Tekil Mesaj gösterimi
Alt 06-25-2009, 15:50   #2 (permalink)
Katre
 
Katre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2009
Bulunduğu yer: Turuncu Gemi
Mesajlar: 4.523
Thanks: 40
Thanked 62 Times in 51 Posts
Tecrübe Puanı: 5
Katre Seçkin bir yolda.
Standart

Dünyanın En Büyük Suçu; PAYLAŞIM SAVAŞLARI
Suçlu; EMPERYALİZM

Emperyalizmin mayası sömürüdür ve mayanın tutması hep daha çok toprağın, egemenlik altına alınacak yeni ülkelerin olmasına bağlıdır. İşte emperyalistler bunun için bitip tükenmez bir açgözlülükle saldırdılar dünyaya. Onlar için dünya kocaman bir pastaydı ve her biri daha büyük dilimi kapmak için yarıştılar. Kaptıkları pay onlara yetmedi. Hep daha fazlasını istediler. Ve dünyada paylaşılacak toprak kalmayınca birbirlerinin topraklarına göz diktiler.
Her şey kendi çıkarları, dünyanın tek hakimi olmak içindi. Ve amaçlarına ulaşmak için her yolu mubah saydılar.
Emperyalistler için “kar eşittir kan”dı. Bunun için halkların kanını dökmekte, yok etmekte, ülkeleri işgal edip harabeye çevirmekte bir an bile tereddüt etmediler.
İşte dünya tarihinin en kanlı dönemleri olan I. ve II. Paylaşım Savaşları, emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşması uğruna çıkarılmıştır.

I. Paylaşım Savaşı: Bütün 19. yüzyıl boyunca ekonomik değişimin uluslararası ilişkiler üzerinde belirleyici bir etkisi oldu. Yüzyılın başında İngiltere dünya ticaretini denetimi altında tutuyor olmasını, büyük ölçüde Sanayi Devrimi’ne ilk uğrayan ülke olmasına borçluydu. Ancak sanayi devrimi İngiltere ile sınırlı kalmadı. Belçika ve Fransa’nın ardından Almanya da sanayi devriminin etkileri altında biçimlenmeye başladı. 1870’e gelindiğinde Almanya, Fransa’yı nüfus ve sanayi ürünleri üretimi bakımından yakaladı. 1914’e gelindiğinde ise Almanya artık Fransa’yı büyük bir hızla geride bırakmış bulunuyordu.

1900’lere doğru dünyada bütün sömürgelerin paylaşımı tamamlanmıştı. Ancak sanayinin eşitsiz gelişimi, devletler arasındaki güç ve hakimiyet ilişkilerini sarsıyordu.

1914’de I. Paylaşım Savaşı’na doğru Fransa, İngiltere’den sonra silahlanmadaki ikinci olan konumunu yitirerek büyük devletler arasında sonuncu duruma düşmüştü. Almanya ise son sıralardaki yerinden hızla yükselmeye başlamış ve İngiltere’nin egemenliğini doğrudan doğruya tehdit etmeye başlamıştı. Ve Osmanlı Devleti’nin egemenliği altındaki topraklar bu iki büyük emperyalist devlet arasındaki hakimiyet mücadelesinin ilgi merkezlerinden birini oluşturuyordu.

4 yıl süren savaş boyunca işgaller, geri çekilmeler, katliamlar-kıyımlar, yapılan ve bozulan anlaşmalar birbirini izledi. Birbirinin ayağını kaydırıp hakim olma yarışı tüm hızıyla sürdü. Savaştan hiç bir çıkarı olmayan ve savaşa zorla sokulan halklar ise bu yarışın bedelini ödeyen oldu.

Savaş sona erdiğinde, emperyalistler dünyayı paylaşmış, yeni sömürge alanlarının sınırları çizilmişti. Ancak 4 yıllık savaşın en ağır bilançosu halkların yaşadığı vahşet ve kıyımdı.

Bu bilanço bile I. Paylaşım Savaşı’nın sonuçlarını anlatmaya elbette yetmez. Gerçek bilançoyu ise hiçbir zaman çıkarmak mümkün değil. Ancak bu tablolar bile, savaş süresi boyunca, tüm cephelerde günde 5 bin insan öldüğü anlamına geliyor ki bu da yaşanan kıyımı anlatmaya yeterli.

I. Paylaşım Savaşı ile bunalımlara çare arayan emperyalistler aynı zamanda savaş endüstrilerini de geliştiriyorlardı. Özellikle ağır topçu ve hava kuvvetleri büyük oranda gelişti. Yıldırım gibi çarpıcı bir etki yaratabilecek yeni mermiler bulmak için uğraşıldı.

Almanlar 1915’te tutuşkan sıvı ile boğucu gazlar kullanıma soktular. Fransızlarla İngilizler 1916’dan itibaren çelik palet üzerine oturtulan tanklar yaptılar. Böylece savaş git gide endüstriyel bir nitelik de kazanıyordu. Yani savaşla birlikte silah sanayi de gelişiyordu.

En önemlileri Fransa’da Schneider, Almanya’da ise Krupp olan silah satıcıları, savaş üretimini artırarak, sınırın her iki yanındaki üyelerinin servetlerini artırmak olan bir tür uluslararası tröst halinde sıkı bir biçimde birleştirmişlerdi. Bu amaçla iki ülke halkından her birini, ötekinin saldırmaktan başka bir amacı olmadığına ikna etmek için, onlar arasında korku yayacak güçlü araçlar kullanıyorlardı.
Savaşın sürmesinde önemli bir yeri olan Briey-Thionville demir madenlerinin öyküsü savaşın öteki yüzünü görmek açısından çarpıcıdır.

Briey-Thionville demir madenleri Lüksemburg, Fransa ve Almanya sınırlarındaydı. Sahibi Fransız-Alman Wendel ailesiydi.

Bu havzanın savaşın seyrinde çok büyük bir önemi vardı. Fransız milletvekili Engerand savaştan sonra, 31 Ocak 1919’da Millet Meclisi’nde yaptığı bir konuşmada şöyle diyecekti: “1914’te yalnız Briey bölgesi bizim tüm demir filizi üretimimizin yüzde 90’ını sağlıyordu.”

Aynı yıllarda cumhurbaşkanı olan Poincare’nin kendisi de vaktiyle şöyle yazmıştı: “Brey havzasının Almanlarca ele geçirilmesi en azından bir felaket olur; çünkü bu eşsiz maden ve metal kaynaklarını onların eline bırakmak demektir ki, bu durum bunlara sahip olan savaşan ülkeye çok büyük yararlar sağlayabilir:” (Aktaran Kapitalizmin Kara Kitabı, syf. 94)

Durum böyleyken şaşılacak bir olay meydana geldi. 6 Ağustos 1914’ten itibaren havza hiçbir direniş olmaksızın Almanlarca işgal edildi.

Çok sonradan anlaşılan gerçek şuydu: Bazı kurmay üyeleri ile Fransız savaş gereçleri satıcıları arasında savaşın uzaması ve böylece silah satıcılarının karlarının artması amacıyla havzayı Almanlara bırakmak için bir anlaşma yapılmıştı. Çünkü Almanlar demir cevherleri olmadan savaşı sürdüremezdi. Tüm savaş boyunca Briey’e tek bir Fransız saldırısı olmadı. Ve Almanya 4 yıl boyunca savaşı sürdürme araçlarını Briey havzasından sağladı.

Bu sadece bir örnek. Savaş süresince benzeri örneklere rastlamak mümkün. Emperyalistlerin pazar savaşı olan I. Paylaşım Savaşı’nda milyonlarca insanın kanı dökülürken, emperyalistler dünyayı paylaşmanın yanında yeni hammadde kaynakları olan sömürgelerini de garantiye almışlardı. Yani savaş bitse de halkın kanı üzerinden kar elde etmeye devam edeceklerdi.



II. PAYLAŞIM SAVAŞI: Mussoli’ni Etiyopya ve Arnavutluk’a saldırdı, Hitler Avusturya ve Çekoslovakya’yı egemenliği altına aldı; militarist Japonya Çin’e ve Sovyetler Birliği’ne sataştı. İtalya ve Almanya’dan yardım gören Fransa Cumhuriyete karşı kendi iktidarını kurdu. Son aşamada ise Hitler, Polonya’ya saldırarak paylaşım savaşını başlatmış oldu.
Almanya’nın Polonya’ya saldırdığı tarih olan 1 Eylül 1939 II. Paylaşım Savaşının başlangıç tarihi olarak kabul edilir.
Almanya’nın hedefi Sovyetler’i hızla işgal ettikten sonra Kafkasya, Türkiye ve Mısır üzerinden Ortadoğu’ya yayılarak, Japonya’nın da Hindistan’a yüklenmesiyle emperyalist rekabetteki düşmanı İngiltere’nin işini bitirmekti. Yani yine pazar kavgasıydı savaşın özü.
II. Paylaşım savaşı, tarihin en büyük çaplı savaşı olu. Kesin olarak saptanamamakla beraber, ölenlerin sayısı, Avrupa’dan Asya’ya ve Afrika’ya ELLİ MİLYONA varır. En büyük kaybı 11 milyon asker ve 7 milyon siville Sovyetler Birliği verdi. Polonya yaklaşık 3.5 milyonu soykırım uygulanan Yahudiler olmak üzere, 5.8 milyon vatandaşını kaybetti. Saldırgan faşist ülkelerden Almanya tarafında 3.5 milyon asker, 780 bin sivil; Japonya tarafında 1.3 milyon asker, 670 bin sivil öldü. Japon emperyalizmine karşı silahlı mücadele veren Çin, 1 milyon 300 bin askerin yanısıra, sayısı tam olarak saptanamayan ama milyonları bulan sivil direnişçiyi yitirdi. Savaşın en büyük güçleri arasında olmasına rağmen İngiltere’nin kaybı 264 bin asker ve 92 bin sivil; ABD’nin kaybı ise 292 bin asker ve 6 bin siville sınırlı kaldı.
Emperyalist sömürünün en kaba ve en yok edici anlatımı bu dünya savaşının genel çerçevesi içinde ortaya çıktı. Bu sömürünün nesnesi Nazi kamplarında toplanmış emekti. Hitlerci KZ’lerin başlangıçtaki amacı Alman halkının geri kalanını siyasal hasımlarından ayırmaktı. Bunlara o kadar sert davranılıyordu ki, 1933 ve 1940 arasında çok büyük bir bölümü öldü. Daha sonra kampların bekçileri olan SS’ler mahkumlarını kendilerine ait işletmelerde, özellikle taş ocaklarında çalıştırarak onlarda para kazanmak için yararlandılar.
1942’den itibaren savaş sanayisindeki büyük Alman tröstleri geleneksel iş gücünün aşırı ölçüde seferberliğine, toplama kamplarındaki emeğin yoğun kullanımıyla dengelenmesini istediler. Kampların içerisinde bile çeşitli silah fabrikalarının ortaya çıktığı görüldü. Dışarıda ise yaşam ve ölüm tarzının, bu fabrikaların bağlı bulundukları KZ’lerinkinden hiçbir bakımdan geri kalmadığı (Hatta daha kötüydü) “kommandos”larda büyük endüstrinin bütün dalları, havacılık, kimyevi ürünler, metalurji, maden çıkarma vb. alanlarına bağlı işletmeler vardı. Mahpuslar buralarda gece gündüz çalışıyorlardı. Onlar, rahatça angaryaya koşulabilir kölelerdi. Onların yaşam sınırlaması kısıtlaması olmaksızın SS’lere aitti.
KZ mahpuslarının sanayide sömürmenin ustası, SS ve tüm polislerin şefi Himmler’in doğrudan doğruya yardımcısı SS Generali Oswald Pohl’dur. Pohl, 1 Şubat 1942’de kurduğu ekonomik yönetimin SS Yüksek Ofisi WVHA’nın şefiydi. Bundan sonra Pohl’un direktifleriyle, Hitlerin Adalet Bakanı Otto Thierak’ın “işle yok etme” adını vereceği kurum örgütlenecekti.
Bu işin ilkesi görece basittir. Toplama kampındaki emek öyle bir artı değer sağlamalıdır ki bu hem onun SS’lere bakım giderlerini karşılasın, hem de en büyüklerinden (Krupp, Siemens, İG Forben Industrie, Messerschmidt, vb.) en küçüklerine, hatta zanaat ölçeğindekilere kadar uzanan sömürgen firmalara mümkün olan en büyük karları sağlamak. Sanayinin taleplerini karşılamak için SS ona özgür emeğinkinden çok daha düşük bir ücretle mahpusları kiralar. Kendisi de kardan almak için mahpusların bakım giderlerini (yiyecek, giyecek, barınma) alabildiğine düşürmesi gerekir. Pohl uzmanlarını işe koşar. Bunlar verimlilik eşiğinin, mahpusların yaklaşık 8 aylık ortalama yaşam süresine denk olduğunu keşfederler. Daha sonra onların yerine çeşitli bahanelerle fethedilen ülkelerde sayısı eksik olmayan canlıları koymak yeterlidir.
Bu kuramsal hesaplamadan gerçekle karşılaştırmak ilginçtir. O zaman fark edilir ki 1942 ile 1945 arasında toplama kamplarındaki mahpusların ortalama yaşam süresi aşağı yukarı 8-9 aydır.



__________________
Kim Öğretiyor? PARTİ!
Kim vuruyor? CEPHE!
Kimin için? HALK İÇİN!
Katre isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla