Tekil Mesaj gösterimi
Alt 03-13-2009, 23:51   #1 (permalink)
BABİL
 
BABİL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 4.589
Thanks: 45
Thanked 71 Times in 53 Posts
Tecrübe Puanı: 7
BABİL Seçkin bir yolda.
Standart Apo marksist ya da anti – marksist midir?

APO MARKSİST YA DA ANTİ – MARKSİST MİDİR?

Teslim TÖRE

Konuya girmeden önce, bu özel denebilecek sorunu neden ele aldığımı kısaca belirtmem gerekir. Her şeyden önce APO ve PKK’nin savunmanı değilim. PKK’li hiç olmadım. APO’cu asla değilim. Hatta APO ile ideolojik birliğimiz hiç bir zaman olmadı. Bugünde yoktur. Ama APO ve PKK ile çok farklı ideolojik kulvarlardan hareket etsek de, Kürt sorununun çözümü konusunda temel politik perspektiflerde buluşuyoruz. Özerk demokratik yönetim dahil, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı, Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü, eşit haklar ve eşit koşullarda bir arada yaşamak gibi temel politikalarda görüşlerimiz çakışıyor.

Ama bu yazıyı yazmamın nedeni bu politik çakışma değil. Bütün görüşlerim PKK ile taban tabana zıt olsaydı bile bu yazıyı yazardım. Çünkü Kürt sorunu, hayati önem taşıyan bir dönemece gelip dayanmış durumda. Beğensek de beğenmesek de, sevsek sevmesek de yada nefret etsek de gelinen bu dönemeçte Kürt halkının tek dayanağı PKK dır.

Kürt halkını sevenlerden talebim: Kürt halkının geleceğinin mutlulukla taçlanmasını, onun çekmiş olduğu acıların dinmesini isteyenler ama, buna rağmen PKK ve APO’yu sevmeyenler ve hatta düşman olanların düşmanlıklarını Kürt halkının çıkarı için hiç olmazsa bir süreliğine de olsa ertelemeleridir. Kürt halkından yana olanların, Kürt sorununun çözümünde PKK’dan başka bir muhatabın olmadığı, ya da bu güne kadar yaratılamadığı, bu nedenle de PKK’siz bir çözümün olamayacağının açıkça bilmesi gerekiyor.

Çünkü mevcut ortamda çözüm süreci artık kendini dayatmıştır. Çözüm konjonktürel olarak da kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu konjonktürde PKK’nin eli güçlü olursa Kürt halkının, zayıf olursa Kürt halkının düşmanlarının kazanacağının bilinmesi gerekiyor. O nedenle Kürt halkını seven ondan yana olanların PKK ve APO’ya ne kadar düşman olurlarsa olsunlar PKK’nin elini zayıflatıcı değil güçlendirici politikalar izlemelidirler.

Bu yazıyı yazmamın nedenini kısaca açıkladıktan sonra artık konuya girebilirim.
Yazının başlığında APO Marksist ya da anti-Marksist mi dir sorusuna ek olarak da APO işbirlikçimi? PKK’yi Ergenekoncular mı kurdurdu? APO önceleri işbirlikçi değildi yakalandıktan sonra mı işbirlikçi oldu? Gibi doğru olmayan, doğru olmadığı için de doğru yanıtı bulunamayacak bir çok soru sorulup tartışılıyor.

Bir sorunun doğru yanıtını bulabilmek, ya da bir soruya doğru yanıt verebilmek için önce sorunun doğru bir soru olup olmadığına, ve ya doğru sorulup sorulmadığına bakmak gerekir. Aksi halde doğru sorulamamış bir soruya doğru yanıt bulmak mümkün değildir.
Peki sorunun doğru soru olup olmadığı, yada doğru sorulup sorulmadığı nasıl anlaşılır?
Soru, bir örgüt ya da kişi ile ilgili ise; o kişi ya da örgütün varlık nedeniyle, ya da onun var ettiği, var olanın da ona tüzel ve özel bir kişilik kazandırıp kazandırmadığıyla ilgili olup olmadığına bakılarak anlaşılır.

Örneğin, Darwin Marksist mi dir? Bu soruya olumlu ya da olumsuz yanıt verilse de soru yanlış bir sorudur. Darwin bir bilim adamı ya da bilim insanımı dır? Sorusuna olumlu yanıt verilse ve ya verilmese de soru doğru bir sorudur. Çünkü Darwin’i Darwin yapan Marksist ya da anti-Marksist olması değil. Onun evrim teorisinin buluşçusu olmasıdır. Nasıl ki, Marks, Marksizm bilim dünyasının bir öğesi ise, Darwin ve Darwinizm de bilim dünyasının bir öğesidir. Ama Darwin Marksist değildir. Darwin için geçerli olan bu soru APO için de geçerlidir.

Bu sıralar, APO’yu ve PKK’yi eleştirmek, elini zayıflatmak için bir çok insan, bir çok konuda çıkış yaparken, kendine Marksist diyen, kendini Marksizm in hamisi olarak gören, bazı çevrelerde APO’nun Marksist ya da anti- Marksist olup olmadığını gündeme getirdiler. Sınıfla fazlaca ilgilenmemiş, sınıf zeminli politikalardan uzak kalmış olan bazıları da “ kimlik temelinde politika yapılmaz” diyerek sınıf bakış açısını dayatarak Kürt direniş hareketini başka bir cephede sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Her şeyden önce, APO’nun Marksist ya da anti-Marksist olmasının hiçbir önemi yoktur. PKK’nin sınıf zemininde politika yapıp yapmaması da fazla bir anlam taşımıyor. Çünkü APO’yu APO yapan fenomen APO’nun Marksist olup olmaması, PKK’yi PKK yapanda sınıf zemini değildir. APO’yu APO yapan , PKK’yi de PKK yapan fenomen, Kürt sorunudur. PKK ve APO’nun Kürt sorununu nereden alıp nereye taşımış olması olgusudur.

APO ve PKK yokken de Kürtler ve dolaysıyla Kürt sorunu vardı. Ne Kürtleri ne de Kürt sorununu APO ve PKK yarattı.
Anadolu da Türkmenler yokken ve henüz Ortasya dan Anadolu ya gelmemişken Anadolu da Kürtler vardı. Bizans imparatorluğunun egemenliği altında yaşıyorlardı. Türkmenler, Ortasyada ki yurtlarında barınamayıp, kendilerine yeni bir yurt edinmek için yola çıkıp Anadolu ya gelince Kürtler, Egemen Bizans İmparatorluğuna karşı Türkmenlerle ittifak yaptılar. Bu ittifak 1071’de Alpaslan’ın komutasında Malazgirt’te Bizans’a karşı yapılan savaşta zafer kazandı ve Kürtler kendi toprakları üzerinde kendi egemenliklerinde yaşama olanaklarını yarattılar. Türkmenlerde kendilerine yeni bir yurt yaratmanın temel adımını atmış oldular. Osmanlı imparatorluğu döneminde de, Türkmenlerle Kürtler birlikte yaşamaya devam ettiler.

Osmanlıya karşı bir çok ayaklanma, başkaldırı vb. gibi uyuşmazlıkları olsa da Kürtlerin yüzlerce yıllık Osmanlı birlikteliği devam etti. Emperyalist işgale karşı Türklerle birlikte mücadele ettiler. Emperyalizme karşı mücadele sonucu kurulan Cumhuriyetin harcı kanla karıldıysa bu harçta Türkler kadar Kürtlerin de kanı vardı. Kurulurken Kürtlerin ve Türklerin ortak Cumhuriyeti olarak kurulmuş olmasına rağmen sonraları Kürtler dışlanmaya çalışıldı. Kürtlerin tarihi, kültürü, toplumsal fonksiyonları, Türkmenlerin Anadolu’yu yurt edinmelerinde ki katkıları, Osmanlı ve Cumhuriyetin tarihine değer biçilmez katılımları tümden inkar edilerek misli görülmemiş asimilasyon politikasına tabi tutuldu.

Kürtlerin tarihi inkar edilerek, dağ Türkleri olduğu, karın üzerinde yürürken, ayaklarının çıkartmış oldukları “kart kurt” seslerinden dolayı kendilerine Kürt denildiği gibi sahte tarihler yazılarak, Kürtler tarihleri ve toplumsal doku ve değerleriyle inkar edilmeye çalışıldı. Bu aşağılık asimilasyon politikalarını çıkartmış oldukları en üst nokta Kürtçe konuşmanın ve çocuklarına Kürt ismi koymalarının yasaklanması olmuştu. Tam bu noktada, “biz Kürtüz taşınıza taş, sopanıza sopa, silahınıza silah” diyen bir örgüt ve onun lideri çıktı ortaya ve meydan okudu. Bu örgüt PKK onun lideri ise APO idi.

PKK’den önce de biz Kürtüz diyen bir çok Kürt örgütü ve bu örgütlerin liderleri vardı. PKK en son kurulan Kürt örgütü, APO ise en son lanse olan Kürt liderdi. PKK’den önce var olan Kürt örgütleri ve onların liderleri de “biz Kürtüz, dağ Türkleri değiliz, bizim kendi tarihimiz, kültürümüz, toplumsal dokumuz vardır” diyor mücadele ediyorlardı. Bu örgüt ve liderlerinin çığlık ve mücadele seslerini ne Kürt halkı yeterince algılayıp destekledi, ne de T.C. Devleti bu çıkışları fazlaca kale aldı.Başka bir anlatımla, ne devlet bu dilden anladı, ne de bu dil Kürt halkının ezberini bozabildi.

PKK ve lideri APO’ nun kullanmış olduğu dili hem devlet anladı hem devletin “kimyasını” ve hem de Kürt halkının ezberini bozdu. Kürt halkı, inkarın eşiğinden döndü, kendine geldi, kendisi oldu, Kürtlüğü ile gurur duydu, Kendi Kürt kimliği için ölüm kalım kavgasına girdi ve bu onurlu mücadelesini hala sürdürmeye devam ediyor. Bu mücadele sonucu, Kürtlerin, onların örgütlerinin ve liderinin olduğunu sadece T.C. Devleti değil, AB önce destekleyerek, sonra APO’nun teorik tespitlerini beğenmediği için “terörist” ilan ederek, ABD ha keza önce destek verip, kolay yutacağı bir lokma olmadığını fark edip, “düşman” ilan ederek PKK’yi ve Lideri APO’yu tanımak zorunda kaldılar.

Sonuç olarak, Kürtler her halk gibi onurlu bir halk, Kürt sorunu ise sadece Türkiye ve bölge sorunu değil bir dünya sorunu olarak kabul edildi. İşte PKK’yi PKK Abdullah Öcalan’ı da APO yapan süreç kısaca böyledir. Kürt halkı ve Kürt sorununun gelmiş olduğu bu noktada biraz durup soralım? Kürt Halkının varlık gücü ve Kürt sorununun çıktığı düzey bundan daha ileriye götürülebilinir miydi? Böyle bir yeteneği gösteren bir örgüt ve lider çıktıda PKK ve lideri tarafından engellendi mi?

Ben APO’yu Başkan APO (Serok) olmadan önce de olduktan sonra da çok yakinen tanıdım. Ha keza Kürt ulusal mücadelesini de çok yakından bilen, takip eden ve zaten içinde de olan birisiyim. Bütün Kürt Örgütlerini, Liderlerini, mücadelelerini, mücadele yöntemlerini, hatta hal ve gidişlerini de çok iyi biliyorum. 12 Eylül faşizmi hepimizi Şam’da buluşturduğu zaman, herkesin ne yaptığını da görerek yaşadım. Şam’da buluştuğumuz süreçte, PKK’nin orda ki gücü, orda bulunan her hangi bir Kürt örgütünün gücünden daha fazla olmadığını da görüyor, biliyordum.
PKK’ liler , Filistin kamplarında eğitim görürlerken, İran KDP’ sinde eğitim görmüş, KDP’ nin örgütsel faaliyetlerinde görev yapmış olanlar ve haklı olarak da bununla öğünenlerde vardı. Buna rağmen orda bulunan Kürt örgütleri bütün elemanlarını Avrupa ya taşırken , APO orda bulunan bütün PKK lileri Kuzey ve Güney Kürdistan’a konumlandırdı. Bu konumlanma sürecinde çok büyük kayıplarda verdi. Ama yılmadı, geri adım atmadı. Kürdistan’ a konumlanmaya devam etti. Kadrolarını Avrupa’ya taşıyan Kürt örgütlerinin tümü mücadele alanından silinirken PKK bütün Kürtleri ve Kürdistan’ı kucaklayan bir örgüt konumuna yükseldi. Bütün bunlar yaşanarak da görülmüş şeyler.

İsmini, mücadele yöntemlerini, kuruluş ve mücadele tarihlerini, liderlerinin gerçek ve takma isimlerini bildiğim ama buraya yazmadığım söz konusu örgütlerin hiç olmazsa bir kısmı, “biz ne T. C. Devletinin anlayabileceği bir dille konuşabildik, nede Kürt halkının ezberini bozabilecek bir yöntem yaratabildik, bunları ancak PKK yarattı o nedenle de o başarılı oldu” diyerek gerçeği dile getirmek yerine APO’ya ve PKK’ya “işbirlikçi” deyip işin içinden çıkıyorlar. Böyle davranmak yerine, turnusol işlevi görecek olan bu seçimlerde DTP’yi koşulsuz desteklemeleri Kürt halkının çıkarına olacaktır.

Komplo teorilerinin hiç birisine değer vermem. Ama, ABD’nin Irak’ı işgal edip, Güney Kürtlerine kazandırmış olduğu konumu göz önünde bulundurarak, soracak olursak, Kürtlerin bütün parçalardaki durumu ortadayken, PKK’nin yerine hangi örgüt, APO’nun yerine hangi Kürt lider olsaydı bugün Kuzey Kürtlerinin gelmiş ya da getirilmiş oldukları özel ve tüzel konum bugünkünden daha ileri bir düzeyde olurdu? Olsa olsa ancak bu kadar olurdu. Hiç kimse fazlasının komplo teorisini bile yapamaz.
Soralım şimdi APO işbirlikçi mi? PKK’yi Ergenekon mu kurdurdu? Şeklindeki sorular doğru sorulmuş sorular mı dır? Ya da bu türden sorular aklı selim insanlar nezdinde bir anlam taşıyor mu? Hem bu kadar somut gerçeklik karşısında sorulan bu türden sorular doğru sorular değil hem de bu sorular iyi niyetli insanların soracağı sorular değildir. O nedenle doğru sorulamayan sorunun asla doğru yanıtı da olmaz. Ergenekon savcısı, milliyetçi Türklerin “aa bunlar bize daha neler yapmışlar” dedirtmek ve Ergenekoncuları desteklemekten vazgeçmelerini sağlamak için iddianameye “PKK’yi Ergenekoncular kurdular” diye yazıyor. Ergenekon davasının hukuki bir yanının olduğu gibi, emperyalizmin işbirlikçilerinden bir değişime gitmesi dolaysıyla politik bir yanının da bulunduğu ve sistem içi bir hesaplaşma olduğu da açık bir gerçekliktir.
Böylesi bir davada tarafların birbirine çamur atması da kaçınmazdır. Kürt halkının düşmanları için, APO ve PKK en iyi karalama malzemesidir. Normal düşünebilen, kasıtlı olmayan her insan, bu gerçeği kolayca görebilir. Buna rağmen, böylesi iddiaları kale almak, buna dayanarak suçlamalara girmek, Kürt halkına asla yarar sağlamaz. Tersine çok büyük zarar getirir.
Kaldı ki, aksi düşünülse bile, Ergenekon’un kurdurmuş olmasına rağmen, PKK ve APO, Kürt sorununu bu boyutlara yükseltebilmişlerse, bunun kınanacak bir olay değil, APO’nun ve PKK’nin politik dehasını gösteren bir olay olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü Ergenekonun, halk düşmanı özellikle de Kürt düşmanı ırkçı, karşı devrimci bir yapılanma olduğu açık bir gerçektir. Böyle bir yapılanmanın kurdurmuş olduğu bir örgütle Kürt sorununu bu düzeye çıkartmak ancak politik dehaların becerebileceği bir mucizedir.

.Gelelim “APO önceleri işbirlikçi değildi yakalandıktan sonra mı işbirlikçi oldu” sorusuna.
Bu soruya doğru yanıt arayanlar, “APO önceleri işbirlikçi değildi ama yakalandıktan sonra ölüm korkusuyla işbirlikçiliğini kabul etti” iddiasını dillendiriyorlar. Bu kanıya, APO’nun mahkeme savunmasında vermiş olduğu ifadelerden varıyorlar. APO ilk dönemlerde, PKK içinde “arkadaş” olarak ifade ediliyordu. Daha sora PKK’nin dışında birileri ona “Başkan APO” diye hitap etti. Bu hitap tarzı o dönemde, PKK dışında belli tartışmalara da neden oldu. Ama sonunda PKK bu hitabı benimsedi. Türkçe hitaplarda, “Başkan” , Kürtçe hitaplarda da “Serok” olarak dillendirildi.
APO “arkadaş”kende, “Serok” olduktan sonra da yakalanmadan öncede sonra da birbirinden farklı hiçbir şey söylemedi. Kürt sorununu devletle çözeceğini, o nedenle de devletle işbirliği yapmak istediğini, devletin göndereceği bir memurla bile görüşebileceğini defalarca tekrarlamıştı. Ve hatta Doğu Perinçek le yapmış olduğu mülakatta (Yüz yıl dergisinde) Genel Kurmayda bile görev alabileceğini söylemişti. Bunların hepsini yakalanmadan önce söyledi. Sohbet konuşmalarında, annesinin Türk olduğunu da gizlemiyordu. Bana “ikimizde meleziz” diyerek takılıyordu. Ama bunu mahkemede de tekrarlayınca kıyamet kopartıldı.
Bütün bunları söylerken birileri ona “Başkan Apo” diye hitap etmişti. Yakalandıktan sonra, bu konularda eski söylediklerinden fazla hiçbir şey söylememiş olmasına rağmen aynı kişiler, “işbirlikçi” olduğunu söylemeye ve hakaretler yağdırmaya başladılar. Kuşkusuz APO da herkes gibi tartışılmaz. Eleştirilmez birisi değildir. APO’da PKK’da eleştirilebilir. Ama politik davranmakta gerekir. Şeytanla pazarlığın gelip dayandığı şu günlerde bu türden eleştirileri yoğunlaştırarak, Kürt düşmanları karşısında PKK’yi zora sokmamak gerekir.

Konuya nereden ve nasıl bakılırsa bakılsın, dünya, bölge konjonktürü ve ülke dinamikleri Kürt sorununu çözüm noktasına getirip dayandırdı. Şöyle ya da böyle çözüm kaçınılmazlaştı. Marksın dediği gibi: şeytanla bile pazarlığa oturma zamanı gelip çattı. Bundan kaçınmak olanaksız ama önemli olan kimin kazanacağıdır. PKK’nin eli güçlü olursa Kürtler, PKK’nin eli zayıf olunca Kürt düşmanları karlı çıkacaktır. Bu çok açık. Söz konusu pazarlıkta, herkes kendini, APO yada PKK düşmanlığı duygusuyla değil Kürt halkının dostu ve düşmanlığı olup olmamakla konumlandırmalıdır.

Teslim TÖRE



__________________
Dün gece

Babil’e iki melek

indi sessizce.........

Ruhum !..

sus ve seyret..........

Başladı t e k e r r ü r !..

Yâ, taham m ü ü l !..

Yâ, taham m ü ü l!

V.B.BAYRIL
BABİL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla