Çürümenin İçinde Büyümek İstemiyoruz Uyuşturucu Bataklığında Büyümek İstemiyoruz Üniversite Kapılarında Adaletsizlik İstemiyoruz Büyüdüğümüzde İşsizlik Bataklığında Boğulmak İstemiyoruzBunun İçin, Demokratik Bir Lise İstiyoruz Demokratik Bir Lise İçin, Özgür, Bağımsız Bir Ülke İstiyoruz Bunun İçin, Daha Bu Yaşta Bu Kavgada Biz De Varız LİSELİ DEV-GENÇ ORTAÖĞRENİM GERÇEĞİ'nden...
Ortaöğretim yaşına gelmiş 7.5 milyon çocuğumuzdan, gencimizden ancak 3.5 milyonu okuyabilme şansına sahip olabiliyor. Açıkta kalan milyonlarca genç, ya mahalle kahvelerini dolduruyor ya da bir iş bulabilirse gencecik yaşta kendisini ekmek kavgası içinde buluyor.
Her geçen yıl büyük oranlarda artan öğrenci sayısına karşın okul sayısı hemen hemen yerinde sayıyor. 89-90'dan bu yana lise ve dengi okullara her yıl yaklaşık 300-400 bin yeni öğrenci kayıt yaptırırken, TV'lerdeki okul açma şovlarının ardındaki okulsuzluk gizleniyor. Artan öğrenci sayısına karşılık okul sayısındaki yetersizliğin korkunç boyutlara ulaşması, ikili, hatta üçlü öğretim uygulanmasıyla karşılanmaya çalışılmıştır. İkili öğretimle günlük süre kısaltılmış, ders saatleri de çok erken ya da çok geç saatlere sıkıştırılmıştır. Böylece öğretmenin ve öğrencinin verimliliği düşürülmüştür.
Kentlerde bulunan 1703 ortaokulun 971'inde, yine ülkedeki bütün liselerin yarıya yakınında ikili öğretim yapılmaktadır. İkili öğretimin yapılmadığı ortaöğretim kurumlarının çoğunu özel ve yatılı okullar oluşturmaktadır.
Ülke genelinde ortaokullarda ve liselerde derslik başına elli dört öğrenci düşüyor olması, eğitimin gerçeğini ifade ediyor. İstanbul'da kimi bölgelerde sınıf mevcutları 70-80'lere ulaşmıştır.
1991-92 ÖĞRENİM YILI; GELECEK GENÇLİĞİN
Liseli Devrimci Gençlik yılın başlarında "Gelecek Gençliğin" şöleniyle kucakladı liselileri. 91 Ekim'indeki Şölen 12 Eylül'ün yaratmak istediği apolitik, yoz, gerici eğitimle kafaları köreltilmiş, kısacası tek tip ve robot bir liseli imajına bir cevaptı.
Liselilerin kendi emekleriyle ördüğü şölende, yaklaşık 1500 yüreğin tek bir yumruk haline gelmiş coşkusu ve kararlılığıyla, kabına sığdırılamayan bir gençlik görülüyordu. Tiyatrolarından korolarına, dia gösterilerine kadar herşeyi liseli gençlik kendi özgüçleriyle ve becerisiyle yaratmıştı. Tiyatrolarında Spartaküs'ten Seher'e kadar bütün devrim şehitlerini canlandırdılar. Şölenin sonunda Grup Yorum ile birlikte liseli gençlik hep bir ağızdan türküler söyleyip halaya durdu.
Aralık'ta Demokratik Lise İçin Mücadele Komiteleri (DLMK) "Liselerde Faşist Baskılara Ve Gerici Faşist Eğitime Karşı Mücadele Edelim. Amerikancı Kredi Sistemine Hayır" kampanyası düzenledi. Bu kampanyada 200 bin özel sayı dağıtılarak çok geniş bir liseli gençlik kesimine ulaşıldı. Kampanya kapsamında İstanbul Demokratik Lise İçin Mücadele Komiteleri, 20 Aralık günü bir gösteri düzenlediler. Lise ve ortaokul öğrencilerinin boyunlarına astıkları yaftalarda, siyasi iktidardan talep ettikleri demokratik istemleri yer alıyordu. Milliyet Gazetesi'nin önünden başlayarak, Hürriyet Gazetesi, Sabah bürosu ve Milli Eğitim Müdürlüğü'nün önlerinde ayrı ayrı gösteri yapan öğrencilerin eylemi, "Yaşasın Demokratik Lise Mücadelemiz" sloganı ve alkışlarla bitirildi. Liselilerin istemleri arasında "Ana dilde eğitim yapılması, örgütlenme, dernek kurma, üye olma önündeki engellerin kaldırılması, dayak, disiplin cezası, not baskısı, zorunlu din dersi, OSANOR (Okul-Sanayi İşbirliği), üniversite sınavlarının kaldırılması" gibi talepler yer alıyordu.
Kampanyanın bir anlamda sonu olarak 23 Aralık'ta Bilsak'ta düzenlenen basın toplantısında bu sistemin "demokratik, çağdaş" bir maske ile sunulmasının sadece bir aldatmaca olduğunu vurgulayan DLMK'lılar, "Bizim amacımız kolay sınıf geçip boş kafalı ucuz işçiler olmak değil. Öğrenip gelişmek istiyoruz. Bunun için de örgütlenmeli ve birleşmeliyiz. Hep beraber Demokratik Lise için mücadeleye koşmalıyız" dediler.
Basın açıklamasından sonra liselerdeki gerici-faşist, yoz Amerikancı sistemi anlatan bir oyun sergilenip tartışmalar yapılarak toplantı sona erdirildi.
MARAŞ KATLİAMINI PROTESTO
Liseliler çok gençtiler belki, ama ağabeylerinin aktardığı, okuyarak öğrendikleri bir belleği vardı onların. Katliamları, hele ki Maraş'ı unutmamışlardı bu yüzden. Maraş katliamının yıldönümünde eylemde olan kesimlerden biri de Sivas liseli gençliğiydi. Sivas'ta 23 Aralık günü Sivas Atatürk Lisesi bahçesindeki sağlık merkezi ile okul duvarlarına, Caddebostan ile Alibaba semtlerine Liseli Dev-Genç imzasıyla yazılamalar yapıldı. Duvarlarda "Maraş Katliamının Hesabını Soracağız", "Kahrolsun Gerici-Faşist Eğitim Sistemi, Yaşasın Mücadelemiz", "Polis-İdare İşbirliğine Son" sloganları yazılıyordu. Yazılar on civarında sivil polis tarafından kameraya alınıp, daha sonra da silinirken iki öğrenci gözaltına alındı.
Okul idaresi yaptığı "olağanüstü" toplantıda okulda daha baskıcı bir yönetim uygulanmasını ve bazı öğrencilerin takibe alınmasını kararlaştırıyordu. Aynı gün geceyarısı iki öğrenci daha evlerinden alınarak zorla siyasi şubeye götürüldüler.
Tüm bu saldırılara karşın liseliler mücadelelerini ve tiyatro, gazete, kütüphane ve forum gibi tüm çalışmalarının devam edeceğini belirterek, "Baskı ve tehditler bizi yıldıramaz" diyorlardı. Aynı günler içinde bazı liseler ve mahallelerde yapılan "Maraş Katliamının Hesabını Soracağız - Liseli Dev-Genç" imzalı yazılamalar da bunu gösteriyordu zaten.
DAYAK... CENNETTEN Mİ? FAŞİST EĞİTİM DÜZENİNDEN Mİ ÇIKMA?
Liseliler 11 Ocak'ta İstanbul'da gösteri yaptılar. Bu kez protesto ettikleri gerici eğitim sistemi ve onun bir ürünü olan dayaktı. Son dönemde iyice yoğunlaşmıştı çünkü. Onlar biliyorlardı ki, yöneticilerin ve öğretmenlerin gerekçeleri ne olursa olsun, dayağın altında yatan mantık, faşizmin "hizaya sokmak", susturmak mantığıydı.
Bundan dolayı da zaman zaman kamuoyu tepkileri karşısında Hükümet yetkililerinin, "Soruşturma açacağız", "Düzelteceğiz", "Reform Yapacağız" açıklamaları gerçeği değiştirmiyor, dayaklar sürüyordu. İşte o günlerden yalnızca birkaç örnek.
Ocak ayı başlarında Malatya Gazi Lisesi'nde Okul Müdürü Abdullah Göğebakar, bir öğrenciyi arkadaşları içinde tekme tokat dövdü. Saldırı tepkiyle karşılanırken, Şark Özgür-Der'liler okula giderek bir basın açıklamasıyla saldırıyı kınadılar.
Şubat'ta Konya Gazi Lisesi'nde dayak olayının tekrar gündeme gelmesi olaya sessiz kalmayan Liseli Devrimci Gençlik'i harekete geçirdi. Liseli Devrimci gençlik dayağa karşı imza kampanyası düzenledi. İmza kampanyasına üniversiteliler de katıldılar.
LİSELİ GENÇLİK HALKININ YANINDA
3 Mart akşamı Zonguldak Kozlu maden bölgesinde yeni bir katliam daha yaşandı. 300 işçi daha toprağa diri diri gömüldü. İşçiler, aileleri ölümlerin acısıyla sarsılırken, sendika işi ağırdan alıyor, oyalamacı bir tutumla tepkileri geçiştirmeye çalışıyordu.
5 Mart'ta Zonguldak Endüstri Meslek Lisesi'nde Liseli Devrimci Gençlik tarafından gerçekleştirilen boykot Zonguldak polisini şaşkına uğratırken, ölüm sessizliğini de parçaladı. Okulu tamamen boşaltan öğrenciler, Zonguldak caddelerinde yaklaşık bir buçuk kilometre yürüdüler. Ellerinde dövizleriyle ve sloganlarıyla yürüyen öğrencilere polis saldırısı sonucu 3 kişi gözaltına alındı. Saldırı karşısında gerilemeyen öğrenciler Kozlu'ya maden işçilerinin yanlarına giderek direnişlerini oraya taşıdılar.
LİSELERDE NEWROZ
Dicle Üniversitesi ve liselerde Newroz kutlamaları 20 Mart'ta yapıldı. Newroz kutlamaları gerçekleştilirken Atatürk Lisesi'nde 70 civarında öğrenci gözaltına alındı. 92 Newroz'u katliamlarla geldi. Cizre'de, Nusaybin'de, Silopi'de yüzlerce Kürt yoksul köylüsü katledildi. Liseli Dev-Genç Newroz katliamını protesto etmek için 27 Mart günü 30 kişilik bir grupla istanbul Hasköy Lisesi'ni işgal etti. İşgal Kürt halkına kalkan ellere "dur" diyen bir protesto eylemiydi.
Okula girdikten sonra bütün sınıfları gruplar halinde üst katta bir araya toplayan liseliler, yaklaşık 1000 kişilik öğrenci grubuna işgalin gerekçesini anlatarak onları eyleme katılmaya çağırdılar.
Okulun dış duvarına "Kürt Halkı Katledilemez-Liseli Dev-Genç" yazılı bir pankart asıldı. Bu sırada okul bahçesinde toplanan halk, liselilerin marşlarla, türkülerle süren eylemine ve konuşmalarına alkışlarla destek verdi. İşgali kırmak için gelen polis ise önce ailelerin barikatıyla karşılaştı.
Resmi ve sivil polislerin okulun içine girme girişimleri ilk başta molotoflarla geri püskürtüldü. Bu arada çevredeki birkaç sivil faşistin polisle bir olup okula taş attığı gözlendi. Ailelerin barikatını yaran polis, yine molotof kokteylleriyle karşılaştı. Polis ancak iki buçuk saat sonra okula girebildi. 27 öğrenci vahşice dövülerek gözaltına alındı. Newroz katliamını ve liseli gençliğe yönelik bu saldırıyı protesto etmek için, 3 Nisan'da Kurtuluş'ta bir gösteri yapıldı. Gösteride Türk Ticaret Bankası molotof kokteyli ile tahrip edilerek "Yaşasın Beşiktaş ve Hasköy direnişimiz" sloganları atıldı.
SORUNLAR HER YERDE
16 Nisan'da Adana Erkek Lisesi'nde yaklaşık 25 öğrenci Paksoy Kız Lisesi'nden bir grubun da katılımıyla İHD'de basın toplantısı düzenleyerek okuldaki faşist baskıları ve onur kırıcı davranışları protesto ettiler. Toplantıda, Müdür yardımcısı Enver Avcı'nın kız öğrencilere sarkıntılık yaptığını, Başmüdür Yardımcısı Mehmet Çalkamış'ın bir grup öğrenciyi demir sopayla parmak uçlarını kanatıncaya kadar dövdüğünü, 1000 lira olan karne parasının okulda 20.000 lira olarak alındığını dile getirirken, Demokratik Lise İçin Mücadele Komiteleri'ni oluşturduklarını da açıklayarak, tüm ortaöğretim gençliğine birlikte mücadele için çağrı yaptılar.
Elazığ'da 1 Mayıs öncesi liseliler özelinde yoğunlaşan saldırılara tavırsız kalmayan Liseli Dev-Genç'liler Elazığ liseleri çapında baskıları protesto için 24 Nisan'da imza kampanyası başlattılar.
"ŞARTSIZ KURUL" REZALETİ
Öğretmenler henüz bir önceki yıl uygulamaya konulan "Kredili Ders Geçme Sistemi"nin içinden çıkamazken, Toptan'ın Şartsız Kurul'u işleri iyice karıştırdı. Şartsız kurula göre: üniversiteyi kazanan ancak lisede bazı derslerden başarısız olan öğrencilere kolaylık sağlanacaktı!
Uygulanmasında rüşveti, çifte standardı, keyfiliği içeren Şartsız Kurul, çeşitli illerdeki okullarda protesto edildi.
Sivas Atatürk Lisesi ve Sivas Lisesi'nde okuyan ve şartsız kuruldan yararlandırılmayan 400'e yakın öğrenci, velileriyle birlikte listelerin asıldığı 9 Eylül'de topluca Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gittiler. Öğrenciler 10 Eylül'de yine topluca Valilik önünde oturma eylemindeydiler. Aynı gün Bakanlığa toplu telgraf çektiler.
İstanbul Şehremini Lisesi'nde üniversiteyi kazandıkları halde şartsız kurula giremeyen 40 öğrenci Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanarak bunu protesto ettiler. Gösteriye Kabataş Erkek Lisesi öğrencileri de katıldı.
Antakya Kurtuluş Lisesi'nde şartsız kurulu protesto etmek için öğrenciler ve veliler 15 Eylül'de topluca Milli Eğitim Müdürlüğüne gittiler. Protestolarının karşılığı polisin çağrılması, tehdit ve gözdağı oldu. Veliler, müdür hakkında suç duyurusunda bulundular. Adana Mehmet Kemal Tunceli Lisesi öğrencileri şartsız kuruldan yararlandırılmadıklarını belirterek 17 Eylül'de bir basın toplantısı yaptılar. Açıklamada Bursa Lisesi ve Adana Erkek Lisesi öğrencilerinin de imzası vardı.
Köksal Toptan şartsız kuruldan sonra parlak fikirlerini sunmaya devam ederek 92'nin eylül'ünde "Açık Lise" uygulamasını başlattı. Toptan'a göre "gönderilecek kitaplar ve televizyon programı aracılığıyla yapılacak açık lise eğitimi ile, özellikle kırsal kesimdeki yetişkinler ve okula gidemeyen genç kızlarımızın liseye gidememe sıkıntısı ortadan kaldırılmış olacak"tı! Ne güzel çözüm! Kürt gençliği ve yoksul emekçi halkın çocukları mektupla, TV'yle eğitim görecek, cebine milyonları koyup kayıt yaptıranlar ise özel okullarda okuyacaktı.
1992-93 ÖĞRENİM YILI;
"KENDİ OKULUNU KENDİN YAP", DEVLET KAPATSIN!
1992-93 Öğrenim yılının başında "okulların kapatılması" sorunu vardı. Okulların açılmasına çok az bir süre kalmış olmasına rağmen, onlarca ilkokul, ortaokul ve lise çeşitli gerekçelerle kapatıldı.
Birçok öğrencinin açıkta kalmasına neden olan bu uygulamalara öğrenciler, çoğu yerde velileriyle birlikte tepki gösterdiler.
Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdülkerim Denge tarafından gönderilen sözlü emirle, "okulda az öğrenci var" gerekçesiyle kapatılan İbrahim Ökten İlkokulu öğrencileri ve velileri, gösterilen gerekçenin doğru olmadığını belirterek uygulamayı protesto ettiler. Protesto eylemlerini okuldan ayrılmayarak geceli gündüzlü sürdüren öğrencilerin ve velilerin tepkileri üzerine 10 Eylül'de okulun yeniden açılması kararı alındı.
7 Haziran'da yenisinin yapılacağı söz verilerek yıktırılan Yedikule'deki Genç Osman İlkokulu öğrencileri, okula gittiklerinde yalnızca bir enkaz yığınıyla karşılaştılar. Bunun üzerine öğrenci velileri okulun enkazı önünde toplanarak durumu protesto ettiler.
Feriköy 50. Yıl Lisesi okulların açılmasına bir hafta kala "okulda az öğrenci var" gerekçesiyle kapatıldı. Feriköy 50. Yıl Lisesi öğrencileri 8 Eylül'de Cağaloğlu'nda Hürriyet Gazetesi önünde "Okulumuzu Asla bırakmayacağız. Sonuna kadar direneceğiz" yazılı bir pankart açarak oturma eylemi yaptılar.
Zemini sağlam olmadığı gerekçesiyle yıktırılan Büyükçekmece Osmangazi İlkokulu'ndaki 1500 öğrenci ve velisi de, yeni okulun yapılmamasını protesto için, Esenyurt Doğan Aras Bulvarı'nı işgal ederek, yolu bir süre trafiğe kapattılar. Jandarmanın velilere müdahalesi sonucu 20 veli gözaltına alındı.
DLMK'NIN AÇILIŞ VE DOSTLUK ŞENLİKLERİ
25 Eylül'de Ankara Gazi Lisesi'nde DLMK'lı öğrenciler ellerinde DLMK yazılı kırmızı mendiller dağıtıyor, tüm öğrencileri şenliğe davet ediyorlardı. 12.30'da başlayan şenlikte DLMK'lı bir öğrenci, bu şenliği kendi iradelerinin yansıtılmadığı ve her şeyin idareciler tarafından belirlendiği resmi açılışlara karşı bir alternatif olarak yaptıklarını açıkladı ve öğrencileri kendi örgütlülüklerini yaratmaya, DLMK'larda yer almaya çağırdı.
Grup Temmuz'un coşkulu şarkıları öğrencilerin de katılımıyla hep bir ağızdan söylenirken Anafartalar Polis Karakolu'na bağlı polisler şenlik yerine geldiler. DLMK'lı öğrenciler polise karşı kararlılıkla direnerek hiçbir arkadaşlarını vermediler.
İstanbul'da ise 17 Ekim'de Okmeydanı'nda geleneksel dostluk şenliklerinin ikincisi yapıldı. İstanbul DLMK'nın gerçekleştirdiği şenlikte "Susma haykır, haykır ki, ezilmeyesin, haykır ki, horlanmayasın. Dayağa, not baskısına, faşist eğitime dur demek senin ellerinde. Gücünü birleştir ve demokratik lise mücadelesinde bir nefer de sen ol" yazılı DLMK dövizi bütün liselilere yapılan bir çağrıydı.
LİSELİ GENÇLİKTE BİRLİK ÇABASI
Bir önceki yıl, Bahçelievler Lisesi'nde dayağa, Tunceli'de kantin zamlarına, Barış Keleş'in intiharı ardından Vefa Lisesi'nde, Ayşe Balta'nın intihar girişiminden sonra İnsa Lisesi'nde idareye karşı gelişen kitlesel eylemlilikler, Küçükköy Endüstri Meslek Lisesi'nde oturma eylemleri liseli gençliğin çıkışlarının örnekleriydiler. Yani potansiyel büyüktü. Ancak bu potansiyel kucaklanamıyordu.
İşte bu süreçte 92-93 öğrenim yılının başlarında Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖ

içinde bulunan çeşitli siyasal yoğunluklarla birlik konusunda belli gelişmeler sağlandı. Bu olumlu yaklaşımlar üzerine güç ve eylem birliği temelinde DEVRİMCİ LİSELİLER BİRLİĞİ adıyla bir panel düzenlendi.
Ancak devamı gelmedi. Benzer birlik çağrıları geçmiş yıllarda da yapılmıştı. DÖB'ün masa başı toplantılarında 15 kafadan 15 fikrin çıktığı, kaos ve karmaşadan başka bir şey üretmediği koşullarda durmaksızın yapılan birlik çağrıları somut sonuçlar alınacak bir nitelikte olamıyordu.
Liseli gençlik geleneksel olarak pratikte birlikte davranmakta bir hayli ileri bir noktada olsa da bu birlikteliği kurumlaştırma noktasında fazlaca bir ileri adım atamadı. Liselerdeki mücadele merkezileştirilemedi. Bu görev hala liseli gençliğin önünde duran bir görev olma özelliğini koruyor.
YENİ ÖĞRENİM YILINDA DA GÜNDEMDE "DAYAK" VAR
İstanbul Necip Fazıl Kısakürek Lisesi'nde beden eğitim dersi için istenen 15 bin lirayı vermeyen Aydın Başyürek beden eğitimi dersi öğretmeni tarafından dövüldü. Hemen olayın ardından 5 Kasım günü okulun önünde toplanan öğrenciler, paralı eğitim ve dayağı protesto ederek "Paralı Eğitime Son", "Dayağa Hayır" şeklinde sloganlar attılar.
3 Kasım Adana Düziçi Lisesi'nde Edebiyat Öğretmeni Ahmet Hakkoymaz, belinde ve bacağında platin olan Gökhan Aygül ile birlikte 3 öğrenciyi kıyasıya dövdü. Öğrencilerin aileleri suç duyurusunda bulunurken Arkadaşları ise aynı gün okul bahçesinde oturma eylemi yaparak derslere girmediler.
Gaziantep Şehit Şahin Lisesi Müdürü Seyit Çapan'ın öğrencilere karşı keyfi uygulamaları ve polisle işbirliği 1 Kasım günü Liseli Dev-Genç tarafından bildiri ve okul duvarına yazılamalarla protesto edildi.
23 Aralık'ta Samsun 19 Mayıs Lisesi'nde İskender adlı bir öğrenci Edebiyat öğretmeni Yüksel Yumru tarafından dövüldü. Dayak olayından sonra öğrenciler okulun bahçesinde oturma eylemi yaparak "dayaklı eğitim"i protesto ettiler.
HARAÇLARA, ATILMALARA KARŞI EYLEMLER
Küçükköy Endüstri Meslek Lisesi DLMK'lı öğrenciler 16 Kasım'da sınıf konuşmaları yaparak öğrencileri kantini boykota çağırdılar. Öğretmenlerin ve idarenin engelleme çabalarına rağmen sınıf konuşmaları öğrencilerin alkışlarıyla karşılandı. Boykota okulun tüm öğrencileri katıldı. Karataş Lisesi'nde toplanan paraların okul dışı harcamalarda kullanıldığını belirten İzmir DLMK, okul müdürü M. Turan Baysal'ı durumu açıklamaya ve hesap vermeye çağırdı. İstanbul Etiler Lisesi'nde 6 öğrencinin gerekçesiz olarak okuldan atılmak istenmesi üzerine, aynı gün Öğrenci Birlikleri ve DLMK'lı öğrenciler lisenin önünde bir basın açıklaması ve sloganlarla idarenin bu tutumunu kınadılar.
Yakıt parası diye öğrencilerden yüzbinlerce lira toplandığı halde öğrencilerin soğuğa terk edilmesini protesto eden Malatya Gazi Lisesi öğrencileri 26 Kasım'da dersleri boykot ettiler. Müdür muavini'nin odasını da işgal eden öğrenciler okulun iki gün tatil edilerek, sorunun çözüleceği sözünün verilmesi üzerine eylemi bitirdiler.
İzmir Karataş Lisesi'nde Müdür yardımcısı Hüseyin Tüzün, lise ikinci sınıfta okuyan bir kız öğrenciyi döverek burnunu kırdı. Bunun üzerine Karataş Lisesi öğrencileri DLMK'nın önderliğinde dayağa ve keyfi disiplin cezalarına karşı 27 Kasım günü okul önünde toplanarak yolu trafiğe kapattılar. "Dayak Yemeğe Değil, Bilim Öğrenmeye Geldik" dövizlerini taşıyan öğrenciler sloganlar atarak Tüzün'ün istifasını istediler.
Bahçelievler Lisesi öğrencileri 2 Aralık'ta okulun önünde bir gösteri yaparak baskılara son verilmesini istediler.
Antakya Teknik Endüstri Meslek Lisesi'nde bir öğretmenin iki öğrenciyi dövmesi üzerine Antakya Teknik Endüstri Meslek Lisesi ve Kurtuluş Lisesi DLMK'lı öğrencileri Eğit-Sen binasında yaptıkları toplantıda öğretmenleri ve velilerini uğradıkları baskılara karşı duyarlı olmaya çağırdılar.
LİSELİLER RESMİ-SİVİL FAŞİST SALDIRILARLA YÜZYÜZE
92 sonuna doğru, yani öğretim yılı başlayalı henüz pek fazla bir zaman olmamışken, sivil faşistler de gelişen devrimci potansiyele karşı devreye sokuldular. Ankara'nın Tuzluçayır, Abidinpaşa, Mamak gibi yoksul emekçi çocuklarının bulunduğu liselerde örgütlendirilen sivil faşistler 3 Aralık'ta parkta oturan öğrencilere saldırdılar. İstanbul'da, Elazığ'da sivil faşist saldırılar sürdü.
Liseli Dev-Genç faşist saldırılara karşı tavırsız kalmadı. Onun geleneği anti-faşist mücadele içinde yoğrulmuştu çünkü. 4 Aralık akşam saat 19.30 sıralarında Beyoğlu Milli Eğitim Müdürlüğü Liseli Dev-Genç tarafından molotof kokleyliyle tahrip edildi. Hem faşist saldırıları, hem kayıpları protesto için liselerde yaygın bir şekilde yazılamalar yapıldı.
8 Aralık'ta Malatya Kürecik Lisesi'nde öğrenciler okullarındaki özel tim ve jandarma baskısını protesto etmek amacıyla dersleri boykot ettiler.
10 Aralık'ta İstanbul Küçükköy Endüstri Meslek Lisesi öğrencileri okullarındaki gerici-faşist eğitim ve dayağı protesto etmek amacıyla okul önünde bir gösteri yaparak yolu trafiğe kapattılar.
9 Aralık'ta Samsun 19 Mayıs Lisesi'nde öğrencilerden keyfi olarak para toplanmasını protesto eden öğrenciler, Okul Müdürü Rasim Akın tarafından dövülerek tehdit edildiler.
8 Aralık'ta İstanbul'da DLMK müzik çalışmasından dönen Hasköy Lisesi'nde okuyan bir öğrenci sivil faşistler tarafından kaçırılarak faşistlerin üssü haline getirilen bir eve götürüldü. DLMK'lı öğrenci burada dövüldü. Ali Bakır'ın sivil faşistler tarafından dövülmesi bildiriler ve Hasköy Lisesi'ne asılan pankartlarla protesto edildi. 12 Aralık'ta da Ali Bakır'ın sivil faşistler tarafından götürüldüğü Kalaycıbahçe'deki lastikçi dükkanı Liseli Dev-Genç tarafından molotoflandı.
DLMK'lı öğrenciler 6 Ocak'ta Adana Erkek Lisesi önünde bir gösteri yaptılar. DLMK'lı öğrenciler tüm orta öğretim gençliğini keyfi para toplanmasına ve gerici-faşist uygulamalara karşı duyarlı olmaya ve örgütlenmeye çağırdı.
10 Aralık'ta Dikmen'de, 20 Aralık'ta da Nato yolunda bir DLMK'lı öğrenci polis tarafından kaçırıldılar. 18 Aralık'ta Etlik'te bir başka DLMK'lı kaçırılmak istendi. Kaçırma olaylarının ardından Ankara DLMK'lı öğrenciler Ankara Özgür-Der'de bir basın açıklaması yaparak saldırıları protesto ettiler ve bu yöntemlerin kendilerini yıldırmayacağını açıkladılar.
DLMK İNİSİYATİFİ ARTIYOR
Adana, Atatürk, Bursa, Çobanoğlu Ticaret, Merkez Ticaret kız ve erkek liselerinde okuyan bir grup öğrenci 14 Ocak'ta EĞİT-SEN Adana Şubesi'nde baskılara karşı çıkan bir basın açıklaması yaptılar.
8 Ocak'ta Elazığ Atatürk Lisesi'nde bir öğrenci Matematik Öğretmeni Remzi Can tarafından dövüldü. Elazığ DLMK'lı öğrenciler aynı günlerde "Dayağa Hayır" kampanyası başlattılar. Kampanya çerçevesinde Milli Eğitim Bakanlığı'na protesto telgrafları çekildi ve imza kampanyası başlatıldı. 15 Ocak'ta aralarında Atatürk Lisesi'nin de bulunduğu üç lisede boykot yapan DLMK'lı öğrenciler SHP binasında toplanarak bir basın açıklaması yaptılar ve dayağa karşı mücadele edeceklerini duyurdular.
Ankara Tuzluçayır Lisesi'nde öğrencileri her fırsatta aşağılayan Milli Güvenlik Bilgisi Öğretmeni Atilla Kollu'ya karşı tavır alan DLMK'lı öğrenciler 20 Ocak'ta, öğrencilere ve öğretmenlere yüzlerce bildiri dağıttılar. Dağıtılan bildirilerde DLMK'lı öğrenciler Attile Kollu'yu teşhir ettiler. Okul idaresine taleplerini sıraladılar. Bildiriler etkisini göstermekte gecikmedi. Müdür Ali Demirdizen, DLMK'nın görüşme isteğini bu kez reddedemedi. Okuldaki öğrencilerin sorunları ve talepleri üzerine uzun bir görüşme yapıldı, müdürden sözler alındı.
19 Ocak'ta DLMK'lı öğrenciler Hatay EĞİT-SEN Şubesi'nde bir basın toplantısı yaparak öğrenciler üzerindeki baskılara ve keyfi para toplanmasına son verilmesini istediler.
Adana Osmaniye Derviş Paşa Lisesi orta bölümünde okuyan beş öğrenci saçlarını uzattıkları gerekçesiyle müdür başyardımcısı tarafından okuldan atıldılar. 27 Şubat'ta yaklaşık 50 DLMK'lı öğrenci Osmaniye Özgür-Der'de bir basın açıklaması yaparak öğrencilerin atılmasını ve öğretmenin keyfi tutumunu protesto ettiler.
LİSELİ GENÇLİĞİN KONTRGERİLLA SALDIRILARINA DİRENİŞİ
Kürdistan'da özellikle 90'larda yaygınlaştırılmaya başlanan Hizbullah adıyla bilinen sivil faşist örgütlenmeler, 92-93'te liseleri hedef haline getirdi.
Ergani Lisesi'nde sivil faşistlerin silahlı saldırısına uğrayan Mustafa Keser adlı öğrenci yaşamını yitirirken, Mustafa Gül adındaki öğrenci de yaralandı. Ergani Lisesi öğrencileri 2 Mart'ta arkadaşlarının katledilmesini protesto ettiler. Saldırının ardından hemen bir haftalık boykot kararı aldılar.Diyarbakır Fatih Lisesi'nde okuyan bir bayan yurtsever öğrencinin yüzüne kezzap döküldü. Yine Fatih Lisesi öğrencisi Devrim Berk de polisler tarafından evinin balkonundan atılarak öldürülmeye çalışıldı.
Elazığ'da 21 Şubat'ta Avukat Metin Can ve doktor Hasan Kaya kontrgerilla tarafından katledildiler. Bu katliamı protesto eden Hozat esnafı 4 Mart'ta kepenk kapattı. Aynı gün Hozat'ta milislerin ve DLMK'lıların öncülüğünde bir yürüyüş yapılarak katliam protesto edildi. Yürüyüş boyunca "Kahrolsun Kontrgerilla", "Katiller Bulunsun Hesap Sorulsun", "Halkız Haklıyız Kazanacağız" sloganları atıldı. Yürüyüş Atatürk Meydanında oturma eylemine dönüştü. Oturma eylemine polisler, özel timler ve jandarmalar saldırdı. Saldırıda yaralananlar oldu. 18 kişi gözaltına alındı.
Liselerde Newroz operasyonları başladı. Ziya Gökalp Lisesi'nde 13, Hüseyin Uluğ Lisesinde 20'ye yakın öğrenci gözaltına alındı.
Sivas liselerinde Ramazan ayının gelmesiyle birlikte idare destekli sivil faşist saldırılar Kongre Lisesi ve Divriği Endüstri Meslek Lisesi'nde yoğunlaştı.
Diyarbakır Cezaevi'nde tutsakların sürdürdükleri açlık grevine destek olmak amacıyla tutsak ailelerinden ve liseli gençlikten oluşan bir grup Diyarbakır HEP İl binasında açlık grevi yaptılar.
Elazığ EHADKAD'lılar, TÖDEF'liler, DLMK'lılar, SAĞLIK-SEN'liler, YDG taraftarları ve duyarlı demokrat insanlar 10 Nisan'da cezaevlerindeki açlık grevini desteklemek amacıyla 3 günlük destek açlık grevi yaptılar.
ORTAÖĞRENİMDE NE ÖĞRETİLİR?
Eğitim on yıllardır değişmeyen, gerçek yaşamla hiçbir ilgisi olmayan, yıllarca önce yazılmış, Türk-İslam sentezine uygun olarak düzenlenmiş kitapların ezberletilmesiyle sürdürülmektedir. Amaç gençliğin dünyayı, yaşadığı çağı doğru kavramasını, uyanmasını engellemek, onu demokratik-bağımsız bir ülkede yaşama isteğinden ve kavgasından alıkoymaktır.
Bu ders kitaplarında, örneğin, 1977'de yazılan ortaokul matematik kitabıyla, enflasyonun yüzde 100'lere vardığı bir dönemde kuruşluk problemlerle uğraşılır. Yabancı dil öğretim metotlarının birkaç yılda bir değiştiği ve geliştiği bir dönemde ortaokul öğrencilerimiz 1973'te yazılmış yabancı dil kitabını okumak zorunda bırakılır. Sanat tarihi kitabı 1953'te hazırlanmıştır. Yine liselerde okutulan tarih dersinde 1938'den sonrası hakkında hemen hiçbir şey yokken, mantıkta Aristo, biyolojide Darwin, fizikte Einstein yok sayılır. 1957'de yazılan Türk Dili ve Edebiyatı kitabı Reşat Nuri'yi geçmemeyi, ondan sonra edebiyatımızın "solcuların" eline geçtiğini söyler. Tarih kitapları "Avrupa'da köylü köle iken Türklerde hürdür" "Sultanların birinci görevi halkı baba gibi koruyup gözetmekti" vb. gibi safsatalarla doldurulup, gencecik beyinler dumura uğratılır. Kuşa çevrilen felsefe grubu dersleri bu haliyle bile "tehlikeli" görülmüş ve seçmeli ders haline getirilmiştir.
Öğrencilerin topluca tiyatroya, sinemaya gitmeleri veya sosyal, kültürel bir etkinliğe katılmaları disiplin suçu olarak kabul edilmiştir. 1972'de yayınlanan, orta dereceli kurumlarda disiplin yönetmeliği ile, öğrencinin giyiminden saçına, konuşmasından okuduğu kitap ve gazeteye kadar herşey bu disiplin yönetmeliğinin kapsamı içine sokulmuştur.
Kısacası ortaaöğretim kurumlarımızda 3.5 milyonu aşkın genç insanımız yalana, bilgisizliğe, şoven-gerici eğitime ve baskıya boyun eğdirilerek eğitilir. Tabii buna eğitim denirse!..
DEMOKRATİK LİSE İSTEYEN DLMK'LIDIR
"Liselerde mücadele yaygınlaşıyor. Bir hafta içinde Adana'dan, Antakya'dan, Malatya'dan, İstanbul'dan, Ankara'dan, Mersin'den liseli gençliğin mücadele haberleri geliyor.
DLMK'lılar var olan örgütlülüğü, bu denli yaygın bir mücadeleyi kucaklamaya yetişemiyor. Var olan potansiyeli örgütlü mücadeleye aktarabilmek için DLMK'ları her okula ulaştırmak gerekiyor. Gerici faşist eğitime karşı çıkan, demokratik lise için mücadeleyi omuzlamaya kararlı olan tüm unsurlar birer DLMK'lıdır ve kendilerini okullarında mücadelenin yönlendiricisi olarak görmelidirler.
Mücadelenin geldiği boyut kendine güvenen, tek başına da olsa koyduğu inisiyatiflerle devrimci-demokrat kesimleri bir arada toparlayan insanları gerekli kılıyor.
Sürece ayak uydurabilmenin yolu, gençliğin tepkilerini örgütlü hale getirmenin başta gelen adım olduğunu görerek, her okulda birer DLMK yaratmaktan geçiyor.
DLMK liselilerin demokratik duyarlılığıdır, dayanışmadır, arkadaşlıktır, birlikte karar alma, birlikte mücadeledir."
(Liseli Gençliğin Aralık, ‘92 Tarihli bir Çağrısından)
LİSELİLERİN "AİLE" SORUNU Liselilerin işi "zor"! Polisten, okul idarelerinden korkmuyorlar da "ah bir de şu aileleri sorun çıkartmasalar."
Kimileri "Seni okula okumaya gönderiyoruz, anarşist olasın diye değil" diyor. Kimileri ise alıyor Osmanlı sopasını eline "otur oturduğun yerde, bacaklarını kırarım" deyip basıyor tehdidi. Hepsi böyle mi düşünüyor. Değil tabii ki. Çocukları için "şu parası, bu parası, soyup soğana çevirdiler bizi. Çocukları okumaya gönderiyoruz, bir gün öğretmenden yiyorlar dayağı diğer gün polisten" diye düşünenler, yer yer hak verenler de çıkıyor. Ama yine de "Aman evladım, sen karışma geride dur" deme ihtiyacı duyuyorlar. Çoğunluğu da liseye gelmiş kızlarına, oğullarına çocuk gözüyle bakıyor, ciddiye almıyor ve onları dinleme zahmetine bile katlanmıyorlar. Neredeyse liselilerin en büyük sorunu aileleri oluşturuyor. "Ne yapsak şu aileleri" diye düşünüyorlar. Atsan atılmıyor, satsan satılmıyorlar. Kendilerine ayak bağı olduklarını düşünüyorlar. Ve bu bağı çözmeye çalışırken de işlere kendilerini tam olarak vermiyorlar.
Ailelerin tepkilerine karşı kimileri "sert", sözüm ona "radikal" olmak gerektiğini düşünüyor. "Ben bu yaşıma geldim bana karışamazsınız" deyip kestirip atıyor. Ailesinin ağzından bir şey çıksa, kafasına koymuş "evi terk etmeye de" hazır. Kimileri ise kederli. Aile problemine bir türlü çözüm bulamamasının sıkıntısını taşıyor. Annesinin babasının kırılmasına, üzülmesine razı olmuyor. Devrimcilik de çekiyor, ondan da vazgeçemiyor ve iki arada bir derede dönüp duruyor. Ama onlara açık olalım. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla görmelerine yardımcı olalım o zaman sağlıklı değerlendirmeler yapacaklar. Ve yavaş yavaş bize hak vereceklerdir.
Ailelerimizin bizi desteklemesi için, öncelikle bizleri devrimci olarak kabul etmeleri ve ciddiye almaları gerekiyor. Sözgelimi evde derbeder, sofraya yemeğin önüne gelmesini bekleyen tipleri düşünelim. Onları değil anne babaların, hiç kimsenin ciddiye alması düşünülemez. Elbetteki böylelerini karşısında gören anne ve babalarımızı "sen önce kendine bak, sonra devrim yaparsın" diyecektir. Onlar karşısında olgun, çalışkan, söyledikleriyle yaptıkları arasında uyumluluk olan kişiler görmek ister. Devrimci olmak da bunu gerektirir. Karşısında dürüst, fedakar, düzenli ve disiplinli birini gören hangi aile çocuğunun devrimci olmasından gurur duymaz. Yeter ki biz onlara gerçek bir devrimci yaşantının örneklerini sergileyelim. Bizler ailelerimizin umuduyuz. Bu düzen sınırları içinde hiçbir gelecek garantisi olmayan ailelerimiz geleceklerini bizde görüyorlar. Bu olgunlukla hareket etmeliyiz. Onlara sadece kendilerinin değil tüm dünya halklarının umudu olduğumuzu kavratmalıyız. Bunun için devrimci olmak gerekiyor. Devrimci gibi yaşamak gerekiyor.
Ailelerimiz öğrenmek istiyor. Önlerinin açılmasını istiyor. Onların elinden tutmalıyız. Ellerini bize uzatmaları için onlara yeterli güveni verebilmeliyiz. Bu da tutarlılığımızla mümkündür.
KÜRDİSTAN'DA ORTAÖĞRENİM
Milli Eğitim Bakanlığı'nın açıklamalarına göre 92-93 öğretim yılına 27 bin öğretmen açığı ile girildi.
Resmi ağızda "Güneydoğu ve Doğu Anadolu" bölgelerine atanan 7 bin öğretmen can güvenliği nedeniyle göreve başlamadı. Kürdistan'da son bir yıl içinde 18 EĞİT-SEN'li vuruldu. Bugün Kürdistan'da yaklaşık 2250 okul kapalı bulunuyor. Bunların çoğunluğu "güvenli olmayan yerleşim birimleri"nde bulundukları için açılmadı. Jandarma ve kaymakamlıklardan Milli Eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıdan yola çıkılarak bu yöredeki okulların yüzde 80'i kapalı tutuluyor.
Kürdistan'da liseli gençlik ulusal bilince en coşkulu biçimde sahip çıkan kesimlerden birini oluşturuyor. Liseli gençlik kepenk kapatma eylemlerine, cenaze törenlerine, Newroz vb. kutlamalara okullarında geliştirdikleri eylemlerle destek veriyor ve mücadelenin içinde yer alıyorlar. Ancak bu mücadelenin bir dezavantajı da var. Gelişen eylemlere rağmen yaygın bir örgütsüzlük sözkonusu olduğu ve yalnızca okul dışına yönelik bir hareketlilik olduğu için eylemler süreklilik kazanamıyor. Anadilde eğitim hakkını, gerici-faşist kültüre karşı kendi ulusal kültürünü, milliyetçi politikalara karşı kendi ulusal değerlerini dayatmayan, demokratik lise talebi olmayan bir lise mücadelesi, koşullarda değişmeler yaşandığında, sadece tepkisellik noktasında tıkanıp kalma tehlikesiyle sık sık yüz yüze geliyor. Ve okullarda uzun dönemli kesintiler yaşanıyor. Kürt gençliğinin ulusal taleplerini ve liseli bir öğrenci olarak taleplerini birleştiren bir mücadele ise Kürdistan'da önemli dinamiklerden biri olmaya aday olduğunu bugüne kadarki süreçte fazlasıyla gösterdi.
Yaşasın Gençliğin 6 Kasım Zaferi!6 Kasım 1996 boykotunun başarısında pay sihibi olan başta TÖDEF olak üzere bu uğurda hazırlık yapan, emek veren tüm öğrenci gençlik örgütlenmelerini kutluyoruz.
6 Kasım boykotu baskılar, katliamlar, işkenceler, kaçırıp kaybetmelerle halkı ve gençliği sindirmeyi amaçlayan faşist mafya-kontrgerilla devletine verilmiş bir cevaptır.
Karşımızda olanca gücüyle; polisi, askeri, meclisi, faşist güçleri ve mafyasıyla saldıran bir kontrgerilla devleti vardır. Bu noktada gençliğe ve tüm halka karşı savaş açmış devleti iyi tanımalı ve halkın mücadelesini büyütmeliyiz.
6 Kasım zaferi biz yurtdışındaki gençliğe de motivasyon aşıladı. Bu başarı Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Gürcü, Alevi-Sünni... tüm halklarımızın başarısıdır. Başarı yurtdışındaki halklarımızın ve yurtdışındaki öğrenci gençliğin başarısıdır. Bu başarı tüm dünya halklarının ve geçliğinin başarısıdır.
Bize düşen, oluşan bu değerleri tüm dünyaya yaymak ve geliştirmektir. Kendi gücümüzü sizin yanınıza katabilmektir.
Devrimci Gençlik Üniversite gençliğinin gücünün meclislerle harekete geçirildiğinde, gençlik mücadelesi yenilmez ve yıkılmaz kılınacağına inanmaktadır. Çok daha büyük 6 Kasımlar yaratabileceğimiz inancıyla sevgilerimizi, saygılarımızı yolluyoruz.
Avrupa DEVRİMCİ GENÇLİK
Malatya Gazi
Lisesi'nde Polis ve
İdare TerörüGazi Lisesi öğrencileri YÖK'ü ve paralı eğitimi protesto etmek için bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamadan sonra polis öğrencilere saldırarak gözaltına aldı. Daha sonra gözaltından bırakılan öğrencileri polisler takip ederek tehdit etti. Ayrıca Gazi Lisesi öğrencilerinden Okay Kınık'ın üzerine polis araba sürerek saldırmıştır.
Üniversitelerde olduğu gibi liselerde de paralı eğitime ve YÖK'e karşı öğrencilerin mücadelelerini yükseltmeleri üzerine polis öğrencileri tehdit, baskı ve gözaltılarla yıldırmaya çalışmaktadır. Basın açıklaması sonrası gözaltına alınan ve daha sonra bırakılan Gazi Lisesi öğrencilerinden Salih Karakoç, Okay Kınık, Mahir Gürz, Sinan Gürz polisler tarafından sürekli tehdit edilmektedir. Bu öğrencilerden Okay Kınık'ı 12 Kasım günü takip eden polis öğrencinin takibi görmesi üzerine arabayı üstüne sürerek onu ezmeye çalışmıştır. Öğrenciler yaptıkları açıklamada başlarına gelebilecek her şeyden Gazi Lisesi İdaresi'nin ve Malatya polisinin sorumlu olduğunu belirttiler.