![]() |
| | #22 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Feb 2008 Bulunduğu yer: İSTANBUL
Mesajlar: 29
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | KURTULUŞ CEPHESİ Anti-Emperyalist ve Anti-Oligarşik Mücadelede Zafer Bizim Olacaktır! http://www.kurtuluscephesi.com Nisan 2008/Özal Sayı İcazet ve Siyaset Taksim’de 1 Mayıs 1 Mayıs 1977, Türkiye tarihinde bir ilkti. İlk olduğu kadar da bir dönüm noktasıydı. Ülkenin her yanından insanlar İstanbul’a geldi. Yüzbinler İstanbul’a ve İstanbul’un Taksim Meydanı’na akın etti. Taksim ilk kez böylesine bir kitleyi, böylesine bir coşkuyu gördü. 77’nin 1 Mayıs’ı düzenin değişmesini isteyen herkesin gücünü, sesini, istemini dile getirmek için bir araya getirdi. Ve o gün katliam yapıldı. 77’nin 1 Mayıs’ı, katliamıyla olduğu kadar, kitleselliğiyle de tarihe geçti. O günden sonra her 1 Mayıs, 77’nin 1 Mayıs’ındaki kitlesellikle, coşkuyla, sesle ve istemlerle karşılaştırıldı, kıyaslandı. Ve her zaman bir saldırı, bir katliam beklentisiyle. 77’nin 1 Mayıs’ından sonra Taksim Meydanı 1 Mayıslara, işçi sınıfına kapatıldı. Yıllar boyunca 1 Mayıslarda Taksim Meydanı’na gitmek isteyenler polis zoruyla engellenildi. 2007’nin 1 Mayısında da bir ilk gerçekleşecekti. DİSK ve KESK 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını ilan ettiler. Sol ve solumsu tüm örgütler aynı sözü verdiler. Taksim bir kez daha “fethedilecek”ti! 77’den beri süren Taksim “yasağı” varken, “yetkililer” Taksim’de 1 Mayıs’a “izin vermeyeceklerini” açıklarken, söz verilmişti, Taksim “fethedilecek”ti! Sanki bir yerlerden bir “söz” alınmışçasına “Haydi Taksim’e çağrıları yapılmaya başlandı. Taksim’in “fethi”nden ne kadar çok söz edilirse, ortalık o kadar sessizleşti. Bir çatışma, devletin “resmi kolluk güçleri”nin müdahalesi ve saldırısı beklentisi herkese yayılırken, çağrı sahipleri hiçbir şey olmayacakmışçasına çağrılarını yinelemeyi sürdürdüler. Onca yıldan sonra Taksim “yasağı” delinecekti, Taksim bir kez daha işçi sınıfıyla, 1 Mayıs’la buluşacaktı, ama sessiz beklentiyi kimse dile getirmedi. Gün geldi, insanlar sessizce ve kendi başlarına Taksim’e doğru ilerlediler. Barikatlar, coplar, gaz bombaları karşıladı onları. 4-5 bin insan, bir ilki gerçekleştirmek için barikatları zorladılar, coplara ve bombalara karşı Taksim’e girmeye çalıştılar. Çatışmalar saatlerce sürdü. 4-5 bin insan, kendilerine gönderilen “sms”lere rağmen Taksim sokaklarında çatıştılar. Ve 1 Mayıs, Taksim meydanında 1-2 bin kişilik sendikacı topluluğunun “basın açıklamasıyla” sona erdirilirken, Taksim sokaklarında çatışan insanlar unutulup gitti. 2008’in 1 Mayıs’ının arifesinde, bir kez daha DİSK, KESK 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacaklarını ilan ettiler. Geçen yıldan farklı olarak AKP’nin yönetimini ele geçirdiği Türk-İş de, Taksim’deki 1 Mayıs’a katılacağını ilan etti. Legalistinden oportünistine, neo-liberalinden “komünist”ine ve devrimci yapılara kadar tüm sol, konfederasyonların çağrısını desteklediklerini açıkladılar. Geçen yıldan farklı olarak bir “umut” ışığı yakılıyor. DİSK genel başkanı Süleyman Çelebi cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmüş, 1 Mayıs’ın “tatil” ilan edilmesinde hemfikir olduklarını ilan etmişlerdi. “Umut” burdaydı, bir yerlerden “yeşil” ışık yakılmıştı, icazet gelmişti. İcazet alındığı alenen söyleniyor artık. Kendi kendilerine “komünist” olduklarını söyleyen bir legalist sol partinin genel başkanı, “2008’de, AKP iktidarının geleneksel rasyonaliteden başka hesaplarla taviz verme olasılığı ortaya çıkmıştır” diye yazıyor. “Köşeye sıkışmış AKP”den “taviz” almaktan söz ediliyor. Üstelik bunun kanıtı olarak da, “AKP’li Türk-İş yönetiminin DİSK ve KESK’in yanında ve Taksim kararında yerini alması” gösteriliyor. Artık herkes biliyor ki, 2008’in 1 Mayıs’ı “köşeye sıkışmış” olan AKP’nin icazetiyle Taksim’de kutlanacak. Geriye kalan tek şey, “derin çeteler” ya da “provokatörler” ortaya çıkmadığı koşulda Taksim’e gitmektir. Dün dünde kaldı! 2007 1 Mayıs’ında Taksim’i “feth” etmekten söz edenler, Taksim’i “feth” etme çağrılarına uyan bir avuç insanı nasıl yüzüstü bıraktıklarını, bu insanların gelen “sms”lere rağmen Taksim çevresini terk etmeyerek çatışmaya girdiklerini unutmuş görünüyorlar. Taksim ve 1 Mayıs bir tarihtir. Hiç kimsenin icazeti olmaksızın, Türkiye solunun bir bütün olarak iradesini ortaya koyduğu 1977’nin yarattığı bir tarihtir. Hiç kimse bu tarihi yok kabul edemez ve 1 Mayıs’ı icazet damgasıyla damgalayamaz. Siyasi iktidarın himayesinde ve gölgesinde 1 Mayıs kutlandığını tarihin kayıtlarına geçiremez. Hiç kimse Çankaya’da kapalı kapılar arkasında yapılmış pazarlıklarla 1 Mayıs’ı AKP’nin “demokrat” görüntüsünün payandası haline getiremez. Bugün bütün oportünistler, legalistler, neo-liberal solcular, devrim kaçkınları mutlu ve umutludurlar. “Köşeye sıkışmış” AKP’nin icazetiyle Taksim’i feth edeceklerini düşünmektedirler. “Barış ve huzur” içinde gerçekleşecek bir 1 Mayıs’ta ne kadar çok “kütle”ye sahip olduklarını gösterecek fırsatı yakaladıkları için sevinçlidirler. Geçen yıl Taksim sokaklarında çatışanları durdurabilmek için çektikleri “sms”leri unutturabilecekleri için de sevinçlidirler. Ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar “kütle” toplarlarsa toplasınlar, yine de icazetli bir 1 Mayıs gösterisi yapılacağı gerçeğini değiştiremeyeceklerdir. “Kütle”nin kitle, işçi sınıfının devrimci kitlesi olduğunu ortaya koymadığı takdirde 2008’in 1 Mayıs’ı tarihe “icazetli 1 Mayıs” olarak geçecektir. Tıpkı 8 Mart uluslararası emekçi kadınlar gününün alelade bir “kadınlar günü”ne dönüştürülmesi gibi. Bırakın onlar, bu icazet damgasını 1 Mayıs’a vuranlar ve bundan yararlanma hesapları yapanlar, bizleri “koyun” gibi sayarak ne kadar büyük bir “kütle”ye sahip olduklarını göstermeye kalkışsınlar. 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na gidecek olanların yapmaları gereken tek şey, “kütle” olmadıklarını, devrimci bir kitle olduklarını göstermektir. Bunun ilk adımı ise, 1 Mayıs’a icazet damgası vuranların saflarından uzaklaşmak, onların pankartlarının altında toplanmamaktır. Bu, legalistlere, oportünistlere, neo-liberal solculara, 1 Mayıs’ı icazet altına sokanlara karşı bir başkaldırı, bir isyan çağrısıdır. Sol yumruklarımızı gökyüzüne kaldırarak, işçi sınıfının “demokrat” maskesi arkasına gizlenmeye çalışan AKP’nin “kurşun askerleri” olmadığını ve olamayacağını göstermek için; 1 Mayıs’a icazet damgasının vurulmasını engellemek için ileri! Yaşas ın 1 May ıs! |
| | |
| | #23 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 5
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | bnm annemde 1 mayıs 1977 de taksimdeymiş birden ateş atmeye başlamışlar insanlar paniğe kapılıp dağılmaya başladında panzerler insanların üstüne gelmeye başlamışlar annemlerin evi beşiktaşda o yüzden o çevreyi ii biliyolar tabi polisler caddeleri tutmuşlar göz altına alıyolarmış annemler ara sokaklardan evine gitmiş sonra polisler evlerde arama yapmaya başlamışlar annemlerde hemen sol kitaplarını apartmanının bodrumuna gömmüşler sonrada dedem hemen denizliye çağırmış annemleri
__________________ KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin.... |
| | |
| | #24 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 763
Thanks: 0
Thanked 4 Times in 3 Posts
Tecrübe Puanı: 2 ![]() | 1 Mayıs 1977, 'Emek Tarihi' açısından olduğu kadar, Türkiye'nin yakın siyasi tarihi açısından da büyük önem taşıyan bir olaydır. 1 Mayıs ,yakın siyasi tarihimiz içinde, (bugün biraz deşifre olmuş gibi görünen) yeni adı ile "derin dev-let'in, o günkü adı ile "kontrgerilla"nın henüz aydınlatılamamış en büyük siyasi tertiplerinden ve kitle kırımlarından biridir. Sekizi kadın, biri çocuk olmak üzere toplam 34 yurttaşımızın yaşamlarını yitirmesi, otuz ikisi kurşunlanarak, diğerleri değişik şekillerde olmak üzere yüz-yirmi altı kişinin de yaralanması ile sonuçlanmıştır. O ALAN '1 MAYIS ALANI' Evet, o gün yirmi dört yaşında bir genç olarak; "Bu alan 1 Mayıs Alanı!..", "Yaşasın 1 Mayıs !.." diye haykıran yüz binlerce insanla birlikte, coşku içinde 1 Mayıs'ı kutlamakta iken birden kendini "sanık" olarak bulan doksan sekiz kişiden biriydim. O tarihlerde İzmir'de DİSK 3. Bölge Temsilciliği'nde danışman olarak çalışıyordum. Yurdun dört bir yanından İstanbul'a akan yüz binlerle birlikte bizler de İzmir'den otobüslerle Taksim Alanı'na doluşmuştuk. Türkülerimizi, özlemlerimizi, taleplerimizi haykırıyorduk. Ben de elimde 'megafonla' kortejimizi yönlendiriyordum. DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasını tam bitirmekteydi ki, alan o günkü Intercontinental Oteli'nin çatısından açılan ateşle birlikte karışmaya başladı. Kürsü hâkimiyetini eline alan Sıtkı Coşkun kitlelerin dağılmaması yönünde çağrılar yapıyordu. Bizler de ellerimizdeki 'megafonlarla' Sıtkı Coşkun'unkine benzer çağrılar yapmaya çalışıyorduk. Ama panik havası dağıtıla-mıyor, herkes kaçışıyordu. Kurşun vızıltıları arasında herkes yata kalka kaçışırken, bir yandan da polis panzerleri sirenlerini çalarak kitlenin üzerine yöneliyor, diğer yandan da 'ses bombası' kullanarak paniği daha da artırıyorlardı. İLK ATEŞ SONRASI PANİK Kitleyi toparlayamayınca ben de diğerleri gibi kaçışmaya başlamıştım. Dolmabah-çe Sarayı yakınında polis etrafımızı sarmış, elimdeki megafon ve sırtımdaki kırmızı DİSK gömleğiyle, polise düşmüştüm. Bizi ağır hakaretler, tekme tokatlar ve cop darbeleri ile polis araçlarına doluşturdular. Önce Sirkeci'deki (eski 2.Şube) Polis Merkezi'nin geniş nezarethanesi'ne attılar. Polis aracından indirirken, merkezin önüne dizilmiş iki sıra polisin arasından ağzımız burnumuz kan içinde yerlerde sürüklenerek, bıyıklarımız yolunarak; "söyle bakalım lan, Allah var mı?" naralarıyla üzerimizde tepindiler. (Günler sonra serbest bırakıldığımda, sırtımın siyahlığı henüz geçmemiş ve yürümekte zorluk çekiyordum. DİSK; iki kişilik uçak bileti alarak beni iki kişilik koltuğa yatırarak ancak İzmir'e gönderebilmişti.) TEKME TOKAT NEZARETHANEDEYİZ Nezarethanemiz saatler geçtikçe kalaba-lıklaşıyordu. Şimdi anımsayabildiğim kadarıyla Murat Tokmak ve Mustafa Gürkan da yeni konuklarımız arasına katılmışlardı. Murat Tokmak yaralıydı. O zaman sendikacılık yapan Mustafa Gürkan'ı gece yarısı hücremizden alıp bilinmeyen bir yere götürdüler. Ertesi gün geri getirdiklerinde MİT'te sorgulandığını, kendisine; "Senin 1 Mayıs olaylarıyla ilgin olmadığını biliyoruz. Onu geçelim şimdi. Söyle bakalım; 12 Mart sırasında seni bir türlü ele geçiremedik. O tarihlerde nerede saklanmıştın?" şeklinde sorular sorulduğunu, işkence yapıldığını öğrendik. Aramızda 1 Mayıs kutlamalarına katılanların yanı sıra rastgele sokaktan toplanmış insanların olduğunu da zaman ilerledikçe anlamaya başlamıştık. Bizleri bütün nezarethaneler dolu olduğu için Sirkeci'de tuttuklarını anlamıştık. Dışarıdan hiçbir haber alamıyorduk. 'YANDINIZ SİZİ ASACAKLAR' Yalnızca polislerin; "Yandınız. Yüz kişi öldü. Buradan sağ çıkmayacaksınız. Sağ çıksanız bile asılacaksınız!.." şeklindeki sözleriyle yetiniyorduk. Bizleri, kimlik tespitlerini yaptıktan sonra, ertesi gün Gayrettepe'deki 1. Şube'ye götürdüler. Gruplar halinde Şube'deki Konferans Salonu'na doldurdular. Hepimizi salondaki koltuklara oturttular. Başlarımızı önümüze eğme komutu verdiler. Sahnede de savcı ve katip yerlerini almışlardı. Ne olacağını o zaman biraz anlar gibi olmuştuk. Sivil polisler bizleri teşhis edeceklerdi. POLİSLER TEŞHİS(I) EDİYOR Teşhis ettikleri hakkında 'dava' açılacaktı. Polislerden bazıları salonda bizlere çok sert davranıyor, koltukların aralarına girip bizleri yumrukluyorlardı. Bazı polislerse, sevecen bir şekilde yanımıza yanaşıyor, 'geçmiş olsun' diyorlar ve hafifçe başımızı kaldırmamıza yardım ederek; " Bak işte, şimdi kapıdan giren bu kişi işkencecidir. İyi bak tanı onları" diyorlardı. Bize sevecen ve dostça yaklaşan bu polislerin POL-DER'li olduklarını anlamıştık... Derken, teşhis başlamıştı. Polisler rastgele teşhis ediyorlardı. Bir polis , aynı saatlerde, fakat başka yerlerde tam onaltı kişiyi birden teşhis edince Savcı'dan esalı bir "fırça" yiyecekti. Nihayet beni de bir polis 'teşhis' etti. Evet, ben de 'sanıktım' artık. Polis, Savcı'ya verdiği ifadesinde; "elimde demir çubuklarla, 'Tek Yol Devrim' diye bağırarak polis panzerine saldırırken" yakalanmıştım. (Bilmeyen gençler için açıklamakta yarar var; o günlerde biz solcuları birbirimizden en ayırdedici özelliklerimiz 'sloganlarımızdı') Oysaki ben TKP'li idim. Sloganlarımız farklı idi. (Yani polis teşhis etmemiş, rasgele tespit etmişti) Günler geçti. Bir gün biz 'sanık' durumuna düşmüş kişileri gruplar halinde Emniyet hücresinden alıp, Emniyet'te Savcı'nın karşısına çıkardılar. Savcı ifadelerimizi aldı. Sayımız teşhis işleminden sonra doksan sekize düşmüştü. Aramızdan on yedi kişiyi tutukladılar ve cezaevine gönderdiler. Geri kalan bizleri de, gece yarısını geçtikten sonra beşerli gruplar halinde salıverdiler. İfadeler gündüz alınmasına rağmen gece yarısını geçe bizleri saldılar. O sıralarda; "emniyetten kaçarken vuruldu" şeklindeki olaylar pek sık olduğundan, bizler de endişe-lenmiştik açıkçası. Mustafa Gürkan'ın tecrübesi ile kapıdan hemen bir taksi bulup Emniyet'ten uzaklaştık... İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava yıllar sürdü. Sıkıyönetim ilan edilince dava Sıkıyönetim Mahkemeleri'ne devredildi. Sıkıyönetim döneminde 'mahkeme çağrılarımız'; radyolardan ve televizyondan açık kimliklerimiz ve adreslerimiz okunarak yapıldı. DURUŞMALARDAKİ GARİP KOMİKLİKLER Yıllar yılı duruşmalara gidip geldik. Bazı duruşmalarda, yargıçları bile güldürtecek gariplikler de yaşandı. Duruşmalardan birinde; yargıç bir sanığa olay mahallinde nasıl yakalandığını sorduğunda, sanık; "efendim ben Bursa'dan İstanbul'a gezmek için gelmiştim. Dolmuşta yakalandım. Üzerimde 'öğretmen kimliği'mi gören polis üzerimi aradı. Üzerimde, eşime İstanbul'dan aldığım 'naylon kadın çorabı'nı buldu. Bana; 'bununla yüzüne maske yapıp banka soyacaktın değil mi?' diyerek; beni tutukladı..." Bir diğer duruşmada ise; bir 'tanık polis' ile, sanık arasındaki diyalog salondaki herkesi çok güldürmüştü. Yargıç; tanık polise soruyor: "Sen bu sanığı nasıl teşhis ettin?" Tanık polis yanıt veriyor: "Efendim bu kişi Mao'cuların reisi idi." Yargıç yanıtı doyurucu bulmamıştır ki; yeniden soruyor: "Nereden anladın?" Polisin yanıtı bu kez daha ilginçtir: "Efendim sanığın elinde Kızıl Çin bayrağı vardı. Bayrağı sallıyordu. Arkasındaki kalabalık da onun talimatlarına uyuyordu. Bu kişi; 'yat' deyince hepsi yatıyor, 'kalk' deyince kalkıyorlardı!.." Bu kez bu kadarına dayanamayan sanık söz alıp yargıca soruyor: "Efendim tanığa sorar mısınız, 'Kızıl Çin bayrağı' dediği bayrağı tarif etsin !.." Polis, Kızıl Çin bayrağı dediği bayrağı tarif edemeyince; yargıcın da sanıklarla birlikte kahkahalarını tutamaması kaçınılmaz oluyordu. Evet, yargılama aşaması böylesi trajikomik olaylara da sahne olan; gerçekte, olayın 'mağdurları' -[ki;iddianamede mağdurlar, 'Osmanlı Bankası Taksim Şubesi, Beyoğlu Kaymakamlığı, İsanbul Emniyet Müdürlüğü, Intercontinental Müdürlüğü' görünmektedir]- olan 'sanıklara'; yıllarca acılar çektiren, 'sakıncalılar' listelerine aldıran, 'pasaport yasağı' uygulatan uzun bir yargılama sonunda kimsenin içinden çıkamadığı bir hal alarak, gerçek failleri hiçbir zaman yargı önüne çıkaramadan zaman aşımından kapanıp gitmiştir. 1 Mayıs 1977 davası iddianamesinin girişinde, iddia makamının bile belirtmek zorunda kaldığı şu tespit, bir 'ibret belgesi' olarak günümüzde hâlâ geçerliliğini korumaktadır: "Bu büyük ve kanlı facianın tertipçisi, uygulayıcısı yurt ve insanlık düşmanı olan bu asli failler er geç tesbit edilecek ve tarihin ve şaşmaz adaletin önüne çıkarılıp hüküm giyeceklerdir..." Yalçın Ergündoğan
__________________ <..Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar 1 avuç, biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiç 1 şey yoktur ama kazanacağımız koca 1 dünya vardır..> Mahir Çayan <Savaşan, kaybedebilir.. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir!!> Che Guevara <İnsanım, insana dair hiç 1 şey benim yabancım değildir..> Karl Marx |
| | |
| | #25 (permalink) | |
| Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 15
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Alıntı:
evet........
__________________ Denizlere DEVRİM sözümüz var!!!!! Kahrolsun Faşizm.... Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye | |
| | |
| | #27 (permalink) |
| Üyelik tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 1
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | saoll yoldaşş bizler tek yürek oldktan sonraa kimse bizleri yada 1 mayısları yok edemezz yaşasın 1 mayıs kahrolsun faşizm
__________________ KomünistForum a Hoş Geldiniz. Lütfen İmza Boyutunuz 4 Puntoyu Geçmesin.... |
| | |
| | #30 (permalink) |
| Üyelik tarihi: May 2008
Mesajlar: 15
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0 ![]() | Buyurun bakın memleket ne halde.. Bakarmısınız cahil kafatsaçılara.. Bu insanlar,bilgisiz insanlar bizleri nasıl korurlar anlamış değilim.. Yazıklar olsun yaa içler acısı bir konu bence.. İçizmiz kan ağlıyor. 34 tane beyin i öldüren 17 yaşında bi fidanı asan. ( ÖLÜMÜN BİLE ANLAMINI BİLMİYORDU BELKİ ) ve bir çok AYDINIMIZI ,YAZARIMIZI ,SİVAS katliamını ve daha nicelerini gerçekletşrien ve bu tutumunu sürdüren büyüklerimiz !!! UYANIIN ARTIKK.. SİLKİLİN ARTIK.. ENTERNASYONELLE KURTULACAK İNSALIK... FAŞİZME İÇİMİZDEN KAN DAMLAYAN KILICIZ. BİR GÜN GELİR HESABINI SORARIZ...
__________________ '' SENİ ANLAMAK YAŞAMAKTIR. SENİ YAŞAMAK;AMANSIZLIĞA KAVGA VE POSTAL SESLERİ ALTINDA DİRENGENLİĞE DURMAKTIR. '' |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| anlatıyor…, bir, devrimci, işçi, katliamını, mayıs, yaşayan |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Stil | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Deniz Gezmiş Anlatıyor | gabarın asi rüzgarı | Öykü Köşesi | 2 | 06-03-2007 06:08 |
| Devrimci sınıf, devrimci teori, | gabarın asi rüzgarı | Devrimci Kişilik ve Devrimci Eğitim | 1 | 05-27-2007 23:57 |
| Devrimci 1 Mayıs Platformu: | umudun_adı | 1 MAYIS | 0 | 05-15-2007 23:55 |
| Mülksüzler Mayıs sayısı çıktı… | mülksüzler | Kitap ve Dergi Tanıtımı | 1 | 05-13-2007 01:57 |
| devrimci 1 mayıs platformunun 1 mayıs değerlendirmesi | metin_new | 1 MAYIS | 0 | 05-09-2007 22:01 |
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anda Saat : 21:09 .