Komunist Forum
Geri git   Komunist Forum > SİYASET BÖLÜMÜ > Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim

Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim Devrimci kişilik ve devrimci eğitim üzerine açılımlar

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları Stil
Alt 12-25-2007, 20:34   #1 (permalink)
 
gabarın asi rüzgarı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Mesajlar: 1.123
Thanks: 0
Thanked 3 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 4
gabarın asi rüzgarı Seçkin bir yolda.
Standart Marksizm Leninizm 2

Kapitalist düzen, üretim araçlarını elinde bulunduran küçük bir azınlıkla, bu azınlığa emeğini satmak zorunda bırakılan bir çoğunluğun oluşturduğu bir üretim biçimine dayanır. Kapitalist düzende bütün üstyapı kurumları, kapitalizmin gereklerine göre belirlenir. Bu düzenin temeli kar etmeye dayanır. Bütün toplum mekanizması bu amaca gire düzenlenir. Düzenin temel çelişkisi kapitalistlerle (burjuvazi), emekçiler (işçi sınıfı) arasındadır. Kapitalistler en az ücreti vererek en çok iş saati karşılığı emekçileri çalıştırmak isterler. Ama bunu gerçekleştirmek belli bir noktadan sonra mümkün değildir. Bu durum gergin bir tele benzer. Tel nasıl dayanabileceğinden fazla gerildiğinde koparsa bu çelişki de fazla zorlandığında kopar. Bu kopuş bir devrimin olanaklarını yaratır.

Üstyapı kurumları:
Hukuk, ahlak, din, siyaset, felsefe gibi bütün üstyapı kurumları ekonomik altyapıya sıkı sıkıya bağlıdır ve altyapının gerektirdiği zorunlu kurumlardır.


kapitalizm: ''bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'' olarak
özetlenebilecek liberalist felsefeden doğmuş bir ekonomik sistemdir... Bu
ekonomik sistemde amaç minumum maliyetle maximum karı elde etmektir, nihai
hedef sürekli kardır... Napolyon'un dediği gibi ''para, para, para'' dır.
Yani üretim toplum veya toplumsal ihtiyaçlar için değil bireysel kar için
yapılır.

Kapitalistler, rekabeti ve iyi olanın kazanması gerektiğini savunurlar.
Bunun için ekonomiye devlet müdahalesine karşı çıkarlar ve arz-talep
ilişkisine dayanan serbest ekonomik pazarı savunurlar... (kapitalizmde
ülkemizdeki gibi devlet müdahalesi yoktur)

Kapitalistler ekonomik düzenlerini savunurken genelde şu iddialarda
bulunurlar:

Rekabet olduğu için gelişim daha iyi olur... Zaten insan doğası gereği
rekabetçi olduğundan, rekabet edip birbirini ezmeye bayılır; bunun için
kapitalizm insan doğası için en uygunudur...

Bu düzende herkese eşit fırsat verilir... Çalışan kazanır... Yeterki
çalışın.

Kapitalist düzende herkes emeğinin karşılığını alır... Alamazsa, sendika
kurar, grev yapar v.b ve hakkını alabilir..


İşçiler daha çok para kazanmak için daha çok çalışacaklarından ve patronlar
da üretilenleri satıp para kazanmak isteyeceğinden, üretilenlerin (metalar-
ticari mal) bölüşümü daha iyi olur; böylelikle işçi de patron da kazançlı
çıkar...

Peki gerçekte kapitalizm ile ilgili bu anlatılanların ne kadarı doğru?

Eğer kapitalizmin işleyiş yasalarına, bu sistemde karın nasıl elde
edildiğine, artı değer sömürüsüne, emek-sermaye çelişkisine bakarsak bu
anlatılanların doğruluk payı yüzde sıfıra yakındır....


ÜRETİM ARAÇLARINA SAHİP OLMAYAN İŞÇİLER-KAR-ÜCRET-ARTI DEĞER SÖMÜRÜSÜ



''İşçi, üretim aracına sahip değildir. Hayatını ancak tek bir yoldan
kazanabilir: üretim araçlarına sahip olanlara kendisini ücret karşılığı
kiralamak yoluyla. İşçi pazara bir meta ile gelir: çalışma kapasitesiyle,
işgücüyle. İşverenin ondan satın aldığı şey, budur: emek gücü. İşveren,
işçiye, işte bunun için ücret öder. İşçi, ürettiği metasını, yani işgücünü,
ücret karşılığı patrona satar.

İşçi ne kadar ücret alacaktır? Ücretin ne kadar olacağını belirleyecek şey
nedir?
Bu sorunun yanıtının anahtarı, işçinin satmak zorunda olduğu şeyin, bir meta
olması olgusunda yatar. Onun işgücünün değeri, herhangi bir başka metada
olduğu gibi, onu üretmek için toplumsal olarak: zorunlu emek zaman miktarı
ile belirlenir. Ama işçinin işgücü, kendisinin bir parçası olduğu için,
işgücünün değeri, kendisinin (ve emek arzının sürekli olabilmesi zorunluluğu
bakımından ailesinn) yaşayabilmesi için gerekli yiyecek, giyecek ve
barındırma giderlerine eşittir.

Başka bir deyişle, bir fabrika, atelye ya da maden sahibi, kırk saatlik
bir işin yapılmasını istiyorsa, bu işi yapacak kimseye yaşamasına yetecek ve
öldüğü veya çalışamıyacak kadar ihtiyarladığı zaman onun yerini alabilecek
çocuklar yetiştirmesine yetebilecek bir ücret vermekk zorundadır.

Demek ki işçiler, kendi işgüçleri karşlığında, ancak yaşayabilecekleri kadar
bir ücret alırlar; bazı ülkelerde ise ayrıca bir radyo ya da buzdolabı ya da
arasıra sinema bileti satın alabilecek bir fazlalık elde ederler.

Kar nereden geliyor?
Bu sorunun karşılığını, metaların değişim sürecinde değil, üretim sürecinde
buluruz. Kapitalist sınıfa giden karlar, üretimden doğar.

İşçiler, hammaddeyi, mamul nesne haline dönüştürmekle yeni bir servet var
etmişler, yeni bir değer yatarmışlardır. İşçiye ücret olarak ödenen ücret
ile işçinin hammaddeye kattığı değer arasındaki farkı, işveren kendisine
alıkoyar. İşte kar buradan gelir.

İşçi, kendisini, bir işverene kiraladığı zaman, ona ürettiği şeyi değil,
üretme gücünü satar. İşveren, işçiye sekizlik çalışması ile yarattığı ürünün
karşılığını ödemez, sekiz saat çalışması için para verir, işçi, bütün
işgünü- diyelim sekiz saat- süresince, işgücünü satar. Şimdi varsayalım ki
işçinin aldığı ücretin değerini üretmek için gerekli zaman, dört saattir,
işçi, bu dört saatin sonunda, işi bırakıp evine gitmez. Gidemez, çünkü onu
sekiz saat çalışması için kiralamışlardır. Böylece dört saat daha çalışmaya
devam eder. Ve bu dört saat süresince kendisi için değil, işveren için
çalışır. Emeğinin bir kısmı ödenmiş emektir; öteki kısmı ödenmemiş emektir,
işte işverenin karı bu ödenmemiş emekten gelir.

İşçiye verilen ücretle, ürettiği değer arasında bir fark olması gerekir,
yoksa işveren onu kiralamazdı. İşçinin ücret olarak ile ürettiği metanın
değeri arasındaki farka, artı-dğer denir.

Artı-değer, işverene giden kardır, işveren, işgücünü, bir fiyattan satın
alır ve işçinin emeğinin ürününü daha yüksek bir fiyata satar. Farkı, yani
artı-değeri, kendisine alıkoyar.''

(Sosyalizmin Alfabesi, Leo Huberman)


İşte, insanın insanı sömürmesi diye buna denir. İşte, sömürüye dayalı bir
sistem olan kapitalizm böyle bi sistemdir.


Gördüğünüz gibi sömürüye dayalı kapitalist sistemde işçiler asla emeklerinin
karşılığını alamaz...


''İşçi sınıfının sömürüsünden elde edilen artık değer pazar mekanizması,
devlet maliyesi ve para politikaları aracılığıyla kapitalist sınıfın farklı
kesimleri arasında bölüşülür. Kar, faiz, rant bu sınıf sömürüsünün
meyvelerinden pay alan farklı sermayelerin ana biçimleridir. Pazardaki
sermayeler arasındaki rekabet her kapitalist dalın, birimin, girişimin
payını belirler.

Bu artık, burjuva devlet makinesinin, ordunun, yönetimin, onun ideolojik ve
kültürel kurumlarının ve bu kurumlar aracılığıyla burjuva iktidarını
sürdürenlerin bakımını öder. İşçi sınıfı çalışmasıyla burjuvazinin işçi
sınıfı ve toplum üzerindeki politik, kültürel ve ekonomik egemenliğini ,
devamlı artan sermaye birikimini ve egemen sınıfın masraflarını öder''.







17/7/2006 - Ekonomi Politiğin Temel Kavramları
Ekonomi Politiğin Temel Kavramları



“Yeni bir dili öğrenmeye başlayan kişi, onu hep kendi anadiline çevirir durur, ama ancak kendi anadilini anımsamadan bu yeni dili kullanmayı başardığı ve hatta kendi dilini tümden unutabildiği zaman o yeni dilin özünü, ruhunu özümleyebilir.” Louis Bonaparte'ın 18. Brumaire'i adlı yapıtına böyle başlıyordu Marks. İşte biz de yeni bir dil öğreniyoruz. Bu dil, toplumun hareket yasalarının dilidir. Toplumsal süreçlerin özünde üretici güçler arasındaki ilişki ve çelişkilerin ürünü olduğunu anlatan bu dil marksist ekonomi politiğin dilidir. Bu sayımızda ekonomi politiğin temel kavramlarına bir giriş yapmış bulunuyoruz. Önümüzdeki sayılarda devam edecektir.



Ekonomi Politik



Ekonomi Politik, insanlar arasındaki toplumsal üretimle ilgili, yani ekonomik ilişkilerin gelişimiyle bunları belirleyen üretim, dağıtım, değişim ve tüketim yasalarını inceler.

Değişik sosyo-ekonomik biçimlerde, toplumsal sınıflar arasındaki ilişkilerin ilki ve en önemlisi üretim ilişkileri olduğuna göre, ekonomi politik toplumsal yaşamın derinliklerine inerek değişik sınıfların vazgeçilmez çıkarlarını ortaya koyar. Bu yüzden tüm sınıflar için tek bir ekonomi politikten bahsedilemez ve bu yüzden yazımızın başlığı Marksist Ekonomi Politik.

Burjuva iktisatçılarının sınıflar üstü ekonomi yasalarına karşı, Marksistler Marksist-Leninist ekonomi politiğin sınıf niteliğini vurgularlar.

Marksist Ekonomi Politiği öğrenmek toplumsal gelişmeyi yöneten yasalar üzerinde bilgi sahibi olmayı mümkün kılar, ulaşılacak hedefleri açıkça ortaya çıkarır ve işçi sınıfının ekonomik ve politik taleplerinin belirlenmesinde ve bunlara ulaşmada bilimsel bir temel oluşturur. Bizler bu sebeplerden Ekonomi Politik üzerine bir çalışma yapmak gerekliliğini hissetmeliyiz. Hayatlarımız sadece pratikten müteşekkil değilse ve teori hayatımızın ayrılmaz bir bütünüyse; kapsamı oldukça geniş olan bu konuya bir giriş yapmak önemli olacaktır.

Bizlerin, ekonomi politik kuramlarından çok bu araştırmada önümüze çıkacak terimlerin anlamları ile işe başlaması anlamlı/yararlı olacaktır.



Meta



Kapitalizmin ekonomik sisteminin tüm temel çelişkilerini yansıtan/doğuran meta; doğrudan tüketim için değil değiş tokuş veya satış için üretilmiş üründür. Bir nesnenin meta olabilmesi ancak onu üreten insanın üretme sebebinin kendi gereksinimlerini karşılamanın ötesinde bir sebebi olmasıyla açıklanabilir. Kendi gereksinimi kadar üretim sadece bir ürün üretmektir. Meta ise sosyal bir ihtiyacı gidermeli, değiş tokuş edilebilmeli, diğer insanlar tarafından istenir bir nesne olmalı. Meta bir isterin, bir ihtiyacın karşılayıcı olmak zorundadır, metanın bu özelliğine kullanım değeri denir.

Metaların kullanış değerleri arasındaki değişme oranına ise değişim değeri denir. Belirli oranlarla el değiştiren metaların ortak olan yanı fayda sağlamalarıdır. 10 ekmekle 1 kg şekerin arasında var olan bu değişim değerini belirleyen etmenler ise her metaın bir emek ürünü olarak ortaya çıkması, arz ve talep konusu olabilmesi ve kolay bulunup bulunamaması olarak sıralanabilir.



Emek



Meta için yaptığımız kullanım ve değişim değeri ayrımı emeğin iki yönlü niteliğini ortaya koymaktadır. Bu da karşımıza somut ve soyut emek kavramlarını çıkartır. Somut emek kullanım değeri üreten emektir, bunun anlamı emek neticesinde ortaya çıkan nesnenin bir ihtiyacı karşılıyor olmasıdır. Soyut emek ise ortaya konan emek neticesinde bir ürünün değişim değeri kazanmasıdır. Yani her metada bir soyut emek mevcuttur.

Kelime anlamıyla insanın yaşam ihtiyaçlarını üretmeye yönelik çabası olarak tariflenebilecek emek; Marx tarafından Kapital'de yalnızca yalın emek kavramına indirgenmiştir. Bunun anlamı; hiçbir özel gereksinime ihtiyaç duymaksızın insan organizmasında bulunan emek-gücünün harcanması olarak tariflenmektedir.

Marx “işçinin sattığı şey, doğrudan doğruya emeği değil, onu kullanma hakkını geçici olarak kapitaliste devrettiği emek-gücüdür.” der. Emek-gücü; insanın kendisinde bulunan ve hangi türden olursa olsun bir kullanım değeri üretirken harcadığı zihinsel v fiziksel yetilerin toplamıdır. Eğer bizler genel yanılsama gibi “işçi emeğini satıyor” deseydik bu emeğin bir değerinin olduğu anlamına gelirdi. Oysaki değeri doğuran şey metaın üretimindeki emekle belirlenmekte. Bu da bizi bir çıkmaza sürüklemekte. İşçinin para karşılığı işverene verdiği şey bir meta üretebilme kapasitesidir yani emek kapasitesidir(emek-gücü). Bu da elbet kısıtlı bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşmelidir. Aksi takdirde zaman sınırlanması konmayan bir emek-gücü kiralama köleliğe götürecektir.



Artı-Değer / Artı-Ürün



Kapitalist, işçinin emek-gücünü satın aldıktan sonra onu bir meta üretmek için kullanma hakkını elde etmiş olur. Kapitalist aynı zamanda işçinin ürettiği metaya sahip olduğu için-çünkü gerekli hammaddeyi ve üretim aracını da o sağlamıştır- işçi ürettiği meta üzerinde hiçbir hak sahibi olamaz. İşçi yaşamını devam ettirebilmek için ve sarf ettiği emek-gücünü tekrar geri kazanabilmesi için gerekli olan zorunlulukları sağlayacağı ücreti sağladıktan sonra kapitalistin isterleri doğrultusunda artı bir emek sarf eder. Bu artı zaman dilimi içinde üretilen metaın geliri üretim araçlarını ve işçinin emek-gücünü kullanma hakkını elinde bulunduran kapitalistin karı olur. İşte, işçinin burada ürettiği fazladan değer artı-değerdir. Zaten kapitalist üretimin temel amacı da artı-değerdir. Artı-değer; işçi sınıfının, işgücünü tekrar üretmesi için gerekli olandan daha fazla çalıştırılmasının sonucu ortaya çıktığından, aynı zamanda işçi sınıfının kapitalist tarafından sömürülmesinin de bir sonucudur. Artı-ürün ise işçinin fazladan çalıştığı zamanda ortaya çıkardığı ürünü tanımlamaktadır.



Ücret



Emek-gücü bir metadır. Bu metaın parasal olarak karşılığı ise emek-gücünün değeridir. Bu değer (verilen ücret) kapitalist sistemde “emeğinin karşılığı” olarak dile getirilir. Oysaki işçinin ürettiği değeri(fiyatı) alması kapitalist sistem için imkânsızdır. Çünkü bir çamaşır makinesi fabrikasında çalışan bir işçi eğer bir makinelik bir üretimde bulunduysa bunun asla ve asla tamamını alamaz, “emeğin karşılığı” diye tariflenen fiyat kapitalist tarafından işçinin yeniden üretime katılabilmesini ancak sağlayacak miktar olarak belirlenmektedir. Kapitalist için özde olan emek-gücü fiyatının bunun yarattığı değerden en fazla ne kadar az olacağıdır. Ücret, zamana göre ve parça başına göre ödenir. Elbette kapitalistler çeşitli durumlarda bu tanımların dışına çıkabilir. Ama temel olan bu iki şekildir. Parça başı ücret kapitalist için daha yararlıdır. Çünkü burada, parçaların kalitelerini kontrol edip orta ve üstün kalitelileri tercih etme olanağı olduğu gibi işçiyi de daha verimli çalışıp daha fazla üretmeye zorlar. Tabi ki bütün işçilerin verimlilikleri arttıkça da işveren parça başı fiyatı aşağıya çekerek karını daha da arttırmaktadır



EKONOMİ POLİTİK -II-



“Bilime giden düz yol yoktur. Ancak onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar aydınlık doruklarına ulaşabilirler.” diyor Marx. İlk bölümde işlenen konularda var olan eksikliklerle beraber daha önce denemediğimiz bu yazı dizisinin verimli olabilmesinin ön koşulu bu zor ve uzun ekonomi politik biliminin ayrıntılarını öğrenmek için göstereceğimiz çabadır. Burada anlatılan konuların alt başlıkları alabildiğince fazla olup, bu konuda yetkinleşmenin yegane yolu okuyup, tartışmaktır.



Fiyat:



Metanın ekonomik olarak mevcut döngüsü meta-para-metadır. Yani satın almak için satmak. Bunu sağlayacak olan metanın değişimini ise değişim değeri belirler. Bir metanın değerinin parasal ifadesi o metanın fiyatıdır. Bu fiyatlama aslında sadece düşünsel bir şeydir. Çünkü bir depo dolusu x metası sahibi birinin y milyarı yoktur ama o metaların fiyatına eşdeğer malı vardır.



Bu fiyatı belirleyen ise metanın hammaddesiyle beraber onu ortaya çıkaran emek gücünün karşılığıdır. Oysa emek gücünün karşılığının bir kısmı kapitalistin cebine gitmektedir. Bunu üreten işçi ise patronun öngördüğü oranda ücretlendirilmektedir.



Fiyatları düşürmenin yolu işçi ücretlerini indirmek olamaz. Bunu gerçekleştirecek olan kapitalistin kar oranının azalmasıdır. Bunun gerçekleşmesi ihtimalide elbette kapitalizmin özüne aykırıdır.



Sermaye:



Sermaye, varlığının en başında her zaman para biçiminde bulunmaktadır. Meta için doğru olan meta-para-meta döngüsü sermaye içinde para-meta-para döngüsü olarak karşımıza çıkar. Meta için söylenen m-p-m; bir meta alabilmek için sahip olmamız gereken parayı bir meta satarak karşılamak anlamına gelmektedir. Sermayenin döngüsü, p-m-p ise; mevcut parayla, para için meta alım satımı anlamına gelmektedir.



Karışık gibi gözüken bu denklemin aslında çok basit bir çözümlemesi var. Kapitalist sahip oluğu parayla aldıklarını daha fazla paraya satarak sermayesini oluşturmaktadır.



Sermayenin ilk evresi olan para-meta evresi; sermayenin sermayedar tarafından öne sürülmesi,belirli bir metaa yatırılmasıdır. Bunu belirleyen ikinci evre olmakta. Çünkü; ikinci evre olan, meta-para evresinde eğer kapitalist başta koyduğu parayı alacaksa bu riske germez. Bu onun için “akıllıca” bir yatırım olmaz. Bu yüzden sermayedarın yatırdığı parayla elde ettiği arasında bir fark olmalıdır. Elbette sermayedarın isteği daha fazla para olmasıdır.



Metaın dolaşımı(döngüsü) ihtiyaçları gidermek için açıklanabilir. Örneğin bir çiftçi un alabilmek için patates yetiştirip satar. Oysa paranın sermaye olarak dolaşımı ise başlı başına bir amaçtır. Ve bu amaç başta da dediğimiz gibi daha fazla paradır. Bu dolaşımın değerinin büyümesi ise sürekli olmasıyla mümkündür. Bu yüzden sermayenin sınırsız hareket alanı vardır.



İktisatçıların sermayeyi tanımladıkları üretilmiş üretim araçlarının yerine Marx, sermayeyi, sürekli olarak paradan metaya, metadan tekrara paraya dönüşen değeri anlatır. Marx’a göre sermaye bir değerdir, ama bu değer paranın veya metanın üzerinde somutlaşan bir değer değildir. Sermaye,artık-değer üretilen bir dolaşım süreci olarak alınmakta.



Kapitalistin artı-değer elde etmesinin yolu mal alıp satmasından değil. Bu malın üretim sürecine “müdahil” olmasıyla mümkündür. Kapitalist, emek-gücünü,emek kapasitesini satın aldığı işçiyle yaptığı anlaşma üzerinden onun üretiminden kesintide bulunup ürettirdiği meta sayesinde artı-değer elde eder ve böylece yatırdığı sermaye bir artı değer üretmiş olur.



Kapitalist iktisatçılardan farklı olarak Marx,sabit ve döner sermaye olarak değil değişmeyen ve değişen sermaye olarak ikiye ayırmaktadır. Hammadde, binalar, üretim araçlar gibi sermaye kısmı üretim süreci boyunca miktar bakımından bir değer değişimine uğramadığından değişmeyen sermaye olarak tanımlanır. Bunun değişmeyen olarak tanımlanmasının sebebi; bunların artı-değer üretiminin zorunlulukları olmasına rağmen bizzat artı değer üretmemeleridir.



Değişen sermaye ise; fiilen harcanan bir emeğe yatırılan sermayenin, yani emek-gücü alınan sermaye kısmının kendisinin eşdeğerini ürettiği gibi, bir fazlalığı da ürettiği anlamından doğmaktadır. Yani işçinin ürettiği artı-değerden doğmaktadır.



Faiz:



Faiz kelimesini doğuran, borç alıp-verme ilişkisidir. Borç alan kimse ihtiyacını karşılamak için değil, aldığı parayı kullanarak kar elde etmek amacıyla bu yükün altına girer. Faiz ise buradan elde edilecek karın bir kısmının borç verene ödenmesidir.



Bir meta alan aslında metanın kullanım değerini satın alır, bunun karşılığı olarak ödediği ise o metaın değeridir. Tıpkı bunun gibi borç alan kimsenin satın aldığı şeyde bu paranın sermaye olarak kullanım değeridir. Ama karşılığında yaptığı ödeme metada olduğu gibi onun değeri değildir. Eğer öyle olsaydı aldığı borç miktarı kadar ödeme yapacak ve borç veren kapitalist bu işten bir şey almayacaktı. Borç veren kimse,karşılığında eşdeğer bir şey almadığı için verdiği değerin sahibi hala o gözükmektedir. Borç alan için alınan sermayenin(paranın) kullanım değeri kar elde edebilecek olmasıdır. Borç verenin işte bu kullanım değeri üzerindeki sahipliği elde edilen kardan pay almasını sağlamaktadır.



Eğer bir kapitalist yüksek faiz oranıyla borç almayı kabul edebiliyorsa bu onun kar oranının yüksek olduğunun göstergesidir. Ülkelerde faiz olgusunu belirleyen de ortalama kardaki oynamalardır. Bu daima böyle olmasa da ortalama kar oranı faizin üst sınırını belirler.




EKONOMİ POLİTİK - III -



“Üretimin yoğunlaşması; bankacılıkla sanayinin birleşmesi ya da kaynaşması –finans kapitalin doğuşunun tarihi ve finans kapitale içeriğini veren işte budur.”



İşçi Sınıfı , ezilen halklar ve sosyalistler için birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ın arifesinde dünyada halkların üzerine kabus gibi çöken emperyalizmi ve temel özelliklerini Lenin’in öğretileri ışığında kısa ama toplu bir halde sunmaya çalıştık.



Emperyalizmin Karakteristik Özellikleri:



Üzerinde fazla durmamak kaydıyla emperyalizmin tanımı ekonomi politik terminolojisinde kapitalist ekonomik sistemin gelişimindeki belirli bir aşamayı ifade eder. Lenin “Emperyalizm; Kapitalizm En Yüksek Aşaması” adlı yapıtında emperyalizmi kapitalizmin tekelci aşaması olarak tanımlar ve beş karakteristik özellik sıralar:

1. Üretimin ve sermayenin yoğunlaşması, ekonomik yaşamı tayin eden tekelleri doğuracak kadar yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.

2. Banka sermayesi sanayi sermayesiyle iç içe geçerek bu “mali sermaye” temelinde bir “mali oligarşi” oluşmuştur.

3. Sermaye İhracı meta ihracından ayrı olarak büyük önem kazanmıştır.

4. Dünyayı aralarında paylaşan uluslar arası kapitalist tekeller oluşmuştur.

5. En büyük kapitalist devletler tarafından dünya toprakları paylaşılmıştır.

Bu belirlemeler ışığında altını çizdiğimiz kelimler üzerinden emperyalizmin temel karakteristiklerini açalım.



TEKEL


Bir malın tüm arzını tek elden kontrol altında tutma, yani malın piyasa talebinin tamamını karşıladığı ve fiyatı istediği gibi belirlediği piyasa şekli monopol yani tekeldir. Tekelin en belirgin olanı tek bir büyük kapitalistin hakimiyetidir. Örneğin bilgisayar yazılımları alanında yanına kimseyi yaklaştırmayan bir uluslararası firma gibi... Kapitalist yasalara göre bile kimi yerde yasal olarak ulaşılamayan tekellere kapitalistler arasında imzalanan gayri resmi fiyat anlaşmaları ve centilmenlik anlaşmalarıyla aynı amaca ulaşılabilir.

Tekelci kapitalist hem diğer tekelci olmayan kapitalistlerin karından çalıp karını artırır hem de çalışanın, hammadde üreticisinin tek alıcı olduğu için onların zararından kar sağlar.

Fiyatı belirleme kozunu alan tekelci kapitalist perakendecileri mal vermemekle tehdidiyle düşük kara mahkum edebilir. Aksi tekellerin malını satmayan perakendeciyi aranılan malı bulundurmadığı için zor duruma düşürebilir.

Tekelci kapitalizmin varlığı kapitalizmin rekabetçi anlayışını yok ettiği sonucunu doğurmaz. Aksine ulusal ve uluslararası tekeller yayılma politikaları uğruna çoğu zaman savaşlara sebep olurlar.(Silah ve Petrol tekelleri buna örnektir.)



FİNANS KAPİTAL(MALİ SERMAYE)



Lenin “Finans Kapital”den şöyle bahseder; “Üretimin yoğunlaşması; bankacılıkla sanayinin birleşmesi ya da kaynaşması –finans kapitalin doğuşunun tarihi ve finans kapitale içeriğini veren işte budur.”

Bankalar nakit olup üretime sunulmayan parayı toplayıp kapitalizmin hizmetine sunar. Büyük bankaların topladıkları parayla orantılı olarak tekelleşmesi de kaçınılmazdır. İşte kapitalist sanayi tekelleriyle banka tekellerinin birbirleriyle iç içe geçmiş olan yeniden üretim ilişkileri finans kapitali doğurmuştur. Bankacı ve sanayiciler karşılıklı olarak birbirlerinden hisse almak yoluyla kontrollerini ve elbette kazançlarını genişletmek hedefi için bu yola başvurmuşlardır.



MALİ OLİGARŞİ


Mali sermayeyi elinde bulunduran sayıları oldukça az olan ama ekonomik ilişkileri kontrol eden kapitalistlerden Lenin “Mali Oligarşi” diye bahseder. Ekonomik sistem içerisinde varolup yine de küçük kırıntılarla yetinen işçi, orta sınıf, küçük kapitalist yığınlarını işte bu mali oligarşi denen bir avuç azınlık yönetmektedir.



SERMAYE İHRACI


Kapitalist sistemde belirleyici olan meta ihracından daha çok sermaye ihracıdır. , bunun nereden nereye olduğudur.

Bulundukları ülke sınırları içerisinde sermaye birikimini artıran kapitalistler eğer bu paraları nakit olarak bekletirlerse kar etme oranları düşecektir. Buna rağmen ülke sınırları içerisinde talepten fazlasını üretmekte zararına sebep olacaktır. bu yüzdendir ki kapitalistler gelişmekte olan ve ya gelişmemiş ülkelere sermaye ihracında bulunurlar.

Sermaye ihraç eden ülkeler/kapitalistler gittikleri yerde kardan başka ve bir çok avantaj elde ederler. Hatta buna hükümetleri, kültürel yapıyı, vb. belirlemek dahil. Bunun sebebi borç yükü altında bulunan ülkenin karar mekanizmalarını kontrol olanaklarını açmalarından kaynaklıdır.



__________________
BAĞIMSIZ DEVRİMCİ SINIF PLATFORMU

EKİMDEN PARTİYE PARTİYLE DEVRİME

PARTİYİ KAZANDIK PARTİYLE KAZANACAĞIZ


gabarın asi rüzgarı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiket
leninizm, marksizm


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Özetle Marksizm Leninizm gabarın asi rüzgarı Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim 3 01-17-2008 23:23
Marksizm ve Din eylem Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim 5 12-21-2007 15:38
Leninizm Nedir ? devrimcicephe Felsefi Akımlar 1 12-13-2007 19:52
Marksizm HeVaL Siyaset Felsefesi 0 07-06-2007 20:58
Özetle Marksizm Leninizm devrimcicephe FELSEFE 0 05-07-2007 22:44


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 11:33 .



Powered by vBulletin® Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.5.0 RC2


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447