugünkü Rus ortak toprak mülkiyeti, komünist bir gelişmenin
başlangıç noktası olabilir.

Karl Marx, F. Engels

Londra, 21 Ocak 1882

1883 TARİHLİ ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

Yazık ki, bu baskının önsözünü tek başıma imzalamak
zorundayım. Marx, Avrupa ve Amerika'nın tüm işçi sınıfının kendisine başka
herhangi birine olduğundan daha çok borçlu bulunduğu bu insan, şimdi
Highgate mezarlığında yatıyor; ve mezarının üstünde ilk çimenler boy atmış
bulunuyor. Onun ölümünden sonra Manifesto'nun yeniden gözden geçirilmesi ya
da tamamlanması artık hiç düşünülemez. Onun için burada şu noktaları yeniden
açıkça belirtmeyi daha da gerekli görüyorum:

Manifesto'nun baştan sona dokusunu oluşturan temel
düşünce -ekonomik üretimin ve, zorunlu olarak, her tarih döneminin bu
ekonomik üretimden çıkan toplumsal yapısının, o dönemin politik ve düşünsel
tarihinin temelini oluşturdukları, ve bunun sonucu olarak, (ilkel komünal
toprak mülkiyetinin ortadan kalkmasından buyana) tüm tarihin bir sınıf
savaşımları tarihi, toplumsal gelişmenin çeşitli aşamalarında sömürülen ve
sömüren arasındaki, egemenlik altında olan ve egemen olan sınıflar arasındaki
savaşımların tarihi olduğu; ama bu savaşımın şimdi ulaştığı aşamada,
sömürülen ve ezilen sınıfın (proletaryanın), aynı zamanda toplumun tümünü
sömürü, baskı ve sınıf savaşımlarından nihai olarak kurtarmaksızın, kendini
sömüren ve ezen sınıftan (burjuvaziden) kurtaramayacağı düşüncesi- bu temel
düşünce, yalnızca ve olduğu gibi Marx'a aittir.

(Manifesto'nun İngilizce çevirisine yazdığım önsözde (1888) şöyle
demiştim: Kanımca, Darwin'in teorisi biyoloji için ne yapmışsa, tarih için
onu yapması kaçınılmaz olan bu önermeye, 1845'ten önce her ikimiz de yavaş
yavaş yaklaşmaktaydık. Benim tek başıma, bu önermeye doğru ne kadar ilerlemiş
olduğum en iyi olarak İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu adlı yapıtımda
görülür. Ancak, 1845 ilkbaharında, Brüksel'de Marx'la yeniden buluştuğum
zaman, o bu önermeyi çoktan oluşturmuş bulunuyordu ve hemen hemen burada
belirttiğim kadar açık bir biçimiyle önüme serdi. (Engels'in 1890 tarihli
Almanca baskıya notu.)


Bunu daha önce birçok kez belirtmiştim, ama bunun
özellikle şimdi Manifesto'nun başında da yer alması gereklidir.

Londra, 28 Haziran 1883

F. Engels
1888 TARİHLİ İNGİLİZCE BASKIYA ÖNSÖZ

Manifesto, başlangıçta yalnızca Almanları içine alan,
daha sonra uluslararası nitelik kazanan bir işçi derneğinin 1848'den önce
Kıta Avrupa'sının politik koşulları altında kaçınılmaz olarak gizli bir örgüt
olan Komünist Birlikin platformu olarak yayınlandı. Birliğin Kasım
1847'de Londra'da yapılan bir kongresinde Marx ve Engels tam bir teorik ve
pratik parti programını yayınlamak üzere hazırlamakla görevlendirilmişlerdi.
Almanca olarak Ocak 1848'de tamamlanan elyazması 24 Şubat 1848
Fransız Devrimi'nden birkaç hafta önce Londra'da baskıya verildi. Bir
Fransızca çevirisi Haziran 1848 ayaklanmasından az önce, Paris'te yayınlandı.
Bn. Helen Macfarlane'in yaptığı ilk İngilizce çeviri, 1850'de Londra'da
Julian Harney'in Red Republican adlı dergisinde yayınlandı. Danimarka ve
Polonya dillerinde de birer baskısı yapılmıştır.

Haziran 1848 Paris ayaklanmasının, -proletarya ile burjuvazi arasındaki
ilk büyük savaş- yenilgiye uğraması, Avrupa işçi sınıfının toplumsal ve
politik özlemlerini bir süre için tekrar arka plana itti. O zamandan buyana,
iktidar savaşımı, Şubat Devrimi'nden önce olduğu gibi, yine
yalnızca mülk sahibi sınıfın farklı kesimleri arasında oldu. İşçi sınıfı,
politik bakımdan bir soluk alabilme savaşımına ve orta sınıf radikallerinin
aşırı sol kanadı durumuna düşürüldü. Bağımsız proletarya hareketleri canlılık
belirtileri gösterdiği her yerde amansız bir biçimde bastırıldı.

Nitekim, Prusya polisi, Komünist Birlik'in o sırada Köln'de bulunan Merkez
Komitesi'ni açığa çıkardı. Üyeleri tutuklandılar ve onsekiz ay süren bir
hapislikten sonra Ekim 1852'de yargılandılar. Bu ünlü Köln Komünist
Yargılaması 4 Ekim'den 12 Kasım'a dek sürdü; tutuklulardan yedisi, üç yılla
altı yıl arasında değişen kalebentlik cezalarına çarptırıldılar. Birlik, bu
karardan hemen sonra, geri kalan üyeleri tarafından resmen dağıtıldı.
Manifesto'ya gelince, o artık unutulmaya mahkum görünüyordu.

Avrupa işçi sınıfı egemen sınıflara karşı yeni bir saldırı için yeterli
gücü yeniden kazandığı zaman Enternasyonal İşçi Birliği doğdu. Ancak, Avrupa
ve Amerika'nın tüm militan proletaryasını tek bir örgütte birleştirmek gibi
özel bir amaçla kurulan bu birlik, Manifesto'da ortaya
konan ilkeleri hemen ilan edemedi. Enternasyonal, İngiliz
Sendikaları'nın, Fransa, Belçika, İtalya ve İspanya'daki Proudhon
yandaşlarının ve Almanya'daki Lassalle'cilerin (Lassalle, bize her zaman
kendini bir Marx yanlısı olarak tanıttı ve bu
sıfatıyla Manifesto'ya bağlıydı. Ancak 1862-64 yılları arasında halk önünde
yaptığı konuşmalarda o, devlet kredileriyle desteklenen kooperatif
atelyelerin kurulmasını istemekten öte gitmiş değildir. (Engels'in notu)
kabul edebilecekleri kadar geniş bir program ortaya, koymak zorundaydı.

Bu programı bütün tarafların benimseyeceği bir biçimde kaleme alan Marx, işçi sınıfının eylem birliği ve
karşılıklı tartışma sonucunda mutlaka doğacak olan düşünsel gelişmesine tam
olarak güveniyordu. Sermayeye karşı yürütülen savaşım içinde karşılaşılan
olaylar ve durumlar, hatta zaferlerden çok yenilgiler, insanlara
kafalarındaki her derde deva harcıalem düşünlerin yetersizliğini mutlaka
öğretecek ve işçi sınıfının gerçek kurtuluş koşullarının tam bir kavranışını
hazırlayacaktı. Ve Marx haklı çıktı. Enternasyonal, 1874'te dağıldığı zaman,
işçileri 1864'te olduklarından çok farklı bir bilinç düzeyinde insanlar
olarak bıraktı. Fransa'da Proudhon'culuk, Almanya'da Lassalle'cilik
ölmekteydi ve çoğu uzun zamandır Enternasyonal'le ilişkilerini kesmiş olan
tutucu İngiliz sendikaları bile, artık yavaş yavaş, geçen yıl
başkanlarının Swansea'de onlar adına, Kıta sosyalizmi bizim için
korkunçluğunu yitirmiştir diyebildiği noktaya doğru yaklaşıyorlardı.
Aslında, Manifesto'nun ilkeleri bütün ülkelerin işçileri arasında oldukça
yaygınlaşmıştı.

Manifesto, böylece yeniden ön plana geldi. Almanca metin 1850'den buyana
İsviçre, İngiltere ve Amerika'da birkaç kez yeniden basıldı. 1872'de New
York'ta İngilizceye çevrilerek Woodhull and Claflin's Weekly'de yayınlandı.
Bu ingilizce metinden yapılan bir Fransızca çevirisi de New York'ta Le
Socialiste'te çıktı. O zamandan buyana, Amerika'da, az ya da çok kırpılmış
olarak, en az iki İngilizce çevirisi daha yayınlandı, ve bunlardan biri
İngiltere'de yeniden basıldı. Bakunin'in yaptığı ilk Rusça çeviri 1863
sıralarında Cenevre'de Hersen'in Kolokol yayınevinde, kahraman Vera
Zasulich'in (Daha sonraları Engels'in kendisi İnternationales aus dem
Volksstaat (1871-75), Berlin, 1894'te yayınlanan Rusya'da Sosyal İlişkiler
adlı yazısında, gerçek çeviricinin G. V. Plehanov olduğuna haklı olarak işaret
etmiştir.) yaptığı ikinci çeviri de 1882'de yine Cenevre'de yayınlandı.

1885'te Kopenhag'da yapılan Danimarka dilinde yeni bir baskısı Social-democratisk
Bibüothek'te, 1886'da Paris'te yapılan yeni bir Fransızca çevirisi Le
Socialiste'te bulunabilir. Bu ikincisinden İspanyolca çevirisi hazırlandı ve
1886'da Madrit'te yayınlandı. Almanca yeni baskılarını
saymayacağım, bunlar en az oniki kadar var. Birkaç ay önce İstanbul'da
yayınlanması gereken bir Ermenice çevirisi gün ışığına çıkamadı; çünkü
duyduğuma göre, yayıncı, kitabı Marx'ın adıyla çıkarmaktan korkmuş, çevirici
de kitabın kendi yapıtı olarak yayınlanması önerisini reddetmiş.

Ayrıca, başka dillere yapılan çevirileri duydum, ama bunları görmedim.
Böylelikle, Manifesto'nun tarihi, oldukça doğru bir biçimde, modern işçi
sınıfı hareketinin tarihini yansıtır; bugün o, hiç kuşku yok ki, tüm sosyalist
yazının en yaygın, en uluslararası ürünü, Sibirya'dan Kaliforniya'ya dek
milyonlarca işçinin benimsediği ortak platformdur.

Ama, yazıldığı zaman biz ona bir Sosyalist Manifesto diyemezdik. 1847'de,
sosyalist denilince, bir yanda çeşitli ütopyacı sistemlerin savunucuları:
her ikisi de birer mezhep durumuna dönüşmüş bulunan ve giderek ölmekte olan
İngiltere'deki Owen'ciler, Fransa'daki Fourier'ciler; öte
yanda, her türlü marifetçilikle sermayeye ve kara hiçbir
zarar vermeden her türlü sosyal bozukluğu onaracaklarını ileri süren her
türden sosyal şarlatanlar; her iki durumda da işçi sınıfı hareketi dışında
olan ve eğitilmiş sınıflardan medet uman kimseler anlaşılıyordu. İşçi sınıfının,
salt politik devrimlerin yetersizliğine inanmış ve toptan bir sosyal
değişmenin zorunluluğunu ilan etmiş olan her bir kesimi o sıra kendisine
komünist diyordu. Bu, kaba, yontulmamış, sırf sezgiye dayanan bir tür
komünizmdi; ama yine de en önemli noktaya değiniyordu ve işçi sınıfı
arasında, Fransa'da Cabet'nin, Almanya'da Weitling'in ütopyacı komünizmini
doğurmaya yetecek kadar güçlüydü.

Böylece, 1847'de, sosyalizm bu orta sınıf hareketi, komünizm bir işçi
sınıfı hareketiydi. Sosyalizm, hiç değilse Kıta Avrupa'sında, saygındı;
komünizm tam tersi durumdaydı. Biz, ta o zamandan, işçi sınıfının kurtuluşu,
işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır anlayışında olduğumuzdan, bu iki addan
hangisini alacağımız konusunda en küçük bir duraksamamız olamazdı. O
zamandan buyana da bu adı yadsımak aklımızın ucundan geçmedi.

Manifesto ortak ürünümüz olduğu için, kendimi, onun çekirdeğini oluşturan
temel önermenin Marx'a ait olduğunu belirtmek zorunda hissediyorum. Bu
önerme şudur: Her tarihsel dönemde, egemen olan ekonomik üretim ve
mübadele biçimi ve bunun zorunlu sonucu olarak ortaya çıkan sosyal örgütlenme,
o dönemin politik ve düşünsel tarihinin üzerine kurulu olduğu temeli
oluşturur, ve o dönemin politik ve düşünsel tarihi ancak bu temele dayanılarak
açıklanabilir; bunun sonucu olarak insanlığın tüm tarihi (toprakta ortak
mülkiyete dayanan ilkel kabile toplumunun çözülmesinden buyana), bir sınıf
savaşımları tarihi, sömüren ve sömürülen, ezen ve ezilen sınıflar arasındaki
çatışmaların bir tarihi olmuştur; bu sınıf savaşımları tarihini oluşturan
evrimler dizisi günümüzde öyle bir aşamaya ulaşmıştır ki, sömürülen ve
ezilen sınıf -proletarya-, aynı zamanda ve nihai olarak toplumu her türlü
sömürü, baskı, sınıf ayrımları ve sınıf savaşımlarından büyük ölçüde
kurtarmaksızın, sömüren ve ezen sınıfın -burjuvazinin- egemenliğinden
kendisini kurtaramaz.

Kanımca, Darwin'in teorisi biyoloji için ne yapmışsa, tarih için onu
yapması kaçınılmaz olan bu önermeye, 1845'ten önce her ikimiz de yavaş yavaş
yaklaşmaktaydık. Benim tek başıma bu önermeye doğru ne kadar ilerlemiş
olduğum en iyi olarak İngiltere'de İşçi Sınıfının Durumu adlı yapıtımda
görülür. Ancak, 1845 ilkbaharında, Brüksel'de Marx'la yeniden buluştuğum
zaman, o bu önermeyi çoktan oluşturmuş bulunuyordu ve hemen hemen burada
belirttiğim kadar açık bir biçimiyle önüme serdi.

1872 tarihli Almanca baskıya birlikte yazmış olduğumuz önsözden aşağıdaki
parçayı aktarıyorum:

Son yirmibeş yıl içinde durum ne kadar değişmiş olursa olsun, Manifesto'da
ortaya konulan genel ilkeler ana çizgileriyle bugün de her zamanki kadar
doğrudur. Şu ya da bu ayrıntı daha iyi bir hale getirilebilir. Manifesto'nun
kendisinde de belirtildiği gibi, ilkelerin pratikte kullanılması her yerde ve
her zaman o günün tarihsel koşullarına bağlıdır; onun için 2. Bölüm'ün
sonunda ileri sürülen devrimci önlemlere özel bir ağırlık verilmemelidir. O
pasaj bugün birçok bakımlardan çok farklı bir biçimde yazılabilirdi.
1848'den buyana modern sanayinin dev adımlarla ilerlemesi ve buna bağlı
olarak işçi sınıfının gelişen ve büyüyen örgütlenmesi karşısında, ilkin Şubat
Devrimi'nde ve ondan daha önemlisi, proletaryanın ilk kez politik
egemenliği iki ay boyunca elinde tutmuş olduğu Paris Komünü'nde edinilen
pratik deneyimler karşısında, bu programın bazı ayrıntıları artık eskimiştir. Komün
özellikle bir şeyi, işçi sınıfının yalnızca hazır devlet mekanizmasını
elde tutarak onu kendi amaçları için kullanamayacağını tanıtlamıştır.
(Bkz: See The Civil War in France; Address
of the General Council of the International Working Men's
Association (Fransa'da İç Savaş; Enternasyonal İşçi Birliği Genel
Konseyinin Çağırısı), London, Truelove, 1871, s. 15, burada, bu nokta daha
da geliştirilmiştir.) Ayrıca, kendiliğinden bellidir ki, sosyalist yazının
eleştirisi ancak 1847'ye kadar olanı içine aldığı için, bugüne göre
yetersizdir; aynı biçimde komünistlerin çeşitli muhalefet partileri
karşısındaki durumuna ilişkin görüşler (Bölüm 4), ilke olarak bugün de doğru
olmakla birlikte, politik durum tamamen değiştiği ve tarihsel gelişme o
bölümde sözü edilen partilerin çoğunu yeryüzünden silip süpürdüğü
için, pratikte artık eskimiştir.

Bununla birlikte, Manifesto, artık üzerinde değişiklik yapmaya hiç
hakkımız olmayan tarihsel bir belge haline gelmiştir.

Bu çeviri, Marx'ın Kapital'inin büyük kısmının çeviricisi Bay Samuel
Moore tarafından yapılmıştır. Çeviriyi birlikte gözden geçirdik ve bazı
tarihsel ince noktaları açıklayan birkaç not ekledik.

Friedrich EngelsLondra, 30 Ocak 1888

1890 TARİHLİ ALMANCA BASKIYA ÖNSÖZ

Yukarıdaki metin yazıldığından buyana, Manifesto'nun yeni bir Almanca
baskısının yapılması bir kez daha zorunlu duruma geldi, ve ayrıca
Manifesto'nun burada sözü edilmesi gereken epey şey geçti başından.
İkinci bir Rusça çeviri -Vera Zasulich'in çevirisi- Cenevre'de 1882'de
basıldı; bu baskıya önsözü Marx'la birlikte yazmıştık. Yazık ki, bunun özgün
Almanca elyazması kaybolmuştur; bu nedenle, metni Rusça'dan tabii hiçbir
biçimde değiştirmeden, çevirmek zorundayım. Metin şöyle:

Komünist Partisi Manifestosu'nun, Bakunin tarafından yapılan çevirisi
ilk Rusça baskı olarak altmışların başında Kolokol yayınevince yayınlandı.
O sıralar Batı bunu (Manifesto'nun Rusça baskısını), yalnızca yazınsal açıdan
ilginç bir şey olarak görüyordu. Böyle bir görüş bugün olanaksızdır.

O sıralarda (Aralık 1847) proletarya hareketinin, henüz ne kadar sınırlı
bir alanı kapsadığını, komünistlerin çeşitli ülkelerde çeşitli muhalefet
partileri karşısındaki durumunu inceleyen Manifesto'nun son bölümü en açık
biçimiyle gösterir. Burada, Rusya ve Birleşik Devletler'den
hiç söz edilmez. O zaman, Birleşik Devletler Avrupa'nın
proleter güç fazlasını göçler yoluyla emerken, Rusya'nın
tüm Avrupa gericiliğinin son büyük yedek gücü durumunda olduğu bir zamandı.
Her iki ülke de, Avrupa'ya hammadde sağlıyorlardı ve aynı zamanda Avrupa'nın
sanayi ürünlerinin satışı için pazar görevini yerine getiriyorlardı. Bu
yüzden, o sıralarda her iki ülke de, şu ya da bu biçimde, Avrupa'da
yürürlükte olan düzenin temel direği durumundaydılar.

Oysa bugün durum ne kadar farklı! Avrupa'dan Kuzey Amerika'ya olan göç,
bu ülkede tarımın devasa bir gelişme göstermesini sağlamış, bu gelişme,
rekabet yoluyla Avrupa'daki -büyük ve küçük- toprak mülkiyetini temellerinden
sarsmıştır. Ayrıca, bu göç, Birleşik Devletler'e muazzam sanayi kaynaklarını,
kısa zamanda, Avrupa'nın ve özellikle İngiltere'nin bugüne dek sanayide
sürdürdüğü tekelini sarsacak bir ölçüde ve büyük bir enerjiyle işletmesi
olanağını da vermiştir. Bu her iki durum, doğrudan doğruya Amerika üzerinde
devrimci nitelikte bir etki yapmaktadır. Tüm politik yapının temelini
oluşturan küçük ve orta çiftçilerin toprak mülkiyeti dev tarım işletmelerinin
rekabeti karşısında adım adım çöküyor; aynı zamanda,
sanayi bölgelerinde ilk kez olarak, yığın halinde bir proletarya ve
sermayenin müthiş bir yoğunlaşması görülüyor.

Ya Rusya! 1848-49 Devrimi sırasında, yalnızca Avrupalı prensler değil,
Avrupalı burjuvalar da, henüz uyanmakta olan proletaryadan tek kurtuluş
yolunu Rus müdahalesinde bulmuşlardı. Çar, Avrupa gericiliğinin başı
ilan edilmişti. Bugün, o, Gatchina'da devrimin bir savaş
tutsağıdır, ve Rusya, Avrupa'daki devrimci eylemin öncüsüdür.

Komünist Manifesto'nun amacı, modern burjuva
mülkiyetinin yaklaşmakta olan kaçınılmaz çöküşünü ilan
etmekti. Ama Rusya'da hızla gelişen kapitalist vurgunculuk ve henüz
gelişmeye başlayan burjuva toprak mülkiyeti karşısında, toprağın yarısından
fazlası üzerinde köylülerin ortak mülkiyetini görüyoruz. Şimdi soru
şudur: Büyük ölçüde sarsılmış olmakla birlikte yine de toprak üzerinde
ilkel ortak mülkiyetin bir biçimi olan Rus obshchina'sı, doğrudan doğruya
komünist ortak mülkiyetin üst biçimine geçebilir mi? Yoksa tersine, ilkönce
Batı'nın tarihsel evrimini oluşturan aynı çözülme sürecini mi izlemek
zorundadır?

Bu soruya bugün verilebilecek tek yanıt şudur: Eğer
Rus Devrimi, Batı'da bir proleter devriminin habercisi olur
da, böylece bu iki devrim birbirlerini tamamlarlarsa, bugünkü Rus ortak
toprak mülkiyeti, komünist bir gelişmenin başlangıç noktası olabilir.

Karl Marx, Frederick Engels

Londra, 21 Ocak 1882

Hemen hemen aynı günlerde, Cenevre'de Polonya dilinde yeni bir baskısı
yapıldı: Manifest Komünistyczny.

Daha sonra, 1885'te, Kopenhag'da Social-demokratisk
Bibliothek'te Danimarka dilinde yeni bir çevirisi yayınlandı. Ne yazık ki,
çeviri tam değildir; çeviriciye güçlük çıkardığı anlaşılan bazı önemli
pasajlar atlanmış, ayrıca yer yer göze çarpan dikkatsizlik belirtileri daha
da can sıkıcı; öyle anlaşılıyor ki çevirici biraz kendini zorlasaymış,
çok daha iyi bir iş çıkarabilirmiş.

Yeni bir Fransızca çevirisi 1885'te Paris'te Le Socialiste'te çıktı;
bugüne dek basılanların en iyisidir.

Bu çeviri esas alınarak aynı yıl içinde İspanyolca'ya
yapılan bir çevirisi ilkin Madrid'de El Socialista'da çıktı,
sonra da bir broşür olarak yayınlandı: Manifesto del Partido Comunista, por
Carlos, Marx y F. Engels, Madrid, Administracion de El Socialista, Hernan
Cortes 8.

İlgi çekici bir olay olarak da, 1887'de bir Ermenice çevirinin
elyazmalarının İstanbul'daki bir yayıncıya verilişinden söz edeyim. Ama
adamcağız Marx'ın adını taşıyan bir şeyi yayınlama cesaretine sahip değildir,
çeviriciye yazar olarak kitaba kendi adını koymasını öneriyor, çevirici de
bunu reddediyor.

Az ya da çok yanlışlarla dolu Amerikan çevirilerinden
birinin, hemen arkasından da bir ikincisinin İngiltere'de
art arda yayınlanmasından sonra, ensonu aslına uygun bir
çeviri 1888'de yayınlandı. Dostum Samuel Moore'un yaptığı bu çeviriyi,
baskıya gönderilmeden önce birlikte gözden geçirdik. Bu çeviri şu başlığı
taşır: Manifesto of the Communist Party, by Karl Marx and Frederick Engels.
Authorised English Translation, edited and annotated by
Frederick Engels. 1888. London, William Reeves, 185 Fleet
st., E. C.. Orada yer alan notların bazılarını elinizdeki baskıya da ekledim.

Manifesto'nun kendine özgü bir tarihi vardır. Çıktığında, bilimsel
sosyalizmin (ilk önsözde sözü edilen çevirilerin de tanıtladığı gibi), o
sıralarda sayıca hiç de fazla olmayan öncülerince coşkuyla
karşılanmasından kısa bir süre sonra, Paris işçilerinin Haziran 1848'deki
yenilgisiyle başlayan gerici akımın etkisiyle bir köşeye itildi, ve ensonu
Kasım 1852'de Köln Komünistleri'nin mahkum edilmesiyle birlikte yasaya
uygun olarak aforoz edildi. Şubat Devrimiyle başlayan işçi harektinin
sahneden çekilmesiyle Manifesto da arka planda kaldı.

Avrupa işçi sınıfı, egemen sınıfların iktidarına karşı
yeni bir saldırı için yeterli gücü yeniden kazandığı zaman
Enternasyonal İşçi Birliği doğdu. Birliğin amacı, Avrupa
ve Amerika'nın tüm militan işçi sınıfını tek bir dev ordu halinde
birleştirmekti. Bu yüzden, Manifesto'da ortaya konulan ilkelerden hareket
edemezdi. İngiliz işçi sendikalarına, Fransız, Belçikalı, İtalyan ve
İspanyol Proudhon'culara ve Alman Lassalle'cilere kapıyı kapamayan bir
programa sahip olmak zorundaydı. Bu program -Enternasyonal'in Tüzüğüne
giriş-, Bakunin'in ve Anarşistlerin bile kabul ettiği bir ustalıkla Marx
tarafından yazılmıştı. Manifesto'da ortaya konulan düşünlerin kazanacağı
nihai zafer için Marx; yalnızca ve yalnızca işçi sınıfının eylem birliği ve
tartışmadan doğması kaçınılmaz olan düşünsel gelişmesine tam olarak
güveniyordu. Sermayeye karşı yürütülen savaşım içinde karşılaşılan olaylar
ve iniş çıkışlar, hatta zaferlerden çok yenilgiler savaşçılara
o güne dek körü körüne güvendikleri her derde deva harcıalem düşünlerin
yetersizliğini mutlaka gösterecek ve işçi sınıfının gerçek kurtuluş
koşullarının tam bir kavranışını hazırlayacaktı.

Ve Marx haklı çıktı. Enternasyonal'in dağıldığı 1874'teki işçi sınıfı, Enternasyonal'in kurulduğu
1864'teki işçi sınıfından tamamen farklıydı. Latin ülkelerindeki Proudhon'culuk
ve Almanya'daki kendine özgü Lassalle'cilik ölmekteydi, ve o sıra aşırı
tutucu olan İngiliz sendikaları bile, 1887'de yapılan Swansea kongresinde
başkanlarının onlar adına, -Kıta sosyalizmi bizim için korkunçluğunu
yitirmiştir- diyebildiği noktaya doğru yavaş yavaş ilerlemekteydi. Oysa
1887'de Kıta sosyalizmi hemen hemen Manifesto'da ilan edilen teoriden ibaretti.
Böylelikle, Manifesto'nun tarihi, oldukça doğru bir
biçimde, 1848'den buyana olan modern işçi sınıfı hareketinin
tarihini yansıtır. Bugün hiç kuşku yok ki, o bütün
sosyalist yazının en yaygın, en uluslararası ürünü, Sibirya'dan
Kaliforniya'ya dek bütün ülkelerin milyonlarca işçisinin ortak programıdır.

Yine de, yazıldığı zaman biz ona bir Sosyalist Manifesto diyemezdik.
1847'de, iki tip insan sosyalist sayılıyordu. Bir yanda, çeşitli ütopyacı
sistemlerin yandaşları, özellikle o tarihte her ikisi de birer mezhep
durumuna dönüşmüş bulunan ve yavaş yavaş ölmekte olan İngiltere'deki
Owen'ciler, Fransa'daki Fourier'ciler; öte yanda, toplumsal bozuklukları,
sermayeye ve kara hiç zarar vermeden, her derde deva çeşitli ilaçlarla ve
bölük-pörçük onarımlarla gidermek isteyen her türden sosyal şarlatanlar.
Bunlar her iki durumda da, işçi hareketinin dışında yer alan ve
daha çok eğitimden geçmiş sınıfların desteğini arayan
kimselerdi. Oysa işçi sınıfının, toplumun köklü bir biçimde
yeniden kurulmasını isteyen, salt politik devrimlerin buna yeterli olmadığına
inanan kesimi, o sıra kendisine komünist diyordu. Bu, henüz yontulmamış,
yalnızca sezgiye dayanan ve çoğu zaman oldukça kaba bir komünizmdi.

Ama gene de, iki ütopik komünizm sistemini -Fransa'da Cabet'nin İkarya
Komünizmini ve Almanya'da Weitling Komünizmini- doğuracak kadar güçlüydü.
1847'de sosyalizm bir burjuva hareketini, komünizm bir işçi sınıfı
hareketini ifade ediyordu. Sosyalizm hiç değilse Kıta Avrupa'sında oldukça
saygındı, komünizm bunun tam tersi bir durumdaydı. Biz ta o zamandan, tam
bir kesinlikle, -işçi sınıfının kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri
olmalıdır- anlayışında olduğumuzdan, bu iki addan hangisini seçeceğimiz
konusunda bir duraksamamız olamazdı. O zamandan buyana da bunu yadsımak
aklımızın ucundan geçmedi.

-Bütün ülkelerin işçileri, bireşiniz!- Ama kırkiki yıl önce, proletaryanın
kendi öz istemleriyle ortaya çıktığı ilk Paris Devrimi'nin öngününde,
dünyaya bu sözleri ilan ettiğimiz zaman, buna pek az ses karşılık vermişti.
Ancak, 28 Eylül 1864'te, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun proleterleri, şanlı
anılar bırakan Enternasyonal İşçi Birliği'nde el ele verdiler. Doğrudur,
Enternasyonal ancak dokuz yıl yaşadı. Ama, onun yarattığı, bütün ülkelerin
proleterlerinin ölümsüz birliği hala canlıdır ve her zamankinden daha
güçlüdür. Bunun günümüzden daha iyi bir tanığı olamaz. Çünkü bugün ben bu
satırları yazarken, Avrupa ve Amerika proletaryası ilk kez tek bir ordu
halinde, tek bir bayrak altında ve tek bir acil hedef uğrunda
-Enternasyonal'in 1866'daki Cenevre Kongresi'nde ve ayrıca 1889'daki Paris
İşçi Kongresi'nde kabul edildiği gibi, sekiz saatlik işgününün yasal olarak
tanınması uğrunda- seferber edilmiş savaş kuvvetlerini gözden geçirmektedir.
Ve bugünün manzarası, bütün ülkelerin kapitalistlerinin ve toprak beylerinin
gözlerini, bütün ülkelerin işçilerinin bugün gerçekten birleşmiş oldukları
gerçegine açacaktır.

Bunu kendi gözleriyle görebilmesi için, şu anda Marx yanımda olsaydı!

Londra, 1 Mayıs 1890

1892 TARİHLİ POLONYA DİLİNDEKİ BASKIYA ÖNSÖZ

Komünist Manifesto'nun Polonya dilinde yeni bir baskısına gereksinim
duyulması, çeşitli düşüncelere yolaçıyor.

Her şeyden önce, Manifesto'nun Avrupa kıtasında büyük sanayinin
gelişmesinin nerdeyse bir göstergesi durumuna gelmiş olması dikkate değer.
Belirli bir ülkede büyük sanayinin gelişmesi ölçüsünde o ülkenin işçileri
arasında, işçi sınıfı olarak mülk sahibi sınıflar karşısındaki
durumları konusunda aydınlanma isteği de kök salmakta, bunlar arasında
sosyalist hareket yaygınlaşmakta ve Manifesto'ya olan istem artmaktadır.
Böylece, yalnızca işçi hareketinin durumu değil, aynı zamanda büyük
sanayinin gelişme derecesi de, her ülkede oldukça doğru bir biçimde, o
ülkenin dilindeki Manifesto'nun dağıtılmış nüshalarının sayısıyla
ölçülebilir.

Bu yüzden, Polonya dilindeki yeni baskı, Polonya sanayisinde kesin bir
ilerlemeyi gösterir. Ve hiç kuşku yok ki, on yıl önce yapılmış baskısından
buyana gerçekten de böyle bir ilerleme olmuştur. Rus Polonyası, Kongre
Polonyası, Rus İmparatorluğu'nun büyük sanayi bölgesi durumuna gelmiştir.
Rusya'nın büyük sanayisi, -bir kısmı Finlandiya Körfezi çevresinde, öteki
bir kısmı merkezde (Moskova'da ve Vladimir'de), bir üçüncü kısmı Karadeniz
ve Azak denizi kıyılarında ve öteki bazı kısımları başka yerlerde olmak
üzere- dağınık bir alana yayılmış olmasına karşın, Polonya sanayisi oldukça
küçük bir alanda toplanmıştır; ve böylesine bir yoğunlaşma nedeniyle
hem üstünlükler hem de sakıncalar taşımaktadır. Rakip Rus sanayicileri,
Polonyalıları Ruslaştırma konusundaki şiddetli arzularına karşın, Polonya'ya
karşı koruyucu gümrük uygulanması isteminde bulunmakla bu üstünlükleri
kabullenmiş oldular. Sakıncalar -Polonya sanayicileri ve
Rus hükümeti açısından sakıncalar- Polonya işçileri arasında sosyalist
düşüncenin hızla yayılmasında ve Manifesto için artan istemde kendisini
göstermektedir.

Ama, Polonya sanayisinin Rusya'nınkini geride bırakarak hızla gelişmesi,
aynı zamanda Polonya halkının tükenmek bilmez canlılığının yeni bir kanıtıdır
ve yaklaşmakta olan ulusal kurtuluşunun yeni bir güvencesidir. Ve bağımsız,
güçlü bir Polonya'nın yeniden kurulması, yalnızca Polonyalıları değil,
hepimizi ilgilendiren bir sorundur.

Avrupa uluslarının içtenlikli bir uluslararası işbirliği, ancak bu
ulusların her birinin kendi yurdunda tam özerkliğe sahip olmasıyla
kurulabilir. Proletaryanın bayrağı altında yapıldığı halde, sonuçta proleter
savaşçılara burjuvazinin işini gördürmekten öteye gitmeyen 1848 Devrimi,
aynı zamanda onun vasiyetinin uygulayıcıları Louis Bonaparte ve Bismarck
aracılığıyla İtalya, Almanya ve Macaristan'ın bağımsızlığını sağladı; ama,
1792'den buyana devrim için bu üç ülkenin tümünün yaptığından daha çoğunu
yapmış olan Polonya, 1863'te kendisinden on kat daha büyük Rus kuvvetleri
karşısında boyun eğdiğinde kendi olanaklarıyla başbaşa bırakıldı. Soylular,
Polonya'nın bağımsızlığını ne koruyabildiler ne de yeniden kazanabildiler;
bugün burjuvazi için bu bağımsızlık, en azından, önemsizdir. Ama gene de
Avrupa uluslarının uyumlu işbirliği için bu bir zorunluluktur. Bu bağımsızlık
yalnızca genç Polonya proletaryası tarafından kazanılabilir
ve onun ellerinde güvenlik altında olabilir. Çünkü, Polonya'nın
bağımsızlığına Polonyalı işçilerin kendileri için olduğu kadar Avrupa'nın
bütün öteki ülkelerinin işçilerinin de gereksinimi vardır.

F. Engels

Londra, 10 Şubat 1892

1893 TARİHLİ İTALYANCA BASKIYA ÖNSÖZ

İTALYAN OKUYUCUYA

Komünist Partisi Manifestosu'nun yayınlanması, denebilir ki, biri Avrupa
kıtasının, öteki Akdeniz'in merkezinde yer alan iki ulusun, bölünme ve
çatışmalar yüzünden o zamana dek yabancı boyunduruğu altına düşmüş
olan iki ulusun, silahlı ayaklanmaları olan 18 Mart 1848
Milano ve Berlin devrimleriyle aynı tarihe rastlamıştır. İtalya, Avusturya
İmparatoru'na bağımlı olduğu bir sırada, Almanya, daha dolaylı olmakla birlikte
daha az etkin olmayan Rus Çarları'nın boyunduruğu altındaydı. 18 Mart
1848'in sonuçları, İtalya'yı da, Almanya'yı da bu utanç verici durumdan
kurtardı; 1848'den 1871'e dek geçen zaman içinde bu iki büyük ulus yeniden
kurulmuş, kendi başlarına buyruk olmuşlarsa, bunun nedeni, Karl Marx'ın
söylediği gibi, 1848 Devrimini bastıranların yine de, kendi istemlerine
karşın bu devrimin vasiyetini yerine getirmiş olmalarıdır.

Bu devrim her yerde işçi sınıfının eseriydi; barikatları
kuran ve devrimin bedelini kanıyla ödeyen işçi sınıfıydı.
Yalnızca Paris işçileri, hükümeti devirirken açık bir biçimde
burjuva rejimini devirme hedefine yönelmişlerdi. Ama
onlar her ne kadar kendi sınıflarıyla burjuvazi arasındaki amansız
karşıtlığın bilincinde olsalar da, henüz ne ülkenin ekonomik ilerlemesi ne
de Fransız işçi yığınının düşünsel gelişmesi toplumun bir yeniden-kuruluşunu
olanaklı kılacak aşamaya ulaşmıştı. Bundan ötürü, son çözümlemede,
devrimin meyvelerini kapitalist sınıf topladı. Öteki ülkelerde; İtalya'da,
Almanya'da, Avusturya'da, işçiler daha başından itibaren burjuvaziyi
iktidara getirmekten öte bir şey yapmadılar. Ama herhangi bir ülkede
burjuvazinin egemenliği, ulusal bağımsızlık olmaksızın olanaklı değildir. Bu
bakımdan, 1848 Devrimi, ardısıra, o güne dek birlik ve özerklikten yoksun
uluslara -İtalya'ya, Almanya'ya, Macaristan'a- birlik ve özerklik getirmiştir.
Sıra Polonya'ya da gelecektir.

Böylece, 1848 Devrimi bir sosyalist devrim değilse de,
sosyalist devrim için yolu açmış, ortam hazırlamıştır. Bütün ülkelerde büyük
sanayiye verilen hızla, burjuva rejimi son kırkbeş yıl içinde her yerde,
sayıca kalabalık, yoğun ve güçlü bir proletarya yaratmıştır. Dolayısıyla o,
Manifesto'nun diliyle söylersek, kendi mezar kazıcılarını yaratmıştır. Her
bir ulusun özerkliği ve birliği sağlanmadan, proletaryanın uluslararası
birliğini ya da bu ulusların ortak hedeflere doğru barışçı ve bilinçli
işbirliğini gerçekleştirmek olanaksız olacaktır. 1848 öncesinin politik
koşulları altında, İtalyan, Macar, Alman, Polonyalı ve Rus
işçilerinin ortak uluslararası eylemini bir düşünün!

Bundan dolayı, 1848'de verilen savaşlar boşuna değildir. O devrimci
dönemden bizi ayıran kırkbeş yıl da boşuna geçmemiştir. Meyveler olgunlaşıyor,
ve benim tüm dileğim, Manifesto'nun ilk yayınlanışı nasıl uluslararası
devrimin habercisi olduysa, bu İtalyanca çevirinin yayınlanışının da İtalyan
proletaryasının zaferinin müjdecisi olmasıdır.

Manifesto, kapitalizmin geçmişte oynadığı devrimci rolün tam hakkını
verir. İtalya ilk kapitalist ulustu. Feodal Ortaçağın kapanışına ve modern
kapitalist çağın açılışına dev bir şahsiyet damgasını vurmuştur: Bir İtalyan,
Ortaçağ'ın son ve modern çağın ilk ozanı, Dante. Bugün, 1300'de olduğu gibi;
yeni bir tarihsel çağ yaklaşmaktadır.

İtalya bize bu yeni çağın, proletarya çağının doğuşu anına damgasını
vuracak yeni Dante'yi verecek mi?

Londra, 1 Şubat 1893

Friedrich Engels

F. Engels
Londra, 24 Haziran 1872



enteresan_22 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
fengels, karl, komÜnİst, manİfestosu, marx, partİsİ, Önsözler


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Karl MARX soresvan Ölümsüzler 1 01-19-2009 05:48
Frİedrİch Engels : Karl Marks gusano Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim 0 06-12-2007 23:40
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ-Seçim Günlüğü Dr_Asfur TKP 3 06-08-2007 20:48
Karl Marx - F.Engels: KOMÜNİST PARTİSİ MANİFESTOSU - İKİNCİ BÖLÜM enteresan_22 Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim 0 05-23-2007 01:23
Karl Marx - F.Engels: KOMÜNİST PARTİSİ MANİFESTOSU - BİRİNCİ BÖLÜM enteresan_22 Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim 0 05-23-2007 01:19


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 01:42 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447