![]() |
| | #1 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 4.620
Thanks: 64
Thanked 88 Times in 64 Posts
Tecrübe Puanı: 7 ![]() | “Uyanın, harekete geçin, savaşın! Bugünkü büyük tarihi durum sizleri cesaretsiz bulmasın. Dünün bilinmeyen milyonlarca köle kadınları, bugünün savaşçıları meydana çıkın ve ileri yürüyün!” Uyandırılması gereken birilerinin olduğunu düşünen, ancak hala uykuda olmalarındaki kendi rolünü bilmeyen bu çağrıcı; “dünün bilinmeyen milyonlarca köle kadınları”ndan birisi olabilecekken, mücadeleyle özgürleşmeyi seçen bu satırların yazarı; ne yazık ki, hala milyonlarca adı bilinmeyen köle kadının yaşadığı bir dünyada ve sınırlı bir kesim tarafından hatırlanıyor. Ne yazık ki, milyonlarca köle kadın, kendilerini savaşa çağıran 8 Mart'ın yaratıcılarından birisi olan bu satırların yazarını, Clara Zetkin'i tanımıyor. Kadınların harekete geçirilmesinde, kadının ezilmesinin devrim programıyla bağının kurulmasında en önde gelen militanlardan birisi olduğu için, bu konudaki eksiklik ve zaaflar sözkonusu olduğunda, bir kopuş ve buluşulması gereken nokta arandığında, zaaf ve katkılarıyla biçimlenmesinde önemli bir yer tutan Clara Zetkin, karşımıza çıkan ilk isimlerden birisi. “Kadın sorunu” denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisi olan Clara Zetkin, 1857'de Saksonya eyaletindeki bir köyde, öğretmenlik yapan bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Eisner ailesi, kültürlü ve etkin bir aileydi. Neşeli bir çocukluk dönemi yaşayan Clara, bu dönemde, babasının geniş kütüphanesinden yararlanmış ve ünlü klasik eserleri okuyarak büyümüştü. 1871'de Leipzig'e taşındıktan sonra, annesiyle birlikte gittiği Alman Kadınları Genel Birliği'nde Paris Komünü'nden haberdar olan, çocukluk ve gençlik yıllarında ise, burjuva toplumun çelişkilerini gözlemleyen ve bunlardan etkilenen Clara Eisner, bu dönemde, Alman sosyal demokratlarının önderlerinden Karl Liebknecht ve Bebel'in broşür ve kitaplarını okuyarak, ilk birikimini edinmeye başladı. SPD'nin Sotzial Demokrat adlı gazetesini takip ediyor, işçi hareketine dair gelişmelerle ilgileniyordu. Sonra, birkaç arkadaşıyla birlikte SPD'nin toplantılarına gitmeye başladı. Bu dönemde, “Sosyalistlere karşı olağanüstü yasa” gündeme geldi ve bir çok sosyalist grup, illegalite koşullarına geçti, yaygın tutuklanmalar yaşandı. Clara da, bu dönemde, yasadan etkilenmiş olanlara yardım etmek için çalışan küçük bir grupla birlikte, ev ziyaretlerine gidiyor ve yardım toplamaya çalışıyordu. Gittiği ev ziyaretlerinden birinde, Rus devrimcisi Ossipe Zetkin ile tanıştı. Bu Rus devrimcisi, Clara üzerinde önemli bir etkide bulundu. Clara, devrimci bir yaşamı yakından tanıyarak, daha bir ciddiyetle yaklaşmaya başladı. Aynı dönemde, aktif politikaya doğru giderek yakınlaşırken, buna paralel olarak da, aktifleşmesini istemeyen ailesiyle bağlarını koparmaya başladı. Birçok kadın devrimci gibi, O da, bir erkek tarafından devrimci mücadeleye kazanıldı. Neyse ki, yaşamı bir erkeğin ekseninde sürdürülen bir politik yaşam olmadı. O'nun yaşadığı dönemde, kadınların durumu gözönüne alındığında, bunun ne kadar önemli bir nitelik olduğunu vurgulamak gerekiyor. Yaşamını sürdürmek için, zengin bir sanayicinin çocuklarına öğretmenlik yapmaya başladı, ancak kısa sürede işinden kovuldu. Ossipe Zetkin'in, önce tutuklanması, ardından da sınırdışı edilmesi üzerine, onunla tekrar buluşmak üzere sözleşerek ayrılmış oldular. Kendisi de polis tarafından aranmakta olduğu için, önce İtalya'ya, ardından da İsviçre'ye geçti. Burada, Sotzial Demokrat gazetesinin yazı işleri sorumlusu Bernstein'le tanıştı. Gazete Zürich'te basılıyor ve Alp dağları üzerinden, sınırdan geçirilerek Almanya'ya ulaştırılıyordu. Kuryenin tutuklanması üzerine, Clara bu işi üstlendi. Oldukça tehlikeli olan bu görevi, her seferinde yaratıcı yöntemler geliştirerek başarıyla yerine getirdi. Böylece illegal çalışmada ilk deneyimlerini de kazanmış oldu. Bunun ardından Paris'e geçerek, Ossipe Zetkin'le evlendi. Paris yılları, açlık ve yoksulluk içinde geçen, burjuva toplumunun çelişkilerini bizzat yaşayarak öğrendiği yıllar oldu. Çeşitli gazetelere yazı yazarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Kadın yazarlara ödenen ücret daha düşük olduğu için, Clara Zetkin, yazılarına kocasının imzasını atıyordu. Paris'te, Fransız partisinin sol kanadı içinde çalıştı, Marks'ın kızı ile yakın ilişkiler geliştirdi. Kocasının verem olmasının ardından ailesinin maddi desteğiyle, yeniden Leipzig'e geçti. Burada, Karl Liebkcnecht ile tanıştı. Partide görevler aldı. Kitle toplantılarında yaptığı konuşmalarda ajitatör ve propagandacı yetenekleri açığa çıktı. Clara Zetkin, Alman SPD içinde, baştan beri sol bir pozisyonda yer almaktaydı. Teorinin revize edilmesine karşı tutumunda, parlamentonun kullanılması, grevlere karşı yaklaşım gibi sorunlarda da sol bir konumda olmakla birlikte, O'nun yaşamı boyunca en öne çıkan yönü, kadın sorunu konusundaki duyarlılığı ve etkinliği oldu. Aslında, Marks ve Bebel'in kadın sorunu konusunda ortaya koyduğu önemli temeller olmakla birlikte, parti içinde Lasallcılığın etkisi daha fazlaydı. Bunun kadın sorunundaki yansıması ise, parti içinde cinsiyetçi bir bakışın hakim oluşuydu. SPD içindeki çoğu erkek militanlar, kadınların mücadele içindeki yerini anlamıyor, kadınların iş yaşamında bulunmasını doğru bulmuyorlardı. Aynı yaklaşım, komünist kadınlara yönelik bir küçümseme ve güvensizlik olarak da yansıyordu. Clara Zetkin ise, baştan itibaren kararlı bir tutumla parti içinde bu soruna dair bir ilgi ve ciddiyet yaratmaya çalıştı. O'nun, parti içindeki kadın militanların sol kanatla birlikte tutum almasında önemli bir rolü olmuştur. Sadece kendi partisi içinde değil, sonradan II. Enternasyonal'in kuruluş kongresi olarak kabul edilecek olan 1889 Paris kongresinde de, kadın işçilerin sorunlarını gündeme getirip, önemli tartışmaları başlatmıştı. Bu kongrede, kadın militanlar arasında bile, kadın sorununda çekingen bir yaklaşım sözkonusuydu. Bunda önemli bir etken ise, kadın komünistlere kuşkuyla yaklaşılmasıydı. Bundan dolayı kadın komünistler, bu sorunu gündeme getirirken bir savunma ihtiyacı hissetmekteydiler. Sadece burjuva toplumda değil, partiler içinde de cinsiyetçi bir bakış sözkonusuydu ve kadın komünistlerin karşısına böyle bir engel de çıkıyordu. Birer komünist olarak bu sorunla ilgilenmeyen erkek yoldaşlarının nasıl komünistler olduğu konusunda onları eleştirmek yerine, kendileri eleştirilerin hedefi olarak da olsa, başta Clara Zetkin olmak üzere kadın komünistler, kadın sorununu da devrimci mücadelenin bir parçası haline getirmeye çalıştılar. Kongrede, Clara Zetkin, burjuva toplumunun çözümlemesiyle birlikte, kadının durumunu da sergiliyordu: Proleterleşen kadınlar efendi değiştirir; artık efendi erkek değil sermayedir. Kendisinin burjuva feministleriyle arasındaki ayrımı ortaya koyan bu yaklaşım, ileride açığa çıkabilecek olan zaafları da barındırmaktaydı. Kapitalizmle birlikte işçi kadınların patronun kölesi haline geldiği doğru olsa bile, bundan ibaret olmayan bir sorundu. Oysa yukarıdaki yaklaşım, kadın sorununu sadece proleter kadınlardan ibaret görerek, özgül yanının üzerini örtmektedir. Bunun tehlikeleri ise, kadının aile ve toplum içindeki cinsiyetçi işbölümünden kaynaklı rollerini sorgulamamak, buradan kaynaklı ezilmişliği karşısında bir öneri geliştirememek oluyor. Clara Zetkin, her ne kadar kadının ezilmesinin bu özel alanıyla ilgili olarak da, ev işlerinin ve çocuk bakımının toplumsallaştırılması gibi öneriler de geliştirmiş olsa bile, özellikle yaşamının son yıllarında Sovyetler Birliği'yle uyumlu politik hattının da etkisiyle, sosyalist aileyi kutsamış, kadının aile içindeki ezilmesini görmezden gelmiştir. Proletarya diktatörlüğünün ilk yıllarında, kadınlara yönelik olarak olumlu ilerletici adımlar atılmış olsa da, yukarıdaki yaklaşımın sonuçları kendisini üretmiş, doğru politik çizgiden sapma, kendisini kadınlara yönelik cinsiyetçi uygulamalarla da ortaya koymuştur. Clara Zetkin'in ölümünden sonra ise, Sovyetler Birliği'nde, çocuk doğurmayı teşvik için, çok çocuk doğuran kadınlara analık madalyaları verilmiştir. Oysa, Marks, Engels, Bebel, Lenin gibi önderler, aileyi kutsayan değil, parçalamayı hedefleyen bir yaklaşıma sahiptiler. Kadının cinsiyetçi işbölümünün ve ezilmesinin sürmesinin bu temel alanına, sosyalist takısı eklenerek bu sorunun çözülemeyeceğinin bilincindeydiler. Kadının ezilmesinin özgül yönünün vurgulanması, burjuva feministlerine yaklaşmayı getirmez, sorunun gerçek temellerini anlamayı, dolayısıyla da ortadan kaldırmayı sağlar. Bu yapılmadığında ise, farklı bir noktadan da olsa geri düşme yaşanır. Clara Zetkin de, burjuva feministleriyle arasındaki mesafeyi ortaya koyarak, burjuva toplumunda eşitliğin sadece bir ütopya olduğunu vurgulayarak, kadın işçilerle erkek işçilerin birlikte mücadele etmesi gerektiğini savundu. Kadınların sanayide çalışması, 8 saatlik işgünü, eşit işe eşit ücret gibi sorunlar ve talepler gündeme geldi. Kongreden kısa bir süre sonra, Clara Zetkin, İşçi Kadınlar ve Günümüzde Kadın Sorunu başlıklı bir broşür yayınladı ve broşür uzun süre, Alman sosyal demokrasisinin kadın sorunu üzerine referans kaynağı oldu. 1890'da, SPD içinde, kadın işçilere yönelik bir ajitasyon gazetesinin çıkarılmasını gündeme getirdi. Böylece, önce “Kadın İşçi”, daha sonra ise “Eşitlik” isimli gazetler çıkarıldı. Eşitlik, 1891'de çıkmaya başladı ve Clara Zetkin, 1917'de, yönetiminden atılana kadar, bu gazeteyi düzenli olarak ve iki haftalık peryotla çıkardı. Bu gazeteyi, kadınlara yönelik çalışmada öncelikle öncü unsurların kazanılacağı bir kürsü olarak düşünüyordu. Başlangıçta öncü kadınlara yönelik olarak çıkartılan bu gazete, giderek cinsiyetçi işbölümüne teslim olan bir içeriğe bürünmeye başladı. Moda, yemek, çocuk bakımı gibi ekler yayınlanmaya başlandı. Soruna sadece işçi kadınların kapitalizm tarafından ezilmesi olarak yaklaşılmasının, kadına biçilen rolü ortadan kaldırmaya yetmediğinin somut karşılığı buydu. Devrimcilerin çıkardığı bu gazete de, giderek, kadına annelik rolünü layık görmeye başlamıştı. Clara Zetkin, II. Enternasyonal'in 1893'teki kongresinde, Polonya sosyal demokrasisinin kurucusu Rosa Lüksemburg'la, ayrıca Engels'le tanıştı. Rosa Lüksemburg'la yaşamının bundan sonrasında omuz omuza bir mücadele vereceklerdi. O dönemlerde, Avrupa'daki devrimcilerin birbirleriyle bugün olduğundan çok daha sıkı ve yakın bir ilişki sürdürdükleri, ortak sorunları tartıştıkları görülüyor. Clara Zetkin de, gerek o dönemin bu özelliğinden, gerekse de eşinin Rus olmasından kaynaklı olarak özellikle Rusya'daki olaylara yönelik yakın bir ilgi gösteriyor, bu ülkedeki devrimci grupların etkinliklerini izliyor, aralarındaki farklılıkları biliyordu. SPD'nin 1903'teki kongresinde, kendisinin tutarlı bir bolşevik taraftarı olduğunu söylemişti. Bu ilgi, 1905 devrimiyle doruğa çıktı. Ülkesinde, Rosa Lüksemburgla birlikte, Rus işçileriyle dayanışma toplantıları, miting ve gösteriler örgütlemişlerdi. Bu arada, II. Enternasyonal'de, kadın sorunlarına yönelik bir ajitasyon grubu kuruldu ve Clara Zetkin bu grubun başına getirildi. Ardından 1907'de 1. Uluslararası Kadınlar Konferansı düzenlendi. Kadın konferansı, bilinçli olarak, II. Enternasyonal'in konferanslarından bir süre önce düzenleniyordu. Ardından, 18-24 Ağustos tarihleri arasında yapılan II. Enternasyonal kongresinde, kadınların oy hakkı talebi tartışıldı. Avusturyalılar, kadınlara oy hakkı talebini öne çıkarmayı reddederek, genel oy hakkı talebini yeterli görüyorlardı. Clara Zetkin'in etkisiyle, kadınlara oy hakkı talebi de kabul gördü. Lenin'in, Clara Zetkin'in tutumunu desteklediği biliniyor. Ancak, II. Enternasyonal'in, ulusal partiler üzerinde bir bağlayıcılığı olmadığı için, bu alınan kararların bir etkisi olmuyordu. Zaten oportünistlerin uzun süre, devrimcilere rağmen bu partide kalmalarının; devrimcilerin de aynı şekilde oportünistlerle bir arada durmakta sakınca görmemelerinin önemli nedenlerinden bir tanesi, kararların bağlayıcı olmaması nedeniyle pratiğe yansımamasının yarattığı yanılsama; bir de devrimcilerin az farklarla da olsa oylamalarda üstün çıkması oluyordu. Ancak, örneğin Clara Zetkin, Rosa Lüksemburg, Liebkcnecht gibi SPD militanları ve bir çok Rusyalı militan açısından ise, örgüt sorunundaki yaklaşımla ilgiliydi. Örneğin, Clara Zetkin, SPD gibi büyük bir partiden kopmayı yanlış buluyordu. Parti içinde, çeşitli konularda sağ kanatla amansız bir mücadele yürütmekte hiç tereddüt etmemekle birlikte, tam da yanlış parti anlayışından dolayı onlarla birarada durabilmiştir. Buna rağmen, Enternasyonal içinde mümkün olduğunca eylemliliği ve merkeziliği hayata geçirmeye çalışmıştır. Ancak, yine bunu pratik olarak merkezi bir örgütü ve eylemi istemekle birlikte, örgüt anlayışı olarak yeni ve merkezi bir enternasyonal fikrini savunmamıştır. 1910 yılında, II. Enternasyonal'e bağlı, ilerici kadınlar toplantısında, Clara Zetkin, 8 Mart'ın Uluslararası Kadınlar Günü olarak ilan edilmesini ve her yıl kutlanmasını önerdi ve bu öneri oybirliğiyle kabul edildi. Ertesi yıl, yani 8 Mart'ın ilk kutlanacağı yıl, kadınlara oy hakkı ve barış konulu ajitasyon etrafında toparlanılacak olan 8 Mart çalışmaları, SPD'nin sağ kanadı tarafından engellenmeye çalışıldı. Buna rağmen, bazı burjuva feminist örgütleri de etrafına çeken ve önemli bir sayı ve yaygınlıkta gerçekleşen 8 Mart eylemleri yapıldı. Avusturya, Almanya, Danimarka ve İsviçre, kutlamaların yapıldığı ülkelerin başında geliyordu. Yukarıda sözünü ettiğimiz, II. Enternasyonal'in yapısından dolayı, aslında ulusal partilerin ve bu partiler içindeki kadın sorununa yaklaşımların, bu etkinliklerdeki rolü daha önemliydi. Çünkü II. Enternasyonal, merkezi bir yapı değildi. 1914'te, savaş çıktığı zaman, II. Enternasyonal partilerinin tamamına yakını, savaş karşısında “kendi” burjuvazilerinin yanında yer almışlardı. Clara Zetkin, Rosa Lüksemburg, Karl Liebcknecht ve Franz Mehring ile birlikte, parti içinde uzlaşmacılara karşı tutum alarak, sol kanadı oluşturdular. Clara Zetkin, ulaşabildiği tüm partilerin kadın kollarını ve ayrıca burjuva feminist örgütlerinden savaş karşıtı olanları biraraya getirerek, Bern'de bir kadınlar konferansı düzenledi. (1915). Ancak, bu konferanstaki tutumu, daha çok pasifistti. Yani savaş karşıtlığı tarafından belirleniyordu. Sloganı da bunu ifade ediyor: “Eğer erkekler öldürüyorlarsa, kadınların görevi yaşamı savunmaktır.”. Lenin de, bu tutumu merkezcilikle bulaşık bir tutum olarak eleştirmiştir. (Bkz. Sosyalizm ve Savaş; s.41) Oysa, II. Enternasyonal'in Basel kongresi, savaştan devrim için yararlanma perspektifini belirlemişti. Zetkin'in tutumu ise, bundan daha geri, savaş karşıtlığını ifade eden, ayrıca kadın sorunundaki zaaflarını yansıtan bir tutumdu. Clara Zetkin, savaş yıllarında, Avrupa'da çeşitli ülkeleri dolaşarak, savaş karşıtı propaganda yaptı, çeşitli grupların yayınlarına yazılar yazdı. Almanya'ya döndüğünde ise, tutuklanıp hapse atıldı. Ancak, hasta olduğu için kefaletle serbest bırakıldı. Hapisten çıktıktan sonra ise, yine sol kanadı oluşturan yoldaşlarıyla birlikte, Spartaküsbund'u oluşturdular. Bu döneme kadar, SPD içindeki devrimci kanadın elinde bulunan tek gazete olan Eşitlik de, sol kanadın görüşlerinin propagandası için bir kürsü işlevi görmüştü. Daha sonra ise, Clara Zetkin, bu gazetenin yönetiminden uzaklaştırıldı. Savaşın ardından gelen Ekim Devrimi, tüm devrimcileri olduğu gibi, Clara Zetkin'i de son derece etkilemişti. Ardından, 1918 Kasım'ında Alman Devrimi patlak verdi. Spartakistler Birliği, ayaklanmaya önderlik etmeye çalışsa da, SPD'nin ihaneti ve kendilerinin güçsüz oluşu nedeniyle başarısız oldular. SPD ise, nihayet gerçek karakterini ortaya koyarak, burjuvazinin yanında yer aldı. Burjuva hükümete katıldı, bundan kısa bir süre sonra ise, Komünist Enternasyonal'in kuruluş toplantısına katılmak üzere yola çıkan Rosa Lüksemburg ve Karl Liebkcnecht katledildi. Clara Zetkin ise, hastalandığı için kıl payı öldürülmekten kurtulmuştu. SPD'nin ihanetinin ardından, bir bildiri yayınlayarak, bu partiyle tüm ilişkilerini kestiğini açıkladı: “Hiç bir zaman iktidarsızlıklarını gördüklerimin, demoralize olduklarına şahit olduklarımın yanında olmayacağım. Hayatta olduğum sürece, politik ölümün yanıma yaklaşmasına izin vermeyeceğim.” Alman Komünist Partisi'ne katılan ve MYK'da yer alan Clara Zetkin, 1921'de Komintern Yürütme Kurulu'na seçildi. Parti içinde, Lenin'in “sol komünizm”de eleştirdiği “sol” kanatla mücadele yürüttü. Ancak, Almanya'daki durum ve Komintern'in dönem değerlendirmesiyle belirlenen taktiklerle ilgili olarak başlayan anlaşmazlık, Zetkin ve Levi'nin, Komintern'in 21 koşuluna itiraz etmesiyle tırmandı. Levi, bu konuda bir broşür yayınladığı için partiden ihraç edildi. Clara Zetkin'in de içinde yer aldığı “muhalefet”e ise bir uyarı yapılmakla yetinildi. Bu dönemde, Clara Zetkin, Komintern kongrelerinde ve KEYK toplantılarında, kadınlar arasındaki komünist çalışma konusunda perspektifler ve taktikler belirliyor, komünist partiler içinde bu soruna duyarlılığı geliştirmeye çalışıyordu. III. Kongre'de rapor sunarken, şu sözleri söyledi: “Kadınları da bilinçli üyeler olarak devrime katmak ve eğitmek için çaba göstermeyen tüm yoldaşları, devrimin bilinçli baltalayıcıları olarak adlandırıyorum” (Kadın Sorunu Üzerine, S. 87, İnter Yayınları). 1907'de Lenin'le tanıştığından beri, kadın sorunu konusunda O'nunla da etkileşimini sürdürmüştü. Lenin'in de desteğiyle, kadınlara yönelik parti çalışmasının biçimleri ve yöntemleri üzerinde durdu. Partiler içinde, kadınların örgütlenmesine yönelik özel aygıtlar geliştirilmesi için çalıştı. Burada, dikkat çekilmesi gereken nokta, Clara Zetkin'in bu ısrarının, kendisinin kadın olmasıyla ve kadın sorunu konusunda kadınlar adına talepler dile getiren biri olmasıyla değil, komünistlerin kadın sorununa gösterecekleri ilgi ve programlarında yer vermelerinin devrimci mücadeleye getireceği katkı ve bunun vazgeçilmezliğinin farkında oluşuydu. Komünist partilerin kadın sorunu konusundaki programatik yaklaşımları, sadece kadın komünistlerin değil, bir bütün olarak partilerin sorunu olmalıydı, ve bugün de böyle olmalıdır. Bu nedenle de, Clara Zetkin'in, her ne kadar cinsiyetçi işbölümünden kopamasa da, kadın soruna yaklaşımları ve bu konudaki hassasiyeti, örnek alınması gereken bir tutumdur. Zaafların ise, o dönemlerdeki geri bilinç ve ufuksuzlukla olduğu kadar, geçmiş mücadele deneyimleri içinde biçimlenirken, farklı akımlarla mücadelenin kazandırdığı biçimlenişle de ilgisi vardır. Örneğin, Malthusçuluk ve Lasalcılığın etkisinden dolayı, komünistler uzun süre kürtaj hakkını savunmaktan geri durmuşlardır. Aynı şekilde, Clara Zetkin, kadın işçilere yönelik koruma tedbirleri konusunda da, kadının üretim dışına atılmasına yol açabileceği kaygısıyla, II. Enternasyonal'in ilk yıllarında geri bir tutum takınmıştır. Bunun yıkıcı sonuçları ise, SBKP'nin geri düştüğü yıllarla birlikte, kadınlara kürtajın yasaklanması gibi uygulamalarla ortaya çıkmıştır. Bu tutumların, Clara Zetkin'le ilgisi ise, kadın sorunu konusunda önde gelen militanlardan birisi olması ve O'nun eksik bıraktığı noktaların da başkaları tarafından geliştirilememesi dolayısıyla, atılan yanlış temellerde özel bir rolünün olmasıdır. 1923 Alman Devrimi'nin yenilgisinin faturası KPD'ye çıkarılmıştı. Clara Zetkin, bu konuda KEYK'i eleştirdi. Bu dönemden sonra ise, ölümüne kadar KEYK'te yer alsa bile, III. Enternasyonal içinde politik meselelerde pek fazla öne çıkmayan, özellikle de Lenin'in ölümünden sonra giderek etkisini yitiren bir konuma geriledi. Kadın sorunu konusundaysa, her zaman için aktif olmaya devam etti. Genel politik konularda, III. Enternasyonal ve SSCB ile paralel tutumlar aldı. Yaşamının son dönemlerini Moskova'da geçirdi. Bu dönemde yazdığı, yazının başındaki sözlerle biten broşüründe, Sovyetler Birliği'ndeki kadınların ne kadar ilerlediğinden bahsediyor, parti önderliğine övgüler yağdırıyordu. Broşürün adı, Lenin'in Bütün Dünya Kadınlarına Vasiyetleri idi. Oysa, Lenin'in vasiyetine bir baksaydı, burjuva toplumu yıkılmadan, kadınların eşitlik ve özgürlüğünden bahsetmenin bir yalan olduğunu görebilecekti. Aynı broşürde, Sovyetler Birliği'nin silahlanmasını, barış için kendisini koruma olarak savunuyordu. Yani, izlediği politik çizgi, Stalin'in barış içinde birarada yaşama politikasıyla uyumluydu. Enternasyonalist çizgiyi, bir çok devrimci gibi, Clara Zetkin de sürdürememişti. Bu noktada, yani doğru bir politik çizgiye bağlılıkla ısrarlı olunmadığı noktada, sadece “kadın sorunlarına duyarlılığın” ne kadınların kurtuluşu ve özgürleşmesine, ne de sınıfsız toplum hedefine dair ilerletici bir işlevi olmadığı net biçime açığa çıkıyordu. Oysa, temel konulardaki doğru tutumlar sürdürülebilmiş olsaydı, kadın sorunu konusundaki eksiklikler, pratik içinde fark edilerek, kadınların özgürleşmesi yolunda da ileri adımların atılması mümkün olabilirdi. Clara Zetkin'in kadının kurtuluşunu komünist partilerin programlarına katma yolundaki ısrarlı çabası, komünist partilerin doğru çizgide kalmaları konusunda bir ısrarla birleşmediğinde, geri düşüşün yolunun “kadın meselesi”ndeki birikimleriyle döşenmesine bir katkı haline dönüştü. Clara Zetkin, kadınların geri kalmışlığında komünistlerin hatalarının rolünü düşüneceğine, bu durumu onların niteliksiz oluşlarına yoruyor, ajitasyonla bu durumun değişeceğini zannediyordu. Sovyetler Birliği'ndeki kadınların kazanımlarını ortaya koyarak, varolanla yetinmelerinin yolunu döşemeye hizmet ediyordu. Clara Zetkin, Almanya'daki parlamentoya milletvekili seçildiğinde, Meclis'in en yaşlı üyesi sıfatıyla yaptığı konuşmada, hala dünya devrimine olan bağlılığını ifade ediyordu: “... Reichtag'ın en yaşlı üyesinin görevini yerine getirirken, bu sakat halime karşın en eski üyesi olarak Alman Sovyetleri Meclisini de açma yolundaki umutlarımı ifade ederim.” Clara Zetkin, Alman meclisini açarken, Alman sovyetleri meclisini açma isteğini ve umudunu ifade etmişti. Oysa O öldüğünde, dünya devrimi, Alman sovyetlerinin de kurulumasıyla ilerletilmiş olmadığı gibi, Rusya sovyetleri ve proletarya iktidarının yerinde de yeller esmekteydi. Proletaryanın Rusya'da attığı dev adım, dünya proleter devrimine büyütülememiş, sadece tarihsel bir kazanım olarak kalmıştı. Bugün, kaybedilenlerin bilincinde olan komünistler, bolşevik mirası devralarak, hem onların eserini sonuna ulaştırmak, hem de Clara Zetkin'in dileğini gerçekleştirmek için mücadele ediyor. Yıllar önce, Clara Zetkin'in farklı bir hedefle de olsa kadınlara yönelttiği çağrıyı, bugün tüm komünistlere yöneltmenin zamanıdır: Uyanın, harekete geçin, savaşın!
__________________ Dün gece Babil’e iki melek indi sessizce......... Ruhum !.. sus ve seyret.......... Başladı t e k e r r ü r !.. Yâ, taham m ü ü l !.. Yâ, taham m ü ü l! V.B.BAYRIL |
| | |
| | #2 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jul 2007 Bulunduğu yer: sokaklardan
Mesajlar: 1.756
Thanks: 0
Thanked 1 Time in 1 Post
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | teşşekkürler paylaşım için. zetkin kuşkusuz luxemburg ile birlikte kadınların devrim mücadelesinden ne kadar önemli bir neffer olduğunu gösterdiler... |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| clara, zetkin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Clara Zetkin | compagno | Ölümsüzler | 0 | 12-29-2008 12:21 |
| Clara Zetkin'in YAŞAMI ve MÜCADELESİ... | ibrahimo | Ölümsüzler | 1 | 04-22-2008 17:38 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 10:03 .